Salı, 29 Şaban 1447 | 2026/02/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti kadın kolları sempozyumu: ’’Allah Rasulune imanımız nasıl olmalıdır’

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti kadın kolları Bursa ili İnegöl ilçesinde ’’Allah Rasulune imanımız nasıl olmalıdır’’ başlığı altında sempozyum düzenlemiştir.

5 Cumadil ahir 1434H., elmuvafık 15 Nisan 2013 M. Pazartesi

 

Detaylı bilgi için tıklayınız

 

 

Fotoğraf galerisi için tıklayınız...

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Hizb-ut Tahrir gençlerine Erzurum'da Tutuklama

  • Kategori Türkiye
  •   |  

2 Cumadil ahir 1434H., elmuvafık 12 Nisan 2013 M. Cuma günü Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosunun tutuklamalar hakkında yayınlamış olduğu basın açıklamasını buradan okuyabilirsiniz.


Adalet ve Kalkınma Partisinin düzenlemiş olduğu, Türkiye'nin doğusundaki Erzurum kentindeki tutuklamalar hakkında, tutuklu kimselerin akrabalarının yapmış oldukları basın açıklaması


 

Adalet ve kalkınma partisinin düzenlemiş olduğu Türkiyenin doğusundaki Erzurum kentindeki tutuklamalar hakkında,Türkiye'de yayın yapan Elkuds  kanalının üstad Mahmut Kar ile yapmış olduğu röportaj:


Yeni Akit Gazetesinde yayınlanan Hizb-ut Tahrir'li gençlere yönelik tutuklamalar hakkında haber:

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ürdün Parlamentosu Önündeki Protesto Gösterisine Davet

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti sizleri, Ürdün parlamentosu önündeki gösteriye katılmaya davet eder. Bu gösteri, rezil tutumları ve birçok milletvekillerinin, aileleriyle Şam-Ürdün'e sığınan Şam-Suriyeli kardeşlerimize yönelik yaptıkları utanç verici açıklamaları protesto etmek için 02.04.2013 Salı günü sabah saat 10:00'da olacaktır.

İbn-u Ömer [Radıyalahu Anhuma]'dan rivayet edilen hadiste Resulullah [SallAlahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

الْمُسلم أَخُو الْمُسلم لَا يَظْلمه وَلَا يُسلمهُ من كَانَ فِي حَاجَة أَخِيه كَانَ الله فِي حَاجته وَمن فرج عَن مُسلم كربَة فرج الله عَنهُ بهَا كربَة من كرب يَوْم الْقِيَامَة وَمن ستر مُسلما ستره الله يَوْم الْقِيَامَة، وَمن مَشى مَعَ مظلوم حَتَّى يثبت لَهُ حَقه ثَبت الله قَدَمَيْهِ على الصِّرَاط يَوْم تَزُول الْأَقْدَام "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu (düşmana) teslim etmez. Her kim kardeşinin bir hacetini giderirse Allah da onun bir hacetini giderir. Her kim kardeşinin bir sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Her kim bir Müslümanı(n ayıbını) örterse Allah da kıyamet günü onu(n ayıbını) örter. Her kim hakkı sabit oluncaya kadar mazlumla birlikte yürürse, ayakların kaydığı bir günde Allah da onun ayaklarını Sırat'ta sabit kılar." [Tergîb ve Terhîb'de rivayet edildi]

Herkes Davetlidir

Devamını oku...

İslamî Toplumda Kadın ve Erkeğin Siyasî Rolü

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, toplumdaki aile yapısını baltalayan Batılı kapitalist liberal fikrin benimsendiği bir sırada Müslüman toplumda kadın ve erkeğin ilişkisiyle ilgili aşağıdaki ana hatları yayınlamıştır. Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan İslamî Hilafet, İslamî toplumun temellerini güçlendirmek için çalışacaktır.

Birincisi: Başlangıç; sorunlarımıza dönük çözümler olarak fasit liberal değerlerinin ithal edilmediği iddia edilen Batılı hadaratın başarısız olması.

Pakistan yöneticileri, Batılı liberal değerleri ithal etmişler ve bu değerleri, özellikle gençleri hedef alan "modernlik" kılıfı altında toplumuza sokmuşlardır. Nitekim bu komplo, şahsî özgürlük mefhumlarının amellerimizin ölçüsü olarak girmesi için toplumumuza, gençlerimize, erkeklerimize ve kadınlarımıza yönelik planlanmıştır. Aslında bu Batılı fikirler, toplumumuza yabancı fikirler olduğu gibi Batılı tarihsel tecrübenin bir ürünü olup Hıristiyan Kilisenin zulmüne bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim kapitalizm yasalarında, şahsî özgürlüğü de kapsayan dört özgürlüğü temel aldığı gibi bu özgürlükler, gerek kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi düzenleyen gerekse onlardan her birinin toplumdaki rollerini düzenleyen yasalarını etkilemektedir. Dolayısıyla kapitalizmin gölgesinde, kadın ve erkeğin dış görünümü ikisi arasındaki ilişkiye egemen olmaktadır. Ayrıca gerek toplumdaki insanlar gerekse kadın ve erkek arasındaki ilişkilere egemen olan da bizzat bireyselciliktir. Bu ise İslam'ın çağrıda bulunduğu saygı, şeref ve yardımlaşma mefhumlarına aykırıdır.

Yöneticilerimizin, Batılı liberal değerleri ithal etme kampanyası, İslamî değerleri gerçekleştirmeye çalışan ve kadın ve erkek arasında yeni ilişkiler kuran herhangi bir Müslüman toplum için bir tehlike oluşturmaktadır. Batılı liberalizmde, kadın ve erkeğin birbirlerine olan eğilimi, her birinin cinsel yönüne dayandığı gibi kadın ve erkek arasındaki ihtilat (kadın ve erkeğin bir arada bulunması) davranışlarını güçlendirmeye ve aynı şekilde reklamlarda, dramatik eylemlerde, filmlerde ve dergilerde iğrenç görüntülerin kullanılmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla yöneticiler, kadın ve erkeğin birbirlerine karşı anormal duyguları artırmaya yol açan kadın ve erkek arasındaki ihtilat davranışlarını toplumumuza sokmak ve okullarda, kolejlerde, kafelerde, festivallerde ve konserlerde bu davranışların propagandasını yapmak yoluyla toplumumuzda zina yapmaya elverişli bir ortam sağlamaktadırlar. Ayrıca şahsî özgürlük, Batı toplumunda kadın ve erkek arasındaki yardımlaşmayı ortadan kaldırdığı gibi bireyselcilik de yardımlaşmanın yerine "cinsiyet savaşının" olmasına neden olmaktadır. Toplumda istikrarsızlığı ve hoşnutsuzluğu ortaya çıkaran bu sahih olmayan bakış açısı, kadın, erkek ve çocuklar üzerinde olumsuz etkisi olmakta ve anne, baba ve çocuklardan oluşan ailenin geleneksel şeklini ve samimi aile ilişkilerini yok etmektedir.

Kadın ve erkek arasındaki sahih bakış açısı ve bu ikisinin aile ve toplum içerisindeki rolleri güçlü ve istikrarlı bir toplum inşa etmek için zaruri bir durum olup bununla ilgili yasalar, Batı'dan veya bizim Doğu toplumumuzda var olan İslamî olmayan gelenek ve göreneklerden ithal edilmemelidir. Ancak bizim yöneticilerimiz, her konuda olduğu gibi Batı'nın geleneklerine boyun eğmekteler ve Batı toplumunun hakikatini görmezden gelmektedirler. Zira Batı toplumu, kadınları, çocukları ve aile bağlarını korumada başarısız olduğu gibi kadın ve erkek arasında yardımlaşmanın inşa edilmesinde de başarısız olmuştur. Nitekim başarısız mefhumların Pakistan'a dayatılması, fesat ve İslam'a dayalı olmayan kültürel uygulamalar nedeniyle Müslümanların karşı karşıya kaldığı sorunları daha da şiddetlendirmiştir. Ayrıca babalar, evlatlar, kocalar, hanımlar ve kayınvalideler arasındaki geleneksel sorunları da şiddetlendirmiştir. Bunun yanı sıra kadın ve erkekten her biri, propagandası yapılan şahsî özgürlük ve bireyselcilikten etkilenmekteler  ve bu da İslamabad'daki sivil kayıt durumlarında geçtiği gibi boşanma durumlarının artmasına yol açmaktadır.  Zira son birkaç yıl içerisinde, boşanma durumlarındaki keskin şiddetli artışa dikkat çekilmesinin yanı sıra medya organlarının bireyselcilik mefhumunun ve büyüklere saygı ve küçüklere sevgi gibi geleneksel İslamî değerlerin buna zarar verdiğinin propagandasını yapmaları nedeniyle baba ve evlatlar arasındaki ilişkilerde gerginlik düzeyinin arttığına dikkat çekilmiştir.

İkincisi: Siyasî Düşünceler; fasit değerlerin parçaladığı toplumlar.

a-Kadın ve erkek, insanlık doğaları gereği birbirlerine benzedikleri gibi aynı zamanda Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], kadın ve erkekten her birini birbirlerinden ayırt edici özelliklerde yaratmıştır. Zira Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır: أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ "Hiç yaratan bilmez mi? O, Latif'tir, Habir'dir" [el-Mulk 14]

Bundan dolayı ortada, kadın ve erkek arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlerin ve yasaların olması zorunlu olduğu gibi bu yasaların, kadın ve erkekten her birinin doğası ve aralarındaki farklılıkları dikkate alınarak alınması da zorunludur. Ancak kapitalizm, bu açık vakıaya kabul etmemekte, buna önem vermemekte, dolayısıyla da buna göre yasalar çıkarmamaktadır.

b-Batı'da kadının rolü, rolünün bir kadın olarak değerlendirilmesi yerine görüntüsüne ve ekonomik katkıları esasına dayanmaktadır. Zira kadın, doğal olarak bir eş, anne ve evin mürebbisidir. Bu roller ise toplumun ve ailenin temel değerleriyle ilgili olduğu gibi ayrıca bu roller de değerlerinin küçümsenmemesini ve aşağılanmamasını gerektiren zihinsel ve bedensel özellikleri gerektirmektedir. Zira Batılı toplumlara zarar veren işte bu rolün küçümsenmesidir. Aynen çocukların arasındaki suç oranlarının yükselmesinden ve çocuklar arasındaki zihinsel ve sağlık sorunların artmasından anlaşılacağı gibi. Dolayısıyla Pakistan'da hala kadın, bir eş ve ana olarak saygı ve taktirle karşılanmaktadır. Zira bu mefhumlar, toplumumuzun derinlerine kadar kök salmıştır. Ancak bu bakışta bir değişim meydana gelmiştir. Zira kadının değeri, büyük ölçüde dış görüntüsüne, eğitim ve meslekî düzeyine göre taktir edilip toplumdaki esas rolünün değeri göz ardı edilir olmuştur.

c-Kadın ve erkeğin toplum içerisindeki rolünün ve ilişkilerinin, şahsî özgürlük yoluyla anlaşılması ve düzenlenmesi imkansızdır. Zira kadın ve erkeğin arzu ve istekleri, örtüşmemektedir. Dolayısıyla kadın ve erkeğin arasında gerçek bir yardımlaşmanın oluşması imkansız olduğu gibi bilakis fitne, zulüm ve adaletsizlik oluşmaktadır. Hatta İslam'dan kaynaklanmayan fasit yerel gelenek ve göreneklerin neden olduğu toplumumuzda var olan sorunlara yeni sorunlar ekleyen de bizzat fasit Batılı değerledir. Zira herhangi bir toplumda sorunları ortaya çıkaran, değerlerin, yasaların ve geleneklerin kaynağı olan parlamentodaki kadın ve erkeğin arzu ve istekleridir. Bundan dolayı tüm bunların değiştirilmesi ve Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın indiklerinin benimsenmesi kaçınılmazdır: وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!" [el-Mâide 49]

Üçüncüsü: Şerî yön; İslam'da kadın ve erkeğin rolü;

a-İslam'da kadın ve erkek arasındaki ilişki, aralarındaki cinsel temayüle değil her birinin birbirlerine bir insan olarak bakmaları bakış açısına dayanmaktadır. Zira İslam kadına, bir anne, evin mürebbisi ve korunması geren bir namus olarak bakmaktadır. Aynen Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 112 sayılı maddesinde geçtiği gibi: "Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur." Ayrıca 119 sayılı maddede de şöyle geçmektedir: "Her erkek ve kadın, ahlakî tehlike içeren veya toplumu ifsad edici iş yapmaktan men edilir."

b-İslam, kadın ve erkeğin birbirlerine olan ihtiyaçlarını evlilik yoluyla düzenlemiş olup evlilik yoluyla her ikisinin zina işlemeye dönük ihtiyaçlarını ortadan kaldırmıştır. Özellikle de İslam, erken yaştaki bir evliliğe teşvik etmişken. Zira zina, toplumun fesada uğramasına neden olduğu gibi kadın ve erkeğin nesillerini ihmal etmesine de neden olmaktadır. Çünkü ebeveyn, zinadan dolayı evlatlarının sorumluluklarını yüklenmemekteler ve bu da ebeveynlerini tanımayan çocukların doğmasına yol açmaktadır. Nitekim Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin (120.) maddesinde şöyle geçmektedir: "Evlilik hayatı huzur hayatıdır. Zevc (bey) ile zevcenin (hanımın) yaşamı, dostluk yaşamıdır. Zevcin zevce üzerindeki kıvameti, riayet (gözetim) kıvametidir, yönetim kıvameti değildir. Zevce itaat, zevce üzerine farzdır. Yaşadığı çevreye göre maruf bir şekilde zevcesinin nafakası zevce farzdır." Dolayısıyla İslam'da karı ve kocayı bir araya getiren şerî akittir. Zira böylece ikisinden her biri bir diğerine karşı görevlerini ve haklarını bilmekte, bu ise onların arzu ve isteklerine göre değil şerî hükümlere göre olmakta ve karı ve kocanın birbirlerine olan ilişkisini, birinin diğerine karşı güzel görünmesi için süslenmeleri gibi menduplara bağlı kalmak da dahil ilgili şerî hükümlere bağlı kalmak yoluyla sevgi, merhamet ve saygı kuşatmaktadır.

c-Kadın ve erkeğin rolü, kadın ve erkekten her birinin fıtratına uygun olarak sevgi ve merhamet içerisinde yardımlaşan bir aile oluşturmak için şerî hükümlere göre Allahu [Subhânehu ve Teâlâ] tarafından belirlenmiştir. Nitekim Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 121. maddesinde şöyle geçmektedir: "Zevc ile zevce, ev işlerini tam bir yardımlaşma ile idare ederler. Zevc ev dışında yapılan bütün işlere bakmalıdır. Zevce de ev içinde yapılan işleri gücü yettiği kadar yapmalıdır. Zevc, zevcesinin yapamadığı işleri yapmak üzere yeterli ölçüde hizmetçi getirmelidir." Hakeza İslam'da roller paylaştırılmıştır. Ancak İslam, birbirleriyle yardımlaşma noktasında mendupların yapılmasına da teşvik etmiştir. Şöyle ki; erkek, ev işlerinde ve çocukların bakımında eşine bir yardımcı kiralar, özellikle de eşi hastaysa veya başka önemli görevlerle meşgulse. Aynı şekilde kadın da, şayet kocası hastaysa veya başka önemli görevlerle meşgulse alışverişe gitmesi gibi kocasına bir yardımcı kiralar. Böylece kadın erkekten her biri sorumluluklarını yerine getirmesi, şükranlarını göstermesi ve eşinin kendisine yapmış ek yardımları taktir etmesi halinde her iki arasındaki ilişki, yardımlaşma ve saygı üzerine bina edilmiş olur.

d-İslamî Hilafet Devleti, kadını sadece evdeki eşlik ve annelik görevleriyle sınırlandırmamaktadır. Zira kadın, toplumun faal ve ortak bir üyesi olup eğitim, çalışma ve siyasî aktivitede bulunma hakkına da sahiptir. Nitekim Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 114 sayılı maddesinde şöyle geçmektedir: "Erkeklere verilen haklar kadınlara da verilir. Erkeklere yüklenen yükümlülük kadınlara da yüklenir. Ancak İslam'ın kadın ve erkeklere şerî deliller ile tahsis ettiği haklar müstesnadır. Dolayısıyla kadının ticaret, ziraat ve sanayi işlerine katılma, muamelat ve akitlerde bulunma, her tür mülke sahip olma hakkı vardır. Kendi başına veya başkası ile ortak olarak malını çoğaltabilir. Hayat işlerinin hepsine bizzat katılabilir."  Yine 115. maddede de şöyle geçmektedir: "Kadının devlet görevlerine ve Mezalim Kâdi'si dışındaki Kâdi pozisyonlarına tayin edilmesi, Ümmet Meclisi üyelerini seçmesi, Ümmet Meclisi'ne üye olması, Halife'nin seçilmesine ve Halife'ye beyat verilmesine iştirak etmesi caizdir." Nitekim İslam tarihi, kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi ifsat etmeksizin Ümmetin işlerinin gözetimini uygulayan kadın örnekleriyle doludur. Ancak Hilafet Devleti'nin yıkılmasının ardından onun yerine ister diktatör ve demokrat rejimler olsun isterse krallık rejimleri olsun laikler devletler gelince, zalim hükümlerle yönetilmeye başlanmıştır.

Not: 112 ve 122. maddelerin Kur'an ve sünnetten tüm delillerine muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin maddelerine müracaat edilmesi rica olunur. Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'ndeki ilgili maddelere muttali olmak için de aşağıdaki web adresinin ziyaret edilmesi rica olunur: http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Dördüncüsü: Hilafet Devleti'nin siyaseti, kadın ve erkek arasındaki yardımlaşmaya dayalıdır.

a-Kadın ve erkek arasındaki ilişki, takvanın ve saygının olduğu sahih bir temel üzerine yeniden düzenlenecektir. Bu ise insan cinsini korumak ve Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın istediği şekilde insanın yeryüzünde halife olmasının manasını gerçekleştirmek içindir ki bu da Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ibadet etmek amacıyladır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi düzenleyen işte İslam'daki bu benzersiz yöntem olup bu ise kadının erkek ile olan ilişkisini, birbirlerinin yardımlaşmasını baltalayan bir husus olan cinsel temayüle dayandıran Batılı hadarat ile çelişmektedir.

b-Kadın ve erkeğin rolü, İslam'daki ekonomik ve öğretim sistemi ile medya siyasetinin tatbik edilmesi ve aralarındaki husumetlerin de yargı sistemiyle çözülmesi yoluyla Hilafet Devleti tarafından desteklenip kolaylaştırılacaktır.

c-Mevcut toplumdaki fesat ve görüntüler ortadan kaldırılacak olmasının yanı sıra kadın ve erkeğin etkin bir rol üstlenmelerine izin verileceği gibi onları toplumda ek bir yük olarak görmek yerine onların toplumsal istekleri de desteklenecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ürdün ve Filistin Otoritesinin Anlaşmaları ve Politikaları, Ne Kudüs'ü Kurtaracak Ne de Mescid-i Aksa'nın Kutsallığının Çiğnenmesini Engelleyecektir

Ürdün Kralı ve Filistin otoritesinin başkanı dün, yüzlerce Yahudi'nin mübarek Mescid-i Aksa'nın taharetini kirlettikleri, kutsallarını çiğnedikleri, namaz kılan murabıtlara karşı askerî gücün onları destekledikleri, saygısız bir şekilde mescidin içerisinde dolaştıkları, mescidin içerisinde içki içtikleri ve mescidin içerisine bevletme girişiminde bulundukları bir sırada "Kudüs ve Mukaddesatları Savunma Anlaşması" olarak adlandırdıkları sahte bir anlaşma imzaladılar. Dolayısıyla onlar, Yahudileştirme ve İslam'ın özelliklerini yok etme adımlarından mübarek Mescidi-i Aksa'nın temellerini zayıflatmak için onun altında devam eden bir dizi tehlikeli kazılar yoluyla gasbedilen Mesra'ya karşı cürümler işlemeye devam etmektedirler.

Allah'a, Resulüne, Filistin'e, Filistin'in mescitlerine ve mukaddesatlarına ihanet eden bir ailenin çocuğu olan Ürdün Kralı'nın, Mescid-i Aksa ve mukaddesatları korumak için sahte gözyaşı dökmesi gözü ve basireti kapalı olan birinden başkasını aldatamaz. Dolayısıyla Bahaş'ın dediği gibi "Mübarek Mescid-i Aksa'nın ve Kudüs'teki tüm İslamî ve Nasranî mukaddesatların korunması ve gözetilmesi için koordinasyon ve işbirliği içerisinde olmak amacıyla" Filistin otoritesinin Kral Abdullah ile bir anlaşma yapması Filistin otoritesinin, işgalci Yahudileri destekleyen zalim uluslararası forumlarda Kudüs ve Filistin'i su istimal eden bir politika takip etmek amacıyla Krala vekalet etmesinden öte bir şey değildir. Bu yüzden Ürdün rejiminin, Batı Şeria'yı Yahudilere teslim ettiğini ve bunun için gerekli çabayı gösteremediğini açığa vurmak yerine, cihadı arzulayan Ürdün ordusu da dahil Filistin'i kurtarmak için orduları harekete geçirmelidir.

Ey Müslümanlar!

Dininize gece gündüz savaş açılmakta, Resulünüz [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e hakaret edilmekte, mukaddesatlarınız gasbedilmekte, hurumatlarınız birçok kereler çiğnenmekte ve Filistin, Suriye, Myanmar ve diğer ülkelerdeki Müslüman kardeşleriniz bir soykırım savaşıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Nitekim sizler çok iyi biliyorsunuz ki eski ve yeni yöneticileriniz; Allah'a, Resulüne ve bütün müminlere ihanet ettikleri gibi dinleri ve Ümmetleri için harekete geçmemekteler, dahası sonuncusu isminden zerre kadar dahi nasiplenmemiş oldukları "Kudüs ve Mukaddesatları Savunma Anlaşması" olarak adlandırdıkları sahte anlaşma olmak üzere pervasız aptallıkları içerisinde Allah'ın düşmanlarını dostlar edinmektedirler!

Yaratılanların en rezilleri olan ve onlara kin güden Yahudiler, mübarek topraklarda fesat saçmaktalar, Mescid-i Aksa'yı kirletmekteler ve Filistin halkından olan kardeşlerinizin kanlarını akıtmaktadırlar. Çünkü onlar, çevresindeki kiralık rejimlere güvenmektedirler. Ama Allahu Subhânehu, kıyamet gününde sizleri bu hususta hesaba çekecektir. Dolayısıyla sizin için en büyük şeref, Allahu Teâlâ'nın şu kavlini elleriyle gerçekleştireceği kulları olmanızdır:

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا "Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Süleyman'ın Mabedine) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık)." [İsrâ 7]

İslam ve İslam'ın mukaddesatları, İslam Devleti olmadıkça asla korunamayacaktır. Bu yüzden mübarek el-Aksa, İslam Ümmetinden yardım istediği gibi zırar rejimleri yıkmak ve Filistin'in tamamını ve işgal edilmiş tüm İslam ülkelerini kurtarmak için orduları harekete geçirecek olan İslam'ın ve Müslümanların devleti Hilafet Devleti'nin kurulmasına dönük çağrılara karşılık versinler, kendilerini hazırlasınlar ve azimlerini bilesinler diye Ümmetin mümin ordularından da yardım istemektedir. Allah'ın izniyle kafirlere ve tagutlara rağmen bu olacaktır.

إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ "Allah size yardım ederse artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse ondan sonra, artık size kim yardım eder? O halde müminler ancak Allah'a tevekkül etsinler." [Âl-i İmrân 160]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Anayasa Hakkındaki Siyasî Foruma Katılmaya Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti sizleri, katılımınızdan dolayı onur duyacağı büyük siyasî foruma davet etmekten dolayı mutluluk duyar. Forum, aşağıdaki başlık altında olacaktır:

 

"Sudan ve Diğer İslam Ülkelerindeki Anayasa Krizi"

 

Forumda, diğer İslam ülkeleri için bir örnek olması itibarıyla Sudan'a odaklanılacak olsa da İslam ülkelerinde anayasa krizlerinin meydana gelmesine yol açan ve yol açmaya devam eden nedenlerin analizi yapılacaktır. Ayrıca bu krizlere yönelik çözümlerde açıklanacaktır.

 

Formun konuşmacıları şunlardır:

1-Üstad İbrahim Osman Ebu Halil-Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü.

2-Üstad Ivad Nâcî-Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Üyesi.

 

Zaman: H. 25 Cumade'l Ûlâ 1434 el-Muvafık M. 06 Nisan 2013 Cumartesi günü sabah saat 11:00.

Yer: Büyük Mavi Nil'in Kuzey Batısı- Deniz-Alzoda Salonu

Katılımınız, tartışmaya zenginlik kazandıracaktır.


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER