Pazartesi, 27 Ramazan 1447 | 2026/03/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Amerika, Güney Kardufan ve Mavi Nil'de Yaptıklarıyla Yetinmemekte Dahası Sudan'dan Geriye Kalanları Parçalama Sürecini Hızlandırmak İçin Çatışmayı Diğer Bölgelere Aktarmak İstemektedir

Amerikan Carter Merkezi, (başarısız) popüler danışmanlık deneyimini, özellikle (Mavi Nil ve Güney Kardufan'ın) olduğu iki bölge olmak üzere Sudan'ın tüm eyaletleri için genelleştirmeye dönük bir eğilim ortaya koydu ve merkez, Kuzey eyaletler, Nil Nehri ve Kuzey Kardufan ile bu bağlamda yapılan danışmanlıkların çalıştaylar aracığıyla olduğunu vurguladı!!

Özellikle Güney Kardufan ve Mavi Nil bölgeleriyle ilgili bu popüler danışmanlık, meşum Nifaşa Anlaşması'nın ifrazatlarından biri olup bu, Amerika'nın herkesin kendi isteğine göre yorumlayarak jelatinli olmasını istediği bir terimdir. Ayrıca bu, batını açık olsa da zahiri belirsiz olan bir terim olmasının yanı sıra Nifaşa'da Güney Sudan'ın ayrılması temelinde ilan edilen self-determinasyon ile ilgili bir terimdir. Nitekim her iki bölgede de patlak veren ve durumların patlak vermesine neden olan bu popüler danışmanlık olmuştur. Zaten bugün, bu iki bölgede meydana gelen yıkıma ve Amerika'nın Güvenlik Konseyi ve hükümetin Kuzey kesimiyle müzakere etmesi gerekir şeklindeki 2046 sayılı karar yoluyla müdahalede bulunduğu çatışmaya tüm dünya tanık olmuştur. Dolayısıyla bu da yeni bir ayrılma için sahne oluşturmak anlamına gelmektedir.

Aslında ülkeye ve insanlara getirilen ve getirilecek olan işte bu popüler danışmanlıktır.

Amerika, Güney Kardufan ve Mavi Nil'de yaptıklarıyla yetinmemekte, dahası Güney Sudan'da başlatmış olduğu parçalama sürecini hızlandırmak için çatışmayı diğer bölgelere aktarmak ve bu görev için, Carter Merkezi'ni kullandığı gibi bazen bilinçli bazen de bilinçsiz bir şekilde Amerika'nın her istediğini uygulayan sistemi de kullanmak istemektedir. Halbuki hükümet, -her zaman söylediği üzere- şayet Sudan'ın birliğini hırs göstermiş olsaydı ülkenin fiili yöneticisinin bizzat kendisi olduğunu açıklayan bu merkez tarafından yapılan bu tür bariz ve kışkırtıcı bir müdahaleyi durdurabilirdi. Dahası hükümet, şayet Sudan'ın birliği için gerçekten bir hırs göstermiş olsaydı aslında daha önceden Nifaşa'yı da kabul etmez ve Amerika'nın -parçalanmayı kabul etmeyen- Sudan'da açık bir komployla Güneyini Kuzeyinden ayırma şeklindeki hedeflerini gerçekleştirmesine izin vermediği gibi Sudan'ın diğer bölgelerinin parçalanmasına dönük bir atmosferin oluşmasına da izin vermezdi.

Ey Sudan Halkı... Ey Sudan'ın Muhlis Evlatları!

Sizin için Güneyin ayrılması yeterli değil midir? Aynı zamanda ülke ve insanlar üzerinde meydana gelen yoksulluk ve Kuzey ile Güneyde bir birini takip eden savaşlar yeterli değil midir? Sonra adı popüler danışmanlık olan belirsiz bir terim nedeniyle Güney Kardufan ve Mavi Nil'in ulaştığı bu durum sizin için yeterli değil midir? Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz?

Ülkenizin parçalandığını gördüğünüz halde neden sessiz kalıyorsunuz? Carter Merkezi tarafından yapılan bu açıklama, sizleri tahrik etmiyor mu? Amerikan maslahatgüzarının Sudan'ın dört bir tarafına yapmış olduğu bu mekik turları sizleri tahrik etmiyor mu? Yoksa siz, zillet ve aşağılanmadan mı hoşlanıyorsunuz?

Bizim ve ülkemizin tek çıkış yolu, Amerika ile benzerlerinin köklerini kazımaya, ülkelerimizi yeniden birleştirmeye, dahası dünyadaki tüm İslam ülkelerini birleştirmeye muktedir olan İslam ve ideolojisidir.

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ  "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz." [Enfal 24]


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Tunus, Özellikle Anayasa Taslağı İle İlgili Olmak üzere Yoğun Canlı Temaslar Düzenledi

Hizb-ut Tahrir şebâbı, bütün herkese hizbin İslam esasına dayalı anayasanın sunmuş olduklarına aykırı olarak gördüğü anayasa taslağı hakkında kurucu meclise yönlendirmiş olduğu mesajı sunmak için insanlarla mahalle mahalle, ev ev ve büro büro canlı temaslar gerçekleşti, hizib insanlara benimsemiş olduğu İslamî Anayasa'nın bir nüshasını sundu ve onun dikkate alınması ve ciddi olarak tartışılması çağrısında bulundu. Nitekim desteklenen bu kampanya, diyalog noktalarını sistematik ve yoğun kamplar şeklinde büyük şehirlere odaklamış olup hizib buralarda neşriyatlarını dağıttığı gibi dileyen ve soru sormak isteyen herkesle tartışmıştır...

Diyalog noktalarında hizbin benimsemiş olduğu bu ince üsluplar, fikrî değerlerini ve liderlik ile yönetime muktedir olanın sadece İslamî alternatif olduğunu göstermek içindir...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, Karaçi Bombalamalarını Kınar Keyâni ve Zerdâri, Amerika'yı Hoşnut Etmek İçin Müslümanların Kanlarını Akıtmakta ve Mezhepçilik Ateşini Tutuşturmaktadırlar

Hizb-ut Tahrir, kırk beş kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açan Karaçi'deki vahşî bombalamaları kınar. Bu bombalamalarda ölenlere Allah'tan rahmet ve yaralananlara da acil şifalar diliyoruz. Ayrıca Subhânehu Teâlâ'dan, bu trajik olaydan dolayı onların akrabalarına ve ailelerine sabır vermesini temenni ediyoruz. Ey Allah'ım, amin.

Açıktır ki Keyâni ve Zerdâri, Amerika'nın çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla kent içerisinde Müslümanların kanlarıyla ilgili bir manzara sergilemek ve mezhepçilik ateşini tutuşturmak için deli gibi davranmaktadır. Dolayısıyla bizler, Karaçi, Ketta ve ülkenin dört bir tarafında meydana gelen bombalamalar, sistematik ölüm operasyonları ve huzursuzluklar hususundaki sorumluluğu, siyasî ve askerî liderlikler içerisindeki hain General Keyâni ile Devlet Başkanı Zerdâri'ye yükleriz. Zira bu yöneticiler, efendileri Amerika'nın tutuklamalarını emrettiği Müslümanları tutuklamaktadırlar. Ancak insanların hayatının korunması ve katillerin adalete teslim edilmesi meselesi talep edildiğinde, birbirlerine parmaklarını göstermekle yetinmektedirler. Nitekim Keyâni'nin baltacılarının, barışçıl bir siyasî mücadelede bulunan Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'u ülkenin en büyük ikinci kentinde kaçırdıkları ortaya çıkmasına rağmen onlar, Pakistan'ın en büyük kentlerinde bombalamaları gerçekleştiren ve insanları öldüren gerçek mücrimler ve teröristler sanki kendileri değillermiş gibi davranmaktadırlar.

Pakistan'ın iki ana kentindeki federal ve eyalet hükümetlerinin, muhafız, polis, yargı ve tüm devlet birimlerinin merkezlerinde meydana gelen bu ölüm operasyonlarının, evet bu operasyonların hükümetin gözetimi olmaksızın bu geniş bölgelerde tekrarlanması imkansızdır. Dolayısıyla Pakistan'ın politikası ile bu kurumlar ve birimlerin gücünü bilen aklı başında herhangi bir vatandaşın, onların yalanlarına inanması mümkün müdür?! Kesinlikle hayır.

Amerika, Pakistan'ın ana kentlerine ulaşmak için İslam'a yönelik savaşını genişletmek istemektedir. Zaten General Keyâni ile siyasî ve askerî liderliklerde hainlerden oluşan küçük bir gurubun, ülkenin dört bir tarafındaki askerî ve hassas sivil mekanlarda dolaşmaları ve bombalamalar ve sistematik ölüm operasyonları yoluyla Müslümanların zeki kanlarını akıtmaları için "Raymond Davis" şebekesi gibi teröristlere vize verdikleri bilinmektedir. Nitekim bu konu, Ümmet için gayet açık olup Müslümanlar, tüm mezhepçi ve etnik ölüm adlandırmalarının ardından asla Müslüman kardeşlerinin boyunlara sarılmayacaklar, bilakis bu iğrenç olayların tek sorumlularının daima Amerika ile ajan yöneticiler olduğunu bileceklerdir. Bunun nedeni ise yöneticiler ve yetkililerden herhangi birinin saatler geçmesine rağmen olay yerine gelmemiş olmalarıdır. Zira onlar, olay yerine girmeye cüret edememektedirler. Çünkü onlar, insanların şiddetli öfkesiyle karşı karşıya kalacaklarını çok iyi bilmektedirler.

Alimlerin, tüccarların, avukatların, doktorların, sanayicilerin ve gazetecilerin hepsi, insanların ölümünden General Keyâni ile Devlet Başkanı Zerdâri'nin sorumlu olduklarını bilmektedirler. Bu yüzden Hizb-ut Tahrir herkesi, bu mücrimleri açık bir şekilde suçlamaya, onları protesto etmeye, onlara yönelik şikayetleri yükseltmeye ve Hilafet'i kurmak yoluyla bu hainleri kökünden söküp atmak için Hizb-ut Tahrir'in mücadelesine katılmaya davet etmektedir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir silahlı kuvvetler içerisindeki muhlis subaylardan, bu lanet Amerika'nın ve siyasî ve askerî liderliklerdeki hainler tarafından kardeşlerinin ve bacılarının kanlarının dökülmesinin ardından kıllarını dahi kıpırdatmasızın sessiz kalmaya devam etmemelerini talep etmektedir. Zira siz ey Subaylar! Bu bombalama ve öldürmedeki gerçek sorumluların, Keyâni ve Zerdâri olduğunu çok iyi biliyorsunuz. O halde neden şevkle harekete geçmiyorsunuz? Bu hain canilere karşı harekete geçmeniz için daha kaç Müslümanın öldürülmesi gerekiyor?!

Ey Silahlı Kuvvetler İçerisindeki Muhlis Subaylar!

Haydi harekete geçin, siyasî ve askerî liderliklerdeki hainleri kaldırıp atın ve Hilafet'i kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret verin. Zira Hilafet, Allah'ın izniyle bu hainler ile her bir nefsi öldüren katilleri hesaba çekecektir.


Şeyh Şehzad
حزب التحرير   
Hizb-ut Tahrir   
Resmi Sözcü Yardımcısı
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hilafet Devleti'nde, Silahlı Kuvvetlerinin Üzerinde Olması Gereken Vizyon

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, silahlı kuvvetlerinin Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'ndeki askeri doktrinini açıklayan ana hatlar yayınladı. Nitekim Amerika, asil silahlı kuvvetlerimizi çalmış ve Pakistan'daki siyasî ve askerî liderlikler içerisindeki hainler yoluyla onun eğilimlerine egemen olmuştur.

2013 yılında Pakistan ordusunun Hindistan'a karşı askerî doktrini gözden geçirilmiş ve ülke güvenliği için "iç tehditlerin" Hindistan'dan daha tehlikeli olduğuna itibar edilmiştir. Dolayısıyla Hindistan, Ümmetimiz için öncelikli bir tehdit olarak görülmezken İslam'a ve Müslümanlara yönelik bir savaş olan Amerika'nın sözde terörizmle savaşı, Pakistan ordusunun odak noktası olarak görülmüştür. Nitekim ordunun doktrini; Amerika'nın, kuvvetlerini Afganistan'dan sınırlı bir şekilde çektiğini gizlemesinin ve ordunun da Amerika'nın Pakistan'ı yeniden yönlendirmek ve bölgedeki rolünün de Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin rolü olması için 11 Eylülden bu yana takip etmiş olduğu stratejinin bir sonucu olan yeşil kitabı benimsediğini açıklamasının ardından bölgede daimi askeri varlığını oluşturmaya çalıştığı bir sırada gözden geçirilmiştir. Zira Amerika'nın hedefi, şu üç hususun gerçekleşmesine odaklanmaktır: 1. Pakistan ordusunun, Pakistan sınırları içerisinde sürekli olarak savaşla meşgul olmasını sağlamak. 2. Hindistan'ın bölgesel bir güç olarak yükselmesini sağlamak amacıyla ordunun Hindistan düşmanlığı ile ilgili kanaatini değiştirmek. 3. Orduyu, Hilafet'i geri getirmek için çalışan Ümmete karşı kullanmak.

Aşağıdaki hususlar, silahlı kuvvetlerimizin vizyon belgesini içermektedir:

1-Siyasî ve askerî liderlikleri temsil eden Halife'dir ve silahlı kuvvetleri, düşman ülkelere karşı Ümmeti koruma ve tüm İslam ülkelerini İslam'ı tüm insanlara taşıyacak olan tek bir devletin altında birleştirme hususundaki rolünü yerine getirmesi için yönlendirir.

2-Hızlı sanayileşmeye ve askerî üstünlüğü gerçekleştirmeye dönük programlar oluşturmak yoluyla teknolojide tüm düşman ülkelere olan bağlılığı sona erdirmek ve Hilafet Devleti'nin tüm giderlerini karşılayabilecek büyük gelirler sağlayacak olan üstün bir ekonomik sistemi desteklemek.

3-Yerel askerî tatbikatları ve silahlı kuvvetler için İslamî bilinçlendirme programlarını geliştirmek yoluyla tatbikatlarda tüm düşman ülkelerine bağlı kalmaya son vermek ve düşman ülkelerin yetkilileriyle tüm ilişkileri kesmenin yanı sıra karşılıklı askerî istihbarat eğitimleri ve ortak askerî tatbikatlar gibi tüm haricî ilişkileri kesmek.

Not: Siyasete ve Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi Taslağı'nın maddelerine muttali olmak için internet üzerinden aşağıdaki linke girilmesi rica olunur:

http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, Radyo İmanî'nin Kapatılmasını Kınar!

Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, "Murugor'a" bağlı Radyo İmanî'nin (Radio Imani), geçen yıl yapılan konut ve nüfuz sayımına katılmamaları için Müslümanları etkilediği gerekçesiyle "Tanzanya Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu" tarafından altı ay süreyle kapatılmasını şiddetle kınar.

Telekomünikasyon Kurumu'nun bu uygulaması, "ifade özgürlüğü", "medya özgürlüğü" ve demokratik sistemlerdeki anayasalarda temel haklar bildirgesinin garanti ettiği "bilgi edinme hakkı" gibi aldatıcı ilkelerin yalan olduklarını ortaya koymaktadır... Evet tüm bunlar, açıkça utanç verici bir durum ortaya koymaktadır.

Bu uygulama, Müslümanlara baskı yapmak için son zamanlarda kullanılmaya devam edilen bir stratejidir. Öyle ki geçtiğimiz birkaç ay içerisinde Müslümanlar, kefalet olmaksızın cezaevlerine atılmışlardır. Hiç bitmeyen bu baskı, daha Zengibar'daki Katolik Rahip'in öldürülmesi hakkındaki soruşturmalar sona ermeden önce güvenliğin ihlal edildiği ve İslam'ın vahşî bir şekilde terörizme bağlanıldığı gerekçesiyle devam etmektedir.

Hizb-ut Tahrir, (eşcinsellik) gibi Şeytanî bir amelin propagandasını yapmak için mücadele eden Radyo Klouds FM (Radio Clouds FM) için çıkarılan hafif cezaya ve aynı şekilde Nasranileri katliamlar konusunda kışkırtan ve Mavanza ilinde bulunan Gita'da şiddete ve katliama yol açan Nasrani bir istasyon olan Kva Nema FM (Kwa Neema FM) için verilen cezaya kıyasla Radyo İmanî'ye verilen zalim cezadan dolayı şaşkındır.

Bu da Telekomünikasyon Kurumu'nun bu eylemenin, Radyo Klouds FM ile Kva Nema FM'i hedef almadığını, bilakis Radyo İmanî'yi hedef aldığını göstermektedir. Ancak bu iki istasyon, bir günah keçisi olarak cezalandırılmaktadır.

Radyo İmanî'ye verilen bu caza uygulaması, radyo istasyonu ile İslamî kimliğe sahip olan diğer medya kurumlarının içerisine korku tohumu ekmek için gerçekleştirilmiştir ki böylece İslamî olarak itibar edilen tüm medya kurumları, çalışmalarında İslam şeriatının ilkelerine uymamalarına rağmen İslam'a aykırı olan emirlere boyun eğsinler.

Sonuç olarak Hizb-ut Tahrir her bir akıl sahibini, demokratik sistemin ikiyüzlülüğünü ve iflasını görmeye ve bir alternatif için çalışmanın vacip olduğunu anlamaya davet eder. Aynı şekilde bizler tüm Müslümanları ve İslamî kimliğe sahip olan medya kurumlarını, böyle bir sıkıntı içerisinde olsalar bile dini tutumlarını satmak için hazır olmamaya davet ediyoruz. Çünkü artık İslam'ın yayıldığı ve doğal yollarla yapılan davet sayesinde dünyanın geneline hakim olduğu bilinmektedir. Nitekim bu dönemde Müslümanların sayıları az olduğundan bugün olduğu gibi gelişmemiş iletişim araçlarını kullanmaktadırlar. Bununla birlikte gayrimüslimlerin İslam'a olan kinleri nedeniyle 1924 yılında İslam Devleti'ni yıkabilmelerine rağmen İslam dünyaya hakim olmuş ve zirvede kalmaya devam etmiştir.


Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- "Hilafet'in Yıkılması Geri Dönmesini Gerektirir" Sloganı Altında Sempozyumlar ve Yayınların Dağıtılması Kampanyası

-Miladî tarihe göre- M. 03 Mart 1924 el-Muvafık H. 28 Receb 1342'de Hilafet'in yıkılışının yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, insanlara Hilafet'i kurmak için çalışmanın farziyetini hatırlatmak için Pakistan'ın büyük kentlerinde sempozyumlar düzenledi. Sempozyumların konusu ise "Hilafet'in Yıkılması Geri Dönmesini Gerektirir" olmasının yanı sıra Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, "Hilafet'in Yıkılması Geri Dönmesini Gerektirir" başlıklı Hilafet hakkında bir kitapçık yayınlayarak onu Pakistan halkına dağıttı. Dolayısıyla Hilafet kitapçığı hepimize, İslam'da Hilafet meselesinin çok önemli ve Ümmetimizin merkezi olduğunu hatırlatmaktadır. Zira Hilafet, bizlere parlak bir gelecek sunmak için ecdadımızın Hint Yarımadası'nda kendisi için mücadele ettiği bir meseledir. Ayrıca kitapçık, tüm Müslümanları İslam'ın yanında yer almaya ve Hilafet'i kurmaya davet etmektedir. Özellikle de bugün Ümmet, Hilafet'in kurulması için kıvranıp duruyorken.

SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmaktadır: أطيب ريح في الأرض الهند "Ben Hindistan'dan serin bir esinti hissediyorum." [Müstedrak]

Şüphesiz biz Müslüman bir halkız ve İslam'da bizim kimliğimiz, amacımız, tarihimiz ve servetimizdir. Dolayısıyla İslam'ın Hindistan Yarımadası ile bağlantısı sıkı olup miladî yedinci yüzyıldan bu yana da ondan ayrılmamıştır. Bu yüzden bu ülkenin halkı, tarihleri boyunca kendilerini İslam'ı tatbik etmeye mecbur hissetmişlerdir. Hatta İngiliz sömürgeciliği zamanında Hilafet'in yıkılmasını önlemek için çalışmışlardır. Nitekim bunun için konferanslar düzenlemişler, Hilafet'i kurtarmak için para toplamışlar, üzerine Kur'an-il Kerim'den ayetlerin yazılı olduğu Hilafet Rupisi basmışlar, Hilafet dergisi dağıtmışlar, sömürgeci İngiltere'nin savaşındaki haçlı saldırılarına karşı Osmanlı Hilafeti'ne yardım etmişlerdir. İngiliz sömürgesinin ardından, İslam'ın bu ülke halkının nezdinde önemli bir yeri olmuştur. Nitekim Pakistan'ı İslam'ın merkezi yapmak için büyük fedakarlıklar göstermişlerdir. Bununla birlikte hıyanete maruz kalmışlar ve altı on yıldan fazla bir dönem boyunca demokratik ve diktatörlük gibi insanın imal ettiği rejimlerin acısını çekmişleridir. Şimdi de bizler, Amerikan sömürgeciliğinin altında boğulduğumuz gibi askerî ve siyasî liderliklerdeki hainlere emreden ve nehyedenler bizzat Amerikalılardır. Bu da bizim, İslam'ı güçlü bir şekilde yenileme arzumuzu uyandırmıştır. Zira artık Ümmetin hak ettiği konumuna geri dönmesi amacıyla Hilafet'i geri getirmek için tek bir saf halinde hareket etmemizin zamanı gelmiştir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerikan Dışişleri Bakanı'nın Kahire Ziyaretini Nasıl Bir Dengeyle Tartabiliriz?

Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry, 02.03.2013 Cumartesi günü öğleden sonra bir biri ardına birçok görüşmeler gerçekleştirdi ve görüşmesine, başta Suriye krizi, aynı şekilde Orta Doğu'da barış ve terörizmle mücadele olmak üzere çeşitli konularda görüşmek için Arap Devletleri Ligi Genel Sekreteri Nebil el-Arabî ile başladı. Bunun ardından birçok siyasî partilerin liderleriyle görüştüğü gibi son olarak da birçok Mısırlı işadamları ve Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed Kamil Amr ile görüştü.

Pazar günü, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî ile Cumhurbaşkanlığı sarayında görüşecek ve sonra da bunu, en barizleri mevcut siyasî durum olmak üzere çeşitli konuları görüşmek ve aynı şekilde geçtiğimiz dönemlerde bazı halk guruplarının ordunun yönetime geri dönmesini talep etmesinin tahrik edilip Sina'daki güvenlik durumuna teşvik edilmesinden dolayı askerî liderliğin tutumunu ve iki ülke arasındaki askerî desteği öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nda Mısır Savunma Bakanı Abdüfettah Sisi ile görüşmesi takip edecektir.

Kerry, Mısır'ın başkentinden Riyad'a ayrılmadan önce Kahire ziyaretini, Pazar akşamı Sivil Toplum Kuruluşları'nın birçok temsilcileriyle görüşerek sonlandırdı. Amerikan Washington Post Gazetesi, Kerry'nin Mısır'a uyguladığı baskılar noktasında uyarıda bulundu ki bu baskılar -gazeteye göre-, İMF'nin talep etmiş olduğu ekonomik reformlara karşı halkın öfkesinin artmasından dolayı Mısır'da bölünmelere yol açmıştır.

Amerika'nın bu ziyaretinden bizim gördüğümüz, onun bir taş ile birçok kuş vurmayı istemesidir ki istedikleri şunlardır:

1-Dr. Mursî'nin hükümetine destek vermek, zor kararların alınmasında ve İMF'den kredi almak için ekonomik reformların uygulanmasında Mursî'ye yardımcı olmak.

2-Genelde Amerikan yörüngesinde dönen tüm çatışma taraflarına tavizler vermekle birlikte durumun olduğu gibi kalmaya devam etmesi.

3-Dr. Hişam Kandil hükümetinin düşürülmesi ve gelecek ay yapılacak olan parlamento seçimlerine katılacak olan Kurtuluş Cephesi'ne dayalı muhalefet partilerinin de katılacağı yeni bir hükümetin oluşturulması.

4- Yahudi devleti ile daha sıcak bir barışın sağlanması ve Yahudi devletinin güvenliğine bağlı kalınacağının ikinci, üçüncü ve dördüncü kez vurgulanması.

5- Özellikle Suriye sahasında meydana gelenler olmak üzere Mısır hükümeti ile koordinasyon içerisinde olmak ve Beşar Esed'den sonraki dönem için Amerika'nın Suriye'deki nüfuzunu koruyacak bir çıkış oluşturmak için girişimde bulunmak.

Şimdi sorarız: Ümmetin amansız düşmanı bizzat bu Amerika değil midir? Elleri hala Irak ve Afganistan'daki Müslümanların kanlarına bulaşan bizzat bu Amerika değil midir? İman edenlere insanların en şiddetli düşmanı olan Yahudi varlığının başkanını destekleyen, ona para ve silah yardımında bulunan ve zalim uluslararası kararlarda ona destek veren bizzat bu Amerika değil midir? İslam ülkelerini işgal eden, katleden, işkence eden, Müslümanlara karşı cürümler işleyen, Ümmeti aşağılayan tagut yöneticileri destekleyen, İslam'a, Kur'an'ına, Nebisine ve mukaddesatlarına hakaret eden bizzat bu Amerika değil midir? En büyük Şeytan, Müslümanların ilk düşmanı ve İslam Ümmeti'ne dönük tüm şerlerin kaynağı bizzat Amerika değil midir? Ümmetin evlatlarını, yargılanmaksızın Guantanamo'da tutan bizzat bu Amerika değil midir? Dolayısıyla bizler, İslam Ümmeti'ne karşı işlemiş olduğu cürümleri ne kadar sayarsak sayalım asla bitiremeyiz. Ayrıca ilk devlet suçunu işleyen odur. Bize ne oluyor ki hala Mısır ile Amerika arasındaki "stratejik ilişkinin gücü ve derinliğine" yönelik vurguları işitiyoruz?! Nasıl oluyor da Amerikan Büyükelçisi ülkenin dört bir tarafında dolaşıp duruyor? Yoksa Amerika gibi düşman bir devletle olan bu tür bir durumun uygulanmasını vacip kılan bir şerî hüküm mü var? Ya da daha dün devrik lider ve eski rejim haramdı da bugün helal mi oldu?! Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Şerî vacip, kesinlikle Amerika gibi İslam'a ve Müslümanlara düşman olan bir devletle her türlü ilişkiyi kesmek, onun Dışişleri Bakanı ile görüşmemek ve onun, bazı Muhalefet liderleri ve sözde Sivil Toplum Kuruluşları'nın temsilcileri ile görüşmesine izin vermemektir.

Kerry'nin Mısır'a yönelik ziyaretinde tartılması gereken denge, İslam dengesi olup başka bir şey değildir. Dr. Mursî'nin üzerine düşense, hangi yönde durduğunu açık bir şekilde ilan etmesidir. Yani o, ya Ümmetin sorunlarını benimseyip başta Amerika ve üvey çocuğu Yahudi devleti olmak üzere düşmanlarına karşı onu savunarak Ümmet ile birlikte olacak ya da İslam'ın ve Müslümanların düşmanı Amerika ile birlikte olacaktır. Biz kendisinin Ümmetin safında olmasını ümit ediyoruz. O halde ümmetin safında yer alsın ki böylece Allah'ın Mısır-Kenane topraklarındaki Amerikan nüfuzunu söküp atsın.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?" [Nisâ 144]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- "Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'ni" Uygulamaları Bizlerden Uzak Olup İslam, Müslüman Kadının Haklarını Garantilemektedir!

Mısır Ulusal Kadın Konseyi Başkanı Büyükelçi Murvet El-Talavî, 21 Mart günü düzenlenen basın konferansında, Mısır'ın üzerine imza attığı Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nin, yasalarının konulmasına rehberlik etmesi amacıyla ülkeler için manevî bir yükümlülük olduğunu söyleyen Büyükelçi, Birleşmiş Milletleri'nin insan hakları şemsiyesi altında kabul ettiği çok sayıdaki konuları ve özgürlüklerden tam olarak faydalanma hakkını desteklediğine dair tutumunu tekrarlayarak bu tutumların, diğer dinlerden önce kadını şerefli kılan ve ona haklarını veren İslam'a aykırı olmadığını vurguladı. Ayrıca bildirgeye saldıran kimseleri, dine karışan bir suçlu ve Mısır'ı tora boraya dönüştürmeye ve onu dünyadan tecrit etmeye dönük bir girişim olduğu şeklinde cevap verdi.

Aynı bağlamda el-Ehram Gazetesi 11 Mart günü yayınlanan sayısında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Bakinam Şarkavî'nin lisanı üzerinden şunu aktardı: "Seyahate çıkmadan önce resmî heyet üyelerine verilen görevlerin dağılımı hakkında Cumhurbaşkanı ile Ulusal Kadın Konseyi arasında tam bir koordinasyon oldu." Yine Murvet El-Talavî, konferansın düzenlendiği dönem boyunca görüşlere yakınlaşma hususunda Mısır'ın öncü bir rolünün olduğunu vurguladığı gibi Mısır'da düzenlenen Nüfus ve Kalkınma Konferansı'nın başarısı ve Pekin Eylem Platformu'nun kurulması hususunda Mısır'ın rolünden bahsetti. Ayrıca daha önce de Birleşmiş Milletleri'nin sitesinde, Mısır heyetinin resmî başkanı Büyükelçi El-Talavî'nin 05 Mart 2013 günü, "Anayasa ve Devletin İnşa Edildiği Bir Süreçte Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi" başlığı altında teslim ettiği kağıdın metni yayınlandı. Nitekim kağıdın üçüncü sayfasındaki Mısır'ın durumu fıkrasında şöyle geçmektedir: "Dini esasa dayalı cemaatler, kadınları başörtü (peçe) takmaya, erken evliliğe, kadınların sünnet olmasını haklı çıkarmaya, talak kanunlarının (boşanma kanunlarının) ortadan kaldırılmasına ve çocukların 15 olan tutukluluk yaşlarının 7 yaş olarak değiştirilmesine çağrıda bulunmak yoluyla kadına karşı şiddete teşvik etmektedirler." Le Havle ve La Kuvvete İlla Billah.

Mısır heyetinin başkanı New York'ta, Müslümanlara şerî hükümlerin uygulanmasını kadına yönelik şiddetin bir türü olarak nitelendirmiş ve İslam'ın kadını şerefli kıldığı argümanının lokal olduğunu tekrarlamıştır! Şayet onun tarafından buna kanaat getirilmişse, Müslüman kadınları, Müslümanların dinine, kültürüne ve tadına aykırı olan Birleşmiş Milletleri'nin sözleşmelerini etkinleştirmeye davet etmek yerine şeriatın kamil ve eksiksiz bir şekilde tatbik edilmesi daha evla değil midir?! Şayet İslam, kadının haklarını koruyan tek din ise o halde yabancı diğer kanunlara çağrıda bulunmakta ne oluyor?!  Yoksa bu, sadece satılmayan emtiaların pazarlanmasına dönük ifadeler midir?! Nitekim sürekli olarak incelenmeye muhtaç olan kanunlar, başarısız ve eksik kanunlardır. Onurlu şeriata gelince; o, Habîr ve Latîf olanın katındandır. İslam'ın tutumu ise; çekici adıyla kadınların kötü durumunu istismar etmesinin yanı sıra kadınların, orman kanunlarını dayatan, ırzları ve hurumatları korumayan beşerî kanunların hegemonyası altında acısını çektikleri zulüm ve baskı türlerinin acısını çekmelerini istismar eden Batılılaşmış bu bildirgeden daha açıktır. Dolayısıyla bu konsey, Mısırlı Müslüman kadını temsil etmediği gibi tagutların karşısında duran ve Mısır'daki ayaklanmanın görüntüsünün, milyonlarca örtülü kadının görüntüsüyle ilişkilendirilmesi ve dünya medyasının ilk sayfalarında yer alması için meydanlarda olmayı gerekli bulan kadınların umutlarını ve arzularını da ifade etmemektedir. Mısırlı kadınların şeri kıyafetlere bağlı kalması, zayıflık ve zorlama ifadesine itibar etmek yerine açık bir kimliği ve güçlü bir iradeyi ifade etmek için bazı kadın yazarların tutumlarını değiştirmeye itmiştir.

Mevcut rejimin Müslüman kadınları, geçmişteki acıları silip atacak, Müslümanların onurlarını geri iade edecek ve İslam toplumunu yıkımdan koruyacak olan Allah'ın şeriatının tatbik edileceği İslam'ı sevmeyi ve güvenmeyi tercih etmişlerdir. Ancak Mübarek rejiminin şekli olarak değiştiğini, hiçbir şeyin değişmediğini, gözeticilerinin önünde ve onların onayıyla İslam ve Müslüman kadın hakkında kurulan komploların devam ettiğini ve pozisyonlarına aykırı olması ve bu değişime dönük sahih bir vizyonun olmaması nedeniyle insanların talep ettiğimiz istikrarı kaybettiğini görmekteyiz. Ama sisteme ve kuyruklarına dönük ideolojik ve köklü bir değişim olmadıkça ve insanların akidesi ile örtüşen, onlara Rablerine itaat etmede yardımcı olan ve onlar için helalin ve doğruluğun yollarını hazırlayacak olan bir sistem kurulmadıkça asla bu istikrar geri dönmeyecektir.

وَأَوْفُواْ بِعَهْدِ اللّهِ إِذَا عَاهَدتُّمْ وَلاَ تَنقُضُواْ الأَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ "Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptığınız şeyleri çok iyi bilir." [Nahl 91]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER