Çarşamba, 06 Şevval 1447 | 2026/03/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Ümmetin ve İnsanlığın Aradığı Gerçek Vizyoner Devlet Adamı

بسم الله الرحمن الرحيم

Ümmetin ve İnsanlığın Aradığı Gerçek Vizyoner Devlet Adamı

 

İslam Ümmeti, tüm zulümlere rağmen iki milyardan fazla Müslümanla ve her gün inanılmaz artan insan kaynağıyla, dünyanın en güçlü, donanımlı, cesur ordularına, dünyanın en verimli topraklarına, en bereketli yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip olmasına rağmen işgallere, sömürülere, en ufak bir zulme dahi son verecek siyasi iradeye, etkiye sahip olamıyor.

Sebebi ise gerçek gücün, servetle değil liderlikle elde ediliyor olmasıdır. Gerçekten şu ki; İslam Ümmetini bu duruma mahkûm eden, sahip olduğu tüm avantajlarını, enerjilerini, ümitlerini heder eden, boş sloganlarla ve siyasi mugalatalar ile oyalayarak dünya ve ahirette başarının garantisi olan gerçek değişime ulaşmaktan alıkoyan, hatta İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarına olan yakınlıkları, dostlukları ve hizmetleri ile kendini öven, sahte ve abartılı imajlarla süslenmiş, başına musallat olmuş zararlı, zorba, merhamet yoksunu, küfür düzeninin “megalomanyak”, fasit siyasi liderleri ve bekçileridir.

En başta belirtelim; liderlik ile lider aynı şey değildir. Liderlik bir vizyon iken, lider bir vizyonu benimseyip, kendi kişiliğinde cisimleştirerek onunla öncülük edendir. Demek ki gerçek bir vizyona sahip olmayanlar asla lider olmaya da layık değillerdir. Demek İslam Ümmeti liderlere değil, gerçek vizyoner liderliği sahiplenip taşıyan adam gibi devlet adamlarına muhtaçtır.

Gerçek ve sarsılmaz bir vizyonu sadece ve sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ sunmuştur. Dolayısıyla İslam’dan başka, İslam’ın dışından olan her türlü “vizyon” iddiası, ancak şahsi hevesleri ve arzuları gerçekleştirmeye yönelik “vehimden” ibarettir ve başarısızlığa mahkûmdur. Nitekim, nice güçlü toplumlar, devletler, ideolojiler gördü bu dünya ama her biri sonunda yok olup gitti. Dün geçerli ilan ettiği hukuku bugün yok sayan, adaleti sadece insanların küçük bir kesimine layık gören, servetleri bir avuç insanın mülkiyetine vererek çoğunluğu yoksulluğa mahkûm eden, ahlak ve edebi sadece sapkın cinsel arzularının kısıtlandığı veya maddi kazancının tehdit görebileceği yere kadar taşıyan (en son delili Epstein olaylarıdır), dünyanın idaresini inhisarına alarak kendisini en üstün ve sonsuz gücün ve başarının sahibi zanneden kapitalist dünya düzeni de bugün can çekişiyor. En baştan itibaren kendi helvadan putlarını (hürriyetler, eşitlik, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, uluslararası hukuk vs.) yiyerek ancak bugüne dek gelmeyi başarmış olan sömürgeci küfür düzeninin elinde insanlığı kandıracak hiçbir “kapitali” kalmamıştır. Bu düzenin dümenini elinde tutanlar ise, dönüşü olmayan sularda kayaya oturttukları gemiyi terk etmekten aciz, artık kendilerini hayatta tutacak hiçbir şeyleri kalmadığından her zamankinden daha vahşi, adeta kuduz hayvan gibi önüne geçen herkese ve her şeye saldırıyorlar.

İnsanlık tarihi delildir ki vehimler, hiçbir zaman vizyon olamamıştır. Bu vehimler üzerinden inşa edilen liderlikler ise insanlığı kısır döngülerin dişlileri arasında ezerken, kendi kendini yok etmiştir. Bu tarz liderlikler ile insanların işlerini gütmeye soyunanlar ise en fazla firavun, nemrut, zorba, diktatör ve ısırıcı melikler olabilmiş ve yine kendilerinin ve tüm yaratılmışların Rabbi olan Allah’ın gazabına uğrayarak helak olmuşlardır. Vizyondan yoksun düzenleri de kendileriyle birlikte helak olmuştur.

Gerçek, sahih ve başarılı vizyon; İslam’ın ta kendisidir. Bu vizyon başarısının garantisini onu sunan Âlemlerin Rabbi Azîz ve Celîl olan Allah’tan aldığından, kapitalizmde olduğu gibi sadece insanların bir kısmını değil, tümünü huzura götürür; kendisini benimseyen her toplumu sadece maddi bir kalkınmaya değil, ahlaki, insani, kültürel, bilimsel ve herkesin elde edebileceği doğru kalkınmaya götürür. Bununla birlikte, insanları iki günde bir değişen ömür boyu alternatif arayışına terk ederek huzursuz, doyumsuz ve mutsuz bir hayata mahkûm etmez, çünkü Allah’ın olan bu vizyon yine Allah’ın insanoğluna verdiği fıtrata uygundur.

Bu vizyonun başarısı, sadece dünya hayatı ile sınırlı olmayıp ahirette de sonsuz olduğundan, onu sahiplenenler de gerçek vizyonerlerdir. Gerçek vizyonerlerde hiçbir korku, dur durak yoktur; onlar hiçbir korkuya yenik düşmez, fedakârlıkta, sabır ve sebatta sınır tanımazlar. Onlar güç sahibi olarak kendilerini değil Allah’ı gördükleri için büyüklenmenin aksine hayatlarını asıl gücün sahibinin hizmetine adayarak vakarla örnek ve öncü olurlar, bundan dolayı kimseye de boyun eğmez, hedefe varan yolda hiçbir pazarlığa girmez, taviz vermezler.

Gerçek vizyonu sahiplenenler, gerçek vizyonerlerdir. Onları lider kılan şey, karizmaları, paraları, sosyal çevreleri değil, sahiplendikleri vizyoner fikrin liderliğidir. Onlar birbirleri ile rekabet içinde değil, birbirlerini cesaretlendiren, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan, birlikten güç alan, daima Allah’ın ipine tutunan ve tutunmaya davet eden şahit ve emin devlet adamlarıdı r.

Vizyoner bir liderliği sahte liderliklerden, dolayısıyla güvenilir lideri, lider görünümlü, aldatıcı megalomanyaklardan ayırt eden en önemli özellikleri kısaca şöyle özetleyebiliriz:

- Yenilikçidirler:Herkesin yaptığını taklit eden değil, tüm insanlık ve dünya için fayda odaklı değer yaratacak, sürdürülebilir gelişme ve kalkınma sağlayan yeni çözümler ve konseptler üretebilen ve bunları hayata geçirebilme becerisi olan seçkin şahsiyetlerdir. Vizyoner bir liderlik, hiçbir zaman, hiç kimseden, hiçbir şeyden etkilenmez, aksine ulaştığı her yeri, her şeyi, her dönemde etkileyendir. Dolayısıyla vizyoner liderliğe sahip kişiler, gayelerini ve hedeflerini ellerinde tutarcasına zihinlerinde tasavvur edebilen, alışılmış ve dayatılan düşünce kalıplarını kabul etmeyen, onlara meydan okuyan ve onları aşan kişilerdir. Dünyevi menfaatler peşinde koşturanların aksine vizyoner liderliğe sahip olan kişiler; eylemlerini tamamen takva, ihlas ve ihsan ile, Allah’a, Müslümanlara ve insanlara hesap vereceğinin bilinci dışında hiçbir plan yapmaz, hiçbir stratejiye ve yola meyletmezler.

- Feraset sahibidirler:Karmaşık ve çok katmanlı bağlantıları anlayabilen, analitik düşünen kişilerde görülen bu haslet, Müslümanda çok farklı bir boyut kazanmaktadır. Feraset, ancak Allah’ın nuru ile bakanda oluşur ve sıradan insanların ileri görüşlülüğünden çok daha öte olan bir yetidir. Allah’ın nuruyla bakan kişi; yüzeysel bilgilerle, cevaplarla yetinmez, her zaman meselelerin derinine iner ve aydın bir bakış ile analiz eder. Elde ettiği bilgileri de Rabbinin koyduğu ölçüler ile değerlendirerek kararlar alır ve bu kararları uygulamaya geçirir. Yani, feraset sahibi vizyoner devlet adamının aksiyon çerçevesi sadece Şer’i hükümlerdir.

- Basiret sahibidirler:Hedef odaklı olmaları, onları günlük, anı kurtaran çözümlerle meşgul olmakla sınırlandırmaz, daha ziyade uzun vadeli hedeflere ulaştıracak, sağlam stratejilere sahip olan sağlam kişilerdir. Basiret sahibi devlet adamının tek sınırı Allah’ın rızası, tek hedefi de ahirette kurtuluşa erenlerden olmaktır. Allah’ın koyduğu hedef ve başarı değerinden başka bir hedef, başka bir değer gözetmeksizin, sadece Kur’an, Sünnet, Sahabenin İcması ve Kıyas ile dünya ve ahiret için başarıyı hedefler. Böylesi bir vizyonun sağladığı basiretli devlet adamı için en büyük zarar, hatta helak nedeni, gaye ve hedefinin dışına düşmektir. Bununla birlikte çevresini de asıl hedefe ulaşmak için motive edebilen, harekete geçirebilen, insanları hedeften alıkoymaya yönelik tehditlere, tehlikelere karşı uyaran, ciddiyet, azim, dürüstlük ile örnek olandır. Halbuki geldiğimiz noktada tüm insanlık; kapitalist ve diğer küfür sistemlerinin “sözde ileri görüşlü” oportünist zihniyetlerinin eliyle çektiği zarar ve yıkımdan ne kadar da yorulmuştur...

Liderlik ile lider arasındaki farkı biraz daha netleştirmek icap etmektedir: Liderlik genelde karizmatik, çevresi ve maddi imkanları güçlü olan kişiden kaynaklı bir fazilet olarak anlaşılmaktadır. Oysa Rabbimiz liderliği Usvet-ul Hasene olan Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem’i bile atfetmemiştir. Evet, onu Usvet-ul Hasene ve Âlemlere Rahmet peygamberi olarak adlandırmıştır… Fakat liderliğin kendisini, “Habibim” dediği peygamberine, Rasulüne (sav) bile atfetmemiş, fakat onu vizyoner liderliğin en seçkin, en örnek alınası taşıyıcısı olarak tanımlamıştır.

وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ﴾ ﴿ “Muhammed ancak bir Rasuldür. Ondan önce de pek çok peygamber gelip geçmiştir. Şayet o ölür veya öldürülürse, ökçeleriniz üzerine eski dininize geri mi döneceksiniz?” [Al-i İmran 144]

Demek ki Âlemlerin Rabbi olan Allah Subhanehu ve Teâlâ, peygamberini örnek olarak almamızı emrederken, onun taşıdığı mesajı -o eşsiz vizyoner liderliği- onun taşıdığı gibi taşımamızı emretmiştir. Zira Rasul (Arapça: رسول), kelime anlamı olarak: “ tasarrufa hakkı olmaksızın, birinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse” demektir. Yani Rasul; Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın insanları “müjdelemek ve uyarmak vizyonu” ile görevlendirdiği kişilere verdiği unvandır. Buna göre rasuller ölür veya öldürülür ama mesajları kıyamete kadar diri kalır! İslam’a iman eden kişiler ise Rabbimizin ﴾ وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ ﴿ “Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, verdiği nimetlerle sizi imtihan etmek için bir kısmınıza diğerlerinden üstün dereceler veren O’dur.” [En’am 165] diyerek kendilerine yüklenmiş olan bu yüce misyonu Muhammed ur-Rasul’den Sallallahu aleyhi ve Sellem’den miras alarak üstlenenlerdir.

Özetle; İslam Ümmeti sahih bir liderliğe muhtaçtır. Bu liderlik esrarengiz veya icat edilmeyi bekleyen bir hayal, bir vehim değildir. Aksine Âlemlerin Rabbi olan Allah Subhanehu ve Teâlâ bu liderliği insanlığa gönderdiği son peygamberi, son Rasulü olan Muhammed Sallallahu aleyhi ve Sellem’e vahyederek bizlere göstermiştir. Bu liderlik ne ruhani ne felsefi ne bilimsel ne de beşerîdir. Bu liderlik tamamen İslam’ın (Kur’an ve Sünnetin) insanların işlerini siyasa etmesidir. Dolayısıyla her bir Müslüman imanının getirisi olarak bir siyasetçi ve devlet adamıdır.

Hizb-ut Tahrir’in kurucusu, âlim, müçtehit ve siyasetçi Takiyyuddin en-Nebhani (rm) “devlet adamı” kavramını “Siyasi Mefhumlar” adlı kitabında şöyle tarif etmiştir: “Devlet Adamı; icat edici siyasi bir lider, yönetim akliyetine sahip, devlet işlerini idare edebilecek, sorunları çözebilecek, özel ve umumi alakalarda hükmedebilecek kişilerdir. Devlet Adamı, bir yönetici olmasa da yönetim işlerinden bir şeyi deruhte etmese de insanlar arasında bulunabilir.”

Demek oluyor ki; devlet adamı (siyasetçi, İslami vizyonun liderliğini taşıyan Müslüman) aktif siyasi bir kişi olabileceği gibi, görev başındakileri muhasebe eden bir kişi de olmalıdır, İslam Ümmetinin birliğini sağlayan liderliği ikame etmek için çalışan kişi de olmalıdır, Ümmeti ve insanlığı küfür sistemlerinin tehlikelerine, hilelerine karşı uyaran, onları karanlıklardan aydınlığa, bataklıklardan refahın zirvelerine ulaştıran vizyoner mesajın taşıyıcısı, koruyucusu, hatta bizzat cisimleşmiş hali olmalıdır. Zira Ümmet ve insanlık helak edici sahte liderlerden yoruldu, gerçek liderliğin ışığında yönetilmeye, idare edilmeye, başarılı bir şekilde kurtarılmaya, hakkı olan gerçek kurtuluşla huzura kavuşturacak sürdürülebilir başarıya muhtaçtır.

Bunun için en başta İslam akidesinden kaynaklanan siyasi fikirler yerine kapitalist fikir ve çözümlerle yönetme işinden kopmak istemeyen taklitçi, aciz yöneticilerden kurtulup, icat edici vizyoner siyasiler olup el ele vermeye gayret etmeliyiz.

Yine iç ve dış siyasetini sömürgeci ABD, NATO, AB ve BM ile ittifak çizgisinden bağımsız yürütemeyen, esir zihniyetlerden kurtulup Şer’i hükümlerin belirlediği İslami vizyonun gerçek hürriyetiyle yöneten devleti ikame edecek gerçek hür devlet adamları yetiştirmeli ve onları destekleyip güçlendirmeliyiz.

Ümmetin ve insanlığın sorunlarını çözmede İslam akidesinden kaynaklı “mesuliyet ihsasına” ve “liderlik vizyonuna” sahip devlet adamları yetiştirmek için çalışmalıyız. Bu çalışmayı yapmaya muktedir olan yine ancak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın gösterdiği, emrettiği şekilde lider bir kitle, diğer bir ifadeyle lider bir siyasi partidir. ﴾وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴿ “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan seçkin bir topluluk bulunsun. İşte onlar, doğru ve kalıcı yatırım yapıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” [Al-i İmran 104]

Dünyanın ve Ümmetin hâli yamalı çözümlerle değil, ancak köklü bir değişim ile değişir. Bu da İslam ideolojisi üzerine kurulmuş, İslami görüşlere sahip, İslami fikirler, hükümler ile hareket eden İslami siyasi partilerle olur. Zira liderlik şahıslarda değil FİKİRDE olmalıdır. Şahıslar değişse de fikir asla değişmez! Vizyoner bir siyasi partinin ve vizyoner siyasetçilerinin metodu ancak Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem’in metodudur, yani Nübüvvet metodu üzere davet çalışmasıdır. Böylesi bir parti ve siyasetçiler/devlet adamları şiarlarını Kur’an’dan aldıkları için onların her halini yakından takip edebilir, onları muhasebe edebilir ve gerektiğinde yine Kur’an ve Sünnet üzere kolayca düzeltebilirsiniz, ki onlar ancak şöyle derler:

﴾ قُلْ هٰذِه۪ سَب۪يل۪ٓي اَدْعُٓوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَص۪يرَةٍ اَنَا۬ وَمَنِ اتَّبَعَن۪يۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ﴿ “De ki: “İşte benim yolum budur: Ben ve bana tâbi olanlar, insanları Allah’a körü körüne değil, basiret üzere, delillere dayanarak ve ne yaptığımızı bilerek dâvet ediyoruz. Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim ve ben, O’na ortak koşanlardan değilim!”” [Yusuf 108]

Başarı imanın genlerine işlenmiş bir hakikattir. ﴾ وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يدًاۜ ﴿ “İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasul’ün de size şahit olması için sizi vasat/lider bir ümmet kıldık.” (Bakara 143)

Burada “şahitler” kelimesi ile vizyoner siyasetçinin en önemli vazifesi tarif edilmektedir. Şâhit kelimesinin bir anlamı da “gözetim altında tutmadır”. Buna göre bütün insanları gözetim altında tutma görevini Allah Subhanehu ve Teâlâ İslam Ümmetine vermektedir. Yani Allah Subhanehu ve Teâlâ, İslam Ümmetinin bütün insanları kontrol etme gücünde olmasını murat etmektedir. İslam Ümmetini her türlü taşkınlıktan, haddi aşmaktan, zulmetmekten alıkoyan ise Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem’in Ümmet üzerindeki şahitliği, yani gözetimi ve kontrolü altında olmasıdır. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem bu vazifesini İslam Ümmeti üzerinde vahyi anlatarak ve uygulayarak yerine getirmiş ve kıyamete kadar taşınması ve canlı tutulması gereken bir miras olarak bırakmıştır. Velhasıl, tüm insanlık acilen İslam Ümmeti’nin vizyoner liderliğine muhtaçtır ve bu liderliği hasretle beklemektedir. Bu liderliğin yeniden inşa edileceğini Allah Subhanehu ve Teâlâ vadetmiş, Rasulü Sallallahu aleyhi ve Sellem de müjdelemiştir.

Özetle, Mü’min karamsar olmasını gerektirecek hiçbir neden yoktur. Aksine vizyon sahibi Mü’minler olarak şimdi daha da azimli, daha da gayretli çalışma zamanıdır. Zira, dünyaya yeni bir şafak söküyor. Şimdi artık perdeleri kenara çekip pencereleri ardına kadar açıp sabah meltemini içeri alan “vasat Ümmetin” “şahit” kahramanlarının zamanıdır. Gerçek başarılı gerçek değişimi getirecek olan gerçek “vizyonerler” onlardır!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zehra Malik

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER