Pazartesi, 28 Dhu al-Qi'dah 1443 | 2022/06/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Büyük Ülkeleri Destekleme Düşüncesi İslam Ümmetine Nasıl Bir Onur Kazandırabilir ki?!

بسم الله الرحمن الرحيم

Büyük Ülkeleri Destekleme Düşüncesi İslam Ümmetine Nasıl Bir Onur Kazandırabilir ki?!

Ukrayna’da devam eden savaş nedeniyle Sudan ve diğer yerlerdeki insanlar ikiye bölündü; kimisi Rusya’yı destekliyor, kimisi de Amerika’yı destekliyor!

Futbol vakıasında olduğu gibi genç ve yaşlı herkes futbolu desteklemeye iştirak ettiler, dahası Avrupa Şampiyonlar Ligi, İspanya Ligi ve İngiliz Ligi dahil olmak üzere yıl boyunca oynanan futbol ligleri, gençlerin ve yetişkinlerin zamanlarının çoğunu ayırdığı istasyonlar haline geldi. Bunun da ötesinde karanlık geceleri, (Barselona, ​​​​Real Madrid, Madrid...) ve benzerleri hakkındaki zafer ve mağlubiyet tartışmalarının olduğu boş zaferlere dönüştürmek ve içlerinden hiçbirisi kahraman olmaktan bahsetmeksizin bir halka etrafında dönmek için destekledikleri takımın galibiyeti dışında hayatın tadını bilmiyorlar.

Ümmet uyuşturuldu ve insanların çoğu, amigoluk yapan (figüranlara) dönüştükleri gibi insanların birçoğu da aynı garip zihniyetle savaş veya barış sırasında Amerika ve Rusya gibi büyük kurtların amigolarına dönüştüler. Dolayısıyla insanların arzusu, bir diğerini avlaması için bir kurda yardım etmektir. Bu da zafer elde eden kurdu, yenilmesi gereken bir av olmadığı halde kendisinin avı olduğunu düşündüğü avını avlamaya yönlendirmek içindir.

Batı, dünyanın dört bir tarafındaki tüm insanlar için bir yaşam tarzı çizen, insanların kafatasları üzerine kendi ihtişamını inşa eden, ümmetin servetlerini yağmalayan, dünyayı tasarlayan ve şekillendiren yozlaşmış ideolojisini genelleştirerek kirli oyununu idare etmektedir. Dolayısıyla insanlar, özellikle İslam gibi azim bir ideolojiye sahip olan Müslümanlar olmak üzere kendilerine iltifat edip kıymetini bilmeksizin Batı’nın zihniyeti, düşüncesi ve yaklaşımı dışında hayatın tadını bilemez hale geldiler. Amerika veya Rusya’yı desteklemek için iki gruba ayrılan halk kitlesi, köklü bir değişimin ve dünyayı darboğazdan çıkarmanın kaynağı oldukları gibi dünyayı dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine kavuşturacak olan kurtarıcıdırlar. Zira onlar, sevgili efendimiz ve ebedi liderimiz Muhammed Sallallahu Alayhi ve Sellem’in ümmetidir.

Batı iki kez zafer elde etmiştir: Birincisi Müslümanlara yönelik olmuştur. Bu da Hilafet Devletlerinin kaybolması, buna bağlı olarak da dünyaya, insanları yozlaşmış kapitalist ideolojinin zulmünden çıkarıp İslam ideolojisine kavuşturacak olan İslam zaviyesinin olduğu tek bir zaviyeden bakılan azim düşünce metotlarının kaybolmasıdır.

Sonra Batı, ikinci kez de hayatın, kainatın ve insanın bir yaratıcısı olduğunu kabul etmeyen sosyalist-komünist ideolojiye karşı zafer elde etmiştir. Böylece kapitalizm, yaratıcının varlığını zımnen kabul eden orta çözüm düşüncesiyle galip geldi ve kendi bünyesinde yıkımının tohumlarını taşıyan ideolojisiyle bugün dünyaya önderlik etmektedir. Zira şayet bekasını uzatan ve bu ideolojiyi benimseyenler arasında göze çarpan bir özellik olan saptıran ve gerçekleri gizleyen yamalı çözümler olmasaydı, evet şayet bunlar olmasaydı yıldızı sönüp gidecekti.

Kapitalist ideolojinin mızrak başı olan Amerika, dünyadaki tekliğinin büyüklüğünü ve dünya tahtındaki hakimiyetini hissetmiş, dahası onun tadı tatmıştır. Bu yüzden bu yüksek konumu ve ihtişamı korumak istediği gibi bunu güvence altına almak ve hiç kimsenin buna heveslenmemesini ve hiçbir devletin buna göz dikmemesini istiyor. Bu nedenle de Rusya ve Çin’e karşı büyük bir zafer elde etmek ve Avrupa’yı zayıflatmak istiyor.

Bu, uluslararası ittifaklar fikrine ve uluslararası denge ve konferanslar fikrine dayanmaktadır. Dolayısıyla bu ciddi bir çatışmadır ve bu çatışmada dünyanın birinci devleti konumunda olmak için bir rekabet vardır. Peki biz, bu uluslararası ivmenin neresindeyiz? Alkışlayan ve kazananı bekleyen bir ümmet mi olmalıyız? Yoksa gerektiğinde zalime yardım etmek ve bir ileri bir geri yapıp rolüne tekrar bakarak onu güçlendirmek için kullanılan kaldırım kenarındaki bir ümmet değil de ideolojik bir ümmet olduğumuzu ilan etmek için masayı herkesin aleyhine çeviren bir ümmet mi olmalıyız?

Asla ve hâşâ! Zira bu ümmet, Kur’an ümmetidir, saf ve iffetli olan namaz ümmetidir, mağdur olanlara yardım eden bir ümmettir ve onurlu, gururlu ve egemen bir ümmettir. Dolayısıyla artık ümmetin, kendi kaderini belirlemesinin ve ümmeti derin düşünmeye, her şeyi tam net bir şekilde anlamaya ve bir korkağın korkusuna değil de binlerce kez tedbir korkusundan korkmaya sevk edecek İslam ideolojisine geri dönmesinin zamanı gelmiştir; zira şu anda cesaretlendirdiğiniz kurt, uysal kuzu olmayan bir kurttur. Dahası artık çöküş döneminin geldiğini bilmektedir. Aslında ümmet onu birçok kez avladı. Ancak görünmezlik yöntemi, gerçekleri gizleme ve aldatma politikası ümmetin evlatlarının bir kısmını kör etti.

Rusya bize yan gelip yatacağımız bir yön bırakmadı; zira Kırım yarımadasında Müslümanları katletti, onları yerinden etti, Beşar Esad’a destek verdi, sahip olduğu tüm silahlarla geldi, Halep’te kavrulmuş toprak politikası uyguladı ve Müslümanlara karşı suçlar işledi. Ayrıca aynı politikayı Çeçenistan’daki Grozni’de uyguladı, 1979’dan 1989’a kadar Afganistan’ı işgal etti ve yaklaşık 4 milyon Müslümanı öldürdü. Şimdi de kavrulmuş toprak politikasını Ukrayna’nın Mariupol şehrinde uyguluyor. Yine Rusya, Burma hükümetinin Rohingya Müslümanlarına karşı işlediği cürümlere ve Çin’in Doğu Türkistan’da Müslüman Uygurlara karşı işlediği cürümlere sessiz kaldı. Şimdi de Wagner güvenlik şirketi, Orta Afrika ve Mali’deki Müslümanları öldürüyor. Dahası Özbekistan, Tacikistan ve Kazakistan'da hakkı haykıran Müslümanları bastırmak için Orta Asya’daki ajanlarına yardım etti. Dolayısıyla bugünkü Rusya da; Sovyetler Birliği’nin varisi olup İslam ümmetine karşı tenini değiştirmedi. Peki güvenliğini sağlamak için insanları ve taşları öldürerek halklara karşı kirli rolünü uygulaması için nasıl desteklenebilir?

Amerika’ya gelince; onun İslam’a karşı nefreti hakkında uzunca konuşabilir. Zira o, tüm dünyadaki yırtıcı kurtların anasıdır. Dolayısıyla Amerika tüm insanlığa karşı ilk ve son olduğunu ve gözlerinin kozmik varlığını tehdit eden İslam’da olduğunu biliyor. Peki bunu bildiği halde neden yozlaşmış ileri gelen zalimleri destekliyor? Kerim Rasulümüzün, bir yanında İranlıların diğer yanında Rumların olduğu zamandaki tutumu neydi? Efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne yaptı? Bu ikisine bir izleyici gibi baktı mı? Yoksa bu ikisine, azim İslam’ın bakış açısı olan belirli bir bakış açısından mı baktı?

Evet, efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem, devletinin, Persler ve Romalılarla rekabet eden dünyanın süper bir devleti olmasını istiyordu. Bu yüzden Medine’de devletini ilan ettiğinde pratik adımlar attı. Zira Müslümanların gücünü göstermede ve küfrün cesaretini kırmada seriyyeler önemli rol oynadılar. Ayrıca amacın netliğini gösteren siyasi eylemlerde bulundu; bu ise İslam’ı yaymak ve devleti, onu gözetleyip duran düşmanlara karşı güvence altına almaktır. Dahası Hudeybiye Antlaşması’nı imzalayarak Yahudileri kendi devletine boyun eğdirmeyi başardı. Bilakis Kerim Rasulümüz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bunun da ötesine giderek Nübüvvet ile yönetimin arasını birleştirdi. İslam’ı ideolojik devletiyle somutlaşmış bir din ve hayat nizamı olarak göstermek için mektupları bir medya aracı olarak kullanarak Arap Yarımadası dışındaki dünyanın krallarına ve emirlerine onları İslam’a davet eden mektuplar gönderdi. Böylece Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in elçi alayı, insanlara hidayetin müjdelerini ve nurlarını taşımak için yola koyuldular. Zira onların bazıları bundan habersizdi, Kayser gibi bazıları da bunu bekliyordu.

Enes Radıyallahu Anh’dan, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, Kisra’ya, Kayser’e, Necaşi’ye – ki bu cenaze namazını kıldığı Necaşi değil- ve diğer güçlü kimselere, onları Allah Azze ve Celle’ye davet eden mektuplar yazdığı rivayet edilmiştir. Nitekim mektuplar, Habeş kralı Necaşi’ye, Mısır’daki Kıptilerin lideri Mukavkıs’a, Pers kralı Kisra’ya, Roma imparatoru Heraklius’a, Bahreyn kralı Munzir Bin Sava’ya ve bunların dışındaki diğer kral ve emirlere yazılmıştır. Efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in İslam ümmeti için tesis ettiği ilk devlet işte böyleydi. Dolayısıyla bizim için, İslam’ı yaymak ve düşmanların şevkini kırmak üzere kurulmuş bir diş siyaset belirlemiştir.

Bugünkü devletler de, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in dönemindeki devletlere benzemektedir. Zira bu ülkelerin davranışları, bugün dünyayı tiranlığa boyun eğdirmekte ve insani değerleri aşağılamaya çalışmaktadır. Nitekim Amerika, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere gibi büyük ülkeler, sanki dünya arka bahçeleriymiş gibi davranmaktadırlar. Ayrıca kendilerine isyan edenlere boyun eğdirmek için sistematik sömürgecilik politikasını uygulamaktadırlar. Bu yüzden dünya sefil ve perişan bir hale geldi ve insanlar işleri hakkında kafa karışıklığı yaşamaya başladılar. Tıpkı Romalıların ve Perslerin davranışlarından dolayı insanların yaşamlarının ve geleceklerinin zarar gördüğü ve dünyanın birinci ülkesi konumuna ulaşmak için saçma sapan savaşların olduğu Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in döneminde olduğu gibi.

Sevgili efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, işlerini ve dış siyasetini cihada ve ümmetin maslahatına dayalı olarak idare etmedeki aydın düşüncesi, dünyayı kaosun pençesinden, cehaletten ve büyük ülkelerin hırslarından kurtarmak için İslam Devleti’nin kurulduğu ilk günden beri kaçınılmaz bir karar ve ölüm kalım meselesi olmuştur. Nitekim dünyanın birinci ülkesi olmak, tiranlık yapmak, milletlerin ve halkların servetlerini yağmalamak anlamında değildir. Bilakis dünyanın dört bir tarafında adaleti tesis edecek olan azim İslam dini sayesinde doğru yolu gösteren merhamet ve lütufla karışmış bir dünya yönetimi olmaktır.

Dolayısıyla bugün, merhameti ve şefkati olmayan ve geleceğimize hükmeden ileri gelenlerin kurbanı olmak için kurtların zaferini seyreden ve bekleyen bir ümmet olmak yerine hak olan bir ümmet olarak alemlere adaleti ve merhameti yeniden tesis etmek için dünya egemenliğine daha layık olan gerçek bir ümmet olmalıyız.

Bu destek düşüncesi, İslam ümmetine yakışmaz ve ona şan ve şeref de kazandırmaz. Bilakis ümmeti, yaraları aşındıran ve servetleri yağmalanan milletlerin kuyruklarında zayıf ve değersiz bir şekilde bırakır. Bu yüzden ümmeti kurtaracak olan, kişinin hakkı hak bilip ona tabi olan ve batılı batıl bilip ondan sakının aydın bir fikre sahip olmasını sağlayacak azim İslam’ın köklerine geri dönmesidir. Bu yüzden kişinin ilk ve son endişesi, insanlığın merhamet ve adalet özlemlerini gerçekleştirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin altında ümmetin otoritesini yeniden elde etmek için dünyanın sorumluluğunu üstlenmek olmalıdır. İşte çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Muhammed Semâni – Sudan

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER