Perşembe, 24 Şaban 1447 | 2026/02/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- "Suriye Halkının Dostları" Konferansı Amerika, Suriye Halkına Komplo Kurma ve Kasap Beşar İle Vahşî Rejimini Destekleme Hususunda Burnuna Kadar Bataklığa Batmıştır

Suriye ayaklanmasını ortadan kaldırmak için devam eden şüpheli toplantılar ve konferanslar silsilesi kapsamında 28.02.2013'de Roma'da "Suriye Halkının Dostları" Konferansı düzenlendi ve bu düşman-dostlar, Washington'dan "öldürücü olmayan" yardımlar ve Avrupa Birliği'nden "öldürücü olmayan" askerî teçhizatlar sağlamak yoluyla Suriye halkını kurtarma kararı aldılar. Nitekim kapanış açıklamasında şunlar geçti: "Arap ve Batılı hükümetler, Suriye halkının tek meşru temsilcileri olmaları itibarıyla muhalefet koalisyonunu siyasî ve maddî olarak daha fazla destekleme sözü verdiler." Ayrıca açık bir şekilde, aralarındaki daha önceki anlaşmalara bağlı kaldığı gerekçesiyle hala vahşî Suriye rejimine silahlar ve mühimmatlar teslim eden Rusya'ya dikkat çekilerek "diğer ülkeler tarafından rejime yönelik devam eden silah sevkıyatlarından dolayı üzüntü duyduklarını" ifade ettiler. Nitekim bu kararlara ve vaatlere, şairin şu sözü intibak etmektedir:

Seraptan susuzluğu gideren kimse gibi olmak                Rüyada öğle yemeği yiyen kimse gibi olmaktır

Bu konferans, Amerika ile Batılı Avrupa ülkelerinin, Suriye'deki olayların dizginlerinden tutmak ve olayları kendi çıkarlarını garantime ve nüfuzlarını yoğunlaştırma doğrultusunda yönlendirmek için çalıştıkları diğer konferanslar gibidir. Nitekim bu konferans sırasında ve öncesinde, Ulusal Koalisyon'un şiddetle muhalefetin silahlandırılmasını talep ettiği, Amerika ile katılımcı diğer ülkelerin de silahların radikal Müslümanların eline geçmesinden korktukları gerekçesiyle bunu önledikleri ortaya çıktı. Ayrıca Kerry bunu, Amerika'nın "siyasî çözümle birlikte" olduğunu vurgulayarak yenilemiş ve "Muhalefet Koalisyon'un, barışçıl geçişi gerçekleştirmeyi başarabileceğini ve Amerika'nın, iptali için geciktirilmesi karşısında Koalisyon'un gelecek hafta İstanbul'da düzenlenecek olan konferansta kurmayı planladığı geçici bir hükümetin bu konferansta kurulmasını engellediğini" eklemiştir. Bunun yanı sıra Ulusal Koalisyon'un üyesi Semir Neşar, "Amerikan-Rusya girişiminin, Esed rejimi ile Koalisyon arasındaki diyalogun açılmasına neden olabileceğini, bunun geçici bir hükümetle sonuçlanabileceğini ve Koalisyon tarafından geçici bir hükümetin kurulması fikrine aykırı düşen bir husus olduğunu" söyledi. Ayrıca 26.02'de Berlin'de Kerry ve Lavrov arasında yapılan görüşmeye de dikkat çekilmiştir. Nitekim Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, görüşmeleri "ciddi ve derin" olarak nitelendirmiştir. Dahası iki bakan, geçici bir hükümetin kurulmasına izin veren bir formül üzerinde anlaşmayı amaçlayan Cenevre Anlaşması'nın uygulanması keyfiyetini tartışmışlardır. Lavrov da Suriye muhalefetinin rejimle diyalog için temsilcilerini adlandırmasını talep etmiştir. Bu konferansta kabul edilen ve devre dışı bırakılanların geneli, Amerika ile birlikte Rusya'nın niyetinin, Suriye'nin geleceği konusunda aralarında bir konsensüsün olması ve bunun da ajanı kasap Beşar'ın ardından iktidara tutunmayı sürdürmeyi güvence altına alan Amerika'nın gözetiminde olması için Ulusal Koalisyon ile Suriye rejiminin ortak bir geçici hükümetin kurulması şeklinde olduğu üzerinde geçmiştir.

Ey Şam-Suriye'deki Sabırlı Müslümanlar!

Suriye'de olup bitenler noktasındaki belanın başı Amerika'dır. O halde ona başvurmak ve çözüm noktasında ona yardım etmek akıl işi midir?! Zira kasap Beşar, Amerika'nın ajanı olup Amerika, kendisine ajanlık yapacak alternatif bir yöneticiye ulaşmak için çalışmaktadır. O halde laik bir anayasanın yapılmasını denetlemesi, ardından temsilciler meclisinin kurulması ve ardından da ülkeye alternatif ajan bir yöneticinin olduğu yeni bir Devlet Başkanı seçilmesi için Koalisyon ile facir Suriye rejiminden olan ajanların katıldığı geçici bir hükümetin kurulmasına imkan mı vereceksiniz?! Halbuki radikal Müslümanların eline geçeceğinden korktuğu gerekçesiyle sizlerden silahı engelleyen bizzat odur. Zaten dikkat çekilen radikallerin, İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışanlar olduğu ve aynı zamanda vahşî Suriye rejiminin silahlanmasına göz yumulduğu da bilinmektedir. Yine kasap Beşar'a insanî, malî, istihbarat ve silah tedariki gibi gerekli olan tüm şeylerin uzatılması için İran, Türkiye, Irak ve Lübnan gibi bölge yöneticilerinden olan ajanlarına talimat veren de bizzat odur... O halde tüm bunlara göz yummak, ardından da müdahale talebinde bulunmak caiz midir?! Ayrıca sizlerin maslahatı için mi yoksa kendi çıkarları için mi müdahale edecek?! Dolayısıyla sizin için en büyük tehlike bizzat Amerika'dır. Tüm bunlardan daha tehlikeli olansa, başkanlığında birçok tutumunda görüldüğü üzere hızla Amerika'nın isteklerine yanıt veren Muaz el-Hatib'in olduğu Ulusal Koalisyon'un liderliğinde gördüğümüz tehlikelerdir.

Sizin dininizin en büyük düşmanı ve "İsrail'in" en büyük yardımcısı Amerika'dır. Ayrıca şuan Afganistan ve Irak'taki Müslümanlara karşı işlediği katliamların geçmişte işlediklerinden daha çok olduğu kanıtlanan da bizzat odur. Dolayısıyla o, sizlerin dininize yöneldiğinizi gördüğünden dolayı korkmakta ve bu hususta uyarıda bulunmaktadır. Ayrıca kasap Beşar tercihinin, sizin dininizin tercih edilmesinden daha iyi bir tercih olduğunu da görmektedir. Sonra bu Amerika'nın, Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan ve teröristler olarak nitelendirdiği Müslüman savaşçıları öldürsün diye muhalefet savaşçılarını eğittiğini biliyor musunuz? Nitekim 28.02'de "New York Times" Gazetesi, Amerikalı yetkililerin, yönetimin yeri belli olmayan "bölge üstünde" muhalefet savaşçıların eğitilmesi direktifi verdiğine dair sözlerini aktardı. Yine gazete aynı kaynaklardan, eğitimlere ev sahipliği yapan ülke açıklanmadığı gibi misyonun boyutunun ve kapsamanın açıklanmamasına rağmen şu anki mevcut eğitimin misyonunun "Suriye çatışmasında" daha derin bir Amerikan müdahalesini temsil ettiği şeklindeki sözlerini de aktardı. Gazete şöyle bir eklemede bulundu; Amerika, kendi desteklediği Suriye muhalefet koalisyonunun desteklenmesi yoluyla aşırıcılık yanlısı gurupların gücünü frenlemeyi arzulamaktadır. O taktirde bu güç, Amerikan ajanı el-İbrahimî'nin talep ettiği uluslar arası barış gücüne dahil edilecektir. Bunun birlikte el-İbrahimî, Amerika'nın alternatif bir ajan yönetici oluşturmaya dönük projesine hizmet etmede askerî konseylerin rolü hakkında istediği hususlar için bu güce savaş yetkilerinin verilmesini de talep etmektedir. Aynı şekilde İslamcı militanlar arasında yer alanlar da dahil onlar ile rejimin gücünü oluşturacak olan özgür düzenli orduya sızdırabildikleri arasında beklemeleri için kendi istihbaratları ile diğer ülkelerin istihbaratlarının elini serbest bırakmıştır. Nitekim bunların tamamının Suriye'deki siyasî, askerî ve güvenlik boyutlarını tutmaya dönük bir Amerikan planı olduğu görülecektir.

Ey Hayırlı Suriye'deki Mümin Müslümanlar!

Amerika ile Batı'nın sizlere dönük çizdikleri planlarından aman ha sakının. Dolayısıyla sizlere yönelik bu büyük komployu, sadece ilan etmiş olduğunu projenizle bozabilirsiniz ki bu da, Hilafet'in kurulması projesidir. Nitekim Amerika'nın, Avrupa ülkelerinin, bunların bölge yöneticilerinden olan ajanlarının, "İsrail'in", Rusya'nın ve Çin'in sizi kendisiyle korkuttukları ve sizi kendisine karşı kışkırttıkları işte bu projedir... Bu yüzden Amerikanın planladığı bu tuzağa, tüm farklı gurupların şuandan itibaren Hilafet'in râyesinin livası olan el-Ukab râyesinin, yani Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesi altında birleşerek karşı koymaları gerektiği gibi kendilerine yönelik uluslar arası komplolara karşı tek bir yumruk olmaları gerekmektedir. Elbette Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın tuzağı, onların tuzaklarından daha büyüktür. Elbette Allah emrine galiptir ve elbette müminlere olan nusret vaadi de gerçekleşecektir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلاَدِ وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُواْ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلأَوْتَادِ ٱلَّذِينَ طَغَوْاْ فِى ٱلْبِلاَدِ فَأَكْثَرُواْ فِيهَا ٱلْفَسَادَ فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ "Rabbinin Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi? Direkleri (yüksek binaları) olan, İrem şehrine?  Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı. O vadide kayaları yontan Semûd kavmine? Kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun'a? Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler. Oralarda fesadı çoğalttılar. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir." [Fecr 6-14]

Ayrıca Allahu [Subhânehu ve Te'âla], daha önce resullerine nusret vermiştir. Dolayısıyla O, sadece Allah'a iman ederek, sadece O'na tevekkül ederek, sadece ondan yardım isteyerek, sadece O'nun emrine bağlı kalarak ve sadece O'nun şeriatının ikame edilmesini ve onunla muhakeme olmayı talep ederek resullerin yolunda olduğumuz sürece bizlere de nusret verecektir. Ey Allah'ım! Bizlere, müminlerle ilgili rahmetinin gerekliliklerini ve kafirlerle ilgili gücünün mucizelerini göster. Ey Allah'ım, amin! Dualarımızın sonu, alemlerin Rabbi olan Allah'a hamddir.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ölüm İlanı ve Kutlama

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً فَادْخُلِي فِي عِبَادِي وَادْخُلِي جَنَّتِي "Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!" [Fecr 27-28-29-30]

Şam Ayaklanmasının Şehitleri (Allah'ın İzniyle) İlliyyîn'e İrtika Ettiler

Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti Medya Bürosu, ebrar davet kampanyasından dolayı Şam ayaklanmasında şehit düşen [Allahuteala onlara rahmet eylesin] diğer kahramanların ölümlerini ilan eder:

 

Allah'ın izniyle şehit düşen kahraman Muhammed Zeydân [Rahımehullah]

Allah'ın izniyle şehit düşen kahraman Abdulkadir Zeydân [Rahımehullah]

Allah'ın izniyle şehit düşen kahraman Ali Abdurrazzak [Rahımehullah]

 

Onlar, Allah'ın dini için daveti taşımak ve İslamî Hilafet'i kurmak yoluyla da İslamî hayatı yeniden başlatmak için zalimlere ve ehline karşı ayaklanmanın meşalesini taşıdıkları gibi çevrelerine hayrı da taşımışlardır.

Şehit Muhammed Zeydân 1967 yılından bu yana Hizb-ut Tahrir'in saflarında yer almış olup sevabını yalnızca Allah'tan umarak Allah yolunda daveti taşımıştır. Nitekim birçok kez tutuklanmış ve bu kendisini daveti taşımaktan vazgeçirememiştir. Hatta hayatının son dönemlerinde zalimlerin ülkesine ve ehline saldırdıkları bir sırada bizlere ve hayatının son dönemlerinde onu tanıyan herkese şu sözleri söylemiştir: "Allah'a hamd olsun ki Allah bizleri, bu mücrim ajan rejime karşı Allah yolunda cihat etmeyi görmekle şereflendirdi. Allah'tan Hilafet'i görmekle de şereflendirmesini temenni ediyoruz." Bizler de Allah Azze ve Celle'den, nebiler, şehitler ve salihlerle birlikte senin gözlerini aydın kılmasını temenni ediyoruz ey Eba Mustafa! Allah ona rahmet eylesin onun lisanından, "الله أكبر" "الله أكبر" çığlıkları yükselirdi ve bugün de bizler diyoruz ki; tüm tagutlara ve zorbalara karşı الله أكبر . Konseylerden, koalisyonlardan ve ajanlardan Müslümanların kanları üzerinden komplo kuranlara ve Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanet edenlere karşı الله أكبر . الله أكبر. الله أكبر. Elhamdulillehi kesîrâ. İmanla nimetlendiren Allah'a hamd olsun. Sadece Allah yolunda şehadetle nimetlendiren Allah'a hamd olsun. "الله أكبر" nusret yaklaştı. "الله أكبر" hak vaad yaklaştı. "الله أكبر" İslamî Hilafet'in müjdeleri ufukta görülmekte. الله أكبر ve lillehilhamd.

Kahraman şâb Abdulkadir Zeydân, H. 15 Rabi-us Sâni 1434 el-Muvafık 25 Şubat 2013 Pazartesi günü tagutların Cubar'a yönelik saldırıları sırasında babasıyla birlikte şehit oldu. Nitekim o, daveti taşımaktan, Allah yolunda cihat etmekten ve hatta Allah yolunda şehit olmaktan ayrılmayı reddetti. Bu yüzden o, babasıyla birlikte irtika etti ve sanki onun lisan-ı hali şöyle diyordu: "İstikrarlı olun, istikrarlı olun ey Şam halkı! Zira sizlere ya nusret ya da cennet vaat edilmiştir." Nitekim o, babasıyla birlikte şehit oldu ve bu ikisi, tagutları devirmek ve İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için Dımeşk kırsalındaki kahramanlık ve izzet sayfalarına yazıldılar.

Kahraman şehit Ali Abdurrazzak'a gelince; nitekim Ali, Allah'ın izniyle H. 14 Rabi-us Sâni 1434 el-Muvafık 24 Şubat 2013 Pazar günü tagutların Halep kırsalındaki Han Asel'e yönelik gelişigüzel saldırıları sırasındaki kahramanlık destanları içinde şehit olan kardeşi Mustafa Abdurrazzak'ın ardından şehitliğe irtika etti. Dolayısıyla başsağlığı merasimine Medya Bürosu'nun Başkanıyla birlikte Hizb-ut Tahrir'den büyük bir heyet iştirak etmiş ve heyet adına konuşmayı Hizb-ut Tahrir / Medya Bürosu Başkanı yapmıştır. Konuşmasında şunlar geçmektedir: "Hizb-ut Tahrir olarak bizler, şehitler hakkında başsağlığı dilemiyoruz, bilakis onları kutluyor, müjdeliyor ve onların Refîk-ul Âla'da olduklarını bildiriyoruz. Ayrıca Allahuteala'nın izniyle Şam topraklarında Raşidi Hilafet Devleti kuruluncaya kadar bu yolu takip edeceğimize dair onlara söz veriyoruz." Bunun yanı sıra şehidin yaşamındaki en son kahramanlıkları hakkında Medya Bürosu'nun hazırladığı kısa bir film sunulmuş ve bu da ailesini, akrabalarını ve kerim katılımcıları hoşnut etmiştir. Azim olan Allah doğru söyledi:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُواْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاءٌ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar." [Âli İmran 169]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Basın Konferansına Davet

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, Temsilciler Meclisi Ortak Kurulu'nun, Ortodoksların görüşme önerisiyle ilgili parlamento seçimleri yasa tasarısı projesini onaylaması hakkındaki tutumunu ilan etmek için sizleri;

 

Lübnan'daki Medya Bürosu Başkanı Üstad Ahmed Kasas'ın Yapacağı Basın Konferansına

 

Davet eder.

Yer: Trablus-Ebi Semra'daki Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti'nin Merkezi.

Zaman: 21 Şubat 2013 Perşembe günü öğleden önce saat: 11:00'da.   

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Endonezya'dan Bir Beyan İslam Ülkelerindeki Yöneticiler, Amerikan Merkezî İstihbaratı [CIA]'nın Küresel Cürümlerine Katılmaktadırlar

Açık Toplum Vakfı [OSF]'nin, 05 Şubat 2013 Salı günü, "Küresel işkence: Amerikan İstihbarat Ajansı [CIA] Tarafından Olağanüstü Teslimat ve Gizli Tutuklama" başlıklı bir rapor yayınladığı ortaya çıktı. Nitekim raporda, onlarca İslam ülkesinin Amerikan istihbaratının işlemiş olduğu küresel cürümlere katıldıkları açığa çıktı. Bu ülke kapsamında olanlardan bazıları şunlardır; Afganistan, Cezayir, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Mısır, Libya, Malezya, Fas, Pakistan, Suudi Arabistan, Somali, Suriye, Türkiye, İmarat, Özbekistan, Yemen ve Endonezya. Ayrıca bu araştırmada, tutuklanan kimselerin gözaltına alınmaları ve sorgulanmaları için -kanunsuz bir şekilde- yabancı hükümetin gözetimine teslim edilmeleri eylemlerine ve aynı şekilde Amerika'ya yönelik 11/09 saldırılarının ardından Amerikan Merkezî İstihbarat Ajansı [CIA]'nın uyguladığı gizli tutuklamalara odaklanılmıştır.

Endonezya, Muhammed Sad İkbal Medenî, Nasır Selim Ali Karu ve Ömer Faruk'un tutuklanmalarına katılmıştır. Zira Medenî, Mısır'a nakledilmeden önce Cakarta'da tutuklanmıştır. Nasır ise 2003 yılında Endonezya'da tutuklanmış, ardından da Yemen'de bulunması öncesinde Ürdün'e nakledilmiştir. Faruk'a gelince; 2002 yılında Bogor'da tutuklanmış ve Afganistan'daki Bagram tutukevine nakledilmiştir.

Bu rapor, bazı önemli noktaları da ifşa etmiştir:

Birincisi: Amerika, İngiltere, Almanya ve diğerleri gibi Batılı ülkelerin ikiyüzlülüğünü. Zira onlar, bir taraftan insan haklarını desteklemedeki üstünlüklerinin devam ettiğini iddia ederlerken ancak diğer taraftan da doğrudan küresel olarak uygulanan ve insan haklarına karşı olan işkenceye katılmaktadırlar.

İkincisi: Birleşmiş Milletleri'nin bu cürümlere dikkat çekmesi, uluslar arası örgütün bu Batılı sömürgeciliğin maşasından öte bir şey olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla "teröristlerle savaş" adı, Birleşmiş Milletler sayesinde Afganistan, Pakistan, Yemen ve Mali'de meydana geldiği ve gelemeye devam ettiği gibi Batı'nın sık sık Müslümanlara karşı uyguladığı vahşî eylemleri meşrulaştırmaktadır. Buna mukabil Birleşmiş Milletler Kurulu, insan haklarını çiğneyen Merkezî İstihbarat Ajansı gibi Batılı ajanslar kurulduğunda tek dişi kalmış bir canavara dönüşmüştür.

Üçüncüsü: Bu rapor, İslam ülkeleri yöneticilerinin Batılı ülkelerin ellerindeki maşadan öte bir şey olmadıklarını da kanıtlamıştır. Zira onlar, küresel cürümlerinde doğrudan Merkezî İstihbarat Ajansı'nın yanında yer almaktalar ve Batı tarafından terörist şüphelisi olan herhangi bir kişiyi kaçırma, dönüştürme ve işkence etme gibi eylemler işlemektedirler. Dolayısıyla İslam ülkelerindeki yöneticiler, Batılı çıkarların bir kölesi haline geldikleri gibi bunu da terörizme karşı küresel savaş olarak isimlendirmektedirler.

Dördüncüsü: Aynı şekilde bu rapor, CIA ile her fırsatta Amerikan düşmanı olduğunu gösteren ülkeler arasında gizli bir işbirliğinin varlığını da ortaya çıkarmıştır. Mesela İran, Suriye ve Libya, dünyaya Amerikan düşmanı ülkeler olduklarını söylemelerine rağmen ancak aslında onlar Amerikan İstihbarat Ajansı'nın yanında yer almaktadırlar.

Buna müteakip Hizb-ut Tahrir / Endonezya, aşağıdaki hususları açıklar:

1-Terörizme karşı küresel savaş, sömürgeciliği kutsamak ve İslam ülkelerine egemen olmak için İslam'a savaş açmak amacıyla Batılı rejimlerin arkasına gizlendiği maskeden öte bir şey değildir. Dolayısıyla Batı'nın terör tanımı, aslında İslam şeriatı ile kokuşmuş ve nafile bir rejim olan kapitalist rejimi ortadan kaldıracak İslamî Hilafet'in tatbik edilmesine davet edenler de dahil fikir ya da silahla Batı sömürgeciliğine karşı savaşan herkesi kapsamaktadır.

2-Açık Toplum Vakfı [OSF]'nin yayınlamış olduğu rapor, İslam ümmetinin İslamî Hilafet'e muhtaç olduklarına ve Hilafet'in de tüm dünyadaki ümmeti birleştirecek küresel bir devlet olduğuna dair güçlü bir kanıt da ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla ileride Hilafet, ümmeti sömürgeci Batı'nın açgözlü politikasından kurtaracak büyük bir devlet olacaktır. Aynı şekilde Hilafet, Amerika ile müttefiklerinin desteği sayesinde pozisyonlarını elde etmek ya da savunmak için sürekli olarak samimi bir şekilde Batılı çıkarlara hizmet eden İslam ülkelerindeki ajan yöneticileri de ortadan kaldıracaktır.

3-Tüm Müslümanları, her nerede olurlarsa olsunlar ciddi bir şekilde Hilafetî ikame etmek ve Allah'ın şeriatını tatbik etmek için çalışmaya davet ediyoruz. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın bizlere haber verdiği gibi İslam'ın rahmetini dünyaya yayacak, Müslümanların onurunu koruyacak ve Endonezya'da dahil Müslümanların toprakları üzerindeki egemenliklerini gerçekleştirecek olan şüphesiz sadece Hilafet'tir. Ayrıca aslında ülkeyi ve insanları Allah'ın izniyle hain ajan yöneticilerden kurtaracak olan da Hilafet'tir.

Allah bize yeter! Zira O, ne güzel vekil, ne güzel Mevla ve ne güzel nusret verendir!


Muhammed İsmâ’îl Yusanto
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti Medya Bürosu: Hilafet'in yıkılışı münasebetiyle panel

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti  21 Rabiussani  1434 H., elmuvafık  3 Mart 2013 M., tarihinde İstanbul'da Hilafetin Miladi yıkılış yıldönümü münasebetiyle ''İslam'da Hüküm ve Yönetim'' başlığı altında akademik bir panel düzenlemiştir. Allahu Teala'ya hamdu senalar olsun ki panele toplumun her katmanını temsil eden büyük bir kalabalık katılımda bulunmuştur.

Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

"İslamın Hiçbir Kurumu Tarihsel Değildir"

  • Kategori Türkiye
  •   |  

3 Mart Hilafet’in ilgası münasebetiyle “İslam’da Devlet ve Yönetim’’ adlı konferanslar dizisinin Sultanbeyli’deki programı müslümanların yoğun ilgisiyle gerçekleşti.  Mehmet GÜMÜŞ’ün sunumunu yaptığı program Ömer ÖZCAN tarafından okunan Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Araştırmacı Yazar  Ahmet Kalkan tarafından yapılan sunumda "Müslümanlar İslam'a girmekle İslam'a şeref katmadılar bilakis İslam'la şereflendiler. Mesela araplarİslamdan önce herhangi bir devlet  geleneğinden yoksundu. İslamla beraber devletleşip o günün iki süper gücünü devirip adalet üzere bir sistem icra ettiler. Araplar gibi Türkler ve diğer kavimlerde İslama girmekle şereflendiler. Bu hal İslam üzere kaldıkları sürece devam etti. Bunların sonuncusu olan Osmanlı devleti en son ki kötü durumunda bile batılılar tarafından hasta adam diye tanımlamıyordu. Evet hastada  olsa adamdı. Ama bugün bir buçuk milyar nüfusa sahip olmalarına rağmen müslümanlar "adam" yerine bile konulmayan bir duruma düştü" dedi.

Kalkan; "Devlet dinden ayrılınca devlet dinsiz, din kuvvetsiz kaldı. Oysa bunlar etle kemik gibi olması gerekirdi" dedi.

Kalkan Son olarak 28 Şubatla beraber daha önce İslam devletini  olmazsa olmaz kabul edenler bu bugünden sonra büyük tavizler vermeye başladılar. Camilerden artık İslam Devleti , Hilafet, Tevhid ve Şirk gibi kelimeleri duymaz olduk. Medreseler tağut ve tuğyan gibi La denilmesi gereken meseleleri dile getiremez oldu. İslam tatbik edilmediğinden hırsız, zani vb. suçlular cezasız kalınca adeta bunlara gün doğdu. İslamın hiçbir kurumu tarihsel değildir, bilakis islam bir hayat nizamıdır şeklinde devam etti.

İkinci konuşmacı olan Köklü Dergisi yazarlarında  Haluk Özdoğan ise; bilindiği üzere sadece okunsun ve dillerde dolaşsın diye değil, bilakis yeryüzünde insanlara tatbik edilsin diye aziz İslam Rasul  (sav) ile gönderilmiştir. Böylece İslam bu hadlerini ikame edecek, hükümlerini tatbik edecek,onun uğrunda hakkıyla cihad edecek, dünyanın dört bir köşesinde adaleti tesis edecek ve hayrı yayacak bir devlete kavuşmuş olsun. Nitekim bu Rasulullah (s.a.v) in siretinde açık ve net olan bir durumdur. Zira Rasul Mekke-i Mükerreme’de Allah’a basiret üzere davet etmiş ve Allahu Subhanehunun kendisine Medine-tul Münevvera ensarıyla Nusret verinceye kadar kabileler ile güç ehlinden birçok kez Nusret talebinde bulunmuştur. Sonra hicret gerçekleşmiş, devlet kurulmuş, ardından da fetihler olmuş ve İslam davet ve cihat yoluyla yayılmıştır dedi.

Özdoğan "Müslümanlar hilafet devleti olduğu süre boyunca Rableriyle güçlü  ve dinleriyle izzetli idiler. Rabimiz şöyle buyuruyor Aralarında Allahın indirdikleriyle hükmet ve sana gelen haktan (sapıp da)  onların hevalarına uyma" ayeti ve konu ile ilgili hadis ve ayetleri okuyarak konuşmasını sonlandırdı.

Program Soru-Cevap bölümü ile son buldu.

 

 

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Şer'i Ölçülerde Sivil Devlet Kampanyası

  • Kategori Video
  •   |  

Şam kırsalı Ğutanın doğusunda yeralan şehir ve kasabalarda Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti geniş bir kampanya başlatmış ve sivil devlet hususundaki Şer'i hükümleri ihtiva eden beyanatlar dağıtmışlardır. Ayrıca şehir meydanında protesto düzenlemişler son olarak da Duma beldesinde yer alan bir mescitte bilgilendirme çalışması düzenlemişlerdir. Kampanyanın yer aldığı beldeler aşağıdaki gibidir.

Ayn terma, Sayba, Hızze, Humuriye, Arbin, Gisriyn, Kefer batna, Mısraba

16 Rabiussani 1434 H., 26 Şubat 2013 M.

 

Şer'i ölçülerde sivil devlet kampanyası çerçevesinde yürütülen kampanyadan görüntüler

 

Şehir meydanında, Şer'i ölçülerde sivil devlet kampanyası çerçevesinde yapılan protesto gösterisi

 

Şer'i ölçülerde sivil devlet kampanyası çerçevesinde Duma'daki mescidlerin birinde yapılan bilgilendirme çalışması

Devamını oku...

'Hilafet'in yıkılışı tekrar ayağa kaldırılmasını gerektirir' kampanyası

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hilafet'in yıkılış yıldönümü münasebetiyle, 'Hilafet'in yıkılışı tekrar ayağa kaldırılmasını gerektirir' kampanyası çerçevesinde Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti 03.03.2013 M. tarihinde bir dizi konferans düzenlemiştir. Bu çerçevede Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Merkezi  Medya Koordinasyon Başkanı Üstad Saad Caferani'nin konferansta yaptığı konuşma

 

Yine aynı kampanya çerçevesinde Dr. İftihar'ın yapmış olduğu konferans

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER