Çarşamba, 01 Ramazan 1447 | 2026/02/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Sistem Değişikliğindeki Gerçek Değişim, Sadece Yüzlerin Değişmesiyle Olmaz Pakistan, Dürüstlüğü ve Güvenilirliği İddia Eden Bir Yöneticiye Değil Dürüst ve Güvenilir Bir Sisteme Muhtaçtır

Yeni yayınlanan bir ankette Pakistan gençlerinin çoğunluğunun, demokratik bir devleti değil İslam Devleti'ni desteklediklerine dikkat çekilirken -yargı sistemi- tarafından desteklenen Pakistan'daki iktidar elit, Pakistan Anayasası'nın 62. ve 63. maddelerini gerekçe göstererek adayların Ulusal ve Bölgesel Meclis sandalyeleri için verimlilik ehliyetine sahip olmadıklarını ilan ederek demokratik sistem umudunu yaşatmaya çalışmaktadır.

İngiliz Kültür Heyeti'nin yapmış olduğu ankete göre umutsuz önlemler benimsenmektedir. Zira bu ankette, yaşları 16 ila 29 arasında değişen genç neslin %94'nün, Pakistan'da gerçek bir değişimi arzuladıklarını ifade ederek ülkenin hatalı bir yönde seyrettiğini düşündükleri ortaya çıkmıştır.

Pakistan'daki iktidar elit, on yıllardır Orta Doğunun göğsüne çöreklenen eski siyasal sistemin devrilmesi noktasında yaşamsal bir rol oynayan Arap Baharı'ndaki Müslüman gençlerin rolünden korktuğu için, demokrasiden çözünen gençlerin uğradığı hayal kırıklığı ile değişim fikrini yeniden tanımlamak yoluyla başa çıkmaya çalışmaktadır ki bu da rejimin köklü bir şekilde değişmesi için sadece yöneticilerin yüzlerine yapılan kozmetik bir rötuş eklemek şeklinde olacaktır.

Adayların, yolsuzluk ve yetersizlik gerekçesiyle Ulusal ve Bölgesel Meclis sandalyeleri için verimlilik ehliyetine sahip olmadıklarının ilan edilmesi vesilesiyle yöneticiler, yolsuzluğun ve yetersizliğin kendisiyle yönettikleri rejimde değil de bilakis yöneten bireylerde saklı olduğu anlamında bir mesaj vermek istemektedirler. Ancak meselenin aslı, yolsuzluğun bizzat demokraside saklı olduğudur. Zira o, Pakistan'ın sömürgeci İngilizlerden miras aldığı bir sistem olduğu gibi altı on yıldan fazladır sömürgeciler ile sivil ve askerî liderliklerdeki ajanlarının çıkarlarını koruyan bir sistemdir. Ancak yasama hakkına sahip olan sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'dır. Zira Subhânehu ve Teâlâ, şerî hükümler için bir ölçü koymuş ve şöyle buyurmuştur:

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ "Her kim Allah'ın indirdikleri ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir." [Mâide 47]

Mâli yolsuzluğun seçimlere aday olan bireylerde olması, övünme ve büyüklenme sağlamak için yeterli değildir. Hatta bu sağlansa bile kendisiyle yönetilen kanunlar, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın katından değildir. Zira İslam, "dürüst" olan adayın küfür ile yönetilen sistemin bir parçası olmasını haram kılmıştır. Çünkü demokraside, kendi istek ve arzularına göre yasa yapmaları için çoğunluk yoluyla kanunlar çıkaranlar bizzat insanlardır metni geçmektedir. Halbuki İslam, Müslümanlara Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın indirdiklerinden başkasıyla olan bir yönetimi haram kılmış ve onlara Kur'an ve sünnette indirilenlere göre olan bir yönetimi vacip kılmıştır. Zira Subhânehu ve Teâlâ,  Kur'an-il Kerîm'de şöyle buyurmuştur:

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنْ الْحَقِّ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sana gelen haktan (yüz çevirip de) sakın onların hevalarına tâbi olma!" [Mâide 48]

Pakistan'daki gerçek değişim, "dürüst" veya "güvenilir" olsa bile yüzlerin değişmesiyle gerçekleşmez. Bilakis gerçek değişim, mevcut rejimin yerine geçerek İslam'ın tamamını tatbik edecek olan Raşidî Hilafet'te saklıdır. Bundan dolayı bizler Pakistan halkını, yüzlerin değişmesi fikrini reddetmeye ve İslam'ı kamil ve kapsamlı bir şekilde tatbik edecek olan Hilafet Devleti'ne davet etmek yoluyla fasit demokratik rejimi değiştirmeye yönelik mücadeleye katılmaya davet ediyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Keyâni, Belucistan'ın Yarasına Tuz Basmaktadır Belucistan, Allah'ın İzniyle Çok Yakında Kurulacak Olan Hilafet Devleti'nin Gölgesinde Yeniden Güvenliğin ve Huzurun Tadını Çıkaracaktır

General Keyâni, sıkıntılı Belucistan bölgesinin başkenti olan Ketta'ya 04 Nisan 2013 günü yağmış olduğu ziyareti sırasında, demokratik sistemin altında yapılacak bir sonraki "kapsamlı seçimlerden" dolayı mutlu olduğunu ifade etmiş ve insanları seçimlere katılmaya teşvik etmiştir. Nitekim bu açıklama, Belucistan'daki Müslümanların kanayan yaralarına tuz basma mesabesinde sayılır. Halbuki askerî ve siyasî liderliklerdeki hainler, bizzat demokrasi nedeniyle Belucistan'da etnik ve mezhepsel çatışmayı alevlendirebilmektedirler. Bunu da Amerikalı efendilerini hoşnut etmek için yapmaktadırlar.

Müşerref'in sağ kolu olan Keyâni, ülkede katliam ve bombalama operasyonları uygulayan bir gizli istihbarat şebekesi olan "Raymond Davis" şebekesini inşa etmek için şahsen çalışmıştır. Bunu ise "yeniden yapılanma" projesi kılıfı altında doğal zengin kaynaklara sahip olan Belucistan'daki sömürgeci planlarının uygulanmasını takip etmesi amacıyla Amerika'ya bir fırsat sağlamak için yapmıştır. Buna rağmen Amerika, bölgedeki yıkımın sorumlusunun bizzat kendisi olduğu gerçeğini gizlemektedir! Dolayısıyla Irak ve birçok Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde Amerika'nın lehine terörist eylemleri gerçekleştiren de işte bu şebekedir. Bu da sırf Amerika'nın çıkarlarının korunması için iç savaşların patlak vermesine ve birçok kanların akmasına neden olmaktadır.

Hıyanette Müşerref'in ortağı olan Keyâni, bunlar yetmiyormuş gibi bir de insanlar arasına korku salmak ve silahlı kuvvetlerimizi tehdit etmek için Amerikan güçlerinin Belucistan ve Şaman sınırları üzerindeki varlığına izin vermiştir. Ayrıca Karaçi'deki Amerikan Konsolosluğu'nun rolünün, Belucistan'daki fitneyi alevlendirmek olduğu da bilinen bir husustur. Bununla birlikte hainler, dünyanın en büyük ikinci Büyükelçiliği olan Amerikan Büyükelçiliği'nin bu eylemleri yapmasına izin verilmesinde hiçbir sakınca görmemektedirler.

Anayasanın on yedinci ve diğer maddelerinde değişiklikler yapılması yoluyla bu hainler için haramı helal kılan da bizzat demokrasidir. Dolayısıyla hainler ile Amerikalı efendilerini, insanları demokrasi oyunu oynamaya teşvik etmeye iten neden de işte budur. Ayrıca açıkça İslam'a muhalefet etmesine rağmen onların ihanetlerini içine alıp üzerlerine kapak olan da bizzat demokrasidir.

Asırlar boyunca yapmış olduğu gibi mezhepleri farklı olmasına rağmen Belucistan'daki Müslümanların güvenliğini koruyacak olan sadece Hilafet'tir. Nitekim Raşidî Hilafet'in yönetimi altındaki tüm bölge Müslümanları, İngiltere Hindistan Yarımadası'nı işgal etmeden önce Hilafet Devleti'nin gölgesindeki dokuz küsur asır boyunca güvenliğin ve huzurun tadını çıkarmışlardır.

Allah'ın izniyle çok yakında Hilafet Devleti kurulduğunda, Belucistan'daki sıkıntının nedeni olan sömürgecinin nüfuzu sona erecektir. Zira Hilafet, Amerika'nın tüm Konsolosluklarını ve Büyükelçiliklerini kapatacağı ve onların yetkililerini, çalışanlarını ve bombalamalara ve suikastlara liderlik eden teröristleri sınır dışı edeceği gibi yabancı düşman güçlerinin yetkilileriyle olan tüm ilişkileri de kesecektir. Evet, Hilafet tüm bunları yapacaktır. Çünkü Ümmetin biat ettiği Halife ile Ümmet Meclisi'ne seçilen üyelerin, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın emirlerinden herhangi bir emri göz ardı etmeleri caiz değildir.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetlerindeki Subaylar!

Amerikan ajanı Keyâni'nin, daha ne zamana kadar Hilafet Devleti ortaya çıkmadan önce demokrasinin devrilmesini engellemek için gücünüzü kötüye kullanmasına izin vermeye devam edeceksiniz? O halde bu kafir demokrasiye destek vermekten vazgeçin. Zira artık derhal Hilafet Devleti'ni kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermenin zamanı gelmiştir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hilafet Devleti'ni Kurmak İçin Silahlı Mücadeleye İman Edilmez

(Siziniçin.com) sitesi, 04.04.2013 tarihinde Hizb-ut Tahrir / Fas'ın,Fransa Cumhurbaşkanı'nın Fas'ı ziyareti münasebetiyle aynı tarihte yayınladığı neşriyatlardan alıntılar yayınlanmıştır. Ancak neşriyatımız hakkında atıfta bulunmuş olduğu öyle bir cümle var ki bunu nereden çıkardıklarını anlayamadık ki o cümle şudur: "Hilafet Devleti'ni kurmak için silahlı mücadeleye iman eden bir örgüt tarafından yayınlanan güçlü bir beyan..."

Açıktır ki bu cümle, sitenin neşriyatımız hakkında yayınladığı haberin arasına sıkıştırılmıştır. Zira Hizb-ut Tahrir'in, silahlı mücadele ve maddi eylemler hakkındaki tutumu bilindiği gibi hizbin bunu ortaya çıktığı günden bu yana uzak yakın herkese ilan ettiği de bilinmektedir.

Yine hizib, ortaya çıktığı günden bu yana onlarca yazılarında ve neşriyatlarında, bu mesele hakkındaki ideolojik tutumunu açıkladığı gibi hizbin internet üzerindeki siteleri de bilinmekte olup herhangi bir kişi tarafından bunlara ulaşılabilinir. Nitekim on yıllarca hizbin hareketlerini ve yaşadıklarını takip eden tüm Batılı liderler, onun bir kez dahi askerî eylemlerle ilişkisi olduğunu kanıtlamaktan aciz kalmışlardır. Bu yüzden siziniçin.com sitesinin, bizim Hilafet Devleti'ni kurmak için silahlı mücadeleye iman ettiğimize dair bilgileri nereden elde ettiğini bilemiyoruz. Ayrıca onun, bu tür işaretleri ilk defa ileri sürmediği de bilinmektedir?!

Daha önce defalarca aktardıklarımızı burada bir kez daha dile getiriyoruz:

1-Hizb-ut Tahrir, ideolojisi İslam olan siyasî bir parti olup onun gayesi İslamî hayatı yeniden başlatmak ve İslam davetini dünyaya taşımaktır. Onun metodu ise Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Mekke'de fikrî çatışma ve siyasî mücadele şeklinde taşıdığı gibi daveti siyasî bir şekilde taşımaktır. Hizbin, insanlara taşıdığı fikir ise İslam akidesi, ondan kaynaklanan hükümler ve onun üzerine bina edilen fikirlerdir.

2-Hizb-ut Tahrir, İslam akidesini fikrinin temeli, şerî hükümleri amellerinin ölçüsü ve Resulullah'ın siretini de metodunun feneri kılmıştır. Dolayısıyla onun, İslamî Devleti kurmak için silahlı maddî eylemler kullanması caiz değildir. Dolayısıyla da hizib, altmış yıl önce kurulduğu günden bu yana seyrini siyasi amellerle sınırlandırmış ve yöneticilere veya davetinin karşısında duranlara karşı meddî eylemlerde bulunmamıştır. Dolayısıyla hizbin bu metoda bağlı kalması anlık siyasî taktikten veya korkudan kaynaklanmamaktadır. Bilakis Mekke'deki davet merhalesinde silahlı amelleri kullanmayan Resulullah [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'i örnek almaktadır.

Son olarak deriz ki; bizler diğer haber siteleriyle karşılaştırıldığında bu sitede biraz cesaret hissediyor ve yalansız ve kanıta dayalı olması için haberlerin yayınlanmadan önce güvenilir olduğuna ulaşmasını arzu ediyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Şer Toplantılarına Ev Sahipliği Yapmak Ve Arabuluculuk Kime Hizmet Etmektedir?

Osmanlı Hilafet Devletinin başkenti iken Müslümanların maslahatlarına yönelik kararların alındığı İstanbul, şimdilerde Müslümanların aleyhine kararların alındığı ve arabuluculuk rolünde komploların kurulduğu toplantılara ev sahipliği yapan bir merkez haline dönüştü. Öyle ki kâfir Amerika'nın Dışişleri Bakanı John Kerry iki ay içerisinde üçüncü defa Türkiye'ye geldi. John Kerry'nin ziyaret gerekçesi; "Suriye'nin dostları" çekirdek grubunun İstanbul'da düzenlediği toplantıya katılmak, gasıp Yahudi varlığı İsrail'in özür tiyatrosunun ardından  Türkiye'nin bölgede oynayacağı rolü yeniden konuşmak ve Irak'ta ki kriz ile ilgili Türkiye'nin arabuluculuğunu güçlendirmek olarak belirtildi.

Hizb-ut Tahrir/Türkiye Vilayeti Medya Bürosu olarak, ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry'nin bu ziyaretlerini reddettiğimizi belirtiyoruz. İslam'a ve Müslümanlara savaş açan ve zehirli atmosferler oluşturan eli kanlı işgalci devletin yöneticilerini ağırlamalarından dolayı da Türkiye yöneticilerini kıyamet günündeki çetin muhasebe ve azabın şiddetlisi ile korkutuyoruz.

İslam ülkelerini işgal eden ABD, Suriye'deki nüfuzunu koruyacak yeni bir geçiş planı için Türkiye'yi de kullanarak kirli planlarını sürdürmektedir. Yıllardır Hafız Esad'ı Suriye'de besleyip büyüten ABD olduğu gibi oğlu Beşşar'ın ömrünü uzatmak için ona son demlerinde hayat vermeye çalışan ABD dir. ABD Beşşar Esad'ın alternatifi hazırlamak için Türkiye'nin de içinde olduğu şer grupları ile toplantı üzerine toplantı düzenlemekte ve çözümsüzlük içerisinde debelenip durmaktadır. Ancak devrim üçüncü yılına girmesine rağmen Müslüman Suriye halkı Suriye Ulusal Koalisyonunu kabul etmemektedir. İstanbul'da toplanan bu şer grubunun son toplantısında taraflar, Suriye halkının azimle ve kararlılıkla sürdürdüğü devrim ve direnişe leke sürmek ve bu temiz kıyamı kirli bir savaş gibi göstermeye çalışmak için bir araya geliyorlar. Demokrasi isteyen grupları devrimci muhalefet gibi gösterirlerken, İslam devleti isteyen direnişin ana damarlarını ise radikaller ve terörist gruplar olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Ak Parti hükümetinin ve özellikle Ahmet Davutoğlu'nun Suriye siyasetinin, ABD'nin Suriye siyasetinden farksız olduğu bu son toplantı ile bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Bugünden sonra Suriye halkının dostu ve düşmanı ümmet nezdinde daha aşikar görülüp bilinecektir.

Mübarek Filistin  topraklarında iki devletli çözüm isteyen ABD, Türkiye'nin Hamas üzerinde ki nüfuzunu kullanarak Filistin'de bir uzlaşının sağlanmasını istemektedir. Buna göre El-Fetih ile Hamas'ın bir araya getirilmesi sağlanacak ve 1967 sınırlarına rızalık Filistin tarafının resmi  imzası ile kabul edilmiş olacak. Filistin topraklarının kime ait olduğu, ne Hamas'ın ne de El-Fetih'in basit siyasi menfaatlerinin pazarlık malzemesi olamaz. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kirli bir arabuluculuğun içerisinde olduğunu çok iyi bilmektedir. İslam ümmeti değil 1967 sınırlarını tanımak, Yahudi varlığı İsrail'in varlığını dahi tanımıyorken bu kirli arabuluculuk kime hizmet etmektedir. İslam'a ve Müslümnlara mı yoksa küfre ve kafirlere mi?

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Gazetecilere ve Medya Organlarına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti sizleri, Hizb-ut Tahrir'in (daha önce) güçlü tutumuyla düzenlediği Hartum Arap Pazarı'ndaki İslamî ve siyasî kitap fuarı faaliyetlerine katılmaya davet etmekten dolayı mutluluk duyar. Bu ise 07 Nisan 2013'den 11 Nisan 2013 Perşembe gününe kadar olacaktır. Ayrıca fuar, hayatın anayasa, yönetim, ekonomi, içtima, uluslararası siyaset ve benzerleriyle ilgili tüm yönlerini kapsayan Hizb-ut Tahrir'in kültürünün sunumunu kapsayacaktır.

Aynı şekilde fuar, günlük olarak akşam saat 18:00'da Müslümanların sıcak sorunlarını ele alan forumları da kapsayacaktır.

İslamî hayatı yeniden başlatma meselesine destek vermeye dönük katılımınız bir ayrıcalıktır.


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

 

Devamını oku...

Müslümanlardan, Özbekistan'daki Güvenlik Güçlerine Bir Nida

  • Kategori Özbekistan
  •   |  

Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا ٱلَّذِينَ آمَنُوۤاْ إِنْ تُطِيعُواْ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَرُدُّوكُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُواْ خَاسِرِينَ "Ey iman edenler! Eğer kafirlere itaat ederseniz, sizleri gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de hüsrana uğrayanlardan olursunuz." [Âli İmrân 149 ]

Dolayısıyla geçmiş ve modern tarihe bakan bir kimse, sanki Allahu Teâlâ'nın bu ayette bu asrımızı ve ülkemizi nitelendirdiğini açıkça görür... Nitekim bizim mücrim rejimin yapısını aşağıdakiler temsil etmektedirler:

 

1- Özbekistan'daki küfrün başını temsil eden ve Özbekistan'daki Müslümanlara yapılan baskı, zulüm ve katliamda ana rol oynayan Devlet Başkanı İslam Kerimov.

 

Özbekistan Cumhurbaşkanı

İslam Abdoganevich Kerimov

30 Ocak 1938 yılında Semerkand'da doğdu

 

2- Kafir rejimin araçları, Kerimov'un tâbileri ve cürümlerde onun ortakları olan mücrim liderler. Şimdi aşağıda onlardan bazılarını zikredeceğiz:

 

Özbekistan Başbakanı

Mirzayev Şevket Miramnoviç

24 Temmuz 1957 yılında

Digizasko İlinin Zamin bölgesinde doğmuştur

 

Eski Başbakan

Azimov Rüstem Sadikoviç

20 Eylül 1958 yılında

Taşkent ilinde doğmuştur

 

Eski İçişleri Bakanı

Almatov Zakir Almatoviç

1949 doğumlu

 

Özbekistan Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı

Anatov Rüstem Rasuloviç

1944 yılında Şirabad Savrah bölgesinde doğdu

 

Özbekistan Savcısı

Kadirov Raşîd Hamidoviç

1952 doğumlu

Ey Özbekistan Rejiminin Güvenlik Güçlerinde Çalışan Müslümanlar!

İlk olarak şunu çok iyi biliniz ki bizler sizleri, yukarıda adı geçen tagut Kerimov ve onun sadık yardımcıları ile aynı safa koymuyoruz. Çünkü bizler biliyoruz ki bazılarınız bu alanı iş arayışı içendeyken seçerken bazılarınız da bu alana ailenizin ve çocuklarınızın yiyecek ve içecek  ihtiyaçlarını karşılamak için girdiniz. Bundan dolayı sizlere, ısrarlı ve sadık bir şekilde tagut Kerimov'a yardım eden o mücrimlere baktığımız şekilde bakmadığımız gibi sizleri onların saflarına da koymuyoruz. Zira onlar, Allah'a, dinine ve Resulüne savaş açtıkları gibi Müslümanlara da savaş açan hain ajanlardır. Dolayısıyla Allah'ın, Meleklerin, Müslümanların ve tüm insanların laneti onların üzerine olsun.

Ey Özbekistan Rejiminin Güvenlik Güçlerinde Çalışan Müslümanlar!

Sizler, dünya siyasetinin İslam ülkelerine nüfuz etme boyutunu ve bunun da Müslümanların hayatını ve akıbetlerini mahvettiğini çok iyi bildiğiniz gibi sömürgeci kafir Batı'nın, İslam Ümmetinin üzerine kendi çıkarlarına hizmet etmesi ve İslam ülkelerindeki projelerini uygulaması için satranç taşları gibi nereye istese oraya hareket ettirdiği tagut araçlarını diktiğini de çok iyi biliyorsunuz. Dolayısıyla onlar, Batı'nın ülkemizdeki çıkarlarını elde etmek için tayin ettiği kimseler olduğu gibi Müslümanların servetlerini ve mukadderatlarını ele geçirdiği, Müslümanlara kendisiyle zulmettiği, işkence ettiği ve gece gündüz maişetlerini ve rızıklarını daralttığı elleridir.

Ancak Ümmet, yöneticilerine karşı korku bariyerini kırıp üzerinden zillet ve aşağılanma elbisesini kaldırıp atınca tagut katillere karşı ayaklanmıştır. Zaten sizler, bu zelil ve aşağılık tagutların sonlarına bizzat şahit oldunuz ve bizzat gözlerinizle gördünüz. İşte Tunus Devlet Başkanı (Zeynel Abidin Bin Ali) firar edip kaçıp gitti, Libya'nın yöneticisi (Muammer Kaddafi) iğrenç bir şekilde öldürüldü, Yemen Devlet Başkanı (Ali Abdullah Salih) bir yolun kenarına atıldı ve Mısır Devlet Başkanı (Hüsnü Mübarek) cezaevinin parmaklıkları arkasında yatıyor. Halbuki onlardan her biri kendilerinin ülkenin ve insanların kralı olduklarını ve iktidarda ebedi olarak kalacaklarını sanıyorlardı ama tarihin çöplüklerine atılıverdiler. Halkının karşısında tir tir titrediği ve devrilmesi ve rejiminin enkazının üzerine Hilafet'in kurulmasını talep ederek kendisine karşı ayaklandıkları Şam tagutu (Beşar Esed'in) akıbeti de onların akıbetlerinden pekte iyi olmayacaktır. Aynı şekilde onların tâbilerinin nasıl çözüldüğüne ve akıbetlerinin de nasıl olduğuna bizzat şahit oldunuz ve bizzat gözlerinizle gördünüz.

Ey Özbekistan Rejiminin Güvenlik Güçlerinde Çalışan Müslümanlar!

Bizler, tâbilerin akıbeti hakkında konuşmak istediğimizde sizler, rejime sadık olan Dışişleri eski Bakanı Zakir Almatov'un, Kerimov'u hoşnut etmek için 1999 yılında Taşkent'teki 16 Şubat bombalamalarından sorumlu olduğunu, Müslümanlara geniş ölçüde baskı uyguladığını, bununla da yetinmediğini, dahası Müslümanları daha fazla ezmek istediğini ve Andican katliamını gerçekleştirdiğini hatırlayacaksınızdır. Evet, umulur de sizler, Kerimov'un onu nasıl bir çırpıda kaldırıp attığını ve şimdi ıssız bir bölgede tek başına yaşadığını da hatırlıyorsunuzdur.

Peki sizler, Şazlok "71/64 UA" Cezaevi Müdürü Kolombiyatavo'nun, efendisi Kerimov'a hizmet etmek için her şeyi yapmasına rağmen hayatının nasıl sona erdiğini hatırlamıyor musunuz? Zira onun döneminde, Müslüman mahkumlara, özellikle de Hizb-ut Tahrir şebâbına insanlık dışı işkenceler edildiğini, onun döneminde tutukluların cansız cesetler gibi dışarı çıktıklarını, üzerlerinde nasıl da işkence izlerinin görüldüğünü ve onlardan bir çoğunun, Rablerine şehitler olarak kavuşmak için zalimlerin zulmünü O'na şikayet edip yanarak öldüklerini hatırlamıyor musunuz?

Sanırız Kerimov'un, kendisini Müslümanların lideri olarak tasvir eden Özbekistan eski müftüsü Abdurraşîd Bahramov'un görevine son verdiği şekli de hatırlıyorsunuzdur. Zira o, Müslümanları Kerimov ile tâbilerinin zulmünden korumak yerine onların boyunlarında asılı bir kılıç olmuştur. Ayrıca efendisi Kerimov'u hoşnut etmek için rejimin Müslümanları öldürmesine, hapsetmesine ve işkence etmesine izin veren fetvalar yayınlamasından dolayı ona aşağılanma ve alçaklık ulaşmıştır.

İşte bunlar, Müslümanların amaçlarına son verecekleri sırada tagutların tâbileriyle birlikte yapmış oldukları bazı örneklerdir ki ortada daha onlarca, hatta yüzlerce örnekler vardır!

Bu vahşî rejim ile onun lideri Kerimov'un doğası işte budur. Hatta sizden kurtulmak istediğinde veya şartlar onu, gözünü dahi kırpmadan kendisine hizmet eden kişilerle birlikte işlemiş olduğu cürümler yüzünden kurban giden şehitlerden kurtulmaya zorladığında sizlerin elleriyle tüm aşağılık eylemleri uygulamaktadır. Nitekim Kerimov bunu sadece bir kez  yapmamış, birçok kez yapmıştır. O halde onlar, kıyamet günü sizden uzaklaşmadan önce şuan dünya hayatında siz onlardan uzaklaşın:

إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلأَسْبَابُ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّا كَذٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ "İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten de çıkamazlar." [Bakara 166 167]

Ayrıca Nebimiz Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyuruştur:

لا طاعة لمخلوق في معصية الخالق "Allah'a isyanda, kula itaat yoktur."

Ey Özbekistan Rejiminin Güvenlik Güçlerinde Çalışan Müslümanlar!

Nebi [SallAlahu Aleyhi ve Sellem], Mekke'yi fethettiğinde şöyle demiştir: Kâbe'ye giren güvendedir, evinde kalan güvendedir ve Ebi Sufyan'ın evine giren güvendedir. Ancak o, Müslümanlara işkence eden birkaç kişiyi istisna kılmış ve Kâbe'nin örtüsüne sarılsalar bile onların öldürülmelerini emretmiştir. Sonra bazı Müslümanlar, onlardan bazılarının affedilmesi temennisiyle Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in yanına geldiklerinde, onlardan bazılarını affetmiş ve diğer kalanlarını da öldürmüştür.

Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir / Özbekistan, ağır kayıplara, baskıya ve işkenceye rağmen Allah'ın rıdvanına nail olmak ve şerî hükümleri, ister siyaset ister ekonomi ister öğretim ister İçtiami Nizam isterse de benzerleri olsun hayatın tüm alanlarında tatbik ve uygulama konumuna koyacak ve sadece Allah'ın emirleriyle hükmedip takip edecek olan Hilafet Devleti'ni kurmak için faaliyetlerini kat be kat artırmıştır.

Bundan dolayı bizler sizleri, Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin kendilerini affetmeyeceği kimseler arasında olmanız hususunda uyarıyor ve Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya ve İslamî hayatı yeniden başlatmaya dönük çabalarına yardım etmeye davet ediyoruz ey muhlis Müslümanlar!

Evet, Hizb-ut Tahrir sizleri, hesap gününde Allah'ın rahmetinden bir nasibiniz olsun diye Allah'ı razı etmek ve Allah'ın kelimesini yüceltmek için tüm gücünüzü kullanmaya davet ediyor. Ama yok eğer sizler, bu hayatta Kerimov'u hoşnut etmek istiyorsanız, sadece Allah'ın öfkesine nail olacağınızı çok iyi bilin. Çünkü kıyamet gününde hepimiz, amellerimizden, gücümüzden, zamanımızdan ve isteklerimizden dolayı Allah'ın önünde hesaba çekileceğiz!

Binaenaleyh kıyamet gününde, Allahu Teâlâ'nın rahmetini umarak Allahu [Subhânehu ve Teâlâ] ile mutmain bir şekilde karşılaşmak için hazırlanmamız gerekiyor. Bundan dolayı da alemlerin Rabbi Allah'ın rızasına nail olmak için tüm gücümüzle çalışmamız gerekiyor.

Dikkat edin! Bugün, hesabın olmayıp amalin olduğu bir gündür. Yarın ise amelin olmayıp hesabın olduğu bir gün olacaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (O'nun dinine) yardım eder, zafere ulaştırırsanız, Allah da size yardım eder, zafer verir ve ayaklarınızı (dini üzere) sabit kılar." [Muhammed 7]

 

Ey Allah'ım, biz tebliğ ettik Sen şahit ol...

Ey Allah'ım, biz tebliğ ettik Sen şahit ol...

Ey Allah'ım, biz tebliğ ettik Sen şahit ol...

 

Ve's Selamu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh

 

 

Devamını oku...

Abdurrahman El-Afgânî'nin Ülkesine Hoş Gelmedin Ey Hollande!

  • Kategori Fas
  •   |  

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande 03-04.04.2013 günü, Fransa'daki yönetimin dümenini teslim almasından bu yana Fas'a dönük ilk ziyaretini gerçekleştirmiştir. Nitekim Fransa, karşılıklı yaklaşık sekiz milyar euro değerindeki mübadeleden dolayı Fas'ı "ilk ekonomik ortak" olarak görmekte ve Fransız şirketlerinin büyük bir kısmı, aralarında Fransız borsasında ilk kırk şirket kapsamında sınıflandırılan 36 şirketin de olduğu (yaklaşık 750 şirketin) olduğu Fas'taki çeşitli sektörlerde faaliyet göstermektedir. Nitekim Cumhurbaşkanı François için siyaset ve ekonomi ile "dolu" programlar hazırlanmıştır. Siyasete gelince; ikili ilişkilere, Fas, Arap ve Akdeniz, özellikle de Arap Baharı'ndaki değişim sonuçlarıyla ilgili bölgesel duruma teşvik etmek. Ayrıca Mali veya Afrika dosyası da görüşme gündemlerinden kaçmayacaktır. Zira Paris, Mali'deki savaşta etkin bir rol oynadığı gibi Fas Kralı, daha geçtiğimiz günlerde geniş bir Afrika turundan dönmüştür. Ayrıca Cumhurbaşkanı François, Fas parlamentosu önünde ve en son olarak da her iki ülkenin iş adamları forumunda bir konuşma yapma niyetindedir. Ekonomik kısma gelince; kurumsal, ekonomik ve çevrecilik işbirliği ile geleceğin enerjisi alanlarında çok sayıda ikili anlaşmaları kapsamaktadır.

Ey Müslümanlar ve Ey Fas Halkı!

Fransa Cumhurbaşkanı'nın, Fas ziyaretinden amaçladıklarına dönük resmî rivayet işte budur. Bunun gerçeği ise aşağıdaki şekildedir:

Fransa'nın da bir parçası olduğu tüm Avrupa, neredeyse hiçbir ülkenin yardım edemeyeceği veya onlara bu şekilde görünen bir diğerini boğacak kadar boğucu bir ekonomik krizin etkisini yaşamaktadır. Hatta daha dün, İspanya, Portekiz, İtalya ve Yunanistan'ı kurtarmak için bir zaman yarışının içerisine girilmişti. İşte bugün de son zamanlarda Kıbrıs için neredeyse aynı söylemler dile getirilmektedir. Nitekim bizzat Fransa, (neredeyse gayri safi milli hasılanın %90'nını temsil eden yaklaşık 1910 milyar auro değerindeki) astronomik rakamlara ulaşmış olan ağır bir borcun altında ezilmektedir. Dolayısıyla Fransa, sorunlarının gerçek nedenlerini araştırırken bunun fasit kapitalist ekonomik sistemde gizli olduğuna bakmak yerine mustazaf halkların servetlerini yağmalamak ve onların servetlerini sömürmek gibi asırladır kullandığı en kısa yollara başvurmaktadır.

Evet, Hollande, hala elinden bir sömürgeden bir diğerine atlayan yeni küresel sömürgeci açgözlü Amerika'nın öne geçmesinden korktuğu için saldırdığı Mali'deki Müslümanların kanları aktığı halde Fas yetkilileriyle Fransız şirketlerin çalışmaya devam etmesini garantileme keyfiyetini ele almak ve Amerikan-Asya, dahası Avrupa rekabeti karşısında kendisini güvenli hale getirecek özel statüsünü güvence altına almak için Fas'a gelmiştir.

Hollande, Arap Baharı'nın sonuçlarından çok korktuğu için gelmiştir. Zira Tunus, ayaklanmanın ardından Batı'nın yerel ajanlarına yardım etmek yoluyla bir çözüm bulamamaları halinde Fransa'nın pençesinden kurtulma noktasına gelecektir. Keza Libya'nın durumu da aynı şekildedir. Suriye'ye gelince; gece gündüz kurulan tuzaklara ve kan banyolarına rağmen ayaklanmacıların efsanevî bir şekilde sebat gösterdikleri ve hala Batı'nın, aynen Allah'ın izniyle helak olacak olan Beşar'ın yaptığı gibi kendi çıkarlarını korumayı taahhüt etsinler diye muhlis ayaklanmacıları kazanmaktan aciz kaldıkları görülmektedir.

Evet, Hollande, Fas'ın istikrarlı olduğundan emin olmak istemektedir. Bunu ise Fas halkını, sistemini ve kraliyetini sevdiği için değil sadece bu ülkenin servetlerinin kendi yönüne akmasını sağlamayı arzu ettiği için istemektedir. Zira Sarkozy, tüm sağduyulu insanların teknik ve ekonomik fizibilite eksikliği üzerinde ittifak etmelerine rağmen sırf Fransa'nın ekonomisini canlandırmak için Fas'ı Fransız şirketlerinden tramvay ve hızlı tren satın almaya "zorlamadı mı"?

Bu bağlamda Fransa'nın, anayasa değişikliği, milletvekili seçimlerinin düzenlenmesi ve eski muhalefet partilerinin bir hükümet oluşturması gibi Fas'taki siyasî reformlara övgüler yağdırması ilgi çekicidir. Zira o, zulmün, yoksulluğun ve marjinalleşmenin sonucunda Fas sokaklarında bilinen tıkanıklığın boyutunu bilmekte ve mevcut rejimin devamlılığını sağlamanın tek yolunun da bu tıkanıklıktan kurtulmak olduğunu görmektedir ki bunun için o, herhangi bir kararda ve değiştirilecek olan herhangi bir şeyde ortak olacakları şeklinde halkı aldatmak için özgürlükler iksiri vermektedir. Ayrıca Adalet ve Kalkınma hükümetinin gelmesinden bu yana sokakta gördüğü korkunç sınırı ulaşan kaynama Fransa'yı cesaretlendirmiştir. Bundan dolayı yetkililere, belki de bu ayaklanmayı tamamen ortadan kaldırabilirim diye özgürlükler iksirini artırmalarını fısıldamayı tercih etmiştir.

Ey Müslümanlar ve Ey Fas Halkı!

Fransa, asırlardır sömürgeci bir ülke olup buna, burada, yani Fas'taki ve komşumuz Cezayir'deki kanlı tarihi tanıktır. Zira o, Afrika ve Asya'nın her neresine gitse sömürgecilik söyleminden başka bir şey bilmemektedir. Ayrıca Tunus ve Libya'daki faşist rejimlerin en büyük destekçisi de Fransa olmuş ve Sarkozy hiç çekinmeden Kaddafi'nin Libya'nın servetlerinden yağmaladığı paralarla seçim kampanyasını finanse etmiştir. Dahası Fransız yetkilileri, Bin Ali'nin demokrasisine ve büyük başarılarına övgüler yağdırma fırsatını da kaçırmamışlardır. Hatta Tunus'ta ayaklanma girişimleri başladığında Fransa Dışişleri Bakanı Michele Alliot-Marie, Tunus rejiminin Fransa'nın "becerilerinden" faydalanmasını ve gösterileri bastırmak için gelişmiş ekipmanlar tedarik etmesini söylemiştir. Ayrıca Fransa'nın, gösterileri kontrol etmesi için helak olmuş Mübarek rejimi dönemindeki Mısırlı polis memurlarını eğittiği de kanıtlanmıştır.

Fransa'nın, kerim Nebimiz [Aleyhi Efdalu's Salatu ve't Teslîm]'e hakarette bulunduğu utanç verici sicilinden bahsetmeden olmaz. Zira o, Yahudileri eleştiren komedyen temsilcinin basın özgürlüğünü kısıtlarken yaratılanların efendisine hakaret eden her günahkar için genişletmektedir. Yine Müslüman kadınların başörtüsü veya peçe giymelerini engellediği utanç verici sicilinden de bahsetmeden olmaz.

Ey Müslümanlar ve Ey Fas Halkı!

Hollande sizlere, küstah bir şekilde profesörlük konumundan bahsetmek ve ekonomi, demokrasi ve iyi bir yönetişim hususunda nasihatlerde bulunmak için gelecektir. Şayet o gerçekten doğru biri olsaydı borç, işsizlik ve toplumsal ve ahlakî krizlerin yükü altında inleyen kendi ülkesine nasihatte bulunurdu. O halde ona, şöyle deyiniz: Nasihatlerini kendine sakla, kanlarımızın, namuslarımızın ve servetlerimizin üzerinden elini çek, şayet başımıza diktiğin bir gurup olmamış olsaydı 721 yılında (Paris'in 300 km Güneyindeki) Poitiers kentine kadar ulaşan Abdurrahman el-Afgânî'nin zaferlerine geri döneceğimizi iyi bil ve şayet bilmiyorsan da bizim tarihimize bir sor.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER