Pazar, 27 Şaban 1447 | 2026/02/15
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Sahtelikten Vazgeçin Artık... Zira Kadını Tahrip Ediyorsunuz!

Sözde Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle kendilerini onunla ilişkilendiren ihalecilere ve gözlemcilere sorarız:

 

-Neden binlerce kadının, kırsallardaki tarım sektörlerinde geçimini dahi gerçekleştirmeyecek şekildeki yıkıcı ağır şartlarda çalışmalarına karşı sessiz kalıyorsunuz?

-Neden kadının, çeşitli ticarî ve sanayi komplekslerine alınmasına ve en iyi durumda bile kurumlaşma ve normalleşme şeklinde incelenmesine karşı sessiz kalıyorsunuz?

-Neden zinaya (kadına yönelik açık ve korkunç bir şekildeki saldırıya), yetişkin olunması durumunda şahsi özgürlük olarak itibar ediliyor?

-Neden eşitlik iddiasıyla kadının erkekle eşit olduğuna kanıt göstermek için onun zor şartlarda, stresli işlerde ve hassas ve utanç verici vakitlerde kullanılmasına sevkeden mevcut zulme karşı sessiz kalıyorsunuz? Halbuki İslam kadını, istisnasız bir şekilde ve nezaketle korumaktadır.

-Neden hakları ve onurları garanti altına alınmaksızın yabancı yatırım laboratuarlarında çalışan binlerce kız ve kadınların kötü bir şekilde istismar edilmelerine karşı sessiz kalıyorsunuz?

-Neden gerçek ve onurlu bir sorumluluk olmasını gerektirdiğinden dolayı kadını evin mürebbisi ve korunması gereken bir namus kılan ve sahih bir örfün ötesinde adil bir anayasanın koruduğu aziz bir mananın heder olmasına karşı sessiz kalıyorsunuz?

- Neden neredeyse uzak yakın hiçbir kimseye gizli kalmayan ve kesinlikle tüm dairelerde bilinir bir hale gelen tüm kurumlarda cinsel tacize uğrayan kadın için caydırıcı şerî bir ceza uygulanmıyor?

-Neden aile sisteminin çöktüğünden ve öncelikle mağdurları kadınlar, ona müteakip de çocuklar olan korkunç zalim boşanma oranından bahsedilmiyor?

-Neden kadın konusu "elitlerle" sınırlandırılıyor ve İslam'a zıt olan ve İslam ehlini kışkırtan biçimsel festivallerle yetiniliyor?

-Neden akide ve ondan fışkıran hususlarla bir bağlantısı olmadığı gibi hadarat ve onun mefhumlarını kucaklamayan kuru bir şekilde hazırlanmış Batılı söylemler tekrarlanıp duruluyor?

 

Nedir bu vızıltı ve gürültü... Nedir bu ihalecilik... Buna mukabil bir kişinin günlük açık ve gizli bireysel davranışları olan ilişki kurmada, muamelatta, ciddiyette, sorumluluklarda, çıkarlara aykırı düşüldüğünde veya arzular kabardığında kadına gerektiği gibi değer verilmemektedir... O halde sahtelikten vazgeçin artık... Zira yorgun, bitkin ve yükü ağır olan kadın güzel bir yaşamdan mahrum olup kadını ve bizleri kurtaracak olan sadece hak ve adaletle disipline olmuş İslam'ın hükümleridir. Zira siz denediniz ve başarısız oldunuz.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti'nden Bir Heyet, Anayasa Komisyonu İle Görüştü

Cumhurbaşkanlığı'nın sorumluluğundaki Siyasî Güçler ve Partilerle İrtibat Komisyonu'ndan, anayasa koymaya ve Hizb-ut Tahrir'in bir sonraki anayasa noktasındaki vizyonunu öğrenmeye dönük güzel bir davette bulunmasıyla birlikte Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Nasır Rıza liderliğinde ve Vilayet Meclisi Üyesi Üstad Şârık el-Berberî, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü Üstad İbrahim Ebu Halil ve Merkezî Temas Lecnesi Koordinatörü Üstad Asam Atyam eşliğindeki Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti'nde bir heyet, komisyonla görüştü.

Heyetin emiri, konuşmasına şu iki soruyla başlayarak hizbin anayasaya dönük vizyonunu açıkladı: Neden şimdi anayasa hakkında konuşuluyor ve neden İslam Anayasası sınırlandırılıyor? Ve anayasasının dayalı olduğu temeller ve köşe taşları nelerdir? Ve şu sözleriyle cevap verdi: "Bugün Ümmet, İslam yönetimini arzuluyor. Arap dünyasındaki tüm hareketlenmelerin sonucunda, otoriteye İslamî sloganlar taşıyan hareketler ulaşmıştır. Bundan dolayı bizim Sudan'daki otoriteler, İslam adıyla insanları aldatmak ve Hilafet Devleti'nde tatbik edilecek olan gerçek İslam Anayasası'na yönelik hareketlenmeleri uyuşturup sakinleştirmek için sapkın bir anayasa çıkarmaya çalışmaktadırlar." Bu sapkınlığa aşağıdaki üç odak katkıda bulunmaktadır:

1-İnsanların İslam'a yönelik eğilimlerinden dolayı korkan sömürgeci kafir devletler. Bundan dolayı sapkın beşeri laik anayasaları, sanki İslamiymiş gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Bunu da sapkın beşeri laik anayasaların propagandasını yapmak ve medyanın aldatması yoluyla yapmaktadırlar.

2-Dini, politikanın kötülüklerine karşı koruyacaklarını iddia ederek hızla dini hayattan ayıran Batı tarzına koşan Kapitalist Batılı kültürle sırtlanlaşanlar, İslam'daki siyasetin Ümmetin işlerini bizzat şerî hükümlere göre gözetmek olduğu gibi İslam'da aşağıdaki iki ayet arasında hiçbir fark olmadığını ya unutmaktalar ya da unutmuş gibi görünmektedirler:  وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ "Namaz kılınız." [Bakara 43] وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ "Onların aralarında Allah'ın inzal ettikleri ile hükmet." [Maide 49]

3-Kafir Batı'yı ve laikleri razı etmek için onlarla birlikte yürüyen ve sapkınlığa götüren bu taktikle temellerini saptıran İslamî hareketler.

Anayasanın üzerine dayalı olduğu temellerle ilgili olana gelince; aslında Müslümanlar olarak bizim hayatımızın temelinin, anayasanın ve devlet ve toplum hayatına hükmeden diğer kanunların kendisinden fışkırdığı İslam akidesi olması kaçınılmazdır. Bundan dolayı -Müslümanlar olarak- bizim anayasamızın meşruluğu vahiyden alınmalıdır. Yani Allah'ın kitabından ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetinden alınmalıdır. Dolayısıyla egemenlik halka değil şeriata ve otorite de (yöneticisini kendi rızasıyla seçen) ümmete ait olmalıdır. İslam'a atfedilmek istenen fikirlerden olan demokrasi ve özgürlüğe gelince; İslam, bunlardan beri olduğu gibi bunlar İslam'a da aykırıdırlar.

Heyet, Hizb-ut Tahrir'in anayasa noktasındaki vizyonunu açıkladığı gibi hizbin, Allah'ın kitabından, Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetinden ve bu ikisinin irşat ettiği sahih içtihattan istinbat edilen anayasa taslağını da açıkladı.   Ayrıca benimsemiş olduğu anayasa taslağının bir nüshasını, komisyon üyelerine teslim etmekle birlikte komisyon başkanına, anayasa taslağına ek olarak (Anayasa Mukaddimesi ve Esbab-ı Mücibesi) Kitabı'nın iki cüzünü de teslim etti.

Anayasa Komisyonu, Hizb-ut Tahrir'in çabalarını övdü ve bu mefhumların, ülkenin tüm siyasî güçlerine ulaştırılmasına daha fazla ağırlık verilmesini talep etti.


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Ahmed El-Kasas'ın, Cibran Basil'in İslam Şeriatına Açıkça Saldırmasına Cevap Vermek İçin 09.03.2013'deki Basın Konferansında Yapmış Olduğu Konuşmanın Metni

Cibran Basil ve onun turuncu akımı, alışık oldukları üzere yeniden, ırkçılık eğilimli, küçük bir edepten bile yoksun ve Lübnan ve dışarıda işiten tüm Müslümanları provoke edecek şeklindeki konuşmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Zira dün Rabia'da düzenlemiş olduğu basın konferansında iğrenç ve kaba sözlerle İslam'a, şeriatına ve tâbilerine saldırmaya başvurmuş, beri oldukları şeylerde Müslümanlara iftira atmış, kadın haklarına saldırdıkları ve kadınların otomobil sürmelerini engellemek ve onlarla hayvanî bir şekilde cinsî münasebette bulunmakla ilgili fetva verdikleri şeklinde Müslümanlara yalan iftirada bulunmuştur. Ayrıca idam cezasının baş kesilerek uygulamasından dolayı İslam şeriatına saldırdığı gibi insanların işlerini şeriata göre gözetmesinden ve kendi iddiasına göre şeriatın Halife'nin talep ettiği hususlara muhalefet eden herkesi öldürdüğünden dolayı da Hilafet Sistemi'ne saldırmıştır.

Sizler için dileğimiz, Aonluların vızıltıları ile çığlıklarına ve onlara karşı cevap verme zahmetinde bulunmanın rahatlığını yaşamaktır. Ancak görünen o ki onların, Nasrani sokağının dikkatini çekme, onların saplantılarını istismar etme ve onları İslam ve Müslümanlardan korkutma arzuları, Allah bu Ümmet için gerekli olan emri yerine getirinceye kadar sona ermeyecektir. Bizim, Kur'an'ımıza, Nebimize ve şeriatımıza hakaret eden bu adam gibi bir şahsı dinlemeye, sonra da sessiz kalmaya tahammülümüz yoktur. Özellikle de bu ifadeleri uydu kanalları aracılığıyla milyonlarca insanın karşısında kullanmışken.


Ey Cibran Basil, kapıyı açtın madem öyleyse cevabı dinle:

1- Müslümanları tekfirle suçladığın yeter artık. Sen hangi dindensin ki diğerlerini tekfir ediyorsun. Nitekim kendisini inandığın kilisen, ister Müslüman ister gayrimüslim olsun Mesih [Aleyhi's Selam]'ın uluhiyetine inanmayan herkesi farklı ifadelerle tekfir etmektedir. Sonra onun, Mesih [Aleyhi's Selam]'ı inkar eden ve onun çarmıha gerilmesi hususunda Romalıları aldatan Yahudilere tekfir damgasını vurduğunu görmüyor musun? Ey kültürlü adam, buradaki tekfir küfür ve ihanet babından değildir. Bilakis o, vasıf ve takrir babındandır. Sayın kültürlü Bakan, dikkatinizi Müslümanların Musa ve İsa İbn-u Meryem [Aleyhi's Selam]'a ve bu ikisine vahyedilen Tevrat ve İncil'e iman ettiklerine çekeriz. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız." [Bakara 285]

Ancak siz, Muhammed'in risaletini ve ona vahyedilen kitabını inkar ettiniz. Şimdi biz bu sözle iftira mı atmış oluyoruz, yoksa bu gerçek bir nitelendirme midir?! Buna rağmen bizler, senin dinimize ve tâbilerine yaptığın gibi senin dinine ihanet etmekten ve onun tâbilerini kışkırtmaktan kaçınıyoruz. Bunu ise Allahu Teâlâ'nın bizim hakkımızdaki şu emrine uyduğumuzdan dolayı yapıyoruz:

وَلا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا آَمَنَّا بِالَّذِي أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَأُنْزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَهُنَا وَإِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ "İçlerinden zulmedenleri bir yana, en güzel bir şekilde olmadıkça Ehl-il Kitap ile cedelleşmeyin ve deyin ki: Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim İlahımız da sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur." [Ankebût 46]

2-Müslümanların kadın haklarını ihlal etmesine gelince; kadına hakaret eden ve onun haklarına saldıran İslam değildir. Ayrıca sizin dininizin gördüğü gibi Adem [Aleyhi's Selam]'ın yolunu şaşırmasında ve onun cennetten çıkarılmasında Havva'yı suçlayan İslam değildir. Bilakis İslam, sorumluluk hususunda her ikisini de eşit tuttuğu gibi her ikisine vesvese veren Şeytan'ı suçlamakta ve masiyeti her ikisine nispet etmektedir. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى "Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Adem Rabbine asi olup yolunu şaşırdı." [Taha 121]

Bilakis İslam, insanlık bakımından erkek ile kadını eşit tutmakta, kadına herhangi birinin vesayeti olmaksızın mülk edime ve tasarrufta bulunma hakkı vermekte, kadının elinde malı olsa bile kadının nafakasını erkeğin üzerine vacip kılmakta ve on dört asır boyunca kadına yöneticiyi seçme ve siyasi çalışmaya katılma hakkı vermektedir. Ama bu arada Avrupa, yirminci yüzyıla kadar bu haktan bu mahrum kaldığı gibi senin Lübnan anayasan da 1953 yılına kadar seçme ve seçilmeden mahrum kalmıştır. Senin hiç çekinmeden ve utanmadan kötüleme cüretini gösterdiğin Kur'an'ın bahsettiği vurmaya gelince; bu, tüm engelleme araçlarının tükenmesinin ardından naşize kadın için bedenine acı ve zarar verme sınırına ulaşması caiz olmayan bir azarlama ve kınama vurmasıdır. Dolayısıyla İslam'ın, eşler arasındaki ilişki için koyduğu hususta asıl olan Allahu Teâlâ'nın şu kavlidir:

وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ "Nefislerinizden sizin için, kendileriyle sükunet bulasınız diye eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet kılmış olması O'nun ayetlerindendir. Doğrusu bunda düşünen bir kavim için ibretler vardır." [er-Rûm 21]

Nitekim Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], kadınlara ikramda bulunulmasına vurgu yapmış ve şöyle buyurmuştur:

خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لأَهْلِهِ وَأَنَا خَيْرُكُمْ لأَهْلِي "Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben ise aileme karşı sizden daha hayırlıyım."

Sonra bize söyle bakalım ey Bakan: Lübnan'da kadının otomobil şoförlüğü yapmasını engellemekle ilgili fetva veren kim Allah aşkına?! Hala yüzsuyunu koruyorsan gerek Lübnan gerekse Lübnan dışındaki şeriat alimlerinin ve Müslüman kadınların genelinin otomobil kullanmaya bağlı kaldıklarını fark ediyorsundur herhalde?! Zaten tek bir devletin dışında hiç kimse bu yasağı şeriatla ilişkilendirmemiştir. Senin, mütedeyyin Müslümanların kadınlarla hayvanî bir şekilde cinsi münasebette bulundukları şeklindeki yalanına gelince; bu, sana geri dönecek olan bir yalandır. Herhalde sen bununla, kendini ve eşyaları pazarlamak için kadının bedenini bir eşya olarak kullanan ve ne bir haya ne de evin ve ailelerin hurumatlarını gözeten düşük şaka programları için yarışan pornografik kanalını tarif ediyorsundur! İslam'a gelince; geçmiş tüm Nebilerin şeriatlarında olduğu gibi kadını, korunması gerek bir namus kıldığı gibi bedenini de sadece iffetini ve onurunu koruyacak olmasının yanı sıra aynen erkeklerin haklarının korunduğu gibi evlilik hayatındaki haklarını koruyacak olan eşi için korunur kılmıştır. Nitekim Allahu Teâlâ, kadınlar hakkında iffet ayetleri indirmiş ve şöyle buyurmuştur:

فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ "Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar." [Nisâ 34]

Sonra haydi bir de bu küstah eleştirilerini, genelevi ruhsatı veren yasalarına ve yarı çıplak dansçıları sunmada başı çeken Lübnan Gazinosu'na sahip olan devletine yöneltsene! Çok ayıp ey Bakan!

3- İdam cezasının baş kesilerek olmasından dolayı şeriata saldırmana gelince; ey akıllım, İslam şeriatına saldırmadan önce dön de bir asılma idamıyla cezalandıran Lübnan yasana baksana! Asılarak öldürülen bir kişinin ölümden dakikalar önce çekmiş olduğu o şiddetli acıları herhangi bir doktora sordun mu?! O ilk Müslümanların idamda neden başın kesilmesini tercik ettiklerini biliyor musun? Çünkü hızlı ve acıdan çok uzak olduğu ve Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu emrini uygulamak için:

إِنَّ اللهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ "Allah her şey üzerine ihsanı yazmıştır. O halde öldürdüğünüz zaman öldürmeyi güzel yapın."

Ayrıca sen, bu asırdaki Müslüman fakihlerin idam şekillerinin hiç birine sarılmadıklarını ve işkenceden hali bir idamı talep ettiklerini de biliyorsun.

4-Sonra bir de İslam şeriatı ile hükmedilmesini arzulayan Müslümanlara saldırdın. Allah aşkına bize  söyle: Müslümanların şeriatlarını, senin iğrenç mezhepsel sistemini karıştırdıktan sonra 1926 yılındaki Lübnan Cumhuriyeti'nin anayasasını Fransız Cumhuriyeti'nin üçüncü anayasasından kopyalayan Fransız anayasa hukukçusu Joseph Bounkor'un şeriatı ile mi değiştirmelerini istiyorsun?! Ayrıca laik Fransız yasalarının, senin dininle ve konferansında övüp durduğun doğulu mensubiyetinle bir ilişkisi var mı acaba?! Dahası laik Fransız yasaları, kilise düşmanlığı ve hakarete dayalı değil midir?

Büyük Fransız devrimi döneminde Nasrani din adamları vardı?! Buna mukabil, on üç asır boyunca ecdatlarınızın kiliselerini koruyan ve onlar için dini vecibelerinin ve ahval-i şahsiye ile ilgili yasalarının uygulanmasını garantileyen İslam şeriatı değil midir?!

5-Sonra şeriata yönelik saldırını, yüzyıllar boyunca senin doğunu müzmin Avrupa'nın açgözlülüklerine karşı savunan koruyucu bir kale olan ve Batı'nın hegemonyasından ve onun iğrenç laikliğinden kurtulmak amacıyla yeniden geri dönmesi bugünkü dünya Müslümanlarının umudu haline gelen Hilafet Sistemi'ne saldırın takip etti. Dolayısıyla sen, bu Hilafet'in görüntüsünü şu sözünle çarpıttın: Şeriat, Halife'ye muhalefet eden herkesin öldürülmesini emretmektedir! Bu, gerçekten hayret verici ey Basil! Madem Halifeler kendilerine muhalefet eden herkesi öldürüyor, o halde sen ve Şam ülkelerinde yaşayan babaların ve atalarından olan kavmin nasıl doğdunuz acaba?! Sen bu yalanlarını nerenden uyduruyorsun Allah aşkına?! Yoksa sen, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, şu hadisine mi işaret ediyorsun:

مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ "İşiniz (yönetiminiz) bir adam üzerine birleşmiş iken her kim gelir de asanızı parçalamak veya cemaatinizi (birliğinizi) bölmek isterse onu öldürün."

Şayet saldırdığın bu ya da benzeri hadislerse işte o zaman sen, hiç çekinmeden ve utanmadan yeniden Müslümanların Resulüne hakaret etme cüretini gösteriyorsun! Tüm bunlara rağmen sana şunu sormak isteriz ey uyanık adam: Senin anayasanda, büyük hıyanetle suçlandığı kanıtlanan herkes için idam cezası vardır metni geçmiyor mu?! Senin Lübnan devletin, 1949 yılında darbe operasyonu yoluyla otoriteyi zorla gasbetmeye çalışan parti liderine idam cezası uygulamadı mı?! O halde devleti bölmeye ya da meşru otoritesine karşı darbe yapmak için çalışan bir kimseyi idamla cezalandıran İslam şeriatını nasıl kınayabilirsin?! Gerçekten senin işin, çok acayip bir iş?

Ey Cibran Basil, ey Basil'in akımı ve ey akımın liderleri! Sizler, haklarınıza karşı sistematik gasbın olduğundan bahsediyorsunuz. Halbuki sizin kavminiz, Cumhuriyetin ilan edilmesinden bu yana on yıllarca Lübnan otoritesini tamamen gasbettiler ve onlar, en iyi hallerinde bile yarının üzerine geçemediler. Şimdi bugün sizler kalkmış, seçmenlerin üçte birinden fazlasını oluşturmadığınız halde milletvekili ve bakanlar meclislerindeki ve diğer yüksek, dahası yüksek olmayan görevlerdeki sandalyelerin yarısının sizin hakkınız olduğu iddiasını vurguluyorsunuz! İşte sizin akımınız, azınlıklar ittifakına katılmalarının ardından tek başlarına Bakanlar Kurulu'nun üçte birini kaplamışlar ve ülkedeki en önemli birkaç Bakanlığı elde etmişlerdir. Bunun üzerine hala haklarınızın gasbedildiğinden şikayet ediyorsunuz! Biraz utanın ey kavim!

Ya siz, ey Aoun akımının müttefikleri! Bu Bakan'ın, Kur'an'ınıza, Nebinize ve şeriatınıza hakaret ettiğini işitmiyor musunuz?! Liderlerinize yönelik yapılan kötü söylemler sizleri kışkırttığı gibi onun söylemleri de sizleri kışkırtmıyor mu?! Neden bir kelimeyle bile olsa ona cevap vermiyorsunuz?! Yoksa günahkar ittifakınız için Kur'an'ınızı ve şeriatınızı fidye olarak mı vereceksiniz?! Tarihinizdeki o verimsiz günler için mi! Bir gün olsun Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu hadisini görüp işitmediniz mi:

سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ "İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlüler de yalanlanacaklardır. O zaman hainlere güvenilecek, güvenilir olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman ruveybida konuşacaktır." Denildi ki: "Ruveybida da nedir?" Buyurdu ki: "Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) müptezel adamdır!"

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti'nden Bir Heyet, Şey Hafız Selame'yi Ziyaret Etti

08.03.2013 Cuma günü, Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Mühendis Alâddin ez-Zitânî liderliğinde ve Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti Resmî Sözcüsü Üstad Muhammed el-Kavî, hizbin Mısır Medya Bürosu Başkanı Üstad Şerif Zâyid ve Merkezî Temas Lecnesi üyesi Üstad Vâil Halil eşliğinde Hizb-ut Tahrir'den bir heyet, Kahire Abbasiye'de bulunan Nur Mescidi'ndeki ofisinde Süveyş Halk Direnişi komutanı Şeyh Hafız Selame'yi ziyaret etti.

Hizbin heyeti, Şeyh Hafız Selame'ye hizbin bir dizi kitabını teslim ettiği gibi hizbin fikrini ve değiştirme metodunu sunmasının yanı sıra hizbin koymuş olduğu Hilafet Devleti'nin Anayasası'nı da sunmuştur. Ayrıca taraflar, genel de İslam Ümmeti'nin özelde ise Mısır'ın geçtiği siyasî durumu ele almışlar ve her iki taraf da bu Ümmetin kalkınmasının tek yolunun Rabbimizin farzı ve izzetimizin kaynağı olan Hilafet'in kurulmasında ve parçalanmış olan bu Ümmeti bir araya getirecek olanın da sadece Hilafet olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Nitekim Şey Hafız Ümmeti, İslam'ın ve Müslümanların kendisiyle izzet bulacağı İslamî Hilafet'in kurulması farzı olan bu azim farza davet edeceği sözünü vermiştir.

Görüşme, güzel bir imanî atmosferde geçmiş ve Şeyh, hizib ve şebâbı için başarı, doğruluk ve nusret dileklerinde bulunmuştur.

Bizler de, bizleri ve Allah'ın dinini yüceltmek için çalışan herkesi başarılı kılması ve onu, tüm hayrın olduğu ve Allah ve Resulünün sevdiği Ümmetin vakıasında tatbik edilir bir hale getirmesi için Allah'a dua ediyoruz.

وَ مَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِّمَّنْ دَعَا اِلَى اللهِ وَ عَمِلَ صَالِحًا وَّ قَالَ اِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ "Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve ben Müslümanlardanım diyen bir kimseden daha güzel sözlü kim vardır." [Fussilet 33]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Basın Konferansına Davet Cibran Basil'in, Müslümanlara Açmış Olduğu İftira Kampanyasına ve İslam'a ve Şeriatına Açıkça Saldırmasına Bir Cevap

Sizleri, Hizb-ut Tahrir / Lübnan Medya Bürosu Başkanı Üstan Ahmed el-Kasas'ın düzenleyeceği basın konferansına davet ediyoruz.

Yer: Hizb-ut Tahrir / Lübnan Viayeti-Trablus

Zaman: 09.03.2013 Cumartesi günü, sabah saat 9:30'da.

Devamını oku...

Ürdün Vilayeti: Parlamento Binası Önünde Şam Ehline Nusret Gösterisi

  • Kategori Ürdün
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayeti, parlamento önünde bir takım parlamenterlerin aramızda eman arayan Suriye halkına yönelik hüzün ve elem verici açıklama ve demeçlerinden dolayı onları protesto etmek amacıyla bir gösteri düzenledi.

Meclisi kuşatan yüksek güvenlik altında orada bulunanlar, slogan attılar, Mafrag, Ramsa ve Kuzey Badiye’den gelen katılımcılar parlamenterlerin hüzün ve hazin veren sözlerini kınadılar. Sykes ve Picot sınırlarını kabullenen, parçalanmışlık ve bölünmüşlük fikirleriyle kirlenmiş Meclisin tavsiyelerini lanetlediler.

Orada söz alan konuşmacılar “Meclisin, Ürdün’deki halkı temsil etmediğini söylediler. Suriye halkını da selamlayarak evleri Suriye halkının evleridir, toprakları, topraklarıdır, namusları namuslarıdır. Vekillerin yaptıkları bu elem verici açıklamalar, aramızı asla ayıramayacaktır. Aksine Sykes ve Picot sınırları ortadan kaldırmak üzere azmimizi artıracaktır” dediler.

Birkaç bölgesel ve uluslararası basın bu gösteriyi ekranına taşıyarak, Hizb-ut Tahrir Ürdün vilayeti medya bürosu başkanı ve birçok katılımcıyla röportaj yaptı.

 

Gösteriden bir kesit:

 

Daha fazla fotoğraf için buraya tıklayınız...

Devamını oku...

Filistin Medya Bürosu: Tulkerim Sulh Mahkemesi Önünde Protesto Gösterisi

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Filistin 20 Cumadilula 1434 H., elmuvafık 1 Nisan 2013 pazartesi günü Tulkerim sulh mahkemesi önünde, aralarında Medya Bürosu üyesi Bahir Salih'in de yer aldığı 6 gencin, Hizb'in 24/03/2013 tarihinde yaptığı gösteriye katılmalarından dolayı tutuklanmalarını protesto gösterisi düzenlemiştir.

Protestoda yargının adaletsizliği ve güvenlik güçlerinin itaatkar tavırları eleştirilmiştir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu üyesi Ebu Salih, Sulh Mahkemesi önünü askeri kışlaya çeviren güvenlik güçlerinin huzurunda, onlarca vatandaşın önünde konuşma yaparak, tutukluların ailelerine; siyasi üyeliklerinden ve barışçıl amellerinden dolayı hizipli gençlerin tutuklanmalarını red ve mahkemeye sevk edilmelerinin kabul edilemez olduğunu ve gençlerin derhal serbest bırakılmalarını; söz konusu tutuklu gençlerin sağlık ve selametlerinden mevcut yönetimin sorumlu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Ebu Salih Hizb-ut Tahrir gençlerini mahkemeye sevk etmenin yargıyı kötüye kullanma ve güvenlik güçlerinin yargıya müdahalesi anlamına geldiğini ve resmi organların bu konuda daha önce karar alarak uygulamaya koyduklarını dile getirmiştir.

Ayrıca Ebu Salih Hizb-ut Tahrir'in Hilafeti kurmak için barışçıl siyasi bir çalışma yürüttüğünü ve orada bulunan güvenlik güçleriyle Tulkerim valisine yönelik ‘'Hizb-ut Tahrir gençlerini tutuklamanız ve onlara zorbalık yapmak yerine onların önünde eğilmeniz, onların alınlarını yaralayarak kan akıtmak yerine o alnı öpmeniz gerekir ki zira hizb ve gençleri Filistin halkını işgalden, işgalin kucağında zillet ve kölelikten ve Filistinin tamamıyla, Müslüman orduların yardımıyla kurtuluşu için çalışmaktadır'' vurgusunda bulunmuştur.

Diğer taraftan Ebu Salih Tulkerim valiliğiyle güvenlik güçlerinin yürüttüğü göz altıların Allah'ın izniyle halkların dirilişe geçtiği bir zamanda sökmeyeceğini sonucunun akıl ve basiret sahipleri tarafından şimdiden görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Ebu Salih yargının tutukluların mali kefaletle serbest bırakılmalarını reddetmesini ise; güvenlik güçleriyle birlikte düzenlenen bir tezgah olduğunu ve yargının, adalet ölçülerini esas almasını ve Rabbimiz Allah diyerek ümmetin kalkınmasını ve kurtuluşunu hedefleyen Hizb-ut Tahrir gençlerini tutuklamaktan dolayı Allah'tan korkmalarını talep etmiştir.

Salih ayrıca; zorbaca uygulamaların Hizb-ut Tahrir gençlerini meydanlarda, caddelerde, havralarda, mescidlerde, genel mekanlarda ,ferdi veya cemaat olarak, protestolarda, toplantı ve yürüyüşlerde hakkı haykırmalarından alı koyamayacağını bunun ise Allah'a ve Rasulune itaatlerinden kaynaklandığını beyan etmiştir. Ayrıca zorbalığın ve diktatörce davranmanın ümmetin azmini kırmayacağını zira bu ümmetin Filistin yönetiminden daha azılı zalim yönetimleri alaşağı ettiğini ve akıl sahipleri için bu hususun ders alınması gereken bir durum olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Filistin Medya Bürosu gösteriye katılan iki gencin de tutuklandığı haberini vermiştir.

Allah amellerimizi kabul buyursun

 

Protesto gösterisinden bir kesit

 

Tulkerim Sulh Mahkemesi önünde Hizb-ut Tahrir'in protesto gösterisi hakkında uydu kanalının sunduğu rapor

 

fotoğraf galerisi için tıklayınız...

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir tutuklamaları usul ve yasaya aykırı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Evinde kitap ve dergi bulundurduğu gerekçesiyle tutuklanan sanıkların, savcının serbest kalmalarına yönelik itirazına rağmen tutuklu kaldıkları ortaya çıktı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç, Hizb-ut Tahrir adlı örgütün silahsız olduğuna dikkat çekti.

Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan, evinde kitap ve dergi bulundurduğu gerekçesiyle tutuklanan sanıkların, savcının serbest kalmalarına yönelik itirazına rağmen tutuklu kaldıkları ortaya çıktı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç, Hizb-ut Tahrir davasında yargılanan sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirdi. Saraç, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24 Eylül tarih, 2007/107 esas ve 2007/384 sayılı kararına itiraz etti ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na temyiz başvurusunda bulundu.

“ÖRGÜT SİLAHSIZ…”

Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç, 10 Ekim 2007 tarihli temyiz başvurusunda sanıkların, “Yasadışı silahsız Hizb-ut Tahrir örgütü üyesi olmak” suçundan yargılandıklarını bildirildi.

Saraç, tüm sanıklar hakkında yasadışı silahsız Hizb-ut Tahrir terör örgütü üyesi olmak suçundan cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açıldığını, yapılan yargılama sürecinde 1 Haziran 2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda ise 5532 sayılı yasa ile 29 Haziran 2006 tarihinde yapılan değişiklik ile yürürlüğe giren düzenleme yapıldığını hatırlattı.

“KARAR BOZULMALI…”

Saraç temyiz dilekçesinde; “Tüm dosya kapsamına göre sanıkların mensubu oldukları terör örgütü silahsız olup 3713 sayılı yasanın 7/1 maddesinde yapılan düzenleme ile ve 5237 sayılı TCK’nın 314 son maddesi delaletiyle sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 220/2 maddesi uyarınca mahkumiyetlerine karar verilmesi gerekirken, sanıklar hakkında 3713 sayılı yasadaki değişiklik öncesi düzenleme uyarınca mahkumiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, usul ve yasaya aykırı olan mezkur kararın bir kez de yüksek mahkeme Yargıtay tarafından incelenerek belirtilen ve sair nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur” ifadelerini kullandı.

YARGITAY, TEMYİZ İTİRAZLARINI REDDETTİ

Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Nuri Düzgün, Savcı Nuri Ahmet Saraç’ın başvurusunu değerlendirdi. Düzgün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı adına yazdığı 24 Nisan 2008 tarihli yazıda, “Raşid-i Hilafet devletinin ihdasından sonra, Hıristiyan devletlerini cihat yolu ile kurulan hilafet devletine dahil etmek amacıyla silahlı mücadelenin başlayacağı” amaç edinildiği anlaşılmakla, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun hükmün onanmasına talep ve dosya tebliğ olunur” denildi.

486 KİŞİ YARGILANIYOR

Hizb-ut Tahrir, terör örgütleri listesinde olmadığına ilişkin resmi yazı ve mahkeme kararlarına rağmen bu grubun üyesi olduğu iddiasıyla 486 kişi yargılanıyor. Yargılamalar neticesinde sanıklar hakkında istenen bin 591 yıl (1591) hapis cezasının onaylandığı, devam eden yargılamalarda ise 994 yıl hapis cezası istendiği belirlendi. (Kenan Kıran / Yeni Akit)


Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER