- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Kırgızistan, Dini Konuları Ele Alan Blog Yazarlarına Kısıtlamalar Getiriyor
Haber:
Kırgızistan'da dinle ilgili tüm konuları ele alan, video çeken ve podcast programları düzenleyen blog yazarlarının özel izin alması gerekecek. Bunu, Ulusal Din İşleri ve Etnik İlişkiler Ajansı'nın baş uzmanı Nurgazi Kırgızbayev açıkladı. Onun ifadesine göre, yeni yasada "dinî vaiz" terimi ortaya çıktı ve blog yazarlarının bu şarta bağlı kalmaları gerekiyor.
Kırgızbayev şöyle dedi: “Dinle ilgili bir faaliyet yürütmek isteyen kişi, Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi'ne başvurmalı, dini eğitimini kanıtlamalı ve blogunu hangi alanda yöneteceğini bildirmeli, ardından Ulusal Ajans'tan bir yıllık sertifika almalıdır. Eğer bir yıl geçtikten sonra faaliyetlerinin yanlış bir yönde ilerlediği veya yanlış bir ideolojiyi yaydığı ya da yasaya aykırı faaliyetlerde bulunduğu ortaya çıkarsa, sertifikası kısıtlanacak ve ertesi yıl kendisine verilmeyecektir. Bu, genel olarak internette podcast programları sunanlar ve dini alandaki faaliyetler hakkında konuşmak veya vaaz vermek isteyenler için de geçerlidir.”
Yorum:
Kırgızistan'da 21 Ocak 2025 tarihinde, ülkede çok sayıda kişinin karşı çıkmasına rağmen "Din Özgürlüğü ve Dini Örgütler" başlıklı yeni bir yasa kabul edilmiştir. Din İşleri Komisyonu, bu yasa çerçevesinde yeni kısıtlamalar getirmeye çalışmaktadır. Kanunda öngörülen "vaiz" terimi, din alanında çalışanların çevrimiçi ortamda ve farklı bölgelerde verdikleri dersleri izlemek ve kısıtlamak amacıyla ona dahil edilmiştir. Örneğin cami imamları, kayıtlı oldukları bölgenin dışında konferanslar veremez veya dinî faaliyetlerde bulunamazlar. Aynı şekilde, gazetecilerin veya din eğitimi almış Müslümanların, dini blogları bağımsız olarak yönetebilmeleri için Dini İşleri Komisyonu’na her yıl kayıtlarını yenilemeleri şart koşulmaktadır. Eğer onlardan biri programlarından birinde, otoritenin çıkarlarıyla çelişen veya yasaya aykırı olan farz bir şer’i hükümden söz ederse, Din İşleri Komisyonu onun faaliyetini derhal durdurma hakkına sahip olur. Kayıtlı olmayanlar ise vaaz verme hakkından mahrum bırakılırlar!
Aslında davet de iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak her Müslümanın üzerine farz olan amellerden olup, bunları terk eden kişi, namazı terk eden kimsenin günah işlediği gibi günahkâr olur. Buna ek olarak, şeriata göre iyi bildiğin bir meselede âlim sayılırsın ve bunu bilmeyenlere ulaştırıp öğretmek senin için bir farz olur; zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: فَرُبَّ مُبَلَّغٍ أَوْعَى مِنْ سَامِعٍ “[Bir söz] kendisine iletilen nice kimse vardır ki [onu ilk] duyandan daha iyi anlar.” Yani (bir söz) kendilerine aktarılanlardan bazıları, sözü duyup sonra onlara aktaranlardan daha iyi anlayabilir ve kavrayabilir demektir.
O halde otorite, söz konusu yasa tasarısı aracılığıyla Müslümanların hareketlerini denetlemeyi ve toplumun derinliklerine nüfuz eden İslam davetini engellemeyi amaçlamaktadır. Dini alanda alınan kararlara gelince; bunlar, üzerimizde hâkimiyet kuran sömürgeci devletlerin ve onların elinde araçlara dönüşmüş uluslararası ve bölgesel örgütlerin baskısı altında alınmaktadır. Dolayısıyla iktidarda olanlar sömürgeci kâfirlerin baskısına boyun eğip bunu yaparlarsa, o zaman fısk işlemiş olurlar. Eğer bu zorlamaya karşı koyup bu tür günahları işlemekten kaçınırlarsa, büyük bir ecir ve sevaba nail olurlar. Müminlere, özellikle de alimlere gelince; bu münkeri işleyenleri yaptıklarından vazgeçirmeleri farzdır.
Nitekim Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanlara sorumluluklarını hatırlatarak şöyle buyurmuştur: وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ، وَلَتَأْطِرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْراً، وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْراً، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، ثُمَّ لَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ “Vallahi; ya marufu emredip münkerden nehyeder ve zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız ya da sizin de kalplerinizi birbirine çarptırır. Sonra da onları lanetlediği gibi sizleri de lanetler.”
Aslında İslam; bireysel ibadetlerimizden başlayarak devlet yönetimi ve siyaset yapma, ekonomiyi nasıl geliştireceğimiz, bütçeyi nasıl dağıtacağımız, cezaları nasıl belirleyeceğimiz, sağlık hizmetlerini nasıl düzenleyeceğimiz, eğitimi doğru şekilde nasıl sunacağımız ve erkek ile kadın arasındaki ilişkiden kaynaklanan tüm toplumsal meselelere varıncaya kadar her şeyi düzenleyen eksiksiz bir dindir. Dolayısıyla İslam'ı devlet işlerinden uzaklaştırmak, Müslümanların bugün yaşadığı zillet ve aşağılanmaya yol açar. İslam’ın devlet düzeyinde uygulanması ise, Raşid Halifeler döneminden Osmanlı Hilafetinin yıkılışına kadar devam eden adil bir düzeni ve güzel bir hayatı garanti eder.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا “Hayır, Rabbine andolsun ki; aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiği hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” [Nisa 65]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Akil Bek İshakov



