Cumartesi, 25 Ramazan 1447 | 2026/03/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Hakeza Rejimin Destekçisi Şeyh El-Bûtî Mescidinde Ölüp Gitti... Rejim İse Bu Yapılandan Pekte Uzak Değildir, İbret Alın Ey Akıl Sahipleri!

21.03.2013'de facir yalancı Suriye haberlerine göre Şeyh Saîd Ramazan el-Bûtî, haftalık düzenli olarak ders verdiği Şam'ın el-Mezraa mahallesindeki eski el-İman camisinde meydana gelen bombalamada kırktan fazla kişi ile birlikte öldü ve onların iki katıda yaralı bulunmaktadır. Adetleri olduğu üzere Suriye'deki resmî televizyon istasyonları, hızla suç alanına koşuşturdular ve güvenlik otoriteleri ise haberi ve suçlamayı bizzat denetlemek için onların dışındaki görüntü ve haberleri yasakladılar. Ancak buna rağmen haber kanalları, suç unsurlarının bizzat devleti işaret ettiğini söylediler. Çünkü Şeyhin oturmuş koltuğun ön kısmı hafif bir zarar görürken büyük koltuk sağlam olarak kalmıştır. Sonra kanlar ve vücut parçaları, Şeyhin koltuğuna yakın bir yere değil de caminin orta kısmına yakın bir yerde yoğunlaştığı gibi kanların ortasında terkedilmiş ayakkabılar da bulunmaktadır. Nitekim Müslümanların, mescitlere ayakkabılarla girmedikleri bilinen bir husustur. O halde öğrenciler, mescitteki Şeyhin halkasında ilim için oturuyorlarken nasıl olur da katılımcıların ayakkabıları dağınık olabilir ki? Bombalamanın manzarasının temiz olması da cabası! Çünkü mescidin duvarları, direkleri, minberi ve diğer mobilyalarının üzerinde herhangi bir kirlilik veya dikkat çekici siyah etkiler veya şarapneller veya mobilya yada lamba kırıkları bulunmamaktadır! Sonra Şeyh el-Bûtî'nin cesedi, gösterilmediğinden hiç kimse onu görememiştir. İşte tüm rivayetlerde bu, "bilinen " çok önemli bir "noktadır." Dolayısıyla şayet mescitte ölmüş olsaydı, büyük bir zarar görmeyen koltuğu ile çevresindekilere kıyasla cesedine büyük bir zararın isabet etmemesi gerekiyordu. Ancak kameralar, Şeyhin cesedini göstermemişledir ki bu da onun ölümüne dair bir kanıtın olmaması içindir. Nitekim bizler, rejimin cürümlerine ve fabrikasyonlarına alışığız. Bundan dolayı bizler, aksi ispatlanıncaya kadar rejimi suçluyoruz. Özellikle de uzun zamandır kendisini destekleyen birini satıp öldürmüşken. Görünen o ki kasap Beşar, kendisinden öğrenmek için kabirdeki babasının defterlerini karıştırmaktadır.

Ey Şam-Suriye'deki Müslümanlar:

Sizler, bu rejimin pisliğini çok iyi biliyorsunuz. Dahası rejimin, bu tür fabrikasyon eylemler gibi alçakça hamlelerinin en iyi tanıkları sizlersiniz. Mesela çevrenizdeki ticarethanelerin bombalanmaları ile araba bombalamaları sizlere çok uzak değildir. Nitekim bu, başarısızlığı temsil ettiği gibi mücrimi de ifşa etmektedir. Zira Allahu Teâlâ, aptal varlıkların başlarının yapmış olduğu her ameli ifşa etmektedir. Nitekim rejim, suçunu hafifletmek için evlatlarını kolaylıkla öldürmektedir. Hatta o, onlardan hiçbirini bırakmayacağı gibi devrilmesinden önce ya onları öldürecek ya da bu sırada elde edeceği herhangi bir kazanç için istihdam ettiği sürece onları ayakları altına alacaktır. O halde onlar bunu idrak edip güzel bir karar alabilecekler mi acaba?

Ey Allahu Teâlâ'nın İzniyle Nusret Bulacak Olan Suriye'deki Müslümanlar:

Şeyh el-Bûtî'nin ölüm haberi bizlere ulaştığında bu tür bir sondan dolayı gerçekten çok üzüldük. Zira o, oğuldan önce babanın da olduğu Esed ailesinin yardımcısı olmuş ve kasap Beşar'ın cürümlerinde ve ayaklanmacılara yönelik kampanyasında çok ileri gitmiştir. Hatta yapmış olduklarından dolayı çok şaşırdık; zira ilmi ile bu desteği nasıl bir araya getirebildi acaba?! Gerçekten seksen yaşlarında biri olarak onun, zorbalığında hiçbir içtihadı olmayan bu tagut karşısında şehitlik fırsatını yakalamışken daha önceden hak bir tutum sergilemesini dilerdik. Umulur ki böylece geçmiş günahları da silinebilirdi. Ancak Rabbimiz, şöyle buyurmaktadır:

إِنْ هِيَ إِلا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَاءُ وَتَهْدِي مَنْ تَشَاءُ أَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ "Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim mevlamızsın, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen bağışlayanların en hayırlısısın!" [Âraf 155]

Ey Dâr-ul İslam'ın merkezindeki Şam ayaklanmasının sahipleri, bizim Allah'tan başka ne bir sığınağımız ne de bir korunağımız vardır. Allah için imanından mutmain olan kaç Müslüman, Rabbi ile birlikte olduğunda gücü ve izzete hissedebiliyor? İman sahibi kaç Müslüman, nusretin sadece Allah'ın elinde olduğunu, zamanı geldiğinde nusretin sebeplerini hazırlayacağını ve hazırlamış olduğunu en önemli sebeplerden birinin de bizim sadece O'nun ile birlikte olmamız olduğunu tayin edebiliyor? O halde Allah'ın sizin için emretmiş olduğu şeyleri yaparak Allah'ın dininin sadece kendisiyle izzet bulacağı ve Allah'ın kelimesinin sadece kendisiyle yüceleceği İslamî Hilafet'i kurmak ve Müslümanların Halifesi'ne biat etmek için ısrarcı olunuz. Ayrıca onun ehlinden ve ensarlarından olunuz ki Allah sizinle insanları, taşları ve ağaçları ıslah etsin. Haydi o zaman nusrete ve biate koşun. Vallahi sizler buna çok muhtaçsınız ve bunu yapanlar da insanların en hayırlısı olacaktır. Gerçekten bunun ardından Allah'ın ahir zamandaki ensarları olacaksınız. O halde hangi şeref sizleri bekletmektedir?! Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

قُلِ ٱللَّهُمَّ مَالِكَ ٱلْمُلْكِ تُؤْتِى ٱلْمُلْكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُ بِيَدِكَ ٱلْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "(Resulüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü hayır senin elindedir. Gerçekten sen, her şeye kadirsin." [Âli İmran 26]


Devamını oku...

Bir Uyarı ve Açıklama Hizb-ut Tahrir, Hiç Kimseyi Temsil Etmeyen ve Hiç Kimsenin de Kendisini Temsil Etmediği Farklı Bir Siyasî Partidir

Birçok kez meydana geldiği üzere bazı medya organları, özellikle Suriye'de ve aynı şekilde diğer ülkelerdeki olayları aktarırken, Hizb-ut Tahrir ve metodu ile Hizb-ut Tahrir'den farklı fikrî programları ve çalışmaları olan diğer örgütlerin ve İslamî hareketlerin tutumlarının ve amellerinin arasını karıştırmaktadırlar.

Bu ise bizi, aşağıdaki hususları açıklamaya sevketmiştir:

1-Hizb-ut Tahrir, ideoloji İslam olan ve Hilafet Devleti'ni kurmak için Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in çalışmasından elde edilmiş şerî metodu takip ederek İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışan siyasî bir partidir.

2-Hizib, çalışma metodunu fikrî çatışma ve siyasî mücadele ile sınırlandırmış olup Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna bağlı kalarak maddî eylemleri reddetmektedir.

3-Hizib, Batı'nın Ümmete dayattığı batıl sistemi yıkmak ve Allah'ın şeriatı ile hükmedecek bir Halife'ye biat etmek için tüm İslam Ümmetine acil çalışmayı farz kılan şerî hükme bağlı kalarak Hilafet Devleti'ni kurmayı amaçlamaktadır. Ayrıca Hilafet'i kurmak için çalışmak,  sadece Hizb-ut Tahrir ile sınırlı olmayıp bilakis tüm Müslümanların üzerine vaciptir.

4-Ortada İslamî Devleti ya da Hilafet Devleti'ni kurmak amacıyla çeşitli metotları takip eden örgütler, hareketler ve cemaatler bulunmaktadır. Hizb-ut Tahrir olarak bizler, tüm Ümmete Hilafet'i kurmak için çalışmanın vacip olduğunu hatırlatıyoruz ama bizim her ne şekilde olursa olsun herhangi bir cemaatle bir ilgimiz olmadığı gibi bunlardan herhangi biriyle örgütsel bağlarımızda yoktur. Zira hizbin, ne dalları ne kanatları ne de farklı başka kuruluşları vardır. Dolayısıyla hizib, her zaman sadece açık ismiyle çalışmakta olup isimlerin ya da başka odakların arkasına gizlenmek metodumuzdan değildir.

5-Hizb-ut Tahrir şebâbı, amellerinde ve aktivitelerinde iki tür râye olan İslam'ın râyesi ile tevhid râyesini kaldırmaktadır ki bu her iki râye de zemini beyaz veya siyah olan [لا إله إلا الله محمد رسول الله] şahadet kelimesini taşımaktadır. Dolayısıyla hizib, başka herhangi bir slogan ya da râye kullanmamaktadır. Nitekim el-Ukab Râyesi, Müslümanların râyesi olup herhangi bir birey veya bireyler veya başka bir cemaat onu kaldırdığında bunların, uzak ya da yakından mutlaka Hizb-ut Tahrir örgütü ile bir ilgisi olduğu anlamına gelmez.

6-Hizbin çalışma alanlarında medya temsilcileri bulunmakta olup hizib, olaylara ve meselelere karşı tutumlarını açıkladığı neşriyatlar yayınlamakta ve ona da imzasını eklemektedir. Dolayısıyla medya organlarının, Hizb-ut Tahrir'in tutumları hakkında aktardıklarında ve ona atfettiklerinde hassas olmaları gerekir ve hizbin Beyrut'taki Merkezî Medya Bürosu da dahil yaygın medya bürolarına çok kolay bir şekilde ulaşılabilinir. Bu yüzden medya organlarının, hizbin temsilcilerine ulaşılmasının zor olduğu şeklindeki çağrıları kabul edilemez. Ayrıca bizler kamuoyunun, ister hüsnü niyetle isterse başka şekilde olsun propagandası yapılan söylentiler ve hizbe atfedilen tutumlar da dahil doğruyu araştırıp beyyinat üzere olmasını ümit ediyoruz.

7-Hizbin, laiklik, ulusalcı ve demokrasi gibi ithal ve yabancı mefhumlar ve akideler ile sosyalizm, kapitalizm ve şeriatın değil de halkın egemenliği gibi diğer mefhumlara egemen olan şerî bakışa bağlı olma noktasındaki tutumu açık ve katıdır. Dolayısıyla bunların hepsi, İslam'ın tamamen reddettiği tehlikeli mefhumlardır.

8-Hizib, herhangi bir kafir devletin veya herhangi bir yapancı devletin ajanı olan rejimin yardımını kabul etmez. Bilakis Batı'nın imal ettiği ve kendisiyle İslam Ümmetinin vahdetini parçaladığı bu varlıkları yıkmak için çalışır.

9-Hizbin İslamî cemaatlere karşı olan tutumuna gelince ki bu; onlarla ilişki kurmak ve İslam akidesinin metotlarına ve şerî hükümlere bağlı kalındığı sürece Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışma yolunda nasihatleşmektir. Nitekim hizib, daha önce de fikrî farklılığa veya bazı meselelerdeki faklı içtihatlara rağmen zalim rejimlerin zulümlerine maruz kalan İslamî hareketler içerisindeki Müslüman kardeşlerine yardım etmek için birçok tutumlar benimsemiştir. Dolayısıyla onlardan herhangi birinin tevile veya sapkın mefhumları yorumlamaya gitmesi durumunda söz ve amelinde doğru olacağını ümit ederek ona halisane nasihatte bulunmak için çok çaba sarfettik.


Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sağlık Bakanı, Kapitalizmin Kurtarma Projesi Olan Ölü Bir Belgeyi Liberalleştirmektedir

Sağlık Bakanı (Bahar Ebu Garda), Sudan sakinlerinden 13 milyon kişinin gıda yetersizliğinin acısını çektiklerini vurguladı, (13) eyalette yapılan ankette %15 oranında vatandaşın yetersiz beslenmeden şikayet ettiklerini kanıtladı ve Kızıl Deniz, Beyaz Nil, Kuzey Kardufan ve Kuzey Darfur eyaletlerinde toplumun %44.4 oranındaki kesimi ile Güney Darfur ve Kassala eyaletlerinin yaklaşık %30'nun yetersiz beslenmenin acısını çektikleri gibi Sudan sakinlerinin %28'nin yetersiz beslenmenin acısını çektiklerini, %46.5'nin yoksulluk sınırının altında olduğunu ve kırsal alanlarda yaşayanların yaklaşık %57.6'sının da yoksulluğun acısını çektiklerini açıkladı. Nitekim es-Sahafa Gazetesi'nin 28 Şubat 2013'de yayınlanan (7032.) sayısına göre Sağlık Bakanı (Ebu Garda'nın) bu söyledikleri, Kabinenin Gıda Güvenliği Politikaları Forumu'nda yapmış olduğu konuşmalarda geçmektedir.

Allahu Subhânehu'nun, gizli ve açık servetler bahşettiği bu ülke, geniş ve kaliteli arazilere, birçok zengin doğal kaynaklara ve bolca hayvan servetine sahip olduğu gibi tüm bu alanlar için insan yeterliliğine de sahiptir.

Gerçek sorun, 1992 yılının başlarında kamu sektörünün özelleştirilmesine dayalı ekonominin liberalleşmesi politikasının ilanıyla başlayan tarım politikasında gizlidir. Nitekim bu da başta dünyanın en büyük sulama projesi olan el-Cezira Projesi, yeni Halfa ve Rahad projeleri ve benzerleri olmak üzere tarım projelerinin yıkılmasına yol açmıştır. Dolayısıyla durum, devletin bu yılki tarım bütçesinde sadece (50) milyon doların kalmasıyla son bulmuştur!!

Hükümet, (liberalleşme ve özelleştirmenin) olduğu bu başarısız politikalarıyla, en büyük tarımsal üretim projelerini kaybetmiştir. Dolayısıyla bu büyük projeler, sıradan inanların otoritesinden çıkarılıp ihracat için üretim yapan büyük kapitalist şirketlerin otoritelerine verilmiştir. Ancak bu, insanların yaşamlarına yansımamıştır. Oysa yoksullar ve sıradan insanların hiçbir payının olmadığı devlet hazinesine sahih bir ideoloji istihdam edilmiş olsaydı, Sudan halkına ve kötü bir kıtlık çeken tüm Afrika'ya yeterdi. Dolayısıyla sizin dışınızda bizzat devletin borçlandığı bu korkunç rakamlarla, kapitalizmin projesine dönük ölü bir belgeyi liberalleştirilmektedir. Dahası bundan daha kötü ve acı olanı ise üretim bölgelerindeki insanlar, işsiz guruplara ya da kapitalist ekonominin korsanlarının insafı altında hizmet vermeye dönüştürülmektedir.

Hilafet Devleti'nin tatbik edecek olduğu İslam Sistemi'nde devletin üzerine düşen, ihsanda bulunmak, tebaasının işlerini gözetmek, yiyecek, giyecek, mesken gibi temel ihtiyaçlarının yanı sıra onların eğitimini, tedavisini ve güvenliğini sağlamak, insanların boyunlarında bir yük olan ve tarım projeleri ile tüm üretim araçlarını yıkan harçları ve vergileri yasaklamaktır. Ayrıca devletin üzerine düşen, ümmetin servetlerine büyük kapitalist şirketlerin sahip olduğu özelleştirme gibi cürümsel politikaların benimsenmesini yasaklamaktır. Nitekim Raşidî Hilafet Devleti'nin yokluğunda Batı, laik kapitalist ideolojisiyle ümmetin servetlerini ipotek etmekte ve dünyaya egemen olmaktadır.

Hilafet'in altında uzun yıllar değil sadece iki yıl boyunca azim İslam tatbik edildiğinde; yani efendimiz Ömer İbn-u Abduaziz'in Hilafet'i döneminde zekat memurları dolaşmışlar ama zekat verecek bir kişi dahi bulamamışlardır. Bunun üzerine Halife, şu meşhur sözü söylemiştir: "Buğdayları dağların tepelerine serpin ki Müslümanların ülkesinde bir kuş aç kaldı denilmesin." Dolayısıyla anayasasını sadece azim İslam ideolojisinden alacak olan bir devletin altında hanif şeriat tatbik edilmedikçe Sağlık Bakanı'nın nitelendirdiği bu durum sona ermeyecektir.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Hanımlar Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Endonezya: Cemaatları düzenleme vesikasını red yürüyüşleri

  • Kategori Endonezya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Endonezya, 16 Cumadilula 1434 H. elmuvafık 26 Mart 2013 M. Perşembe günü, şuanda parlamentonun üzerinde konuştuğu 'Cemaatları düzenleme vesikası'nı red amacıyla başlattığı kampanya çerçevesinde Endonezya'nın birçok şehrinde yürüyüşler düzenledi. Bu yürüyüşlerin en büyüğü ve göze çarpanı ise Cakarta'da gerçekleşmiş ve 5000 kişiden fazla gösterici katılmış ve katılımcılar parlamento binasını kuşatarak İslam'ı ve Müslümanları hedef alan söz konusu kanunun çıkarılmaması için çağrıda bulunmuşlardır. Ayrıca Hizb-ut Tahrir'in daveti üzerine diğer birçok cemaat ve kuruluşlardan da katılım olmuştur.

Kampanya detayları için tıklayınız...

fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, Cemaatleri düzenleme vesikasını red amacıyla basın toplantısı gerçekleştirdi Basın Açıklaması Haberi Cemaatleri düzenleme vesikası: Zorbalık kapısı

  • Kategori Endonezya
  •   |  

21 Mart 2013 tarihinde Cakarta'nın güneyindeki Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosunda İslami kuruluşlar, 'cemaatleri düzenleme vesikasını' red amacıyla basın toplantısı düzenlemişlerdir. Kanunun çıkarılmasını engellemek amacıyla çeşitli kuruluşlardan bir çok önde gelen şahsiyet zirveye katılmış ve kanunun reddini gerektiren hususları aşağıdaki gibi sıralamışlardır.

1)Bu kanun devlete, özellikle kendini eleştiren İslami cemaatlere karşı zorbalık yapmaya imkan sağlayacak hususlar içermektedir. Ayrıca kanunda yer alan 2,7,58,61 ve 62. maddeler yönetime cemaatlerin siyasi etkinliklerini sınırlama yetkisi vermektedir ki; bu tamamıyla zorbalığa dönme anlamına gelmektedir.

2)Dördüncü maddeye bakıldığında ise; cemaatsel örgütlerle, siyasi partilerin yan kolları arasında ayrımcılık yapıldığı gözlemlenmiş burdan da siyasi partilerin kendi konumlarını güçlendirmeyi hedefledikleri açıktır. Zira kanuna; bütün siyasi partilerin yan kolları istinasıyla bütün cemaatsel örgütlerin tabii oldukları beyan edilmektedir.

Hizb-ut Tahrir Endonezya diğer cemaat kuruluşlarıyla birlikte Cuma namazına müteakiben parlamento binası önünde 22 Mart 2013 günü protesto gösterisi organize edecektir.

Ayrıca düzenlediğimiz basın toplantısına önde gelen şu şahıslar katılmışlardır:

M. Amin Lubis (Perti cemaatinden), Zulkifli dan M. Sabi Rauw (Al-Ittihadiyah cemaatinden), Mahladi (Hidayatullah cemaatinden), Azam Khan (Avukat), Zhahir Khan (DDII), Ahmad Michdan (Müslümanlara özel hukukcu), Muti (Sarekat Islam Indonesia cemaatinden), Eggi Sudjana (SIRI), Rahmat Kurnia (Hizb-ut Tahrir Komite faalıyetleri şefi), Wahyudi al-Maroky (Hizb-ut Tahrir komite faaliyetleri üyesi), Ismail Yusanto (Hizb-ut Tahrir Sözcüsü), Rokhmat S Labib (Hizb-ut Tahrir üyesi), Yahya Abdurrahman (Hizb-ut Tahrir Siyasi Komite üyesi), Agung Wisnu Wardana (Hizb-ut Tahrir Entellektüel komite şefi).


Fotoğraflar için tıklayınız...

 

 

(28.03.2013)

 

 

(26.03.2013)

 

 

(22.03.2013)

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Darfur'daki Halkımız: Batı'nın Ülkemizi Parçaladığı Yetmez mi Artık? İşte Sizler, Bir Avuç Dünya Malı İçin Birbirlerinizin Kanlarını Akıtıyorsunuz!

Darfur'daki bazı kabileler, Amerika'nın ülkemizi Kuzey ve Güney olarak bölmesi şeklindeki büyük trajedi ile yetinmemekte, bilakis Batı'nın başlattığı habis planları tamamlamak için koşuşturmaktadırlar. Zira altın madenlerine dönük ucuz bir açgözlülük için kabileler, bir diğer kabilelere saldırmakta ve yüzlerce Müslümanın kanları akmaktadır. Size ne oluyor Allah aşkına! Neler yapıyorsunuz?!

Nitekim Milletvekili Adem Şeyha, şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Darfur'un Kuzeyinde bulunan Amer Dağı bölgesindeki altın madenlerine egemen olmak için 06 Ocak ve 23 Şubat arasında geçen dönemdeki kurbanların sayısı kadın ve çocuklar da dahil  510 iken 865 kişi de yaralanmıştır." Nitekim es-Sarif bölgesinin Milletvekili'ne göre; "68 köyün tamamen ve 120 köyün de kısmen yakıldığı sırada 15 kadına tecavüz edilmiş olup savaşın patlak vermesinden bu yana yerinden edilen 20 bin ailenin acil bir şekilde gıdaya ihtiyacı vardır."

2013 Ocak ayının sonunda Birleşmiş Milletler, Amer Dağı'ndaki şiddet eylemleri yüzünden 100 binden fazla kişinin kaçtıklarını ve kabile savaşı sonrasında yerinden edilmiş 1.4 milyon insanın hala Darfur'daki kamplara katıldıklarını açıklamıştır.

Ey Darfur'daki Halkımız!

Sizlere, imanlı ve inançlı bir şekilde hitap ediyor ve sizleri, Allah'ın dini için hırs göstermeye ve gayret etmeye teşvik ediyoruz. Neden kötülük yapıyorsunuz, neden günah işliyorsunuz ve neden birbirinizin kanlarını akıtıyorsunuz?! Allah'ın kitabı ve kerim Nebisinin sünneti için bu çirkin ve iğrenç fiili, sırtınızın arkasına atın gitsin! Yoksa sizler, Allah'ın içerisinde şöyle buyurduğu Kur'an'ınızı okumuyor musunuz:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا "Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." [Nisa 93]

Yine şöyle buyuran kerim Resulünüzün sünnetini okumuyor musunuz:

إذا التقى مسلمان بسيفيهما فالقاتل والمقتول في النار "İki Müslüman kılıçları ile karşı karşıya geldiği zaman, katil de maktul de ateştedir."

Yoksa altının parıltısına aldanıp onunla Allah'ın dinine ve O'nun hanif şeriatına bağlanmayı mı arzuluyorsunuz?! Yoksa kanlarınız, bu sınıra ulaşacak kadar ucuz bir hale mi gelmiştir?! Yapmış olduklarından dolayı bazı günahkar eller helak olsun. Sömürgeci efendisi Amerika'nın direktifleriyle sizlere ve Allah'ın dinine kin besleyen ajan rejimin gözettiği ve ateşiyle beslendiği on yıldır süren elim kanlı savaşlarınız yetmez mi artık? Zira rejim, sizden bir kardeşinizin diğer bir kardeşini öldürdüğünü görmedikçe yaşamdan hoşnut olmaz. O halde hatanızdan vazgeçin, sizleri gözetleyip duranların ellerinden tutun ve Allah'a halis bir şekilde tevbe edip kurtulmak isteyen kardeşlerinizin, işlemiş oldukları iğrençliğe geri dönmelerini engellemek için çalışın. Yoksa dünyada nasibinize düşen aşağılanma olacaktır. Ahiretin azabı ise daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

وَلا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ  "Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider." [Enfal 46]


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Filistin Otoritesinin Cenin'deki Güvenlik Birimleri, Siyasileri Kaçırıp Onlara İşkence Ederlerken Yargı da Cürümünü Gizlemek İçin Gizli Anlaşma Yapmaktadır

Filistin otoritesinin 23.02.2013 Cumartesi günü, ikisi Sila el-Harisiye şehrinden, birisi Sanur şehrinin Cenin ilçesinden ve bir diğeri de Tulkerim'den olmak üzere dört Hizb-ut Tahrir üyesinin tutuklandıklarını ilan etmiştik.

Cenin'deki bu tutuklamalar, en son olarak bu iki şehirde otoritenin salon sahiplerini tehdit etmesine ve onların da Suriye ayaklanmasına ait belgesel bir film görüntülemek için hizbin buraları kiralamasını engellemelerine maruz kalan hizbin beyan dağıtımının ardından barbar bir şekilde gerçekleşmiştir.

42 yaşında ve dört çocuk babası olan  "İzzeddin Muhammed" ile 35 yaşında ve iki çocuk babası olan "Ahmed Ömer", Cenin'deki güvenlik birimlerinin sivil giyimli şebbihaları ve baltacıları tarafından ana bir caddeden kaçırılmışlar, kaçırma operasyonu sırasında onları dövmüşler ve ardından da birimlerin merkezlerinde, özellikle Ahmed Ömer'in yüzü ve bedeni olmak üzere yüz ve bedenlerinde açık izler bırakacak şekilde onlara işkence etmişlerdir.

Mahkeme yargıcı, avukatların kaçırılan bu iki kişinin acilen serbest bırakılmaları ve saldırı ve işkenceyi kanıtlamak için Ahmed Ömer'in adlî tıbba gönderilmesi talebini reddetmiş ve tutukluluğunu uzatmıştır.  Dolayısıyla davanın 06.03.2013 gününe kadar ertelenmesi, özellikle "Ahmed Ömer" olmak üzere kaçırılanların tutuklama operasyonu ve soruşturma sırasında maruz kaldıkları darp ve işkence izlerini yok etmek amacıyla tutukluluk süresini uzatmak için yargının, şebbiha güvenlik birimleriyle açık bir şekilde gizli anlaşma yaptığını göstermektedir.

Otoritenin, Cenin'deki güvenlik birimleri ile Cenin ve Tulkerim valilerinin sorumsuz davranışlarına sessiz kalması, hain ve ihmalkar cürümlerinin yanı sıra otorite ile güvenlik birimlerinin işgalci Yahudiler karşısındaki uysallıkları şeklindeki cürümlerine başka bir cürüm daha eklemektedir.

Filistin halkı ile birlikte olan Hizb-ut Tahrir olarak bizler, cürümleri, güvenlik birimlerinin baskınlarını, siyasî vesayet girişimlerini ve siyasî şantajları reddederiz. Ayrıca bizler, gerek kendi haklarımızı gerekse tüm Filistin halkının haklarını elde etmek, otoritenin güvenlik birimlerinin cürümleri ve baskınları ile Filistin halkına yönelik canavarlıklarını durdurmak için tüm gücümüzle çalışacağız. Dolayısıyla otorite ile güvenlik birimlerine deriz ki;  gerçekten aklediyorsanız dünyada insanların öfkesinden ve ahirette de Allah'ın daha kötü ve daha şiddetli olan öfkesinden ittika edin.

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından gafil sanma! Ancak Allah, onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." [İbrahim 42-43]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Değiştirilmesi Gereken Nedir: Liderlerimiz mi Yoksa Sistem mi?

04 Mart 2013 Pazartesi günü yapılacak olan genel seçimlerde yaklaşık 14.3 milyon Kenyalının oy kullanması beklenmektedir. Bu seçimler, çok partili sistemin altında yapılan beşinci seçimdir. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika olarak bizler de aşağıdaki önemli konulara dikkat çekmek isteriz:

Birincisi: Bu seçimler, sıradan vatandaşlar için hiçbir değişim gerçekleştirmeyecektir. Zira bu seçimler, Kenya'da bir ilk değildir. Çünkü sömürgeci Batı'nın ülkeye çok partili siyaseti getirdiği 1990 yılının başlarından bu yana dört seçim yapılmış olup ezilenlerin hayatlarındaki berbat durum hala şu ana kadar devam etmektedir. Hatta üç aşamada da liderlerin yüzlerinin değiştirilmesine rağmen. Mesela yoksulluk, kötü tıbbî hizmetler, eğitimde zayıflık, yolsuzluk, sonu gelmeyen arazi sorunlarının yanı sıra son elli yıl boyunca çözülemeyen birçok sorunlar baş göstermiş ama politikacılar bu sorunları, her yıl seçmenleri kendilerine çekebilmek amacıyla seçim kampanyaları için bir yem olarak kullanmışlardır!

İkincisi: Demokratik seçimlerin amacı, kitleleri kaçırmaktır. Böylece kitleler, politikacıları seçmelerinin ardından kendilerine baskı uygulayan bu politikacılara mahkum olarak kalmaya devam edeceklerdir. Nitekim bu demokratik sistemin altındaki seçimlerin fikri, seçmenlerin mevcut başkanı fasit olan başka yeni bir başkanla değiştirmek için bir karar almalarıdır ki bu, doğru bir fikir değildir. Hakikatte ise seçimler, liderlerin halka karşı baskıcı anayasa yapmaları için yapılmaktadır. Dolayısıyla göz ardı edilen ve cevaplanması gereken temel soru şudur: Değiştirilmesi gereken nedir: Liderlerimiz mi yoksa sistem mi? Kenya'nın, dahası tüm dünyanın karşı karşıya kalmış olduğu sorunların temeli, kesinlikle fasit başkanlar değildir. Bilakis aşağılık kapitalist sistem ile siyaseti kendilerini zenginleştirmek için bir proje olarak kullanan fasit liderler ortaya çıkaran onun bozuk siyasî sistemedir!

Üçüncüsü: Demokrasinin siyasî akidesi, Laikliktir. Yani dini hayattan ayırmaktır. Dolayısıyla emreden ve nehyeden bizzat insandır. Bu ise tek yasa koyucu olarak Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'yı belirleyen İslam akidesine aykırıdır. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ "Muhakkak ki hüküm ancak Allah'a aittir." [Yûsuf 40]

Bundan dolayı demokratik seçimler, sadece bir yöneticinin seçilmesiyle ilgili değildir. Bilakis yasa yapması için otoritenin insana verilmesidir. Nitekim daha önceleri, demokratik sistemin altında zina, eşcinsellik ve içki gibi birçok fasit yasalar kabul edilmiştir.

Sonuç olarak genelde Kenya halkına özelde ise Müslümanlara, senatörlerin görevlendirdiği demokrat politikacılara aldanmamalarını hatırlatırız. Zira onlar, alışık oldukları üzere demokrasiyi temize çıkarma girişiminde bulunmak için sevgili SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in minberinden ayetleri ve hadisleri çarpıtmaktadırlar. O halde kafir demokratik sistemin içerisinde boğulmayınız. Bilakis sizleri beşerin koymuş olduğu anayasaya köle olmaktan kurtaracak ve Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın şeriatına bağlanmanızı sağlayacak olan İslamî Devleti geri getirmek için muhlis davet taşıyıcıları ile birlikte çalışınız.

Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيرً "Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Resule karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola tâbi olursa, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; orası ne kötü bir yerdir." [Nisa 115]


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER