- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
İslam'ın Koruyucuları Olacak Alimlere İhtiyacımız Var
Haber:
ABD ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırısı, Endonezya'nın Barış Kurulu'ndan ayrılması yönünde geniş çaplı taleplere yol açtı. Bu koşulların gölgesinde Cumhurbaşkanı Prabowo, 5 Mart 2026 Perşembe günü İslami örgütlerin liderlerini birlikte iftar yapmaya davet etti. Prabowo'nun mensubu olduğu Gerindra Partisi'nden Halk Danışma Meclisi Başkan Yardımcısı Ahmed Mezani, devlet başkanının durumu görüşmek üzere İslami örgütlerin liderlerini davet edebileceğini söyledi. Ayrıca tartışılacak konular arasında Endonezya'nın Barış Kurulu'na ilişkin tutumunun da yer alacağı eklemesinde bulundu. 4 Mart 2026'da şöyle devam etti: “Bu nedenle yarınki toplantı bu çabaların bir parçasıdır. Cumhurbaşkanı görüşleri dinlemek istiyor ancak bu konuda kendi görüşünü de belirtecektir.” Ayrıca Prabowo Endonezya'nın Barış Kurulu'ndaki üyeliğini sürdüreceğini açıkladı. Zira Bloomberg'e verdiği ve “Prabowo, kriz esnasında sadece Endonezya'nın bütçe açığı sınırını aşmaya açıktır” başlıklı yayınlanan özel röportajda Prabowo şunları söyledi: “Ödemeler dengesi sürecine katılıyorsak, hâlâ bir etki oluşturabilir ve uzun vadeli bir çözüme ulaşmak için çalışabiliriz; bizim görüşümüze göre bu çözüm, bağımsız bir Filistin ve iki devletli çözümdür.” (16/03/2026)
Yorum:
Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, 22 Ocak 2026 Perşembe günü İsviçre'nin Davos kentinde Endonezya'nın Barış Kurulu'na katılım anlaşmasını imzalamış; bu da protestoların patlak vermesine yol açmıştı. Ardından 3 Şubat 2026'da İslamcı liderleri başkanlık sarayına davet ederek Endonezya'nın ABD tarafından şekillendirilen Barış Kurulu'na katılma kararını açıklamıştı. Bunun ardından çeşitli İslamcı gruplardan gelen alimlerin ve davetlilerin çoğu, belirli şartlar altında Endonezya'nın Barış Kurulu'na katılmasını anlayışla karşıladıklarını ifade etmişlerdir. Aynı durum İran'ın saldırıya maruz kaldığı sırada da tekrarlanmış olup bu da Endonezya'nın bu kuruldan çekilmesi yönünde taleplere yol açmıştır. Ancak sarayda toplu bir iftara davet edilmelerinin ve cumhurbaşkanının Barış Kurulu'na kalma konusundaki görüşünü ve kararını açıklamasının ardından, liderlerin tutumu “meseleyi anladıkları” şekilde kalmaya devam etmiştir!
Bu bağlamda geçmişteki Müslüman alimlerin bazı tavsiyelerini sizlere sunuyoruz. Nevevi şöyle demiştir: “Eğer onlara nasihat etmek ve zulümlerine karşı çıkmak için olursa emirlere yakınlaşmak iyidir; yok eğer dünyevi çıkarlar içinse bu zemmedilen bir şeydir.” [Nevevi Şerhi Sahih-i Müslim, C. 18, S. 18] Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demiştir: “Alimlerin en hayırlısı, sultanın huzuruna çıkıp ona iyiliği emreden ve kötülükten sakındırandır; onların en şerlisi ise sultana batılı süslü gösterendir.” [Mecmu'u'l Fetava, C. 35, S. 373] Gazali şöyle demiştir: “Selefler sultanlardan kaçıyorlardı ama sizler, onlara akın ediyorsunuz.” [İhya-u Ulumiddin, C. 2, S.140.] “Bir alimi sık sık sultanı ziyaret ederken görürseniz, bilin ki o bir hırsızdır.” [Ebu Nuaym, Hilyetul Evliya] Beyhaki Şuabu'l-İman’da şöyle yazmıştır: Fitneye sürükleyen tutumlardan sakının. Bunlar nedir? denildi. Bunun üzerine şöyle dedi: Emir sahiplerinin kapılarıdır; yani sizden birinin emir sahibinin yanına girmesi, onun yalanını tasdik etmesi ve onun hakkında onda olmayan şeyleri söylemesidir.” [Beyhaki Şuabu'l-İman, C. 6, S. 301]
İki devletli çözümle ilgili Prabowo'nun tutumu işte budur. Prabowo, 23 Eylül 2025 tarihinde Amerika'nın New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 80. oturumunda da benzer bir tutum sergilemişti. Bu ise şimdi yeniden vurgulanmaktadır; aslında Filistin meselesine ilişkin iki devletli çözüm, şer'an haramdır. Bunun nedenlerinden bazıları şunlardır:
Birincisi: İki devletli çözümü kabul etmek, Yahudi varlığının meşruiyetini tanımak anlamına geldiği gibi aynı zamanda Filistin’deki Müslümanların topraklarının %78’ine el konulmasının meşruiyetini de tanımak anlamına gelmektedir. Aslında İslam tarihi boyunca Halife Ömer bin Hattab'ın H. 15 M. 637 yılında Şam'ı fethinden 20. yüzyılın başlarına kadar tüm Filistin toprakları Müslümanların mülküydü. Buna mukabil bu toprakların tek bir karışının bile ele geçirilmesi bir gasp sayılır. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: مَنْ أَخَذَ شِبْراً مِنَ الأَرْضِ ظُلْماً، فَإِنَّهُ يُطَوَّقُهُ يَوْمَ القِيَامَةِ مِنْ سَبْعِ أَرَضِيْنَ “Kim haksız yere (zulümle) bir karış toprak alırsa, o toprak kıyamet gününde yedi katıyla birlikte o kişinin boynuna dolanır.” [Buhari ve Müslim rivayet etti]
İkincisi: İki devletli çözümü kabul etmek, Filistinlilere ait Filistin’de iki varlığı ve Yahudilerle barış içinde yaşamayı kabul etmek anlamına gelmektedir. Bu da Müslümanların Filistin’i gasp eden Yahudilere karşı Allah yolunda cihat etme vaciplerinden vazgeçecekleri anlamına gelmektedir. Hem de onlara karşı savaşmak farz olmasına rağmen; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ “Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm civarında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla savaşmayın. Şayet sizinle savaşmaya kalkışırlarsa o zaman onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir!” [Bakara 191]
Üçüncüsü: İki devletli çözümü kabul etmek, Yahudiler ve Hıristiyanlardan (Amerika ve Avrupa) oluşan kafirlere Müslümanlar üzerinde hakimiyet kurma imkânı vermek anlamına gelmektedir; oysa Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]
Burada alınacak önemli bir ders vardır: Yahudiler ve Amerika neden Filistin'i işgal etmeye ve İran ile diğer İslam ülkelerine saldırmaya cüret ediyorlar? Aynı zamanda neden örneğin Çin ve Rusya'ya karşı da aynı şeyi yapmaya cesaret edemediler? Çünkü Müslümanlar zayıf ve bölünmüş olup onların bir kalkanı yoktur. Zira 3 Mart 1924'te Hilafetin kaldırılmasından bu yana Müslümanlar, bir kalkanı olmadan yaşamaktadırlar. Oysa Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” [Buhari rivayet etti] İmam Nevevî, Müslim’in Şerhinde şunu vurgulamaktadır: (Bunun anlamı, İmam bir örtü gibidir demektir; çünkü İmam düşmanın Müslümanlara zarar vermesini engellediği gibi insanların birbirlerine zarar vermesini de engellemektedir.) Bu nedenle bizim İslam'ın sadık bekçileri olan alimlere ihtiyacımız vardır; zira gerçek alimler, iktidarın hizmetkârları değillerdir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Rahmet Kurnia – Endonezya



