Perşembe, 06 Zilkâde 1447 | 2026/04/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Gazze'de ''Artık Hilafet zamanıdır. Siz de Kurulmasına Nusret ediniz'' Yürüyüşü

  • Kategori Foto
  •   |  

26 Receb 1434 H., elmuvafık 5 Haziran 2013 M.tarihinde Hizb-ut Tahrir / Filistin El Umeri Mescidinden başlayan Omarul Muhtar caddesinden ve Sahatul Filistin'den geçip Essaraya kavşağına kadar devam eden bir yürüyüş gerçekleştirmiş ve Belediyeye ait Parkta da bayanlar topluluğuyla buluşmuşlardır. Kalabalık ''Artık Hilafet zamanıdır Sizde Kurulmasına Nusret ediniz'' yazılı pankartlar taşımışlar ve ayrıca ''Ey Obama sana rağmen İslam geliyor'', ''Ümmet Hilafet istiyor'',ve ''Müslümanın kanı tektir'' gibi sloganlar atmışlardır.

Gösteride Üstad Tarık ebu Ureyban konuşma yaparak yürüyüşe katılanları tebrik etmiş, Hizbin hedefi hakkında açıklamada bulunarak, 'Arap Baharı' konusuna da açıklık getirmiştir. Gösteride bayanlar adına da Umm Abdullah bir konuşma yapmış ve konuşmasının bitiminde İslam'da kadının yerine dair önemli açıklamalarda bulunmuş ve etkileyici bir duayla konuşmasını bitirmiştir.

Ayrıca yürüyüşe dikkat çekici nitelikte basın-yayın mensupları katılmıştır.

Son olarak Mühendis İbrahim Şerif; Allah Subhanehu ve Teala, Amerika'dan, Avrupa'dan, ajan yöneticilerden ve onların uzantılarından çok büyüktür, onlar istemeseler de Hilafeti Allah'ın izniyle kuracağız diye haykırmıştır.

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

Filistin: Hizb-ut Tahrir'in Ramallah'ta Hilafet'in 92. yıkılış yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu kalabalık yürüyüş

  • Kategori Foto
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Filistin 25 Receb 1434 H., elmuvafık 04 Haziran 2013 M. tarihinde ikindi namazına müteakiben El Biyre Mescidinden başlayıp ve Almanara kavşağında son bulan bir yürüyüş düzenlemiştir. Yürüyüş hakkında daha önce basın yayın organlarında Hilafet'in 92. yıkılış yıldönümü münasebetiyle yürütmekte olduğu  faaliyetler çerçevesinde ''Hilafet Aksa'yı kurtaracak, Müslümanların imdadına koşarak bütün beşeriyeti felaha kavuşturacaktır'' başlıklı ilan vermiştir.
Gösteride Mühendis Bahir Salih ve Hani yunus birer konuşma yapmışlardır.

Hizb-ut Tahrir / Filistin Medya Bürosu

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

 


 

Hizb-ut Tahrir'in Ramallah'ta Hilafet'in 92. yıkılış yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu yürüyüşün tamamına ait görüntü

Kutlu günde kalabalık gruplar biraraya gelmişler, bayraklar açmışlar, tekbir ve sloganlarla isteklerinin Hilafet olduğunu belirtmişlerdir. Kalabalık ayrıca; kalplerinin Müslümanların zaferini ve dünya tepelerinin tamamında Ukab bayrağının dalgalanmasının hasretini çektiğini vurgulamışlardır. Ayrıca Ayrıca bu zafer neticesinde Suriye'deki, Burma'daki ve bütün yaşam yerlerindeki mustazafların yardım bulacağını ve bütün beşeriyetin felaha kavuşacağını belirtmişlerdir. Hiç şüphesiz ki Hilafet Aksa'yı özgürleştirecek, Müslümanları kurtaracak ve bütün İnsanlığı refaha ulaştıracaktır. Allah amellerimizi kabul buyursun

Devamını oku...

Tunus: ''Ya Hilafet Yada Yok Oluş'' gösterisi

  • Kategori Video
  •   |  

Hizb-ut Tahrir, 22 Receb 1434 H., elmuvafık 01 Haziran 2013 M. Cumartesi günü ''Ya Hilafet Yada Yok Oluş'' başlıklı gösteri düzenlemiştir. Gösteride bazı sloganlar atılmış ve marşlar söylenmiştir. Gösteriye muhkem bir organizasyonla, büyük katılımın olduğu aşikardır.



Hizb-ut Tahrir / Tunus Medya Bürosu Vekilinin ''Ya Hilafet Yada Yok Oluş'' gösterisine ait raporu

 



Ez-Zeytune kanalının gösteri hakkındaki raporu

 



Tunus
el-Ekbariye kanalının gösteri hakkındaki raporu

 

 

 


 

Abdurrahman Al Amirinin konuşması

 


 

Abdulbari B.Abdullah'ın konuşması

 



Hayrettin B. Tayyip'in konuşması

 


 

Salim Ebu Ubeyde'den Şam ehline hitap ve 'Asla eğilmeyeceğiz' marşı

 

 



Ahmed B. Hüseyin'in konuşması

 


 

Salim Misbah'ın konuşması

Devamını oku...

Cezai Şart (Ceza Koşulu) İle Taksitli Satış Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Cezai Şart (Ceza Koşulu) İle Taksitli Satış Hakkındaki Sorunun Cevabı

Aboudhia Taki’ye

Soru:

Satış bedelinin aylık taksitlerle ertelenmesinin belirlenmesi halinde, müşterinin taksiti zamanında ödeyememesi veya geciktirmesi durumunda taksit bedelinin artırıldığı cezai bir şartın konmasıyla satış sözleşmesi şeri olur mu?

Cevap:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Satış vadeli olarak yapılacağı gibi aynı şekilde peşin veya taksitle de yapılır. Ancak müşterinin ödemekten aciz kalması nedeniyle fiyatın artırılması caiz değildir. Dahası zengin olduğu halde ödemeyip geciktiriyorsa o zaman devlet tarafından cezalandırılır. Yani Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavlinden dolayı onun aleyhine geciktirme davası açılır. Nitekim Ebu Davud Amr İbn-i Şerid’den, babasından, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: لَيُّ الْوَاجِدِ يُحِلُّ عِرْضَهُ، وَعُقُوبَتَهُGücü olan kimse borcunu zamanında ödemezse onu teşhir etmek ve cezalandırmak helal olur.” “Leyye”, yani geciktirirse demektir. “El-vêcidi”, yani ödemeye gücü olan kimse demektir. “Yahıllu ırdahû”, yani ona sen geciktiren birisin denilmesi ve ona sert konuşulması helal olur demektir. “ukûbetehû” ise açıktır…   

Şayet zor durumda olmasından dolayı ödeyemiyorsa, kolaylık zamanına kadar mühlet verilir. Zira Subhanehu şöyle buyurmuştur: وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍŞayet (borçlu kimse) zor durumdaysa (elinin genişleyeceği) kolaylık zamanına kadar (ona) mühlet verin.” [Bakara-280] Yani ödeme yapabilmesi için mühlet verilir demektir…  

Binaenaleyh satış ister peşin isterse taksitle olsun, her iki taraf için bağlayıcı olur ve ödemeye güç yetirilememesinden dolayı fiyat artırılmaz. Aksi taktirde faiz olur. Bu faiz türü, cahiliye döneminde yaygındı. Şâfi’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Cahiliye faizlerinden biri de, bir adamın bir adama borcu olması ve borcun kapatılması şeklindeydi. Nitekim alacaklı, (borcu olan kişiye) şöyle derdi: Ya (borcunu) ödersin ya da artırırsın. Şayet borcu geciktirirse onun üstüne ekleme yapar öyle geciktirirdi.”

Sonuç olarak, başlangıçta üzerinde anlaşılan fiyat her iki taraf için de bağlayıcıdır. Dolayısıyla zamanında ödenmediğinden dolayı fiyatın artırılması veya fiyatın artırılmasıyla birlikte başka bir zamana ertelenmesi caiz değildir. 

Kardeşiniz                                                                                                                       H. 27 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                  M. 06 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3354/

Devamını oku...

Fecir Vakti İmsak Vakitlerini Nasıl Taktir Ederiz

  • Kategori Emir'e sorulanlar
  •   |  

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Fecir Vakti İmsak Vakitlerini Nasıl Taktir Ederiz

Muaz Halil Mansur Samamra’ya

Soru:

Esselamu Aleykum. Hizbin, Norveç’teki oruç ve Ramazan ayı hakkında içtihadı olup olmadığını öğrenmek istiyorum; zira sabah namazı ikide, akşam namazı on birde ve yatsı namazı ise gece yarısı on ikide oluyor. Tabi orada gün batımı olmuyor. Yani dünya, her zaman gündüz oluyor. Orada Suudi Arabistan ve en yakın İslam ülkesine göre oruç tutup açılabileceğine dair içtihatlar, görüşler ve fetvalar olduğu gibi bunun caiz olmadığını söyleyenlerde var. Ayrıca orada gün batımı bir saat veya yarım saattir. Neyin doğru olduğunu bilmiyoruz ve Kardavi gibi İslam Birliği’nin fetvaları da var.        

Hizbin bu konuda içtihadı var mıdır? Umarım kardeşimiz ve Hizb-ut Tahrir’in emiri bu konuda bize yardımcı olabilir? 

Allah sizi mübarek kılsın.

Kardeşiniz Muaz Samamra– Norveç Krallığı

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

1- Soru açık değil. Burada bir çelişki var. Zira siz diyorsunuz ki:

“Orada gün batımı bir saat veya yarım saattir.” Bundan da gecenin, bir veya yarım saat olduğu anlaşılıyor.

Ama siz az önce şöyle dediniz: “Tabi orada gün batımı olmuyor. Yani dünya, her zaman gündüz oluyor.” Yani gece olmuyor…

Sonra yine şöyle diyorsunuz: “Sabah namazı ikide, akşam namazı on birde ve yatsı namazı ise gece yarısı on ikide oluyor.” Bu ise orada, gece saat 11’den gündüz saat ikiye kadar gece olduğu, yani 3 saatlik bir gecenin olduğu anlamına geliyor…    

Burada bir çelişkinin olduğu açıktır. Zira birinci söz, “gecenin yaklaşık bir saat veya yarım saat” olduğu, ikincisi “gecenin olmadığı” ve üçüncüsünde ise “üç saatlik bir gecenin olduğu” şeklindedir. Dolayısıyla soruyu netleştiriniz ki cevaplayabilelim Allah’ın izniyle.

2- Ancak yaklaşık iki yıl önce başka bir kardeşimin bana gönderdiği ve benim de cevap verdiğim bir soru vardı. Soru ülkeniz Norveç’e yakın olan Finlandiya’dan gelmişti. Bana gelen ve benim de cevap verdiğim soruyu aşağıda size aktaracağım. Umarım bu konuda size yardımcı olur. Soru şöyle:  

( Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Ben Finlandiya’lıyım ve iftar saatlerimizin hükmünü soruyorum. Zira güneş batsa bile "gecenin karanlığı" yoktur ve güneş battıktan sonra bile alacakaranlık hali gibi kalıyor. Bilinmelidir ki ben, başkent Helsinki’ye 800 km uzaklıkta ve neredeyse yok denecek kadar bir grup Müslümanın olduğu bir bölge olan Finlandiya’nın kuzeyindeki uzak bir bölgede yaşıyorum. 

Soru: (“Gün batımının” akşam 11 civarında olduğu dikkate alındığında) gün batımının zamanı hemen hemen bilinmesinden dolayı fecir vaktinde imsak vakitlerini nasıl belirleyebiliriz. Fecre gelince; bilinen anlamda “gecenin” olmamasından dolayı onun zamanını belirlemek zordur. Ramazan orucunu başka bir zamanda kaza etmem doğru olur mu? İmsak (fecir) için belirli bir zamanın olmaması orucun sıhhatine etki eder mi? (حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِࣕSabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar.” [Bakara-187]) Yoksa başkent Helsinki’deki cami vakitlerini mi takip edelim?? Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh. 29.07.11)

   Cevap: Namaz ve orucun sebepleri, vakitlerdir. Dolayısıyla sebebin varlığıyla hükmü var olur, sebebin yokluğuyla da hüküm yok olur. Bu nedenle usul olarak sebep hakkında şöyle denilir: “Istılahta sebep, hükmün teşrii için değil hükmün varlığı için belirleyici olmasından dolayı semi delilin delalet ettiği açıkça belirlenmiş her vasıftır.” Yani sebepler, teklif eden tarafından gelen hükmün varlığını mükellefe bildirmek için Şâri’nin koyduğu işaretlerdir. Dolayısıyla sebep, varlığı hükmün varlığını, yokluğu ise hükmün yokluğunu gerektirir. 

Binaenaleyh sabah, öğle ve diğer namazlar açısından, sizin bölgeniz dışındaki diğer bir bölgenin vakitlerine göre oruç veya namaz caiz değildir…Yine Ramazan ayında imsak vakti ve iftar vakti açısından siz başkente 800 km uzaklıktaki kuzey Finlandiya bölgesinde ikamet ederken başkentteki Helsinki Camii’nin vakitlerine göre oruç tutmak caiz değildir. Aynı şekilde oruç tutmaya gücünüz yettiği sürece Ramazan orucunu diğer günlerde kaza etmeniz de caiz değildir.      

Kerim kardeşim, sizin sorununuzun iftar ve imsak açısından akşam ve fecir vakitlerinde olduğu görünüyor. Bu mesele, aşağıdaki şekildedir:

1- Gün batımı bilindiğine göre, alacakaranlık durumu devam etse bile gün batımında orucunuzu açabilirsiniz. Çünkü akşam ezanı gün batımında okunuyor. Nitekim Müslim’de, Rasul Sallalllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisinde bir adam gelerek namaz vakitleri hakkında sorunca Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: ...ثمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالْمَغْرِبِ حِينَ وَقَعَتِ الشَّمْس “Sonra, güneş battığı zaman akşam (ezanını okumasını) emretti.” Başka bir rivayette şöyle geçmektedir: ثُمَّ أَمَرَهُ بِالْمَغْرِبِ حِينَ وَجَبَتِ الشَّمْسُ... “sonra şafak kaybolduğu zaman akşam (ezanını okumasını) emretti.” Yani batınca demektir. İşte bu iftar vaktidir. Yani şafak (alacakaranlık) kaybolduğunda değildir. Çünkü Müslim’deki mezkur hadiste geçtiği gibi şafağın kaybolması yatsı namazı içindir. ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ... “Sonra şafak (alacakaranlık) kaybolunca yatsı (ezanını okumasını) emretti.” Başka bir rivayette de şöyle geçmektedir: ثُمَّ أَمَرَهُ بِالْعِشَاءِ حِينَ وَقَعَ الشَّفَقُ “… Sonra şafak (alacakaranlık) kaybolduğu zaman yatsı (ezanını okumasını) emretti.” Yani kaybolduğu zaman demektir. Bu nedenle gün batımından sonra alacakaranlığın (şafağın) varlığı iftarı etkilemez. Bazı fakihlere göre şafak, güneş battıktan sonraki kızıllık iken diğer fakihlere göre ise gün batımından sonraki kızıllığın ardından gelen beyazlıktır. Dolayısıyla yatsı namazında alacakaranlığın kaybolması, (güneş) battıktan sonra kızıllığın kaybolması veya kızıllığın kaybolmasından sonra da gündüzün beyazlığının kaybolmasıdır. İbnu’l Esir, şöyle demiştir: (Zıtlıkların olduğu şafak, güneş battıktan sonra batıda görülen kızıllığın olması ki bunu Şâfi benimsemiştir ve bahsi geçen kızıllıktan sonra batı ufkunda geriye kalan beyazlıktır ki bunu da Ebu Hanife benimsemiştir.)  

İmsak vaktinde olması gereken fecre gelince; bu, fecir ve namaz ezanıdır. Müslim’in mezkur hadisinde şöyle geçmektedir: فَأَقَامَ الْفَجْرَ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ... “Şafak sökünce sabah (ezanını) okudu.” Başka bir rivayette şöyle geçmektedir: فَأَمَرَ بِلَالًا فَأَذَّنَ بِغَلَسٍ، فَصَلَّى الصُّبْحَ حِينَ طَلَعَ الْفَجْرُ... “…Bilal’e alacakaranlıkta ezan okumasını emretti ve fecir doğduğu zaman da sabah namazını kıldırdı.” Tirmizi’nin, Cibril’in Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e imam olduğu andaki hadisinde şöyle geçmektedir: ثُمَّ صَلَّى الفَجْرَ حِينَ بَرَقَ الفَجْرُ، وَحَرُمَ الطَّعَامُ عَلَى الصَّائِمِ... “…Sonra fecrin (kızıllığının) parıldadığı ve oruçluya yeme içmenin haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı.” “بِغَلَسٍ - Bi-galas” kelimesinin anlamı hakkında İbnu’l Esir şöyle demektedir: Galas, gecenin karanlığının sabahın aydınlığı ile karıştığı zamandır.

Buradaki fecir, fecr-i sadıktır. Yani gecenin karanlığının beyaza doğru değişmesidir.  Siz de olduğu gibi gecenin karanlığı kısmi olsa bile böyledir. Bu karanlık, ufka yatay olarak yayılan bir beyazlığa dönüşürse, bu fecr-i sadıktır. O zaman imsak vakti olup imsak yapar (yeme içmeyi bırakır) ve namazınızı kılarsınız. Bu ise gecenin karanlığının beyaza dönüştüğü ancak beyazlığın gökyüzüne doğru yatay olarak değil dikey olarak yükseldiği fecr-i kazibden farklıdır. Bu durumda sabah namazı caiz değildir. Çünkü gece sayılır. Dolayısıyla yiyip içebilirsiniz… Yani bu durumda imsak yapmanız (yeme içmeyi bırakmanız) şart değildir.        

Fecr-i sadıkta gecenin karanlığına karışan beyazlık, her şeyin görüldüğü anlamına gelmez. Bilakis siz, doğudan ufku izlemeye başlarsanız, “kısmi” karanlığın dağılmaya başladığını görürsünüz. Yani görüntü, öncekinden farklı olarak ufukta sağa sola yayılmış olur.   

İbn Hacer, İbn Hacer Fethu’l Bâri’de Müslim’in hadisini şerh ederken şöyle demiştir: Abdullah İbn Mesud’dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: لاَ يَمْنَعَنَّ أَحَدَكُمْ - أَوْ أَحَدًا مِنْكُمْ - أَذَانُ بِلاَلٍ مِنْ سَحُورِهِ، فَإِنَّهُ يُؤَذِّنُ - أَوْ يُنَادِي بِلَيْلٍ - لِيَرْجِعَ قَائِمَكُمْ، وَلِيُنَبِّهَ نَائِمَكُمْ، وَلَيْسَ أَنْ يَقُولَ الفَجْرُ - أَوِ الصُّبْحُ -» وَقَالَ بِأَصَابِعِهِ وَرَفَعَهَا إِلَى فَوْقُ وَطَأْطَأَ إِلَى أَسْفَلُ حَتَّى يَقُولَ هَكَذَا وَقَالَ زُهَيْرٌ: «بِسَبَّابَتَيْهِ إِحْدَاهُمَا فَوْقَ الأُخْرَى، ثُمَّ مَدَّهَا عَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِBirinizi -veya sizden birinizi- Bilal’in okuduğu ezan sahur yapmaktan alıkoymasın. Çünkü o, gece vakti ezan okur. Bu ezanla, geceyi ihya edenleri sahur yemeği için uyarır, uyuyanları da sahura kaldırır. Bunları ifade ederken bu ezanın, fecir veya sabah ezanı olduğunu söylemedi. Bu arada parmakları ile bir şeylere işaret etti. Parmağını yukarı kaldırıp sonra aşağı indirdi. Hadisin ravilerinden Züheyr ise; iki şehadet parmağı -şehadet parmağı ile yanındaki orta parmak- ile işaret ederken ikisini üst üste getirip sağına ve soluna doğru uzattı. demiştir.” İbn Hacer şöyle dedi: (… Sabah genellikle uykudan sonra gelir. O halde hazırlanmaları ve ilk vaktin faziletini idrak etmeleri için vakti girmeden önce insanları uyandıran birini tayin etmek uygun olur. Allah daha iyisini bilir. Keza “parmağını yukarı doğru kaldırdığını söyledi” şeklindeki sözü, yani işaret etti demektir… “إِلَى فَوْقُilel-fevgu, yukarı doğru” sözü, zamme (ötre) üzere mebni olmuştur ve “أَسْفَلُ esfelu, aşağı doğru” kelimesi de aynı şekildedir. … Sanki fecr-i sadıkın sıfatını anlatmak için iki parmağını birleştirip sonra da ayırmıştır. Çünkü fecr-i sadık, yatay olarak yükselir, sonra ufukta sağa sola giderek yayılır. Fecr-i kazib ise bundan farklıdır. Nitekim Araplar onu, zenbu’s sihran (yalancı fecir) olarak adlandırmıştır. Çünkü o, gökyüzünün en yüksek yerinde görünür ve sonra da iner. Nitekim başını kaldırıp indirmesi de buna işaret etmektedir.) Mu’taridan (مُعْتَرِضًا): Yani yatay olarak demektir.      

Sonuç olarak: Sizin bölgenizdeki imsakiye güvenilir olmadığı için aşağıdaki şekilde yaparsınız:

  • Gün batımında iftar yapın…
  • Sizin orda geceleri olduğunu söylediğiniz “kısmi” karanlık durumundan daha fazla yatay beyazlık göründüğünde, yani doğu tarafındaki beyazlığın yatay olarak sağa sola doğru dikkat çekici bir şekilde değiştiğini gördüğünüzde, bu fecr-i sadık olup imsak yapıp (yeme içmeyi bırakıp) namaz kılabilirsiniz…
  • Bu hususta imkânınız ölçüsünde çabalayın, elinizden geleni yapın, yanındaki arkadaşlarınıza yardımcı olun, onlarla istişare yapın, buna göre iftar ve imsağınızı yapın ve imsak ve iftar zamanına dikkat edin. Şüphesiz Allah affedici ve esirgeyicidir. (وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ “(Allah), din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi” [Hac-78]) Beyhaki’nin Sünenü’l Kübrası’nda tahriç ettiği hadiste Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ هَذَا الدِّينَ مَتِينٌ، فَأَوْغِلْ فِيهِ بِرِفْقٍ “Şüphesiz bu din, çok sağlamdır. Onunla yumuşak bir şekilde ilgilen.”

Allah bizim, sizin ve Müslümanların oruç ve namazlarını kabul etsin. Allah sizinle beraber olsun. 10/08/2011) Finlandiya’daki kardeşin sorusunun cevabı bitti.

Tüm bunlara rağmen, bölgeniz hakkındaki bilgileri açık bir şekilde gönderdiğinizde, Allah’ın izniyle size cevap vereceğim.

Kardeşiniz                                                                                                                        H. 26 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                   M. 05 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3353/

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Özgür Rakka'da Suk Mescidinde Yapılan Konuşma

  • Kategori Video
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Mühendis Hişam El Baba küçümsenmeyecek bir kalabalıktan oluşan direnişçilerin bulunduğu Rakka kent merkezindeki Suk mescidinde konuşma yapmış, konuşmasında Şam devriminin karşı karşıya kaldığı tehlikelere değinerek özellikle Amerika'nın zalim yönetimin bekasını sağlamaya yönelik gayreti çerçevesinde İkinci Cenevre Konferansına davet adı altında devrimi boşa çıkarma çabalarına dikkatleri çekmiştir. Bu açıklamasına karşı devrimcilerin icabeti oldukça olumluydu ve devrimciler bu pis planın gerçekleşmemesi için bütün imkanlarını seferber edeceklerine ve devrimciler adına İkinci Cenevre Konferansına katılmaya yeltenenlerin karşısına aşılmaz kale gibi dikileceklerine dair vaadde bulundular. Rakka ehlinin tutumu oldukça asaletliydi ve hepsinde de Şam ehlinin gönüllerinin derinliklerine kökleşmiş İslam cevheri parlıyordu.

Pazar, 9 Recebulferd 1434H., elmuvafık 19 Mayıs 2013 M.

Devamını oku...

Halifenin Seçilme Süresinin Belirlenmesi Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Halifenin Seçilme Süresinin Belirlenmesi Hakkındaki Sorunun Cevabı

Ahmad Nadhif’e

Soru:

Şeyhimiz, bir önceki İmamın azledilmesinin ardından bir Halifenin nasbedilmesi için üç günlük süre verilmesi hakkında size bir soru sormak istiyorum. Nitekim “(Hilafet Devleti’nin) Cihazları” kitabında bu üç günlük süre, Ömer Radıyallahu Anhu’nun üç günün ardından altı sahabeden herhangi birisi diğerlerinin ittifakını reddederse onun öldürülmesi emrine dayalı olarak geçmektedir. Sorum şudur; Taberi tarihinden alınan bu rivayetlerin zayıf olduğunu söyleyenler var. Bu hususta ne diyorsunuz? Allah size mübarek kılsın ve hayırla mükafatlandırsın.   

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Ömer Radıyallahu Anh’ın, Halifenin seçilmesinde sahabeler için üç günlük bir süre belirlemesi konusu… Bu konu, sahabelerin ileri gelenleri tarafından biliniyordu. Nitekim Ömer Radıyallahu Anh, sahabelerin ileri gelenlerinden Suheyb’e şöyle demiştir:  صَلِّ بِالنَّاسِ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، وَأَدْخِلْ عَلِيًّا وَعُثْمَانَ وَالزُّبَيْرَ وَسَعْدًا وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ وَطَلْحَةَ إِنْ قَدِمَ... وَقُمْ عَلَى رُءُوسِهِمْ، فَإِنِ اجْتَمَعَ خَمْسَةٌ وَرَضُوا رَجُلًا وَأَبَى وَاحِدٌ فَاشْدَخْ رَأْسَهُ أَوِ اضْرِبْ رَأْسَهُ بِالسَّيْفِİnsanlara üç gün namaz kıldır. Sonra Ali, Osman, Zübeyr, Sa’d, Abdurrahman Bin Avf ve Talha geldiklerinde yanlarına gir… ve onların başlarında bekle. Şayet beşi birleşir ve bir adama razı olurlar da birisi reddederse, onun başını vurun veya kılıçla onun başını vurun.” Bunu, İbn-i Şeybe Medine tarihinde rivayet ettiği gibi Taberi de kendi tarihinde rivayet etmiştir. Aynı şekilde bunu, İbn-i Sa’d Tabakatu’l Kübra’da nakletmiştir. Ayrıca onlar, şura ehlinden ve sahabelerin ileri gelenlerindendi. Bu ise sahabelerin gözü ve kulağı önünde olduğu halde onların arasından bunu karşı çıkan veya inkar eden birinin olduğu nakledilmemiştir. Dolayısıyla Müslümanların üç gün, üç geceden fazla Halifesiz kalmasının caiz olmadığına dair sahabenin icmaı olmuştur. İcma ise, Kitap ve Sünnet gibi şeri bir delildir. Bundan dolayı Müslümanlar, Halifenin yeri üç gün boş kaldığında bir önceki Halifenin ardından bir Halifenin seçilmesini ihmal etmemişlerdir. Ancak başlarından def edemeyecekleri mücbir sebeplerden dolayı bundan engellenmeleri durumunda, farzı yerine getirmek için meşgul oldukları ve üzerlerindeki baskılardan dolayı geciktirmeye zorlandıklarından dolayı günahtan kurtulurlar. Nitekim İbn-i Hibbân ve İbn-i Mâce, İbn-i Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إن الله وضع عن أمتي الخطأ، والنسيان، وما استُكْرِهوا عليهÜmmetim üzerinden şu üç husus kaldırılmıştır (hesaba çekilmezler): Hata yapmak, unutmak ve zorlandıkları şey.” Şayet bunun için meşgul olmazlar ise, Hilafet kuruluncaya kadar hepsi günahkâr olurlar. Meşgul oldukları taktirde farz onların üzerinden düşer. Halifenin ikame edilmesi için oturduklarından dolayı işlemiş oldukları günaha gelince, onlardan (bu günah) düşmez, bilakis üzerlerinde kalmaya devam eder ve Allah, farzı terk eden bir Müslümanı işlemiş olduğu herhangi bir günahtan dolayı hesaba çekeceği gibi bundan dolayı onları da hesaba çekecektir.      

Kardeşiniz                                                                                                                       H. 25 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                   M. 04 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3352/

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER