- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Kardeşlerinden Yana Taraf Olan Biri, Onlarla Birlikte Sömürgeci ve Gaspçı Ülkelere Karşı Savaş Açar Ey Erdoğan!
Haber:
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz. Türkiye olarak sulh ve sükunun tarafındayız. Huzurun ve istikrarın, dayanışmanın ve işbirliğin tarafındayız. Evrensel değerler, adalet ve kalkınmanın tarafındayız.” (2026.03.04 Haber7)
Yorum:
Erdoğan’ın yukarıdaki ifadeleri, hakikatten uzak, sömürgeci kâfirlerin lügatinden devşirilmiş, genel olarak Ümmetin, özel olarak ise İran halkının dertlerine derman olmaktan uzak acizane bir söylemdir, İslam ümmetinin celladı olan Batılı sömürgeci güçlerin dayattığı ulus-devlet mantığı ve anlayışının tipik bir tezahürüdür ve zehirli bir dildir. Zira Erdoğan’ın, zorba Amerika ve ucube Yahudi varlığının saldırdığı İranlıları ve Lübnanlıları tek bir vücudun azaları gibi görüp kendisine yapılmış bir saldırı olarak kabul etmemesi, sömürgeci kâfir Sykes-Picot’un çizdiği suni sınırları derinliklerine kadar kabul edip özümsediği anlamına gelir. Çünkü bir Müslümanı diğerinden “sınır” ve “pasaport” ile ayıran, ardından ona bir yabancıymış gibi komşu diyen bir anlayış, Ümmetin birliğini parçalayan laik kapitalist ideolojinin bir ürünüdür. Hakiki bir İslami liderlik, sınırların ötesini komşu değil, kendi toprağı ve oradaki Müslümanı da kendi canı olarak görür. Dolayısıyla ona yapılan saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak kabul edip gasıp saldırgana yanıt vermek ve onu tarihin derinliklerine gömmek için ordularını ve tüm imkanlarını seferber eder.
İslam’a göre Müslümanlar coğrafi olarak komşu değil, akidevi olarak tek bir vücuttur. Müslüman ülkeleri arasındaki sınırlar, ümmeti parçalamak için çizilmiş Sykes-Picot mirası habis çizgilerdir. Yahudi varlığının Filistin ve Gazze’de katliam ve soykırım yapmasına ses çıkarılmamasını, Amerika ve Yahudilerin İran’a düzenlemekte oldukları barbar ve acımasız saldırılara sessiz kalmamızı ve ölü sessizliğine bürünmemizi sağlayan işte bu habis sınırlardır. Bir Müslüman için Suriye, Irak veya Filistin ve İran bir dış mesele veya komşu meselesi değil, bizzat evin içi meselesidir.
Madem tarafsız değilseniz ey Erdoğan! Gazze’de soykırım işlenirken, Doğu Türkistan’da zulüm arşa çıkarken, Myanmar’da Müslümanlar yerlerinden yurtlarından edilirken, Suriye’de Müslümanlar şebbihalar tarafından kıyım kıyım doğranırken neredeydiniz? Şu an İran ve Lübnan bombalanırken ordular neden hala kışlalarında bekletilmektedir? Peygamber ocağı kabul edilen bu devasa ordulara, Peygamberin ümmetini ve topraklarını mı yoksa Erdoğan ve benzeri Ruveybida ajan yöneticilerin koltuk ve tahtlarını korumak için mi yıllardır milyarlarca dolar harcanmaktadır?
O yüzden Erdoğan’ın “Tarafsız değiliz” iddiası, içi boş bir hamasetten ibarettir. Zira İslam hukukunda ve siyasetinde tarafsız olmamak; kınama mesajları yayınlamak veya insani yardım kolileri göndermek değildir. Kaldı ki Müslümanlara veya İran dahil olmak üzere bir Müslüman ülkesine kafirler tarafından bir saldırı düzenlendiğinde tarafsız kalınamaz. Aksine orduları harekete geçirip o kâfirlerin bölgedeki nüfuzunu kökten kazıması ve başta Filistin olmak üzere işgal altındaki toprakları kurtarması kendisini Müslüman gören her yöneticinin en öncelikli görevidir. Tarafsız olmadığını söyleyip sömürgeci kurumların (BM, NATO vb.) çizdiği sınırlar içinde kalmak ümmeti kandırmaktan, “Evrensel değerler, adalet ve kalkınma” gibi ifadelerden de dem vurmak, Batı’nın kokuşmuş kapitalist sistemini ve laiklik dayatmasını şirin gösterme çabasından başka bir şey değildir ve Batı’nın demokrasi ve hürriyet ambalajlı zehrini Müslümanlara enjekte etmek demektir. Müslümanların katledildiği, topraklarının işgal edildiği, ülkelerine saldırı düzenlendiği ve mukaddesatlarının çiğnendiği bir dönemde sükunetten bahsetmek; Evrensel değerler ve adaletten dem vurmak, zalime yol vermek, mazluma ise “ölürken sessiz ol” demektir.
Bu söylemler, Ümmetin duygularını uyuşturmaya yönelik diplomatik bir afyondur. Müslümanların ihtiyacı olan şey; laik demokratik sistemin “sulh ve sükûn” masalları değil, kâfirlerin kökünü kazıyan, Müslümanlar arasındaki yapay sınırları ortadan kaldıran, işgal altındaki toprakları kurtaran, Müslüman ülkelere saldıran sömürgeci kafir ve gaspçı varlıktan intikam alan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’tir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş



