Salı, 27 Şevval 1447 | 2026/04/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Stratejik Anlaşmanın Sonucu (Bir Örümcek Yuvasıdır)

Karzai'nin Genel Kurmay Başkanı Abdulkerim Harram 28 Nisan 2013 günü, NATO kuvvetlerinin el-Bab ve diğer güvenlik tesislerini inşa etmeye devam edebilmeleri amacıyla Pakistan kuvvetleri için yeterli  alan ve fırsatı sağladığını söyledi. Bu nedenle Karzai, iki ülke arasında imzalanan stratejik anlaşmaya istinaden bu meselenin ciddiye alınması ve Pakistan'ın çekilmeye zorlanması için efendisi Amerikan Başkanı Barak Obama'ya bir mektup gönderdi. Ayrıca Harram da şöyle dedi: "Bizler, son iki haftadır Beyaz Saray'dan herhangi bir yanıt almadık." Bu sırada NATO kuvvetleri, bu konuda yorum yapmaktan kaçındı ve daha fazla araştırma yapılmasını talep etti.

Hizb-ut Tahrir / Afganistan Vilayeti daha önce, bu çaresiz kukla yöneticilere Amerika ile NATO'nun olduğu bu iki kapitaliste boyun eğmemelerini ve bunun yerine Ümmetimize karşı kanlı bir savaş açan Haçlılar ile olan stratejik anlaşmayı reddederek Rableri Allahu [Subhânehu ve Teâlâ] ile Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e itaat etmeleri gerektiğini nasihat etmişti. Bununla birlikte onlar, Ümmete ihanet etmişler ve stratejik bir anlaşma imzalamışlardır. Ayrıca tecrübesiz çocuklar gibi olası en yakın bir zaman içerisinde bir güvenlik anlaşması imzalamaya karar vermişlerdir.

Afganistan ve Pakistan'daki yöneticilerin tamamı, her iki taraftaki Müslümanların arasında ayrılık ve nifak ateşini tutuşturmak amacıyla eski İngiliz İmparatorluğu ile kanserli Durant Hattı mirasını korumak için çalışmaktadırlar. Dolayısıyla Amerika ile NATO, bu tutuşmuş olan yangının devam etmesi için ana bir rol oynamaktadırlar. Zira Amerika ile NATO, özellikle bu iki ülkenin Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olmasının yanı sıra siyasî, coğrafî ve fikrî birliği sağlayacak olan Hilafet Devleti'ne ilhak sürecini geciktirmek için uzun vadede bu durumdan yararlanacaklardır.

Diğer taraftan vakıa zeminindeki gerçekler, stratejik anlaşmalar ile güvenlik anlaşmalarının Afganistan'ın güvenliğini ve egemenliğini garantilemediğini, bilakis bunların bölgenin dört bir tarafındaki köklerini sağlamlaştırması ve Afganistan'ı da sömürgeciliğin ve güvensizliğin yayılması amacıyla İslam'a ve Müslümanlara yönelik savaşta bir üs olarak kullanması hususunda Amerika'ya yardımcı olduklarını göstermektedir. Nitekim hala tevbe ve geri dönüş kapısı açıktır. Zira hala onların, bizimle savaşan bu Haçlılarla olan dostluklarından vazgeçme, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ] ile Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e geri dönme ve Ümmetin enerjisini yeniden Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Minhacı Üzere Hilafet Devleti'ni kurmak için seferber etme imkanları vardır. O halde kendilerini çok iyi tanıdığınız Müşerref, Kaddafi, Mübarek ve benzerlerinin akıbetine uğramaktan sakının ey yöneticiler... Aksi taktirde ya çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin yargılamasına maruz kalacaksınız ya da ahirette şiddetli bir azap ile karşı karşıya kalacaksınız.

مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ "Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!" [Ankebût 41]

Devamını oku...

Soru-Cevap

Soru: İslamî Şahsiyet kitabının ikinci cildinin 310. sayfasında, dalındayken meyvenin satışı başlığı altında şöyle geçmektedir: "... Müslim, İbn-u Ömer'den Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: مَنِ ابْتَاعَ نَخْلاً بَعْدَ أَنْ تُؤَبَّرَ فَثَمَرَتُهَا لِلَّذِي بَاعَهَا إِلا أَنْ يَشْتَرِطَ الْمُبْتَاعُ "Aşılandıktan sonra kim bir hurma ağacı satın alırsa, satın alan şart koşmadıkça onun meyvesi onu satan kimseye aittir." Ahmed, Ubade İbn-u Samit'ten şunu rivayet etti: "Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], satın alan şart koşmadıkça, hurma ağacının hurmasının aşılayana ait olduğuna hükmetti." Dolayısıyla hadisin mantuğu ile kim üzerinde aşılanmış hurmaları olan ağacı satarsa, meyvenin alış-verişe dahil olmadığına, bilakis satıcının mülkünde kalmaya devam ettiğine delil getirilir. Bu hadisin mefhumu ile de, ağaç aşılanmamış ise, meyvesinin alış-verişe dahil olduğuna ve müşteriye ait olduğuna delil getirilir. Burada mefhumdan maksat, mefhumu muhalefettir. Burada o, şart mefhumudur."

Usulcüler bu hadisi, şart mefhumu değil de sıfat mefhumu konusunda zikretmişlerdir.

O halde neden burada sıfat mefhumu değil de şart mefhumu denilmiştir? Bunun açıklanmasını rica ediyorum?

Cevap: Usul meselelerinde vacip olan, araştırılan meselenin tüm yönleriyle kuşatılmasıdır! Mesela soru soran kişiyi araştırmaya yönelten şu, مَنِ ابْتَاعَ نَخْلاً بَعْدَ أَنْ تُؤَبَّرَ فَثَمَرَتُهَا لِلَّذِي بَاعَهَا إِلا أَنْ يَشْتَرِطَ الْمُبْتَاعُ "Aşılandıktan sonra kim bir hurma ağacı satın alırsa, satın alan şart koşmadıkça onun meyvesi onu satan kimseye aittir" hadisi ile diğer şu hadistir: "Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], satın alan şart koşmadıkça, hurma ağacının hurmasının aşılayana ait olduğuna hükmetti." Şimdi siz, bu iki hadisten bir kısmını aldınız ve konuyu bunun üzerinde döndürdünüz! Zira siz, hadisin ilk kısmını aldınız ve bununla yetindiniz! Dolayısıyla [من ابتاع نخلاً...] "Kim bir hurma ağacı satın alırsa" şeklindeki şart mefhumu ile [بعد أن تؤبر...] "Aşılandıktan sonra" şeklindeki sıfat mefhumu arasında bir ihtilaf olduğunu ve doğal olarak da burada sıfat mefhumunun geçerli olduğunu düşündünüz. Çünkü hüküm, aşılanmayla ilgilidir ve aşılanmadan önceki satışın hükmü ile aşılandıktan sonraki satışın hükmü farklıdır.

[مَنْ ابتاع...] "...Kim satın alırsa" şartının mefhumu muhalefetine, yani [مَن لم يبتع...] "Kim satın almaz ise" durumuna gelince; hüküm bununla ilgili değildir. Çünkü ortada bir satış yoksa ortada bir hüküm de yok demektir. Zira şayet hiçbir şey gerçekleşmemişse, hurma ağacı hakkında kimi sorgulayacağız ki? Binaenaleyh şayet şu hadis, من ابتاع نخلاً بعد أن تؤبَّر فثمرتها للذي باعها "Aşılandıktan sonra kim bir hurma ağacı satın alırsa, onun meyvesi onu satan kimseye aittir" şeklinde ve diğer hadis de, أن النبي قضى أن تمر النخل لمن أبَّرها "Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], hurma ağacının hurmasının aşılayana ait olduğuna hükmetti." şeklinde sınırlandırılmış olsaydı, mefhumun sıfat mefhumu olması gerektiği şeklindeki sözünüz doğru olurdu. Ancak siz, en önemli kısmı, dahası hadisin sonundaki en önemli kısmı ihmal ettiniz ki o da şart koşulanın istisna edilmesidir. Yani [إلا أن يشترط المبتاع] "Satın alan şart koşmadıkça" şartıyla sınırlandırılmasıdır. Dolayısıyla iyice araştırıp düşünseydiniz, sıfat mefhumunun saf dışı kaldığını ve geçerli olanın da şartın sınırlandırılmasından alınan şart mefhumu olduğunu görürdünüz. Çünkü aşılanma veya aşılanmama, şart koşulanın istisna edilmesiyle birlikte saf dışı olmuştur. Zira önemli olan şartın olmasıdır. Dolayısıyla şayet satın alan kişi hurma ağacının meyvesiyle birlikte kendisine ait olmasını şart koşarsa, satış ister aşılandıktan önce isterse sonra olsun bu şart uygulanır. Dolayısıyla da hurma ağacını aşılamadan önce satın alırsa, hurma ona ait olur ve şayet hurma ağacını aşılandıktan sonra satın alır ve hurmanın da kendisine ait olmasını şart koşarsa yine ona ait olur. Nitekim burada geçerli olan, şart koşulanın istisna edilmesinden kaynaklanan şarttır. Zira satın alan kişi şart koşarsa, hurma ağacı meyvesiyle birlikte ona ait olur. İster aşılamadan önce isterse sonra olsun fark etmez. Yani sıfat mefhumuyla amel edilmez.

Görünen o ki karışıklık, aşağıdaki şu iki husustan kaynaklanmıştır:

Birincisi: Siz, hadisin içerisinde sadece [من ابتاع] "Kim satın alırsa" şeklindeki bir şartın olduğunu zannettiğinizden dolayı konuyu [من ابتاع] "Kim satın alırsa" şeklindeki şart mefhumu ile [بعد أن تؤبر] "Aşılandıktan sonra" şeklindeki sıfat mefhumu üzerinde döndürdünüz ve kendisi için delil getirilenin sıfat mefhumu olduğunu düşündünüz. Ancak siz, [إلا أن يشترط المبتاع] "Satın alan şart koşmadıkça" cümlesini terk ettiniz ve bu cümleyi konuya dahil etmediniz. Dolayısıyla bu cümle, araştırmanız sırasında boş bir söz gibi oldu! Aynen Şahsiyette şu şekilde geçtiği gibi: "Şart ile sınırlandırıldığında, faydası olmayan boş bir söz gibi olur."

İkincisi: Şart lafzının ve türevlerinin [müştaklarının] açıklamasının ne olduğu bilinmeksizin şartı sadece edatlar olarak görmeniz doğru değildir. Zira şart ve türevleri, bazen bir edatın yerine gelir ve onun da bir mefhumu olur. Mesela oğlunuza [أعطيك جائزة بشرط أن تفوز في الامتحان] "İmtihanda başarılı olman şartıyla sana izin veririm" dediğinizde bunun bir mefhumu vardır. Yani "İmtihanda başarılı olmadığı taktirde çocuğa izin yoktur" demektir. Zira [بشرط أن تفوز في الامتحان] "İmtihanda başarılı olman şartıyla" demek, "şayet imtihanda başarılı olursan" anlamına gelmektedir ve hakeza...

Binaenaleyh hadisteki şart mefhumu, buradaki [من ابتاع] "Kim satın alırsa" edatından alınmamıştır. Zira bunun, şart mefhumu bakımından hükümde bir etkisi yoktur. Bilakis hükümde etkisi olan, [إلا أن يشترط المبتاع] "Satın alan şart koşmadıkça" cümlesidir. Dolayısıyla bu şart ile istisna, edatın yerine kullanılmıştır. Yani [إذا اشترط المبتاع فله كذا وإذا لم يشترط فله عكس كذا...] "Satın alan şart koşarsa onun için şöyle olur ve şayet şart koşmaz ise bunun aksi olur..." demektir.

Hülasası: Bu şart ile istisna etmenin bir mefhumu vardır. İster bu, birinci hadiste geçtiği gibi [من ابتاع فله كذا إذا اشترط المبتاع وله غير كذا إذا لم يشترط] "Satın alan şart koşarsa satın alan için şöyle olur ve şayet şart koşmaz ise bunun aksi olur" anlamında şart edatından sonra olsun isterse ikinci hadiste geçtiği gibi [قضى رسول الله   بكذا إذا اشترط المبتاع وغير كذا إذا لم يشترط المبتاع] "Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şayet satın alan şart koşarsa şu şekilde hüküm verdi ve şayet satın alan şart koşmaz ise bunun aksine hüküm verdi" anlamında şart edatı olmaksızın olsun fark etmez. Dolayısıyla bu şart koşulanın istisna edilmesi, şart mefhumunu geçerli kılmaktadır.

Usulcülerin ibaresi hakkında bahsettiğiniz hususa gelince; bu doğrudur. Zira onlar, hadisin son kısmını zikretmemişlerdir. Bilakis bir ibare koyarak onu incelemişlerdir ki o da şudur: [من باع نخلاً مؤبرا فثمرتها للبائع] "Kim hurma ağacı satarsa, onun meyvesi satan kişiye aittir." Dolayısıyla hüküm, aşılamaya yönelmekte olup geçerli olan mefhum da sıfat mefhumu olmaktadır. Nitekim usul kitaplarında, bu tür bölünmüş  cümleler bulunmaktadır. Zira onlar, ya bir ibare veya hadisin manasını veya onun bir kısmını koyarlar ve bunun üzerine de kaideyi belirlerler. Aynen şu sözleri gibi: [في الغنم السائمة زكاة] "Otlayan koyuna zekat düşer." Aslında hadis bu şekilde değildir. Bilakis bu, Ebi Davud'un hayvanların zekatı hakkındaki uzun hadisin bir kısmıdır ki o da şöyledir: ...وَفِي سَائِمَةِ الْغَنَمِ إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ، فَفِيهَا شَاةٌ... "... Otlayan koyunun [sayısı] şayet kırk olursa buna bir koyun zekat düşer..." Dolayısıyla Ebu Davud bunu, uzun bir hadisten rivayet etmiş ve içerisinde [إذا كانت أربعين] "Şayet kırk olursa" şeklindeki şartı açıklamıştır. Ancak usulcüler, şartı terk etmişlerdir. Çünkü onların konusu sıfat mefhumu olduğundan "otlayan koyun" şeklinde sınırlandırmışlar, [في الغنم السائمة زكاة] "Otlayan koyuna zekat düşer" şeklinde formüle etmişler ve bunu da sıfat mefhumuna örnek vermişlerdir. Yani şayet otlayan değilse zekat düşmez demektir. Ayrıca şart mefhumunun da geçerli olduğu bilinmelidir. Çünkü otlasa bile şayet kırk olmamışsa zekat düşmez. Dahası şayet onlardan birisi, ...وَفِي سَائِمَةِ الْغَنَمِ إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ، فَفِيهَا شَاةٌ... "... Otlayan koyunun [sayısı] şayet kırk olursa buna bir koyun zekat düşer..." hadisini zikretse ve ardından da burada geçerli olanın sıfat mefhumu olduğunu söylese, onun bu sözü dakik olmaz. Bilakis doğru olan, aynı şekilde şart mefhumunun da geçerli olduğunun söylenmesidir. Ancak şayet hadis bölünerek [في الغنم السائمة زكاة] "Otlayan koyuna zekat düşer" kısmı zikredilmiş ve geçerli olanın da sıfat mefhumu olduğu söylenmişse, bu söz sahih olur. Ancak hadis açısından değil bölünmüş  metin açısından sahih olur.

Hakeza hadisteki mefhumu muhalifeden murat edilen tamamen şart mefhumu olup sıfat mefhumu değildir.

Devamını oku...

Hicret Aynı Şekliyle Ne Zaman Olacak Sorusunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Hicret Aynı Şekliyle Ne Zaman Olacak Sorusunun Cevabı

“Ebu Abdurrahman Et-Tamîzî’ye”

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in nusret elde ettiği ve ashabının hicret etmeye başladığı dönemle şu an Şam’da olanları karşılaştırdığım bir sorudur.   

Hizb-ut Tahrir, İslam Devleti’ni kurarken Nebi’nin metodunu takip eden siyasi bir partidir. Şu an Hizb-ut Tahrir, Suriye’de nusreti elde etmeye başladı. Nitekim buna, Hizbin Merkezi Medya Ofisi üzerinden tanık olduk. 

Soru şu: Neden Hizb-ut Tahrir, Nebi’nin fertlerinden talep ettiği gibi kendi fertlerinden de Suriye’ye hicret etmelerini talep etmiyor? Yoksa vakıa farklı mıdır? Bunu açıklamanızı rica ediyorum. 

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Evet, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sahabesine Medine’ye hicret etmelerini emretti. Ancak bu, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Medine halkından nusreti aldıktan, yani yönetim biatı olan İkinci Akabe biatından, yani Medine yönetim olarak Daru’l İslam olduktan sonra oldu. Çünkü orada İslam ve Müslümanlar için güç gerçekleşmiş olup bizzat hükümlerin uygulandığı Daru’l İslam olması için Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in gelişini bekliyordu.    

İkinci Akabe biatının benzeri bizim için de gerçekleşirse, o zaman şeri hükümlere göre aynı şekliyle hicret olur. 

Kardeşiniz                                                                                                                                    H. 16 Receb 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                               M. 26 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3342/

Devamını oku...

Suriye Devriminden Marşlar

  • Kategori Video
  •   |  

''Ey Allah'ım Senden başka kimsemiz yok''

 

Ey Şam Özgürleri, Özgürlüğü kimden isteyeceğinize hazırlanın,

Ey İslamın yardımcıları Hilafete yardım ediniz.

 

'Devrimimiz İslamîdir'

al-Ukab Grubu

 

 

'Şam İslam’ın Merkezidir'

al-Feda Grubu

 

 

'Suriye devrimi, İslam devrimidir'

al-Feda Grubu

 

 

'Efendimiz Allah ve Muhammed'dir'

al-Feda Grubu

 

 

'Suriye devrimi sen nereden ortaya çıktın?'

al-Feda Grubu

 


'Obama'ya rağmen, devrimimiz İslâmîdir'

Salem Jaradat ve al-Feda Grubu

 

 

'Ey Şam! Sen Suriyelilerdensin'

al-Feda Grubu

Devamını oku...

Râşid Halifelerin Ukab Râye’si ve Liva Kullanmaları Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Râşid Halifelerin Ukab Râye’si ve Liva Kullanmaları Hakkındaki Sorunun Cevabı

El-Vâsık Binasrallah’a

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Raşid Halifelerin, Ukab Râye’sini ve Liva’yı kaldırdıkları (kullandıkları) varit olmuş mudur? Bu, tarihte varit olmuş mudur?

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Evet ey kardeşim, Râşid Halifeler (Hulefa-i Raşidin) Ukab Râye’si ve Liva’yı kullanmışlardır. Buna dair deliller ise, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den, Râye’sinin Ukab ve Liva’sının da beyaz olduğuna dair varit olanlardır ve deliller ise şöyledir: 

1-Nesâi Sünen-il Kübra’da ve Tirmizî de Cabir’den Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir: دَخَلَ مَكَّةَ وَلِوَاؤُهُ أَبْيَضُ “Beyaz livası olduğu halde Mekke’ye girmiştir.” İbn-u Ebi Şeybe Musannafi’nde, Amrate’nin şöyle dediğini tahric etmiştir: كَانَ لِوَاءُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْيَضَ“Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in livası beyaz idi.“

2-Ahmed, Ebu Davud ve Nesâi Sünenen-il Kübra’da, Muhammed İbn-ul Kasım’ın Mevlası Yunus İbn-u Ubeyd’in şöyle dediğini tahric etmişlerdir: بَعَثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْقَاسِمِ إِلَى الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ يَسْأَلُهُ عَنْ رَايَةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَاهى؟ فَقَالَ: «كَانَتْ سَوْدَاءَ مُرَبَّعَةً مِنْ نَمِرَةٍ»“Muhammed İbn-ul Kasım beni Bera İbn-u Âzib’e göndererek ona, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Râye’sinin nasıl olduğu hakkında sordu? O da şöyle dedi: Nemire kumaşından siyah renkli ve kare şeklinde idi.“

3-Tirmizi ve İbn-u Mace İbn-u Abbas’ın şöyle dediğini tahric etmiştir: كَانَتْ رَايَةُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَوْدَاءَ، وَلِوَاؤُهُ أَبْيَضَ“Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Râye’si siyah ve Liva’sı da beyaz idi.“

4-İbn-u Ebi Şeybe Musannafi’nde, Hasen’den şöyle dediğini tahric etmiştir: كَانَتْ رَايَةُ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَوْدَاءَ تُسَمَّى الْعُقَابَ “Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in râyesi siyah olup Ukab olarak adlandırılıyordu.”

Bunlar, Raşid Halifelerin Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Râyesi’ni ve Livası’nı takip ettiklerine dair yeterli olan delillerdir. Zira onlar, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in aralarında bildirdiği hiçbir şeyi terk etmediler, aksine onu yerine getirdiler. Dolayısıyla Raşid Halifeler dönemindeki Râye ve Liva hakkında daha fazla araştırma yapmaya gerek yoktur. Bu ise şu iki husustan dolayıdır:   

Birincisi: Şüphesiz şeri hüküm, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den alınır.

İkincisi: Raşid Halifelerin, Râye ve Liva gibi Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in fiilini terk etmedikleri şahit olunun bir husustur.

Kardeşiniz                                                                                                                                 H. 15 Receb 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                            M. 25 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3341/

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emirinin Eleştirileri ve Düzeltmeleri Kabul Etmemesi Hakkında

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Soru Cevap

 Hizb-ut Tahrir Emirinin Eleştirileri ve Düzeltmeleri Kabul Etmemesi Hakkında

Muafa Ebu Haura

Soru:

es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Hizb-ut Tahrir Emiri eleştirileri, düzeltmeleri ve ilmi tartışmaları kabul etmiyor diye Endonezya’da dolaşan görüşün aslı astarı var mıdır? Hatta şöyle söyleniyor: Eğer Hizb-ut Tahrir’i değiştirmek istiyorsan, ilk önce Hizbin Emiri olman gerekiyor. Biz, şeri hüküm, İslami fikir ve idari meseleler ile ilgili çeşitli konuları tartışmak istiyoruz.

Cevap:

Aleykum’us Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Bilesin ki biz, kitaplarımızda geçen fikir ve hükümlere dayalı olması koşulu ile anlamlı herhangi bir tartışmayı memnuniyetle karşılarız. Başka kitaplarda bizim hakkımızda söylenen iftiraları tartışmak ise üslubumuz değildir. Yani kitabınızda şöyle şöyle geçiyor dersen kabul ederiz. Böyle olunca dilediğin soruyu sorabilir ya da istediğin eleştiriyi yapabilirsin. Allah’ın izniyle sana cevap vermekten asla çekinmeyiz. Ancak İslam’dan nefret eden bazı kişilerin bize attıkları iftiralar konusunda zamanımızı boşa harcamak istemeyiz. Örneğin eğer filan kitapta sizinle ilgili şöyle şöyle geçiyor diye sorarsanız, biz buna cevap vermeyiz ve bu gibi konularda da zamanımızı boşa harcamayız. Aksine müfterileri Aziz ve Kahhar olan Allah’a havale ederiz.
Aynı zamanda biz kitlesel idari konuları da tartışmayız. Çünkü bunun yeri burası değildir. Değerli kardeşim, biz kitabımızda geçen her kelimenin delillerini ve istidlal yönünü araştırdıktan sonra ancak kitabımıza koyarız. Bunun için kitabımızda geçen her kelimede tartışmaya ve onunla ilgili herhangi bir soru ve açıklamaya cevap vermeye hazırız.

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook sayfasının linki:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=220629058105179

H.14 Receb 1434

M.24 Mayıs 2013

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER