Cumartesi, 26 Şaban 1447 | 2026/02/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Evde Kitap ve Dergi Bulundurmak Tutuklanma Gerekçesi!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan sanıkların komik gerekçelerle tutuklandıkları ortaya çıktı. Sanıkların evlerinde dergi okumaları, sohbet toplantısı düzenlemeleri, pikniğe gitmeleri, çocuklara ve gençlere ders vermeleri suç sayıldı.

Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan İslâmi duyarlılığa sahip kişilerin komik gerekçelerle tutuklandığı gözler önüne serildi. Sanıkların; evlerinde Türkiye’de kanunî olarak yayın yapan Köklü Değişim Dergisi ve İslâm’ı anlatan kitaplar bulundurmaları, tutuklanmalarına gerekçe sayılmış.

KİTAP VE DERGİ BULUNDURMAK TUTUKLANMA GEREKÇESİ!

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Rasim Işıkaltın tarafından hazırlanan iddianamede; sanıkların Köklü Değişim Dergisi okumaları, sohbet toplantısı düzenlemeleri, pikniğe gitmeleri, çocuklara ve gençlere ders vermeleri suç sayıldı.

İddianamede; sanıklardan Engin Uygun, Ramazan Şimşek, Hüseyin Baltacı, Musa Bayoğlu, Bilal Can, Ömür Aldıç, Tacettin Çiğnitaş, Adem Ürer ve Muhammed Ali Akkuş tutuklandığı; Çetin Özçelik, Cengiz Coşkun, Şafak Açıkel, Kenan Taş, Mustafa Demir, Güven Akkuş, Nurtaç Koçoğul, Orhan Sancaktar, Mehmet Ali Erarslan, Tuncay Kalyoncuoğlu, Gökhan Can ve Ömer Akkuş’un ise tutuksuz yargılandığı ifade ediliyor.

SAVCI; TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK TANIMLADI!

Rasim Işıkaltın’ın Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, “Örgütün bugüne kadar herhangi bir silahlı eylemine rastlanılmamıştır” yazısı; Adana 2. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, “Örgüt, terör örgütü tanımına girmiyor” şeklindeki kararı; İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi savcısının “Örgüt silahsız” şeklindeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na temyiz başvurusuna rağmen, Hizb-ut Tahrir’i iddianamede terör örgütü olarak tanımladı.

“HİLAFET DEVLETİ KURMAK…”

İddianamede; “Örgütün çeşitli yollarla ülkemize gönderdiği yayın ve dökümanlar ile internette açmış olduğu web sayfalarında kuruluş sebeblerini; Hizb-ut Tahrir” Sizden hayra davet eden, ma’rufu emreden, münkerden neyh eden bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir (Ali İmran-104) âyetine icab ederek; İslâm ümmetini düşmüş olduğu şiddetli çöküntüden kalkındırmak ve küfür fikirleri, düzenleri, hükümlerinden, kâfir devletlerin egemenliğinden, nüfuzundan kurtarmak gayesiyle kurulmuştur. Çalışmanın gayesi, Allah’ın indirdiğiyle yeniden hükmetmek üzere İslâm Hilafet Devleti’ni tekrar vücuda getirmektir” şeklinde açıklamaktadır. Ümmetçilik anlayışı kapsamında tüm Müslümanları bir Halife etrafında toplayarak Hilafet Devleti kurmaktır. Bu devlete ‘Raşid-i Hilafet Devleti’ de denilmektedir” denildi.

SANIKLARIN TUTUKLANMALARINA GEREKÇE YAPILAN EYLEMLER!

İddianamede; sanıkların tutuklanmalarına gerekçe yapılan eylemler (!) şöyle sıralandı:

“Şüpheliler Hizb-ut Tahrir terör örgütü adına;

Hizb-ut Tahrir terör örgütü fikir ve görüşleri doğrultusunda yayın yapan Köklü Değişim dergisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttükleri,

Halaka (Sohbet) toplantıları düzenledikleri,

Örgüte eleman kazandırmak amacıyla piknik etkinliği organize ettikleri,

16-22 yaş arası çocuk ve gençlere Daris adı altında ders verildiği,

Örgütün fikir ve görüşleri doğrultusunda yazmak suretiyle yayınlattıkları,

Devletin resmi bayramlarında alternatif konferanslar düzenledikleri,

Ortak mail adresleri oluşturmak suretiyle internet üzerinden haberleştikleri tespit edildiği…”

KİTAP VE DERGİ BULUNDURMAK SUÇ SAYILDI

Savcı Rasim Işıkaltın tarafından hazırlanan iddianamede, sanıkların tutuklanmalarına evlerinde bulunan kitap ve dergiler olduğu açıkça görülüyor. İşte iddianamede sanıklardan ele geçirilen suç araçları şöyle anlatıldı

Şüphelilerde ele geçirilen propaganda araçları

Musa Bayoğlu’na ait;

75 adet Köklü Değişim isimli dergi

3 adet İslâm Nizamı isimli kitap

3 adet İslâm Devleti isimli kitap

3 adet Demokrasi Küfur Nizamıdır isimli kitap

Şüpheli Ömür Aldınç’a ait;

75 adet Köklü Değişim dergisi

17 adet İslâm Şahsiyeti isimli kitap

5 adet İslâmi İktisat Nizamı isimli kitap

4 adet Amerika’nın İslâm’ı Yok Etme Saldırısı isimli kitap

29 adet Filistin Çözüm Bekliyor isimli CD

Şüpheli Muhammed Ali Akkuş’a ait;

9 adet Köklü Değişim dergisi

Birer adet İslâm Devleti, (…) İslâm Nizamı, İslâmi Şahsiyet, İslâmi Nefsiyet (…) isimli kitaplar

Şüpheli Orhan Sancaktar’a ait;

1 adet Hakikat isimli dergi,

2 adet İslâmi fikirlere dayalı aylık dergi,

486 KİŞİ YARGILANIYOR

Hizb-ut Tahrir, terör örgütleri listesinde olmadığına ilişkin resmi yazı ve mahkeme kararlarına rağmen Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu iddiasıyla 486 kişinin yargılandığı ortaya çıktı. Yargılamalar neticesinde sanıklar hakkında istenen bin 591 yıl (1591) hapis cezasının onaylandığı, devam eden yargılamalarda ise 994 yıl hapis cezası istendiği belirlendi.

KENAN KIRAN / YENİ AKİT

 

Devamını oku...

Müslüman Gençlik Paneli Gerçekleştirildi

  • Kategori Türkiye
  •   |  

“Müslüman Gençlik Üzerinde Medyanın Etkisi” konulu panel Sultanbeyli Genç Değişim Kitapevi konferans salonunda gerçekleştirildi. Gençlerimizin hanımlara yönelik düzenlediği program Esra DUMAN’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Sunum konuşmasıyla açılışı yapan Kader ÜREYİL Gençliğin Önemi ve kıymetine değinerek; Gençlerin dünyaya geliş amaçlarının, hedeflerinin, gayelerinin İslam doğrultusunda olması gerektiğini söyleyerek sözü imam hatip öğrencisi Şafak AVCİL kardeşimize bıraktı.

Şafak AVCİL: “Müslüman Gençlik Üzerinde Medyanın Etkisi” başlıklı konuşmasında; Müslüman gençliğin içinde bulunduğu vahim durumun müsebbibi olarak Batı’nın gençlerdeki potansiyeli medya aracılığıyla sömürdüğüne değindi.

Müslüman gençliği, istedikleri şekle sokmak ve onlara ”batılı” yaşam tarzını benimsetmek isteyenlerin kullandığı araçlardan en önemlisi, kuşkusuz medyadır. Çünkü medya son yıllarda her yerde karşımıza çıkar olmuş ve hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir. İzlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar ve internet siteleri aracılığıyla medya, gençlerin zihnini hedef almıştır.

Medya, Rol model kavramıyla Müslüman Gençliği öyle bir hale getirdi ki artık bu gençlik karşısında örnek olabilecekleri doğru dürüst başka alternatifleri olmasın.

Peki, neden başka araçlar değil de TV bu kadar etkilidir? Çünkü insanda işitsel ve görsel olmak üzere iki çeşit hafıza türü vardır. Herkesin bildiği gibi insanlar duydukları şeyleri daha çabuk unutabilirlerken izledikleri veya gördükleri şeyler hafızalarda daha kalıcı olabilmektedir. Bunun üzerine; insanların en çok rağbet ettiği medya aracının TV olduğunu ve TV’yi de en çok izleyenlerin çocuklar ve gençler olduğunu düşünürsek, bu boş kutunun karşısında saatlerini geçiren çocuklara ve gençlere neler öğretildiğini ve aktarıldığını iyice değerlendirmemiz gerekir. Batının medyayı kullanarak hedeflediği şey toplumun dinamiği olan gençleri ergenlik bahanesiyle başıboş, sorgulamayan ve kendisine sunulan her şeyi ölçüsüzce hayatlarında, uygulattırmak ve kabul ettirmektir. Sözlerine batının bu anlamdaki planlarını ifşa ederek devam etti. Son zamanlarda uzmanlar tarafından tartışılan subliminal mesaj adlı tekniğin ne kadar tehlikeli olduğunu görmekteyiz.

Subliminal mesaj: çizgi filmler de reklamlarda veya filmlerde bir objenin içine gömülü olan işaret veya mesajdır. İnsanın iradesi olmadan direk beyinle bağlantı kurulduğu için bu teknik uzun yıllar önce yasaklanmasına rağmen, şu anda kullanılmaktadır.

Bu vasıtalarla gençlerimizin ahlaken yozlaştığı ve tüketici bir gençlik haline geldiğini vurgulayan Şafak AVCİL: elbette doğru kullanıldığında medyanın İslam davetinde ne gibi faydaları olacağını ve bu durumdan kurtuluşun yegane yolu İslam’ın hükümlerine sarılmak ve peygamber efendimizin, ashabının ve onun ardından dosdoğru gelenlerin örnek alınması gerektiğini belirterek sunumunu tamamladı.

İkinci konuşmacı açıköğretim öğrencisi Reyhan ŞİMŞEK İslam’ın gözdesi genç sahabilerden, onların İslam’a kazandırdıklarından ve onlara verilen sorumlulukların kıymetinden bahsederek, sözlerine şöyle başladı; “Peygamber Efendimiz size gençleri tavsiye ederim, çünkü gençlerin kalbi İslam huşunda daha incedir” Nitekim Allah Resulünün davet dönemine baktığımızda onu destekleyenlerin çoğunun gençler olduğunu görürüz. İslam’ın hedef kitlesi gençlerdir, Peygamber Efendimiz gençlere İslam davasında ciddi sorumluluklar vermiş ve önlerine bu bağlamda hiçbir engel koymamıştır. Peygamber efendimizin İslam ilkeleriyle sağlamlaştırdığı gençler en zor savaşlarda en ön saflarda yer almıştır.

Şüphesiz İslam’ın hayat sahasına indirilmesinde hanım sahabilerinde etkisi çoktur. Allah Rasulu Müslümanları kadın erkek ayırt etmeden İslam kültürü ile donatıyordu. Mücadele sonucunda kadınlarda erkekler gibi işkenceye maruz kalıyorlardı. Mallarıyla ve canlarıyla Allah Rasune destek veriyorlardı.

İşte bugün de onların açtığı yolda ilerlemek isteyen gençler var. Fakat Batı’nın genç zihinlere medya vasıtasıyla saldırması, onları siyasi tefekkürden uzaklaştırdı. Etraflarında olup bitene duyarsız hale getirdi.

Reyhan ŞİMŞEK sunumunu “İslam gençlerin omuzlarında yükselecektir. Çözüm ise; Gerek fert Gerek toplum olarak Batının bize sunduğu hayatı reddedip, İslami hayatı yeniden başlatmaktır” diyerek tamamladı.

Program katılımcılarında iştirak ettiği dua ile sona erdi…

Kaynak: KöklüDeğişim

fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

Ankara 7. Kitap Fuarı

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Geçtiğimiz hafta Cuma günü başlayan 7. Ankara Kitap Fuarında, Ankaralı kitapseverlere bu Haftanın son gününe kadar uygun fiyatlarla hizmet vermeye devam edeceğiz. Hepinizi standımıza bekliyoruz.

Kaynak: KöklüDeğişim

Devamını oku...

Doha'daki Arap Birliği Zirvesi: İcraatları ve Kararları... Suriye Ayaklanmasını Kuşatmayı Hedeflemektedir

  • Kategori Suriye
  •   |  

26.03.2013 günü, Doha'da 24. Arap Birliği Zirvesi düzenlenmiş, burada Suriye dosyası diğerlerinin önüne alınmış, birtakım icraatlar benimsenmiş ve tamamı ayaklanmayı kuşatma operasyonuna ve kendi zatında tertemiz olan ayaklanmayı bu zirvedeki ülkelerin yöneticileri gibi benzer yöneticilerin teslim ettiği Batı'ya bağlı kukla bir ayaklanmaya dönüştürmeye dönük alınan kararlar yayınlanmıştır. Nitekim kararlardan biri de ayaklanmayı gidişatından döndürmek ve bu sayede onu kuşatmak için, Koalisyon'un "Suriye halkının tek meşru temsilcisi" olduğudur. Nitekim bunun desteklenmesi için, "Otoritenin üstleneceği yeni bir hükümetin oluşturulmasına yol açan seçimlerin yapıldığı bir sırada Suriye Muhalif Güçleri Ulusal Koalisyon'un Arap Devletleri Ligi'nde, onun örgütlerinde ve komitelerinde Suriye Arap Cumhuriyeti koltuğunu doldurmasıyla ilgili bir karar alınmıştır." Dolayısıyla karar, "her bir devletin, kendi arzusuna göre askeriye de dahil bütün kendi savunma araçlarını sunma hakkının olduğunu" vurgulamaktadır. Ayrıca karar, Suriye'nin yeniden yapılanması için Birleşmiş Milletler çerçevesinde uluslararası bir konferansın yapılmasına da çağırmaktadır.

Daha önceki konferanslar gibi bu konferans da uluslararasının Suriye ayaklanmasına yönelik açgözlülüğünü yansıtmaktadır. Zira sömürgeci bir projeye sahip olan Batı, Suriye ayaklanmasının meyvesini kendi çıkarları için hasat etmek ve Suriye ayaklanmasının meyvesini İslamî projeye sahip olanların hasat etmesini engellemek için Arap ülkeleri yöneticilerinden olan araçlarını kullanmaktadır. Bundan dolayı bu zirvenin ülkeleri, ayaklanmaya komplo kurmaktadırlar. Kararları ve icraatlarının görüntüsü ayaklanmaya yardım etmek ve hırs göstermek gibi olsa da aslında onlar, Batılı efendilerinin çıkarlarına hizmet etmek içindir. Zira konferansın kulislerinden, Amerikan Dışişleri Bakanı Clinton'un yardımcısı olan ve şimdi de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Siyasî Yardımcı olarak çalışan Jeffrey Feltman'ın, konferansın kararlarına müdahale etmek ve etkilemek için çalıştığı aktarılmıştır. Bundan dolayı her zaman olduğu gibi bu konferans, komplo halkalarından bir halkadır. Ancak bu kez Suriye ayaklanması içindir. Bu komplocu konferansçıların en iyi yaptıkları, planlandığı gibi zirveye iki gün yerine bir günlüğüne gelmiş olmalarıdır.

Arap ülkelerinin yöneticileri, konferanslarla sizlere komplo kurmaktadırlar. Dolayısıyla onlar, vizyon ve görünüm bakımından kasap Beşar'dan daha iyi değillerdir. Dolayısıyla da Suriye'deki sorunun onların yoluyla çözülmesi, sadece Suriye'de kendileri ve Beşar'ın şekillerinde bir yöneticinin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Çünkü bu yöneticiler, bizzat engellemeleri gereken aptalların vasisi gibi davranmaktadırlar. Sonra Ulusal Konseyin üyeleri, kendilerine uygulanan baskıları kendi gözleriyle görmekte ve kendilerine dayatılan ve üzerinde tartışmaları bile yasaklanan çözüm talimatlarının ve reçetelerinin nasıl da dışarıdan geldiğine bizzat tanık olmaktadırlar... O halde böylesi bir durumda insanların liderliği nasıl onlara verilecek ki? Zira bizim dinimiz ve halkımız kanları, bunu yapacak kadar ucuz bir hale mi gelmiştir?! Sonra Ulusal Koalisyon'un Başkanı Muaz el-Hatib'in, Yahudi varlığına ve kendi çıkarları için bizlere karşı büyük katliamlar işleyen Beşar'ın liderliğine kucak açan, dünyadaki Müslümanların tüm trajedilerinin nedeni ve Müslümanların ilk düşmanı olan Amerika'ya çağrılmasını nasıl yorumlayacağız? Evet, Amerika'nın "Suriye'ye insanî yardımların gönderilmesinde en büyük rolü oynaması için" el-Hatib'i çağırmasını ve el-Hatib'in de "bizler, Suriye halkımız için Amerika'dan özel yardımlar almaktan utanmıyoruz" ve "Ancak ben, Amerika'nın rolünün bundan daha büyük olduğunu söylüyorum" şeklinde sözlerini nasıl yorumlayacağız? Sonra bunun da ötesinde o, ajanı Beşar'a karşı koyabilmek için Amerika'nın silah ve patriot sağlamasını talep etmektedir... Nitekim koalisyon üyelerinin ve liderlerinin karakterize olduğu hususların en bariz olanlarından biri, onların siyasî liderler olmadıkları gibi sahih siyasî çalışma ya da etkili siyasî oyunlar için yanlarında ne bir satıcı ne de satacak bir şeyin olmadığıdır... Anlaşılan onlar, Beşar'ın bir Amerikan imalatı olduğunu ya görmüyorlar yada görmezden geliyorlar. Dolayısıyla o, ayaklanmacılara yardım etmek, Beşar'ı değiştirmek ve insanları onun zulmüne karşı korumak için patriotlara ihtiyaç duymamaktadır! Zira bu zulmün arkasında bizzat  o vardır ve  alternatif olgunlaşıncaya kadar kurnaz veya ayartılmış veya katliamcı insanları pazarlayacak ve ardından da Beşar'a bir komplo kurup devirecektir!... Sonra koalisyonun içerisinde etkili olan laikler, doğal olarak İslam düşmanı laik Batı'nın önerileriyle karşılaşacaklardır. Dolayısıyla onlardan sakınılması ve insanları temsil etmelerine imkan verilmemesi gerekmektedir. Zira onların yoluyla yeni bir Beşar projesini gerçekleştirmek için çalışan El-Hatib'in yardım dilendiği bizzat Amerika'dır. Aman ha Aman, onlardan sakının ey Müslümanlar! Zira sizlerin üzerine düşen, Rabbinizin şeriatına bağlı kalarak Rabbinizin farzı, izzetinizin kaynağı, güvenliğinizin koruyucusu ve düşmanınızı kahredecek olan İslamî Hilafet Devleti'ni kurmaktır.

İşte Hizb-ut Tahrir tüm Müslümanları, Raşidî Hilafet'i kurmak ve sizleri çılgına çeviren Ruvaybida yöneticiler yerine Müslümanlara, ama tüm Müslümanlara İslam ile hükmedecek tek bir Halife'ye biat etmek yoluyla dini ikame etmek için kendisi ile birlikte çalışmaya davet etmektedir. Dolayısıyla Batı'nın, Ulusal Koalisyon, geçici hükümet ve sivil devlet aracılığıyla sizlere çağrıda bulunduğu batıl davet nerede  Hizb-ut Tahrir'in sizleri davet ettiği hak davet nerede?! Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَيَا قَوْمِ مَا لِي أَدْعُوكُمْ إِلَى النَّجَاةِ وَتَدْعُونَنِي إِلَى النَّارِ  تَدْعُونَنِي لِأَكْفُرَ بِاللَّهِ وَأُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَأَنَا أَدْعُوكُمْ إِلَى الْعَزِيزِ الْغَفَّارِ  لا جَرَمَ أَنَّمَا تَدْعُونَنِي إِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلا فِي الْآَخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَا إِلَى اللَّهِ وَأَنَّ الْمُسْرِفِينَ هُمْ أَصْحَابُ النَّارِ فَسَتَذْكُرُونَ مَا أَقُولُ لَكُمْ وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ  فَوَقَاهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآَلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَاب "Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz beni, Allah'ı inkar etmeye ve hiç tanımadığım nesneleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, aziz ve çok bağışlayan Allah'a davet ediyorum. Gerçek şu ki, sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da ahirette de davete değer bir tarafı yoktur. Dönüşümüz Allah'adır, aşırı gidenler de ateş ehlinin kendileridir. Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir. Nihayet Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden bu zatı korudu, Firavun'un kavmini ise kötü bir azap kuşatıverdi." [Mumin 41-45]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kadın Haklarını Kamil Bir Şekilde Sağlayacak Olan Sadece Hilafet'tir

Müslüman kadına ve toplumuna karşı savaş hala alevli bir şekilde devam etmekte olup hesaplanmış kasıtlı adımlar içinde ve ardışık bir şekilde birçok şekillere ve çeşitli yollara girmektedir. Bundan amaçsa, Müslüman kadını izole etmek, onun koruyucu parmaklığını kırmak, İslam toplumunun güvenilirliğini parçalamak ve İslam'ın hayat sahasına yeniden geri dönmesini engellemek için İslam Ümmeti'nin kalkınmasına dönük her türlü girişimi önlemektir. Bu, İslam ve Arap dünyası olmak üzere her yerde aynıdır. Mesela bu ülkeler içerisinde, özellikle kadının saptırılması ve Allah'ın belirlemiş olduğu yoldan döndürülmesi noktasında hiçbir çaba harcamayan otoritenin gelmesiyle birlikte Filistin de vardır. Nitekim otoritenin bu ülkeye geldiğinde ilk yapmış olduğu şey, Eriha (Gazinosu'nu) inşa etmek olmuş, sonra eğlence ve müstehcen mekanları yaygınlaştırmış, ihtilata, festivallerin, defilelerin, dans resitallerinin ve güzellik kraliçesi yarışmalarının yapılmasına teşvik ettiği gibi açık oyun alanlarında kadın futbol müsabakalarına da teşvik etmiştir! Ayrıca bağışçı Batı ülkelerinin, laikliğe inanan, metot ve hayat tarzı olarak da laikliği uygulayan nesiller ortaya çıkarmak için müfredatları değiştirmeye ve onları yeniden formüle etmeye dönük direktiflerini uygulamaktadır.

Aslında Filistin'de, otorite ile işbirliği içerisinde kadını saptırmak ve ifsat etmek için çalışan habis kurumlar ortaya çıkarılmak ümit edilmektedir. Zira onlar, okulların, üniversitelerin, eğitim ve geliştirme merkezlerinin, sosyal merkezlerin, medya organlarının ve benzerlerinin içine kadar inmedikçe meydanı terk etmemektedirler... Ayrıca erken evliliği kızlara karşı işlenmiş bir suç olarak nitelendirdikleri gibi biyolojik bölünmeleri reddeden ve erkek ve kadın arasındaki doğal ayrılığı kabul etmeyen tür, yani (cinsiyet) fikrini ortaya atmaktadırlar. Dolayısıyla onların iddialarına göre, başka bir role neden olacak olan işte bu iki husustur. Ancak onlar, Allahu Teâlâ'nın şu kavlini göz ardı etmektedirler:

وَلاَ تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبُواْ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ وَٱسْأَلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً "Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir." [Nisâ 32]

Son senelerde kadının miras hakkı olarak adlandırdıkları hususu talep etmeye başlamışlar, bunu kutladıkları bir dünya günü olarak belirlemişler ve Kur'an-il Kerim'de geçen şerî hükmü göz ardı ederek mirasta kadın ile erkeğin eşit olduklarını iddia etmişlerdir. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ "Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur." [Nisâ 11]

Ve Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلاً "Allah'tan daha doğru (sözlü) kim vardır!" [Nisâ 122]

Dolayısıyla Allah bize yeter ve O, ne güzel bir vekildir. Dolayısıyla da Allah'ın vaadine güvenen bir kimse ile Şeytan'ın aldatmasına güvenen bir kimse arasında çok büyük bir fark vardır. Hakeza kafir Batı ve onun yozlaşmış kültürüyle sırtlanlaşmış ve onların küreklerini çeken bizim cildimizden olan evlatların elleriyle, Müslüman bir kadını Batılı bir kadın gibi yapmak için vahşî bir kampanya ihraç edilmekte ve sanki İslam'da kadın hakları yokmuş gibi kadın hakları çığlıkları atılmaktadır!! Hakları sindirilen ve menfaat üzerine muamele edilen bizzat Batılı kadın olmakla birlikte bu menfaat sona erdiğinde bu kadın, bir çekirdek gibi çitlenip atılmaktadır... O halde nedir bu başınıza gelenler ey Müslümanlar? Gerçekten Batılı kadın, kadınlarımızın aradığı saygın haklara mı sahiptir? Yoksa o kadınların ifsadıyla İslam toplumu yıkılmak, dolayısıyla tüm Müslüman nesil ifsat mı edilmek istenmektedir?

Misyoner (Zwemer), 1906 yılındaki Kahire Misyoner Konferansı'nda şöyle demiştir: "Misyonerlikten maksat sadece Nasranileştirmek değildir. Bilakis aynı şekilde Müslümanın kalbindeki imanı boşaltmaktır. Bunun en kısa yolu ise olası tüm vesilelerle Müslüman kızı cezp etmektir. Çünkü bizleri, İslam toplumunu dönüştürmeye ve onun dini değerlerini söküp almaya götürecek olan bizzat odur..." Dolayısıyla kafir Batı, İslam Ümmeti'nin kültürüne ve yasalarına bakış açısını dayatmak için otoritenin hala şuan ve başka zamanlarda kendisini övdüğü, ona ve maddelerine bağlı kalmakla övündüğü iğrenç Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi [CEDAW] gibi uluslararası sözleşmeler ve konferansların dayatılması üsluplarını benimsemektedir. O halde neden bunları uygulamak için sunduğu bağış ve yardımlara bağlı kalınmamaktadır?! Dolayısıyla o, kadını Batılılaştırmaya ve onun İslamî kimliğini kaybettirmeye yönelik sözleşmelerin en tehlikeli olanlarından biridir. Zira yasamada, siyasette, içtimada, eğitimde, çalışmada, mirasta ve diğer genel ve özel özgürlüklerde kadın ve erkek arasında mutlak eşitlik ilkesine dayanmaktadır.

Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنْ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Yoksa onlar hala cahiliye hükmünü mü istiyorlar. İnanan bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren mi vardır?" [el-Maide 50]

Evet, bu bir cahiliye olup Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya isyan türlerinin bir türü ve O'nun hükümlerini reddetmektir. Bundan amaçsa, iddia ettikleri üzere kadına karşı ayrımcılık şekillerini ortadan kaldırmak değil kadının iffetini, onurunu, İslamî ve insanî değerlerini ortadan kaldırmaktır. Nitekim on üçüncü madde, ailenin malî hakları hususunda kadın ile erkek arasında eşitlik talebini içermektedir. Mesela miraslarda olduğu gibi. Bu da erkek ve kız çocuklarının ebeveynlerinin mallarından almış oldukları miras oranının eşit olması ve kadının eşinin mirasından almış olduğu pay ile erkeğin eşinin mirasından almış olduğu payın eşit olması içindir. Nitekim Avrupa Birliği bu maddenin uygulanması amacıya Filistin Kadın Dernekleri ile Nasrani misyoner kurumların ortaklığında yürütülen proje ve programlar için tahmini otuz milyon Auro'dan daha fazla para finanse etmektedir. Ne kadar da kötü bir plan kuruyorlar.

Ey Filistin'deki İffetli Kadınlar!

Avrupa Birliği, sizleri savunan bu bayrağı yükseltmeye ve size haklarınızın verilmesi talebinde bulunmaya çok mu meraklıdır? Sanki Avrupa Birliği bizzat kendi kadınlarını önemsiyor ve onlara haklarını veriyor mu?! Nitekim Avrupa Nörolojik ve Psikiyatrik Hastalıkları Eczacılık Bilimleri Koleji, aile ve ev yükleri arasındaki dengenin oluşturmasındaki başarısızlık ve ev dışında çalışma baskısı nedeniyle her yedi Avrupalı kadından birine depresyon isabet ettiğini ifşa etmedi mi? Buna mukabil İslam'da kadının hakları korunmuyor mu? Zira o, bir anne, evin mürebbisi ve korunması geren bir namus olup yeterli paraya sahip olsa ya da eşi fakir bile olsa kadın için çalışmak mubah olup nafaka onun üzerine vacip değildir.

Ey Kardeşlerim ve Bacılarım! Ey Tayyib Ülkenin Halkı!  Ey Beyt-il Makdis ve Beyt-il Makdis'in Eteklerinde Oturanlar!

Bizler, tehlike çanları çalıyoruz. Zira bu iffetli Müslüman kadın, susuzluktan yanan bir kimsenin su sandığı ancak içmek için gittiğinde susuzluğunu daha da artıracak olan tuzlu sudan başka bir şey bulmadığı serap gibi sloganlar altında gece kendi durumu için plan kurulup gündüz ise aldatılmaktadır. Dolayısıyla kulak verip şahit olan herkesin üzerine düşen, bu komplolara meydan okumak için elinden geleni yapmasıdır. O halde Batı sizleri dünyada uçurumun derinliklerine ve ahirette de Allah korusun cehennem ateşinin derinliklerine sürüklemeden önce birbirinize sımsıkı sarılıp bağlanın ve bir akide ve bir hayat tarzı olarak İslam'ınızı ortaya çıkarın. Haydi o zaman Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Ümmeti için fikrî çatışma ve siyasî mücadelede bulunarak sapık ve sapkın çağrıların sahteliklerini ifşa etmek için çalışan muhlislerin içerisine katılın. Nitekim SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmaktadır:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ، وَلَيَأْطِرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ "Nefsimi elinde bulunduran zata yemin olsun ki ya marufu emredersiniz ve münkerden sakındırırsınız ve zalimin elini tutar, onu tam bir çevirme ile hak üzere çevirir ve onu tam bir zorlama ile hak üzere zorlarsınız, yahut Allah kiminizin kalplerini kiminiz üzerine kilitler, sonra onları (yani İsrailoğullarını) lanetlediği gibi sizi de lanetler!"


Devamını oku...

Karaçi'deki Korkunç Bombalamalar, Amerikan Savaşının Pakistan'ın Ana Kentlerine Genişlemesi İçindir

  • Kategori Pakistan
  •   |  

06 Mart 2013 günü ve Karaçi'yi sarsan ve ardında onlarca ölü ve yüzlerce yaralı bırakan korkunç bombalamaların üzerinden iki gün geçmesinin ardından General Keyâni, Karaçi'deki insanların yaralarına tuz basan güvenlik durumuna muttali olmak için Karaçi'ye gitti. Halbuki Amerikan savaşının Pakistan'ın ana kentlerine ulaşıp genişlemesi amacıyla uygun bir atmosfer oluşturmak için Karaçi'deki güvensizlik durumunu imal edenler bizzat Keyâni, Zerdâri ve diğer hainlerdir.

Yıllarca geniş bir varlık oluşturması için Amerikalıların önüne kapılar açmak yoluyla Karaçi'de terörizmin yayılmasına izin veren Keyâni-Zerdâri rejimidir. Nitekim CIA, FBI ve özel askerî şirketlerin terörist askerlerinin, Pakistan'da özgürce çalışmalarına izin vermelerinin yanı sıra hassas askerî bölgelerde oturmalarına imkan verdikleri gibi "Raymond Davis" şebekesinin, Amerika'nın "terörizmle" savaşının devam etmesine dönük atmosferler oluşturmak için ülkenin dört bir tarafında sivillere ve askerlere karşı bombalamalar ve suikastlar düzenlemesine de imkan vermişlerdir.

Karaçi'deki Amerikan Konsolosluğu açısından olana gelince; yıllarca rejim onun, Amerika'nın Karaçi'deki arzularını gerçekleştirmek amacıyla yoğun temaslarda bulunması için bir liderlik merkezi olarak çalışmasına izin vermiştir. Nitekim 09 Ağustos 2011'de İçişleri eski Bakanı Mansur Vasan, Amerika'nın Danışmanı General William Martin ile yapmış olduğu görüşmenin ardından Amerika'nın Karaçi kenti için ekipmanlar ve uzmanlar sağlamaya hazır olduğunu vurgulamıştır. Bu sayede Amerikan Konsolosluğu, Latin Amerika'dan Afrika ve Güneydoğu Asya'ya kadar dünya çapındaki diğer Konsoloslukları gibi Karaçi'deki faaliyetlerini de uygulamıştır. Dolayısıyla o, bulunmuş olduğu bölgelerde fitne çıkarma platformları olarak çalışmaktadır.

Sanki tüm bunlar yetmiyormuş gibi 25 Şubat 2013'deki haberler, bir biri ardına Amerikan ordusunun Orta Doğu bölgesinde mühendislik teşkilatı için askeri bir üs inşa etmeye kararlı olduğunu ve Karaçi uluslararası hava limanı kanadında taktik komutanlığı ve operasyon merkezi inşa etmek için izin aldıklarını aktarmıştır.

Amerika'nın alt yapısındaki bu genişlik, Amerika'nın terörizmle savaşını genişletmeye dönük çağrılarla doğrudan örtüşmektedir. Nitekim 2011'in Mayısında Karaçi'deki Mehran donanma üssüne yönelik saldırıdan birkaç gün sonra Amerikan Başkanı Obama ve ardından da Hillary Clinton Pakistan'ı ziyaretleri sırasında, "Bir dönüm noktasına ulaşmış olmamızdan dolayı bu ziyaret bizim için özel ve önemlidir. Zira bizler, ileriki günlerde Pakistan ve Pakistan hükümeti için kararlı adımlar atmayı umuyoruz" şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır. Yine bu nedenden dolayı 2013 yılının başlarında Amerikan ajanı General Keyâni, Amerikan savaşını Pakistan'ın ana kentlerine genişletmek amacıyla subaylarımızın teçhiz edilmesi için silahlı kuvvetlerimizin askerî doktrininin Hindistan odaklı tehditten iç tehditlere dönüştürülmesi şeklinde değiştirileceğini açıklamıştı.

Bu terörizm ve kanların akıtılması, Amerikan planının bir parçasıdır. Çünkü Amerikalılar, Pakistan Silahlı Kuvvetleri içerisindeki derin endişeyi hissetmektedirler. Dolayısıyla bu, Amerika'nın bölgedeki her türlü planı için bir tehdit oluşturmaktadır. Bundan dolayı Amerika'nın, Karaçi'de bir kaos durumu oluşturması gerekmektedir. Silahlı kuvvetlerimizi kentlerdeki iç savaşlara düşürmek için, dolayısıyla Karaçi ve aynı şekilde Belucistan'da Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ni konuşlandırmak yoluyla aynen Kabileler Bölgesi'nde yaptığı gibi. Ayrıca Amerika, kuvvetlerinin Afganistan'dan sınırlı bir şekilde çekileceğini ve Keyâni'ye yardım edeceğini bir kez daha açıklamasının ardından Afganistan'daki askerî varlığının kalıcı olmasını güvence altına almıştır. Tabi bu sırada Müslümanlar, ülkenin dört bir tarafında birbirleriyle savaşmakla meşgul olmaktadırlar. Zira sömürgeciler, bölgedeki hegemonyalarını tehdit eden tehlikelerden kurtulmayı garantilemek için "böl-yönet" politikasını takip etmektedirler.

Böylece Keyâni ve hain takımı, Pakistan'da Amerikan savaşı için binlerce Müslümanın canlarını ve ülkenin servetlerinden miyarlarca doları kaybetmekle yetinmemekteler, bilakis şimdi de Karaçi'de Amerikan savaşını genişletmek için çalışmaktadırlar. Nitekim siyasî ve askerî liderliklerdeki hainlerin tam desteğiyle Amerikalıların yapmış olduğu bu terörizm, şu iki cürümü temsil etmektedir: Birincisi: Bu ülkedeki masumları soğukkanlılıkla öldürmek. İkincisi: Yabancı sömürgeci güçlerin çıkarlarını garantilemek. Dolayısıyla bu cürümler, en sert cezaları hak etmektedir. Nitekim Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَادًا أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ أَوْ يُنْفَوْا مِنَ الأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ "Allah'a ve resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezası, öldürülmeleri yahut asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut (bulundukları yerden) sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük bir azap vardır." [el-Mâide 33]

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ndeki Subaylar!

Büyüyen tahrifatın ve Amerika'nın Karaçi'deki terörizminin nedeninin, silahlı kuvvetleri Amerika'nın kontrol etmesinden dolayı olduğu bilinmektedir. Ayrıca Amerika, sizin aranızda Tuğgeneral Ali Hân gibi İslam'ı seven subaylar olduğunda zeminin Hilafet Devleti'ni kurmaya doğru kayacağını bilmektedir. Bundan dolayı onlar, sizlerden korkmaktadırlar. Bunun içindir ki Amerika, sizleri büyüyen savaşlarına düşürmek için geniş ve karmaşık adımlar atmaktadır. Ancak hatırlayınız ki sizler, düşmanın karşısında boyun eğmek ve savaşlarında onlara ortak olmak için değil düşmanla savaşmak ve insanları korumak için yemin ettiniz. Çok iyi biliniz ki büyüyen tahrifat ve Amerikan terörizmi, şu an sizlerin İslam için çalışmayı savunduğunuz içindir. Şimdi bölgemizdeki İslamî yönetimi ortadan kaldıran, sömürgeci İngilizleri etkin hale getiren ve fasit Hintlilere yardım eden Mir Cafer ve Sadık Mir gibi hainlerin ihmalkarlıklarını hatırlayınız. Bundan dolayı şimdi sizlerin üzerine düşen, Amerika'nın İslam ve Hilafet için muhlis bir şekilde çalışanların temsil ettiği gerçek düşmanına karşı Hindu devletini desteklemek için çalışan Keyâni'nin, Amerikan işgalini desteklemesini önlemektir.

Keyâni'nin açık hıyaneti nedeniyle olan, Haçlı Amerika'nın çıkarlarını garantilemek için akıtılan tahir kanlarınıza olmaktadır. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, Amerika'nın terörizm davasına bir daha ayağa kalkmayacak şekilde darbe indirmeye davet ediyoruz. Ayrıca Hilafet, yılanın başını ve kuyruklarını koparmak, tüm Amerikan üsleri ve konsolosluklarını kapatmak ve bütün Amerikan askerlerini, diplomatlarını, istihbaratlarını ve görevlilerini kovmak yoluyla ülke içerisindeki terörist Amerikan şebekesini birkaç saat ya da birkaç gün içerisinde bir defada sonsuza dek ortadan kaldıracaktır. Bunun yanı sıra Hilafet Devleti, silahlı kuvvetler ve siyasî ortamlar ile muharip düşman ülkelerin yetkilileri arasındaki her türlü bağlantıyı yasaklayacaktır. Nitekim ajanların, düşmanların planlarını uygulamak için kullanmayı alışkanlık haline getirdikleri işte bu bağlantıdır.

Hizb-ut Tahrir sizleri, Hilafet Devleti'ni kurmak için kendisine nusret vermeye davet etmektedir. İşte böylece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın rızasına nail olduğunuz gibi görevinizi eda etmiş olacaksınız. Ayrıca Pakistan'ı İslamî yönetimin olduğu asırlardaki görkemine geri döndürmüş olacağınız gibi Hilafet'i geri getirenlerin ilki olma şerefine nail olacaksınız. Dolayısıyla bu ülke, Ümmetin destekçisi olacağı gibi tüm İslam dünyasına yardım etmek için serin bir esintiye neden olacaktır.

El-Hakim, Müstedreki'nde İbn-u Abbas [Radıyallahu Anhuma]'dan şöyle buyurduğunu tahriç etmiştir: Ali İbn-u Ebi Talib şöyle dedi:

أَطْيَبُ رِيحٍ فِي الْأَرْضِ الْهِنْدُ "Ben Hindistan'dan serin bir esinti hissediyorum."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Dört Hizb-ut Tahrir Şebâbı, Serbest Bırakılmıştır

05 Mart 2013 günü, Rusya Bashkirada'daki dört Müslüman serbest bırakılmıştır. Nitekim onlar, geçen yılın Kasım ayının altısından bu yana tutukluydular. Ayrıca tutuklanan Alexei Hamadif, Rasim Sataiyaf, Yongla Kologin ve Eyder Jarivianov, kendilerine Rusya Federasyonu Ceza Kanunu'nun birinci maddesinin 2/282. bendine binaen hüküm verildiğini ve bunun da İslamî ve siyasî bir parti olan Hizb-ut Tahrir'e üye oldukları ve faaliyetlerine katıldıkları için olduğunu söylediler.

Otoritelerin İslam davetine yönelik baskı girişimlerine rağmen bölgelerde, İslam daveti kampanyasının giderek yayıldığına ve hak dine inanların sayısının arttığına tanık olunmaktadır. Zira otoriteler, ülkenin büyük yapısal sistemine ve kendisine bağlı birçok danışmanların, uzmanların, askerî mekanizmaların ve stratejik merkezlerin olmasına rağmen İslam dalgasının karşısında durmaktan aciz kalmışlardır.

Tüm bu gerçekler, alemlere rahmet olarak indirilen İslam'ın gücünü göstermektedir. Dolayısıyla her kim yaratıcının hidayetine tutunur ve onun metotlarına azı dişleriyle sımsıkı sarılırsa, insan ve cinlerden oluşan Şeytanların komplolarına rağmen dünyada yüceliği ve üstünlüğü gerçekleştireceği gibi ahirette de kurtuluşa erenlerden olacaktır.

Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ  تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ  وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ "Ey iman edenler! Size, sizi acı bir azaptan kurtaracak ticaretten haber vereyim mi? Allah'a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan nusret ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele." [Es-Saf 10 13]

 

Osman Salihov

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Rusya Medya Bürosu Başkanı

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerika, Güney Kardufan ve Mavi Nil'de Yaptıklarıyla Yetinmemekte Dahası Sudan'dan Geriye Kalanları Parçalama Sürecini Hızlandırmak İçin Çatışmayı Diğer Bölgelere Aktarmak İstemektedir

Amerikan Carter Merkezi, (başarısız) popüler danışmanlık deneyimini, özellikle (Mavi Nil ve Güney Kardufan'ın) olduğu iki bölge olmak üzere Sudan'ın tüm eyaletleri için genelleştirmeye dönük bir eğilim ortaya koydu ve merkez, Kuzey eyaletler, Nil Nehri ve Kuzey Kardufan ile bu bağlamda yapılan danışmanlıkların çalıştaylar aracığıyla olduğunu vurguladı!!

Özellikle Güney Kardufan ve Mavi Nil bölgeleriyle ilgili bu popüler danışmanlık, meşum Nifaşa Anlaşması'nın ifrazatlarından biri olup bu, Amerika'nın herkesin kendi isteğine göre yorumlayarak jelatinli olmasını istediği bir terimdir. Ayrıca bu, batını açık olsa da zahiri belirsiz olan bir terim olmasının yanı sıra Nifaşa'da Güney Sudan'ın ayrılması temelinde ilan edilen self-determinasyon ile ilgili bir terimdir. Nitekim her iki bölgede de patlak veren ve durumların patlak vermesine neden olan bu popüler danışmanlık olmuştur. Zaten bugün, bu iki bölgede meydana gelen yıkıma ve Amerika'nın Güvenlik Konseyi ve hükümetin Kuzey kesimiyle müzakere etmesi gerekir şeklindeki 2046 sayılı karar yoluyla müdahalede bulunduğu çatışmaya tüm dünya tanık olmuştur. Dolayısıyla bu da yeni bir ayrılma için sahne oluşturmak anlamına gelmektedir.

Aslında ülkeye ve insanlara getirilen ve getirilecek olan işte bu popüler danışmanlıktır.

Amerika, Güney Kardufan ve Mavi Nil'de yaptıklarıyla yetinmemekte, dahası Güney Sudan'da başlatmış olduğu parçalama sürecini hızlandırmak için çatışmayı diğer bölgelere aktarmak ve bu görev için, Carter Merkezi'ni kullandığı gibi bazen bilinçli bazen de bilinçsiz bir şekilde Amerika'nın her istediğini uygulayan sistemi de kullanmak istemektedir. Halbuki hükümet, -her zaman söylediği üzere- şayet Sudan'ın birliğini hırs göstermiş olsaydı ülkenin fiili yöneticisinin bizzat kendisi olduğunu açıklayan bu merkez tarafından yapılan bu tür bariz ve kışkırtıcı bir müdahaleyi durdurabilirdi. Dahası hükümet, şayet Sudan'ın birliği için gerçekten bir hırs göstermiş olsaydı aslında daha önceden Nifaşa'yı da kabul etmez ve Amerika'nın -parçalanmayı kabul etmeyen- Sudan'da açık bir komployla Güneyini Kuzeyinden ayırma şeklindeki hedeflerini gerçekleştirmesine izin vermediği gibi Sudan'ın diğer bölgelerinin parçalanmasına dönük bir atmosferin oluşmasına da izin vermezdi.

Ey Sudan Halkı... Ey Sudan'ın Muhlis Evlatları!

Sizin için Güneyin ayrılması yeterli değil midir? Aynı zamanda ülke ve insanlar üzerinde meydana gelen yoksulluk ve Kuzey ile Güneyde bir birini takip eden savaşlar yeterli değil midir? Sonra adı popüler danışmanlık olan belirsiz bir terim nedeniyle Güney Kardufan ve Mavi Nil'in ulaştığı bu durum sizin için yeterli değil midir? Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz?

Ülkenizin parçalandığını gördüğünüz halde neden sessiz kalıyorsunuz? Carter Merkezi tarafından yapılan bu açıklama, sizleri tahrik etmiyor mu? Amerikan maslahatgüzarının Sudan'ın dört bir tarafına yapmış olduğu bu mekik turları sizleri tahrik etmiyor mu? Yoksa siz, zillet ve aşağılanmadan mı hoşlanıyorsunuz?

Bizim ve ülkemizin tek çıkış yolu, Amerika ile benzerlerinin köklerini kazımaya, ülkelerimizi yeniden birleştirmeye, dahası dünyadaki tüm İslam ülkelerini birleştirmeye muktedir olan İslam ve ideolojisidir.

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ  "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz." [Enfal 24]


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER