Pazartesi, 28 Şaban 1447 | 2026/02/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

- Basın Açıklaması - Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'un Serbest Bırakılması İçin Pakistan Büyükelçiliği'ne Bir Heyet Göndermiştir

Pakistanlı diktatör otoritelere baskı yapmak amacıyla dünyanın dört bir tarafında devam eden kampanya kapsamında Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, 08.01.2012 Salı günü Dârusselam'daki Pakistan Büyükelçiliği'ne on küsur Hizb-ut Tahrir üyesinin katıldığı özel bir heyet göndermiştir. Ziyaretin ana hedefi, ülkelerindeki sekiz küsur ay önce evlatlarının önünden kaçırılan Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'un serbest bırakılmasını talep etmektir.

Heyete, Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika Medya Temsilcisi Yardımcısı Mesud Müslim ile Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Şeyh Musa Kilyo başkanlık etmiştir. Nitekim Muhammed Müştak adlı Büyükelçilik yetkilisi ile bir araya geldikleri gibi ardından da heyetin, ülkesi Pakistan hükümetine ulaştırması için bir mektup teslim ettiği Büyükelçi İkbal Muhammed ile bir araya gelmişlerdir.

Bu ziyaret münasebetiyle Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, tüm Müslümanları ve adalet savunucularını, otoritelere göre işlemiş olduğu en büyük "cürüm" hakkın yayılması ve insanlara zulmetmesinden ve Müslümanlara dönük öldürme ve işkencede kafir Amerika ile işbirliği yapmasından dolayı hükümetin muhasebe edilmesi hususundaki çelik tutumu olan ve bunu da kuvvet kullanmaksızın fikrî ve siyasî konuşma yoluyla yapan şâb Navit Butt'un serbest bırakılması için Pakistan otoritelerine yönelik baskıyı sürdürmeye davet eder.


Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- 13 Ocak, Güney Yemen'e Egemen Olması İçin Amerikalıların Planlarına Hizmet Eden Bir Gün Olmasın Diye

13 Ocak 2013 geçen Pazar günü, Aden şehrindeki el-Arûd Buhur Meksar Meydanı'nda 13 Ocak 1986 yılında "cuntacı ve gurupçu" savaşçıların olduğu Yemen Sosyalist Partisi'nin tarafları arasındaki uzlaşma ve hoşgörü için büyük bir festival yapılmıştır.

Bu yılki hoşgörü ve uzlaşma festivali için ciddi bir hazırlık yapılmıştır. Bu da Ali Salim el-Baid'in aralarında yirmi altı yıl süren bir kopmanın ardından kardeşinin oğlunun ölüm yıldönümü münasebetiyle Ali Nasır Muhammed için bir taziye mesajı göndermesi yoluyla olmuştur. Ardından savaşta mağlup olan cunta lideri Ali Nasır Muhammed ile on gün devam eden ve şahısların genelinin Yemen Sosyalist Partisi'nin sivil ve askerî kadrolarından olan on üç bin kişinin (13.000) kurban verildiği 13 Ocak 1986 savaşında galip gelen cunta lideri Ali Salim el-Baid'in bir araya geldiği Beyrut görüşmesi olmuş ve bunun ardından da Güney'de gelecekteki siyasî rollerini ve aralarındaki pozisyonları  paylaşmak için Ali Nasır Muhammed ile Hüseyin Salim Muhammed'in yardımcısı Ahmed'in Birleşik Arap Emirlikleri'nde bir görüşmesi olmuştur.

Uzlaşma ve hoşgörü fikri, 13 Ocak 2006 yılında Uzlaşma ve Hoşgörü Radfan Derneği tarafından Güney şehirlerinin, özellikle de 13 Ocak 1986 savaşının patlak verdiği iki kutup olan "Abyan ve ed-Dali" şehirlerinin evlatları arasında başlatılmıştır ki böylece bunun hemen ardından, yani 2007 yılında Güney Hareketi oluşturulmuş ve bu hareketin faaliyetleri ise genellikle Aden'de bulunan ve bu da Ali Abdullah Salih'i uzun bir süre kalması için Aden'e gitmesine ve birçok kez de Stephen Seche ile görüşmesine neden olan eski Amerikan Büyükelçisi Stephen Sèche'nin bulunduğu 2008 yılı günlerde zirveye ulaşmıştır.

Amerikalılar, 13 Ocak 1986 yılındaki başarısızlıklarının ardından Güney Yemen'deki egemenliklerini teslim etmemişledir. Zira onlar, Amerikalıların daha önce gerçekleştirmede başarısız oldukları şeyleri gerçekleştirmek amacıyla 13 Ocak tarihini, kendi elleriyle çalışarak Güney halkına ulaşmanın yeni bir istasyonu kılmak yoluyla hedeflerini gerçekleştirmek için yeniden geri dönmüşlerdir.

Nitekim 2006 yılındaki festivale ilk saldıranlar ajanları Ali Abdullah Salih'in lisanı üzerinden İngilizler olmuş, bu saldırılarını adamları vasıtasıyla Güney Hareketi'nin dalgası takip etmiş ve daha sonra Abyan'da yaptıkları gibi onu siyasî olarak başarısız kılmak, askerî olarak karşı karşıya bırakmak ve onu ortadan kaldırmak amacıyla da silahlı bir harekette bulunmuşlardır. Aynı şekilde İngilizlerin çabası, ziyaretlerde bulunmak ve ayrılık fikrinden vazgeçirmek amacıyla Güney Hareketi'nin fraksiyonlarıyla görüşmeler yapmak yoluyla Avrupa Birliği tarafından da desteklenmiştir. İşte bunun için Güney Yemen'i işgal ettikleri sırada onları şöhretlerini genişleten saltanatlarına getirmişler ve ayrılmalarının ardından bugüne kadar Suudi Arabistan'da sürgündeyken bile Güney'de siyasî hayata katılmaları amacıyla onlar için yeni bir alan açmışlardır.

İngiltere, 30 Kasım 1967'de Cenevre'de Ulusal Cephe ile yaptığı gizli görüşmelerden dokuz gün sonra Aden'den ayrılmıştır. Bunu da yönetimde kalmaları ve ellerinin de Amerika'nın teşvik ettiği yoldaşlarıyla savaşmaları yoluyla Güney Yemen'deki siyasî egemenliğinin devam etmesi için yapmıştır. Aynen Ali Salim el-Baid ile Ali Nasır'ın 13 Ocak 1986'da yaptıkları gibi. Dolayısıyla bu devlet hala Yemen üzerinde egemen olmak için Amerika ile çatışmaktadır!

Nitekim 2007  Uzlaşma Festivali, Güney Hareketi'nin doğmasına neden olmuştur. Dolayısıyla 2013 Uzlaşma ve Hoşgörü Festivali de "Anad, Sokotra ve Mayon" gibi Yemen topraklarının her birinde askerî bir varlık elde etmelerinin ardından Yemen'i parçalama ve ona egemen olma noktasında Amerikalıların planlarının pekişmesini sağlayan siyasî eylemlerin gerçekleşmesi için yapılmaktadır.

Altmışlarda Güney Yemen'deki İngiliz sömürgesi karşıtları, Amerika'nın 1961 yılında Birleşmiş Milletler kürsüsünden İngilizlerin yerine yeni bir sömürgecilik elbisesi gerçekleştirmek amacıyla eski Avrupa sömürgesinin baskısı altında ezilen halkların "kendi kaderini belirleme" noktasında yaptığı çağrısına icabet ederek İngiliz sömürüsünden ve onun egemenliğinden kurtulma sloganlarını yükseltmişlerdir. Bu da İngilizleri, Amerikalıların Güney'den vazgeçmemelerine karşı hızlı hareket etmeye sevketmiştir. Nitekim bunu çok erkten hissetmelerinden dolayı gerçekleştirmede başarısız oldukları 1957 yılındaki ilk projeleri "Güney Arabistan Federasyonu'nu" getirmişlerdir. Ancak onlar, 1967 yılındaki Cenevre görüşmelerinde başarılı oldukları "Güney Yemen Halk Cumhuriyeti" projesine geri dönmüşler ve bu ise Amerikan yanlısı ve takipçisi olan Ali Salim el-Baid'e kadar devam etmiştir...!

İşte yaklaşık elli yılın ardından bugün bizler, İngilizler ile Amerikalıların bizim üzerimizdeki düzenbazlarını henüz bitiremedik. Nitekim ellerini onlara yada şunlara uzatan, onların akliyetleriyle düşünen ve onların planlarını kurtaran Yemen evlatları oldukça da bu olmayacaktır?! Nitekim İngilizler, kendilerinin iktidar oldukları dönem boyunca Güney Yemen üzerindeki siyasî egemenliğini etkinleştirmişler ve bugün de iktidardan çıkmalarının ardından Yemen'e Amerikalıların egemen olması için geri dönmek istemektedirler!

Ey İman ve Hikmet Sahibi Yemen Halkı!

Yıllar boyunca sizleri yönetenlerin kimler olduğunu bilmiyor musunuz? O halde onların hepsini kaldırıp atın ve düşmanlarınız olan İngilizler ile Amerikalıların sizin için çizdikleri planlar çerçevesinde hareket etmeyin. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ "Yahudiler de Nasraniler de sen onların dinine tabi olmadıkça asla senden razı olmayacaklardır." [el-Bakara 120]

Yemen'in İngiliz egemenliği altında tek olarak kalmaya devam etmesinin yada Amerika'nın arzu ettiği şekilde parçalanmış olarak kalmaya devam etmesinin asla sizlere hiçbir faydası olmayacağı gibi İslam'ın yönetimden uzaklaştırılmasına razı olmanızdan ve Allah'ın sizlere inkar etmenizi emretmiş olduğu tagutların yönetimini kabul etmenizden dolayı geçmiş yıllarda olduğu gibi sizleri dünyada zillete ve ahirette de aşağılanmaya sürükleyecektir. Zira Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدً "Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Tagutu inkar etmekle emrolundukları halde ona muhakeme olmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor." [en-Nisâ 60]

Dolayısıyla sizlerin, gerek kendinizin gerekse dünyanın efendisi olmanız için İslam'ın şerefine ve izzetine geri dönerek yapacağınız gerçek bir zaferiniz yok mudur? Böylece Yemen, ister İngiltere isterse Amerika olsun sömürgeciliğin tüm şekillerinin kaldırılıp atılmasıyla tek bir yapı olacağı gibi Hilafet Devleti'nin altında İslam ile hükmedileceksiniz.

Hizb-ut Tahrir sizleri, İmam Ahmed'in Müsnedi'nde geçtiği üzere Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in bir müjdesi olan Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla İslamî hayatı yeniden başlatmak amacıyla kendisiyle birlikte çalışmaya davet etmektedir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ "Ey iman edenler! Allah ve resulü sizi, size hayat verene davet ettiğinde icabet edin." [el-Bakara 183]


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kazan'da Allah'ın Evine Saldırı!

16 Ocak 2013'de polis güçleri, Kazan'daki el-İhlas Mescidi'ni kapatmıştır. Zira özel silahlar, birçok otobüs ve kamyonlarla takviye edilmiş çok sayıdaki İçişleri Bakanlığı güçleri, mescidi ve çevresini sabah saat yediden bu yana muhasara altına almış ve polisin emirlerine uymadıkları gerekçesiyle de on Müslümanı tutuklamıştır.

Hükümet, mescidin ve çevresinin restorasyonu sırasında Toprak ve Mülkiyet Bakanlığı ile yapılan kira sözleşmesine muhalefet edildiği gerekçesiyle mescidi kapatmıştır. Halbuki sözleşmenin 2014 yılına kadar uzatıldığı, "sözleşmeye muhalefet edildiği" şeklinde iddia ettikleri şeyin sekiz yıl önce yapıldığı ve o zamandan bu yana da hiçbir uyarının olmadığı bilinmektedir.

Nitekim hükümet, mescide, imamlarına ve şeyhlerine karşı geniş bir medya kampanyası başlatmıştır. Bu da gösteriyor ki mescidin kapatılmasının nedeni, bu mescitteki imamların ve şeyhlerin cesur tutumlarıdır. Zira geçtiğimiz iki yıl boyunca imamların çabaları, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetinin geri dönmesi ve toplumda İslamî değerlerin yaşatılması hakkında olmuştur. Dolayısıyla hükümetin planlarına ve İslam'dan korkmasına rağmen el-İhlas Mescidi, hala dininin hakikati ve gayesi noktasında ümmeti bilinçlendirme şeklindeki hedefi üzerinde sabit durmaktadır.

Ayrıca el-İhlas Mescidi, hükümet tarafından sunulan ve kendileri için özel yetki ve nüfuz elde etmeleri karşılığında imamların İslam'ı çarpık bir şekilde sunmasını da içeren fetva verme siyasetini reddetmiştir. Bunun yanı sıra bu mescidin şeyhleri ve cemaati, altı yüz Müslümana arama, tutuklama ve işkencenin de yapıldığı 2012 yazındaki tutuklamalar kampanyası kapsamında tutuklanan Müslümanları savunmuşlar ve savunma kampanyalarında yöneticilerin hakikatini ve komplolarını ifşa etmişlerdir.

Burada el-İhlas Mescidi'nin, İslam'a, İslam şeriatının eksiksiz ve şartsız bir şekilde tatbik edilmesine ve mescidin dört duvardan ve minareden ibaret olmayıp bilakis saf İslam'ı yayan bir fener olduğuna dönük çağrısı üzerinde sabit kaldığının vurgulanması da kaçınılmazdır. Dolayısıyla bu mescide yönelik tüm bu düşmancıl uygulamaların arkasındaki gerçek neden işte budur.

İslam'ın saf fikirleri ile Allah'ın hükümleri, Allah'ın kitabı ve kerim Resulünün sünnetinde muhafaza edilmekte olup bunların silinmesi veya söndürülmesi veya da devre dışı bırakılması imkansızdır. Dolayısıyla hakkı tüm çıplaklığı ile haykırmak bu şekilde devam edip gidecektir.

Temim ed-Dârî, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'den şu hadisi rivayet etmiştir:

الدين النصيحة قلنا لمن؟ قال لله ولكتابه ولرسوله ولأئمة المسلمين وعامتهم "Din nasihattir." Dedik ki: "Kimin için?" Dedi ki: "Allah için, kitabı için ve resulü için, Müslümanların liderlerine ve genelinedir." [Müslim rivayet etti]

 

Osman Salihov

حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Rusya Medya Bürosu Başkanı

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mali İşgali, İslam Dünyasındaki Başka Bir Sömürgecilik Savaşıdır

İngiltere Başbakanı David Cameron, Fransa'nın Mali'deki askerî müdahalesini desteklemek amacıyla C-17 uçaklarının kullanılmamsına izin vermiştir.

Fransa, İngiltere ve Batılı ülkeler, bu askerî müdahaleye gerekçe olarak -bir kez daha- bunun, "terörizme" ve Mali halkını korumaya yönelik bir savaş olduğunu iddia etmişlerdir. Batı kamuoyunun sempatisini kazanmak için de medya organları "İslamî" muhalefetin niteliğine vurgu yapmışlardır.

Hizb-ut Tahrir'in İngiltere Medya Temsilcisi Taci Mustafa, askerî eylem hakkında şöyle bir yorumda bulunmuştur: "Fransa açısından Batı Afrika'daki altın ve uranyum, diğer bütün ülkeler açısından olan Orta Doğu'daki petrol gibi itibar edilmektedir. Zira Fransa'nın elektriğinin üçte ikisi nükleer enerjiden gelmektedir. Dolayısıyla bu da mücavir bir ülke olan Nijer'den önemli oranda uranyum ithalatını gerektirmektedir. Fransa'nın eski sömürgelerinden Batı Afrika, hammaddelere (ki Mali, Afrika'nın üçüncü büyük altın üreticisidir) ve piyasalara erişmek amacıyla Fransa için yaşamsaldır. Bundan dolayı bölgede devasa bir askerî varlık bulundurmaktadır."

"Fransa ve İngiltere gibi sömürgeci ülkeler güçlerini, sivillere yardım etmek amacıyla değil savaş açmak için göndermişlerdir. Zira onların orduları, insanî yardım kuruluşları değillerdir. Ayrıca onlar, "İslamî" olarak damgaladıkları muhalefeti birçok kez bağnaz olarak nitelendirmekten de hiç rahatsız olmamaktadırlar. Çünkü bu ülkeler, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve benzerleriyle olduğu gibi birçok bağnaz rejimlerle sıcak ilişkilere sahiptirler."

"Ayrıca onun, Mali'ye ( yada 2011 yılında Libya'ya) müdahalede bulunması, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve benzerlerindeki başarısızlığı ile çelişmektedir. Zira bu rejimler tarafından insanlık ihlallerine tanık olunmuştur."

"Bu, Batılı sömürgeci bir ülke tarafından başka İslamî bir ülkeye müdahalede bulunmaya dönük yeni bir örnek olup aynen birçok masum insanın canlarına mal olan Afganistan ve Irak'taki kanlı müdahalelere benzemektedir. Dolayısıyla tüm bunlar, "terörizme karşı savaş", "İslamcılık", "aşırıcılık" ve "terörizm" gibi müptezel sloganları kullanarak ekonomik sömürüde bulunmak amacıyla halklara dönük siyasî ve askerî köleliği korumaya yönelik bir girişimdir."

"Amerika ile İngiltere'nin, bölgedeki çıkarlarını koruma yada artırma imkanı bulduklarında insanlık kaybına mal olsa bile Eritre'de meydana gelenleri yakından takip edecekleri noktasında bizim hiçbir şüphemiz yoktur. Dolayısıyla diğer ülkelerin de bu mücavir ülkeler pahasına Afganistan'daki savaşta Pakistan'ın rolüne benzer bir oynaması için Cezayir gibi mücavir ülkeleri kullanma girişimlerine tanık olsak bile hiç şaşırmayacağız."

"Bizler, "insan hakları" ve "terörizme karşı savaş" gibi sihirli kelimeleri tekrarlayıp duran kapitalist ülkeler tarafından yapılan dış müdahaleye karşı çıkmaktayız. Nitekim onlar, Afganistan ve Irak'taki insanların üzerine terörizmi salıverdikleri gibi şimdi de bu listeye Mali'yi eklemektedirler."

"Bugün Hilafet Devleti'nin yokluğunda dünyada acaba kaç küstah, "uygar kapitalist demokrasiye" çağıran küstah ülkeler arasında paylaştırıp dağıtmak için İslam ülkelerine sömürgeci Batı'nın yakıt depoları olarak bakmaktadır?"

"İslam dünyasında hala tekbir liderliğin yokluğundan dolayı Batı, İslam ülkelerindeki sömürgecilik maceralarını sürdürmeyi başarmaktadır. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, tüm Müslümanları İslam ülkelerindeki ajan yöneticileri devirmeye ve bu devam eden sömürgeci politikalara son verecek olan İslamî Hilafet'i geri getirmeye yönelik çalışmalarını sürdürmeye çağırmaktadır."

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Tunus'tan; İslamî Toplumların Dayanakları ve Hatip İmamları Olan Faziletli Ez-Zeytune Alimlerine Açık Bir Mektup

  • Kategori Tunus
  •   |  

Allahu Subhânehu, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ "Allah'tan ancak alim kulları korkar." [Fatır 28]

Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmaktadır:

العلماء ورثة الأنبياء "Alimler, enbiyaların varislerdirler." [Ebi ed-Derdâ kanalıyla Ebu Davud ve Tirmzî tahriç etmişlerdir]

Ey Saygıdeğer Alimler:

Esselemu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh,

Elhamdulillehi ve's Salatu ve's Selamu Ala Resulullahi ve Ala Âlihi ve Sahbihi ve Men Vellah;

 

Rabbine muhlis olan alimin konumunu ve ilminin faydasını açıklamak için bu ayet-i kerime ve hadisi-i şerif ile başlamak bize sevimli gelmiştir:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." [ez-Zumer 9]

Kurucu Meclis'in 2012 Aralık ayında yayınlamış olduğu anayasa taslağı projesi ile 1959 yılındaki anayasa arasında görülen benzerlikten dolayı Tunus ve onun dışındaki insanlar şaşkına uğramıştır.

Bu taslakta görülen hususların en tehlikeli olanı, İslam'ın devletten ve insanların hayatını tanzim etmekten uzaklaştırılmasıdır. Zira Cumhuriyet sisteminin olduğu küfür sistemini benimsenmiştir. Dolayısıyla egemenlik şeriata değil halka verilmiştir. Dolayısıyla da mesele, onun bir yada iki maddesinin tafsilatlarında ve formülasyonlarında değildir. Bilakis mesele, anayasanın üzerine bina edildiği temelde ve onun fışkırdığı kaynaktadır. Nitekim onun üzerine bina edildiği temel, dini hayattan ayıran bir fikirdir. Onun kaynağına gelince; akıl ve hevanın yasa koyucu olmasıdır.

(Ez-Zeytuna Ülkesi) olan Tunus'taki Müslümanlar, küfrün zulmünden, sömürgeci kapitalizmin despotluğundan ve sömürgecilere hizmet eden ve onların çıkarlarını gözeten laik küçük bir gurubun zalimliğinden kurtulacaklarını ümit etmişlerdi.

Ayrıca özellikle de tagutu kaldırıp atmalarının ve yönetiminin direklerini sarsmalarının ardından bir ümide kapılmışlar, İslamcıların seçilmesiyle işlerinin dizginlerine sahip olacaklarını sanmışlar ve hayatlarının yeniden Rablerinin hükümleriyle tanzim edilerek izzetlerinin ve onurlarının kendilerine geri döneceği ümidine kapılmışlardır.

Ancak açıktır ki (İslamcı çoğunluğa sahip olan) Kurucu Meclis ile ondan çıkan hükümet, sadece kafir Batı'ya, Avrupa'ya ve Amerika'ya yakınlaşmak için çalışmaktadırlar. Zira tercih olarak laikliği ve sistem olarak ta Cumhuriyeti benimsemektedirler. Dolayısıyla İslam'ın emrini hiç önemsemedikleri gibi İslam şeriatının tatbik edilmesini talep etmek için sokaklara dökülen kalabalık Müslümanları da hiç önemsememektedirler.

 

Ey Faziletliler!

Bu (kurucu üyeler), kara sayfalarındaki bu (anayasa taslağı) ile bizlere egemenlik ve liderlik vermedikleri gibi bizleri milletlerin kuyruklarına takmaktalar, düşmanlarımızla birlikte bizim sorunlarımızı tartışmaktalar ve onların hoşnut olmalarını istemektedirler. Nitekim onlarla birlikte zillet ve aşağılanma, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm sömürgeci kuruluşların anayasa kitabına girmelerine kadar ulaşmıştır. Dolayısıyla kafirler için Müslümanlar aleyhine egemenlik, yani bir yol kılmışlardır! Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Yani onlar, aklı anayasanın kaynağı kılarak otoritesi ve hak olması noktasında Allah'a savaş açıyorlar demektedir.

 

Ey Değerli Faziletliler!

Sizler, laiklerin ve komünistlerin Müslüman halkın ayaklanmasını çalmak için yarıştıklarını görmektesiniz. Ayrıca Avrupa ile Amerika'nın onların çabalarını çalmaya dönük hırslarını da.

Şimdi sizlere yönelerek Allah için hak bir duruş sergilemeniz ve onu kesin ve açık bir şekilde ilan etmeniz için sizlere ve imanınıza çağrıda bulunuyoruz:

-Dini devletten ayırmak haram olduğu gibi bu kaideyi anayasanın temeli kılmakta bir cürümdür. Zira egemenlik halka ait olduktan sonra devletin "dininin İslam" olmasının hiçbir manası yoktur! Zira İslam Devleti'nde egemenlik, sadece hiçbir ortağı olmayan Allah'a aittir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "De ki: Şüphesiz benim salahım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir." [el-Enam 162]

Ve şöyle buyurmaktadır:

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ "Hüküm sadece Allah'a aittir. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır." [Enam 57]

-Laik sivil bir devletin projesini benimsemek haramdır. Çünkü sivil devlet, Batılı bir bakış açısı olup onu almak, onu tatbik etmek ve ona çağrıda bulunmak haram kılınmıştır. Zira o, İslam'a tamamen aykırıdır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

فَادْعُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ "Kafirler kerih görseler de dini yalnız Allah'a has kılarak O'na çağırın." [Mümin 14]

Ve şöyle buyurmaktadır:

كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ "Resul size neyi getirdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan kaçının. Allah'tan ittika edin. Çünkü Allah'ın azabı çetindir." [el-Haşr 7]

-İster Amerika, İngiltere ve Fransa gibi devletler olsunlar ister uzmanlar adı altında bireyler olsunlar isterse de "Freedom House" veya "Birleşmiş Milletleri" gibi yabancı birlikler ve kuruluşlar olsunlar Müslümanlar için anayasa koymada kafirlerin müdahalede bulunmasına izin vermek haramdır.

-Mescitler Allah'ın olup buradan herhangi bir laik anayasayı terk etmeye çağrıda bulunulmalı, müezzininden [لا إله إلاّ الله وأنّ محمّدا رسول الله]'ın olduğu hak sesler yükselmeli ve minberlerinin üzerinden de İslam Devleti'nin altında Allah'ın şeriatının tatbik edilmesi talep edilmelidir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا "Mescitler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin)." [Cin 18]

-Müslümanlar, insanların dışındaki tek bir ümmet olduğu gibi onların yönetimleri bir olup o da; Allah'ın indirdikleriyle olan bir yönetimdir. Onların devletleri de bir olup o da; Hilafet Devleti'dir. Onların anayasaları da bir olup o da; sahih bir içtihat ile Allah'ın kitabından, Resulünün sünnetinden ve bu ikisinden irşat eden sahabenin icması ile kıyastan istinbat edilmektedir. Ayrıca Müslümanların arasını ayırmak ve onları zayıflatmak için sömürgecinin koymuş olduğu yapay sınırlar da ortadan kaldırılmalıdır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ "Muhakkak ki müminler kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah'tan korkunuz umulur ki size merhamet eder." [Hucurat 9-10]

 

Ey Değerli Faziletliler!

Şimdi ciddi olmanın zamanıdır. Şimdi hakkı haykırmanın zamanıdır. Zira tüm Müslümanlar sizlere güven duyarken sizler ne yapıyorsunuz? Zira onlar, Allah'ın dinine ve kerim Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e nusret vermeniz için sizleri lider olarak seçmişlerdir. O halde İslam şeriatının terk edilmesi ve Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla olan bir yönetime sessiz kalınması noktasında onlara nasıl bir gerekçe göstereceksiniz? Ayrıca kıyamet gününde Rabbinize ne diyeceksiniz? Halbuki onu insanlara açıklamanız ve insanlardan gizlememeniz sizlere farz kılınmıştır. Dahası sizlerin, küfür ve aveneleriyle çatışanların ilki olması gerekmiyor mu?

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, bu laik hükümeti hafife alarak Allah'ın kitabını sırtının arkasına atmada onu bir gerekçe olarak kullanmanızı, Allah'ın indirdikleriyle yönetimin devre dışı bırakılması noktasında onun için bahaneler bulmanızı ve Burgiba'nın ez-Zeytuna 59 anayasası ile savaşarak onu ortadan kaldırıp alimlerini de yerlerinden ettiği gibi Allah ve Resulü ile savaşan anayasanın kabul edilmesiyle ilgili insanlara fetvalar vermenizi sizlere yakıştıramıyoruz.

 

Ey Faziletli Alimler!

Sizin yeriniz ilk saflarda yer almaktır. Dolayısıyla sizlere, sadece bu kara taslağın iptali noktasında bizlere destek vermenizi söylemiyoruz. Bilakis sizlere, İslam'ın ikame edilmesi için onun bir devlet içerisinde tatbik edilmesi amacıyla bizimle birlikte çalışmanızı ve bize katılmanızı söylüyoruz. Zira bizler, Allah'ın nusreti, O'nun yardımı, Hilafet'in fecrinin yeniden doğacağı, Allah'ın izniyle İslam'ın ve Müslümanların izzet bulacağı ve bunun bizlere çok uzak olmadığı noktasında mutmainiz. Çünkü bu, Subhânehu'nun salih kullarına bir vaadi olduğundan Allah'ın izniyle kesin olarak gerçekleşecektir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ "Allah, sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halife kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam'ı) yeryüzünde hakim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaadetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de bundan sonra inkar ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir." [en-Nûr 55]

Yine Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, içerisinde olduğumuz zorba diktatörlüğün ardından Hilafet'in geri dönmesiyle ilgili müjdesinden dolayı da gerçekleşecektir. İmam Ahmed, Huzeyfe İbn-ul Yeman kanalıyla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti.

O halde ona tanık olup büyük bir ecri kaçırmanızdan dolayı pişman olanlardan olmak yerine onu bina edenlerden ve onun için çalışanlardan olunuz.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

لاَ يَسْتَوِي مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُوْلَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ الَّذِينَ أَنفَقُوا مِن بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلاًّ وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ "Sizden, fetihten önce infak edip savaşanlar (diğerleriyle) eşit olmaz. İşte onlar, sonradan infak edip savaşanlardan derece olarak daha üstündürler. Allah, her birine en güzel olanı vaat etmiştir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." [el-Hadîd 10]

Ve's Selemu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir'in Emiri Celil Alim Ata İbn-u Halil Ebu Er-Raşta'nın [Allah Onu Korusun], Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in Doğduğu, Hicret Ettiği ve İslam'ın ve Müslümanların İzzetlendiği ve Allah'ın İzniyle Çok Yakında Kurulacak Olan Azim İs

 

بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم

Dâr-ul İslam'ın merkezi Şam'daki halkımıza... ve sadık ayaklanmacılara:

Esselamu Aleykum ve Rahmetulahi Veberakatuh,

Elhamdulilleh, ve's Salatu ve's Selamu Ala Resulullahi ve Ala Âlihi ve Sahbihi ve Mev Vellahu ve Ba'd;

وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ "Hakikatte, onlar (peygamberlere karşı) bir takım tuzaklar kurmuşlardı. Halbuki onların tuzaklarından dağlar yerinden oynayıp gitmiş olsa bile Allah katında onlara ait (nice nice) cezalar vardır."[İbrahim 46]

Sömürgeciler, ajanlar ve partilerden olan insanların en şerlileri sizlere karşı bir araya geldikleri gibi... Şam'da İslam'ın hakim olmasını engellemek, dahası insanlar vakıanın değiştiğini zannetsinler diye birtakım yüzleri değiştirmek ve baskıları azaltmakla birlikte laik Cumhuriyet yönetiminin istikrarlı bir şekilde kalmaya devam etmesi için sizlere karşı tuzaklarını ve hilelerini de toplamışlardır! Nitekim sizler bugün, Amerika'nın, müttefiklerinin ve ajanlarının sizlere karşı şu iki taraftan şerlerini topladıklarını görmekte ve işitmektesiniz: Bir taraftan insanlara, ağaçlara ve taşlara kadar uzanan tagut Beşar'ın cürümleri. Diğer taraftan ise İstanbul, Kahire ve Paris'te bir biri ardına yapılan toplantılar. Bu ise çağrıda bulundukları gibi laik demokratik sivil bir Cumhuriyet rejimini idare edecek geçici bir hükümet oluşturmak içindir. Dolayısıyla onlar, Allah'ın dışında helal ve haram kılmaktadırlar.

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ "Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Bu helaldir, şu da haramdır" demeyin. Aksi halde Allah'a karşı yalan iftira etmiş olursunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan iftira edenler asla iflah olmazlar." [en-Nahl 116]

Nitekim öldürmek, katliam yapmak, seyahat edenleri küme bombaları, ölümcül variller ve öldürücü gazlarla bombalamak, sonra vahşî hayvanların bile yapamayacağı işkencelerin her türlüsünü yapmak için şerir planlarını birleştirmişlerdir... Zira tagutlar, tüm bunlardan ayaklanmacılara İslam'ın hayattan uzaklaştırılmasını ve Müslümanların kanlarını emen ve hala da emmeye devam eden katillerle müzakere yapılmasını kabul ettirmeyi ümit etmektedirler! Sonra da gururlu Şam'daki Amerikan nüfuzu devam etsin ve laik Cumhuriyetin temel rejiminin bünyesi değişmesin... Ancak bu şerliler, İslam'ın Dâr-ul İslam'ın merkezi Şam'a kök saldığını, birtakım sızmalar olsa bile hiçbir pisliği kabul etmeyeceğini ve bu pisliğin Allah'ın izniyle aşağılanmış ve kovulmuş bir şekilde ortadan kalkacağını unuttukları gibi hakkın da batılı ayaklar altına alacağını ve zaten batılın da yok olup gideceğini de fark etmemektedirler.

بَلْ نَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَى ٱلْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ ٱلْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ "Bilakis biz, hakkı batılın tepesine bindiririz de o, batılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, batıl yok olup gitmiştir." [Enbiya 18]

Ey Dâr-ul İslam Merkezi Şam'daki Halkımız ve Ey Sadık Ayaklanmacılar!

Onların tuzak ve pusu kurdukları şeyler, Amerika ile müttefiklerinin formüle ettiği ve ajanları ile tabiilerinin de uygulandıkları habis planlardır ki bunlar şunlardır: İnsanlara dışarıdaki Koalisyon ve Konsey'in elleriyle kurdukları tuzakları kabul ettirmek için içeride öldürmek ve katliam yapmak... Hakeza Beşar'ın katliam ve yıkım gibi yaptığı cürüm zehri ile rolünün sona ermesinden ve onun yolun bir kenarına fırlatılmasının ardından kendisini tagutun tahtına yükseltmesi için Amerika'ya yalvarıp duran Koalisyonun anlattığı cilalı söz zehrinin arasına uygulama araçlarını dağıtmak... Tagutun rolünün sona erdiğini göz ardı ettiği bir sırada Koalisyon, bu şekilde olacağını sanmaktadır. Halbuki onu inşa eden Amerika, daha önce rolleri sona eren ajanlarına yaptığı gibi Koalisyonun Beşar'ın yerine geçeni olgunlaştırmasının ardından onu yok edecektir. Zira Amerika, ümmet ayağa kalkmadan ve ülkeyi tabilerin ve bağımlıların pisliklerinden temizlemeden önce bir ajanı Şam'daki nüfuzunun ömrünü uzatacak başka bir ajanla değiştirmeyi ümit etmektedir... Halbuki tagutun zerre kadar aklı olmuş olsaydı insanların ayaklanmasının ilk aylarındaki mevcut koşullardan yararlanarak, bir kenara atılmak yada Allah'ın, Resulünün ve müminlerin lanet ettiği mücrim ve hain bir şekilde gebermek yerine bedeni ve birazcık onuruyla kaçıp giderdi.

إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى "Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar!" [Taha 74]

Kurdukları tuzağın ve kumpasın arkasından Şam'ı ve Şam halkını aldatmayı beklemektedirler. Zira özü laiklik olan aldatıcı görünümlü ve kılıfı güzel bir şekilde dekore edilmiş Koalisyon'un icat ettiği hükümeti kabul etmişlerdir! Çünkü onlar, Şam'ın ve Şam halkının, mücrimlerin akıttıkları zeki kanları ve sadık ayaklanmacıların gösterdikleri azim fedakarlıkları unuttuklarını zannetmektedirler... Ancak onların zanları, Allah'ın izniyle onları helak edecek ve gözü kulağı olan herkes onların tamamının yok olacağını ve tuzaklarının da boşa çıkacağını göreceklerdir.

وَمَا كَـيْدُ ٱلْكَافِرِينَ إِلاَّ فِى ضَلاَلٍ "Ama kafirlerin tuzağı elbette boşa çıkar." [Mümin 25]

Sonra onlar, Şam'da Rablerine iman eden, hidayetlerini artıran ve kendileri için resulullahta en güzel örnek olan güçlü ve kuvvetli adamların olduğunu ya unutmaktalar yada unutmuş gibi görünmektedirler. Zira bu adamlar, haksızlığa karşı uyumayacakları gibi zulme karşı da sessiz kalmayacaklar ve gerek bu kanları gerek bu çabaları gerek yaşlıların ve çocukların çığlıklarını gerekse özgürlerin, yetimlerin ve dulların çağrılarını asla unutmayacaklardır... Ayrıca tagutun cürümleri onların güçlerine güç katacağı gibi Koalisyon'un yüzünü ne kadar makyajlarlarsa makyajlasınlar sömürgeci kafir Amerika ile Batı'nın cürümleri onların zihinlerinden asla silinmeyecektir. Bilakis tüm bunlar, onların azimlerine azim katacaktır.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ "İnsanlar onlara: İnsanlar size karşı toplandılar, artık onlardan korkun dedikleri halde bu onların imanları artırdı ve Allah bize yeter, O ne güzel vekildir dediler." [Âli İmran 173]

Ey Dâr-ul İslam Merkezi Şam'daki Halkımız ve Ey Sadık Ayaklanmacılar!

Tagut ve zebanileri, geri dönüşü olmayan umutsuz bir noktaya ulaşmışlardır. Dolayısıyla onun zulmünü artırması ölümünü yakınlaştırmakta olup onunla birlikte savaşan zebanileri de basiretini kaybedenlerin dışında günden güne ondan ayrılmaktadırlar. Hatta onu destekleyen Amerika'nın ön hattı olan Rusya bile bir ajan başka bir ajanla değişinceye kadar Amerika ile anlaşmıştır. Sonra işte Rusya, tagutun otoritesinin çökeceğine kanaat getirmesinden dolayı ülkeden ayrılmak isteyen vatandaşlarını tahliye etmeye başlamıştır. Ardından da tagut, dünya ve ahiretin zilletine bürünmüş bir şekilde köhne bir yerde yok olup gidecektir... Ama siz ey sadık ayaklanmacılar; hakkın ve hayrın olduğu şey üzerinde sebat gösteriniz ve eninde sonunda Allah'ın nusretinin geleceğinden emin olunuz. Vallahi Subhânehu, nusretini sadece Resullerine değil bilakis aynı şekilde iman edenlere de verecektir.

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ ءَامَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ "Şüphesiz biz, resullerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde elbette yardım edeceğiz." [Mümin 51]

O halde hakka, hak ehline, Allah'a, Resulüne, müminlere, Hilafet'e ve Hilafet için çalışanlara tüm gücünüzle nusret vermenizin yanı sıra Hilafet'i kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeye de karar veriniz. İşte o zaman el-Bâri sizleri unutmayacağı gibi akıtılan zeki kanlar, hakarete uğrayan Şam özgürleri, dul bırakılan kadınlar, yetim bırakılan çocuklar, diz çöktürülen yaşlılar ve hatta otlayan hayvanlar bile... işte bunların hepsi sizleri hayırla hatırlayacaklardır... Dolayısıyla bu kanlar ve çabalar da heba olmayacağı gibi boşa da gitmeyecektir...

Bunun da ötesinde Allah'ın dinine, davetini taşıyanlara ve Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Hilafet'e nusret vermenizden dolayı Allah'ın melekleri sizlere gıpta edeceklerdir... Ayrıca dünyanın en izzetlileri olacağınız gibi ahirette de Allah'ın yarattıklarının en hayırlısı olan Salavatullahi ve Selamuhu Aleyh, onun sahabesi [Rıdvanullahi Aleyhim] ve O'nun dininin kurtuluşa ermiş sadık ensarlarıyla birlikte olacaksınız...    yani Allah'ın ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in ensarları olan İbn-u Zürare, İbn-u Hudayr ve Sa'd İbn-u Muaz ile birlikte olacaksınız. Özellikle de azim olan ay, yani Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in doğduğu, Salavatullahi ve Selamuhu Aleyh'e bisetin verildiği, Medine'ye hicret ettiği, azim İslam Devleti'nin ikamet edildiği, aynı şekilde Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in refik-ul âlaya intikal ettiği ve Nübüvvet Minhacı Üzere İlk Raşidi Hilafet döneminin başlangıcının olduğu bir ay olan Rabi-ul Evvel ayı, sizleri gölgelendirecektir... Sonra bunu, ısırıcı meliklerin Hilafet'i takip etmiş ve Hilafet'in ardından da içerisinde olduğumuz "zorba diktatörlük" olmuş ve ardından da Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafet geri dönecektir. Hakeza Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], hem İmam Ahmed'in Huzeyfe İbn-ul Yeman'dan Müsnedi'nde hem de et-Tayâlisî Müsnedi'nde rivayet ettikleri sahih hadisinde bize açıklamıştır. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti.

Haydi o zaman Allah'ın dinine nusret verin, haydi o zaman Hilafet için çalışanlara nusret verin ve haydi o zaman Hizb-ut Tahrir'e nusret verin ki ensarın [Rıdvanullahi Aleyhim] sireti  geri dönsün de İslam ve ehlini izzetli kılsın ve küfür ve ehlini de zelil kılsın.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER