Cumartesi, 24 Şevval 1447 | 2026/04/11
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Şam Tagutu, İran Rejimi ve Onun Lübnan'daki Partisi... Hülagü'nün Bağdat'ı Yıkmak İçin Yürüdüğü Gibi El-Kusayr'ı Yıkmaya Hazırlanmaktadırlar!

  • Kategori Hizb
  •   |  

Yaklaşık yedi buçuk yüzyıl önce, yani H. 656 yılında Hülagü, şiddetli bir kuşatmanın ardından Bağdat'ı yıkmış, insanları vahşî bir şekilde katletmiş, evleri ve mescitleri yok etmiş, kitapları ve kütüphaneleri yakmış, ekini ve nesli helak etmiş ve bunun üzerine Bağdat'a nüfuz eden Dicle Nehri, sularına insanların kanları ile kitapların mürekkeplerinin karışmasına şahit olmuştur... Bugün de tagutlar, hiç Allah'tan, Resulünden ve müminlerden utanmaksızın el-Kusayr'daki Müslümanların kanlarını yalamaya devam etmektedirler.  Zira Şam tagutu, uçaklarla ve patlayıcı lavlarla burasını bombalamakta, İran Partisi roket ve havanlarla bu hususta onunla yarış yapmakta ve İran da bunu, kamyonlar ve uçaklar yoluyla insan ve lojistik olarak uzaktan, dahası yakından yönetmektedir... Nitekim bu durum, el-Kusayr'ın kırsalında ve bahçelerinde, sonra da evlerinde ve mescitlerinde günlerce, hatta haftalarca devam etmiştir. Dolayısıyla tagut ile kuyruklarının bombalamalarından, ne bir insan ne bir ağaç ne de bir taş kurtulabilmiştir... Nitekim el-Kusayr'a nüfuz eden Asi Nehri'nin sularının üzerindekiler, bombalamanın, katliamın ve yıkımın etkilerine şahit olmuştur... Tüm bunları ise bir ajanın yerine başka bir ajanı olgunlaştırmaları amacıyla sömürgeci kafirler ile Yahudilerin çıkarlarını koruyan Beşar'ın ayakta kalabilmesi için Amerika ile müttefiklerini ve Yahudi devleti ile kuyruklarını hoşnut etmek için yapmaktadırlar. Dolayısıyla tagutun, İran rejiminin ve partisinin lisan-ı halleri şöyle demektedir: Amerika, hoşnut olmak için size hız vermektedir!

Bu korkunç saldırılara, Şam ülkesindeki katliamların arttırılmasının onları Amerika'nın projelerini kabul etmeye sevk edeceğini, "barışçıl çözümler olarak" adlandırılan konferanslar ve müzakerelerdeki çıkış süreci sayesinde onlar için bir ajanın yerine başka bir ajan imal edeceğini ve yüzlerdeki şeklî değişimin ardından laik rejimi yeniden inşa edeceğini zanneden Amerika yeşil ışık yakmaktadır. Çünkü Amerika, Şam halkının bakış açısının İslam olduğunun farkındadır. Bundan dolayı o, ön ve arka hatlarına, insanların emirlerine ve komplolarına boyun eğmeleri için bütün ölüm ve yıkım araçlarıyla tüm katliam çeşitlerini kullanmaları talimatı vermektedir... İşte bu vahşî saldırılar, bu şekilde olmuştur...

Bir Müslüman, Şam tagutunun İslam'a ve Müslümanlara yönelik kinini anlayabilir. Zira o, rejiminin Allah'ın, Resulünün ve müminlerin düşmanı olan laik bir rejim olmasından dolayı övünç duymaktadır. Ancak İran rejimi ve Lübnan'daki partisi, İslam ve İslamiyet ile ilgili konuşmalar yapmaktadırlar... O halde nasıl oluyor da laikliğe ortak olabiliyorlar, dahası Müslümanları katletmek, mescitlerini bombalamak, kadınlarını ve çocuklarını katletmek için yarış yapabiliyorlar? Eğer iman ediyorlarsa, Allah'ın şu kavlini hiç okumuyorlar mı?

يٰأَيُّهَا ٱلَّذِينَ آمَنُواْ لِمَ تَقُولُونَ مَا لاَ تَفْعَلُونَ "Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?" [es-Sâf 2]

Yoksa onlar, Subhânehu'nun şu kavlinde buyurduğu gibi olan kimselerden midir?

يَقُولُونَ بِأَفْوَاهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ "Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar. Halbuki Allah, onların gizledikleri şeyi çok iyi bilir." [Âl-i İmrân 167]

Akıllı olan herkesin utanç duyacağı, göz ve basiret sahibi olan herkesin damarlarındaki kanlarının kaynayacağı paradokslara tanık olmaktayız. Zira Filistin'i ve Golan'ı gasbeden Yahudi varlığı, Suriye'deki hayatî kurumları bombalarken rejim de buna, Suriye'deki yaşlıları, kadınları ve çocukları bombalayarak cevap vermiştir! Ayrıca İran Partisi, bir taraftan Golan'ın Yahudilerin pisliğinden kurtulması için Beşar rejimine yardımcı olacağını söylerken diğer taraftan el-Kusayr'ı yıkmak ve burasının İslam'ın ve ehlinin taharetinden kurtulması için taguta yardım etmektedir! Nitekim İran, Siyonist varlığa bir söz vermiş olup bu sözünden dolayı da Filistin ile Golan'ı gasbeden Yahudi varlığının refahı ve huzuru için el-Kusayr ve Şam'ın diğer bölgeleri için bir ateş olmaktadır!

El-Kusayr, her bir taraftan bombalanmakta olup Şam tagutunun kendileriyle övündüğü laiklerden ve kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söyleyen, İslam hakkında konuşan ancak İslam ehline olan düşmanlığını kalplerinde gizleyen münafıklardan oluşan Allah'ın ve Resulünün düşmanları bunun için bir araya gelerek bunların hepsi, el-Kusayr'ı insanı, ağaçları ve taşlarıyla birlikte yıkmak için yarışmaktadırlar... Tüm bunlar olurken rejimlerin orduları, el-Kusayr'ı kurtarmak için harekete geçmedikleri gibi Allahu Teâlâ'nın şu kavlinden de hiç etkilenmemektedirler:

وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerine borçtur." [el-Enfâl 72]

Dahası bu rejimler, bu bombalama ve yıkımları izlemekte, şehitleri ve yaralıları saymakta, yetimlerin ve yaslı anaların çığlıklarına hiç aldırış etmemekte ve sanki hevesle Şam topraklarında bulunan el-Kusayr ve diğer yerlerin yok olmasını beklemektedirler! Ancak kalpleri kanatan ise bu orduların, hala yöneticilerinin hıyanetlerine, fısklarına ve zulümlerine itaat ederek kışlalarında oturmaya ... Amerika'ya övgüler yağdıran ve Amerika ile müttefiklerini hoşnut etmek için saf kanları akıtan rejimlere itaat etmeye devam etmeleridir! Bu orduların içerisinde, Allah'ın kalbini açıp doğruya yönelttiği, bu hain rejimlere düşman olan, kendi bölük veya taburuna komutan olacak, ailesine ve kardeşlerine yardım edecek aklı başında bir adam yok mu? Gerçekten yok mu Allah aşkına?!

Ancak el-Kusayr'ın aslanları, tagutların Amerika'nın ön hatları olan Rusya ve İran'dan gelen enva çeşit silahları kullanarak devam ettikleri bombalamalarına, düşmanın onda birine bile ulaşmayan silahlarla direnmektedirler. Ancak onların azim bir şekilde iman etmiş kalpleri ve dinlerine, ırzlarına, nefislerine ve ülkelerine saldıranlara cevap olarak ya nusret ya şehadet diyerek hakkı konuşan sadık dilleri vardır... Dolayısıyla tagutların ve etrafındakilerin karşısındaki aslanlardır onlar. Esed'in saldırısını şişirerek anlatan farelerin zamanındaki aslanlardır onlar... El-Kusayr'ın aslanları, Allah'ın izniyle hem dünyada hem de ahirette nusret bulacaklardır. Zira müminin her yaptığı işte bir hayır vardır ve güzel akıbet muttakilerindir.

El- Kusayr'ın laneti, Şam tagutuna, İran rejimine ve onun Lübnan'daki partisine ulaşacak ve akıtmış oldukları saf kanlar Allah'ın emri gelinceye kadar gece gündüz uykularını kaçıracak ve el-Kusayr'ı yok etseler bile           Allah'ın emri mutlaka gerçekleşecektir... Dahası onlar, bu dünyada aşağılanmaya nail olacaklardır. Ahiretin azabı ise daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı.

فَأَذَاقَهُمْ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ "Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırmıştır. Ahiretin azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı." [Zümer 26]

Dolayısıyla daha önceki taraftarları gibi helak olacaklardır. Zira Hülagü ve taraftarları da yok olup gitmişlerdir. Nitekim Bağdat'ta Hilafet'in kalkmasının ardından arzusuna ulaştığı zannıyla helak olup gitmiştir. Ancak Hilafet geri dönerek Kahire ve İstanbul'da yeniden doğmuştur.

وَتِلْكَ الأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ "Biz o günleri insanların arasında döndürüp dururuz. (Bu da) Allah'ın iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez." [Âli İmran 140]

Hizb-ut Tahrir, Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in asırlar önce Hâkim'in Müstedreki'nde Sahihey'den tahriç ettiği sahih hadiste Ka'b İbn-u Ucra için söylediği şu hak sözü vurgular:

أَعَاذَكَ اللَّهُ يَا كَعْبَ بْنَ عُجْرَةَ مِنْ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ قَالَ: وَمَا إِمَارَةُ السُّفَهَاءِ؟ قَالَ:  أُمَرَاءُ يَكُونُونَ مِنْ بَعْدِي لَا يَهْتَدُونَ بِهَدْيِي وَلَا يَسْتَنُّونَ بِسُنَّتِي، فَمَنْ صَدَّقَهُمْ بِكَذِبِهِمْ وَأَعَانَهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ، فَأُولَئِكَ لَيْسُوا مِنِّي وَلَسْتُ مِنْهُمْ وَلَا يَرِدُونَ عَلَيَّ حَوْضِي، وَمَنْ لَمْ يُصَدِّقْهُمْ بِكَذِبِهِمْ وَلَمْ يُعِنْهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَأُولَئِكَ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُمْ وَسَيَرِدُونَ عَلَيَّ حَوْضِي "Allah seni sefih emirlerden korusun ey Ka'b İbn-u Ucra! (Ka'b İbn-u Ucra) Dedi ki: Sefih emirler kimlerdir? Dedi ki: Benden sonra birtakım emirler olacaktır. Onlar hidayetime uymazlar ve sünnetimi de takip etmezler. Her kim onların yalanlarını doğrular ve zulümlerinde onlara yardım ederse, işte onlar benden değildir ve ben de onlardan değilim! Onlar (cennetteki) havzıma gelemezler. Her kim de onların yalanlarını doğrulamaz ve zulümlerine de yardım etmezse, işte onlar bendendir ve ben de onlardanım! Havzıma gelecek olanlar işte bunlardır."

Nitekim hadisi, sünen sahiplerinin birçoğu toplayıp tahriç etmiştir. Dolayısıyla mezhebi ne olursa olsun, ister Hanefî ister Mâlikî ister Şâfî ister Hanbelî ister Zeydî İster Caferî isterse Ebâdî olsun herkim zalim bir yöneticiye yardım eder ve onun yalanını tasdik ederse, Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, فَأُولَئِكَ لَيْسُوا مِنِّي وَلَسْتُ مِنْهُمْ وَلَا يَرِدُونَ عَلَيَّ حَوْضِي "İşte onlar benden değildir ve ben de onlardan değilim! Onlar (cennetteki) havzıma gelemezler" hadisini doğrulamış olur ki buda onların büyük günah işlediklerini göstermektedir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir, Allahu Teâlâ'nın şu kavline  هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ "O size Müslümanlar adını verdi." [Hac 78] iman ederek el-Kavî ve el-Azîz'in izniyle Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın hakkı söylemekte ve akıllarını başlarına almaları, işlemiş oldukları kötülüklerin kefaretini ödemeleri ve pişmanlığın ve nedametin hiçbir fayda vermeyeceği o gün gelmeden önce pişman olmaları için Şam tagutuna yardım eden ve yardım etmeye devam edenlere yönelmektedir. Hala pişman olmayacaklar mı acaba?

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ "Şüphesiz bunda, aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır." [el-Kâf 37]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Demokrasiyi Kaldırıp Atın ve Hilafet'i İkame Edin Yoksa Demokrasinin Bir Sonraki İntikamı, Keyâni'nin Rütbesinin Yükselmesi Olacaktır?!

General Keyâni'nin, 24 Nisan günü Brüksel'deki NATO Konferansı'nda Devlet Başkanı Karzai ile Devlet Başkanı Zerdâri'nin yerine görüşmesi Hizb-ut Tahrir için bir sürpriz olmamıştır. Zira Pakistan'ın gerçek yöneticisi General Keyâni'dir. Ülkenin kendisiyle yönetildiği demokrasi ise ülkedeki gerçek otorite sahibi olan Keyâni'nin uygulamasına bir kılıftan ibarettir. Çünkü Keyâni, Amerikalı efendilerinin kısmî çekilme kılıfı altında Afganistan'da kalmaya devam etmelerini sağlamak için çalışmakta olup bu iğrenç görev için Zerdâri tayin edilmemiştir.

Ayrıca Keyâni'nin beş yıldızlı general rütbesine yükselmesi ve onun, sembolik olacak olan Ordu Komutanlığı [Ordu Kurmay Başkanlığı] konumu yerine Savunma Komutanlığı'na [Savunma Kurmay Başkanlığı'na] getirilmesi de Hib-ut Tahrir için bir sürpriz olmamıştır. Zira Keyâni, [Savunma Kurmay Başkanlığı'ndan] başka bir konuma terfi edilseydi bile Amerika'nın, Ümmete karşı işlemiş olduğu çeşitli cürümleri komutanı Müşerref'in bile işlemediği boyuta ulaşan has ajanını terfi ettirmesini kim engelleyebilirdi ki?

Keyâni, Amerika'nın İslam'a yönelik savaşında önemli bir rol oynamıştır. Zira Keyâni, İstihbarat lideri iken Müşerref'in sağ kolu idi ve şuanda da Kabileler Bölgesi'ndeki Silahlı Kuvvetleri'nden sorumlu "Savunma Kurmay Başkanlığı" konumuna gelerek rolünü tamamlamış oldu. Ayrıca Keyâni, Amerika'nın Abbottabad operasyonunu yapmasına izin vermesinin yanı sıra Raymond Davis Grubu'nun ülkede bir dizi cürümsel bombalama eylemeleri uygulamasına izin verdiği zaman da ülkenin egemenliği üzerinde pazarlık etmiştir.

Afganistan'daki NATO kuvvetlerinin ikmal hatlarını koruyan, ülkede demokratik yönetimi güçlendirmek yoluyla Amerika'nın ülkedeki nüfuzunun genişlemesine imkan veren, Amerika'nın ülkenin nükleer güçlerini tehdit etmesine izin veren, el-Ahmar Mescidi ile Hafsa Üniversitesi'ndeki masum Müslümanların kanlarını akıtan ve Keşmir sorunundan vazgeçen bizzat Keyâni'dir.

Şayet demokrasi adil olsaydı, Keyâni'yi tutuklar, onu yargılar ve Navit Butt ve muhlis subay Tuğgeneral Ali Hân gibi nitelikli siyasiler yerine onu cezaevinin mahzenlerine atardı. Ancak demokrasinin, İslam'a ve hükümlerine tepki göstermekten başka bir şeye gücü yetmez. Nitekim bunu, Amerikan Büyükelçisi ve Amerikan "Yüksek" Komiseri tam bir güven içerisinde söylediği şu sözleriyle vurgulamıştır: "Demokrasi, bizim Pakistan'daki süvari atımızdır."

Bundan dolayı aşağılık ve onur kırıcı bir taht için rekabet edenlere sorarız: İslam'dan, Müslümanlardan ve Pakistan'dan intikam almaları için Keyâni gibilerin pozisyonları yükselsin diye hala demokrasinin arkasından mı soluyacaksınız?! Artık demokrasiyi kaldırıp atmanın ve Hilafet Devleti'ni kurmanın zamanı gelmedi mi?

Keyâni'ye yönelteceğimiz son söz şudur:

Senin zerre kadar aklın olsaydı hocan Müşerref'ten ders alırdın. Şimdi sen, Müslümanların kafataslarından oluşan yığının üzerinde durarak göğe mi ulaşacaksın. Ama sen, Amerikan haçlı savaşı yolunda savaşsan da Amerika, kendisine hizmet etme rolün sona erdiğinde seni bir kenara fırlatıp atacaktır. Ayrıca sakın Ümmetin, Hilafet Devleti'nin kurulmasının ardından senin cürümlerini unutacağını zannetme. Bundan dolayı senin şuan yapman gereken en küçük şey istifa edip Hilafet Devleti'ni kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak amacıyla Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri için silahlı kuvvetlerindeki muhlislerin yolunu açmandır. Zaman senin lehine ve daha tevbe etmek için çok zamanın var şeklindeki sözler sakın seni aldatmasın. Zira hiç hesap etmediğin bir yerden beklenmedik bir anda yakalanıverirsin.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ "Zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını çok yakında bileceklerdir" [eş-Şu'arâ 227]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Güvenoyu Tiyatrosu Sona Erdi Hakaret Edip Durdular Ama Kazanan Güven Oldu!

Geçtiğimiz günlerde Ürdün parlamentosu, en-Nusur hükümetine dönük eleştirel ve alevli konuşmalara sahne olmuştur. Nitekim Ürdün'deki birbirini takip eden hükümetlerin bir sanat tiyatrosundan ibaret olduğundan haberi olmayan birçok kimse için, bu hükümetin güvenoyunun bir uçurum eşiğinde olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak hükümetlerin ve parlamentonun vakıasını bilen kimseler bunların, sadece rejimin arzularını uygulayan ve karar verme yetkisine bile sahip olmayan araçlardan ibaret olduklarının farkındadırlar. Zira daha dün, kendisini daha önceki parlamentoda (el-Alvo) bölümü başkanı olarak isimlendiren Milletvekillerinden biri, kararların Milletvekillerine tek bir telefon görüşmesiyle dikte edildiğini ifşa etmiştir.

Ey Ürdün Müslümanları!

Şayet parlamenterler, gerçekte sizleri temsil etmeyip sizin adınıza konuşma hakkına sahip değillerse ve sadece rejimin araçlarından ibaretseler o halde sizlerin yapması gereken onlara engel olmak ve aşağılık tutumlarından dolayı onları muhasebe etmektir. Zira onlar, sizin adınıza rejimin cürümlerine meşruiyet kazandırmaktadırlar. O halde nasıl olur da sizlerden biri bu rejimin cürümlerine ve aşağılıklarına ortak olmayı kabul edebilir ki?

Ürdün rejimi, geçmişte sizin ve evlatlarınızın gücüne savaş açtığını açıklayan bir hükümet getirmiştir. Ayrıca bu hükümet, ülkenin kapılarını Amerikan güçlerine açtığı gibi hava sahalarını da Yahudi varlığının hava kuvvetlerine açmıştır. Tüm bunları ise mücrim Beşar rejiminin devrilmesi ve muhlis ayaklanmacılara ulaşılması beklentisiyle yapmıştır.

Ey Ürdün Müslümanları! Bizleri sizleri, evlatlarınızın Şam topraklarındaki kardeşlerinizin kanlarına karışmasına neden olacak olan bu rejime karşı sessiz kalmanız hususunda uyarıyoruz. Nitekim İbn-u Ömer [Radıyallahu Anhumâ]'dan Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

لَنْ يَزَالَ المُؤْمِنُ فِي فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ، مَا لَمْ يُصِبْ دَمًا حَرَامًا "'Mümin, (kendisi için) haram olan bir kana isabet etmedikçe dininden bir genişlik içindedir." [Buhari rivayet etti]

Dolayısıyla şayet bunu yaparsanız, dünyada ve ahirette rezil olursunuz. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ كَانُوا لا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ تَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ "İsrailoğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Gerçekten ne kötü bir şey yapıyorlardı! Onlardan çoğunun, inkar edenlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için (ahiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür. Allah onlara gazabetmiştir ve onlar, ebedi olarak azap içinde kalacaklardır! " [Mâide 78-79-80]

Devamını oku...

Kadının Kadına Karşı Avret Mahalli Hakkında

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Soru Cevap

Kadının Kadına Karşı Avret Mahalli Hakkında

Shadi Sunoqrot’a

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Lütfen kadının kadına karşı avret miktarını şeri delili ile birlikte açıklar mısınız? Kadının kadına karşı avreti, diz kapağı ile göbek arasıdır ve kadının mahremlerine karşı avreti gibi ziynet yerleridir diyenlerin istidlal [çıkarım] biçimini izah eder misiniz?

 Cevap:

Aleykum’us Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Kadının kadına karşı avretine gelince, burada iki fıkhi görüş ve her birinin kendine ait istidlal biçimi vardır.

Birincisi: Kadının kadına karşı avreti, erkeğin erkeğe karşı avreti gibidir. Yani göbek ile diz kapağı arasıdır. Bazı fakihler buna kabul ediyorlar.

İkincisi: Kadının kadına karşı avreti, genellikle kadın tarafından ziynet takılan yerler hariç tüm vücududur. Yani başı hariç, çünkü baş, taç yeridir, yüz sürme yeridir. Boyun ve göğüs kolye yeri, kulak küpe, yeridir. Bazı kolçak yeri, bilek bilezik yeridir. El yüzük yeri, bacak halhal yeridir. Ayak kına yeridir vb. Yani kadının genellikle ziynet yerleri dışında, kadının kadına karşı avretidir. Yani sadece göbek ve diz kapağı arası değildir.

Bunun delili Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu sözüdür: وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُولِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ“Ziynetlerini, kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler.” [Nur 31]

Bunların hepsi, kadının saçlarına, boynuna, kolçak, halhal, gerdanlık yerine ve ziynet yeri olan diğer organlara bakabilir. Çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor: وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ“Ziynetlerini göstermesinler.” Yani ziynet yerlerini.

Ayette mahremler ve aynı zamanda kadınlar zikredildi. Onun için kadınların kendileri arasında ziynet yerlerine bakmaları caizdir. Ziynet yerleri dışındaki organlar ise, hâlâ kadının başka bir kadına karşı avret yeri sayılır.

Delile göre bizim tercihimiz budur. Tercihimiz diyoruz, çünkü burada kadının kadına karşı avretini, erkeğin erkeğe karşı avreti gibi kabul edenler var. Yani göbek ile diz kapağı arası olduğunu söyleyen fakihler var.

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook sayfasının linki:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=220629058105179

H.13 Receb 1434

M.23 Mayıs 2013

Devamını oku...

Amerika’nın Irak’taki Politikası Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Amerika’nın Irak’taki Politikası Hakkındaki Sorunun Cevabı

Samir Ebu Ömer’e

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Irak’ta yaşananlar, Amerika’nın parçalama planını tamamlamak için yaptığı bir eylem mi, ya da Avrupa’nın Amerika’yı zayıflatmaya yönelik manipülasyonu mu, yoksa zati bir eylem midir? Bize açıklar mısınız. Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.   

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

1991 yılında Kuzey Irak’a “Kürdistan Bölgesi’ne” hava ambargosu koymasından bu yana Amerika’nın Irak’taki politikası, Irak’ın birliğini parçalamaktır. Nitekim o tarihten bu yana Irak Kürdistan’ı yarı devlet haline gelmiştir. Amerika 2003 yılında Irak’ı işgal ettiğinde, kendisiyle birlikte tanklarının üzerinde taifecilik ve mezhepçilikle zehirlenmiş ajanlarını da getirdi… Sonra Amerikan valisi Bremer’i Irak’a koydu, kota tohumlarını (Şii, Kürt ve Sünni bileşenlerini) yönetime ve bölgeye yerleştirdi…Ardından bunun üzerine devletin parçalanmasını taşıyan bir anayasa yapıldı. Dolayısıyla devlet başkanı Kürt, meclis başkanı Sünni, başbakan Şii oldu… Böylece Irak’ta, bölgeler adına bölünmeye hazır bir atmosfer oluştu.    

Binaenaleyh Irak’ta yaşanan parçalamanın, Amerika’nın Irak’ı işgali sırasında diktiği yönetim ve bölgelerdeki kota tohumlarına (Şii, Kürt ve Sünni bileşenlerine) dayandığı söylenebilir. Bunun ardından Amerika’nın Irak’taki araçları, bu tohumları, ağaçlarını ve meyvelerini gübreleme ve sulama sözü verdi!...

Ümmetin, vahdetinin farz olduğunu, tek bir ümmet olduğunu, tek bir devletinin ve tek bir yöneticisinin olması gerektiğini idrak etmesi elzemdir. Bu ise sadece Irak’ta değil, bilakis Allah Subhanehu’dan yakın bir zamanda dönmesini temenni ettiğimiz Raşidi Hilafet’in râyesi olacak olan Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in râyesi Ukab Râyesi ile gölgelenecek tüm İslam ülkelerinde olacaktır. Şüphesiz Allah Kavi ve Aziz’dir.

Kardeşiniz H. 12 Receb 1434
Ata İbn Halil Ebu Raşta M. 22 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3336/

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - İşgalci Kafirin İmal Ettiği Hükümet, Halkını Onurlandırıp Yüceltmek Yerine Onu Aşağılayıp Öldürmektedir!

Maliki liderliğindeki işgalci hükümet, 23 Nisan 2013 Salı günü şafak vakti büyük bir cürüm işlemiş, dahası Kerkük iline bağlı (Havice) ilçesinde bir katliam gerçekleştirmiştir. Bunu ise devasa mekanizmalar, çeşitli sınıflardaki silahlar ve uçaklarla desteklenen askerî kuvvetlerine oradaki oturmuş alanlara baskın düzenlemeleri için emirler vermek yoluyla yapmıştır. Nitekim bütün silahlardan yoksun olan ve Allah Azze ve Celle'ye iman etmekten başka silahları bulunmayan insanların üzerine ateş açılmış ve bu açıkça yapılan saldırı yüzünden onlarca kişi ölü ve yaralı düşmüştür. Dolayısıyla bizler, ölenlerin şehit olmasını ve yaralı olanlar için de acil şifalar temenni ediyoruz.

Ordu, tüm standartlarıyla utanç verici bir eylem yapmış olup askerî rütbelerinin yüksek olmasına rağmen ordu liderlerinin iftiralarının ve alçakça iddialarının hiçbir gerekçesi olamaz. Dolayısıyla bu, askerî onuru ve erkekliği zedeleyen bir durum olduğu gibi dahası sonsuza dek peşlerini bırakmayacak olan aşağılık ve utanç verici bir durumdur. Cesurluk, silahsız masumları öldürmek, sonra da yapmadıkları bir şeyden dolayı onlara iftira atmak mıdır yani?! O halde kendinizi, Allah'ın hiçbir şeyin gizli kalmayacağı bir gündeki şiddetli azabı için hazırlayın ve Subhânehu'nun şu kavlini iyice tefekkür edin:   وَمَن يَكْسِبْ خَطِيئَةً أَوْ إِثْماً ثُمَّ يَرْمِ بِهِ بَرِيئاً فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً "Kim bir hata veya günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur." [en-Nisâ 112]

Ey Onurlu Iraklılar!

Otoritenin medya organlarının, silahlı gurupların, eski rejimin kuyruklarının ve el-Kaide unsurlarının bulunduğu... ordunun da kendisini savunmak zorunda olduğu için ateş açtığı şeklindeki iddialarının yalan olduğu çok iyi biliyorsunuz. Bizler de deriz ki: Bunun, gerçekler karşısında duramayan açık bir yalan ve iftira, dahası Maliki'nin meşru haklarını talep edenleri kabarcıklar, isyancılar ve suçlular olarak nitelendirmeyi tasarladığı suçlamalardan ve nitelemelerden ibaret olduğunu çok iyi biliyorsunuz.... Nitekim halkının hayrını ve refahını isteyen herhangi bir yöneticinin yapmayı yakıştıramadığı ve protestocuları "sonunuz gelmeden önce son verin" şeklindeki bir sözle tehdit ettiği diğer bir kötülük listesi sizlere hiçte uzak değildir... O halde onların skandallarına sessiz kalarak, dahası onları seçerek günahlarınızı artırmayın. Zira onları tasdik etmenin günah olduğu gün yüzü gibi ortadadır. Dolayısıyla on yıllar boyunca süren musibetler, felaketler, güvenliğin ve en basit hizmetlerin bile yerine getirilmemesi, onları kaldırıp atmak, onları aşağılamak ve tüm ahlaksız rejimleri ile uzun yıllar boyunca Irak topraklarında yaşayanlar arasındaki kardeşliği ve muhabbeti parçalayan Amerika'nın küfür anayasası ve demokrasi hakkındaki iğrenç konuşmalarını kaldırıp atmak amacıya çalışmak için yeterlidir. Haydi o zaman Kerim Nebiniz [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın kötü emirlerin tutumu hakkındaki nasihatine kulak verin. Zira o, şöyle buyurmuştur: أُمَرَاءُ يَكُونُونَ بَعْدِي لا يَهْتَدُونَ بِهَدْيِي، وَلا يَسْتَنُّونَ بِسُنَّتِي، فَمَنْ صَدَّقَهُمْ بِكِذْبِهِمْ وَأَعَانَهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَأُولَئِكَ لَيْسُوا مِنِّي وَلَسْتُ مِنْهُمْ، وَلا يَرِدُوا عَلَيَّ حَوْضِي، وَمَنْ لَمْ يُصَدِّقْهُمْ بِكِذْبِهِمْ، وَلَمْ يُعِنْهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَهُمْ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُمْ، وَسَيَرِدُونَ عَلَيَّ حَوْضِي "Benden sonra birtakım emirler olacaktır. Onlar hidayetime uymazlar ve sünnetimi de takip etmezler. Her kim onların yalanlarını doğrular ve zulümlerinde onlara yardım ederse, işte onlar benden değildir ve ben de onlardan değilim! Onlar (cennetteki) havzıma gelemezler. Her kim de onların yalanlarını doğrulamaz ve zulümlerine de yardım etmezse, işte onlar bendendir ve ben de onlardanım! Havzıma gelecek olanlar işte bunlardır."

En son olarak kurtuluş, güvenlik ve onurlu hayat sadece Raûf er-Rahîm olan Rabbinizin şerî hükmü ile Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidî Hilafet'in gölgesinde olacaktır. O halde yaratıcınızın şeriatına ve Nebiniz [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın hidayetine geri dönün ki kurtuluşa eresiniz, dünyanın ve ahiretin saadetine nail olasınız ve halkların düşmanı ve küresel terörizmin lideri olan Amerika'ya boyun büken bir yönetim olan cahiliye yönetiminden beri olasınız.

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Yoksa onlar hala cahiliye hükmünü mü istiyorlar. İnanan bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren mi vardır?!" [el-Mâide  50]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Irak ve Afganistan: Eski-Yeni "Anzak" Mirasıdır

Avustralya hükümeti, -her yıl büyük bir coşkuyla kutladığı- "Anzak" ruhunu korumak için büyük bir çaba sarfetmekte ve bugün de buna ulusal bir kimlik vermeye çalıştığı gibi tarihini ve mefhumlarını da Avustralya'da yaşayan Müslümanlar da dahil Avustralya'daki herkes nezdinde birleşik ulusal bir karakter kılmaktadır.

Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir / Avustralya, aşağıdaki hususları vurgular:

1-Günümüzdeki "Anzak" mirası, Avustralya'nın Irak ve Afganistan'a yönelik zalim işgale katılması ve Birinci Dünya Savaşı'nda sömürgeci İngiliz İmparatorluğu'nun arzuları için Avustralya güçlerinin istismar edilmesinden ibarettir. Irak ve Afganistan savaşındaki durum da aynı şekilde olmuş ancak bu defa Amerika'nın siyasî ve ekonomik çıkarları için olmuştur. Nitekim her iki durumda da beyan edilen gerekçe, "özgürlüğümüz için savaşıyoruz" yalanı olmuştur. Sanki özgürlük, başkalarına zulmetmeye dayalı değilmiş gibi.

2-Aslında eskiden İngiliz sömürgesi ve şuanda da bağımsız bir devlet olan Avustralya, Amerika ile Avrupa güçleri liderliğinde aldatmaya, sömürüye ve yıkıma dayalı uluslararası sistemi desteklemektedir. Dolayısıyla esas olarak "Anzak efsaneleri" gibi bu amaç için mide efsanelerine dayalı olan bu tür yüzeysel şovenizm kutlamaları gibi körü körüne çalıştığı iğrenç vakıa işte budur.

3-İslamî bakış açısından "Gelibolu Savaşı", Osmanlı Hilafeti'nin olduğu bir zamanda ittifak güçlerinin İslamî Şerî Otorite'ye saldırmasından ibarettir. Dolayısıyla Müslümanlar, Avustralya güçlerinin İslam dünyasına yönelik herhangi bir saldırıya katılmaları hakkında bir kutlamada bulunmamıştır...

4-Avustralya hükümeti, özellikle New York ve Londra bombalamalarının ardından Avustralya'daki İslamî okulları "Anzak" yıldönümünü kutlama faaliyetlerinde bulunmaya zorlamıştır. Halbuki bu, yabancı değerlerin ve tarihin Müslümanlara dayatılmasını temsil etmesinden dolayı kabul edilemez bir durumdur. Yoksa çocuklarımız yakında, Avustralya güçlerinin Irak ve Afganistan'daki "başarıları" için "bir dakikalık" saygı duruşunda mı durdurulacaktır?

5-Bizler Avustralya'daki insanları, aşağılık ulusalcı duygularını entellektüel gelişmişlik gibi en yüksek seviyeye getirmeye ve Avustralya'nın geçmişte ve şuanda dış savaşlara katılma vakıasını derin bir şekilde düşünmeye teşvik ediyoruz. Zira gaye, diğer halklara baskı yapılmasının ve Amerika ve İngiltere gibi yabancı güçlere ekonomik ve siyasi çıkarlar sunmak için bu ülkenin evlatlarının kurban verilmesine kayıtsız kalmanın yüceltilmesinden daha üstün olmalıdır.

Devamını oku...

İçkinin İlleti ve Haramlığı Hakkında

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Soru Cevap

İçkinin İlleti ve Haramlığı Hakkında

Fahmi Barkous

Soru:

الأصل في الأشياء الإباحة ما لم يرد دليل التحريم “Haram kılıcı delil gelmedikçe eşyada asıl olan mubahlıktır“ Mal, bir eşyadır. Hakkında haram kılıcı bir delil gelmemiştir. Dolayısıyla aslı üzere kalır ki oda mubahlıktır. Örneğin, filan kişi bir mal çalarsa, çalma eylemi hakkındaki hüküm, haramlıktır Faili ise [filan kişi] günahkâr olur ve ona ceza gerekir. Kökeni açısından mala gelince, aslı üzere kalır ki o da mubahlıktır ve sahibine geri iade edilir. Malın taşınabilir veya taşınmaz olup olmadığına bakılmaksızın çalıntı şeyin hükmü budur. Özel kılıcı delil gelmediği sürece mal ile ilgili eyleme bakılmaksızın genel olarak mal mubah üzere kalır. Kim malı ondan hibe, hediye veya infak yoluyla alırsa, üzerine bir günah yoktur. Çünkü haramlık iki zimmete taalluk etmez. حُرِّمَتِ الْخَمْرُ بِعَيْنِهَا“İçki aynından dolayı haram kılınmıştır.” İçkinin aynı ise aslıdır. Yani içki, içki olduğu için haram kılınmıştır. Yani içkinin haramlığı, içkinin aslı ve içki ile ilgili hükümler hakkındadır [Satan, satın alan...] Ama nasıl oluyor da taşınabilir veya taşınmaz mala ilişkin haramlık, içki ve satışı ile ilgili olabiliyor? İçki ve haramlığı, malın haram olmasının illeti midir? Eğer böyleyse bardak ve benzeri şeyler ya da içki taşıyan kamyon, içki için kullanıldıktan sonra illet ortaklığına binaen kullanılmaları caiz olmaz. Lütfen açıklar ve bizi aydınlatır mısınız? Allah sizi korusun.

Cevap:

Evet, haram kılıcı delil gelmedikçe eşyada asıl olan mubahlıktır. İçkinin illeti, haramlığı, içki taşıyan kamyon ve içki konulan bardak hakkındaki sorunuza gelince, mesele şu şekildedir: Ebu Davud, Cabir ibn Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve’s Selam şöyle buyurdu:مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ، فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ“Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.”Hadiste illetin olmadığı açıktır. Sarhoşluk vermesi illet değildir. Çünkü içkiden az bir şey içilse ve içen de sarhoş olmasa, yine de haramlık söz konusudur ve içene ceza gerekir. Hadis, içkinin çoğu sarhoşluk veriyorsa, azını da haram kılıyor. Bu nedenle içkiden az bir şey içmek de haramdır. Ayrıca on sınıf hakkında da bir illet gelmiş değildir. el-Hâkim, Müstedreki’nde Abdullah ibn Abdullah İbn Ömer’den, babasından rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: لَعَنَ اللَّهُ الْخَمْرَ، وَلَعَنَ سَاقِيهَا، وَشَارِبَهَا، وَعَاصِرَهَا، وَمُعْتَصِرَهَا، وَحَامِلَهَا، وَالْمَحْمُولَةَ إِلَيْهِ، وَبَايِعِهَا وَمُبْتَاعَهَا، وَآكِلَ ثَمَنِهَا “Allah içkiye ve doldurana, onu içene, sıkana yapılan yere, taşıyana, taşınana, satana, satın alana, fiyatını yiyene lanet etmiştir.” Hadiste hiç bir illetin geçmediği açıktır. Bu nedenle başkaları ona kıyas edilmez. Buna göre her sarhoşluk veren şey, içkidir. Azı da, çoğu da haramdır. Hadiste geçen on sınıfta illet olmadan haram kılınmıştır. Ancak bu hüküm mükellef olan için geçerlidir. Dolayısıyla kamyon sürücüsü için geçerlidir. İçinde içki taşınan kamyon veya içine içki konulan bardak için geçerli değildir. İçki ile ilgili hüküm, kamyon veya bardak ile ilgili değildir. et-Taberânî, Kebir’de Ebi Salebe el-Huşenî’den rivayet ettiğine göre أَتَيْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللهِ: ... وَأَنَا فِي أَرْضِ أَهْلِ الْكِتَابِ وَهُمْ يَأْكُلُونَ فِي آنِيَتِهِمْ الْخِنْزِيرَ وَيَشْرَبُونَ فِيهَا الْخَمْرَ فَآكُلُ فِيهَا وَأَشْرَبُ...؟ ثُمَّ قَالَ صلى الله عليه وسلم: «...وَإِنْ وَجَدْتَ عَنْ آنِيَةِ الْكُفَّارِ غِنًى فَلَا تَأْكُلْ فِيهَا، وَإِنْ لَم تَجِدْ غِنًى فَارْحَضْهَا بِالْمَاءِ رَحْضًا شَدِيدًا ثُمَّ كُلْ فِيهَا“Ben Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına vardım ve “Ey Allah’ın Elçisi ben Ehli kitap topraklarında yaşıyorum, onlar kaplarında domuz eti yiyorlar, içki içiyorlar, ben de o kaplardan yiyebilir miyim, içebilir miyim?” Diye sordum. Sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Eğer kâfirlerin kaplarından başka bir kap bulabilirsen, onlar ile yeme. Eğer bulamazsan, onları su ile güzelce bir yıka sonra ye.” buyurdu.” Yani senin o kaplara ihtiyacın varsa ve başka bir kap da bulamıyorsan, onları iyice yıka.

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook sayfasının linki:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=220629058105179

H.11 Receb 1434

M.21 Mayıs 2013

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER