Pazartesi, 21 Şaban 1447 | 2026/02/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Endonezya'dan Bir Beyan Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsünü Derhal Serbest Bırakın

Geçen Mayıs ayında, sivil giyimli Pakistan güvenlik birimleri Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Üstad Navit Butt'u okuldan eve dönerken küçük evlatlarının önünde tutuklamışlar, onu güç kullanarak almışlar ve evlatlarını da mağrur bir şekilde yolun ortasında bırakmışlardır.

Kaçırılmasının üzerinden 7 ay geçmesine rağmen mahkemeye savkedilerek herhangi bir yasa altında yargılanmamakta ve ailesi de onun nerede olduğunu bilmemektedir!

Binaenaleyh Hizb-ut Tahrir / Endonezya, aşağıdaki hususları açıklamak amacıyla Cakarta'daki Pakistan Büyükelçiliği önünde bir gösteri düzenlemiştir:

Özellikle 7 ay geçmesine rağmen onun mahkemeye getirilmemesi, dahası ailesinin de onun hakkında hiçbir şey bilmemesi ve güvenlik birimlerinin de onu kaçırdıklarını itiraf etmemesinden dolayı vahşî ve yasadışı bir eylem olması itibarıyla Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'un kaçırılmasını kınarız. Dolayısıyla bu durum, özellikle eşi ve evlatları olmak üzere ailesini çok incitmiştir. Nitekim Navit Butt'un, İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışan bir aktivist olup bir mücrim olmadığı bilinmektedir. Çünkü onun hayatının hiçbir köşesinde bir cürüm bulunmamaktadır. Bunun içindir ki onun şartsız bir şekilde derhal serbest bırakılması kaçınılmazdır.

Pakistan Silahlı Kuvvetleri içerisindeki nusret, güç ve kuvvet ehline, İslam'ın ve Müslümanların izzeti için Allah'a, Resulüne ve Müslümanlara bağlı olduklarını ve kafirlere ve ajan yöneticilere bağlı olmadıklarını açıklamaya çağırır ve onlara, kendilerini uçurum kenarına sürüklemelerinden dolayı Batı yanlılarına güvenmemelerini nasihat ederiz. Zira artık tüm şeri hükümleri uygulayacak, hain yöneticileri devirecek ve ümmete karşı ihanet edip cürüm işleyenleri cezalandıracak olan Hilafet'i kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermenin zamanı gelmiştir. O halde şimdi Allahuteala'nın şu kavlini hatırlayınız:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah, onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." [İbrahim 42]

Allah bize yeter! Zira O, ne güzel vekil, ne güzel Mevla ve ne güzel nusret verendir!


Muhammed İsmâ’îl Yusanto
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kur'an-ı Kerim'e Saldıran Kâfir Amerikalılar Hala Burada Barınabilecekler mi?

Yılbaşı gecesi, Adana bulunan İncirlik Hava Üssü'ndeki Amerikalı askerlerin sarhoş olduktan sonra 10. Tanker Üs Komutanlığı'nın içerisindeki camiye girerek tahrip ettikleri ve camide bulunan Kur'an-ı Kerim'leri yırttıkları basına yansımıştır.

Bu olay kâfir Amerika'nın ve insanlıktan nasibini almamış olan iğrenç askerlerinin, Müslümanların topraklarında ve yine Müslümanlarca kutsal sayılan kitabımız Kur'an-ı Kerim'e karşı yaptıkları ilk hakaret değildir. Hatırlanacağı üzere daha önce Irak'ta ve Afganistan'da bu tür olaylar yaşandığı gibi, Amerika'nın Florida eyaletinde de bir papaz tarafından Mushaf-ı Şerifimiz yakılmıştı. Kendilerince başka ülkelerde yapıldığı için bunu mazeret göstererek bu menfur saldırılara karşı ses çıkaramayan Türkiye yöneticileri, şimdi kendi topraklarını garnizon gibi kullanmasına izin verdiği Amerikan askerlerinin İncirlik üssündeki camiyi tahrip etmelerine ve mukaddes kitabımızı yırtmalarına da ses çıkaramamıştır.

Hükümet yetkilileri ve Başbakan Erdoğan, bu iğrenç saldırı karşısında henüz konuşmamıştır. Bu gibi olaylar karşısında esip gürlemeyi çok iyi bilen Başbakan neden bu olay karşısında sessiz kalmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada olayı sadece birkaç cam kırığı şeklinde değerlendirmiş ve mukaddesatımıza yapılan bu saldırıların faillerini bulmak yerine, bu olayı kamuoyuna duyuran askerin kim olduğunu araştırmaya koyulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı ise askeri üsde bulunan caminin diyanete bağlı bir cami olmadığını bu sebeple bir şey yapamayacaklarını -tapusu kendisinde olmayan camilere ve içindeki mukaddesata hakaret edilebileceğini- açıklayarak düşük bir tavır sergilemiştir.

Kuşkusuz tüm dünyanın alışageldiği bu davranışlar, Batı hadaratına aykırı değildir. Bilakis onların bu davranışları, İslam ve kutsallarına olan düşmanlıklarından kaynaklanmaktadır. Batı dünyası, Müslümanlar ile hiçbir zaman dost olmamış ve olmayacaktır. Amerika'nın Türkiye ile dost ve müttefik olduğunu söylemesi ise menfaatinin gerektirdiği ve herkesçe malum olan koca bir yalandır. İşte kâfir Batı'nın ve Amerika'nın gerçek yüzü budur. Bu çirkin yüzü Müslümanlar Ebu Gureyb'te, Felluce'de, Afganistan'da, Somali'de ve şimdi de İncirlik'te görmüşlerdir. Peki, Amerikalılar Müslümanların gerçek yüzünü ne zaman göreceklerdir? Kendi ülkelerinde bunlar yaşanırken, yeryüzünün en gaddar topluluğu olan ABD yönetimi ile ilişkilerini nasıl devam ettireceklerdir? Kendi kutsal kitaplarına bu hakareti reva gören Amerikalılara hadlerini bildirmeyecekler midir? Onları Müslümanların topraklarından def etmeyecekler midir?

Artık açıkça görülmüştür ki İslam'ın ve Kur'an-ı Kerim'in kutsiyetini koruyacak, Müslümanların kanlarını ve onurlarını yükseltecek olan ABD ve Batılı devletler ile işbirliği yapan bu laik, demokratik yönetimler değildir. Onların asla efendilerinin askerlerini kovma cüreti olamaz. Her tarafta hakarete maruz bırakılan mukaddesatımızı ve her tarafta kanları akıtılan Müslüman kardeşlerimizi koruyacak olan, yalnızca İslam'ın devleti Râşidî Hilâfet'tir. Dinine, Kitabına ve mukaddesatına bağlı tüm Müslümanları, yöneticilerini hesaba çekmeye ve Raşidi Hilafet Devleti'nin bir an önce kurulması için bizimle birlikte çalışmaya davet ediyoruz.

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." [İbrahim 42]

Devamını oku...

Sudan Vilayeti: Nil Üniversitesinde Kitap Sergisi

  • Kategori Sudan
  •   |  

23-27 Safer 1434 hicri, elmuvafık 6-10 Ocak 2013 Miladi Pazar-Perşembe, tarihleri arasında Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti gençleri Nil üniversitesinde İslami siyaset kitaplarını hukuk fakültesi neşat alanında "düşünce değişimin temelidir" başlığı altında sergilemişlerdir.

Serginin kapanış günü ise "Sudan'daki geçim sıkıntısı, sebepleri ve çözümü" konulu büyük bir panel düzenlenmiştir. Panele konuşmacı olarak Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Merkezi İletişim kurulu başkanı Üstad Nasır Rıza (ebu Rıza), Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Bürosu üyesi Üstad Abdullah Abdurrahman (Ebul İzz) katılmışlar panele ayrıca çok sayıda öğrenci iştirak ederek sorular yönelterek panele katkıda bulunmuşlardır.

Alemlerin Rabbi Allah subhanehu ve tealaya hamdu senalar olsun.


Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İslamcı Tutuklulara Destek Gösterisi Bağlamında Bir Açıklama ve Bununla İlgili İslamî Kuruluşlara Bir Beyan

Bugün, (İslamcı Tutukluların Davasını Takip Komitesi) adına imzalanmış olarak yayınlanan beyana dair bir yorumda bulunmak ve bunun üzerine terettüp edebilecek her türlü karışıklığı engellemek için aşağıdaki hususları açıklarız:

Birincisi: Hizb-ut Tahrir üyelerinden veya onu temsil edenlerden herhangi birisi, mezkur toplantıda bulunmadığı gibi dahası bu düzenlenen toplantı sona ermeden önce hizibten herhangi birisi bilgilendirilmemiştir.

İkincisi: -Hizbin bariz üyelerinden birisi olan- Faziletli Şeyh İbrahim Muhammed, özellikle akrabaları ve komşularından birçok şehitler ile hatiplik ve imamlık üstlenen caminin ileri gelenleri olmak üzere Talkalah şehitlerinin cesetleri ile esirlerinin davasının benimsenmesiyle ilgili onların aileleri ile akrabalarından yetki alma girişiminde bulunmuştur. Nitekim hizib, onun çabalarını tebrik etmiş ve ona gerekli olan tüm yardımı da vermiştir. Zira bu çalışma, ümmeti için gayret sarfeden her bir müminin onur duyacağı ve karşılığı da sadece Allahuteala'dan umulan bir çalışmadır.  Dolayısıyla İslamcı tutuklular, onun bu asil davadaki büyük çabasını görünce, onlardan büyük bir kısmı dosyalarının takip edilmesi ve zulümlerinin kaldırılmasıyla ilgili davanın benimsenmesiyle ilgili olarak onun görevlendirilmesini desteklemişler ve onların akrabalarından yaklaşık yirmi aile de ona yetki verilmesi için imza atmışlardır.

Üçüncüsü: Resmî otoritelerin, yargılanmaksızın yıllarca cezaevinde kalmalarıyla ilgili olarak gece gündüz üzerlerine saldırdıkları mazlum tutukluların sürekli davalarını benimseyen "Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti", Faziletli Şey Muhammed İbrahim'i göstermiş olduğu çabalarından dolayı tebrik ettiği gibi hiç çekinmeksizin Cuma günü çağrıda bulunduğu oturma eylemini de tebrik edip desteklemiştir. Zira o, davranışlarında disiplinli olmanın ve şeri hükümlere bağlanmanın boyutunu bilmektedir.

Dördüncüsü: Bizler çok iyi bilmekteyiz ki; bazı birimler "Hizb-ut Tahrir'i" tuzağa düşürme girişimlerinde bulundukları gibi bazı İslamî kuruluşlar ile fazilet sahibi aktivistler de "böl ve yönet" şeklindeki uygulamalara dayanmaktadırlar. Çünkü bu birimler, sürekli olarak hizbin, insanların haklı davalarına destek veren faaliyetini, özellikle de yaklaşık iki yıldır devam eden Şam ayaklanmasına destek vermeye dair yasağı kırma girişimlerini kötülemektedirler. Nitekim onlar hizbin, güvenlik ve siyasî baskılar karşısındaki sebatını görünce kardeşleri birbirine düşürmek için İblis üsluplara başvurmaktadırlar. Dolayısıyla bizler onları, "Hizb-ut Tahrir'in" tuzak kuranların kimler olduğunu ve kendisi yada kendileriyle birlikte tuzak kuranlara hediye sunmak için din kardeşiyle çatışmaya girenlerin de kimler olduğunu çok iyi bilip anladığını müjdeleriz. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ "Muhakkak ki müminler kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah'tan korkunuz umulur ki size merhamet eder." [Hucurat 9-10]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sayın Yemen El-Yevm Gazetesi'nin Editörü Kardeş

"Yemen el-Yevm" Gazetenizin, 07.12.2012 Cuma günkü 204. sayısında yazar Faysal es-Sofi'ye ait sütunda "Radfani'nin Görüntüsü Savaş Nedenidir" başlıklı bir makale yayınlanmıştır. Makalede, Savunma Bakanı Müsteşarı Yarbay Fadl Muhammed Cabir Radfani'nin, 25.12.2012 Salı günü Sana'a'daki Yemen kapısında bulunan Savunma Bakanlığı'nın binalarından birinin önünde öldürülmesi olayından bahsedilmektedir. Nitekim konuşmasına, ordu ve güvenlik hakkındaki şu sözleriyle son vermiştir: "Bu ikisi, İslamî Hilafet'i kurmak için mevcut devleti devirmekle ilgisi olan diğer çevreler tarafından hedef alınmadığı anlamına gelmez."

Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti olarak bizler, gazetenizde yayınlamanız amacıyla Hilafet meselesi hakkındaki cevap hakkımızı gönderiyoruz. Hilafet, İslam'daki Yönetim Sistemi olup o, kendisinden önceki ve sonraki diğer yönetim şekillerinden tamamen farklıdır. Zira onun hakkında deliller varit olmuştur. Nitekim  İmam Ahmed'in Müsnedi'nde Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

تكون النبوة فيكم ما شاء الله أن تكون ثم يرفعها إذا شاء أن يرفعَها، ثم تكونُ خلافةٌ على منهاج النبوة فتكون ما شاء الله أن تكون ثم يرفعُها إذا شاء اللّه أن يرفعَها، ثم تكون ملكا عاضا فيكون ما شاء الله أن يكون ثم يرفعها إذا شاء أن يرفعها، ثم تكون ملكًا جبريّة فتكون ما شاء الله أن تكون ثم يرفعها إذا شاء أن يرفعها، ثم تكون خلافة على مِنهاج النبوة ثم سَكتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı Hanedanlık olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır." Sonra sustu.

El-Buhari ve Muslim Sahihlerinde, Ebu Hazım'dan şöyle dediğini rivayet ettiler. Ebi Hureyra ile beş yıl oturdum ve ondan Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Selem]'in şöyle buyurdu dediğini işittim: كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ فُوا بِبَيْعَةِ الأوَّلِ فَالأوَّلِ أَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ "İsrail oğulları, nebiler tarafından siyaset ediliyordu (yönetiliyordu). Bir nebi vefat edince, bir diğer nebi ona halef oluyordu. Artık benden sonra nebi yoktur. Halifeler olacak da çoğalacaklardır." Dediler ki: "Öyleyse bize ne emredersiniz?" Dedi ki: "İlk olana, ilk olana biatinize sadakat gösterin. Muhakkak ki Allah size karşı görevlerini yerine getirip getirmediklerini onlardan soracaktır."

Yine İbn-u Hıbban, Sahihinde Ebu Seleme'den o da Ebu Hurayra'dan Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: سيكون بعدي خلفاء يعملون بما يعلمون ويفعلون ما يؤمرون ثم يكون من بعد خلفاء يعملون بما لا يعلمون ويفعلون مالا يؤمرون فمن أنكر عليهم فقد بريء ولكن من رضي وتابع "Benden sonra Halifeler olacak. Bildikleri ile amel edecekler ve emrettikleri şeyleri yapacaklar. Sonra yine Halifeler olacak. Bilmedikleri şeylerle amel edecekler ve emrettikleri şeyleri yapmayacaklar. Kim onlara karşı çıkarsa beri olur. Ama kim razı ve tabi olursa o başka!"

Sahabe, Ebu Bekir'in Müslümanların Halifesi görevini üstlendikten sonra ihtilaf etmemişler ve Hilafet, 88 yıl önce yıkılıncaya kadar 1300 küsur yıl baki kalmıştır. Nitekim Hilafet, "dini korumak ve onunla dünyayı siyaset etmek üzere tüm Müslümanların genel başkanlığı" olarak tarif edilmiştir. Dolayısıyla Hilafet, dahilde ve hariçteki işlerini İslam ile yürütmek üzere Müslümanları tek bir devlet altında toplayan siyasi varlıklarıdır. Zira siyasî, iktisadî, içtimaî, eğitim, dış siyaset ve hayatın diğer tüm alanlarında İslam'la hükmetmek ancak Hilafet Devleti'nin gölgesi altında mümkündür ki şeri kaide şudur: "Vacibin kendisi ile tamamlandığı şeyde vaciptir". Ayrıca İslam ümmetinin bugünkü durumu, İngilizlerin ve Fransızların kendileri dışındaki diğer Batılıların desteğini de alarak "Sykes-Picot"  anlaşması ile inşa ettikleri sınırlar yoluyla parçalanması ve onların sistemlerine ve fikirlerine mahkum edilmesidir.

Hilafet Devleti'nin kurulması yoluyla İslamî hayatın yeniden başlatılmasına gelince; 1953 yılında kurulan Hizb-ut Tahrir'in ulaşmaya çalıştığı gayesi işte budur. Bu ise İngiltere'nin, İttihat ve Terakki'nin üyesi Yahudi Mustafa Kemal'in eliyle 1924 yılında Hilafet Devleti'ni yıkmasının ardından olmuştur. Dolayısıyla hizib, İslam ile yönetmek için Hilafet'i yeniden kurmak, İslam ülkelerini birleştirmek ve İslam'ı davet ve cihat yoluyla dünyaya taşımak için çalışmaktadır. Zira Hizb-ut Tahrir, siyasî bir hizib olmasının yanı sıra Hizb-ut Tahrir'in ameli de "gözetimin İslam'ın fikir ve hükümlerine göre olması ve bunların da siyasî amellerin üzerine indirilmesi" şeklindeki siyaset olduğu gibi onun ideolojisi de "yönetim, ekonomi, içtimaî, uluslar arası ilişkiler, öğretim ve benzeri hususlarda İslam akidesinin cinsinden olan ve hayat sorunlarına çözüm getiren İslamî sistemleri belirleyen" İslam'dır. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, Allahuteala'nın şu kavlinden dolayı kurulmuştur: وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ "Aranızda hayra (İslam'a) davet eden, marufu emredip münkerden nehyeden bir ümmet (siyasi bir hizb) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." [Âli İmran 104]

Hilafet'i kurma metodunu şu üç merhale ile özetlemiştir: Birincisi; amel edecek bir kitle oluşturmak. Bu merhale, İslamî kültürle kültürlenme ve onu yabancı fikirlerden temizleme anlamına gelmektedir. İkincisi; hatasını izhar etmek ve onun yerine İslam fikirlerini ibraz etmek amacıyla İslam dışı fikirlerle fikrî çatışmada bulunmak ve Batı ile ajanlarının, istenilen değişime ulaşmak için olan ayaklanmalara düşük yaptırmak gibi İslam'a ve Müslümanlara karşı kurmuş oldukları planları ve komploları ifşa ederek ve insanları bunları ve bunların başarısızlıklarını anlamaya davet ederek siyasî mücadele bulunmak, ardından da Hilafet'in kurulması için yönetimin teslim edilmesi olan üçüncü merhaleye ulaşmak amacıyla Müslümanların içindeki güç ve kuvvet ehlinden nusret talebinde bulunmak. Resul Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in Medine-i Münevvera'da ilk İslamî Devleti kurduğundaki metodu işte budur. Dolayısıyla Hilafet Devleti'ni kurmak için bunun dışındaki bir metot, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna muhalefet etmek sayılır. Nitekim ensar, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ile olan İkinci Akabe Biatı'nda Mekke halkı ile savaşma hususunda izin istediğinde İmam Ahmed'in Müsnedi'ndeki şu hadis varit olmuştur: والذي بعثك بالحق لئن شئت لنميلن على أهل منى غدا بأسيافنا قال فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم لم أؤمر بذلك "Seni hak ile gönderen Allah yemen ederim ki eğer istersen biz yarın kılıçlarımızla Mina halkına hücum ederiz deyince Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur: Henüz bununla emrolunmadık."

Mina halkından kasdedilen; Kureyş Müşrikleridir. Peki o halde bugün Müslümanların hayatındaki hedefi nasıl olmalıdır?

Hizb-ut Tahrir, İslam ile hükmedecek ve şeri hükümler ile bunların hayat vakıasına indirilmesine bağlı kalarak ümmetler arasındaki onurunu geri iade edecek olan Hilafet Devleti'ni kurmak amacıyla İslam ümmetiyle birlikte çalışmakta ve Hilafet Devleti'nin tuğlaları olacak olan İslam ümmetinin evlatlarına dönük güveni yeniden kazandırmaya hırs göstermektedir.

Sonuç olarak Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti olarak bizler, Yemen'deki gazete ve medyadan talep ettiğimiz üzere "Yemen el-Yevm" Gazetesi olarak sizlerden de Hizb-ut Tahrir'e dayatılan karartma rolünden vazgeçmenizi talep ediyoruz. Zira Hizb-ut Tahrir olarak bizler, Hizb-ut Tahrir'in muhtelif siyasî ameller vakıasına indirmiş olduğu hükümler ile benimsemiş olduğu fikirler hakkında söylediklerini insanların öğrenmeleri amacıyla geçmişte de olduğu gibi bizim tarafımızdan Yemen ve dünyadaki muhtelif olaylar hakkında yayınlananların tamamını gazetenizin sahifelerinde yayınlanması için sizlere ulaştırmaya devam edeceğiz.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Müslümanların, Şam Ayaklanmasına Destek Kampanyası Mücrim Suriye Rejiminin Büyükelçiliği Önünde Cuma Namazı

(Müslümanların Şam Ayaklanmasına Destek) kampanya faaliyetleri kapsamında Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti sizleri, kampanya faaliyetlerine katılmaya davet eder. Bu ise 04.01.2012'de mücrim Suriye rejiminin Büyükelçiliği önünde Cuma namazının eda edilmesi şeklinde olacaktır.

Şam-Suriye'deki Müslümanlar sizlerden, izzetli bir tutum sergilemenizi ve hak sözü söylemede kendilerine cimri davranmamanızı beklemektedirler.

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ مَنْ أُذِلَّ عِنْدَهُ مُؤْمِنٌ فَلَمْ يَنْصُرْهُ وَهُوَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يَنْصُرَهُ أَذَلَّهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى رُءُوسِ الْخَلَائِقِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ "Umame İbn-u Huneyf, babasından Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Her kimin yanında bir mümin zillete düşürülür de yardım etmeye gücü yettiği halde ona yardım etmezse, Allah Azze ve Celle de kıyamet günü mahlukatlar arasında onu zelil eder."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Pakistan Dışişleri Bakanı'nın Suriye Tagutunun Devrilmesinin Yaklaşmasıyla Birlikte Suudi Arabistan'ı Ziyaret Etmesi, Tağutların Başı Kopmuş Bir şekildeki Çırpınışı Mesabesindedir

Pakistan Dışişleri Bakanı, Suriye meselesine yönelik komplo kurmak amacıyla 01 Ocak 2013'de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ile bir görüşme yapacak olup Dışişleri Bakanı bu görüşmeyi, Suriye'nin uluslar arası öncelikli bir sorun haline geldiği bir vakitte Pakistan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanlığı'ndaki rolünü üstlenmesi münasebetiyle New York'a doğru yol aldığı bir sırada düzenleyecektir.

Dışişleri Bakanı'nın bu hummalı hareketi, Pakistan yöneticilerinin (Amerikalı) efendilerine hizmet etmesi içindir. Nitekim sömürgeciler, Suriye'deki Müslümanların her türlü Batılı müdahaleyi reddettikleri gibi Batı'nın ajanlarını, Batılı fikirleri ve demokrasiyi de reddetmeleri, Müslümanların Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'dan başkasının önünde  eğilmeyi reddetmeleri, İslam ile yönetimi talep etmeleri ve meydanlarda Hilafet'e davet seslerini yükseltmelerinin onları korkutması yüzünden başarısız olmuşlardır. Zira Amerikalılar, Suriye'de çok yakında Hilafet Devleti'nin kurulmasından korktukları gibi bunun diğer İslam ülkelerine genişlemesinden de korkmaktadırlar. Çünkü onlar Hilafet Devleti'nin, bütün Müslümanların tek devleti olacağını ve Halife'nin de bütün Müslümanların tek yöneticisi olacağını çok iyi bilmektedirler.

Pakistan'daki tagut yöneticiler, şimdiye kadar Müslümanların Suriye hakkında ürettikleri Hilafet'e davet gösterilerinin yapıldığı video kasetlerinin yasaklanması da dahil medyanın Suriye'deki gerçek vakıayı karartması yoluyla Beşar tagutuna yardım etmişlerdir. Ayrıca Pakistan yöneticileri, Batı'nın Suriye'ye gönüllü olarak cihat etmek için gidenlerin yasaklanması noktasındaki tutumuna da destek vermişlerdir. Dolayısıyla Pakistan'a nüfuz edecek olan Hilafet'e davetin gücünden korktukları için Pakistan yöneticileri, Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ndeki İslam ile yönetimi destekleyen subaylara zulmetmekte ve Hilafet'e davet eden siyasileri de takip etmektedirler. Nitekim bu hıyanet, Pakistan'ın dört bir tarafında "Raymond Davis" gibi Amerikalı teröristlere güvenli sığınaklar sağladıkları ve ihanet içerisinde onlara katılmalarının yanı sıra Amerikan savaşını destekleyen medya kampanyalarına katılan herkesi hediyelere boğdukları bir sırada İslam'a ve Müslümanlara karşı çalışan Keyâni, Zerdâri ve tabiilerinden beklenen bir hıyanettir!

Şam'daki Hilafet için olan mücadele, böylesi bir kritik anda Batılı sömürgecilere karşı tüm ümmetin mücadelesidir. Dolayısıyla hain yöneticilerin seferber olması, onların karşı karşıya kalacakları akıbetlerinin yakın olduğunun kanıtı olup yüzlerini ise hıyanetlerinden dolayı kendilerini muhasebe edecek olan Hilafet mahkemelerine doğru çevirmişlerdir. Ancak biz onlara, seferber olmalarının kendilerine hiçbir faydası olmayacağını vurgularız. Çünkü bu, kıyamet gününde onlar için bir vebal olacak olmasının yanı sıra onların seferber olması da başı kopmuş birinin çırpınışından öte bir şey değildir. Zira İslam ümmeti, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın yardımıyla nusret bulacaktır.

يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلاَّ أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ، هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ "Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez." [et-Tevbe 32]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Kafir Batı İle Günahkar Demokratik Sisteminin Akidesi, Zulüm ve Fesattır

El-Anbar ili ile ülkenin diğer şehirlerindeki kitleler, "Malikî hükümetinin" uygulamaları ile kıvılcımı güvenlik güçlerinin Maliye Bakanı'nın muhafızlarını ve korumalarını tutuklamalarına kadar ulaşan "tartışmaları politikalarına" karşı gösteri yapmaya davet edilmiştir. Nitekim çok fazla geçmeden el-Anbar, Ninova ve Salahaddin gibi üç ilde yoğunlaşan gösteri noktaları genişlemiştir. Ayrıca Bağdat, Vasıt, Babil ve Zikar'dan bir takım heyetler, ön saflarda din alimlerinin, aşiret şeyhlerinin ve hukukçuların yer aldığı yüz binlerce öfkeli Iraklıya ulaşmak için bazı haber ajanslarını dolaşmışlardır. Ancak bu çeşitliliğe rağmen göstericilerin talepleri, neredeyse aşağıdaki hususların dışına çıkmamıştır:

1-Özellikle kadınlar olmak üzere yıllardan beri tutuklu bulunanların serbest bırakılması.

2-Marjinalleşme ve dışlama politikasının iptal edilmesi.

3-İnsanların boyunlarına bir kılıç gibi musallat olan terörizmin (4.) maddesinin iptal edilmesi.

4-Gizli muhbirler yoluyla gelişigüzel baskın ve tutuklama kampanyalarının durdurulması.

5-Kötülüğüyle ün yapmış sorgulama ve adalet yasasının iptal edilmesi.

Ey Irak Halkı!

Bu gibi meşru talepler için sokaklara dökülmeniz ve gösteri yapmanız ve bunlar gerçekleşinceye kadar da oturma eylemlerini sürdürmede ısrarcı olmanız, damarlarınız ve akıllarınızdaki yaşam enerjisinin sağlıklı ve etkili olduğunun kanıtıdır. Bu ise işlerinizin güzel bir şekilde gözetilmesi, başınıza dikilen yöneticilerin önceliklerinden biri olması içindir! Bu da ancak müntesibi olmakla onur duyduğunuz Allahuteala'nın şeriatının öğretilerinden kaynaklanmaktadır. Aynen Rabbiniz Azze ve Celle'nin şu kavlinde olduğu gibi:

فَلَوْلاَ كَانَ مِنَ ٱلْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُوْلُواْ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْفَسَادِ فِى ٱلأَرْضِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ "Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar)." [Hud 116]

Ancak çok iyi biliniz ki sefaletinizin ve kötü halinizin nedeni, Tahir Irak topraklarını kirlettikleri sırada işgalci kafirlerin gerçekleştirdiği sözde "siyasî sürece" dönmektedir. Bu da kendisinden iğrenç demokratik rejimlerinin çıkmasının yanı sıra doğal yapıları fesat ve kendilerini harekete geçiren de arzuları olmasına rağmen "halk temsilcilerini" helal ve haram yapma hususunda bir araç kılan (dini hayattan ayıran) bir akideye dayalı olduğu içindir... Dolayısıyla sapmaktalar, saptırmaktalar ve ülkeyi de başarısızlık ve savaş atmosferine sürüklemektedirler... Nitekim Allah Celle ve Âla şu kavlinde ne kadar da doğru söylemiştir:

وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَاوَاتُ وَٱلأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ "Eğer hak, onların arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökte, yeryüzünde ve bunların arasında bulunanlar bozulur giderdi." [Muminun 71]

Dolayısıyla bu, Allahuteala'nın kitabında ve Resulü Mustafa [Salavatullahi ve Selamuhu Aleyh]'in sünnetinde gelen İslam şeriatıyla hükmedilmesini gerektiren [لا إله إلا الله، محمد رسول الله] akidesi olan bağışlayıcı ve lekesiz akidenize aykırı olan iğrenç bir akidedir.

Ey Irak'taki Müslümanlar!

Bizler; Allahu Subhânehu'nın en hayırlı bir ümmet kıldığı, emri bil maruf ve'n nehyi anil münker için seçilmiş, hayattaki ölçüsü haram ve helal olan ve gayesi de Allah'ın rıdvanına nail olmak olan mübarek azim bir ümmetiz... O halde siyasî, ekonomik, içtimai ve kültürel olmak üzere hayatın her alanında Allahuteala'nın şeriatının tatbik edilmesine dönük ısrarlı talepleriniz göklere ulaşsın ve bunun, anlık çıkarların ve elleri kelepçeli politikacıların kırıntılarının gerçekleşmesi seviyesine inmesinden de sakının. Dahası İslam'ın, Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'in gölgesinde yönetime ulaşması için muhlislerle birlikte güçlü bir şekilde çalışın. İşte bu şekilde Rabbinizi razı edecek, düşmanınızı korkutacak ve gerçek bir izzeti tadacaksınız.

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine ant olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Seni hakem kılıp içlerinden de bir sıkıntı duymaksızın verdiğin hükme tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar." [en-Nîsa 65]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER