Pazar, 06 Şaban 1447 | 2026/01/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Avusturya: İslam'a ve Müslümanlara nusret gösterisi

  • Kategori Avusturya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Avusturya  10 Muharrem 1434 Hicri, elmuvafık 24 Kasım 2012 Miladi Cumartesi günü Suriye, Filistin, Burma ve diğer Müslüman beldelerde kafirlerin yada onların ajanlarının mızraklarına hedef olan Müslümanlara nusret amaçlı ve onlar hakkında işlenen soykırımları kınayan gösteri düzenlemişlerdir.

Gösteriye çeşitli uyruklu ümmetin  evlatlarından bir çok kimse katılmıştır. Ümmetin evlatları İslam ümmetinin tek bir ümmet olduğunu, Rabbinin, peygamberinin, kitabının, devletinin ve bayrağının tek olduğunu söz konusu gösteride dile getirmişler, tekid etmişlerdir.

Elhamdulillah

 

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, "Kadın'ı, Yoksulluğa ve Sömürüye Karşı Koruyacak Olan Hilafet'tir" Başlıklı Kadınlara Dönük Küresel Bir Konferans Düzenleyecektir

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, Allah'ın izniyle Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu ile birlikte 22 Aralık 2012'de Cakarta / Endonezya'da, "Kadın'ı, Yoksulluğa ve Sömürüye Karşı Koruyacak Olan Hilafet'tir" başlıklı önemli bir kadın konferansı düzenleyecektir. Nitekim bu konferansta, katılımcılardan, konuşmacılardan ve dünyanın her yerinden kendi toplumlarında etkili olan kadınlardan oluşan 1500 Müslüman kadın, gerek İslam dünyasında gerekse tüm dünyadaki kadınların karşı karşıya kaldığı içler acısı yoksulluk ve ekonomik sömürü haline yol açan nedenlere çözüm bulmak için bir araya gelecektir. Aynı şekilde dünyadaki kadınları olumsuz etkileyen bu büyük sorunu çözmeye dönük yönetim modeli olarak da Hilafet Sistemi sunulacaktır. Ayrıca bu, geçtiğimiz birkaç hafta boyunca Hizb-ut Tahrir'in bu mesele hakkında yapmış olduğu küresel kampanyanın doruk noktası olacaktır.

Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Üyesi Dr. Nesrin Nevaz, şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur:

 

"Bugün, İslam dünyasındaki milyonlarca kadın, para elde etmek için günlük mücadele vermektedir. Nitekim aşırı yoksulluk, kadınlardan birçoğunu yurt dışında iş aramaya mecbur etmekte olup birçoğu da bu işleri yaptıkları sırada şiddetli eziyetlere maruz kalmaktadırlar. Zira yoksulluk onlardan bazılarını, kendilerine ve ailelerine bakabilmek için kölelik koşularına benzer koşullarda çalışmaya sevketmekte yada sokaklarda dilenmeye terk edilmektedirler. Dolayısıyla bu yoksulluk, beşerin koymuş olduğu rejimlerin tatbik edilmesi sonucunda gerçekleşmektedir. Nitekim bu kadınlar, şahsî servetlerini inşa etmek için Müslümanların ülkelerindeki servetlerini yağmalayan İslam dünyasındaki fasit ve başarısız hükümetlerin kurbanları oldukları gibi aynı şekilde ülke içerisinde bu hükümetlerin tatbik edip destekledikleri zalim ve fasit kapitalist rejimin kurbanları olmaktadırlar."

"Nitekim serbest piyasa ekonomik sistemine ve faizli finansman modeline dayalı olan zehirli kapitalist sistem, servetlerin dağılımda devasa eşitsizliklere neden olmaktadır. Buda Batılı ülkelerde ve aynı şekilde Çin, Hindistan, Türkiye ve Brezilya gibi ekonomik olarak gelişip büyümeyi kutlayan bu ülkelerde yaşayan milyonlarca kadın da dahil küresel olarak kadınların yoksulluğu ve ekonomik köleliğiyle sonuçlanmaktadır. Nitekim İslam dünyasına dayatılan sömürgeci Batılı politikalar, globalleşme, serbest piyasa ve İMF ve Dünya Bankası gibi kurumlardan alınan krediler yoluyla ekonomiyi manipüle etmektedirler. Buda tek rolleri kitlelerin yoksullaşmasına, yerel piyasaların yıkılmasına ve halkların servetlerinin ve kaynaklarının yağmalanmasına neden olmak olan yabancı hükümetlerin çıkarlarına hizmet etmek içindir. "

"Bu bağlamda malî servetin, hayattaki diğer değerlerden daha önemli olduğuna itibar eden sömürgeci ve materyalist kapitalist ideoloji, kadınların güç mefhumunu, çalışmaya tutunmaya, anneliğin önemini küçültmeye ve devletin ve erkeklerin kadınları korumalarının vacip olduğu mefhumunu zayıflatmaya bağlamaktadır. İşte tüm bunlar da kadınları çalışmaya sevketme girişimleridir. Dolayısıyla buda kadınlar üzerinde çalışmadığı taktirde onurunu koruyamayacağı şeklindeki büyük toplumsal baskıları kışkırtmakta ve kadın, ev işleri ve bununla birlikte iş kariyeri sorumluluğunu yüklenmeye sevk edildiğinde de kendisine zulmedilmektedir.  Bu ise kadınların, gelecek nesilleri inşa etme ve yetiştirme noktasındaki esas rollerinden vazgeçmelerine neden olmaktadır. Nitekim bu rejim, insanlığın ve kadınların değerini düşürmekte olup kadını, devletinin ekonomisine menfaat sağlayan ekonomik bir meta yapmakta ve kadınlardan birçoğunu da kendileri ve çocukları için bir gözetim ve velayet olmaksızın terk etmektedir."

"Bu çok önemli konferans, finansal sömürü ve zorluklar gibi bu sefil duruma son vermeye muktedir bir yönetim için yegane model olan Hilafet Devleti'ni sunmak amacıyla dünyanın dört bir tarafındaki kadınları bir araya getirecektir. Dahası Hilafet'in, insanî ihtiyaçların ötesinde finansal kazanımların garantilenmesini sağlayan bir sistem olduğu vurgulanacak olmasının yanı sıra bu sistem nazarında kadın, korunması gereken bir namus olup onların infakları, ya akrabaları ya erkekler yada devlet tarafından karşılanacaktır. Dolayısıyla kadına, para elde etmek için kullanılan bir meta olarak bakılmayacağı gibi istemesi hailinde kadının çalışma hakkı da bulunacaktır. Ayrıya konferansta, Hilafet Devleti'nin benzersiz ve barışçıl İslamî ekonomik politikaları sunulacaktır ki buda; yoksulluğa çözüm bulmak ve finansal güvenliği sağlamak için  zaman içerisinde tatbik edilip deninmiş bir politikadır. Zira bu devlet, kadınları yoksulluk ve sömürüden koruyacak yegane gerçek olması hasebiyle küresel olarak kadınların arzuladığı bir modeldir. Dolayısıyla bizler, ekonomik zulme ve köleliğe çözüm arayan tüm kadınları bu önemli konferansa katılmaya davet ediyoruz."

أَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ "Hiç yaratan bilmez mi? O, Latif'tir, Habir'dir" [el-Mulk 14]

 

Editörden notlar:

1- Medya soruları için şu adresle bağlantı kurulmasını rica ediyoruz: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

2- Kampanya web sitesi: http://women.hizb-ut-tahrir.info

 

Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

Suriye Ulusal Koalisyonu'nun Suriye'de Uluslar arası Güçlerin Konuşlanmasını Kabul Etmesi, Bunun Çözüm İçin Dolaştırılan İbrahimî-Amerikan Planının Bir Parçası Olduğunu Ortaya Koymaktadır

  • Kategori Suriye
  •   |  

30.11.2012 Cuma günü, BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi el-Ahdar el-İbrahimî, ikinci adresi olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Suriye'deki durumlar hakkında bir konuşma yapmıştır. Nitekim konuşmada, Güvenlik Konseyi aracılığıyla "güçlü" barışı koruma güçlerinin konuşlandırılması çağrısında bulunarak şöyle demiştir: "Her türlü şiddetin sona ermesi için gerekli olan anlaşma, zaruri bir durumdur. Söylediğim gibi ortada taraflar arasında bir güven bulunmamaktadır. Dolayısıyla savaşın durması için güçlü bir denetleme sistemi konulmalıdır. İşte bu sistem de "güçlü" barışı koruma güçleri aracılığıyla düzenlenebilir. Bunun ise sadece Güvenlik Konseyi aracılığıyla olacağına inanıyoruz..." Bu oturum sırasında Suriye'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Caferi, Suriye'nin Birleşmiş Milletler Elçisi el-Ahdar el-İbrahimî'nin misyonunu desteklediğini, bu desteği sürdürmeye devam edeceğini ve Suriye'de tüm tarafların katılacağı kapsamlı bir barışın oluşturulmasının zarureti üzerinde onunla anlaştığını vurgulamıştır... Nitekim 01.12.2012 cumartesi günü, Suriye Ulusal Koalisyonu Sözcüsü Velid el-Bunnî, Kahire'de koalisyon toplantısı sonunda düzenlediği basın konferansında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Şayet Esad, öncelikle otoriteden vazgeçerse muhalefet, bu tür bir gücün konuşlanmasını kabul edecektir." Dolayısıyla bu, Amerika'nın Suriye'deki krizden çıkmaya dönük planıyla ahenkli olan ve örtüşen üçüncü tutumdur. Zira el-İbrahimî'nin, Suriye'de bu "güçlü" barış gücünün konuşlandırılmasına çağrıda bulunması, Amerika'nın orada oynamak istediği kirli oyunu ifşa etmektedir ki buda; Afgan yollu bir çözümdür. Böylece el-İbrahmî bunu, efendisine sunmak istemektedir. Nitekim Suriye Ulusal Koalisyonu'nun bunu kabul etmesi ise ortada daha önceden bir onay olduğunu, el-İbrahimî'nin çözüme dönük planının ve bu temeldeki bir oluşumun ilan edilmesinin tamamen gizlendiğini ortaya koymaktadır. Zira bu çözüm, Beşar'a alternatif olacak bir yöneticinin ortaya çıkarılmasına dayalıdır. Bu alternatifler de ya Riyad Hicab ya Riyad Seyf yada bu ikisine benzer (yeni Karzai) gibi birisi olabilir. Ayrıca askerî bir alternatifin oluşturulması, yeni bir askerî kolu oluşturacak ve buda yeni ulusal ordunun çekirdeğini oluşturacak olan Yüksek Askerî Konseyi temsil etmiş olacaktır. Ancak bu konsey, tek başına Müslümanların büyük çoğunluğunun görüş ve eğilimlerini temsil eden İslamî eğilime sahip olan Müslümanlarla olan savaşı çözebilecek şekilde güvenilir değildir. Bundan dolayı el-İbrahimî barış gücünün gönderilmesiyle ilgili planında, Afganistan'da alınan aynı rolün alınabilmesi için "güçlü" olmasını talep etmektedir. Zira orada Müslümanlar, çoğunlukla NATO'nun olduğu çokuluslu güçlerden oluşmasının yanı sıra bu güçlerin çoğunluğunun Amerikalıların olduğu ve Afganistan'a barışı getirmek için Birleşmiş Milletler kararı gereğince oluşturulan "ISAF" adı altında katliam, fesat ve saptırmayla mahvedilmektedirler. Dolayısıyla bu slogan altında, aşırıcılık ve terörizmle savaş bahanesiyle İslam ile savaşmaktadırlar. İşte Amerika'nın Suriye'de yapmak istediği şey tam da budur. Ancak bir farkla ki buda; Suriye'de bunu bizzat kendisi değil de ajanları vasıtasıyla yapacak olmasıdır.

Ey Suriye'deki Onurlu Müslümanlar!

Hizb-ut Tahrir olarak bizler Müslümanları, bu plan ile güçlerin konuşlandırmasına yönelik bu çağrıya karşı uyardığımız gibi bu koalisyonun üyeleri ile Yüksek Askerî Konseyin üyelerini de bu planın ve bu çağrının kabul edilmesi noktasında uyarıyoruz. Zira Beşar'ı uzattıkça uzatan Amerika, sizinle bu fiilleri yapmaya hazırlanmakta ve Müslümanlardan bir gurubu diğer guruba karşı kullanmaya çalışmaktadır. Nitekim Birleşmiş Milletler uluslar arası güçler, başta Amerika olmak üzere büyük devletlerin elindeki araçlardır. Nitekim kendisi başarısız olduğunda, iktidardaki ajanlarına dayatmada bulunmaktadır. Amerika ile birlikte Suriye'de meydana gelen hususlar tam da böyledir. Dolayısıyla uluslar arası güçleri ve Batılı ülkelerin yardımını istemek, Allah'a, dinine ve Müslümanlara karşı büyük hıyanet suçunu yaşamayı gerektirir.

Ey Sevgili Şam'ımızdaki Murabıt Müslümanlar!

Daha önceki ayaklanma istasyonlarında, sabrınızı, imanınızı ve bir tek Allah'a olan güveninizi kanıtladınız. Dolayısıyla ed-Dabi'nin, Kofi'nin ve hala tilkinin sıyrıldığı gibi sıyrılan el-İbrahimî'nin ifşa olduğunu yeterince fark etmişsinizdir. Amerika'nın ulusal koalisyonu çıkardığı bu plan, sizin ayaklanmazı yönelik en tehlikeli istasyonlardan biridir. Oysa sizler, neredeyse sizler için açılacak olan bir nusretin kapılarındasınız. O halde Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız ve akidesi ve hayat nizamıyla azim İslam esası temelinde ümmetin kalkınma projesini taşıyan ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, ثم تكون خلافة على منهاج النبوة "Sonra Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet olacak"sözleriyle müjdelediği Raşidi Hilafet'i kurmak için çalışan siyasî bir hizib olan Hizb-ut Tahrir ile birlikte Resulullah'ın livası altında birleşiniz. Böylece umulur ki Şam, Dâr-ul Hilafet'in merkezi olabilir. Aynen Taberi'nin rivayet ettiği sahih hadis-i şerifte geçtiği gibi. Zira bu hadiste Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur:

عُقْرُ دَارِ الإِسْلامِ بِالشَّامِ "İslam Dârı'nın merkezi Şam olacaktır."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Gelişmekte Olan Sekiz İslam Ülkeleri Gurubu Birliği "D8",  Başarısız En Son Birliktir

Gelişmekte olan sekiz İslam ülkeleri gurubunun, bu ayın 19.11.2012 ile 22.11.2012 günleri arasında, ekonomik meselelerin yanı sıra bölgesel ve uluslar arası konular ile bu meselelerin görüşülmesi için İslamabad'ta bir toplantı düzenleyeceği ilan edilmiştir. Nitekim Pakistan, ülkenin güvenliği üzerinde tam bir egemenlik sahibi olduğunu ve rejimin yasaları ile egemenliğini dayatmaya muktedir olduğunu göstermeye isteklidir. Zira geçenlerde bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi şöyle demiştir: Hükümet, birçok güvenlik sorunlarına rağmen Pakistan'ın güvenli olduğu şeklinde net bir mesaj vermek istemektedir.

Gelişmekte olan sekiz İslam ülkeleri gurubu D8, 1997'de Türkiye eski başbakanı Necmeddin Erbakan tarafından kurulmuştur. Üyeliğine ise şu ülkeler katılmıştır: Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan ve Türkiye. Nitekim bu ülkelerin toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasılaları [GSYİH], 3.2 trilyon dolar olduğu gibi toplam asker sayısı yaklaşık 6 milyon ve nüfus sayısı ise yaklaşık dünya nüfusunun %13'ü kadardır. Ayrıca gurubun ülkeleri, Pakistan'da bulunan yüzlerce nükleer savaş başlıkları da dahil büyük askerî teçhizat stokları içermektedir. Ancak bu çarpıcı istatistiklere rağmen, D8 gurubunun küresel ekonomi ve uluslar arası durum üzerinde kayda değer bir etkisi bulunmamaktadır.

D8 gurubunun zayıf performansı, şaşırtıcı değildir. Zira İslam dünyasındaki ekonomik ve siyasî kurumların tamamı, aynı akıbeti paylaşmaktadırlar. Mesela, Körfez İşbirliği Konseyi Ülkeleri [KİK], Arap Devletleri Ligi ve İslam Konferansı Teşkilatı, adı çıkmış bu gurupların başarısız olduğuna dair örneklerdir. Zira bunlar, Avrupa Birliği modelini taklit etmeye çalışmaktadırlar.

Ancak bu niyet, yerinde değildir. Zira şayet yerinde olsa bile bu, şu iki ana nedenden dolayı İslam dünyasının zayıflamasına yol açacaktır: Birincisi: Mevcut küresel ekonomik kriz, Avrupa Birliği'nin ayıplarını ifşa etmiş ve siyasî bir birlik olmadığı kanıtlanmıştır. Zira tüm ekonomik birlikler, başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

İkincisi: Bu birliklerin gerçek faydalanıcıları, halklar değildir. Bilakis sömürgeci güçlerdir. Mesela Arap Devletleri Ligi ile İslam Konferansı Teşkilatı'na bakan bir kişi, devamedegelen sokak protestolarına rağmen Amerika'nın bu iki örgütü nasıl kendi politikalarını onaylamaları için kullandığını ve D8 gurubunun talihsizliğini görecektir.

İslam ümmetinin kalkınmasının yolu, Müslümanları bölen ve onları elli küsur devletçiğe parçalayan ulus devlet kabusunu terk etme yolunda yürümesidir. Dolayısıyla Müslümanlar, şayet Batı ölçekli örgütlerin ve toplulukların düzenlemesini reddederlerse ancak kendilerinin efendisi olabileceklerdir.

İslam ümmetini birleştirmenin tek yolu, Hilafet Devleti'ni yeniden kurmaktır. Zira Hilafet, Amerika Birleşik Devletleri gibi federal bir devlet değildir. Çünkü onda her bir eyaletin özel kanunları bulunmaktadır. Ancak savunma, ekonomi ve dışişleri federal hükümet tarafından belirlenmektedir. Ayrıca Hilafet, Avrupa Birliği gibi de değildir. Zira bazı ülkeler, ekonomideki egemenlik yönlerini Brüksel'in lehine feda ederlerken diğer tüm yasaları korumak ise karar verme yetkisi olan ulusal parlamentoların yetkisindendir.

Hilafet, Müslümanların kendi aralarından bir Halife'yi seçtikleri ve Kur'an, sünnet, sahabe icması ve kıyas ile hüküm vermesi için işitmek ve itaat etmek üzere bir Halife'ye biat ettikleri tek bir devlettir. Ayrıca Hilafet, ellinin üstündeki mevcut İslam ülkelerini tek bir varlık altında birleştirecektir. Buda onu, dünyanın en güçlü devleti yapacağı gibi ekonomik, askerî ve siyasî olarak da Batı'dan fiilen bağımsız olacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Endonezya'dan Gazze'ye Yönelik Askerî Saldırı Hakkında Bir Beyan

Yahudi varlığının Gazze-Filistin'e yönelik saldırıları tekrarlanmaktadır. Zira Kasım ayının on dokuzuna kadar Batı Şeria'ya dokuzdan fazla saldırı düzenlenmiştir. Nitekim bu saldırılar, 32 Filistinlinin şehit olmasına, 140 tanesi kadın ve çocuk olmak üzere diğer 300 kişinin de yaralanmasına yol açmıştır. Hatta İslam dünyasındaki yöneticilerden, saldırıları durdurmak için bayatlamış açıklamaların dışında her hangi etkin bir eylemde bulunulmaksızın bu saldırılar hala da devam etmektedir.

Buna ilişkin olarak Hizb-ut Tahrir / Endonezya, "İsraillilerin" Gazze'ye yönelik kampanyası ile bu vahşî kampanyayı destekleyen Amerikan yönetimini kınamaktadır. Dolayısıyla Filistin'deki Müslümanlarla dayanışmak amacıyla Hizb-ut Tahrir / Endonezya, Cakarta ile Endonezya'nın muhtelif şehirlerinde gösteriler düzenleyerek aşağıdaki hususları açıklamıştır:

1-İslam ülkelerindeki yöneticileri, bu vahşî kampanyayı derhal durdurmak için etkin eylemde bulunmaya davet eder. Bu ise ancak Gazze'ye doğru orduların harekete geçirilmesiyle olur.

2-Nüfus sayısı bakımından en büyük İslam ülkesinin Devlet Başkanı olması vasfıyla Endonezya Devlet Başkanı'ndan, genel alarm ilan etmesi, Gazze'deki Müslümanlara yardım etmek ve savaş ve harp dilinden başka bir şeyden anlamayan gaspçı Yahudi varlığını kökünden söküp atmak için orduları harekete geçirmesi çağrısında bulunur... Dolayısıyla Susilo, bu önemli planı uygulaması halinde emin olsun ki bu, Gazze'deki kardeşlerini kurtarmak için diğer İslam ülkelerindeki İslam ordularının harekete geçmesi noktasında etkili olacaktır.

3-Herhangi bir eylemde bulunma noktasında İslam ülkelerinin başkanlarının sessiz kalmaları onların, Gazze'deki Müslümanların katledilmelerine rıza göstermeleri ve Yahudi varlığının Filistin'de uyguladığı vahşeti destekledikleri anlamına gelmektedir. Bu ise dünyadaki Müslümanlarına dönük aşağılık bir ihanettir.

4-Tüm Müslümanları, mümkün olan her şekilde Gazze'deki Müslüman kardeşleriyle dayanışmaya ve İslamî Hilafet'i kurmak için çabalarını kat be kat artırmaya davet eder. Çünkü bir buçuk milyar Müslümanı, ümmetler arasındaki heybetlerini geri elde etmeleri için tek bir devletin ve tek bir râyenin altında birleştirmeye muktedir olan sadece odur. Yine Allah'ın izniyle asla bir daha geri dönmemek üzere Yahudi varlığının Müslümanlara dönük zulmünü durduracak olan da odur.


Muhammed İsmâ’îl Yusanto
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Değişen Erdoğan mı, Putin mi? Değişen Bir Şey Yok, Çünkü Her Şey Başladığı Yerde Duruyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ertelenen Türkiye ziyaretini 03.12.2012 Pazartesi günü gerçekleştirdi. Türkiye ziyaretinde Üst Düzey İşbirliği Konseyi'nin 3. Toplantısına katılan Putin, Başbakan Erdoğan ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Toplantıda her iki liderin hem ekonomik hem de siyasi ilişkilerinin kuvvetine yönelik övücü ifadeler kullanması, bu iki ülkenin Suriye konusunda oluşturdukları kutuplaşmanın suni olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır.

Uzun yıllar Afganistan da işgal politikası güderek Müslümanların kanını akıtan, Çeçenistan'da on binlerce Müslüman'ı katleden bu kafirlerle tokalaşmak, her şeyden evvel Müslümanların dökülen kanlarına ihanettir. Orta Asya'daki diktatörleri destekleyerek zulümlerini onaylayan, yine geçtiğimiz günlerde İslam'ı yaşamak ve davetini taşımak istemelerinden dolayı kendi topraklarında Müslümanlara baskı ve tutuklamalar gerçekleştiren Rus yönetiminin, Türkiye'de bu şekilde ağırlanması büyük bir cürümdür. Suriye'de aylardır en ağır katliamları gerçekleştiren Baas rejimine her türlü desteği veren Rus lider, nasıl oluyor da Suriye halkının yanında olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan tarafından böyle en üst düzeyde bir karşılama ve ağırlama ile konuk ediliyor? Müslüman bir yöneticinin dostluk ve düşmanlık ilkeleri bu kadar mı çabuk değişir?

Düzenlenen ortak basın toplantısında Başbakan Erdoğan şunları söylüyordu: "Dış politika prensibimizin dostumuz Rusya'nın tutumuyla ilkesel temelde örtüştüğünü görmek elbette ki memnuniyet vericidir." Bu açıklamalardan sonra Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin başından beri Suriye konusunda Rusya ile aynı kirli oyunun içinde olduğunu açıklaması gerekmez miydi? Başbakan bu kirli oyunun içinde olduğunu açıkça itiraf ederek Suriye halkından özür dilemek yerine, Rus hükümeti ile yaptığı ekonomik anlaşmalar ve siyasi işbirliği ile övünüyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise aynı gün katıldığı bir televizyon programında Suriye meselesinde Türkiye ile Rusya'nın görüş ayrılığı konusunu aynen şöyle değerlendiriyor: "Türk-Rus ilişkileri tüm bu dalgalanmalardan daha önemlidir."

Hani siz daha dün Suriye halkına dost olduğunuzu açıklamıştınız. Hani siz daha dün Suriye halkının kanını akıtan Baas rejiminin yanında olan, ona destek veren ülkelerin karşısında duracağınızı açıklamıştınız. Ne kadar çabuk değiştiniz? Dün konuştuklarınızı ne kadar da çabuk unuttunuz? Yoksa sizi bu zalim, kafir rejim ile bu kadar yakınlaştıran ve Suriye halkının dökülen kanına döktüğünüz timsah gözyaşlarınızı silmenizi gerektiren şey, Rusya ile yaptığınız üç kuruşluk ekonomik anlaşmalar mı?

Suriye'de Müslümanların kanı hala akmaya devam ediyor. Suriye halkı kanını İslam için akıtıyor ve Allah'a şükürler olsun ki artık akıttıkları kanın üzerinden sizin gibi edebiyat yaparak nemalanacak liderlere güvenmiyor. Onlar kendilerine gerçekten dost olan mümin mücahitlere ve basiretli siyasi liderliklere güveniyor. Onlar İslam'dan ve O'nun yönetim sistemi olan Raşidi Hilafet Devlet'inden başka hiçbir çözümü kabul etmeyeceklerine söz verdiğini tüm dünyaya haykırıyor. Sizler zenginliği, izzeti ve şerefi Rusların üç kuruş parasında ararken, Suriye halkı tüm bu değerleri Allah katında arıyor. Suriye halkını sizin sahip olduğunuz değerlerden ayıran siyasi ve kültürel fark işte budur! Umulur ki akledersiniz. الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا "Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir." [Nisa 149]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İnanmadığınız BM'nin "Adaletini" Zafer Olarak Görmeniz, Ne Yaman Çelişki Ve Nasıl Bir İlişkidir?

Yahudi varlığı "İsrail'in" 14 Kasım Çarşamba günü Gazze'ye başlattığı saldırı ve onlarca Müslüman'ın şehit edilmesi sonrasında Mısır'a gidip iki tarafın temsilcileri ile görüşüp ABD'nin iki devletli planı doğrultusunda ateşkes anlaşmalarına katkı sağlayan Başbakan Erdoğan, zafer kazanmış lider edası ile Türkiye'ye dönmüştü. Döner dönmez 19 Kasım Pazartesi günü katıldığı bir toplantıda Gazze'ye saldıran Yahudi varlığı "İsrail"i kınamayan ve yaptırım uygulamayan BM için aynen şu ifadeleri kullanmıştı. "Peki, BM'ye ne kadar güveniyorsunuz? Onu da söyleyeyim güvenmiyorum. Çünkü savaş şartlarının oluşturduğu bir yapının tezahürü bugün adil değildir."

Aradan kısa bir zaman geçmeden, 29 Kasım Cuma günü BM Genel Kurulunda Filistin için "Üye olmayan gözlemci statü" hakkı kabul edildi. BM'de kabul edilen bu karar ile aslında Filistin'i Batı Şeria ve Gazze ile sınırlandıran ABD'nin iki devletli çözüm planının bir adımı daha atılmış oldu. İşte bu meşum gelişme hem Filistin yönetimi, hem Hamas yönetimi, hem de Türkiye yönetimi tarafından bir zafer gibi karşılandı ve kutlamalar yapıldı. Müslümanların son yıllarda domino etkisi oluşturan İslami kıyamlarını gözlemleyen Batı Müslümanların kalbi Kudüs'te bir hançer gibi duran "İsrail" varlığına karşı oluşacak tepki ve tehdit unsurunu minimize etmek için Müslümanların ağzına bir parmak bal çalmak istemektedir. Kafir ABD ve Batı çok iyi bilmektedir ki Müslümanların başlattığı bu kıyam İslami Hilafet Devleti ile neticelenirse Yahudi varlığı "İsrail" çok büyük bir korku yaşayacaktır. İşte bunun için Filistin devletinin varlığını BM'de tanıyarak Hamas ile Filistin yönetimini uluslararası hukuka bağlı kalmaya mahkum etmek istemekte ve bununla "İsrail" için oluşacak tehdidi asgariye indirmek istemektedir.

Ancak ne hazindir ki hem Filistin hükümeti hem Hamas yönetimi bunu bir başarı olarak görmüşlerdir. Ayrıca daha on gün önce BM'nin adaletine güvenmediğini söyleyen Başbakan Erdoğan BM'nin Filistin için aldığı bu kararı tarihi bir karar olarak görmüş ve zafer naraları atmıştır. Hem de dün ne söylediğini bildiği halde Müslümanların gözünün içine bakarak her gün yalan söylemektedir. 4 Aralık'ta şöyle diyordu: "29 Kasım 1947'de BM Genel Kurulu'nda Filistin topraklarını parçalayan plan kabul edilmişti. 29 Kasım Filistin için gaspın bölünmüşlüğün bir acı hatırasıdır. 1948'de kurulan İsrail, Filistinlileri evlerinden ve topraklarından uzaklaştırdı. Yine bir 29 Kasım günü tarihi bir olaya tanıklık ettik. BM'de Filistin'in gözlemci devlet olarak yer alması oylandı ve Filistin gözlemci devlet oldu."

Bu ne yaman bir çelişkidir Sayın Erdoğan! Halife Abdulhamid Han'ın bir karışını dahi Yahudilere vermemek için canını ortaya koyduğu kutsal topraklara Yahudilerin devlet olarak girmesini sağlayan BM, şimdi bu topraklardan sadece Batı Şeria ve Gazze'ye razı olacak Filistin'i güya devlet olarak tanıyorsa bu Müslümanlar için bir zafer olarak mı, yoksa büyük bir hezimet olarak mı görülecek? Bu nasıl bozuk bir tarih okumasıdır böyle? Bu ne yaman çelişki, bu ne çapraşık bir ilişkidir böyle? Doğru ile yanlış, zafer ile hezimet, hak ile batıl, dost ile düşman hiç aynı olur mu? Sizi sapmaktan sakındıracak dosdoğru bir istikamet yolu yok mu?  فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ "İşte onun için sen dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevaların uyma..." [Şura 15]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kahire'deki Dışişleri Bakanları, Yahudi Varlığına Asla Ordularını Harekete Geçirmeyeceklerine Dair Güvence Vermekteler ve Yüzsularını Korumak ve Yahudilerin Güvenliğini Koruyacak Uzun Vadeli Bir Ateşkesi Kabul Etsin Diye de Hamas O

Gazze halkına yönelik saldırıların devam ettiği ve öldürme ve yıkım da dahil Yahudilerin savaş makinelerinin çalıştığı bir sırada Arap Dışişleri Bakanları, Katar Dışişleri Bakanı Casim Bin Hamad ve Yemen Bakan'ın diliyle, Arap rejimlerinin Gazze'ye yardım etmek için asla harekete geçmeyecekleri şeklindeki ifadelerin yer aldığı Yahudi varlığını rahatlatan bir mektup göndermişlerdir. Nitekim onlar, saldırıları kınamakla, saldırıları durdurması için büyük devletlere ve Birleşmiş Milletleri'ne yalvarmakla, insanî yardımlarda bulunmakla, Batı Şeria'nın sembollerine ziyaretlerde bulunmakla, Yahudilerin güvenliğini koruyacak uzun vadeli bir ateşkesi kabul etmesi için Gazze hükümetine baskı uygulamakla yetinmişlerdir!

Filistin'in kurtarılması ve deforme olmuş Yahudilerin ortadan kaldırılması için ümmetin ordularının Filistin'e doğru harekete geçmeleri çağrısında bulunan Arap dünyasındaki ayaklanmalar, özellikle de kırk yıl boyunca tek kurşun bile sıkılmaksızın Kuzey cephesini koruyan Yahudilerin koruyucusu Şam tagutu Beşar tarafından gasbedilmiş sultanlarını geri almak için sabit adımlarla yürüyen Şam ayaklanması Filistin topraklarını gasbeden Yahudi varlığını korkutmaktadır.

Yahudi varlığı, muhlis Şam halkının Beşar'ı ortadan kaldırmayı başarıp kendilerine İslam ile hükmedecek Müslümanların bir imamına biat etmeleri halinde kendisinin hiçbir varlığının kalmayacağını idrak etmektedir. Bundan dolayı onlar, Suriye cephesini boşaltmaları için Gazze otoritesine baskı yapma noktasında hain Arap rejimiyle yaptıkları gizli anlaşmaya güvenerek Gazze halkına dönük bu şiddetli saldırılar yoluyla Güney cephesi üzerindeki Gazze Şeridi ile uzun vadeli bir ateşkese erişmek için umutsuzca mücadele etmektedirler.

Nitekim resmî Arap rejimi, gerek ateşi durdurmaya ve uzun vadeli ateşkese erişmeye dönük çağrılar deklare etmek yoluyla gerekse de Yahudi varlığının, Yahudilerin güvenliğinin korunmasının talep edildiği uzun vadeli bir ateşkesi kabul etmesi için Gazze otoritesine baskı uygulamaları amacıya kendilerine bir fırsat vermek için saldırıları durdurmasının ardından destek ve dayanışma gerekçesiyle Gazze'yi ziyaret eden bakanlar yoluyla Yahudi varlığının güvenliğini korumak için çalışacağına dair Yahudi varlığına güvence vermiştir. Zira bu bağlamda, Mısır İstihbarat Şefi General Muhammed Rafet Şehate, dün, yani Cumartesi günü, Gazze otoritesi ile Yahudi varlığı arasında bir arabulucu olarak ateşkesi ele almak için Hamas Hareketi'nin Siyasî Bürosu'nun Başkanı Halid Meşal ile bir araya gelmiştir.

Yine başta Filistin otoritesi, Mısır ve Katar rejimleri olmak üzere resmî Arap rejimi, aşağılanmaya ve  zillete devam etmekte olup ne çocukların kanları ne kendilerini şevkle harekete geçiren direniş kalıntıları nede Filistin kadınlarını ve yaşlılarını savunma tutkusu onları harekete geçirmektedir. Bilakis onlar, sadece sessiz kalmakla yetinmektedirler. Dolayısıyla düşman, belki saldırılarını püskürtmek için bir ordu harekete geçirebilirler diye onların bu sessizliklerine şüpheyle bakmaktadır. Ancak onlar bunun yerine asla savaşmayıp mücadele etmeyeceklerini ve saldırgan ile kurban arasında arabulucular olacaklarını bildirip ilan etmektedirler. Dolayısıyla buda küstah Yahudi varlığının saldırganlığını daha da artırmaktadır.

Filistin halkı ve bütün Müslümanlar, Araplar da dahil İslam dünyasındaki rejimlerin feryatlarının tamamen farkındadırlar. Bu nedenle ya ayaklanmaktalar yada gerek yöneticilerden gerekse de bu zırar yöneticilerin neden olduğu zilletten, utançtan ve aşağılanmışlıktan kurtulmak için yöneticilerine karşı ayaklanmaya hazırlanmaktadırlar. Dolayısıyla -başta Hizb-ut Tahrir olmak üzere- Filistin halkı ve tüm Müslümanlar, kendilerine savaş meydanlarında liderlik etmek, Filistin halkına yardım etmek için şehit olmak, tüm Filistin'i vahşî Yahudi varlığının işgalinden kurtarmak, işgal edilmiş tüm İslam ülkelerini kurtarmak ve dünyanın dört bir tarafındaki mazlum Müslümanlara yardım etmek için İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nde bir Halife'nin nasbedileceğini bilmektedirler. Bizler bunun, Allah'ın izniyle çok yakında olacağını ümit ediyoruz. İşte o gün müminler de Allah'ın nusretiyle sevineceklerdir.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yusuf 21]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER