Cumartesi, 26 Şaban 1447 | 2026/02/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Filistin Bürosu: Suriye devriminin 3. yılı münasebetiyle dayanışma gösterisi

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Filistin 3 Cumâde'l Ûlâ 1434 H., elmuvafık 15 Mart 2013 M. Cuma günü Gazze'nin merkezinde yer alan Filistin meydanında Suriye devriminin ikinci yılını doldurması münasebetiyle dayanışma gösterisi düzenlemiştir.

Gösteriye El Omri ve diğer mescidlerden hareket eden kalabalıklar bir araya gelerek başladılar ve Ebediyete kadar efendimiz Hazreti Muhammed, sadece Allaha rüku edeceğiz, Ümmet yeniden Hilafet istiyor, sana rağmen ey Esed ebediyete kadar Hilafet, Müslümanlar tek kan tek can nidaları ve Amerika ve Rusyaya rağmen Hilafeti istiyoruz, Ümmet yeniden Hilafeti istiyor pankartlarıyla Filistin meydanına gelerek programa başladılar ve ilk olarak Üstad Ebu Es Said uzun bir konuşma yaptı ve konuşmasına; Şam ehlinin vahşi yönetime karşı  sabırlı ve sabit duruşunu, sloganlarında sivil devleti istemeyip Hilafeti talep etmelerini ve direnişçi bölüklerin kendilerine Sahabelerin isimlerini seçmelerini öven methiyeyle başladı.

Ayrıca konuşmasında direnişin başarısının Şam ehlinin sahip olduğu İmanda gizlendiğini ve bununda delilinin (Allahtan başkasına ruku etmeyeceğiz) ifadesinde mevcut olduğunu belirterek bu devrimin Amerika'nın, Rusya'nın, Çin'in ve onların uzantıları işbirlikçi yöneticilerin gerçek yüzünü ortaya çıkardığını vurgulamıştır.

Üstad Ebussaid Şam ehline; düşman elbisesi giyen koalisyon ve onların yer aldığı meclise kanmamaları ve Suriye devrimine Amerika'nın, Avrupa'nın ve Birleşmiş Milletlerin ellerini dokundurmamaları ve kendi çıkarlarına göre yönlendirmemesi konusunda uyarıda bulunmuştur. Suriye'de ancak bu yolla zalim yönetimin devrileceğini, devrimin yabancı güçlerden bu şekilde kurtulup bağımsızlaşacağını ve Hilafetin kurulacağını  belirtmiştir.

Ayrıca üstad; Suriye'deki mücadelenin Batıyla İslam ümmeti arasında cereyan eden bir mücadele olduğunu, Beşşar'ın ve yardakçılarının sadece birer bahaneden ibaret olduklarını zira batının askeri gücüyle, maddi gücüyle ve basın yayın organıyla devrimin Hilafetin yeniden kurulmasına giden gidişatından başka yere yönlenmesi için var güçleriyle çaba sarf ettiklerini bildirmiştir.

Gösteriye Şam ehli için yapılan son derece tesirli bir duayla son verilmiştir.

Allah Subhanehu ve Teala amellerimizi kabul eylesin.

 

Fotoğraflar için tıklayınız...


Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Sevgili Muhammed'in (SAV) Müjdesi Allah'ın (SVT) İzniyle Şam Topraklarında Gerçekleşecek

  • Kategori Suriye
  •   |  

Mübarek Şam devrimi ikinci yılını doldurdu, komplocuların komploloruna, yenilenlerin yenilgisine rağmen hala devrim dimdik ayakta... Allah'ın izniyle yeryüzünün bahçelerini Şam'dan yansıyan bu devrimin nuru kaplayacaktır.

Dediler ki izzet Şam'dadır... (izzet) Allah içindir. (izzet) Allah içindir,

Biz de onlara dedik ki o izzet Allah için kalacaktır, o izzet Allah için kalacaktır.

Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen baş döndürücü kalabalık, gün geçmiyor hafta geçmiyor ki Şam'ın her bölgesinde sokağa çıkarak Allaha dönüşü haykırmakta. Fakat dünya sağır olmuş bu çağrıyı duymamakta çünkü onlar Şam ehlinin yok olmasını istemekteler, zira iki sene oldu Şam kasabı, Amerika, İran ve Avrupa son sözün Şam ehline ait olduğunu söylemekteler. Fakat Şam ehlinin söylediği şu ifadeden daha kat'i bir ifade var mıdır? Şam İslam'ın merkezidir. Şam nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet devletini kucaklayacak mekandır. Bunun ötesinde kılcal damardan daha nazik bir ifade ki o da; Ya efendi oluruz yada ölürüz.

Sizler asla bu izzet yolundan şaşmayınız! Zira sizler bu izzet ehlinin ta kendisiniz.

3 Cumâde’l Ûlâ 1434 H., elmuvafık 15 Mart 2013 M. Cuma

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sistemin Onlardan Vazgeçmesinin Ardından... Azerbaycan'daki Birçok Yetim, Cürümsel ve Kirli Bir Hayata İtilmektedir!

06 Mart 2013'de, Azeri Haber Ajansı [ANS Press], geneli kızlardan oluşan yetim çocukların ergenlik yaşına ulaştıklarında herhangi bir yardım ya da hükümetin bir desteği olmaksızın okul içlerine ve barınaklara terk edildiği ifade edilen travmatik toplumsal sonuçları ifşa etmiştir. Bunun sonucunda bunlardan birçoğu, yemek ve barınak için cürüm dolu bir hayata girmektedirler. Nitekim "küçük", korunaklı ve hayat vakıası hakkındaki az bir eğitim ya da deneyimle birlikte başkalarına bağımlı bir hayat tarzı onları, kendi kurumları dışında hazırlıksız oldukları dünyanın "büyük" talepleriyle başa çıkmaya sevketmektedir. Şuan Azerbaycan'da, 9776 çocuğun bakımını üstlenen 43 kamu kurumu bulunmaktadır. Nitekim Ana Bölgesel Psikiyatri merkezinde Psikiyatrist olan Diyanet Razayov'un şunları söylediği aktarılmıştır: "Bu çocuklar, konut ve istihdama muhtaçtırlar. Bunun aksine bu çocukların kolay araçlarla geçim sağlamayı arzulamaları onların suç işlemelerine yol açmaktadır. Bu nedenle bu çocuklar, sürekli yardım almaya muhtaçtırlar." Azerbaycan hükümetinin, onlardan vazgeçmesi sonucunda birçok genç kız hükümetin gözetiminden çıkmaya mecbur bırakılmakta ve malî teminat içerisinde yaşamalarına izin veren düzenli harcamalar olmaksızın ya da konut sağlanmaksızın kendilerini savunmaya terk edilmektedirler.

"ANS Press" Haber Ajansı, ergenlik çağına ulaştıklarında yetimler olarak terk edilen bu genç kızlara daha çok dikkat edilmesinin gerekli olduğuna inanan sosyal uzmanların görüşlerini aktarmıştır. Çünkü onlar, riskli dönemlerinde özel bir nitelikte olup hayatta kalma mücadelesinde genellikle umutsuz oldukları için çoğu zamanda onların durumu, Azerbaycan sokaklarında kendilerini satmakla sonuçlanmaktadır.

Hükümet, Devlet Başkanı İlham Aliyev'in tamamen ilgisiz olduğunu ve toplumdaki muhtaçları ve zayıfları gözetme sorumluluğunu yürütmede başarısız olduğunu kanıtlamıştır. Nitekim onun laik değerleri uygulaması ve İslamî İçtimai Sistem'den vazgeçmesi, milyonlarca yetim kadını barınaksız bıraktığı gibi onları, mücrimlerin ve toplumdaki en kötü bireylerin kötü muamelesine maruz bırakmıştır.

Ancak İslamî İçtimai Sistemin gölgesinde; Allahu [Subhânehu ve Te'âla], kadının erkek akrabaları tarafından korunup gözetilmesini farz kılmıştır. Ancak ailelerin erkek bireylerini kaybetmeleri halinde kendi geçimlerini sağlamaya güç yetiremeyen bu kimselerin sorumluluklarını tamamen devletin yüklenmesi gerekir. Buna karşılık liberal kapitalist değerler, kadının durumunu her hangi bir vatandaşın durumu gibi olduğu ve bu yüzden kadının,  risklere maruz kalsa bile kendi geçimini sağlaması gerektiği fikrinin propagandasını yapmaktadır. Dolayısıyla Azerbaycan liderleri, Nebi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in hadis-i şerifinde geçtiği üzere yetimlerin haklarını açıklayan İslamî kanunları tamamen göz ardı etmektedirler:

من ترك مالا فلورثته، ومن ترك كلا فإلينا "Her kim bir mal bırakırsa, varislerine aittir ve her kim de bir muhtaç bırakırsa (onun bakımı) bize (devlete) aittir."

Dolayısıyla bir kişi bazı mallar bıraktığında o mal varislerine dağıtılır. Ancak zayıf bir çocuk bırakılırsa ona destek vermek devlete ait olacaktır demektir.

Azerbaycan liderlerinin bu meselede samimi olmadıkları gayet açıktır. Zira bu hafta Devlet Başkanı İlham Aliyev, devlet adına Dünya Kadınlar Günü'nde Azerbaycan'daki kadınları tebrik eden resmî bir mesaj yayınladı ve mesajında şöyle dedi: "Kadınlar, şerefli dilimizi, ulusal, ahlakî ve kültürel değerlerimizi, tarihsel miraslarımızı, geleneklerimizi ve göreneklerimizi korumak için ilerlemektedirler..." Ve şöyle bir eklemede bulundu: "Kültürel-ahlakî değerleri en güzel şekilde korumak için... Ben onların bunu yapacaklarına inanıyorum..." Aslında iğrenç gerçek, Azerbaycan hükümetinin bu yetin kızlara karşı uyguladığı büyük zülüm ve zayıf genç kızların refahını gözetmedeki ihmalkarlığı, tolumdaki ahlakî değerleri çökertmesidir. Çünkü gerçek tarihî mirası temeline dayalı İslam Nizamı'nın asil değerleri ve kültürü yerine fasit laiklik milliyetçiliğin kültürü ve sistemi benimsenirse bu kadınların umutsuz malî durumdaki halleri, onların şehir sokaklarındaki aşağılayıcı köleliklerine ve mücrimlerin sömürülerine maruz kalmalarına neden olacaktır. Dolayısıyla Azerbaycan'daki gelenek ve görenekler, Hilafet Devleti Sistemi'nin vacip kıldığı üzere kadınların velayeti, gözetilmesi ve onurlarının tam anlamıyla korunması yerine bu kadınlardan vazgeçilmesine yol açmaktadır. Bu sistem gereği yetimleri, yoksuları ve muhtaçları korumak için yetimhaneler ve devlet yardım sistemleri bulunmalıdır ki böylece onların aşağılanmaksızın gıda, giyim ve barınak hakları garantilenmiş oldun. Aynen Halife Ömer İbn-u el-Hattab yönetimi zamanında olduğu gibi. Bu yüzden sadece genç yetim kızların değil, bilakis toplumun her düzeyindeki tüm kadınların haklarının garantilenmesi sadece İslami yönetim modelinin geri dönmesiyle olacaktır.


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Geneli Kadın ve Çocuk Olmak Üzere Milyonlarca Suriyeli Mülteci Ve Dünya Hala Seyirci

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği [UNHCR], kayıtlı Suriyeli mültecilerin sayısının komşu ülkelerde bir milyonu aştığını, bunun beklenenden daha erken bir dönemde gerçekleştiğini ve bu da onların ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan komşu ülkeler üzerindeki baskıyı artırdığını açıkladı.

Kadın, çocuk, sağlıklı, hasta, hamile ve emzikli kadınlardan oluşan Suriyeli mültecilerin, Ürdün, Türkiye, Irak, Mısır ve diğer ülkelere akışı devam etmekte olup rakam, bir milyona ulaşan bu yılbaşından bu yana büyük oranda yükselmektedir. Ayrıca raporlar, onların yarısının 18 yaşından küçük çocuklardan ve her beş mülteciden birinin de beş yaşın altındaki çocuklardan oluştuğuna, bir milyon sayıyının iki çocuk annesi bir kadın tarafından kaydedilmesinin acı bir istihza olduğuna, mültecilerin tamamının psikolojik travmaların acısını çektiklerine, ellerinde hiçbir mülklerinin olmadığına ve ailelerinin birçok bireylerini kaybettiklerine dikkat çekmişlerdir. Ama şimdi onlar, cömert olduklarına güvendikleri ev sahibi ülkelerin aşağılayıcı sefil kamplarını, insanî yardım kuruluşlarının tepkisini ve hükümetler ile bireyler tarafından yapılan desteği yorumlamaktadırlar.

Ey Müslüman Kadınlar: Şam ayaklanması, sırf rakamlardan, şehitlerin ve yaralıların bilançosundan ve mültecilerden ibaret olmadığı gibi mültecilerin barınmalarına, onların doyurulmalarına, hükümetlerden ve uluslar arası örgütlerden onlar için yardım istenmesine önem verdiğimiz sırf insanî bir meselede değildir. Bilakis Şam ayaklanması, Allah için ayaklanmayı ilan eden insanlar için hayatî bir meseledir. Zira o, sonsuza dek liderimiz efendimiz Muhammed'dir denilen sloganlarda ve yürüyüşlerde ortaya çıkan iman ile küfür arasındaki bir çatışmadır. Ayrıca o, sivil ve demokratik devletin değil İslamî Devletin talebinde ortaya çıkan Allah'ın şeriatının tercih edildiği ve birçok araçlarla ayaklanmayı çalma, onu tahrif etme ve ona komplo kurma girişimlerinde bulunan kafirlerin uykularını kaçıran bir ayaklanmadır. Nitekim İngiltere'nin en son olarak, Esed'in muhaliflerine yardımların ve tankların uzatılmaya hazırlanıldığına dair açıklaması buna ilişkin sadece bir örnektir. Bu ise kesinlikle kabul edilemez. Zira bu, Allah için olan bir ayaklanma olup kafirlerin yardımlarıyla kirletilemez. Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

لا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ "Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın."

Şam kadınları ve çocukları, mülteci kamplarında yoksulluk, zillet, aşağılanma, taciz ve hastalık gibi acılar çekmektedirler. Nitekim aynı şekilde raporlar, psikolojik ve beslenme durumlarının kötü olması ve yerinden edilme ve ülkeden kaçma eylemlerinin devam etmesi sebebiyle yaşadıkları korku nedeniyle erken doğumların yükseldiğine dikkat çekmektedirler. İslam ülkelerindeki mücrim rejimler, tagutları ortadan kaldırmak, Tahir kanların akmasını, Şam özgürlerinin namuslarının çiğnenmesini ve kadınların acılarını durdurmak için ordularının bir kısmını bile olsa harekete geçirmek yerine komplolara ortak olmaktalar, dahası mülteci akışının ekonomilerine olumsuz etkisinin olduğundan şikayet etmektedirler.

Ey güç ve kuvvet ehli! Büyük trajedi ve korkuyu hissetmeniz için daha kaç mültecinin olmasını istiyorsunuz?!! Halbuki bacılarınız ve evlatlarınız, kendilerini tagutların cehenneminden kurtarmanız için sizlere yardım çağrısında bulunmakta ve sizlerden yardım istemektedirler. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerine borçtur." [el-Enfâl 72]

O halde onları koruma, onları savunma, onları mücrim rejimden kurtarma ve mücrim rejimden intikam alacak, adaleti, güveni ve güvenliği yeniden sağlayacak olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurma hususundaki sorumluluğunuzun boyutunu yükseltiniz.


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Bugün Dünya Kadınlar Günü, Kapitalist Sistemin Kadının Sorunlarını Çözmede Başarısız Olduğu İçin Kutlanmaktadır

08 Mart 2013 günü, dünyanın dört bir tarafındaki birçok kadın hakları aktivistlerinin, kadınların haklarını ve onurlarına kazanmaya ve bu alandaki mücadelelerine devam etme arzularına yönelik verdikleri mücadelelerindeki ilerlemeyi kutladığı Dünya Kadınlar Günü'nün (IWD) 102. yıldönümüne denk gelmektedir.

Bu yıl, Birleşmiş Milletleri'nin bugüne dönük temel fikri, "Söz, Sözdür: Şimdi Kadına Şiddete Son Verme Zamanı" sloganı altında kadına yönelik şiddetin engellenmesi olacaktır. Zira bu fikir, Birleşmiş Milletleri'nin daha önceki birçok yıllarda da üzerinde odaklanıp kabul ettiği bir fikirdir. Nitekim bu haftanın başlarında, aynı şekilde bu konuya dikkat çekmek nedeniyle New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Kadının Statüsü Komisyonu'nun elli yedinci oturumu düzenlenmiştir.

Bugün, bir kutlama günü olmak yerine (Dünya Kadınlar Günü'nün IWD), yüzyıl boyunca dünyaya egemen olan ancak dünya kadınlarının temel haklarını, güvenliğini, saygınlığını ve taktirini garantilemede başarısız olan kapitalist sistem tarafından kadına sunulan kırık vaatler dağında bir avuntu, düşünme ve umut etme günü olması gerekir.

Dünya Kadınlar Günü'nün, cinsiyet eşitliği için mücadelenin, sayısız kadın hakları örgütlerinin kurulmasının, Birleşmiş Milletleri'nin dünya kadınlarını güçlendirmeye dönük sayısız girişimlerinin üzerinden 100 aşkın yıl geçmesinin ardından şiddet, aşırı yoksulluk, siyasî baskı, sömürü, cehalet, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine erişmek için zalim ve zor geleneksel alışkanlıklar, evet tüm bu hususlar, kapitalist sistemlerin ya da Doğu ve Batı'da insanın koymuş olduğu sistemlerin altında yaşayan yüz milyonlarca kadının hayatında hala mevcuttur.

Bundan dolayı Dünya Kadınlar Günü, dini devletten ayıran ve insanların işlerini sınırlı, aciz ve eksik olan erkek ve kadınların akıllarına terk eden bu sistem altında çözümsüz bir şekil kalmaya devam eden kadına dair bu yıkıcı sorunların açığa çıktığı bir yıl dönümdür.

Şiddet ve eşitsizlik hakkındaki konuşmalarda geçen ifadelerin yanı sıra laik kapitalist hükümetler, Birleşmiş Millerler gibi kurumları ile CEDAW Sözleşmesi [Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme] gibi anlaşmaları, kadının konumu ve durumunu iyileştirmeye, haklarını garantilemeye ve onu sömürüden korumaya dönük net bir strateji sağlamada bilgisiz olduklarını kanıtlamışlardır. Tabii bu, ülkenin yoksullaşmasına neden olan ve maddî menfaatleri ve kazançları için diktatörleri destekleyen kapitalist sistemde hiç şaşırtıcı değildir. Ayrıca çökmüş toplumlar ile kadını korumaktan ve gözetmekten vazgeçmesine yol açan kopuk aileler oluşturan, kadınların cinsel sömürüsünü yasallaştıran, kadına yönelik şiddetli sömürü ve kötü muamele ile onun değerini azaltan da bizzat kutladıkları özgürlükler ile cinsiyet eşitliği ile ilgili yüksel liberal ideallerdir. Bundan dolayı Dünya Kadınlar Gününde dünyanın dikkatleri, kapitalist demokratik sistemin kadının ihtiyaçlarını gözetme ve kadının sorunlarına barışçıl çözümler sunmadaki güvenilirlik eksikliğine çekilmiştir.

Bu Mart, aynı şekilde Hizb-ut Tahrir kadınlarının geçen yıl Tunus'ta düzenlediği tarihî küresel konferansın yıldönümüne rastlamaktadır.

"Kadın Haklarının ve Siyasî Rolünün Parıldayan Modeli Hilafet'tir" başlığı altında olan ve dünyanın dört bir tarafından yüzlerce kadının bir araya geldiği bu konferans, Hilafet Devleti'nin sadece İslamî ilkelere ve hükümlere dayalı vizyonunu sunmak için olmuştur.

Hatalı demokratik kapitalist sistemin aksine Hilafet, kadının onurunu ve haklarını sağlayan ve garantileyen ve Hizb-ut Tahrir'in Minhacı ve Devletin Anayasa Taslağı'nda geniş bir çerçeve üzerinde ayrıntılı olarak sunulan nevine münhasır net bir stratejide somutlaşmaktadır.

Nitekim Hilafet, siyasî sistemi, sadece az sayıdaki elit bir gurubun değil ümmetin ihtiyaçlarını gözetmeye ve ekonomik sistemi de serveti adil bir şekilde dağıtmaya ve öncelikle yoksullukla mücadele etmeye dayalı bir devlet olduğu gibi kanunları ve ilkeleri de kadını cinsel sömürüden ve zalim geleneksel alışkanlıklardan korumak da dahil toplumun tüm kesimlerini kapsadığı gibi kadına zarar veren her türlü eyleme sert cezalar dayatmakta ve kadının refahını ve her zaman kadına onurlu bir yaşam sağlamayı garantilemektedir.

Bu nedenle bizler Müslüman kadınları, yaşamlarına gerçek bir iyileşme getirecek ve kadının sorunlarını çözmede başarısız olunduğu için yıldönümü işaretleri koymaya devam etmek yerine kutlamak için sahih ve gerçek bir neden olacak olan İslamî Hilafet'i kurmak için çalışmaya davet ediyoruz.

أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ "Hiç yaratan bilmez mi? O, Latif'tir, Habir'dir" [el-Mulk 14]

 

Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER