Pazartesi, 04 Şevval 1447 | 2026/03/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Elleri Müslümanların Kanlarına Bulanmışların En Büyüğü Olan Düşman Amerika, Ne Hoş Geldin Ne de Hoş Buldun

İşgalci Amerika'nın Devlet Başkanı Obama, işgalci Yahudi varlığının liderlerini kucaklamak, İşgalci hükümetine ve askerlerine sevgi dolu konuşma yapmak ve işgal altındaki Batı Şeria ve Ürdün'e yükselmek için mübarek Filistin topraklarını ziyaret etti.

Hizb-ut Tahrir / Filistin olarak bizler, bu ziyareti tamamen reddettiğimiz gibi Amerika'nın genelde Müslümanların özelde ise Filistin'in sorunlarına müdahalede bulunmasını reddederek Müslümanları da bu ziyareti ve bu müdahaleyi reddetmeye davet ederiz ve aşağıdaki hususları vurgularız:

Bölgedeki İngiliz sömürgeciliğinin varisi olan Amerika'nın genelde Müslümanların özelde ise Filistin'in sorunlarına karşı benimsemiş olduğu yöntem, cürümsel düşmancıl bir yöntem olup Amerika'nın işgalci Yahudi varlığını kabul etmesini, Yahudi varlığına para ve ölümcül silahlar vermesini, Müslümanlara karşı bir komplo aygıtı olan Birleşmiş Milletler ve onun yapıları tarafından yayınlanan zalim uluslararası kararlarla Yahudi varlığını desteklemesini ve ortaya çıkmasından bu yana işgalcinin işlemiş olduğu cürümlerin ve iğrenç katliamların üzerini örtmesini temsil etmektedir. Aynen geçmiş yıllarda Yahudi liderlerinin, Cenin mülteci kampında ve Gazze Şeridi'ndeki cürümleri ile işgalcinin cezaevlerindeki esirlerimize karşı işlemiş olduğu cürümlerinden dolayı uluslararası platformlarda sorgulanmasını önlediğinde yapmış olduğu gibi. Dolayısıyla uluslararası kararlar düzeyindeki ana suç, Müslümanların topraklarının üzerinde gaspçı Yahudi varlığının inşa edilmesi kararıdır.

Amerika, özellikle oğul Bush'un lisanıyla Haçlı savaşını ilan etmesinin ardından Ümmete meydan okumasından bu yana, dahası bundan daha önce de Müslümanlara karşı bir imha savaşı yürütmesinin yanı sıra İslam'ı Şeytanlaştırma ve onu terör olarak nitelendirme girişimleri de dahil İslam'ın görüntüsünü çarpıtmak ve bir din ve bir hayat sistemi olarak ona darbe indirmek için küresel tahrik kampanyası yürütmekte, dünyada zehirli atmosferler oluşturmakta ve İslam'a zarar vermeye, mukaddesatlarını çiğnemeye, Kur'an'ına, Nebisine ve mukaddesatlarına hakaret etmeye dönük çatışma kapılarını ardına açık tutmaktadır.

Müslümanlara, insan haklarını çiğneyen, insanı bir rakam ve bir emtia kılan, devleti gözetim görevinden muaf tutan, güçlüler zayıfları yesinler ve ülkenin zenginliklerini ellerine geçirsinler diye insanları çatışmaya iten, kamu mülkiyetlerinden kadının bedenine ve fuhuş ruhsatına varıncaya kadar istisnasız bir şekilde bütün her şeyi satış karşılığında olan kokuşmuş demokratik kapitalist ideolojisini dayatmaktadır ki ülkelerin çevreyi kirletme karşılığında paylarını sattığı başka bir anayasa olmasa gerek.

İslam ülkelerini işgal eden, işkence eden, katleden Irak, Afganistan ve Pakistan'daki Müslümanlara karşı cürümler işleyen, servetleri ve petrolü yağmalayan, Müslümanları yoksulluk halinde aşağılayan, Ümmeti zelil eden tagut yöneticileri destekleyen ve Şam ayaklanmasını çalmak ve Şam tagutunu nüfuzunu koruyacak başka bir tagut ile değiştirmek için ona komplo kuran bizzat Amerika'dır.

İşte tüm bunlardan dolayı bizler de, gerek bizim gerekse Filistin halkının tüm dünya düzeyinde ilk terörist bir devletin başkanının ziyaretini reddettiğimizi gösteren kitlesel kampanya faaliyetleri başlattığımız gibi geçen Cuma günü Mescid-i Aksa'da bir miting başlatmamızın yanı sıra Batı Şeria'daki tüm mescitlerde kitlesel konuşmalar başlattık. Allah'ın izniyle yarın da Ramallah'ta bir mitingimiz olacağı gibi Perşembe günü ise Beyt Lahim'de başka bir mitingimiz ve üniversite çalışmalarımız olacaktır.

Bizler tüm Filistin halkını, bu iğrenç ziyaretin karşında durmaya ve bizim bu ziyareti reddeden faaliyetlerimize katılmaya davet ettiğimiz gibi Ümmeti de tagut yöneticilerin gasbettikleri sultanlarını geri almak ve tüm Fşlistin'i ve işgal edilmiş İslam ülkelerini kurtaracağı gibi Filistin ve dünyanın dört bir tarafındaki esirleri kurtaracak ve Amerika, Avrupa ve Rusya'nın Müslümanların sorunlarına küstahça müdahalede bulunmalarını önleyecek olan Raşidî Hilafet'i kurmak için tüm gücünü kullanmaya ve adımlarını hızlandırmaya davet ediyoruz.

Obama'ya da deriz ki; bizim sorunlarımıza müdahale etmeyin, elinizi Ümmetimizin üzerinden çekin, askerlerinizi ülkemizden çekin ve hadaratımıza meydan okumakta da vazgeçin. Zira Ümmetin fecri, doğmak üzeredir. İşte o zaman sizlere, hiç işitmediğiniz bir cevabımız olacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Karzai, Muhalefet ve Alimler Konseyi Üçgeni, Haçlılara Hizmet Etmektedirler!

Son birkaç haftadır Karzai, Amerika Birleşik Devletleri'nin ülkesine yönelik politikalarına karşı hoşnutsuzluğunu dile getirmektedir. Görünen o ki Karzai'nin Amerika'ya yönelik son tutumunun nedeni, Amerika ile olan güvenlik anlaşmasından ve Bagram cezaevi yönetiminin sorumluluğunu Amerika'dan almada ve Vardak Eyaleti'nde Müslümanlara karşı yaptıkları katliam operasyonları ve kanlarını akıtmalarının ardından Amerikalıları Vardak Eyaleti'ni boşaltmaya teşvik etmede başarısız olmasından sonra kamuoyunun karşısında temize çıkma girişimidir. Ayrıca Karzai konuşmalarında, Amerikan karşıtı son tutumundan, beklenen güvenlik anlaşmasında pazarlık etmeyi amaçladığını söylemiştir.

Afganistan'daki Din Alimleri Konseyi, Karzai'nin Amerika'ya yönelik protestolarında ona desteğini sundu ve yapmış olduğu basın açıklamalarının birinde şöyle dedi: "Şayet Amerikalılar, Karzai'nin taleplerini kabul etmezlerse kendilerine işgalciler olarak bakacaktır." Diğer taraftan muhalefet ve diğer bazı demokratik guruplar Karzai'nin son açıklamalarını, "kendisinin şahsî görüşü" şeklinde nitelendirdikleri gibi bu açıklamaların olumsuz sonuçları olacağına inanmaktadırlar. Ancak Amerikan Kuvvetleri Komutanı General Joseph Dunford, Karzai'nin hilesini "hiçbir dayanağının olmadığı" şeklinde nitelendirdiği gibi Amerikan Büyükelçisi de Karzai'nin sözde karşı koyuşunu "mantıksızlık" olarak nitelendirmiştir.

Sömürgeci Haçlıların işlemiş oldukları tüm cürümlerin nedeni, Karzai, muhalefet ve Afganistan Alimler Konseyi'nin kendilerine sundukları şartsız destekleri ve onların, Müslüman kardeşlerimize ve bacılarımıza karşı işgalcilerin yanında yer almalarıdır. Aslında Karzai, 12 yıl gibi uzun yıllar boyunca efendilerine hizmet etmesinin ardından boşuna kendisini Ümmetin "ulusal kahramanı" olarak sunmaya çalışmaktadır. Ayrıca Karzai, bu tür kışkırtıcı ve saçma açıklamalar yapmak yoluyla kamuoyunu çarpıtmayı amaçlamaktadır.

Alimler Konseyi, aynen "İsrail oğullarının alimleri" gibidirler. Zira Konsey, on iki yıl boyunca işgalcileri desteklemiş ve işgalcileri, özel çıkarlarını gerçekleştirmek için eman isteyenler, özgürler ve dostlar olarak nitelendirmiştir. Bugün de alaycı bir şekilde Karzai'nin taleplerine kulak vermemesi durumunda Amerika'yı işgalci olarak nitelendirmekle tehdit etmektedir.

Muhalefet açısından olana gelince; daha ilk günden bu yana bu işgalcileri desteklediği gibi açıkça kafirlerle dostluk kurmaya ve kafir demokratik rejimlerini uygulamaya çağırmaktadır. Dolayısıyla bu yöneticiler, muhalefet ve alimlere, sevgili Nebimiz Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu kavli intibak etmektedir:

إِذَا لَمْ تَسْتَحِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ "Haya etmiyorsan dilediğini yap." [Ebu Davud rivayet etti]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sudan, Kadına Yönelik Şiddet Belgesini İmzalayarak İslam'daki İçtimaî Nizamın Hükümlerine Savaş Açmaktadır

  • Kategori Yayınlar
  •   |  

Batılı ülkeler, Sudan da dahil İslam dünyasının bazı ülkeleri, farklılıklarının üstesinden gelmek amacıyla Birleşmiş Milletleri'nin kadına yönelik şiddetle mücadele etmeye dönük davranış öğelerini içeren tarihî bir duyurusu üzerinde anlaşmayı kabul etmişlerdir. Nitekim New York'ta iki haftadır devam eden müzakerelerin sonucunda, İran, Libya, Sudan, Vatikan ve oldukça muhafazakar olan diğer İslam ülkeleri, belgenin içerisine "Kadınlara ve kızlara yönelik şiddetin, (adetler veya gelenekler veya dini düşünceler) de dahil hiçbir gerekçesi olamaz" şeklindeki metnin geçtiği bir maddenin eklenmesini kabul etmişlerdir. Ayrıca Uluslararası Kadın Sağlığı Koalisyonu'nda Destek ve Politika Müdürü olan Shannon Movalska, belgeyi şu şekilde nitelendirmiştir: "Kadınlara ve kızlara yardım edilmelidir. Ancak lezbiyen ve transseksüellere yönelik şiddetin de kabul edilmesi için daha da ileri boyuta gidilmelidir."

Kadına yönelik şiddet gerçek bir söz olup bununla batıl amaçlanmaktadır. Çünkü kapitalist Batılı hadaratta şiddetle, rollerde ve yasalarda kadın ve erkek arasındaki her türlü doğal faklılıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu da kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın görüntülerinden olması vasfıyla erkeğin eşi üzerinde hakim olması noktasındaki şerî hükmü ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Zira belge, ortaklığın, hakim olmakla değiştirilmesini talep etmektedir. Dolayısıyla aynı şekilde çok evlilik, iddet, velayet, mehir ve aileye erkeğin harcamada bulunması gibi evlilik yasalarındaki eşitsizlik de onlar nezdinde şiddet anlamına gelmektedir. Zira onların nazarında tüm bunlar, bu sayılanların ve bunlarla bağlantılı olanların ortadan kalkması gereken bir şiddettir.

Belgede daha tehlikeli olan husus ise onun, gerek miras gerekse eşitsizliğin kadına yönelik bir şiddet olması itibarıyla harcama, çocukların gözetimi ve ev işleri gibi aile içi rollerin paylaşımında kadın ile erkek arasında tam bir eşitlik için çalışmasıdır. Ayrıca belge, boşanmanın erkeğin elinde olmasına kadına yönelik ayrımcılığın ve şiddetin görüntülerinden bir görüntü olarak saymakta ve boşanma yetkisinin kocanın elinden alınmasını, bunun yargıya intikal ettirilmesini ve boşanmanın ardından tüm malların paylaştırılmasını talep etmektedir. Bunun yanı sıra belge, hanımın sefer veya çalışma veya evden çıkma veya benzerleri için izin almasını da kadına yönelik şiddetin görüntülerinden saymaktadır.

Aynı şekilde belge, eşcinsel kadınlara tüm hakların verilmesini, onların da korunmasını, onlara da saygı duyulmasını, genç kızlara kendi cinsiyetini ve ortak cinsini seçme özgürlüğünün verilmesini, evlilik yaşının yükseltilmesinin yanı sıra sözde cinsellik ve üreme hakları adı altında istenmeyen hamilelikten kurtulmak için kürtaja izin verilmesine rağmen ergen kızların hamile kalmalarını engelleyen araçların sağlanmasını ve onların bunları kullanmaları için eğitilmelerini talep etmektedir. Oysa ne kadar da kötü bir şey yapıyorlar!!

Bu, eski-yeni belgenin içindekilerin az bir kısmıdır. Zira o, Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme [CEDAW]'ın, Pekin ve Kahire Nüfus Konferansları'nın çabalarını taçlandırmaktadır. Dolayısıyla o, uluslararası mevzuatlardan ve sözleşmelerden ibaret bir paket olup öncelikle İslam dinini ve Allah'ın kitabı ve Kerim Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetinden alınmış sadık hükümler ve çözümler yoluyla kadın-erkek arasındaki ilişkileri düzenleyen içtimaî sistemini hedeflemektedir.

Bizim, İslam'ın hükümlerine savunmaya ihtiyacımız yoktur. Çünkü o, bir gün olsun suçlama konumunda olmamıştır. Zira o, her şeyden önce Hakîm ve Habîr olanın katındandır. Ancak bizler, bu belgeyi imzalayanlara deriz ki; sizler, sadece kendinize zarar vereceğiniz gibi Allah'ın öfkesine maruz kalacaksınız ve Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Hilafet Devleti de sizleri muhasebe edecektir.

Aşağılık yöneticilere de deriz ki; sizler, insanların Rabbinin hükmü için iffetli Müslüman kadınları temsil etmiyorsunuz. Şayet bunlar analarınıza, kızlarınıza ve eşlerinize yapılsaydı rıza gösterir miydiniz ey yöneticiler?! Yoksa daha önce de Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla yönetecek şekilde basiretiniz bağlandığı gibi yine mi basiretiniz bağlandı?! Ey Allah'ım! Kullarını günah ve aşağılanma bataklıklarına sürükleyen, Şeytan'a icabet eden ve kulaklarını Rahman'ın hükmüne tıkayan bu zamanın Ruvaybidalarını Sana şikayet ediyoruz.

Ey Müslümanlar:

Bu azim münkere nasıl razı oluyor ve ona karşı sessiz kalabiliyorsunuz?! Yoksa Allah'ın öfkesinden ve O'nun cezasından korkmuyor musunuz?! Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لاَ يُعَذِّبُ الْعَامَّةَ بِعَمَلِ الْخَاصَّةِ حَتَّى يَرَوْا الْمُنْكَرَ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ وَهُمْ قَادِرُونَ عَلَى أَنْ يُنْكِرُوهُ فَلاَ يُنْكِرُوهُ فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَذَّبَ اللَّهُ الْخَاصَّةَ وَالْعَامَّةَ "Muhakkak ki Allah, özelin (belirli kimselerin) yaptıklarından ötürü geneli (insanların genelini) cezalandırmaz. Ta ki onlar, kendi aralarında münkeri görürler ve onu reddetmeye muktedir oldukları halde onu reddetmezler. Ne zaman ki böyle yaparlar, o zaman Allah hem özeli hem de geneli cezalandırır." [İmam Ahmed'in Müsnedi]

Ey Allah'ım! Bizlere acilen, bu zamanın Ruvaybidalarından ve onların necis efendilerinden tertemiz Müslüman kadınların intikamını alacak olan Mutasım gibi bir Halife nasip et.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Hanımlar Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Terörle Mücadele Kanununda Yapılan Değişiklik, Amerika'nın İslam'a Yönelik Savaşının Bir Parçası Olup Hain Yöneticiler Bu Sayede Amerikan Düşmanlığı Yapan Sesleri Susturmak İstemektedirler

2013 yılına ait Terörle Mücadele Kanunu Tasarısına dair ikinci değişikliğin de geçmesi, yöneticilerin bizzat hainler ve Amerikan ajanları olduklarına ilişkin başka bir kanıt sayılır. Zira on iki yıl boyunca gösterilen hummalı çabalara rağmen Amerika ile siyasî ve askerî liderliklerdeki hainler, terörizme karşı yapılan savaşın İslam'a karşı bir savaş olmadığı ve bu savaşın da bir Amerikan savaşı olmadığı gibi Amerika'nın da Pakistan'ın düşmanı olmadığı noktasında Pakistan halkını ikna etmede başarısız olmuşlardır. Çünkü bugün Ümmetin bilinci görülmemiş bir düzeye yükselmiş olup Pakistan halkı arasında hakim olan kanaat ise terörizme karşı yapılan savaşın İslam'a karşı bir savaş olduğu ve aynı şekilde Amerika'nın da İslam'ın, Müslümanların ve Pakistan'ın düşmanı olduğu şeklindedir.

Terör kanunlarında yapılan değişikliklerden amacın teröristleri yargının adaletine teslim etmek olduğu şeklindeki iddialar açık bir yalandır. Hatta gerçekten amaç bu olsa bile hain yöneticiler, neden katil Raymond Davis'in kaçmasına izin verdikleri gibi neden Amerikan şebekesinin, ayrılmasından sonra bile Pakistan'da çalışmasını sürdürmesine izin vermektedirler?! Hatta bu kanunun yayınlanmasının öncesinde, 11 Mayıs 2012'de kaçırılan Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü'ne yaptıkları gibi insanlar güvenlik birimleri tarafından kaçırılmış ve hücrelere konulmuşlardır. Dolayısıyla bu birimlerin, genellikle yargının, gazetecilerin, politikacıların, tüccarların ve aynı şekilde insanların genelinin telefonlarını dinledikleri apaçık bir hakikattir.

Bundan dolayı bu şerir kanun değişikliğinden amaç, Amerika ile ajanlarının bu savaşın halkların savaşı olduğuna dair insanları ikna etmede uğradıkları fiyaskonun ardından insanların ağızlarına ve zihinlerine gem vurmaktan öte bir şey değildir. Dolayısıyla bu hainler, Amerikalı efendilerinin izinden yürümektedirler. Zira Amerika daha önce de onlara, konuşma cüretinde bulunan herkese acımasız bir şekilde baskı uygulamakla birlikte Amerikan Başkanı'nın yaptırımlarını dayatmak için ulusal güvenliği korumak adına halkın sesini kısmak amacıyla katı "patriot" kanununu da yasalaştırmıştı. Mesela Pakistan'da siyasî ve askerî liderliklerdeki hainler, Terörle Mücadele Kanunu'ndaki bu değişiklik sayesinde kendilerinin hain olduklarının propagandasını yapanların seslerini kesmek istemektedirler.

Hizb-ut Tahrir, aydınların, medya organlarının, İnsan Hakları Örgütlerinin, avukat kardeşlerin ve kitlelerin dikkatlerini, bu hainlerin bizleri Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın Müslümanlara farz kıldığı şerî haklarımızdan, yöneticileri muhasebe etme ve insanların haklarını gasbetmeleri, görevlerini yerine getirmede ihmalkarlık göstermeleri veya insanların işlerini gözetmemeleri veya İslam ile hükmetmemeleri halinde tüm gücümüzle yöneticilerin karşılarında durma vacibimizden mahrum etmek istedikleri hakikatine çeker. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

أفضل الجهاد كلمة حق عند سلطان جائر "Cihadın en üstünü, zalim sultanın yanında hak sözü söylemektir." [Ahmed]

Hizb-ut Tahrir, bu iğrenç tasarıyı reddeder ve Hizb-ut Tahrir'in siyasî ve askerî liderliklerdeki hainlerin İslam'a, Müslümanlara ve Pakistan'a yönelik ihanetlerini ifşa etmeye devam edeceğini vurgular. Ayrıca Hizb-ut Tahrir, medya organlarını, İnsan Hakları Örgütlerini, avukatları ve kitleleri, bu insanlık dışı, gayri ahlakî ve yasadışı tasarıyı reddetmeye ve hepsinin bu şerir kanuna karşı protesto seslerini yükseltmeye davet eder.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Filistin'in, Obama'nın Filistin'i Ziyareti Hakkında Düzenleyeceği Basın Konferansına Katılıma Davet

Sizleri, Filistin'deki Medya Büromuzda Obama'nın Filistin'i ziyareti hakkında gerçekleşecek olan basın konferansına katılmaya davet etmekten şeref duyarız.

Allah'ın izniyle konferans, M. 19.03.2013 el-Muvafık H. 07 Cumade'l Ûlâ 1434 Salı günü öğlen saat 12:00'de yapılacaktır.

Vatan bilgi merkezi salonu, Vatan Tv / Ramallah, Tarım Yardım Binası T / 4.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Avustralya'nın, Suriye ve Burma İle İlgili İslam Düşmanlığına Dayalı Dış Politikasının Doğası İfşa Olmuştur!

Burma Devlet Başkanı Tein Sein, 17 Mart 2013 Pazar günü, başbakan, genel vali ve büyük iş adamlarıyla görüşme yapacağı ve hükümet merkezinde verilecek öğle yemeğinde şeref konuğu olacağı üç günlük tur için Avustralya'ya ulaştı.

Dışişleri Bakanı Bob Carr, günün erken saatlerinde Avustralya'nın, Suriye'de Esed rejimiyle savaşan ve terör örgütleri listesinde yer alan İslamî cemaatlerden birisi olan Nusret Cephesi'ne ev sahipliği yapacağını açıkladı ve şöyle dedi: "Suriye veya başka herhangi bir yerde, "Nusret" aşırılık yanlısı şiddet guruplarına yer yoktur."

Hizb-ut Tahrir'in Avustralya Medya Temsilcisi Osman Bedr, bu gelişmelere dair aşağıdaki yorumda bulundu:

"Bizler, Dışişleri Bakanı'na öncelikle ve her şeyden önce Suriye'de meydana gelenler hakkında gerekli gereksiz diktede bulunma hakkına sahip olmadığını hatırlatırız. Avustralya'nın, kendi özel işleriyle ilgilenmesi yeterli olup İslam dünyasının işlerine müdahale etmekten kaçınmalıdır. Aynı şekilde ona şunu hatırlatırız; kendisi, hükümetinin ve müttefiklerinin sicili yirmi birinci asırda tanık olunmamış çirkinliklerle dolu olduğu ve hatta şu ana kadar onlardan daha terörist olduğu için terörizm hakkında başkalarına ders verecek konumunda değildir."

"Avustralya'nın Suriye ve Burma'ya yönelik politikası, dış politikasında İslam düşmanlığına dayalı doğasını açık bir şekilde ifşa etmektedir. Zira Avustralya, yüksek tonda bir lehçe kullanmış olsa da diğerleri gibi öylece bir kenarda durup dururken Esed Rejimi, Suriye halkından on binlercesini vahşi ve iğrenç bir şekilde doğramaktadır. Ancak şuan Avustralya'nın, bu vahşi rejime karşı Suriye halkını savunan İslamî guruplara karşı pratik bir tutum almaya çalıştığını görmekteyiz. Dolayısıyla Avustralya'nın çok az bildiği sözde terörist tehditlerin arkasına saklanmak, gözlere kum serpmekten başka bir şey değildir. Zira gerçek hedef, Suriye ayaklanmasını boğmak ve onun, İslamî Devletin kurulması şeklindeki doğal sona ulaşmasını engellemektir."

Diğer taraftan Avustralya, daha henüz elindeki Arakan şehrindeki Rohingya Müslümanlarının kanları bile kurumamış olan ve hala rejimi geçen yıldan beri cezayı terk etmeyen Devlet Başkanı Tein Sein gibi terörizmleri sabit olan teröristler için kırmızı halılar sermektedir.

Bu eylemler sayesinde Avustralya hükümeti, kendisinin sadece Müslümanların düşmanı olmadığı, ancak aynı şekilde Müslümanlara düşmanlık besleyen tüm herkesin yakın dostu olduğu şeklinde açık bir mesaj göndermektedir."

"Şimdi soru şu: İslam düşmanı Avustralya'nın politika belirleyicileri, bu politikalarından çıkan sonuçları fark edebiliyorlar mı?

Ayrıca halklarının kısa ve uzun vadeli gerçek çıkarlarını önemsiyorlar mı?

Dahası Allah'ın izniyle çok yakın bir zamanda dünya liderliğine geri dönecek olan İslam Ümmeti gibi azim bir Ümmete düşmanlıklarının sonuçlarını gerçekten biliyorlar mı?"

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER