Pazar, 27 Şaban 1447 | 2026/02/15
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Katılımcılara Ve Medya Organlarına Bir Davet Hizb-ut Tahrir / Filistin, Şam Ayaklanmasının İkinci Yıldönümünde Gazze Şehrinde Bir Dayanışma Gösterisi Düzenleyecektir

Şam ayaklanmasının ikinci yıldönümünde, Şam halkına ve Hizb-ut Tahrir'in İkinci Raşidî Hilafet'i kurmak yoluyla İslamî hayatı yeniden başlatmak ve Şam'ında bu Hilafet'in başkenti olması için kendisine davet edenlerden ve katılımcılarından olduğu ve rejimin devrilmesi yolunda onun elinden tuttuğu İslamî ayaklanmaya destek vermek için,

Sizleri ve basını; hizbin, Allah'ın izniyle 15.03.2013 Cuma günü Gazze şehrinde'deki bir "meydan" olan Filistin meydanında düzenlemeyi planladığı dayanışma gösterisine katılmaya davet etmekten dolayı şeref duyarız.

Hakka ve ehline destek vermeye katılmanız, hasenat mizanınıza yazılacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ülke Yağmalanmakta ve Yardım da Görmemektedir

Birkaç haftadır resmî güvenlik ve banka kaynaklarının, yaklaşık 4 bin milyar değerinde nakit, altın ve metal paradan oluşan büyük bir kaçakçılık operasyonunun ifşa olduğundan haberdar oldukları bilinmektedir... Bundan günler sonra ise Rades Limanı'nda korkunç başka bir operasyon daha ifşa olmuştur. Nitekim kaçakçılık, bu paraların küresel Moviose ağının eline düşmesi için bir Avrupa ülkesine karşı olduğu gibi ilk incelemelere göre de bu operasyona karışanlar bizzat işadamları ve politikacılar olmuştur.

Evet ülke, bize karşı yalan söyledikleri bu ülkedeki uzak yakın herkesin bildiği tahrip edici organize bir operasyona maruz kalmış olup bir takım aptallar da buranın servet ve kaynakları sınırlı bir ülke olduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla bu kaçakçılıktan maksat, insanların işlerini engellemek ve ülkenin durumlarını karıştırmak için olmasının yanı sıra finans ve ekonomi haydutlarının açgözlülüğüdür... Ki onlar, her türlü suçu işlemeye hazırdırlar... Dolayısıyla bu, halklarına yönelik devrim sloganını "Ya Sizleri Yönetiriz Ya da Sizleri Öldürür ve Aç Bırakırız... Ve Her Türlü Tahribatı Geçleştiririz" şeklinde belirleyen zorba tagutların yağmasıdır.

Bizler, bunu ve "sadece buz dağının görünen kısmı olan" bunun gibi birçoğunu yapanların, kirli operasyon odası sahiplerinin, yani her türlü suç ve terör yoluyla ülkeye korku tohumları eken lobilerin olduklarını vurgularız. Zira geniş bir medya dezenformasyonuyla birlikte silah ve suikast şebeklerini idare edip kolaylaştıran bizzat bu lobidir. Bunu ise ülkeyi uçurumun kenarına itmek, insanları ayaklanma arzuları ve onun gerçekleştirilmesi noktasında umutsuzluğa düşürmek için yapmaktadır... Sonra da el-Kaide istihbaratına göre iktidarları için kendilerini yıkıcı değil kurtarıcı olarak sunmaktadırlar. Yani (şayet egemen olmak istiyorsan, önce sorun üret sonra da çözümünü sun gibi...) Bu çözüm ise fıtratı bozulmuş, yaşı başını almış ve bunamış bir ajan da olabilir.

Ülke yöneticilerinin, insanlara karşı yapılan bu saldırganlık ve zararı engelleyememeleri utanç vericidir... Daha da kötüsü onların, bu komploların bu komplolar, odaklar ve bu komplolara karışmış olan daireler hakkında yapılan açıklamalara cevap vermekten daha anlaşılır bir şey olduğunu söylemeleridir... Bu da insanların geçim kaynaklarına ve maslahatlarına karşı suç işleyenlerin ve aciz bir şekilde sessiz kalanların yaptıklarının gizli kalmasına neden olmaktadır.

Hükümetin en iyi yaptığı şey, her şeyin şeriatın yasakladığı (gaye vasıtayı meşru kılar) şeklindeki fırsatçı el-Kaide ile yürütülen pazarlıklara ve anlaşmalara uygun olması için kulislerdeki hasım ve düşmanların tutumlarıyla ilgili hassas bilgileri takas yapmasıdır. Kurban ise kendisi adına yerel ve uluslararası araçlarla müzakereler yapılan halk olmaktadır. Mesela Şükrü Belayid hakkında konuşulan bilgiler, uzun zamandır insanların zihinlerini karıştıran bir akrobasiden ibarettir... Oysa konu, müzakere ve siyasî çözümle ilgili olup komplo derecelerinin en güçlüsü ise onların İslam Nizamı'na ve onun anayasadan, siyasetten ve diğer hayat işlerinden uzaklaştırılmasına üstün gelmek için gösterdikleri ciddi kurnazlıklarıdır. İşte bu şekilde insanların rızıklarını avlamaktalar ve onların kanlarını küçümsemektedirler.

Ayaklanmanın soru ve sorunları ise bu yöneticiler, bu yönetimin yetersiz formülü ve bu "demokrasi oyunu" için onlarca kez daha kapsamlı ve daha derin bir çalışmanın olmasıdır. İşte bunlar, zamanın boşa harcandığını, fırsatların kaçtığını, dahası karşı ayaklanmanın etkileştiğini vurgulamaktadır... Dolayısıyla ufukta bu ayaklanmayı gerçekleştirmek ve Ümmetin servetlerini ve izzetini yeniden elde etmek için İslam'dan başka ne bir cesaret ne de bir güç olacaktır.

Altmış yıldır bizler, onların bir devlet olmayan devletlerinde yaşıyoruz... Bizler daima bir devletten yoksun olduğumuz gibi bugün de bizim bir devrimden yoksun olmamızı istiyorlar. Nitekim bizler, Ümmetin gerçek sorunlarını doğru ve adil bir şekilde düzeltecekleri yerde onları parçaladıklarını, onların etrafında döndüklerini, onları bodurlaştırdıklarını, ardından da Ümmetin durumunun karmaşıklığını ve zorluğunu artıran çözümler sunduklarını görmekteyiz...

Ey aşağılandıkları ve horlandıkları için açlıklarına ve acı verici yoksulluklarına sabreden güzel halkımız... İşte sizler, daha önceki büyük diktatörler tarafından tahrip edildiği gibi ülkenin tahrip edildiğini apaçık görmektesiniz... Zira ülkenin servetleri, kapalı anlaşmalar, yıkıcı sözleşmeler ve inanılmaz kaçakçılık altında yağmalanmaktadır. Dolayısıyla sizi bulaştırmalarının ardından onların nezdinde olan en uygun çözüm, halkın değerlerimiz, ahlakımız, yaşamımız ve geçimimiz için yapılan müzakere şartlarına boyun bükmüş bir şekilde senin kaçırılan, israf edilen ve yağmalanan malından daha az faizli krediler almaları için sömürgeciliğin ve ölümcül kapitalizmin iki karanlık yüzü olan Dünya Bankası ve İMF'nin hoşnut edilmesidir... Bu ne kötü bir yönetim ve ne kötü bir yöneticidir... Ki sizleri, iki şer arasından muhayyer bırakmaktadırlar. O halde onların tüm şerlerine cevap verin ve kendisiyle izzetli olacağınız İslam'ı talep edin. Zira izzetinizi garantilemekle birlikte hiçbir minnet ve eziyet olmaksızın sizlerin yiyecek, giyecek ve mesken gibi ihtiyaçlarınızın doyumunu tam bir şekilde gerçekleştirecek olan İslam'dır. Vallahi buna muktedir olacak olan, sadece İslam ve onun, Nebi el-Ekram [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın emrettiği ve ثم تكون خلافة على منهاج النبوة "Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacak" şeklinde vaat edip müjdelediği Nübüvvet Minhacı Üzere muhteşem Hilafet Devleti'nin olduğu devletidir.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir'de Kadın Rolü Profili

  • Kategori Video
  •   |  

Hizb-ut Tahrir'de Kadın Rolü Profili

1953 de mümtaz alim ve düşünür Şeyh Takiyuddin En-Nebhani gayesi, Hilâfet Devleti'ni tekrar vücuda getirip, İslamı bir hayat nizamı olarak yeniden başlatmak olan, İslami siyasi parti Hizb ut-Tahriri kurdu. İslam Devleti; şeri kaynakların İslam Şeriatının hükümlerinin tümüyle toplum üzerinde uygulanması , İslamın korunması ve aleme taşınması olarak tanımladığı bir yönetim şeklidir. Parti çalışmalarına Filistin'de başladı ve bugün on binlerce üyesi ile, hem İslam toprakları üzerinde ve hemde dışında, 40 tan fazla ülkeye yayılmış durumda. Buna binlerce kadın üye de dahildir. Bu video kadınların parti içinde üstlenmiş oldukları rolü, uluslararası konferansları ve tüm dünyadaki siyasi faaliyetlerini tanıtmak üzere hazırlanmıştır.

Devamını oku...

Ürdün Vilayeti: 'Şam Ehline Nusret' gösterisi (Video/foto)

  • Kategori Ürdün
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayeti'nin 'Şam Ehline Nusret' gösterisi Parlamento binası önünde Allah'a hamdolsun sona ermiştir

 

Hizb-ut Tahrir'in Parlamento binası önündeki gösteriye ait kaydın tamamı


 

El Hace Umm Tarık'ın İslam ordularına yönelik yaptığı konuşma.


 

Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayetinin Parlamento binası önünde yaptığı gösteri akabinde yaptığı röportajlar


 

Konuyla ilgili daha fazla fotoğraf için tıklayınız


Ürdün  Parlemento binası önünde yapılan gösteriden bazı kesitler


 

Ürdün  Parlemento binası önünde yapılan  'Şam Ehline Nusret' gösterisinde Üstad Muhammed El Amuş (Ebu Enes)'in yaptığı konuşma


 

Ürdün  Parlemento binası önünde yapılan  'Şam Ehline Nusret' gösterisinde Üstad Velid Hicazat ‘ın konuşması


 

Ürdün  Parlemento binası önünde yapılan  'Şam Ehline Nusret' gösterisinde Muhsin Alazamat ‘ın konuşması


 

Ürdün  Parlemento binası önünde yapılan  'Şam Ehline Nusret' gösterisinde Üstad Muflih Alçalabi'nin konuşması

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti, Aşağıdaki Başlık Altında Bir Basın Konferansı Düzenledi: Yemen'deki Diyalogun Arkasında Duran Kurnaz Sömürgeci Batı'dır

Batılı ülkeler, "Halk, Rejimin Devrilmesini İstiyor" şeklindeki ayaklanma sloganının gerçekleşmesinden, kapitalist sistem ve fikirleriyle hiçbir ilgisi olmayan farklı bir yönetim sisteminin kurulmasından ve bunun da Yemen'deki beş on yıldır süren mevcut hegemonyalarının kesinlikle ortadan kalkmasına yol açacak olmasından korktukları için Yemen'deki mevcut rejimi korumak amacıyla koşuşturmakta ve bunu başarmak için sıkı bir şekilde çalışacağı siyasî çözüme davet etmektedir.

Genel Halk Kongresi Partisi ve müttefikleri ile Ortak Partiler Buluşması ve ortaklarının yanı sıra Güney Hareketi ve Sivil ve Bağımsız Toplum Örgütleri arasındaki diyalog, hakkı ibraz etmediği gibi onu açığa çıkarmamasının yanı sıra onu yüceltmeyen ve batılı çürütüp onu ters yüz etmeyen orta çözüm sorunlarının yönünü geciktirmeyi hedefleyen Batılı siyasî çözüm kapsamında gerçekleşmektedir.

Diyalogun arkasındaki Batılı ülkeler, bugünkü Yemen sorunlarına dönük sihirli bir çözüm olarak sivil devlet elli yıldır ilan edilmeksizin Yemen'de mevcut olmasına rağmen tarafları, sivil bir devlet çıkarmaya, federalizmi ortaya atarak Yemen'i parçalanma ve dağılmaya maruz bırakmaya ve sömürgeci ve benzeri çıkarları dışında hiçbir gerekçesi olmaksızın şuan Mali'yi işgal eden Fransa tarafından gerçekleştirilen anayasa değişikliklerini imzalamaya sevketmek için çalışmaktadırlar.

Amerika'nın Yemen Büyükelçisi Gerald Feierstein, İngiliz Milletler Topluluğu Bakanı Ulster Brett, İngiliz Kalkınma Bakanı Alan Duncan, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Nicholas Hopetoun gibi Batılı politikacıların, Yemen'deki bir sonraki diyalog hakkındaki konuşmalarını işiten bir kimse, diyalogu idare edenlerin Batılı ülkeler olduğunu ve diyalog ajandasını belirleyenlerin zamanı gelinceye kadar katılmayan bu ülkeler olduğunu reddedemeyecektir. Nitekim 13.03.2013 Pazar günü Firestein şöyle demiştir: "Tabi bizler Güvenlik Konseyi'nin daimi beş üyesinin bir parçası olarak, kapsamlı bir ulusal diyalog konferansının düzenlemesi öncesinde hazırlık yapmak için Birleşmiş Milletleri ile işbirliği içerisinde çalışıyoruz." Ayrıca Firestein, 10.11.2012 günü yapmış olduğu basın konferansında Diyalog Komitesi'nin bir sorusuna vermiş olduğu cevapta diyalogun zamanı hakkında şöyle demiştir: "Bizler hala Diyalog Komitesi ile yakın temas içerisindeyiz ve kendilerinden tevdi edilen işler alanındaki başarıları araştırdıklarını işittim. Dolayısıyla diyalogu, ay başında yada daha önce görmeyi ümit ediyoruz."

Tüm bu yapılan açıklamalar için Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti, "Yemen'deki Diyalogun Arkasında Duran Kurnaz Sömürgeci Batı'dır" başlığı altında bir konferans düzenlemiş ve konferansta, Yemen'deki siyasî taraflar arasında yapılacak olan bir sonraki diyalogun tehlikesini açıklamıştır. Konferans, H. 03 Cumâde'l Ûlâ 1434 el-Muvafık M. 14.03.2013'de sabah saat 10:00'da, Egla Otelin bitişiğinde ve Sanabani istasyonunun karşısındaki Batı çevre yolunda bulunan Komfort Otelin konferans salonunda yapılmıştır.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Cezaevinden Çıkmasının Ardından Üstad Saad Cagravî'ye Samimi Bir Karşılama Amerika'nın Hegemonyasının Çöküşü Kaçınılmaz Olup İngiltere'nin Hegemonyasının Çöküşünden Daha Yankılı Olacaktır

Müslümanlar, Üstad Saad Cagravî ile diğer Hizb-ut Tahrirli arkadaşlarının tagutun cezaevinden serbest bırakılması haberiyle sevindiler ve Hizb-ut Tahrir şebâbına müminlerin müttefiki Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın nusretine güvenerek devam etmeye kararlı olduklarını yeniden teyit etmek için Amerikan hegemonyasına son vermek ve hararetle Hilafet Devleti'ni kurmak için mücadele eden kahramanları tebrik edip kucakladılar.

Keyâni-Zerdâri rejimi içerisindeki Amerikan ajanları, İngiltere'nin hegemonyasının çöküşünden ders alsınlar. Zira İngilizlerin bu ülkeyi işgal edip ona zulmetmesi, kesinlikle Müslümanların azimlerini kıramamış, bilakis azimlerini ve sebatlarını artırmıştır. Dolayısıyla sömürgeci kafirlerin, bu ülke halkının servetlerini müsadere etmeleri, onları cezaevlerine atmaları, idam etmeleri ve herkesin önünde şehitlerinin cesetlerini asmaları, -ki bu, mücahitleri topların ağızlarına koyup ateşleme sınırına kadar ulaşmıştır- evet tüm bunlar, işgalci İngilizlerin sonunun gelmesini ve yenilgi elbisesini giymiş bir şekilde bu ülkeden çekilmesini ne engellemiş ne de geciktirmiştir.

Tagutlar, işgalci İngilizlerin çöküşünden ister ders alsınlar ister almasınlar fark etmez. Zira onlar, Allah'ın izniyle çok yakında hiç unutamayacakları yeni bir ders alacaklardır. Elbette bu, Amerika hezimete uğrayıp Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet'in karşısında arkasını dönüp kaçıp gittiğinde olacaktır. Zira demir ancak demirle dövülür.

Hizb-ut Tahrir şebâbına zulmedilmesi, vahşî bir şekilde işkence edilmesi ve kaçırılması, sadece onların azimlerine azim katacaktır. Ayrıca bu zulümler, tüm topluma hizbin şebâbının sözünün hakikat olduğunu ve İslam'a sadık bir şekilde sarıldıklarını teyit etmektedir.

Bu fedakarlıklar, insanların zalimlerin işkencesine karşı olan korkusunun, Allahu Subhânehu ve O'nun emirlerine meydan okuyan bu baskıya karşı öfke duymaya dönüşmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca tagutların Hilafet'e davet edenlere yönelik zulümleri, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın öfkesine davet etmek mesabesindedir. Nitekim kutsi hadiste geçenler, bu tagutlar hakkında inenleri doğrulamaktadır:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ قَالَ مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ "Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle dedi: Allah, şöyle buyurmuştur: Kim benim dostuma düşmanlık ederse, kuşkusuz ona savaş ilan ederim." [Buhari rivayet etti]

Hilafet'in gölgesi altında Pakistan Müslümanları, Amerika'nın yenilgi yankısıyla karşılaşacaklar ve onun üzerimizdeki hegemonyasına son vereceklerdir. Washington'a Şeytan'ın vesvesesini unutturacak ve gerçek boyutunu göstermeye dönük kibri nedeniyle kör olan gözlerini açacak olan işte bu yenilgidir. Yine dünya halklarının kalkınmasına ilham kaynağı olacak ve Amerika'nın zulmünü, sömürüye ve onun neden olduğu küresel baskıya son verecek olan işte bu yenilgidir. Bu yüzden müminler, müşrikler kerih görseler bile Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın bu dinin koruyucusu olduğuna ve onu tüm dinlere üstün kılacağına kesinlikle güvensinler. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا "Kesinlikle Allah emrine galiptir. Allah, her şey için bir kader koymuştur." [et-Talâk 3]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Faziletli Şeyh El-Marabûnî'nin Kaçırılması! Esed Rejiminin, Lübnan Liderlerine Saldırdığı Bir Sırada Hükümetin Adaletten Uzak Dışişleri Bakanı, Ülkeleri Onunla Yeniden Normalleşmeye Davet Etmektedir

İşte Esed çetesinin tahir kanlar ile kirlenmiş elleri, bu kez kaçırma yoluyla yeniden şerefli insanlardan birine uzandı! İşte bu kişi, hak kelimeyi haykırmakla bilinen ve mücrim rejimin, öldürme, yerinden etme, yıkma, mukaddesatları ve ırzları çiğneme, mal ve mülkleri yağmalama felaketiyle etkilenen Suriye halkına yardım etmede erkekçe tutumlarıyla ortaya çıkan Faziletli Şeyh İrfan el-Marabûnî'dir...

Bu mücrim çete tarafından şeriat alimlerinden olan bir alime yönelik bu açık saldırı, bu rejim için yeni değildir. Bilakis o, meşum bir şekilde ortaya çıkmasından ve onlarca yıldır ülkenin ve insanların başına musallat olmasından bu yana bu özelliğiyle ayırt edilmektedir. Ancak acı veren husus, Lübnan otoritesi ile ondaki yönetim sahiplerinin hala bu günümüze kadar rejimin ve yozlaşmış politikasının bir uzantısını teşkil etmeleridir.

Sadece ihtiyaç zamanında kendisini savunmak için tabanca taşımasından dolayı Lübnan bariyerlerinin birinde iki haftadır tutuklu bulunan bizzat Faziletli Şeyh el-Marabûnî değil midir?! Şimdi otorite, kaçırılma hedefinden sonra en azından tabancayla silahlanma hakkın olan Şeyhe karşı tatmin oldu mu?!

Şeyh İrfan el-Marabûnî'nin kasap Beşar'ın şebbihaları tarafından kaçırıldığı bir sırada güvenlik birimlerinin birindeki koltuk sahibi bir adam, kendisinden Suriye ayaklanmasına ve yıllarca yargılanmaksızın zulümle Lübnan cezaevlerinde tutuklu bulunanlara destek veren bir aktivitist olan amcasının oğlu Faziletli Şeyh Muhammed İbrahim hakkında bilgi koparılmak için sorgulanmıştır.

Kasap Esed rejiminin, Suriye şehirlerini uçaklarla ve scud füzeleriyle yıktığı bir sırada (hükümetin adaletten uzak Dışişleri Bakanı'nın) Lübnan'daki Resmî Sözcüsü, Arap ülkelerini rejimle yeniden normalleşmeye davet etmiştir. Bu bir tesadüf müdür? Yoksa bu, Suriye ve Lübnan'da iktidar eksenindeki kanatlar arasındaki bir bütünleşmeden mi ibarettir?!

Resul [Aleyhi's Selam], yöneticinin görevini şöyle tanımlamıştır:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. İmam [Halife]de bir çobandır ve güttüğünden sorumludur."

Ancak Lübnan otoritesi, kasap Esed ile ona mensup olan eksenin çıkarlarını gözetmektedir. Peki bu haksızlık ve saldırganlık nereye kadar?

Ey Lübnan Yöneticileri: Sizler, zulme ve zalimliğe karşı olan ayaklanma gibi çevrenizdeki tüm olup bitenlerden bir ders almadığınız gibi Lübnan'daki mert ve kurtarıcı ehlinden olan onurlu kimselere zulümde çok ileri giden Şam tagutuna dönük yanlı uygulamalarınıza devam ediyorsunuz. O zaman sizler ayıkamayacak kadar sarhoşsunuz. Ancak sizler de sizden daha güçlü ve kuvvetli olan benzerleriniz tagutlar gibi başınıza vuracaksınız. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

خِيَارُ أَئِمَّتِكُمْ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ وَيُصَلُّونَ عَلَيْكُمْ وَتُصَلُّونَ عَلَيْهِمْ، وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمْ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ "Sizin hayırlı imamlarınız şunlardır: Siz onları seversiniz onlar da sizi severler. Siz  onlar için dua edersiniz, onlar da sizin için dua ederler . Şerli imamlarınız ise sizden nefret ederler siz de onlardan nefret edersiniz, siz onlara lanet edersiniz onlar da size lanet ederler."

Peki ya siz hangi kısımdansınız ey Lübnan yöneticileri?!

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Aşağılık Filistin Otoritesi, Mescitlere ve Halkına Karşı Güç Gösterisi Yapmakta ve İşgalci Yahudilerin Teslim Ettiği Silahlarla Hurumatlarını Çiğnemektedir

Filistin otoritesinin, Ramallah, el-Bîra, Kalandiya, Tulkerim, Cenin, Kalkilya ve bu şehirlere bağlı köylerdeki güvenlik birimleri, darp, işkence ve tehdit etmek, fabrikasyon suçlamada bulunmak, mescitlerin önlerinde, yollarda ve evlerde tutuklamak ve aynı şekilde Orta ve Kuzey Batı Şeria'nın şehir ve köylerindeki güvenlik merkezlerine dönük yönlendirici çağrıları çoğaltmak yoluyla Hizb-ut Tahrir şebâbına saldırmaya devam etmektedir.

Güvenlik birimlerinin silahlı mensupları, sivil elbiseler giyerek işgalci Yahudilerin otoriteye vermiş olduğu silah gücüyle büyük el-Bîra Mescidi içerinde bulunan ve onun kapısında duran hizbin şebâbını tutukladılar, onlardan üçünü işgalci Yahudilere teslim ettiler, onlara darp ettiler, işkence ettiler, fabrikasyon suçlamada bulundular ve onlar güvenlik birimleri tarafından dinleri hususunda tehdit edildiler, hatta bu tehdide, güvenlik mensuplarından birinin şâbın birine "ben senin Rabbinim" diyecek derecede zat-ı ilahî bile maruz kaldı. Halbuki şeriatta bu, sahibinin dünyada cezayı hak etmiş olduğu iğrenç bir cürümdür. Ahiretin azabı ise daha şiddetlidir. Keşke akledebilselerdi.

Ramallah Vakıflar Müdürü (Mutasım Dakka)'nın, güvenlik birimlerinin merkezlerindeki hizbin şebâbını tekrar tekrar tehdit etmesine, onları tahrik etmesine, onlara fabrikasyon suçlamada bulunmasına, mescit imamlarını ve müezzinlerini şebâb için yalancı şahitlik yapmamaları durumunda işten çıkarmakla tehdit etmesine gelince; bu, insanlara yönelik fikrî ve psikolojik bir terör olmasının yanı sıra nefsi, dini ve ırzları koruması gereken bir şahsın Allah ve Resulüne savaş açması demektir. Dolayısıyla onun bu cürümleri, şerî, yasal ve kabilevî olarak kovuşturulmayı hak etmektedir. Dolayısıyla da şayet Allah'a tevbe etmez ise dünyada dışlanacağı gibi ahirette de Allah'ın cezasına maruz kalacaktır

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, dinimizle izzetli, Rabbimizin ve Ümmetimizin desteğiyle güçlüyüz. Dolayısıyla asla aşağılanmaya razı olmayacağımız gibi asla dinimizin aşağılanmasına da izin vermeyeceğiz. Nitekim otorite bizlere, bizim bu insanlardan olduğumuzu haber vermektedir. Ancak otorite çok iyi bilsin ki; Amerika'nın, Yahudi varlığının ve tüm kafir devletlerin yapmış olduğu yardım, bu dünyada Filistin halkının öfkesi karşısında kendisine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah'ın ahiretteki ona yönelik öfkesi ise daha şiddetli ve daha çetindir. Keşke akledebilselerdi. Şayet işiten kulakları ve akleden akılları varsa onlar için en hayırlı olan korkup çekinmeleridir.

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا "Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." [Ahzab 58]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER