Çarşamba, 14 Şevval 1447 | 2026/04/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Tunus Hükümeti, Ülkeyi Sömürgeci Kafire İpotek Etmektedir

  • Kategori Tunus
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Tunus şebâbının, Kurucu Meclis'in önünde gerçekleştirmiş olduğu gösteri, -bir sembol olmasının ötesinde- durumun tehlikesi ve İMF heyetinin, 2,7 milyar dinar değerindeki kredi rezervi ile yaklaşık yüzde 1.50 oranındaki faiz hakkında müzakerede bulunmak için 08 Nisan 2013 Pazartesi gününden beri Tunus'a yaptığı ziyaret yoluyla İslam ülkelerinin bu parçası için planlanan hususlar noktasında uyarıda bulunmak için gerçekleşmiştir.

Hükümetin, sömürgeci daireler ile yapacak olduğu anlaşmalar, ülkeyi sömürgeci kafire ipotek etmesinin yanı sıra Merkez Bankası Başkanı ise, Maliye Bakanı'nın 2013 Şubat ayında İMF'nin direktörüne Tunus hükümeti Fon'un tüm şartlarına cevap verecektir şeklinde gönderdiği mektubu açıkladığı ve mektuplarında yapısal reformların gelecek yıl uygulanacağını belirttikleri bir sırada "kayıtsız şartsız ülkenin egemenliğine dokunulmayacağını" iddia etmektedir. Nitekim o ikisi, herhangi bir işlem yapılmadan önce İMF'nin incelemede bulunmasını ve onun izninin alınmasını taahhüt ettikleri gibi reform programlarının uygulanması için Fon'ın tüm verilere muttali olacağını da taahhüt etmişlerdir. Yani Merkez Bankası Başkanı, Maliye Bakanı ve hükümetten onun arkasındaki kimseler, İMF ile sömürgeci dairelerin personellerinden öte bir şey değillerdir. Dolayısıyla onlar, hiçbir politika çizemeyen, hiçbir program koyamayan ve insanların işlerini gözetemeyen kimseler oldukları gibi "sadece kendilerinden imza atmaları istendiğinde imza atan kimselerdir." Bu yüzden bizler, Burgiba ve Bin Ali döneminden bu yana sömürgeci kafire bağımlılık politikasını sürdüren, düşmanımızın kucağına atlayan ve ölümcül kredilerlerle bizleri rehin alan hükümetin karşısındayız. Zaten krediler bize, aşağılanmaktan, zilletten ve yoksulluktan başka ne kazandır ki? Mesela Tunus, 1993 ve 2001 yılları arasında 14.745 milyon dinar tutarında yeni krediler almış ve bu süre zarfında da borç servisi başlığı altında 15.404 milyon dinar tutarında ödeme yapılmıştır. Nitekim İMF uzmanları, Tunus'taki bütçe yükünün nedeninin, özellikle gayri safi yurtiçi hasılanın %50'sine (22 milyar dolara) eşdeğer olan dışsal olmak üzere borç servisi olduğunu vurgulamaktadırlar. Dolayısıyla bu rakamlara basitçe bakıldığında, kredilerin sadece kreditör sömürgecilerin çıkarlarını garantilemek için olduğu ve halkımızı, gençlerimizi ve enerjilerimizi de sermaye sahiplerinin yararı için çalışıp yorulur hale getirdiği kanıtlanmış olur. Zira onlar, bizim hizmetçi ve köle olmamızı istemektedirler.

Ey Müslümanlar ve Ey Tunus Halkı!

Sizler, sömürgeci kapitalizme ve hükümetinizin aşağıdaki hususları dayatacak şekilde sömürgeci kafirle yaptığı anlaşmalar sayesinde ülkeyi sömürgeci kafire ipotek eden hainlere karşı ayaklanmanızdan dolayı cezalandırılıyorsunuz:

1-Zorunlu gıda ürünleri ve malzemeleri üzerindeki sübvansiyonların kaldırılması. Bu da fiyatların artması ve yaşam maliyetinin yükselmesi anlamına gelmektedir.

2-Hükümetin eğitim ve sağlığa yönelik harcamalarda kemer sıkma politikasını takip etmesi. Bu da sizlerden büyük bir kesimi temel hizmetlerden yoksun bırakmakla tehdit etmektedir. Nitekim hükümetin geçen Ocak ayında, sanki acı çekmek ülke halkının kaderiymiş gibi acı verici uygulamalar kaçınılmazdır şeklinde bir söz söylediğinde Dünya Bankası Başkanı'nın ifade etmek istediği şey işte budur. Servetleri yağmalayan ve halkların kanlarını emenlere gelince; onların çıkarlarının korunması için birtakım programlar ve yasalar konulmaktadır.

3-Tunus dinarının değerinin düşürülmesi. Bunu da yoksulluk dairesinin genişleyeceğinden dolayı satın alma gücünün azalması takip edecektir.

4-Yabancı sermaye sahiplerinin ülkeye girmeleri için artı imtiyazlar verilmesi. Bu imtiyazlar ise onlara ülke servetlerine el  koyma hakkı verecektir. (Mesela, Ülkedeki enerji sektörünü, hesapsız veya gözetimsiz bir şekilde İngiliz British Doğalgaz Şirketi kontrol etmektedir.) Bunun yanı sıra gençlerimiz ve enerjilerimiz, laik kapitalist şirketler için çok ucuz bir şekilde çalıştırılır hale gelmiştir.

5-Kamu bankalarının özelleştirilmesi yoluyla banka sektörünün canlandırılması. Yani genelinin açık ve şüpheli bir şekilde cezadan kurtuldukları bir sırada Bin Ali'nin, onun zümresinin ve müttefiklerinin istifade ettiği fasit borçların ödeme yükünün, insanlara yüklenmesi. Dolayısıyla sermaye, onların çıkarlarını korumaktadır.

Bu anlaşmalar, cürümün ve hıyanetin boyutunu daha da artırmaktadır. Bu da kasıtlı yoksullaştırma ve zincirleme politikasından öte bir şey olmayıp ülke, on yıllarca bu durumdan kurtulamayacaktır.

(Bulunmuş olduğu her yerde yoksulluğu ve yıkımı yayan) iğrenç İMF'nin direktifleri, sadece ekonomik yönle sınırlı kalmamakta, bilakis bununda ötesine geçerek eğitimi, yargıyı, anayasayı ve benzerlerini de kapsamaktadır.

Tüm bunlardan daha da tehlikelisi ise politikacılarımızın Batılı hadaratla yapmış olduğu anlaşmalar sayesinde İslam'ı tahrif etmeleridir. Nitekim Dünya Bankası Grubu Başkanı Jim Yong Kim, geçen Ocak ayında Tunus'a yaptığı ziyareti sırasındaki bir basın toplantısında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Tunus'un, İslam ile demokrasinin (ki bu, beşerî anayasa anlamına gelmektedir) uyumunda başarı gösterdiğini vurgulamamız gerekir." Dolayısıyla iğrenç bir kurnazlıkla, sömürgeci kafir demokrasisini İslamımızın üzerine egemen kıldığı gibi onu bir ölçü ve temel kılmaktadır. İslam'a gelince; onun sadece insanların kendisiyle gölgelendikleri bir süs ve aksesuar olmasını istemektedirler. Bu şekilde onlar, İslam sayesinde kalkınmamızı ve onurumuzun geri dönmesini engellemeye çalışmaktadırlar.

Ey Tunus'taki Halkımız!

Şimdi sizler için, sömürgeci bir hükümet olan bu hükümetin, onun yanlılarının ve onunla birlikte hareket edenlerin iç yüzleri tamamen ifşa oldu. Dolayısıyla artık sizlerin, sömürgeciliği, projelerini ve ajanlarını ülkemizden söküp atmamız için bizim yanımızda yer almanızın zamanı gelmiştir.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, İMF ve diğer sömürgeci devletlerle yapılan muamelenin cürümü hususunda uyarıda bulunuyor ve aşağıdaki hususlara davet ediyoruz:

-Kararlarımız, sözlü değil fiili egemenlik şeklinde olmalıdır; Zira Allahu Teâlâ, kafirlerin egemen olmasını haram kılmıştır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Ayrıca kafirlere olan bağımlılığın cürümü noktasında uyarıda bulunuş ve şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا "Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Oysa izzetin tamamı şüphesiz Allah'a aittir." [en-Nîsa 139]

-İMF ve Dünya Bankası ile olan ilişkilerin kesilmesi ve onların kaldırılıp atılması. Zira onunla yapılan muamelede, sefaletten, karışıklıktan, bozukluktan, aşağılanmadan ve zilletten başka bir şey göremiyoruz.

- Sahte bir şekilde yapılan sözde dış borç ödemelerinin derhal durdurulması. Çünkü bu zalim borçlar, kreditör sömürgecilerin yardımları ve bilgileri sayesinde fasit tagutların onayladığı borçlardır. Bunun yanı sıra onlar bu borçları, kat be kat artırmışlardır. O halde neden mallarımız onlara verip evlatlarımızın çabalarını onlara boyun büktürelim ki?

-(Elli yılı aşkındır doğalgaz alanlarına sahip olma ve petrol arama imtiyazları veren anlaşmaların) yanı sıra doğalgaz, fosfat ve petrol gibi yeraltı servetlerimizi sömürgeci şirketlerin yağmalamasına ve kendi tekeline almasına neden olan anlaşmalar gibi tüm zalim anlaşmaların iptal edilmesi. Halbuki bu servetler, alemlerin Rabbinin hükmettiği gibi insanların mülkü olmalıdır. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

المسلمون شركاء في ثلاث: الماء والكلأ والنار "Müslümanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, ateş ve mera."

Ebyad İbn-u el-Hammal'dan, şöyle rivayet edilmiştir:

أنه استقطع رسول الله صلى الله عليه وسلم الملح بمأرب، فلما ولّى قيل: يا رسول الله أتدري ما أقطعته له؟ إنّما أقطعتَ له الماء العِدّ، فرجعه منه "Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], Marib'deki tuzu ona ikta etti. Tam oradan ayrılacağı sırada denildi ki: Ona ne ikta ettiğinizi biliyor musunuz? Ona kesilmez bir suyu ikta ettiniz. Bunun üzerine bundan vazgeçti."

[الماء العِدُّ] el-Mâ'ul Iddu, tükenmeyen su demektir. Yani ona tükenmeyen bir maden ikta etti demektir. Dolayısıyla hadis, yer altı servetlerinin ([الماء العِدُّ] el-Mâ'ul Iddu, tükenmeyen suyun) insanlara ait kamu mülkiyeti olup bunların, ister madenler gibi katı olsunlar ister petrol gibi akıcı olsunlar ister doğalgaz gibi gazlı olsunlar isterse de benzerleri olsunlar madenler mülkiyeti ile ilgili olduğuna kesin bir şekilde delalet etmektedir. Dolayısıyla da tüm bunlar, kamu mülkiyeti olup devletin veya bireylerin veya özel şirketlerin bunları mülk edinmeleri caiz değildir. Bilakis bunlar, devletin tebasına ait kamu mülkiyeti olup devlet tebası adına bu mülkiyeti işletir ve gelirlerini de masraflarını düştükten sonra aynî yada hizmet olarak dağıtır...

-Yöneticilerin ve uygulayıcıların yağmaladıkları geri alınır. Ki bu da; meblağlar, ilk tahminlere göre olan miktarı aşarsa, yani İMF'den alınan kredinin dört kat daha fazlası olursa gerçekleşir.

Ey Müslümanlar!

Bu uygulamalar, yağmalama ve sömürü kanamasını durdurmak, sömürgeci kafirin elini ülkemizin üzerinden kaldırmak ve servetlerimizin üzerindeki anlamsız eli koparmak için çok acil ve öncelikli uygulamalardır. Köklü çözümlere gelince ki onlar şunlardır:

-Helak olmuş zalim kapitalizmin ekonomisi de dahil belanın başı ve bir hayat sistemi olan kapitalizmin kaldırılıp atılması.

-İslam'ın, yönetime geri getirilmesi. Zira ekonomik sorunları, ülkenin servetinin Ümmetin bireylerine tek tek dağıtılmasını kapsayan İslam'ın tafsılî şerî hükümlerine binaen ancak bu şekilde çözebiliriz. Ayrıca bu, onların temel ihtiyaçlarının doyurulmasını ve onlara, mümkün olduğu kadar lüks ihtiyaçlarını karşılama imkanı verilmesinin yanı sıra yeterlilik ve refahı da kapsamaktadır ki bunların çözümleri ise Alîm ve Habîr olanın katından gelen şerî hükümlerdir. İşte ancak bu şekilde insanları zelil eden ve insanların Rabbini öfkelendiren kredilere karşı emin olabiliriz. Dolayısıyla İslam'ın ekonomik sistemi, İslam akidesine dayalı bir devletin altında kamil bir şekilde uygulandığında refah ve egemenlik olacaktır. Bu ikisinden daha da önemlisi Allah'ın rıdvanı olacaktır. Böylece bu azim Ümmet, kendilerini sömürgeci kafire bağlı olarak gören yöneticilerin zilletinin ardından devletlerarasındaki heybetini geri kazanacaktır.

Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَـكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ "O ülkelerin halkı iman edip ittika etselerdi üzerlerine semanın ve arzın bereketlerini yağdırırdık. Ancak yalanladılar ve bizde ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik." [Arâf 96]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hükümetin Birimleri, Hizb-ut Tahrir'in İki Üyesini Kaçırmışlardır Bu Kaçırmalar, Ne Demokrasinin Yok Olmasını Ne de Hilafet'in Kurulmasını Engelleyecektir

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hizb-ut Tahrir'in iki üyesinin, 12 Nisan Cuma günü Cuma namazından kısa bir süre sonra hükümetin gizli birimleri tarafından kaçırılmasını kınar. Zira Ammar Cagravî ve Mühendis Faruk'tan her biri, üç araçlı sivil kıyafet giyinmiş emniyet birimlerine bağlı bireylerden oluşan büyük bir gücün saldırısına uğramalarının ardından kaçırılmışlar ve -hala nerede oldukları da bilinmemektedir.- Nitekim bu operasyon, Hizb-ut Tahrir'in Pakistan Resmî Sözcüsü [Navit Butt]'un kaçırılmasının 11 Mayıs 2013 gününe rastlayan birinci yıl dönümüyle eş zamanlı gerçekleşmiştir.

Ayrıca bu kaçırma operasyonu, Pakistan Vilayeti tarafından, "لاَ يُلْدَغُ المُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ "Mümin bir delikten iki defa sokulmaz" başlığı altında sadır olan neşriyatın dağıtılmasının akabinde gerçekleşmiştir. Zira neşriyat, Pakistan'da kendisiyle yönetilen ve İslam'ın uygulanmasını engelleyen laik sistemi ifşa etmesinin ve 11 Mayıs 2013 günü gerçekleşecek olan ve kendisiyle kafir demokratik sistemin ömrünün uzatılması amaçlanan yaklaşan seçimlere katılmaları noktasında Müslümanları uyarmasının yanı sıra lider olarak da Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan ve İslam'ı derhal ve kapsamlı bir şekilde tatbik etmeye kararlı olan Hizb-ut Tahrir'i sunmaktaydı.

Hizb-ut Tahrir'in kampanyası, Pakistan liderliğindeki hainlere ve onların Washington'daki efendilerine demokrasinin sona ereceğini ve Hilafet Devleti'nin kurulacağını fısıldamaktadır. Bundan dolayı -hainler, diyaloga ve tartışmaya çağrıda bulunmalarına rağmen- kampanyaya meydan okumak için kuvvet ve baskı kullanmaya başvurmaktadırlar. Çünkü onlar, kendilerinin kafir beşerî kanunlara yönelik çağrılarını Ümmetin reddedeceğinin farkındadırlar. Zira Ümmet, artık uykusundan uyanmış ve kaynaklarımızı sömürgeci kafirlere teslim eden beşerî demokratik sistemin vakıasına karşı Ümmet nezdinde bir bilinç oluşmuştur. Ayrıca vakıa, her geçen gün demokrasinin ömrünün kısaldığını ve Hilafet'in fecrinin yaklaştığını göstermektedir.

Hizb-ut Tahrir hainlere der ki; Ümmetin, Hilafet'e davet edenlere karşı işlediğiniz cürümlerin farkında olmadığını sanmayın. Bilakis Ümmet, konumunuzun zayıflığını teyit eden bu zulmünüzü çok iyi bilmekte ve bu da onu Hizb-ut Tahrir'in elini sıkmaya ve ona yardım etmeye itmektedir. Ayrıca Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın yapmakta olduklarınızdan gafil olmadığını ve İslam'a ve davet taşıyıcılarına karşı işlemiş olduğunuz cürümlerinizden dolayı çok yakında cezalandırılacağınızı da çok iyi bilin.

وَلاَ تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ ٱلظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ ٱلأَبْصَار "(Resulüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." [İbrahim 42]

Devamını oku...

Kasap Kerimov Rejimi, Hizb-ut Tahrir Şebâbını Katletmeye Devam Etmektedir!

  • Kategori Özbekistan
  •   |  

Şehitler göklerdedir ama bizler, sadece Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın İslamî hayatı yeniden başlatmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmalarından dolayı uzun yıllar İslam'a ve Müslümanlara kindar Yahudi Kerimov'un rejimi olan zalim rejimin parmaklıkları arasında özgürlükten mahrum kalan iki kardeşimizi Allah'a karşı temize çıkarmıyoruz.

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ "Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz." [el-Bakara 156]

Bu ikisinden birinin adı, Amanov Hamîdullah olup Kırgızistan eyaletinin Oş şehrindendir. Zira Özbekistan güvenlik güçleri onu buradan kaçırmışlar, ardından Özbekistan cezaevine nakletmişler ve kendisine verdikleri uzun süreli bir mahkumiyetten dolayı da onu özgürlükten mahrum bırakmışlardır.

Bu kardeşimiz, takvası ve cesaretiyle mücrim Kerimov'un cezaevlerindeki diğer özgürlük mahkumları için bir örnek olmuştur. Zira Hamîdullah, akidesini reddetmesi ve hedefinden vazgeçmesi, onu namaz ve oruç gibi en basit ibadet ritüellerini yerine getirmesini ve emri bil maruf ve'n nehyi anil münkerden engellemek için zalim rejim tarafından karşılaşmış olduğu zulüm ve işkenceye rağmen, evet tüm bunlara rağmen o, bu amelleri tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmiştir. Dolayısıyla onun bu ısrarı, diğer mahkumlar için bir örnek olmuştur. Nitekim cesur ve kararlı olan kardeşimize güç yetiremeyen zalim rejimin uşakları, onun mahkumiyet müddetine başka yeni bir müddet daha eklemişlerdir. Halbuki Hamîdullah'ın, insanlar arasında "oraya giren kayboluyor" şeklinde yaygınlaşan Caslık cezaevinde ilk mahkumiyet müddeti sona ermişti. Ancak 2007 yılında uydurma bir suçlamayla mahkumiyet müddetine bir yıl altı ay daha eklenmiş ve Zarafşan bölgesinde bulunan cezaevine nakledilmiştir. Bunun üzerine geçen 8 yılın ardından kendisine ek iki yıl daha hüküm verilmiş ve Buhara'da bulunan cezaevine nakledilmiştir. Sonra üçüncü kez yeni bir müddet eklenmiş ve Taşkent eyaletinin Chirchik şehrinde bulunan bir cezaevine gönderilmiştir. Ama dördüncü kez ise ailesine aşağıdaki telgrafı göndermişlerdir:

"Ceza işlerine bakmaktan ve karar vermekten sorumlu Yargı Dairesi, 13 Nisan 2013 tarihinde, Özbekistan Cumhuriyeti Ceza Kanunu'nun 221. maddesinin 2. bölümünün "b" bendine göre mahkum olan Amanov Hamîdullah'ın geçirmiş olduğu bir kalp krizi sonucunda 04.04.2013 günü öldüğünü sizlere bildirir." Bu telgrafın üzerine, Chirchik şehrinin Ceza İşleri Yargıcı M. M. Osmanov imza atmış, sonra onu Karaçi şehrindeki 64/33 rakamlı cezaevine göndermiş ve sonra da telgraf, aynı gün Kırgızistan eyaletinin Oş şehrine ulaşması için Kaşka Derya ilinin Kasane cezaevi müdürü Z. Raoshanov'un imzasıyla evlatlarının ölümünü bildirmek amacıyla kardeşimizin ailesine gönderilmiştir. Ancak Kırgızistan İçişleri Bakanlığı personelleri, sorunların kışkırtılmasından korkulduğu gerekçesiyle telgrafın kardeşimizin ailesine ulaşmasını kasten geciktirmişlerdir.

Kardeşimizin akrabaları telgrafı teslim alınca, evlatlarının cesedini teslim almak için Özbekistan eyaletinin Karaçi şehrine gitmişlerdir. Hapishaneye ulaştıklarında cezaevi müdürü onlara şöyle demiştir: Siz, cesedi teslim almaya gelmekte geciktiğinizden dolayı biz onu buraya defnettik.

Diğer şehide gelince; o, Abdurrahimov Miralim. Andican eyaletinin Karasu şehrindendir. Kendisi 1966 doğumlu olup Hizb-ut Tahrir'e üye olmaktan dolayı tutuklanmıştı.

Allah rahmet eylesin Abdurrahimov, cezaevinin çok kötü olan şartlarının yanı sıra rejimin, rejimin değişmesi için İslamlarına ve siyasî amellerine sımsıkı sarılmalarından dolayı mahkumlara karşı uyguladığı işkence ve insanlık dışı muamele sonucunda tüberküloz hastalığına yakalanmış ve sağlık durumunun kötü olması nedeniyle de Abdurrahimov, Taşkent'teki mahkumlar için ayrılan "Sankarad" Hastanesi'ne  gönderilmişti.

Nitekim kardeşimizin durumu ağırlaşınca, yargıcın sağlık durumu mahkumiyet müddetini tamamlamasına elverişli değildir şeklindeki kararından dolayı Nisan 2013 yılında cezaevinden çıkarılmıştı. Ancak kendisi hastaneden çıktıktan on gün sonra, yani 12 Nisan 2013 günü vefat etmiştir.

Cabir [Radıyallahu Anh]'dan, Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

سَيِّدُ الشُّهَدَاءِ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَرَجُلٌ قَامَ إِلَى إِمَامٍ جَائِرٍ فَأَمَرَهُ وَنَهَاهُ فَقَتَلَهُ "Şehitlerin efendisi Hamza İbn-u Abdulmuttalib'tir ve zalim yöneticiye karşı çıkıp ona (marufu) emreden ve onu (münkerden) nehyeden ve (bunun için) katledilen kişidir." [Hakim, Müstedreki'nde tahriç etti ve isnadı sahihtir dedi]

Allahu Teâlâ'dan, bu iki kardeşimizin ailelerine sabır, sebat ve teselli ilham etmesini, onların makamlarını şehitlerin makamı kılmasını ve kıyamet günü de onları Nebiler, sıddıklar, şehitler ve Salihlerle ile haşretmesini temenni ediyoruz. Zira onlar, ne güzel arkadaştırlar. Amin, ey alemlerin Rabbi!

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir‘in Tulkerim'deki yönetime karşı büyük gösterisi ve akabinde tutuklama, tartaklama ve engel noktaları oluşturma

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Filistin 17 Cumadil ahir 1434 H., 27 Nisan 2013 M. Cumartesi günü yandaşları ve destekçileriyle beraber Tulkerim kenti Abdunnasr bulvarında geçen Perşembe günü 20 üyesinin tutuklanmasını protesto amacıyla büyük bir gösteri düzenlemiştir. Zira bu kişiler Mescidi el-Aksa'ya nusret için düzenledikleri gösteri esnasında tutuklanmışlardı ve gösteri sonrası yönetim bütün zorbalığını sergileyerek kalabalığa müdahale etmiş hizbin üyelerini ve olayı fotoğraflayan kişileri dahi tutuklamışlar ve ayrıca hizbin üyelerinin sığındığı lokantaya da zarar vermişlerdir.

Gösteride kalabalığa seslenen Hizb-ut Tahrir konuşmacısı kısaca olaylara değinerek, Filistin'in Batı ve Gazze kesiminde, Suriye'de basında yer almayan hakikatleri açıkladıkları bir dizi seminer düzenledikleri ve bunun için salonlar kiraladıklarını ve hemen hemen bütün bölgelerde bunu gerçekleştirdiklerini fakat Tulkerim ve Ceninde bunun engellendiğini salon tutmalarının yasaklandığını ve salon sahiplerine baskı yapıldığını ve salon kiralamak için vilayetten izin alınması şartının getirildiğini belirtmiştir. Ayrıca Cenin ve Tulkerim valiliğine iki ayrı heyet göndererek söz konusu uygulamanın kaldırılması hakkında görüşmelerde bulunulmuş fakat bunun da netice vermediğini dile getirmiştir. Bunun üzerine uygulamayı protesto amacıyla 25-04-2013 tarihinde Cenin ve Tulkerim'de gösteriler düzenlemişler ve yönetim buna tutuklama ve tartaklamayla karşılık vermiştir.

Fakat Hizb-ut Tahrir'in konuşmacısı kendilerine karşı bu şekilde davranan yönetimin; işgalci Yahudi varlığının, evlatlarımızı tutuklarken, arazilerimizi gaspederken, evlerimizi yıkıp, halkımızı tartaklarken sessiz kaldığını, onlara karşı bir icraatta bulunmadığını vurgulamıştır.

Son olarak onlar ne kadar zulmetseler de Hizbi hakkı haykırmasından vazgeçiremeyeceklerini hakkı haykırmaya salon olmazsa cadde ve sokaklarda devam edeceklerini, haklarını elde edinceye kadar taviz vermeksizin yakın zamanda bir dizi icraatta bulunacaklarını beyan etmiştir.

Hizb-ut Tahrir Filistin Medya Bürosu

 

 

Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

Hizb ut-Tahrir Türkiye'nin Kadınlarından Şam'ın Şerefli Kadınlarına Bir Mektup

Es-selamu aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh, ey Şam beldesindeki sevgili, şerefli bacılarımız!

Rasulullah (sav)'in; Allah'u Teala'ya bizler için mübarek kılması için dua ettiği, meleklerin kanatları altında, kulların en seçkinlerini barındıran Şam ve ahalisine selam olsun! Sizinle alakalı her haberi gece gündüz durmadan takip ediyoruz. Suriye'deki kardeşlerimizin yaşadıklarını görünce, kendi kardeşlerimizin yüzüne bakamıyoruz. Her dışarı çıkmak için hicablarımıza büründüğümüzde, Suriyeli bacılarımızın korkularını hissediyoruz yüreğimizde. Kendi evlatlarımızın ağlamaları, Suriye'deki yavrularımızın çığlıkları olarak yansıyor kulaklarımıza ve onların yüreklerimizi delik deşik eden o görüntüleriyle birlikte, bir vicdan azabıyla sarılabiliyoruz kendi evlatlarımıza.

Yaşadığınız acıları burada bizler de yaşıyoruz; çünkü Rasulullah (sav)'in buyurduğu gibi,
"كمثل الجسد الواحد" biz "tek bir vücüt gibiyiz." Allah'u Teala'nın dediği gibi, إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ "Mü'minler ancak kardeştir..." (el-Hucurat 10) Ve yalvarıyoruz El-Kahhar olan Allah Subhanu Tealaya'ya, bir an evvel kardeşlerimize bunları yapanları cezalandırsın diye.

Gerçi kapitalist Batı; yüz yılı aşkın bir süredir tüm dünyada ümmetin çektiklerinden ötürü hissettiğimiz bu acıya bizleri alıştırmak için, çeşitli hilelerle uyuşturmaya çalışmaktadır. Ama başarılı olamadı. Bugün Suriye'de olup bitenler karşısında her Müslüman'ın yüreğinin kanadığından hiç bir kuşku yoktur.

Ey sevgili Suriye'li bacılarımız!

Sizler ilham verici bir direniş sergilediniz. Şam umudun beldesidir! Sizin ayaklanmanız bu ümmetin bir asırdır göstermiş olduğu mücadelenin taçlanmasıdır. Zira sizler ümmetin 90 yılı aşkın bir süredir arzuladığı İslam Devletini açık ve net, gür bir sesle haykırıp, Hilafeti kurmadan oturmamaya yemin eden şerefli kardeşlerimizsiniz. Rabbim bizi sizinle şereflendirdi. İnsanlık için çıkartılmış en hayırlı ümmet! Sizinle kardeş olmayı bizlere nasip eden Allah'u Teala'ya hamd-u senalar olsun!

Rasulullah (sav) buyurmuştu ki: ألا وإن الإيمان حين تقع الفتن بالشام' "Dikkat edin, fitneler vuku bulduğunda iman Şam'dadır."

Sizler, Allah'ın izniyle, İslam devletinin yakın zamanda gerçekleşeceğine dair ümitleri canlandırdınız. O devlet ki, bu Ümmet'i Batı'nın hegemonyasından kurtaracak, İslam dünyasını Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in rayesi altında birleştirecek, insanların işlerini gütmek üzere şer'î hükümleri tatbik edecektir. Sizin kıyamınız; ümmete ve tüm dünyaya İslam Devletinin kurulmasının inşaallah yakın bir hakikat olduğunu ispatladı!

Bunun için Suriye'nin başarısı ümmetin başarısıdır. Sizin zaferiniz Ümmetin zaferidir. Bunun için, sevgili izzetli kardeşlerimiz, bu İslami davanızda sebat edin, çünkü alemlerin Rabbi sizinle! Ve sakın Batı'dan, demokratik, beşeri çözümlerden etkilenenlerin; sizin devriminizi elinizden çalmalarına veya saptırmalarına müsade etmeyin.

Bunun için bizler de; Türkiye'deki Hizb ut-Tahrir'li kardeşleriniz olarak, tüm dünyadaki Hizb ut-Tahrirli kardeşlerimizle birlikte, sizin laik diktatörlüğü ve nizamı yıkıp, yerine İslam'ın hükmünü yerleştirme davanızı elimizden gelen her imkanla destekliyoruz. Sizin Hilafet nidalarınız dünyanın dört bir yanına yankılanırken bu yankıyı güçlendirmek için bizler de gece gündüz çalışıyoruz. Türkiye'de on binlerin katıldığı konferanslar düzenledik. Sizin şanlı davanızı Müslümanlara duyurmak için seminerler ve basın açıklamaları yapıyoruz. Sadece Türkiye'de değil dünyanın her yerinde Hizb ut-Tahrir'li kardeşleriniz olarak, sizin ızdırabınızı duyurmak için ve sizin kalkanınız ve koruyucunuz olacak olan Hilafet'e çağırmak için yürüyüşler, konferanslar ve sayısız tartışma ortamları düzenliyoruz. Bütün bunlar, mümtaz usul alimi, mahir siyasetçi, seçkin düşünür ve saygı değer Emirimiz Şeyh Ata İbnu Halil Ebu Er-Raşta'nın liderliği altında gerçekleşiyor. O da; İslam davetini taşımaktan dolayı, İslam aleminin diktatörlerinin zindanlarında kaldı, buna rağmen hiç taviz vermeden bu İslam davası uğrunda sabretti. Ve bizler onun; sizlerin kanlarınızı ve namuslarınızı savunmak üzere hiç tereddüt etmeden ve gecikmeden orduları harekete geçirerecek olan koruyucunuz ve vekiliniz olması için, ancak nezdinde İslam'ın fikir, metod ve vision olarak tebellür ettiği bir lidere yaraşır şekilde, sizler için izzetli, güvenli ve refah dolu bir hayat kuracak olan ve İslamın sancağını yeryüzüne taşıyacak olan, inşaallah Müslümanların yeni Halifesi olması için dua ediyoruz.

Ey Şam'daki şerefli bacılarımız!

Neredeyse yarım milyon askerden oluşan dünyanın en güçlü ordularından birine sahipken, tek bir askerini bile harekete geçirmeyip, sizleri en çaresiz döneminizde yüzüstü bırakmakla, Türkiye'nin sizlere karşı işlemiş olduğu ihanet çok zorumuza gidiyor. Bunun sebebi; maalesef Erdoğan ve hükümetinin de, tıpkı diğer Müslüman liderler gibi, Batılı amirlerinin; sizin ayaklanmanızı başarısızlığa uğratıp, kurulacak olan ikinci Raşidi Hilafeti engellemeye yönelik ve Suriye'de kendi menfaatlerini garantileyecek ve emirlerine boyun eğecek yeni kukla yönetimi yerleştirme planlarına dair komplolarının içinde yer almasıdır. İşte bundan dolayı Türk hükümeti sizleri yüzüstü bırakmıştır. Hatta bu kadarı da yetmemiş, ihaneti öyle bir boyuta ulaşmış ki, kendisine sığınan subayları Beşşar'ın katillerine teslim edebilmiştir. Bunun yanısıra, en vahşi zulümlerden kaçan mazlum Suriye'li mültecileri, hayvanlara bile laik olmayan, dehşet verici koşullardaki kamplara yerleştirerek en tehlikeli şartlara maruz bırakmış, bir yandan da başkalarını ölüme terk ederek Suriye'ye geri göndermiştir. Sevgili kardeşlerimiz; sizin çaresiz haliniz ve Erdoğan'ın sizin ihtiyaçlarınızı gidermekteki aciz tutumu, yüreklerimizi acıyla burkuyor. Onun bu aciz tutumu; sizin kanınızı korumayı reddeden ve milli iktisadi menfaatleri size yeterli refah ve güven sağlamanın üzerinde tutan bozuk milliyetçi düzeninden kaynaklanmaktadır.

Fakat tüm bu olanlar, sizin sabırlı ve sebatlı direnişinizle birlikte, hem Türkiye'deki hem tüm dünyadaki Müslümanların, bugüne kadar hissettiklerinin artık zihinlerinde de kesinleşecek kadar gözlerini açmaya yaradı: Artık demokrasi ve laiklik, hürriyet ve insan hakları gibi söylemlerin sadece boş sözler olmaktan öte, batının birer tuzakları ve hileleri olduğunu billur bir şekilde ortaya çıkardı.

Öte yandan sizden gelen güzel haberler ve kahraman mücahitlerin görüntüleri de evlatlarımızın gözlerinde Halid bin Velid'leri canlı kılıyor. Zulme karşı savaşan mücahide bacılarımızın sarsılmaz cesaretlerini görmek bizleri davamızda daha da şevklendirmekte. Sizlerin İslam Davası için akıtılan kanlarınız boşa gitmiyor ve kesinlikle boşa gitmeyecek! Ahiretteki kazancınız muazzam olacak inşallah ve sonsuza dek, hem şimdiki hem de gelecek nesillerde, bu ümmetin dualarında olacaksınız, çünkü sizler İslam nizamının aydınlığını ve rahmetini, bunca zamandır karanlıklarda boğulan bu dünyaya geri getirmeye yardım edenlersiniz.

Fakat Suriye'de cesur erkek ve kadınlar, hatta çocuklar tek başlarına zalimlere karşı savaşırken, İslam ordularını, buna Türkiye'ninki de dahil olmak üzere, korkak yöneticileri tarafından kışlalarına zincirlenmiş görmek, kalbimiz sızlıyor. Ancak bizler, Türk ordusunun evlatlarına ve tüm dünyadaki Müslümanların ordularına, yüreksiz liderlerine olan sadakatlarını bırakıp, bir an evvel üzerlerine düşen İslami farziyeti yüklenip, sizlerin kanlarınızı müdafaa etmeğe ve başınızdaki katil diktatörleri yok etmeleri için çağıracağız. Zira müslüman ordularının içinde, ümmet kan ağlarken, kendilerini boyunduruk altında ve ellerini bağlı tutan, hain emir sahiplerini İslam topraklarından söküp atmayı özlemle bekleyen, Allah (st)'yı seven samimi askerler var!

Onları tekrar "Peygamber Ocağı" kılacak, Allah (st)'ın emirleri üzere kendilerine ve ümmete izzeti ve şanı geri getirecek kumandanlarını, Halifelerini bekliyorlar! Onların beklediği kumandan; Halife Muttasım Billah gibi, hiç beklemeden muhteşem bir orduyla, tek bir kadının feryadı üzere, Amuriyye'ye, Bizanslılara karşı koşturmuş olan kumandandır. Şehri kafirlerden temizledikten sonra, kadını kendi elleriyle zindandan kurtarıp, bir de onu beklettiği için, şu sözlerle özür dilemişti:

"Ey bacım, daha evvel gelemedim, zira Bağdattan buraya yol epey uzak."

İşte böyle Halifelere sahip olan ordular geçmişte de ümmetin imdadına yetişmiş, bacılarımızın ırzını korumak için harekete geçmiş, mazlumların intikamını almış, çaresizlere kurtuluş kapılarını açmıştır. Ve inşaallah çok yakında buna benzer örnekleri, nebevi metod üzere ikinci Raşidi Hilafetin kurulmasıyla tekrar göreceğiz. Sevgili kardeşlerimiz, bizler de sabır ve sebatla, tüm gücümüzle, sizlerle birlikte Rasulullah (sav)'in izinde yürüyerek mücadele etmeye devam edeceğiz, ta ki geçmişte olduğu gibi, bugün de kardeşlerimizin ırzlarına uzananları, yavrularımızı öksüz bırakanları, bu ümmete ihanet edenleri cezalandıracak bir Halife'yi getirene kadar! Sizin zaferinizle birlikte Filistin, Irak, Afganistan ve işgal altındaki diğer İslam beldelerini kurtarmak için cihat ilan edecek, ümmetin intikamını alacak ve İslam'ı bir risalet olarak dünyaya taşıyacak olan ikinci Raşidî Hilafet Devletinin ayak seslerini duyuyoruz artık!

Sabredin ey bacılarımız!

İslami mücadelemizde sebat edin, bizler de tüm kalbimizle, duraksamadan ve kesin kararlılıkla sizin yanınızdayız! Ey güzide, seçkin; umut ışığı Suriyeli Kardeşlerimiz! İnşaallah ferahlahayacağımız gün yakındır!

))وَيَوۡمَٮِٕذٍ۬ يَفۡرَحُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ( ٤ ) بِنَصۡرِ ٱللَّهِۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ( ٥ ) وَعۡدَ ٱللَّهِۖ لَا يُخۡلِفُ ٱللَّهُ وَعۡدَهُ ۥ وَلَـٰكِنَّ أَڪۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ((

"İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir. İşte Allah'ın vaadi! Allah vaadinden asla dönmez, velakin insanların çoğu bunu bilmezler." [er-Rûm 4-5-6]

Ey Allah'ım! Bize bu açık nusreti lutfet ve bu büyük hayrın müjdesini ver! Şüphesiz Sen, bizim mevlamızsın, işitensin ve icabet edensi! Şüphesiz müminlerin ve mustazafların yardımcısı Sensin! Şüphesiz Sen, her şeye kadirsin!

Ve aleykum Selam ve Rahmetullah ve Berakatuh

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Beşar'ın Mevcut Olanı Parçalamasının Ardından Suriye'nin Geleceğini Kurtarın!

Reuters Haber Ajansı, Birleşmiş Milletleri'nin 19.04.2013 Perşembe günü, Suriyeli ailelerin evlerinde yandıkları, insanların bombalandıkları, onların ekmek bekledikleri, çocukların işkenceye, tecavüze ve ölüme maruz kaldıkları, Suriye'de iki yıldır devam eden savaştan dolayı şehirlerin enkazlara dönüştüğü ve durumların insanlık felaketine ulaştığı şeklindeki sözlerini yayınlamıştır. Nitekim Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinatörü Valerie Amos, şöyle demiştir: "İnsanlardan daha çok çocuklar acı çekmektedirler. Zira onlar, ölüme, işkenceye ve cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar. Onlardan bir çoğu da yeterli yemeği bulamamaktadırlar. Ayrıca korkunç olayların sonucunda milyonlarca insan şok geçirmektedirler... Bu vahşî çatışma, sadece mevcut Suriye'yi parçalamamakta, bilakis aynı şekilde Suriye'nin geleceğini de yıkmaktadır."

Suriye'nin kamu ve özel mülkiyetler noktasında maruz kaldığı yıkım, Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu [ESCWA]'nın istatistiklerine göre her şeyi tarif edilemez büyük bir dereceye ulaştırmıştır. Zira şu ana kadar şiddetin bilançosu, 80 milyar dolara ulaşmıştır. Aslında mesele bununla da sınır değildir, bilakis sırf hakkın batıla üstün geleceğine kesin olarak iman etmesinden dolayı her gün onlarca, dahası yüzlerce silahsız kişi şehit düşmektedir. Hatta Birleşmiş Milletrleri'nin istatistiklerine göre bu sayı, Suriye içi ve dışındaki yerinden edilenler ile mülteciler müstesna 70 bin küsur kişiye ulaşmıştır. Dolayısıyla en çok acı çekenler ve etkilenenler bizzat çocuklar olmaktadır. İşte onlar, ölümün, doğranmanın, açlığın ve yerinden edilmenin yanı sıra işkence ve cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar ki bu, tüm ölçekleriyle bir felakettir. Çünkü burada bizler, gelecek nesil ve adamları hakkında konuşuyoruz. Bunu ise tagut Beşar ile rejiminin diğer habis politikasının, mevcut olanı tahrip etmesinin ardından geleceği de tahrip etme politikası olduğunu ifşa etmek için yapıyoruz. Zira o, mevut ve gelecekteki her şeyi tamamen yıkmak istemektedir. Tüm bunlara rağmen ortada, vahşî hayvanların bile yaptıklarının bir benzerini yapmaktan çekindiği mücrim bir katil olan biriyle diyalogun ve müzakerenin olabileceğine inanan kimseler vardır!

Suriye'de gerçekleşenler, bizzat Birleşmiş Milletleri'nin tanıklığında gerçekleşmekte olup bu uluslararası örgütün Suriye halkının acılarını hafifletme noktasında başarısız olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Ayrıca "kendileriyle konuştuğunda neden dünyanın kendilerini terk ettiği sorusunu soran bu Suriyeli insanlara verebilecek bir cevabı olmadığını" söyleyen Amos bunu teyit etmiştir. Aynı şekilde başta İslam ülkelerinde onlarca dernek ve sözde sivil toplum kuruluşları dikmek için argümanlar ve bahaneler olarak aldığı uluslararası belgeler ve sözleşmelerde yayınladığı çocuk hakları da dahil kendisini insan hakları koruyucusu olarak gören, ailelerimizi ve evlatlarımızı darmadağın eden, İslam ülkelerinde kanunları değiştirmek için çalışarak kadın ve çocuk hakları ve onların zulüm ve şiddetten korunması için yalancıktan ağlayan, mesele Rabbul İzze'nin insanların mutluluğu ve saadeti için koymuş olduğu İslam'daki ukubat kanunları veya Müslüman kadınla ilgili hükümlerle alakalı olduğunda ihlaller hakkında hiç konuşmayan Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası toplumun yalanları da teyit edilmiştir. Aynı zamanda onlar, kadınlara ve çocuklara karşı zulmü, ölümü ve şiddeti daha artırması için Beşar'a mühlet üzerine mühlet ve fırsat üzerine fırsat vermektedirler.

İşte bu Batı, genellikle çifte standart içerisindedir... Peki o halde onlar nerede, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından yayınlanan ve içerisinde, "Aslında hayatta kalma ve büyüme, hayattaki tüm çocukların en doğal hakkıdır" şeklindeki 6. maddenin geçtiği çocuk hakları sözleşmesi olarak koydukları sözleşmeleri nerede?! Ama bizler, çocukların öldüklerini, yandıklarını ve merhametsiz bir şekilde enkazların altına defnedildiklerini görmekteyiz. "Hem de 19. maddede, cinsel istismar da dahil şiddetin, kötü muamelenin ve sömürünün tüm şekillerine karşı korunmaktan bahsedildiği halde(!)" Şimdi bizzat onlar, Suriye'deki korkunç ihlali kabul etmekteler ve meydana gelenleri bir insanlık felaketi olarak nitelendirmektedirler.

Bu tagut ile müzakere yapma çağrısında bulunup koşuşturanlara deriz ki;

onurunuzla kalmaya devam ediniz ve açık ve yüksek bir sesle, bu mücrim rejimle hiçbir şekilde müzakere olamayacağını ilan ediniz. Şehitlerin, nehirler gibi akan kanları üzerine mi(?) yoksa kadınların acıları, onurları ve ırzları üzerine mi(?) ya da Beşar'ın daha doğmadan öldürüp yok etmek istediği çocukların yaraları, acıları ve gelecekleri üzerine mi müzakere olacak Allah aşkına? Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ "Diri diri toprağa gömülen kız çocuğun hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda." [Tekvir 8-9]

Ey Müslümanlar ve Ey Kuvvet Ehli:

Suriye'deki çocuklarınıza karşı işlenen cürümler, damarlarınızdaki kanları kaynatmıyor mu?! Zira kasap tagut, geçmişi ve şu anı yıktığı gibi geleceği de yıkmak istemektedir... Dolayısıyla bu Ümmet, bu Ümmetin düşmanlarının karşısında duracak güçlü bir Halife'ye geçmişten daha çok muhtaçtır... Hem de bu Ümmetin çocukları, kadınları, yaşlıları ve erkekleri üzerine titreyen merhametli, şefkatli ve adil bir Halife'ye. Bu yüzden bizler sizleri, ellerinizi Hizb-ut Tahrir'in emiri celil alim Ata İbn-u Halil Ebu Raşta'nın elleri üzerine koymaya ve Allah'ın kitabı ve Nebisi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in sünneti ile hükmetmesi için ona biat etmeye davet ediyoruz ey kuvvet sahipleri! Böylece o, Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidî Hilafet'in ilk Halife'si olsun, koruyucular koruyucusu Mutasım ile ilk Halifelerin siretini geri getirsin, zayıflar onunla güçlü olsun, zalimin elinden tutsun ve adaleti, merhameti, güveni ve güvenliği yaysın...

إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا "Kesinlikle Allah emrine galiptir. Allah, her şey için bir kader koymuştur." [et-Talâk 3]


Kadınlar Kısmı
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

Kasap Beşar Kurtuluş Bayramında; İslamî Proje Sahiplerine Saldırmak Yoluyla Kendisini Yaklaşan Kötü Akıbetten Kurtaracak Bir Söz Aramaktadır

  • Kategori Suriye
  •   |  

17.04.2013 günü doğrudan istihbaratlara bağlı resmî "Suriye haber" kanalları, Fransa ordusunun 1946 yılında Suriye'yi terk etmesi münasebetiyle kasap Beşar ile bir röportaj yapmışlar ve yapıan röportajın ana teması ise Kasap Beşar'ın psikolojik rahatsızlığını vurgulamaktan ve onun yalan yanlış söylentilerini yinelemekten öteye geçememiştir. Dolayısıyla bu röportajda ortaya çıkan, onun tahtını boşalttığı ve kendisini yaklaşan kötü akıbetten kurtaracak bir söz aradığıdır. Bunun içinse önünde, İslamî proje sahiplerine saldırmaktan başka bir şey görememektedir ki o şöyle demiştir: "Bizler, tekfirci güçlerle savaşıyoruz." Sonra iddialarını kasıtlı abartarak şöyle demiştir: "Şu an Suriye'deki baskın unsur el-Kaide'dir." Ardından Batı'yı uyararak şöyle demiştir: "Onlardan bazıları, başlangıçta Afganistan'daki el-Kaide'yi finanse edip daha sonra da çok büyük bir bedel ödedikleri gibi... şimdi de Suriye, Libya ve diğer yerlerdeki el-Kaide'yi desteklediler ve sonrasında da Avrupa'nın ve Amerika'nın tam kalbinde bir bedel ödediler."

Her kim büyük bir yalan olan bu sözlerle onun, kendisini boğucu kuşatmadan kurtarmak isteyen bir kimse gibi gördüğünü sanıyorsa, onunla Batı arasındaki ortak payda vurgusuna bir başvursun. Dikkat edin o, içerisinde anayasa ve yönetimin yanı sıra Allahu Teâlâ'ya imana dayalı bir yaşam tarzının olduğu semavî bir din olan İslam'ın çok şiddetli bir düşmanıdır. Bundan dolayı sözlerinde, "tek bir fikrin gölgesi altında duran" İslamcılar Suriye'deki yönetime ulaştıklarında etkilenip değişecek, sömürgeci Batı'ya bağımlılıktan kurtulacak ve Müslümanları bir araya getirecek bir Hilafet Devleti kurulacak olan tüm bölge ülkelerine yönelik bir uyarı geçmiştir. Zaten daha önce de Batı ona, kendisinin "bölgedeki laikliğin son kalesi" olduğunu hatırlatmıştı.

Her kim Suriye halkını katledenin sadece Beşar olduğunu sanıyorsa yanılıyordur. Zira şayet Amerika ona kucak açıp kendi çıkarları için, özellikle de politikalarını uygulaması amacıyla kendisine bağlı olacak alternatif bir rejimin kurulması çıkarı için ona katletmesini emretmemiş olsaydı bunları yapmaya cüret edemezdi. Dolayısıyla Beşar'ın bir alternatifi bulunduğunda onun rolü sona erecektir. Bu alternatif ise Beşar'ın yargılanmaksızın ayrılmasının kabulünün talep edilmesi kapsamında olacaktır... Nitekim bu, bir Amerikan politikası olup beyan edilen tutumlarda her ikisi arasında bir görüş birliğinin olduğu görülmektedir. Zira Amerika, diyaloga ve otoritenin barışçıl geçişine çağırırken Beşar da bunun bir benzerine çağrıda bulunmaktadır. Amerika, Muhalefet Koalisyonu ile elleri Suriyelilerin kanlarına bulaşmamış olan hükümet üyelerinden oluşacak bir geçiş hükümetinin kurulmasına çağırırken Beşar da bunu kabul etmektedir. Amerika, silahların köktenci İslamcıların eline geçmesinden korkulduğu gerekçesiyle muhalefetin silahlandırılmamamsına çağırmaktadır ki bu da Beşar'ın çıkarı içindir. Amerika, el-Kaide riskinin büyüdüğüne odaklanırken Beşar da aynı şeye odaklanmaktadır. Amerika, dış muhalefette bir netlik görmediğinden ona Avrupa ülkelerini de ortak etmektedir. Ayrıca Amerika, Beşar'ın yargılanmaksızın ayrılması çağrısında bulunduğu gibi mevcut mücrim güvenlik birimlerinin olduğu gibi kalmaya devam edip Devlet Başkanı'nın suretinin değiştirilmesi durumunda bazı ifşa olmuş mücrim yüzlerin değiştirilmesiyle yetinilmesi çağrısında bulunmaktadır. Yine Amerika, tagutun Müslümanlara karşı kimyasal silah kullanması hususunda emin olmadığını açıklamıştır. Dahası Amerika, İran, Mısır, Irak ve Lübnan gibi bölgedeki kendisine bağlı ülkelerle alay ettiği gibi... Birleşmiş Milletler ve Arap Devletleri Ligi ile de alay etmiştir. Bunu ise onun cürümlerine kılıf olmaları ve çözüm için kendi planına göre yürümeleri için elçiler tayin ederek yapmıştır. İşte bu elçilerden sonuncusu, (Avrupa ülkelerinin çıkarları için) Arapların pozisyonunun Beşar'a karşı önyargılı olduğuna itibar etmesinin ardından Amerika'nın misyonunu yürütebilmek için şu an göreninin uluslararası Arap elçiliğinden sadece uluslararası elçiliğe dönüştürülmesini talep eden el-İbrahimî'dir. Bu yüzden Amerika, Rusya ile koordinasyon kurmuş, çözüm için bir çerçeve olarak Cenevre Konferansı'nın dikkate alınmasına dair Rusya ile anlaşmış ve Rusya'nın taguta silah sağlamasına karşı sessiz kalmıştır...

Uluslararası toplumun, kasap Beşar'ın işledikleri karşısında sessiz kalması bu uluslararası toplumun Müslümanları doğraması için kesinlikle Beşar ile işbirliği yaptığı ve komplo kurduğunu göstermektedir. Bunun en açık kanıtı ise bu yapılan savaştır. Dolayısıyla gerçek bir çalışma, Beşar'ın rejimi ile bu facir uluslararası toplumun boyunduruğunda kurtulmayı gerektirmektedir. Bunun gerçekleşmesi ise önemli bir devletin kurulması ve bölgede, aslen diğer mustazaf ülkeler pahasına büyük ülkelerin çıkarlarını gerçekleştirmek için konulan zalim uluslararası kanuna boyun bükmeyerek tüm Müslümanları bir araya getirecek bir devletin olmasıyla mümkündür. Bu ise ancak İslamî Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla olacaktır. Dolayısıyla kasabın kendisi hakkında uyarıda bulunduğu İslamî proje bizzat işte budur. Yine Batı'nın büyük korkusu olan proje bizzat işte budur. Bu yüzden Suriye'deki gerçek değişim sadece bu şekilde olacağı gibi akıtılan tertemiz kanların ve dinin korunması da sadece bu şekilde olacaktır.

Ey Şam-Suriye'deki Müslümanlar: artık hepimizin, öncelikle bu savaşın İslam'a yönelik bir Batı savaşı olduğunu anlaması gerekmektedir. Nitekim Allahu Teâlâ, Batı'nın size acı vermek için yönlendirdiği zehirli süngünün başı olan Beşar'ın yaratılanların en rezili olmasını dilemiştir. Belki de Subhânehu ve Teâlâ, Allah'ın emrinin öncelikle sizin tarafınızdan kurulmasını sağlayarak Suriye'deki Müslümanların İslamî Ümmetin umut bağladığı kimseler olmalarını dilediği gibi ülkenizde İslamî Hilafet Devleti'nin kurulması sağlayarak da ülkenizi onurlandırmayı dilemiştir. Dolayısıyla bu azim şerefin gerçekleşmesi için şeriatın sizden talep ettiği öncelikli amel, Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesi olan Raşidî Hilafet'i kurmak için hedefinizi birleştirmek olduğu gibi SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in, Medine'de ilk İslamî Devlet kurulduğunda takip edilen metodunu takip etmek üzere çalışmanızı da birleştirmektir ki böylece Suriye'de Hilafet Devleti'nin kurulması yönünde bir kamuoyu oluşsun ve silahlı gurupların çalışması da bu hususa dayalı bir çalışma olsun. Bir de ister muhaliflerden olsun isterse İkinci İslamî Devletin kurulmasına nusret vermek için çalışanlardan olsun Suriye ordusu içerisindeki muhlis evlatlarımızdan olan güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmektir. Bu ise ancak istenilen değişim düzeyinde olan ve ister Batılı isterse özelikle tayyib İslamî ayaklanmanın gidişatını çarpıtmak için Batı'dan emirler alan civar ülkelerin olduğu Araplardan olsun tüm dış müdahaleleri engelleyen eğitimli ve organizeli bir çalışmayla olacaktır... Dolayısıyla yarım küsur asırdır bu işi yerine getirmeyi bizzat kendisi üstlenen Hizb-ut Tahrir sizleri, anayasasını ve adamlarını hazırlamış olduğu bu azim proje için kendisiyle birlikte olmaya ve bu mesele için mal ve makama bakmamaya davet etmektedir. Dahası bu proje, tatbik edilmesi gereken şerî bir hüküm olup yönetim için koltuk aranacak bir şey değildir. O halde yönetimi, Allah'ın indirdikleriyle, şerî hükümlere ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna göre yönetmeye muktedir olan birine teslim ediniz... Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ  وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz. Biliniz ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmaz. Bilin ki Allah'ın azabı çetindir. Hatırlayın ki hani siz yeryüzünde az bir mustazaf topluluk idiniz. (Öyle ki) insanların sizi kapıp götürmelerinden korkuyordunuz da Allah sizleri barındırdı, sizi nusreti ile destekledi ve belki şükredersiniz diye de size temiz rızıklar verdi. Ey iman edenler! Allah'a ve rasule hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz." [Enfal 24-25-26-27]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Filistin'in, Aşağıdaki Başlık Altında Cenin'de Düzenleyeceği Mitinge Katılmaya Davet: "El-Aksa'nın Kurtulmasına ve Kafirler İle Aşırıcıların Komplolarının Sona Ermesine Yardım Edin"

El-Aksa ve çevresi, işgalin başlamasından bu yana Filistin ile Filistin'in geri kalanlarının kurtulması için hiçbir savaş mücadelesi vermeyen rejimlerin ve Filistin otoritesinin başarısızlıklarının ortasında ve dünya Müslümanlarını Mescid-i Aksa'ya yönelik normalizasyon "sürüncemesine" davet içerikli saptırma kampanyası eşliğinde Yahudileştirme süreciyle altından ve üstünden devam eden kazılar yoluyla temelleri de yıkımla tehdit edilmeye maruz kalmaktadır.

Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir / Filistin, el-Aksa'ya yardım etmek için aşağıdaki başlık altında Cenin şehrinde bir miting düzenleyecektir:

"El-Aksa'nın Kurtulmasına ve Kafirler İle Aşırıcıların Komplolarının Sona Ermesine Yardım Edin"

Bu ise; H. 03 Cumde'l Âhir 1434 el-muvafık M. 13.04.2013 Cumartesi günü, Cenin şehrinin ortasındaki Küçük Mescidin önünde öğle namazının hemen ardından yapılacaktır.

Çünkü Filistin otoritesinin güvenlik birimleri, aylardır otoritenin yasalarını çiğneyerek salon ve mekan sahiplerini takip etmekte ve siyasî vesayetini dayatmaya çalışarak Hizb-ut Tahrir'in kapalı salonlardaki faaliyetlerini yasaklamakta ve otoritenin yasası faaliyetler için herhangi bir bildirime gerek görmediği halde bu tür faaliyetler için validen izin alınmasını şart koşmaktadır.

İşte bundan dolayı bizler, Filistin otoritesinin hegemonyasını ve siyasî vesayetini reddederek el-Aksa'ya yardım etmek için açık bir alanda bu mitingi düzenleyeceğiz.

Mitinge katılımınız hasanet mizanınıza yazılacak ve esir el-Aksa için bir yardım olacaktır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER