Çarşamba, 23 Şaban 1447 | 2026/02/11
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Suudi Arabistan Rejimi, Tahtı İçin Kadın ve Çocukları Tutuklamaktadır

CNN ve diğer haber ajansları 10 Şubat Pazar günü, avukat tutmalarına izin verilmeksizin veya mahkemeye sevkedilmeksizin yıllardır tutuklu olan ve kendilerini Suudi Arabistan rejimini eleştirdikleri ya da muhalefet ettikleri şeklinde suçladıkları siyasiler gibi tutuklu akrabalarının serbest bırakılmasını talep etmek için Riyad ve Bureyda'da gerçekleşen gösterilerin ardından Suudi Arabistan otoritelerinin en az on kadın ve beş çocuğu tutukladıklarını ifade etmişlerdir. Kadınların ve çocukların tutuklanmaları, bu rejimin despot iktidarına muhalefet eden her türlü sesi susturmak ve otoriteye sımsıkı tutunmak için yaptığı utanç verici bir durumdur. Nitekim Uluslar arası Af Örgütüne göre, geçen Ocak ayında Bureyda'da devlete karşı yapılan gösteriler sırasında 28 kadın ve çocuk tutuklanmıştır.

İktidarı zulümle özdeşleşmiş olan bu despot rejim, mesele tahtını kurumakla ilgili olduğunda kırmızı çizgilerinin olmadığını, hatta kadın ve çocuklar tutuklansa bile yolunun bu olduğunu dünyaya bir kez daha ifşa etmiştir. Zira kerim Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in onurlarının dünyanın bütün hazinlerinden daha değerli olduğu şeklinde nitelendirdiği ümmetin asil ve masum kızlarının tutuklanmalarına nasıl cüret edilebilinir ki? Yine erkeklerin Müslüman kadınları tutuklamalarına izin verilmesine nasıl cüret edilebilinir ki? Nitekim İslam'ın bekçisi olduğunu ve şeriatı tatbik ettiğini iddia eden rezil Suud Ailesi iktidarı, aslında hiç çekinmeden kadınları köleleştirmek ve onları siyaset, ekonomi ve toplumdaki meşru haklarından soyutlamak yoluyla İslam'ı mutlak şekilde küçümsediğini defalarca ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu en son uygulamalar, onların İslam'ın kadınlara bahşettiği yüksek konumu ve erkelerin de kadınlarla bu temel üzerine muamele etmeleri meselesini tamamen göz ardı ettiklerini bir kez daha kanıtlamıştır. Rejimin, kadınları tutukladığı bir sırada rejimi reforma ettiğinin bir göstergesi olarak sunmak için Ocak ayında Şura Meclisi'nde üye olmaları amacıyla kadınları seçmesi gerçekten bir saçmalıktır! Bundan dolayı bu rejim, bu şekildeki makyajlama operasyonuyla iğrenç yüzünü ve çirkinliğini asla gizleyemeyecektir.

Müslüman kadınlara yönelik bu tür aşağılık eylemler, Suudi Arabistan ve dünya kadınlarının bu baskıcı rejime ve iktidarına acilen son vermeye ve İslam'ı ve ehlini koruyacak olan Hilafet Devleti'nin olduğu adil bir devletteki gerçek İslam liderliğini arzulamaya dönük isteklerini geliştirmelidir. Zira kadın için onurlu bir hayatı garantilemek amacıyla İslam hükümlerine bağlı kalacak ve kadınların tüm haklarını koruyacak olan Hilafet'tir. Nitekim o, tek kaygısı yöneticilerin ve kralların koltuklarını veya otoritedeki siyasî partileri korumak olmayan bir sistemdir. Bilakis tek kaygısı adaleti ikame edecek ve tebanın fertlerinden her bir ferdin ihtiyaçlarını garantileyecek olan İslam'ı sahih bir şekilde tatbik etmek olan bir sistemdir. Yine o ümmete, her türlü baskı halinde veya uygulamadaki fesatta veya tebalığa, sorgulamaya, şeffaflığa ve kadın ve erkeklerden her ikisinin siyasî görüşlerinin alınması şeklinde yönetim için sabit ilkeleri olan şeriatın hakimiyetine karşı olan görevlerindeki herhangi bir ihmalkarlıkta yöneticileri muhasebe etmesini vacip kılan bir sistemdir.

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ "Her kim Allah'ın indirdikleri ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin tâ kendileridir." [el-Mâide 45]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Tulkerim ve Cenin'deki Sembol Gösterilerimiz, Filistin Otoritesinin Güvenlik Birimlerinin Şam Halkına Dönük Destek Film Sunumumuzu Engellemesini Protesto Etmek İçindir

Hizb-ut Tahrir / Filistin 09.02.2013 Cumartesi öğlen vakti Tulkerim ve Cenin'in her birinde Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyelerini ve üzerinde "Ağızları Tıkayan Politikaya Hayır", "Sizden Önceki Yöneticilerden İbret Alın Ey Zalimler!"ve "Şam Halkına Destek Veren Ağızlar mı Tıkanıyor?" yazılı afişler taşıyan onlarca hizbin şebâbının katıldığı iki sembol gösteri düzenledi. Bu gösteriler; güvenlik birimlerinin temsil ettiği otoritenin, kapalı salonlarda "Ümmet İslamî Hilafet'i İstiyor" başlığı altında mübarek Şam ayaklanması hakkındaki filmin sunulacağı -ki salonlar bu maksat için kiralanmıştır- sempozyumların düzenlenmesini engellemesinin ve boş gerekçeler altında salon sahiplerini tehdit etmesinin akabinde gerçekleşti.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, siyasî amellerimize yönelik bu engeli ve bu vesayeti reddederiz. Ayrıca otoritenin herhangi bir müdahalesi olmaksızın siyasî amel hakkımızı koruyan tüm prosedür ve meşru işleri yerine getirecek olmamızın yanı sıra aşağıdaki hususları da vurgularız:

1-Otoritenin sunumunu engellediği kültürel film, medyanın Şam ayaklanması hakkında gizlediği birçok hakikatleri açıklamaktadır. Mesela ayaklanmanın nasıl Allah için bir ayaklanma olduğu, ayaklanmanın Hilafet'i ve Allah'ın şeriatını talep ettiği, kiralık medya organlarının iddia ettiği gibi demokratik ve sivil devleti talep eden bir ayaklanma olmadığı, ayaklanmacılardan birçoğunun nasıl da Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesini taşıdıkları, onların Hilafet fikri etrafında toplandıkları, Hizb-ut Tahrir'i ve onun davetini destekledikleri şeklindeki hakikatleri açıklaması gibi. Dolayısıyla ayaklanan halk, kafirlerin ayaklamanın gidişatını çarpıtmak için getirdiği kimselerden oluşan Türkiye ve Avrupa'daki otellerin öncülerinden değillerdir.

2-Amellerimizin meşruiyetini, İslam'ı taşımamızı, ona daveti ve tagut ve mücrimlere karşı siyasî mücadelede bulunmamızı bizlere vacip kılan İslam'dan aldık. Yoksa kendisini ümmetin düşmanlarına ipotek eden ve ülkeyi ve insanları helak eden otoriteden almadık.

3-Kendisine dayananların övünüp durdukları otoritenin yasası bizlere, siyasî ve kültürel aktiviteler yapma hakkı vermektedir. Dolayısıyla kapalı salonlarda siyasî aktiveteler yapılırken, herhangi bir izne veya otoriteye bildirimde bulunmaya ihtiyaç duyulmaz. Zira bu, otoritenin yasasının kendisine vurgu yaptığı bir husustur. Nitekim temel yasanın "26." Maddesinde şöyle geçmektedir: İnsanların, polis bulunmaksızın ve ister sözlü isterse de yazılı olsun herhangi bir bildirime gerek duyulmaksızın özel toplantılar düzenleme hakları vardır... Dolayısıyla bu, İnsan Hakları Örgütleri'nin otoritenin ihlallerini gözlemlediği periyodik raporlarında vurguladıkları bir husustur.

4-Batı Şeria'da, Şam halkına destek vermek için onlarca amel düzenledik ve el-Halil, Kudüs, Ramallah, Kalkilya, Beyt Lahim ve benzerleri gibi birçok bölgelerdeki onlarca salonda bu filmin sunumu yapıldı. Dolayısıyla bu, Tulkerim ve Cenin şehirlerinden her birine dayananların ve bunların güvenlik birimlerinin yasayı sırtlarının arkasına attıklarını ve İslam'a ve ona davet edenlere dönük savaşlarında çok ileri gittiklerini göstermektedir.

5-Genel olarak otoritenin uygulamaları özel olarak da Cenin ve Tulkerim'deki emniyet birimlerinin uygulamaları bizleri, daveti taşımaya ve İslam için çalışmaya devam etmekten asla vazgeçiremeyecektir. Zira onlar, bu yaptıklarıyla bizimle insanlar arasına engel koyabileceklerini zannetmektedirler. Halbuki onlarınki sadece bir vehimden ibarettir. Bilakis sokaklar, meydanlar, mescitler ve samimi aile meclisleri, İslam'a davet etmek ve Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafet'i kurmak için bizim minberlerimiz olacaklardır.

Bizler, Allah'ın dinine yönelik eylemleri ve saldırılarının sonuçları hususunda otoriteyi uyarır, kendisini Filistin halkı ile onu muhlis davet taşıyıcılarının üzerinden elini çekmeye davet eder ve otoriteye deriz ki; güzel akıbet muttakilerindir ve saldırganlık da zalimleredir. O halde geçmişteki zorba ve küstak olanlardan ibret alın. Zira, Firavun ve Karun'da sizler için bir ibret vardır. İşte Mübarek ve Bin Ali'de de sizler için bir ibret vardır. Dahası İslam'ın fecri doğmak üzeredir ve Allah, Kendisine nusret verenlere kesinlikle nusret verecektir. Şüphesiz Allah, Kavî'dir ve Azîz'dir. Nitekim Subhânehu, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ  يَوْمَ لا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّار "Muhakkak ki Resullerimize ve iman edenlere hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret vereceğiz. O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lanet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır!" [Mümin 51 52]

Son olarak bugün yapılan bu sembol gösteriler, kamuoyunun dikkatlerini tüm Filistin halkını etkileyen bu meseleye çekmek için olup bu tür ameller devam edecek ve Allah'ın izniyle hakkımızı eksiksiz bir şekilde tam olarak alıncaya kadar da yükselip genişleyecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Gazze Otoritesinin, Hizb-ut Tahrir'e Siyasî Vesayetini Dayatmaya Dönük Tüm Girişimleri Allah'ın İzniyle Başarısız Olacaktır

Hizb-ut Tahrir, Refah'tan başlayıp Gazze kenti üzerinden Cebaliye'ye kadar Gazze Şeridi'nde birçok protesto gösterileri düzenledi. Bu ise Gazze otoritesinin, kent meydanlarda Suriye ayaklanmasını desteklemeye dönük "Şam Ayaklanması Hak İle Geldi" başlıklı belgesel film gösterimini engellemesine karşı olmuştur. Bunlara karşın bu gösterilerinin tamamı tamamlanmış ve gösterilerde, "Fikir ve Görüşlerimizi İfade Etme Hakkımızdan Asla Vazgeçmeyeceğiz", "Siyasî ve Fikrî Çalışma Hiçbir Otoritenin Vesayetini Kabul Etmez" ve "Neden Hizb-ut Tahrir Engelleniyor da Hamas'ın Gün Boyu Gösterimine İzin Veriliyor?" gibi protesto sloganları atılmıştır. Ayrıca bu gösteriler, kamuoyunun dikkatini çekmiş ve bir etkileşim olmuştur.

Hizb, otoritenin halka açık toplantılarla ilgili 1998 yılına ait (12) sayılı yasasına göre yetkili makamlara bir bildirim sunmuştur. Ancak Hamas otoritesi, vesayet, erteleme, geciktirme ve tehdit girişimine başvurmuştur...

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, çalışmamızın şeri bir farz olan İslamî siyasî bir çalışma olduğunu, hiçbir kimsenin bu çalışmayı kendi maslahatına ve arzusuna göre ipotek altına almasının caiz olmadığını ve yaşadığımız sürece asla buna izin vermeyeceğimizi vurguladığımız gibi bu girişimlerin, geçmişteki ve şu andaki zalim rejimlerin girişimleri gibi kesinlikle başarısızlığa mahkum olacağını vurgularız.

Gazze otoritesinin, her defasında yeterince güçlü olmayan ve Filistin halkının aldanmayacağı saçma argümanları gerekçe göstererek bütün siyasî çalışmanın kendi pozisyonlarıyla tutarlı olması için İslamî siyasî çalışmaya vesayet dayatma girişimlerini şiddetle reddederiz.

Gazze otoritesinin uygulamaları, iddia ettiği gibi yasayla hareket eden bir otoritenin uygulamaları değildir. Zira onun ilk ve son saplantısı, kendi güvenliği ve çıkarıdır. Otoritenin yasasına gelince; ondan kendisine uygun olanı almakta, bunun dışındakileri ise sırtının arkasına atmaktadır. Yoksa Gazze otoritesi, kent meydanlarında Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesinin yükseldiği Suriye ayaklanmasını destekleyen bir film olan belgesel film gösterimini engellemesini nasıl izah edecek ki? Ayrıca gerek şeriat gerekse kendi yasası, engellemeyi ya da sunum yerini açık mekanlardan kapalı mekanlara dönüştürmeye izin vermemektedir. Şayet hizib, sunumu kapalı salonlarda yapmak istemiş olsaydı, otoriteye bir bildirim sunma ihtiyacı hissetmezdi. Çünkü bildirim, kendi yasasına göre sadece açık kamusal alanlar içindir.

Her ne zaman yasalarını yüzlerine vursak, bunu bir kenara bırak diyorlar! Halbuki yeryüzündeki her bir otoritenin, bu yasa ne şekilde olursa olsun insanları bu yasayla yönetmesi kaçınılmazdır. Şayet Gazze otoritesi, şariatı bir kenara bırakıyor ve insanlardan da otoritenin yasasını bir kenara bırakmalarını istiyorsa, bunların her ikisi de kayıtsız şartsız İslamî siyasî çalışma hakkını garanti etmektedir. Yoksa insanlar, Gazze otoritesinin kalıcı olağanüstü hal yasası gibi yazılı olmayan yasalarıyla mı muhakeme olunacaklar?! Dolayısıyla sadece bu bile Gazze otoritesinin kapalı salonlarda her türlü kültürel ve siyasî çalışmalar için güvenlik izni alanlara yönelik dayatmasını açıklamaya yeterlidir.

O halde Gazze otoritesi, bu durumunu düzeltecek ve İslam ümmetinin hayatındaki çok önemli bir çalışma olan Hizb-ut Tahrir'in siyasî çalışmasını engellemekten geri vazgeçecek mi? Yoksa Gazze otoritesi, Hizb-ut Tahrir'in kamusal etkinliklerle ilgili idari uygulamalarına bundan daha fazla bağlı kalacağını mı düşünüyor?

قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلاَّ مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلاَّ سَبِيلَ الرَّشَاد "Firavun dedi ki; ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum." [Mümin 29]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Haçlılar, Sadece Batılıların İnsan haklarına Önem Verip Savunmaktadırlar

İnsan Hakları Komisyonu en son raporunda, Afganistan'daki savaşta Amerikan güçleri tarafından yapılan askerî operasyonlar sırasında yüzlerce çocuğun öldürüldüğünü ifşa etmiştir. Ayrıca Birleşmiş Milletleri'nin büyük endişesini ortaya koymuş ve Amerika'nın bazı önerilerini sunmuştur.

Bu tür raporların, işgalci haçlı güçlerinin gerçek katliamlarının herhangi küçük bir parçasını bile ifşa etmesi mümkün değildir. Çünkü bu tür raporlar, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı Bilgi Bürosu'nun sinyalinin dışına çıkamamaktadırlar. Ayrıca yerel medya organları, işgalcilerin finansal yardımlarına dayanmakta ve doğrudan ya da dolaylı olarak onların politikalarını egemen kılmaktadır. Dolayısıyla işgalcilerin politikalarına göre çalışılmaması, onların çalışmalarının ilga edilmesine yol açmaktadır. Burada Vardak vilayetinin Tangi köyünde meydana gelen durum hakkındaki birçok örneklerden sadece bir tanesini zikredeceğiz; 13 sivil mescitte sabah namazlarını eda ettikleri sırada öldürüldüklerinde, Kabil'de cenaze törenleri yapılırken medya organları bunları silahlı isyancılar olarak nitelendirmişlerdir.

Birleşmiş Milletleri'nin korkuları, önerileri ve Kabil rejimini kınamaları, ne bizim güvenliğinizi ne de insan haklarını garantileyecektir. Çünkü insan hakları, sadece Batı ve halkları için geçerlidir. Dolayısıyla bu gibi haklar, Myanmar, Suriye, Somali, Filistin ve Afganistan'daki insanlar için değildir ve bu, hissiyatlı ve uyanık olan herkes için kanıtlanmış bir hakikattir.

إنما الإمام جنة يتقى به ويقاتل من ورائه "İmam [Halife], ancak kendisiyle korunulan ve arkasında savaşılan bir kalkandır." [Müslim rivayet etti]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Çocuklara Tecavüz Suçları, Çamurlu Batılı Hadaratın Meyvelerindendir

El-Vatan Gazetesi, (4331.) sayısında Sosyal Güvenlik Bakanlığı Devlet Bakanı'ndan, çocuklara tecavüz suçunu işleyenlere ödün vermeksizin idam cezası uygulanmasını ve (çocuk yasası olan) 2010 yılı yasasına göre onların kefaletlerle serbest bırakılmamalarını talep ettiğini ve geçmiş günlerde çocuklara ve öğrencilere karşı işlenen cürümleri şiddetle kınadığını aktarmıştır. Ayrıca Çocuk Ulusal Konseyi Genel Sekreteri A. Emel Mahmud, gerek okul gerekse evlerde çocukların maruz kaldıkları iğrenç cürümleri kınamış ve tüm bakanları, ilgili odakları, Ulusal Konsey İhtisas Konseyleri'ni, Sivil Toplum Kuruluşlarını, din adamlarını, anneleri ve babaları, suçluların caydırılmasına yardımcı olmak için 2010 çocuk yasasını açıklayan düzenlemelerin konulmaya başlanmasını onaylamaya çağırmıştır. Ayrıca Çocuk Ulusal Konseyi'nden Üstad Fethurrahman, yasada UNICEF Örgütü'ne yönelik övgü ve methiyeler bulunduğunu vurgulamıştır!!

Son zamanlarda ortaya çıkan, hatta topluma endişe veren bir fenomen haline geldiği için ona yönelik sempozyum ve seminerlerin düzenlendiği çocuklara dönük cinsel saldırı suçlarının tek bir nedeni var ki o da Müslümanların İslamî olmayan toplumlarda yaşamalarıdır. Zira toplumun bireylerden, fikirlerden, duygulardan ve sistemlerden oluştuğunu gözlemleyen bir kimse, davranışlarına İslamî olmayan birçok fikirlerin ve duyguların hakim olduğunu ve aynı zamanda üzerlerine şeker parelerine karşı işlenen bu gibi iğrenç cürümler salgınına katkıda bulunan İslamî olmayan sistemlerin ve yansımaların uygulandığını görecektir:

Özgürlükler ve modernlik gerekçesiyle açık giyimli kadınların doldurduğu genel yaşam şekli, şeriatın onayına ihtiyaç duymaksızın kadın ve erkeklerin bir araya gelmesi, içgüdüleri konuşan ve onları kışkırtan medya organları, eğitim sisteminin İslamî şahsiyeti oluşturmaktan aciz kalması, çirkinlikleri yayan ve suça ve sapmaya dönük bir kamuoyu oluşturan sözde toplumsal gazeteler gibi. Bir üçüncü ayak ise; pornografik siteler yoluyla bir gurup kaçık insanı tüyler ürpertici suçlar işlemeye sevkeden internet servisi ve işlerin gözetimi ile suçluların caydırıcı suçlarla cezalandırılmasının açık bir şekilde ortadan kalkmasıdır. İşte tüm bunlar, Müslümanlara pahalıya mal olan tüm bu sapkınlıkları ortaya çıkarmaktadır.

O halde yıkıcı fikirler ile mefhumların yanı sıra aynı zamanda İslam ülkelerindeki toplumların çözülmesine ve parçalanmasına neden olan -yozlaşmış Batılı kültürün- propagandasını yapan Birleşmiş Milletler Örgütü ile uluslar arası laik kanunlar nezdinde nasıl bir çözüm arayabiliriz ki?!!

İslam ülkelerindeki toplumlar, hayatta İslam'ın fikirlerini ve onun sadık duygularını tesis edecek olan Raşidi Hilafet Devleti'nin olduğu İslam Nizamı tatbik edilmedikçe çamurlu Batılı hadaratın pisliğinden arınmış olan tahir ilk siretlerine asla geri dönemeyeceklerdir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "De ki: Şüphesiz benim salahım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir." [el-Enam 162]

Dolayısıyla çok yakında kurulacak olan Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde Allah'ın izniyle bu da olacaktır.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Hanımlar Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi, Bir Saptırma ve Aldatma Zirvesi Olup Suriye'de Amerika'nın Nüfuzunu Koruyacak Bir Otoriteyi Transfer Etmek İçin Bir Mekanizma Oluşturmaya Dönük Umutsuz Bir Girişimdir

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad 05.02.2013 Salı günü, 06.07. Şubat Çarşamba ve Perşembe günleri arasında Mısır'ın ev sahipliği yaptığı İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'ne katılmak için Mısır'a ulaştı. Nitekim Mısır Ortadoğu Haber Ajansı, Mursî ile Ahmedinejad'ın havaalanı görüşmelerinde, "bölgesel arenadaki en son gelişmeleri ve askerî bir müdahalede bulunulmaksızın Suriye halkının akan kanlarının durması için Suriye krizinin çözüm yollarını ele aldıklarını" ve Mursî'nin, Çarşamba günü örgüte üye olan 56 ülkenin temsilcilerinin önünde yaptığı açılış konuşmasında ülkelerin krize dönük çözümü hızlandırmaları için Suriyeli muhalif gurupları birleşmeye çağırdığını aktardı. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlarının hazırladığı bir taslak karara göre zirvenin çağrıda bulunduğu kararlardan biri de "Suriye halkına demokratik ve değişim reformu hususundaki arzularını gerçekleştirme imkanı veren geçiş sürecine dönük bir alan açmak amacıyla Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu ile baskı şekillerinin herhangi bir şekline doğrudan karışmamış Suriye'deki siyasî dönüşüme kararlı olan Suriye hükümeti yetkilileri arasında ciddi bir diyalog"kararı olmuştur.

Görünen o ki bu zirvede toplananlar hala daha önceki aynı rollerini oynamaktadırlar. Zira onlar, Amerika'nın İslam ülkelerindeki planlarını uygulamak için kullandığı araçlardan ibarettirler. İşte Şam kasabının baş destekçisi Nejad, Mısır'da karşılanmış ve gündeminde Suriye krizini çözme yönteminin araştırıldığı iddia edilen zirvede selamlanmıştır. Allah aşkına Suriye'deki Müslümanların öldürülmesine güçlü bir şekilde destek verip iştirak eden bu Nejad ile Devrimci Muhafızları değil mi?!

Cumhurbaşkanı Mursî'ye gelince; Ulusal Koalisyon'un koltuğunun altına girmeyen Suriye direniş guruplarına, "yeni bir demokratik Suriye inşa etme süreci için birleşik ve kapsamlı bir vizyon ortaya koymak amacıyla kendisiyle koordinasyon kurma ve çabalarını destek verme" çağrısında bulunmuştur. Diğer bir ifadeyle krizi, Suriye'de laikliği kutsama ve İslam'ın yönetime ulaşmasını engelleme yönünde çözmeye dönük Amerikan vizyonunda koalisyon ile yürümeleri çağrısında bulunmuştur. Peki Sayın Cumhurbaşkanı ile bu topal teşkilata yakışan, Şam halkına yardım etmek ve onları kasap Beşar ile şebbihalarından kurtarmak için orduları harekete geçirmeleri değil midir? Yoksa onlar, Amerika'nın kendilerine dikte ettiklerini mi yapıyorlar? Zira belki Amerika bir alternatif bulur ya da türetir diye öldürmede diretmesi için Beşar'a mühlet üzerine mühlet veriyorlar. O halde bunların yaptıkları herhangi bir diyaloga güvenilir mi? Artı "baskı şekillerinin herhangi bir şekline doğrudan karışmamış Suriye'deki siyasî dönüşüme kararlı olan Suriye hükümeti yetkilileri" cümlesiyle ne demek istiyorlar? Peki bu mücrim rejimin suçu az olan herhangi bir "temsilcisi" var mı acaba??! Bilakis bu, Suriye'yi Amerikan nüfuzunu koruyacak bir otoriteye teslim etmek için bir mekanizma oluşturmak yoluyla ayaklanmaya kürtaj yaptırmaya dönük umutsuz bir Amerikan girişimidir! Mısır Cumhurbaşkanı'nın bu gibi habis komploların borazanlığını yapması gerçekten çok üzücüdür. Zira bu zirveler, sadece ülkemizde sömürgecinin ayaklarını pekiştirmek, ümmetin aşağılık varlıklar içerisinde parçalanmasını kutsamak ve ümmetin asasını koparmak için yapılmaktadır. O halde haydi gelin parçalanmayı, dağılmayı ve bölünmeyi kaldırıp atalım ve Rabbimizin bizlere emrettiğine geri dönelim ki bu da: diğer insanlar dışında tek bir ümmet olmaktır. Dolayısıyla ümmeti birleştirecek, Müslümanların kanlarını, izzetlerini ve onurlarını koruyacak ve Amerika ile Batı'nın İslam ülkelerindeki nüfuzlarını ortadan kaldıracak olan sadece Hilafet'tir.

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا "Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı sarılın." [Âl-i İmrân 103]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Sad Cagravî, Keşmir Gününde Bir Konuşma Yaptı "Keşmir'i Kurtaracak ve Hint Yarımadası'na İslam'ın Hakimiyetini Geri Getirecek Olan Sadece Hilafet'tir"

Üstad Sad Cagravî, Pakistan'ın en büyük şehri olmasının yanı sıra nüfus yoğunluğu bakımından dünyanın üçüncü şehri olan Karaçi'de büyük bir kalabalığa, Keşmir günü münasebetiyle güçlü ve etkili bir konuşma yaptı. Hizb-ut Tahrir / Pakistan Merkezî Temes Lecnesi Başkanı Sad Cagravî konuşmasında, bize yönelik Hint saldırganlığına teşvik eden askerî ve siyasî liderliklerdeki hain politikaları kınadı. Zira Amerika'nın eski Devlet Başkanı Bill Clinton'un döneminden bu yana bu rejimin efendileri Amerikalılar olmuşlar ve Hindistan'a Keşmiş meselesini sonsuza dek toprağa gömecekleri sözü vermek, Afganistan'da Hindistan için stratejik çıkarlar oluşturmak, Hint ekonomisini güçlendirmek, onun devasa pazarlarımıza ulaşmasına imkan vermek, nükleer silahlar da dahil keskin bir şekilde askerî gücümüzü zayıflatmak yoluyla Hindistan'ı kendi nüfuzlarına katmak için de Pakistan'ı istismar etmişlerdir. Nitekim Keyâni General Müşerref'in sağ kolu olmuş, Müşerref Keyâni'nin yardımıyla sınırlarımız içerisindeki Amerikan askerî ve istihbarat gücünü görülmemiş bir düzeyde pekiştirme imkanı bulabildiği gibi aynı şekilde Afganistan'a dönük Amerikan işgalini de pekiştirmiştir. Artı Müşerref ve Keyâni ortaklığından faydalanan sadece Amerika olmuştur. Zira Hindistan'ın önüne derhal kapıları aralamış olup şu anda Afganistan içinde ve dışında, Pakistan'daki Kabileler Bölgesi'nde ve Belucistan'da görülmemiş bir nüfuza sahiptir. Dolayısıyla Hindistan, Silahlı kuvvetlerimize karışmasının ve onun Amerika'nın fitne savaşı ile meşgul olmasının ardından bize Keşmir'i terk ettirmek için rahat bir nefes almıştır. İşte tüm bunlar, Hindistan'ın Silahlı Kuvvetlerimize hafife alır bir şekilde bakma cesareti vermektedir.

Üstad Sad katılımcılara, Pakistan'da Hilafet'i sadece Hizb-ut Tahrir'in kuracağını vurguladı. Zira o, bölgede İslam'ın yeniden hakim olmasının ve Keşmir'in kurtulmasının önünü açmaya evet diyen Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın sevdiği Müslümanlardan faydalanacaktır. Ayrıca Amerika ile Hindistan'ın Afganistan'daki varlığının Pakistan'a dayandığını, burada lojistik ve stratejik destek ve Silahlı Kuvvetlerimize yüksek eğitim verdiğini, Hindistan devletinin kırılgan bir devlet olup akıbetinin de yıkım olduğunu vurguladı. Çünkü Hindistan, taassupçuluğa dayalı olup bu da Hindistan'ı bölmeye çalışan sayılmayacak kadar birçok ayrılıkçı gurupların varlığına neden olmaktadır. Dolayısıyla o, Hindu olmayanların ya da alt sınıftan olan Hinduların refahını ve güvenliğini sağlamaya muktedir değildir. Ayrıca Hindistan devleti, İslam ülkelerinin doğalgaz ve petrol enerjilerine bağlı olup bu kaynaklar için Pakistan'a geri dönmeyi tercih etmiştir.

Ayrıca Üstad Cagravî, bölgede ana oyuncu olacak olan Hilafet'in varlığının bölgede İslam'ın yayılmasına ve genişlemesine yol açacağını, 200 milyondan fazlası Hindistan devletinde olan yarım milyondan fazla Müslümanın yaşadığı Güney ve Orta Asya'daki Müslümanları birleştirecek gücün İslam olduğunu, İslam ümmetinin ortak silahlı kuvvetlerinin gücünün altı milyon askerden daha fazla olduğu bir zamanda bunlardan sadece bir milyon askerin Hindistan devletinde bulunduğunu ve Hilafet'e davetin Güney ve Orta Asya'da yayılmasının, İslam ümmetinin yeniden birleşmesi için geniş bir taban oluşturduğunu vurguladı. Bunun yanı sıra ortada birçok İslamî olmayan ülkelerde Amerikan ve Hindistan saldırganlığını ve aynı şekilde bunların İslam ülkelerindeki devasa kaynaklara ulaşma arzusunu reddeden kimselerin bulunduğunu da vurguladı.

En son olarak Üstad Sad katılımcılardan, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın dinine bağlı kalmada ve bu dini ve ehlini temsil edecek olan Hilafet'in olduğu devleti kurmak için çalışmada kararlı olmalarını talep etti. Ayrıca Silahlı Kuvvetlerini, Hilafet Devleti'ni kurması ve işgal edilmiş bütün İslam topraklarını kurtarmak için de ciddi olarak çalışmaya başlaması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeye ve çağırdı.

Devamını oku...

Pakistan Vilayeti: Üstad Saad Caferani'nin yeniden tutuklanması

  • Kategori Pakistan
  •   |  

17 Şubat 2013'de Ravalpindi'de Pakistan ordusunun bulunduğu şehir merkezinde Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayetinin düzenlemiş olduğu panele Keyani ve Zerdari yönetiminin korsanları baskın düzenleyerek, Hizb-ut Tahrir Pakistan Merkezi İletişim Koordinasyon Başkanı Üstad Saad Caferani ve paneli düzenleyen gençleri tutuklamışlardır. Üstad Caferani'nin tutuklanması Pakistan'ın başkenti İslamabad'da büyük kalabalıklara hitabından sonra gerçekleşmiştir.

Aşağıdaki kayıtta Üstad Caferani'nin ve kardeşlerinin mahkemeye sevk edildiği 18 Şubat 2013 Pazartesi günü gerçekleştirilen panel, panelde yapılan büyük etkinlik ve panelde Üstad Caferani'nin yapmış olduğu konuşma yer almaktadır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER