Cuma, 03 Ramazan 1447 | 2026/02/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Rusya'da Dağıstanlı Müslümanlar Suriyeli Müslümanların mübarek devrimlerini desteklemektedirler

  • Kategori Video
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Dağıstan, Ehli sünnet ensar partisinin de katılımıyla Suriyeli Müslümanların mübarek devrimlerini destek amaçlı Dağıstan'da gösteri düzenlemiş ve gösteride Bilal kardeşimiz konuşma yapmıştır.

Cuma, 27 Rebi ul Evvel 1434 Hicri, elmuvafık 8 Şubat 2013 Miladi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını oku...

Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in Hayatını Dikkatlice İncelemek, İslam'ın Tatbik Edilmesi Anlamına Gelir

  • Kategori Britanya
  •   |  

Allahu [Subhânehu ve Te'âla], Kur'an-il Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." [el-Enbiya 107]

Dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in hayatını dikkatli bir şekilde incelediklerinde, onun şerefli doğumunun, kerim ahlakının, asil sıfatlarının ve Allah'a şükreden bir kul olarak fedakarlığı, zühtü, sadeliği ve takvayı temsil eden hayatının bir rahmet ve hidayet olduğunu göreceklerdir. Bunun yanı sıra aynı şekilde Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın bu dünyada ona bahşettiği mertebeyi -ki o, Allah'ın yarattıkların en hayırlısı ve peygamberlerin efendisidir- ve insanların alemlerin Rabbinin huzuruna geldikleri kıyamet gününde şefaatçi olacağını göreceklerdir.

Şayet bizler, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in hayatını incelerken sadece ibadetlerdeki rahmetiyle sınırlı kalırsak ona karşı insaflı davranmış olur muyuz? Şüphesiz Aleyhi's Salatu ve's Selam'ın hayatı, insanlığa bir resul olarak gönderilmesinin temeli olan risaletini ve nübüvvetini de kapsamaktadır.

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا "Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı ve Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik." [el-Ahzab 45 46]

Dolayısıyla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem]'in risaleti, hayattaki varlığımızın nedenini ve gayesini, bu hayattan sonra ne olacağını ve toplumdaki kanunların, değerlerin ve sistemlerin kaynağını beyan eden tüm fikirleri temsil eden ayrıcalıklı bir yaşam biçimini belirlemede bir rahmet olmaktadır. Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], yöneticilerin yönetilenlere zulmettikleri, fesadın ve aldatmanın yaygınlaştığı, kadınlara sırf bir eşya gibi muamele edildiği, yetimlerin mallarının haksız yere yenildiği ve insanın değerinin rengine ve toplumdaki konumuna göre belirlendiği cahiliyet içerisinde boğulan bir toplumda doğmuştur. Dolayısıyla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], insanlığın bu uygulamalarına karşı güçlü bir çatışma içerisine girmiş ve cahiliyye karanlığının kökünden sökülüp atılması ve Allahu [Subhânehu ve Te'âla] katından vahyin getirdiği kanunlara, değerlere ve sistemlere dayalı bir toplumun kurulması yolunda onlara liderlik etmiştir.

الر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنْ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ "Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları zulumattan nura, yani Azîz ve Hamid olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır." [İbrâhim 1]

Ribî İbn-u Âmir, Ömer İbn-u el-Hattab [Radıyallahu Anh] döneminde Fars komutanı Rüstem'e elçi olarak gitmiş ve Arap Yarımadasından çıkarılmalarının nedeni hakkında ona şöyle cevap vermiştir: "Allah, insanları kula kulluktan alemlerin Rabbine kulluğa, dinlerin zulmünden İslam'ın adaletine ve dünyanın sıkıntısından dünya ve ahiretin genişliğine çıkaralım diye bize bir peygamber göndermiştir."

Bilindiği üzere fıtraten insanlar, şayet Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya ibadet edip medebbir olan yaratıcıya boyun bükmezler ise mesele, onların Allah'ın yarattıklarından başka bir şeye boyun eğmeleriyle son bulacaktır. Zira geçmiş nesiller boyunca insanlar, kabile liderleri, imparatorlar ve krallar gibi başka adamlara boyun eğmişlerdir.

Bugün de hiçbir değişmiş değildir! Zira işte insanlar, diktatörler ve demokratlar şeklindeki diğer insanların koymuş oldukları kanunlara ve hükümlere boyun eğmektedirler. Nitekim bugün de halkları, kapitalizmin başkâhinleriyle ve acısını çektiğimiz bankacılar ve büyük ticarî şirketlerle gizli anlaşmalar yapan politikacılar yönetmektedirler. Dolayısıyla bunun sonucunda, insanların sadece maddî arzularının karanlığında boğulan bir yaşam biçiminin egemen olduğu, kadınların sözde "özgürlük" adına cinsen bir nesne gibi kullanıldığı, dünyadaki yaklaşık üç milyar insanın günlük iki dolardan daha düşük ücretle aşırı yoksulluk içerisinde yaşadığı, ırkçılık şerrinin hala yaygın olduğu ve Müslümanların ve gayrimüslimlerin hala günlük olarak bombalama ve ölüm korkusu içerisinde yaşadıkları bir dünya meydana gelmiştir.

Nitekim Nebi [Alahhissalatu ve's Selam], Kur'an'a ve sünnete sımsıkı sarılmış ve sadece Allah'a kulluk etmiştir. Dolayısıyla Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'da ona, Medine-i Münevvera'da ve tüm Arap Yarımadası'nda İslam otoritesini kurması için yardım etmiştir. Ondan sonraki Raşid Halifelerin olduğu Halifeleri de bunun gibi yapmışlardır. Zira hayat vakıasında Kur'an ve sünneti tatbik etmişler ve Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'da İslam nurunun Doğu'da Pers ülkesinden Batı'da Mısır'a kadar yayılması için onlara yardım etmiştir.

İslam'ın nuru dünyaya yayılmış olup bugün Fas, Güney Asya'ya kadar tek bir ümmetin halkları olarak adlandırılmaktadır. Zira Allah Azze ve Celle milyonlarca insanı, savaş, çatışma ve yoksulluk hayatı ile despotik yönetimden güvenliğe, adalete ve eğitimin ve bilimin filizlendiği ve sağlık ve teknolojinin gözetildiği altın bir çağ olan İslam'ın rahmetine çıkarmıştır.

Bugün dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar, ümmet olarak risaletini uygulamadığımız ve asil misyonunu devam ettirmediğimiz bir sırada Resululllah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in hayatını, doğum yıldönümlerinde yaşatırlarken ülkelerimize de aynı cahiliyye ya da 1400 yıl önce Mekke'de var olanın bir benzeri egemen olmuştur. Bundan daha kötüsü ise tüm İslam ülkeleri bugün, sömürgeci güçlerin siyasî ve ekonomik isteklerine boyun bükmektedirler. Dolayısıyla bu, Arap Yarımadası'nın cahiliyye döneminde bile tanık olmadığı bir durumdur. Yine bugün ümmet, -birçok zayıf ulusal devletçiklere parçalanmış- Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in yönetim, ekonomi, kanunlar, sistem, toplumda kadın-erkek arasındaki ilişkiler ve uluslar arası ilişkiler hususundaki sünnetine meydan okuyan despot fasit yöneticilerin karanlıkları altında yaşamaktadır. Bu yüzden beşerî laikliğin kanunları ve hükümleri, Hilafet Devleti ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem]'in sünnetinde geçen yönetim ile yer değiştirmelidir.

Dünyanın dört bir tarafında sayıları giderek artan Müslümanlar, devletin tatbik ettiği ve ardından da İslam risaletini tüm insanlığa bir rahmet olarak taşıdığı bir yaşam metodu olan İslam'ı anlamak için mücadele vermektedirler. Zira bu risalet ve Nebi [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın misyonu, Batı'da saldırıya ve alaya maruz kalmaktadır. Bu da Batı'daki, dahası tüm dünyadaki insanların, İslam'ın hakikatini görmelerini engellemek içindir. Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Mekke el-Mükerreme'deki davetine başladığında Kurayş de aynı maksatlı propaganda üsluplarını kullanmıştır. Zira bugün şahit olduğumuz gibi onun kerim şahsına ve misyonuna iftira atmışlardır. Ancak bu, Alayhi's Salatu ve's Selam'ın bu dini ikame etmeye dönük misyonunu yerine getirmesini engelleyememiş, bilakis Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya dayanarak misyonundaki seyrini yavaşlatması ya da bu dinin hakikati hakkında konuşmaktan vazgeçmesi için karşı karşıya kaldığı zorluklara aldırış etmeksizin çalışmasına sabırla devam etmiştir.

Yine bugün Batı'da, insanların Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in insanlığa bir rahmet olarak getirmiş olduğu İslam'ın gerçek risaletini görmelerini engellemek için Resul [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın şahsı ve misyonuyla alay edilmektedir. Zira İslam'ı, ortaçağ gericisi, kadınlara zulmeden, barbarlık ve şiddet yanlısı olarak nitelendirmektedirler. Bu ise insanlığın, beşerî demokratik laik rejimlerin dünyayı nasıl da üçüncü dünya ülkelerindeki fakirlik kaosuna ve servet kaynakları için savaşmaya sürüklediğini, Batılı hükümetlerin kendi çıkarları için diktatörleri övdüklerini ve şimdi de fasit kapitalist rejimin çöküşünü engellemek için tüm kitlelerin omuzlarına yüklenen kemer sıkma önlemleri aldıklarını gördüğü bir sırada meydana gelmektedir.

Bu çatışma, İslam ile laik ve Allahuteala'nın vahiyle indirdiği sistem ile insanların kendi arzularıyla koyduğu ve şuan iflas etmiş olan sistem arasında meydana gelen bir çatışmadır.

Bizler, [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın hayatını andığımız bir sırada nefislerimizde aynı coşkuyu alevlendirmeyi ve onu Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem] ile ashab-ı kiramı [Radıyallahu Anhum]'da var olanlarla dizayn etmeyi bırakıyoruz. Yine bu azim daveti Batı'daki insanlara taşımayı, İslam'ı insanlık için bir alternatif ve Hilafet Devleti'ni de bugün dünyadaki beşerî rejimlerin uyguladıkları vahşî eylemlere meydan okuyan bir devlet olarak sunmayı bırakıyoruz.

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ "Andolsun size kendi içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. (Ey Muhammed!) Şayet yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip O'na dayanırım. O yüce arşın sahibidir." [Tevbe 128 129]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Belucistan'daki Krizle Başa Çıkmak İçin Temel Yönergeler Yayınladı "Güvenliği ve Huzuru Sağlayacak ve Hurumatları Koruyacak Olan Hilafet'tir"

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Belucistan'daki mevcut bozukluklar hakkında temel yönergeler yayınlamıştır. Nitekim işkence, adam kaçırma ve öldürmenin de olduğu bu bozukluklar ile bu trajik sorunlar, İslam ümmetinin başının tacı yapıp koruduğu Belucistan'da meydana gelmektedir. Zira onun halkı İslam'a kucak açmış, tüm bölgesi İslamî Hilafet'in gölgesinde olmuş ve halkı da İslam'ı sevmiştir. Ayrıca onlar, sömürgeci İngilizlerin işgaline karşı şiddetli bir şekilde direnin asil ve muhterem bir halktır.

Hizb, bu yönergeleri yayınlamış, buna Arapça, İngilizce ve Urduca olmak üzere Hilafet Devleti'nin anayasa maddelerini de eklemiş ve Hilafet Devleti'nin Belucistan'ın ihmal edilmesine yol açan mevcut demokratik sistemi nasıl ortadan kaldıracağını, Hilafet'in demir yumrukla yöneten bir polisiye devleti olmadığını, Hilafet'in yaratıcıları Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kerim kıldığı tebasına zulüm, kaçırma ve işkence uygulamayacağını, bundan dolayı Hilafet'in en aziz olan İslam ile yönetmek yoluyla ırkına ya da mezhebine bakmaksızın tüm tebasının güvenini kazanacağını, tatbik etmiş olduğu her şeye dair Kur'an ve sünnetten deliller göstermek yoluyla tebasına güven vereceğini, bunun yanı sıra İslam'da Hilafet Sistemi'nin vahdet sistemi olup azınlık ya da çoğunlukta olduklarına bakmaksızın tüm tebasını aralarında hiçbir ayırım yapmaksızın yöneteceğini, ırkları ne olursa olsun İslam'ın tüm insanlar için bir rahmet olacağını, ümmetin Hilafet'in gölgesinde tek bir potada eriyeceğini ve gayrimüslim olan tebalar da adil davranması ve haklarını garantilemesi nedeniyle Hilafet Devleti'ne bağlı kalacaklarını açıklamıştır.

İslam, bozukluklara teşvik eden Belucistan ve Pakistan'daki sömürgeci varlığa son verecektir. Hilafet'e gelince; tüm konsoloslukları, Amerikan üslerini ve Büyükelçilikleri kapatmak ve tüm çalışanlarını sınır dışı etmek yoluyla bu bozuklukları kesin ve daimi bir şekilde ortadan kaldıracak ve her türlü etkilerini ortadan kaldırmak için yabancı güçlerle olan tüm ilişkileri de kesecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ "Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!" [Saffat 24] Ey Başkan! Şam Tagutunun Ortağı Ahmedinejad'ı Karşılamandan Dolayı Hesap Günü Nasıl Cevap Vereceksin?!

05 Şubat 2013 geçen Salı günü, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, 34 yıldan bu yana Mısır'ı ziyaret eden ilk İran Cumhurbaşkanı olarak Mısır'a ulaşmış ve İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesine katılımlarının arifesinde Devlet Başkanı Muhammed Mursî ile birtakım görüşmelerde bulunmak için bir oturum gerçekleştirmiştir. Ayrıca el-Ezher'i ziyaret ederek bölgedeki İran politikalarına karşı marjinal bir tutum sergilemekle karakterize olan el-Ezher Şeyhi Dr. Ahmed et-Tayyib ile görüşmüştür.

Devlet Başkanı Mursî'nin, Ahmedinejad'ı karşılaması çok garip, kınanması gereken ve kabul edilemez bir durumdur. Ey Devlet Başkanı Mursî! Samimiyetle karşıladığın kişinin kim olduğunu bilmiyor musun? Nitekim sen, çocukları yetim kadınları dul bırakan, yaşlıları katleden ve mescitleri yıkan kasap Beşar'ın dostuna, dahası cürümlerinde ona ortak olan birine ikramda bulundun. Bu samimiyet, senin gibi bir adama hiç yakışıyor mu?!  Yoksa bu konukseverlik, İran rejiminin sevgili Şam ülkesinin çaresiz tagutuna destek vermek ve onun tüm kalma nedenlerini uzatmak için olan görüşmesine Mısır'ın bir ödülü müdür?!

Evet, İslam, Müslümanlar arasındaki kardeşliği ve muhabbeti, dünyanın dört bir tarafında farklı mezheplerden olan Müslümanlar arasındaki işbirliği, iletişim, yakınlaşma ve hoşgörü ruhunu güçlendirmek için çalışmayı vacip kılmıştır. Ancak Şam tagutunu destekleyen ve halkını doğramada ona destekçi olan bu Devlet Başkanı gibileriyle değil! İran rejimi, Beşar ile şebbihalarının zalimliklerini savunma sapkınlığına, dahası bu mücrim rejim ile olan ilişkilerini iyice pekiştirmeye devam etmektedir. Zira İran Devrimi Ruhani Lideri'nin Uluslar arası İlişkiler Danışmanı "Ali Ekber Velayetî" 26 Ocak 2013'de şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "İran, Suriye'ye yapılan her türlü saldırının İran'a yapılmış bir saldırı mesabesinde olacağına itibar etmektedir." Bundan dolayı İran rejiminin, Beşar'a yardım etmeleri ve Suriye'deki halkımızın katledilmesini desteklemeleri için gönderdiği savaşçıları ve askerî uzmanları haber haline getirdiği inkar edilemez bir hakikattir.

Ey Devlet Başkanı Mursî! Senin ilk yapman gereken, tüm samimiyetinle cürümlerinde Beşar'a ortak olan birisini karşılamak yerine ülkendeki İran Büyükelçiliği'nin kapatmandır. Zira senin bu yaptığın azim bir günah ve büyük bir cürümdür! Gerçekten sen, Şam'ın masum çocuklarına, Dera'nın muttaki yaşlılarına, Haleb'in sadık gençlerine ve İdlib'in yerinden edilen iffetli kadınlarına hangi yüzle bakacaksın?!

Ey isteyen kimseye ikram eden Allah'ım! Sen'den, Şam tagutu Beşar'ı, onun avenelerini helak etmeni, onun elini sıkanları, ona para veya silah veya adamlarla destek verenleri helak etmeni istiyoruz. Ey Allah'ım! Şam ülkesindeki muttaki ve muhlis mücahitlerle birlikte ol, onlara doğru yolu göster, bize İslam Devleti'ni kurmayı ve bu ümmeti koruyup savunacak güçlü, muttaki, muhlis, nifakı, dalkavukluğu ve riyayı bilmeyen bir yönetici nasip et! Şüphesiz Sen buna kadirsin ve layıkıyla icabet edensin.

إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُواْ عَلَىٰ إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَـٰئِكَ هُمُ ٱلظَّالِمُونَ "Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir." [Mumtehine]


Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Müslümanların Kanunsuz Bir Şekilde Tutuklanmaları, Demokratik Rejimin İntikam Almak İçin Tercih Ettiği En İyi Yöntemdir

24 Ocak 2013'de, Pakistan Başsavcısı Sayın İrfan Kadir, Pakistan Yüksek Mahkemesi önünde Afganistan sınırları üzerindeki Kabileler Bölgesi'nden yedi yüzden fazla kişinin, istihbarat birimleri ve güvenlik güçleri tarafından kanunsuz bir şekilde tutuklandığını itiraf etmiştir. Nitekim bu tutuklular, yıllar boyunca haklarını savunmak için en temel haklarından bile mahrum bırakılmakta, insanlık dışı koşullar altında gözaltına alınmakta ve akrabaları ile görüşmeleri yasaklanmaktadır. Onlardan bazıları da gözaltı sırasında ölmüş ve cesetleri de hastanelere ya da yol kenarlarına atılmıştır.

Bunlar, hükümetin itiraf ettiği rakamlardır. Bununla birlikte ortada, Kabileler Bölgesi dışında Pakistan'da Hizb-ut Tahrir Resmî Sözcüsü Navit Butt gibi kaçırılan yüzlercesi bulunmaktadır. Bu insanlık trajedisi, İslam adıyla kurulan bu ülkede ve terörizmle mücadele ettiğini iddia eden rejimin gölgesinde meydana gelmektedir. Ancak aslında rejim, gerek Amerika gerekse İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşmak için halkını korkutan bir kimse gibidir. Dolayısıyla suçlunun, suçu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kaidesi, Keyâni-Zerdâri'nin demokratik rejimleri altında yer değiştirmiş olup suçlu, masumiyeti kanıtlanıncaya kadar suçludur haline gelmiştir!

Ancak bu bir sürpriz değildir. Çünkü dünyaya liderlik eden Amerika ve onun demokrasisidir. Buna dair en iyi model, Keyâni-Zerdâri rejimidir. Nitekim Amerika ve demokrasisi, Amerika Birleşik Devletleri'nin ortaya çıkmasından bu yana insanlığa karşı birçok cürümler işlemiştir. Zira ister sayısız katliamlar yoluyla Amerika'nın asıl halkına karşı olsun ister neredeyse kendi ülkelerinden silinen yüz binlerce Kızılderililer olsun ister Hiroşima ve Nagasaki şehirlerinin nükleer silahlarla korkunç bir şekilde bombalanmaları olsun ister kötü üne sahip olan Bagram Üssü, Guantanamo ve Ebu Garib Cezaevi'nde vahşî hayvanların bile yapmaktan kaçındığı iğrenç uygulamaların yapılması olsun ister Amerika ve dışındaki Müslümanların takip edilmeleri olsun ister Beşar Esed, Keyâni ve Zerdâri rejimleri gibi İslam ülkelerindeki tagutları desteklemek yoluyla onlara, efendileri Amerika'ya karşı çıkanları kaçırmaları, işkence etmeleri ve öldürmeleri için mutlak özgürlük verilmesi olsun "demokrasinin intikam almak için en iyi araç olduğu" mefhumunu pekiştiren bizzat Amerika'nın uygulamalarıdır.

Müslümanlar ve tüm dünya halkları, kendilerini tutuklayan, cezaevlerine koyan, işkence eden ve hatta demokrasinin çatısı altında katleden devlet birimlerinin insafına kalır hale gelmişlerdir. Şüphesiz demokrasi, insanlıktan intikam almak için en iyi bir araçtır. Zira, su işkencesi ve insansız uçakların saldırılarıyla insanları katletmek gibi insanlık dışı her türlü eylem, demokrasinin gölgesinde yasal sayılmaktadır!! Gerçekten demokrasi, insanların işlerini gözetmemekte, bilakis sadece demokrasi ile yöneten dar bir alan ile onların baltacılar ya da şebbihalardan oluşan maiyetlerinin çıkarlarını garantilemektedir.

Devletin tüm tebasının temel haklarını garantileyecek olan sadece Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet'tir. Böyledir. Çünkü İslam'da kanunlar, yöneticilerin koymuş olduğu beşerî kanunlar değildir. Bilakis yöneten ve yönetilenler olsun tüm insanlar için yaratıcı Subhânehu ve Te'âla katından indirilmiştir. Dolayısıyla adaleti arayanlar, sadece Hilafet kurulduğunda bunu elde edebileceklerdir. İşte sadece o zaman dünya, kaçırma, işkence ve devletin zalim eziyetinden kurtulacaktır. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآَنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi ona karşı adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun ki bu, takvaya daha yakındır. Allah'tan ittika edin. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." [el-Maîde 8]


Devamını oku...

El-Hatib'in Girişimi: İmtiyazlı Hain Bir Amerikan Girişimi Olup Suriye'yi Teslim Olmadan Önce Düşmanlarına Teslim Etmekte Israrcı Olmaktır

  • Kategori Suriye
  •   |  

Kasap Beşar ile onunla birlikte olanların başı sıkışıp müttefiki olan Amerika'nın Beşar'in alternatifini ve ona yönelik güvenli bir çıkış oluşturmakla ilgili yolu daralınca Suriye Ulusal Koalisyon Başkanı Şeyh Ahmed Muaz el-Hatib, Suriye'deki Müslümanların Amerika ile Beşar'in kabul ettiğini kabul ettikleri şeklinde bir sürpriz yaparak 30.01 Çarşamba günü facebook sayfası üzerinden sunduğu girişim yoluyla olan çözüm hakkında şunları yazmıştır: "Medya organları bana, Suriye rejiminin muhalefeti diyaloga çağırdığını, meşru yönetimi başbakanın üstlendiğini ve rejimin Dışişleri Bakanı'nın muhalif liderlere Suriye'ye dönme çağrısında bulunduğunu ulaştırmıştır." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Benim, 160 bin Suriyeli tutuklunun serbest bırakılması ve dışarıda bulunan Suriyelilerin pasaportlarının en az iki yıl yenilenmesi yada uzatılması şartıyla Suriye rejiminin temsilcileriyle Kahire veya Tunus veya İstanbul'da doğrudan oturmaya hazır olduğumu bildirmek isterim " el-Hatib, bu ortaya koyduğu şeylerin, "krize siyasî bir çözüm aramak ve daha fazla kan içeren geçiş süreci için işleri düzenlemek amacıyla iyi niyetli bir girişim olduğunu" açıklamış ve bunun ardından da 02.02'de Münih'te Amerikan Başkanı Yardımcısı Biden, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ve el-İbrahimî ile görüşmüş ve görüşmesine, 04.02, yani dün zikrettiği üzere girişimini Esed hükümetine ulaştırmasını ve Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Faruk Şara ile diyalog kurmasını isteyen İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salih'i de eklemiştir. Bu girişimi, Amerika, Rusya ve İran'dan her biri memnuniyetle karşılamış ve el-Hatib'in "cesaretinden" bahseden muhtelif açıklamalara başlamışlardır...

El-Hatib bu girişimiyle kendisini, Suriye'deki Müslümanlara komplo kuranların halkasına dahil ettiği gibi kendisini töhmet konumuna ve bir diğer sığınağın içerisine koymuştur. Dolayısıyla Amerikan Büyükelçisi Ford tarafından Koalisyon Başkanı seçilmesinin sırrını ifşa eden işte budur. Zira onun girişiminin bütün adresleri Amerikan imtiyazı iledir. Mesela, çözüm için Suriye ve İran'a girmesi, Faruk Şara ile diyaloga hazır olduğunu açıklaması, rejimin barışçıl bir şekilde gitmesini kabul etmeye hazır olması, otoritenin barışçıl bir şekildeki geçişini kabul etmesi, geçiş sürecinin idaresini laik kasap Beşar'ın adamlarından olan Amerika'nın adamlarına yada Ford'un Koalisyon'un üyelerinden seçtiği kimselere teslim etmeyi kabul etmesi gibi. Ayrıca o şeyh, sivil devlet projesini de kabul etmektedir. Bu girişimden daha kötüsü, Koalisyon'un Amerika'nın çözüm vizyonunu kabul ettiğinin tescil edilmesidir. Burada kayda değerdir ki rejimin oynayacağı oyun hakkında gerçekleşen konuşmanın, Beşar'ın güvenlik çözümüne dayanarak rejimin politikasından çıktığı, imajını parlattığı, Suriye'deki Müslümanlar nezdinde kabul edilebilir olduğu ve Amerikan çözümünün Yemen tarzı olduğunu söylemediği gerekçesiyle kendisini Devlet Başkanı yardımcılığı görevinden almaya kastettiği Faruk Şara ile ilgili olmasıdır. Görünen o ki Faruk Şara', Amerika'nın sahip olduğu tek karttır. Bundan dolayı girişimlerinde sürekli onun adını tekrarlamaktadır. Dolayısıyla bu girişim, Amerika'nın yeniden iflas ettiğini ifşa etmektedir. Zira hala o, elinde alternatifler olmadığından dolayı bir başkasını bulamadığı kişiler etrafında dönüp durmaktadır. Dolayısıyla Koalisyon'un başına Şeyh el-Hatib'i getirmesi, sadece Müslümanların dinlerinin emrini karıştırmaları ve el-Hatib yoluyla Faruk Şara'nın ismini ortaya atmak içindir!

Ey Hayırlı Şam'daki Sabırlı Müslümanlar!

Tüm ümmet, mübarek ayaklanmanız yoluyla İslam'ın yönetime ulaşacağına inanmaktadır. Zira Suriye'de cereyan eden çatışma, küfür ile iman ve hak ile batıl arasındaki bir çatışmadır. Dolayısıyla bu, tutukluların serbest bırakılmasından ya da pasaportların yenilenmesinden çok daha büyüktür. Dahası bu, Raşidi Hilafet Devleti'nin kurulması sayesinde İslam'ın tüm dinlerin üzerine üstün gelmesi ve bununla birlikte tüm kayıpların hafife alınması meselesidir... Dolayısıyla bunun aksini söyleyen herkes, minberlerden hutbe verse ve adı el-Hatib bile olsa hiçbir şekilde İslam'ı temsil etmeyecektir. Zira İslam'da şahısların ve merkezlerin hiçbir ağırlığı yoktur. Sadece hakkın ağırlığı vardır... O halde Subhânehu ve Te'âla' nın şu kavlini tedebbür edelim ve bununla da kapatalım:

قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ  قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلا إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَنْ يُصِيبَكُمُ اللَّهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِهِ أَوْ بِأَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوا إِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ "De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Müminler Allah'a tevekkül etsinler. De ki: Siz bizim için ancak iki iyilikten birini beklemektesiniz. Biz de, Allah'ın, ya kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Haydi bekleyin; şüphesiz biz de sizinle beraber beklemekteyiz." [Tevbe 51 52]

Devamını oku...

Belucistan'daki Karışıklıklara Karşı Takip Edilmesi Gereken Siyaset

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Belucistan'da birçok Müslümanın öldürülmesi yoluyla meydana gelen karışıklıklara ve şiddete karşı takip edilmesi gereken siyasete dönük parametreler yayınladı.

1-Başlangıç: Belucistan ve halkı, ümmetin hazinesi olup Pakistan onu ihmal etmektedir.

Belucistan ve halkı, İslam ümmetinin hazinesidir. Zira onun halkı İslam'a kucak açmış, tüm bölgesi İslamî Hilafet'in gölgesinde olmuş ve halkı da İslam'ı sevmiştir. Nitekim onlar, sömürgeci İngilizlerin işgaline karşı şiddetli direnişleriyle temeyyüz etmekte olup asil ve muhterem bir halktırlar. Dolayısıyla Belucistan sakinlerinin sayısı sadece yaklaşık yüzde yedisini oluşturmalarına rağmen Belucistan toprakları Pakistan topraklarının yüzde kırkını oluşturmakta olup Belucistan Afganistan sınırlarında yer almaktadır. Bundan dolayı Afganistan ve Orta Asya'nın istikrarı için çok önemli bir stratejik konuma sahiptir ve Pakistan Deniz Kuvvetleri kapasitesinin güçlenmesine neden olan Gwadar derin deniz limanı da burada bulunmaktadır. Ayrıca Belucistan, Pakistan'ın ihtiyaçlarının üçte birini giderecek çok büyük bir doğalgaz stoku içermekte ve günlük olarak bakır madeninden 15.000 ton sadak mayın üretilmektedir. Dolayısıyla şayet Roki-Dik mayını da hazırlanmış olsa Pakistan, dünyanın en büyük bakır üreticilerinden biri olacaktı. Ayrıca o, dünya standartlarında bir altın üreticisi olup mütevazi tahminlere göre 21 milyon onsluk bir rezerve sahiptir. Bununla birlikte Belucistan, hala giyecek, yiyecek ve mesken gibi temel ihtiyaçlarından yoksundur. Bunun yanı sıra bölge, devlet tarafından alt yapı, yol, sağlık ve eğitim kurumları gibi diğer hizmetlerden de mahrum bırakılmaktadır. Tüm bunlarında ötesinde bölge, çok büyük karışıklıklara maruz kalmakta ve farklı mezhep, ırk, fikir ve dilden olan Müslümanlara sürekli olarak suikastlar düzenlemektedirler. Nitekim bu ihmal, mahrum bırakılan nüfuza zorla egemen olabilmek için otoriteye önem veren ve diğer hususları ihmal eden sömürgeci İngilizlerin mirasıdır.

2- Siyasî mülahazalar:  Sefaletin nedeni Belucistan'a dönük sömürgeci planlardır.                                         

Amerika'nın, Belucistan'a dönük planı, İngiliz işgalcisinin planına benzemektedir ki bu da şöyledir: Zorla yönetmek, buradaki kaynakları sömürmek ve buranın sakinlerini mahrum ve ezilenler olarak bırakmaktır. Nitekim Washington bu planı, Pakistan'da on yıllar boyunca var olan siyasî ve askerî liderliklerdeki hainlerin yardımlarıyla uygulamaktadır.

1-Amerika, azınlıkların ihmal edilmesine neden olan Pakistan'daki demokratik sistemi desteklemektedir. Zira demokrasi, ister ırk ister dil isterse din temelinde olsun azınlıklara karşı çoğunluğun fikrine dayanmakta ve demokrasi, gerek taifeci gerekse kavmiyetçi temelinde olsun hakları için çatışma ve savaşla meşgul olsunlar diye azınlıkları muhalefet partileri oluşturmaya teşvik etmektedir. Ardından Amerika da sömürgeci yönetimin bir aracı olan böl ve yönet gibi siyasî ve finansal araçlar yoluyla kavmiyetçilik ve taifecilik fitnesine teşvik etmektedir.

2-Amerika'nın, Belucistan'da siyasî çıkarları bulunmaktadır. Zira Müşerref'in iktidarı boyunca Amerika, Belucistan'daki devasa kaynakları sömürecek yabancı şirketler kurma arzusunu açıklamış, bu şirketler bu kaynakları sömürmek için koşuşturmaya başlamış ve Keyâni-Zerdâri rejimi de çabalarını iki katına çıkarmışlardır.

3-Amerika'nın, iddiaları bunun aksine olmasına rağmen 2015 yılından sonra Afganistan'daki Amerikan askerî varlığını korumak için Belucistan ve komşu Afganistan'da stratejik çıkarları vardır. Nitekim Amerika, Afganistan ve Belucistan'ın başkenti Ketta'da ajanı Karzai'yi harekete geçirmesinin yanı sıra sınırlara deniz kuvvetlerini konuşlandırdığı gibi bölge içerisine de istihbaratlarını konuşlandırmış olup askerleri de Belucistan içindeki hava kuvvetleri ve insansız uçakların olduğu üsleri kullanmaktadır. Zira Raymond Davis şebekesinin şerleri bu bölgeye kadar ulaşmış olup Keyâni ve Zerdâri rejiminin yardımıyla suikast ve bombalama operasyonlarını denetlemektedir.

4-Amerika, Belucistan'daki varlığını garantilemek için Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin yardımına muhtaçtır. Dolayısıyla Silahlı Kuvvetleri kışkırtmak ve bölgeye yaymak için bölgede fitne atmosferi oluşturmakta ve aynı anda kaos ateşinin tam ortasındaki halkımıza karşı Silahlı Kuvvetlerimizi bulaştırmaktadır. Böylece Amerika, hiçbir engel veya tartışma olmaksızın çıkarlarını gerçekleştirme imkanı bulmaktadır.

3- Şeri yön: Belucistan'ın güvenliğinin ve refahının gerçekleştirilmesiyle ilgili olarak.

1-İslam, Belucistan'ı ihmal eden mevcut demokratik rejimi ortadan kaldıracaktır. Zira Hilafet, demir yumrukla yöneten bir polisiye devleti değildir ve yaratıcıları Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kerim kıldığı tebasına zulüm, kaçırma ve işkence de uygulamayacaktır. Bundan dolayı o, en aziz olan İslam ile yönetmek yoluyla ırkına ya da mezhebine bakmaksızın tüm tebasının güvenini kazanacaktır. Böylece tatbik etmiş olduğu her şeye dair Kur'an ve sünnetten deliller göstermek yoluyla onlara güven verecektir. Bunun yanı sıra İslam'da Hilafet Sistemi, vahdet sistemi olup azınlık ya da çoğunlukta olduklarına bakmaksızın tüm tebasını aralarında hiçbir ayırım yapmaksızın yönetecektir. Dolayısıyla İslam, ırkları ne olursa olsun tüm insanlar için bir rahmettir. Nitekim ümmet, Hilafet'in gölgesinde tek bir potada erimiş ve gayrimüslim olan tebalar da adil davranması ve haklarını garantilemesi nedeniyle Hilafet Devleti'ne bağlı kalmışlardır.

Ayrıca Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 6. maddesinden şöyle geçmektedir: "Devletin, yönetimde, yargıda, işlerin yürütülmesinde ya da benzeri konularda tebaları arasında ayrım yapması caiz değildir. Irk, din, renk ve benzeri özelliklere bakmadan herkese tek bir bakışla bakmalıdır." Yine 13. maddede şöyle geçmektedir: "Asıl olan, beraet-i zimmettir. Bir kimse ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır. Kim olursa olsun, herhangi bir kimseye işkence yapmak kesinlikle caiz değildir. Her kim bunu yaparsa cezalandırılır."

2-Hilafet Sistemi, vahdet sistemi olup bir federal sistem değildir. Dolayısıyla ilgili bölgenin finanse edilmesinde sadece sakinlerin veya fakirlerin veya toprakların varlığına bağlı kalmayacak, bilakis buna tebaanın ihtiyaçları karar verecektir ki bu, gıda, giyecek, mesken, öğretim, sağlık, ulaşım ve iletişimleri kapsamaktadır. Dolayısıyla da Müslüman ya da gayrimüslim olsun, bakır, doğalgaz ve altın gibi kamu kaynaklarından tüm teba yararlanabilecek ve yabancı ve yerel şirketlerin bunlardan şahsi kazançlar gerçekleştirmelerine imkan verilmeyecektir.

Ayrıca Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 16. maddesinde şöyle geçmektedir: "Yönetim nizamı, vahdet nizamıdır, federal nizam değildir." Yine Hilafet Devleti'nin Cihazları [Yönetimde ve İdarede] kitabında şöyle geçmektedir: "Tüm bölgelerin maliyesi tek bir maliye, bütçesi tek bir bütçe olur. Vilayetleri neresi olursa olsun, fonlar raiyyenin maslahatlarına denk olarak harcanır. Dolayısıyla eğer, örneğin bir vilayetin gelirleri harcamalarından fazla ise, oraya ihtiyaçları miktarınca harcama yapılır, gelirleri miktarınca değil! Yine bir diğer vilayetin gelirleri harcamalarına yeterli değil ise, bu durum dikkate alınmaz, bilakis gelirleri ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olsun ya da olmasın, Genel Bütçe'den ihtiyaçları miktarınca harcama yapılır."

3-İslam, karışıklıklara ve Belucistan'da yabancı düşmanın varlığına neden olan Belucistan'daki sömürgeci varlığa son verecektir. Zira Hilafet, tüm konsoloslukları, Amerikan üslerini ve Büyükelçilikleri kapatmak ve tüm çalışanlarını sınır dışı etmek yoluyla bu karışıklıkları kesin ve daimi olarak ortadan kaldıracak ve her türlü etkilerini ortadan kaldırmak için yabancı güçlerle olan tüm ilişkileri de kesecektir.

Yine Anayasa Mukaddimesi'nin 188. maddesinde şöyle geçmektedir: "Kendileriyle aramızda anlaşma bulunmayan devletler, İngiltere, Amerika ve Fransa gibi bilfiil sömürgeci devletler ve Rusya gibi beldelerimize göz diken devletler, hükmen harbi devletler sayılırlar. Onlara karşı her türlü ihtiyati tedbir alınır. Onlarla herhangi bir diplomatik ilişki kurulmaz. Bu devletlerin tebaları, beldelerimize ancak pasaportla ve her kişiye her girişi için özel bir vize almak suretiyle girebilirler. Fakat fiili harbi devlet haline gelirlerse bu geçerli olmaz. " Dolayısıyla şayet fiili harbi devlet olursa, yani ülkemizi ya da topraklarımızı işgal ederse, bunların üzerine fiili harbi hükümleri uygulanır demektir.

Not: 6, 13, 16 ve 188. maddelerin Kur'an ve sünnetten olan şeri delillerine tam olarak muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'ne müracaat edilmesi rica olunur.

4- Statüsü Düşen Belucistan'ı Yükseltmek.

1-Sevdikleri şey olan İslam akidesini tatbik etmek yoluyla tüm Müslümanların dostluğunu kazanmak ve İslam'ın onlar için belirtmiş olduğu haklarını garantilemek yoluyla da gayrimüslimlerin dostluğunu kazanmak.

2-Ülkede, Amerika'nın temsil ettiği gerçek tehdidi ortadan kaldırmak.

3-Pakistan'daki enerji ve bol maden kaynaklarının özel mülkiyetini engellemek ve tebanın aynî ya da hizmetler olarak kamu mülkiyetinden faydalanmasını sağlamak yoluyla tüm bölgelerin gelişmesi için büyük bir bütçe izlemek.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER