Cuma, 23 Şevval 1447 | 2026/04/10
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Tüm Kadınlar Davetlidir

Hizb-ut Tahrir'in emiri celil alim Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'nın kerim himayesinde "Şam Özgürlerini Koruyacak Hilafet'i Kurmak İçin Acele Edin" başlığı altında düzenlenecek kadın sempozyumuna katılmak için Hizb-ut Tahrir sizleri, "Şam Özgürlerini Koruyacak Hilafet'i Kurmak İçin Acele Edin" başlığı altındaki kadın sempozyumuna katılmaya davet eder.

Allah'ın izniyle sempozyum, H. 17 Cumade'l Âhir 1434 el-Muvafık M. 27.04.2013 Cumartesi günü, sabah saat 9:30'dan öğlen saat 12:00'ye kadar mücrim Beşar rejiminin Büyükelçiliğinin karşısında yapılacak ve sempozyumu hemen Basın Konferansı takip edecektir.

Dolayısıyla bizler tüm bacılarımızı, gerekli önemi vererek bu konferansa katılmaya davet ediyoruz. Zira bugün, Müslüman bir kadının rolü bir erkek kardeşinden daha az değildir.

Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ۚ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّه وَرَسُولَهُ ۚ أُولَٰئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيم "Mümin erkekler ve mümine kadınlar birbirlerinin velileridirler. Marufu emrederler ve münkerden sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Reselüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah Azizdir, hikmet sahibidir." [Tevbe 71]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ümmetin Sorunlarıyla İlgili Foruma Katılmaya Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti'nin, aşağıdaki başlık altında düzenleyeceği foruma katılmanız bizlere mutluluk ve onur verecektir:

 

"Amerika'nın, Sudan'ı Parçalamaya Dönük Planı Nereye Ulaştı"

 

Forumda, aşağıdaki kişiler konuşacaktır:

 

-Üstad Muhammed Kamil Abdurrahman: Gazeteci ve aktivist.

-Üstad İbrahim Osman Ebu Halil: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü.

Zaman: H. 17 Cumade's Sânî 1434 el-Muvafık M. 27 Nisan 2013 Cumartesi günü öğleden önce saat 12:00'de.

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Bürosu-Doğu Hartum-21 Ekim Sokağı.

 

Katılımınız, tartışmaya zenginlik kazandıracaktır.


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Filistin'in, Aşağıdaki Başlık Altında Tulkerim'de Düzenleyeceği Mitinge Davet: "Filistin'in Hakkı, Müzakerelerin Dehlizlerine ve Kafirlerin Kucaklarına Atılmak Değil İslam Orduları Tarafından Kurtarılmaktır"

Filistin, uluslararasının gözetimi ve Müslümanların yöneticilerinin komplosu sayesinde zalim düşman tarafından işgal edilmiştir. Dolayısıyla vacip olan, onun İslam orduları tarafından kurtarılmasıdır ki o bunu, bir saat içerisinde gerçekleştirmeye muktedirdir.

Ancak Filistin meselesi, on yıllar boyunca dikkatler bu meselenin gerçeğinden ve ona yönelik vacip olandan başka yöne çekilerek saptırma ve aldatma sürecine maruz kalmıştır.

Bundan dolayı Filistin meselesi ile ona dönük sahih çözümün vacipliğine vurgu yapmak ve Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry'nin bölgeye yönelik mekik turlarında taşıdığı Amerikan müzakerelerini, çözümlerini ve tezlerini reddetmek için Hizb-ut Tahrir / Filistin, Tulkerim'de aşağıdaki başlık altında bir miting düzenleyecektir:

"Filistin'in Hakkı, Müzakerelerin Dehlizlerine ve Kafirlerin Kucaklarına Atılmak Değil İslam Orduları Tarafından Kurtarılmaktır"

Miting, H. 15 Cumade's Sânî 1434 el-Muvafık M. 25.04.2013 Perşembe günü, hemen öğleden sonra saat 13:15'de, Tulkerim'in merkezindeki Cemal Abdünnasır Meydanı önünde olacaktır.

Filistin otoritesinin Tulkerim'deki güvenlik güçlerinin, aylardır otoritenin yasasını çiğnemesinden, salon ve yer sahiplerini takip etmesinden, Hizb-ut Tahrir'in kapalı salonlardaki faaliyetlerini yasaklayarak siyasî vesayetini dayatmaya çalışmasından, otoritenin yasasının düzenlenmesi için herhangi bir uyarı veya bildirime gerek duymadığı bu tür faaliyetler için valilikten izin alınmasını şart koşmasından dolayı bizler, otoritenin hegemonyasını ve siyasî vesayetini reddederek bu mitingimizi genel bir alanda düzenleyeceğiz.

Katılımınız hasenat mizanınıza yazılacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Bu, Sessiz Bir Suikast mi?

"Sendika Çalışmasının Düzeltilmesi" adında bir akım tesis eden, Tunus Genel İşçi Sendikaları Birliği'ni şiddetli bir şekilde muhasebe eden, medya alanında büyük buluşlar gerçekleştiren ve hassas dosyalara dokunan Üstad Muhammed Esad Ubeyd, trombosit bozulma ve çökme durumunun isabet ettiği garip bir zehirlenme durumuna maruz kalmış ve tıbbî raporlar bunun anlaşılamayan nedenlerden olduğunu vurgulamıştır... Nitekim kendisi tanınan bir adam olmasına ve ülke içinde ve dışında rakip ve hasımlarıyla ciddi bir mücadele içerisine girmesine rağmen otorite onun dışarıya sevkedilmesi için kılını dahi kıpırdatmamıştır. Oysa doktorlar onun için şöyle demişlerdir: "Bu, Tunus'ta bulunmayan özel bir tıbbî müdahaleyi gerektirmektedir..." Ayrıca muhlislerin, dikkatleri birçok kez otoriteye çekmelerine rağmen otorite kılını dahi kıpırdatmamış ve onu kaderine terk etmiştir. Büyük olasılıkla o, sessiz bir suikast girişimine maruz kalmıştır. Zira adamın durumu zaman geçtikte daha da bozulduğu gibi bayılma durumları daha da sıklaşmaya başlamıştır...

Otoritede bulunanların birçoğu, bugün ülkedeki iktidar partisinin evlatlarının çoğunun karşılaştığı zulmün, hapsin, hareketsiz uzun işkencenin ve sessiz suikastların acılarını unuttular mı yoksa?

Otoritenin Üstadın durumuna müdahalede bulunması zorlayıcı ve acil bir gerekçeyle olmuştur. Zira artık ülkede suikast şüpheleri gizli kalmadığı gibi birçok kez suikast girişimleri de olmuştur...

Allah'tan korkun ve kıyamet gününde yöneticinin, büyük-küçük her şeyden dolayı sorguya çekileceğini çok iyi bilin. O halde seni, Müslümanların canlarına ve kanlarına yapışmaya iten şey nedir...

Haydi o zaman hiçbir minnet beklemeden ve zarar vermeden hızla bu adamı kurtarın...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde İnsanların İşlerinin Gözetilmesi Siyasetini Açıklayan Ana Hatlar Yayınlamıştır Tebânin Fertlerinin Haklarını Sağlayacak Olan Hilafet'tir

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde insanların işlerinin gözetilmesi siyasetini ve insanların genelinin işlerini gözetmeyen demokrasinin keyfiyetini açıklayan ana hatlar yayınlamıştır. Nitekim demokrasi, iddia edildiği gibi insanların işlerini gözetmekten ve onlara karşı adil olmaktan oldukça uzaktır. Zira demokrasi, insanlardan küçük bir gurubun çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefleyen bir sistemdir. Demokrasinin aksine Hilafet Devleti'nin altındaki İslam Sistemi'nde egemenlik, yöneticiler ile benzerlerinin olduğu insana değil sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya aittir. Bundan dolayı herhangi birinin, kendi zulmünü meşru göstermek için yasayı kullanarak başkalarının haklarına tecavüz etme hakkı yoktur.

Hakeza demokrasi sayesinde askerî ve siyasî liderliklerdeki hainler, yönetimde bulundukları sırada çok büyük servetler biriktirmişlerdir. Hem de Pakistan, Amerikalılar için ekonomik yoksulluk ve siyasî aşağılanma içerisinde boğulurken. Hakeza Pakistan'ın başında "Müşerref-Aziz" ile "Keyâni-Zerdâri" olduğu sürece durum bu şekilde kalmaya devam edeceği gibi demokrasi de kalmaya devam edecektir. O halde gerekli olan şeyleri yapması için demokrasiye zaman verilmelidir şeklinde bir şey söylemek saçmalık olur. Çünkü demokrasi, küçük bir elitin çıkarlarına hizmet etmekte ve geriye kalan çoğunluğu en basit haklarından bile mahrum etmektedir. Dolayısıyla diğer yapılan altı seçimin ardından bu sistemden bir hayır ummak saflık olur.

Demokrasinin ilga edilip Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla birlikte adaletin toplum için gerçek bir değeri olacaktır. Aksi taktirde demokrasi, halka büyük bir baskı uygulayan küçük bir elitin çıkarlarını garantilemeye devam edecektir. Hilafet Devleti Sistemi'ne gelince; o, egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olmasını sağlayacaktır. Zira İslam, emri bil-maruf ve'n-nehyi anil-münkeri ve yöneticinin muhasebe edilmesini Ümmete farz kılmıştır. Dolayısıyla Ümmet, Halife'yi destekleyip koruyacağı gibi İslam'a muhalefet ettiğinde onu muhasebe edecek ve İslam'ı reddettiğinde de onu devirecektir.

Not: Hilafet Devleti'nin Anayasası hususunda tam bir siyasete ve ilgili maddelere muttali olmak için aşağıdaki web sayfasının ziyaret edilmesi rica olunur: http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

İnsanların İşlerinin Gözetilmesi Siyaseti

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde insanların işlerinin gözetilmesi siyasetini ve insanların genelinin işlerini gözetmeyen demokrasinin keyfiyetini açıklayan ana hatlar yayınlamıştır. Nitekim demokrasi, iddia edildiği gibi insanların işlerini gözetmekten ve onlara karşı adil olmaktan oldukça uzaktır. Zira demokrasi, insanlardan küçük bir gurubun çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefleyen bir sistemdir. Demokrasinin aksine Hilafet Devleti'nin altındaki İslam Sistemi'nde egemenlik, yöneticiler ile benzerlerinin olduğu insana değil sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya aittir. Bundan dolayı herhangi birinin, kendi zulmünü meşru göstermek için yasayı kullanarak başkalarının haklarına tecavüz etme hakkı yoktur.

Birincisi: İnsanların işlerinin ihmal edilmesinin nedeni demokrasidir.

Her nerede demokrasi varsa oradaki küçük bir gurup tarafından insanların ihmal edilip sömürüldüğü görülmektedir. Nitekim dünyanın dört bir tarafında görüldüğü gibi ya doğrudan yada politikacıların demokrasiyi kendileri için garanti altına almaları şeklinde demokrasinin altındaki siyasî otoriteye egemen olanlar zengin insanlardır. Zira demokrasi, asla insanlar arasında adaleti gerçekleştirmek anlamına gelmemekte, bilakis otorite ile servetin insanlardan küçük bir gurubun elinde toplanması anlamına gelmektedir. Nitekim bu, [Amerikan anayasa yazarı] Madison'un sözlerinde gayet açıktır. Zira o, şöyle demiştir: "Toprak sahiplerinin, paha biçilmez çıkarlarını desteklemek amacıyla hükümet içerisinde bir payı olması gerekir. Toplumdaki dengenin gerçekleşmesi için de çoğunluğa karşı azınlığın korunması gerekir." Ayrıca (Robert Byrd'in), demokratik ülkesine yönelik demokratik nitelendirmesinde de gayet açıktır. Zira o, şöyle bir nitelendirmede bulunmuştur: "Servetler, zenginler tarafından zenginler için idare edilmektedir... Bugün, ülkem için ağlıyorum." Modern demokrasiye gelince; toprak sahipleri yerine iş adamları, mal sahipleri, şirketler, sanayiciler ve ülkeye egemen olan siyasî aileler bulunmaktadır.

Servetin bu kişilerin ellerinde toplanması, demokrasinin altındaki insanların koyduğu anayasalar ve servetlerini, toplumun büyük gelir kaynaklarını, özellikle de silah üretimi, bankacılık ve enerji sektörleri gibi devlet ve kamu mallarını gasbetmek yoluyla elde eden siyasî aileler sayesinde olmaktadır. Nitekim Amerika, İngiltere ve Fransa'da, büyük kapitalist ailelerin bulunması nedeniyle devasa bir servet birikimi oluşmaktadır. Şöyle ki; servetin %90'ı, insanlardan %5'lik bir azınlığın elinde toplanmaktadır. Hatta küresel ekonomik kriz sayesinde küresel demokratik elitin serveti %60'dan daha fazla oranda artış göstermiştir. Mesela Hindistan'da; altmış yıldan daha fazladır devam eden demokrasi, çoğu yoksulluk nedeniyle intihara başvuran ezici bir çoğunluk pahasına "Brahman" gibi zengin bir eliti ifraz etmiştir. Çünkü demokraside herhangi bir şey, ancak para ile satın alınabilir. Dolayısıyla seçim maliyetleri, devasa boyutlara yükselmektedir. Mesela Amerika'daki en son başkanlık seçimlerinde, tarihinin en büyük masrafı olmuştur. Zira küresel ekonomik kriz nedeniyle sıkıntıların çekildiği bir sırada milyarlarca dolar harcanmıştır! Aynı şekilde Pakistan'da da politikacılar, seçimlerin ardından servetlerini artırmaya dönük bir yatırım olarak on milyonlarca rupi harcamışlardır. Bundan dolayı demokrasi hakkında şunu söylememiz doğru olacaktır; "gerek otorite gerekse ondaki mutlak gücün her ikisi de fasittir."

Demokrasi nedeniyle Pakistan zengin ve servet sahibi bir ülke olmasına rağmen insanlar fakirlik içerisinde yaşarlarken yöneticiler ve politikacılar, servetlerini doldurmaktadırlar. Nitekim altı on yıldan daha fazla bir zaman boyunca anayasalar, kamu ve devlet mülkiyetlerine sahip olmak için küçük bir elit tarafından yapılmaktadır. Nitekim "Pakistan Yasama Faaliyetlerinin Geliştirilmesi ve Şeffaflık Enstitüsü [PILDAT]" tarafından yapılan bir araştırmada -ki bu, birçok gazetede yayınlanmıştır-, Pakistan Ulusal Meclis üyelerinin ortalama servetinin sadece altı yıl içerisinde üç kat daha arttığı ortaya çıkmıştır. Zira onlar, birçok imtiyazlar ve ikramiyeler elde ettikleri gibi ömür boyu garantörlük ve iletişimlerde başka imtiyazlar da elde etmişlerdir. Dolayısıyla demokrasiyi kullanmak yoluyla bireysel ticarî çıkarlarına hizmet edecek ve vergi gelirlerinden elde edecekleri paylarını garantileyecek kanunlar koymaktadırlar. Dolayısıyla da bu, politikacılardan küçük bir gurubun sadece altı yıl içerisinde servetlerini üç katına çıkarmalarının yanı sıra özel servetlerini garantilemelerinin nedenini açıklamaktadır. Zira bu hainler, demokrasi sayesinde sömürgeci kafirlerin çıkarlarını garantilemek için insanların haklarını gasbetmektedirler. Mesela hükümet, yerel çiftçileri pahalı tohum ve gübre kullanmaya zorlarken yabancı büyük tarım şirketlerine kolaylıklar sağlamaktadır. Enerji ile ilgili olana gelince; sömürgeci finansal kurumlar, ithal kömürle çalışmadığı sürece enerji santrallerinin finanse edilmesini reddetmektedirler.

Beşerî kanunlar sayesinde, Pakistan'ın sömürgeci kurumlardan aldığı faizli kredileri ödemek için Pakistan'daki devasa kamu malları özelleştirildiği gibi yine demokrasi sayesinde gerek askerî ve istihbarat varlığı olsun gerekse özel askerî kuruluşlarının varlığı olsun Amerika'nın ülkedeki varlığını garantilemek için anayasanın (17.) maddesi değiştirilmiştir. Ayrıca demokrasi, NATO tedarik hatlarını ve insansız uçak saldırılarını güvence altına almasının yanı sıra ülkenin güvenliğini baltalayan diğer birçok hususları da güvence altına almaktadır.

Hakeza demokrasi sayesinde askerî ve siyasî liderliklerdeki hainler, yönetimde bulundukları sırada çok büyük servetler biriktirmişlerdir. Hem de Pakistan, Amerikalılar için ekonomik yoksulluk ve siyasî aşağılanma içerisinde boğulurken. Hakeza Pakistan'ın başında "Müşerref-Aziz" ile "Keyâni-Zerdâri" olduğu sürece durum bu şekilde kalmaya devam edeceği gibi demokrasi de kalmaya devam edecektir. O halde gerekli olan şeyleri yapması için demokrasiye zaman verilmelidir şeklinde bir şey söylemek saçmalık olur. Çünkü demokrasi, küçük bir elitin çıkarlarına hizmet etmekte ve geriye kalan çoğunluğu en basit haklarından bile mahrum etmektedir. Dolayısıyla diğer yapılan altı seçimin ardından bu sistemden bir hayır ummak saflık olur.

Yıllarca halkın büyük servetini yağmalamalarının ardından seçimler sırasındaki birkaç hafta içerisinde demokratik elitin yüzleri ifşa olunca ülkede yağmalamaya ve soyguna devam etmek amacıyla seçmenlerin oylarını elde etmek için sizler için bazı yollar ve okullar inşa etmeye hazırlanacaklardır. Tabii Batılı ülkeler de Pakistan'daki demokrasiyi heyecanla destekleyecekler ve cömertçe finanse edeceklerdir. Zira Batı'nın sömürgeci çıkarları için kanunlar çıkaran fasit hainleri sağlayan bizzat demokrasi olduğu gibi aynı zamanda demokrasi, Müslümanlara baskı uygulamakta ve onların yoksulluk içerisinde kalmaları sağlamaktadır ki böylece sisteme karşı ayaklanmaktan aciz kalmaya devam etsinler.

İkincisi: Siyasî düşünceler: Demokrasi artık bugün bitmiştir ve zaman Hilafet zamanıdır.

a-Bugün Ümmetin elinde, adil bir sitemi benimsemek ve onu tatbik etmek için bir fırsat bulunmaktadır. Nitekim son yıllarda demokrasinin ömrünün bittiği ve sonunun yaklaştığı açık bir hale gelmiştir. Zira Uluslararası Gallup Enstitüsü'nün 2002 yılında yapmış olduğu araştırma, bunun doğruluğunu ispatlamaktadır. Çünkü araştırmada şöyle geçmektedir: "Kıta nüfuslarının geneli, hükümetlerin halkın iradesini temsil etmediklerine inanmaktadırlar." Pakistan açısından olana gelince; Müslümanlardan her kim oy kullanırsa, "kötü bir azınlığın" çıkarı için oy kullandığı veya en büyük hırsıza karşı büyük bir hırsızı tercih etmiş olduğu söylenebilir.

b-İslam Ümmeti, son zamanlarda açığa çıktığı üzere İslam Nizamı'nı desteklemektedir. Zira Ümmet, Hilafet'in ve İslam'ın geri dönmesi için çalışmaktadır. Nasrani ülkelerin aksine İslamî Devlet, halklara baskı uygulamayacak ve onları haklarından mahrum etmeyecektir. Nitekim Hilafet, asırlar boyunca sanayide, tarımda, tıpta ve bilimde insanlığın feneri olduğu gibi dinine, mezhebine ve cinsine bakmaksızın insan haklarının sağlanmasında ve onların gözetilmesinde adil bir örnek olmuştur. Hatta on beşinci asırda Nasranilerin zulmünden kaçan Yahudiler gibi dünya mültecilerinin bir sığınağı olmuştur. Hakeza Nasraniliğin aksine Müslümanların, iğrenç teokratik dini bir yönetimin fasit bir alternatifi olan demokrasiye ihtiyacı yoktur.

Üçüncüsü: Şerî yön: Hilafet, ırkına, dinine ve cinsine bakmaksızın tüm insanların maslahatlarını koruyacaktır:

a-İslam, demokrasiyi asla onaylamaz. Dolayısıyla Müslümanlar, fiillerin doğru veya yanlış olduğuna karar verenin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın olduğu manasına gelen [لا إله إلا الله] "Allah'tan başka ilah yoktur" akidesine inanmaktadırlar. Bu sırada demokrasi ve diktatörlük ise insandan başka ilah olmadığı, insandan başka ibadeti hak eden bir şeyin olmadığı ve bilgideki sınırlılığına ve şeyler üzerindeki kararda çelişkili olmasına rağmen fiillerin doğru veya yanlış olduğuna karar veren kaynağın insan aklı olduğu temeline dayanmaktadırlar. Ayrıca -insanların işlerini ihmal eden- demokrasi ve diktatörlük, kanunlar çıkarmak yoluyla başkalarına baskı uygulanmasını meşrulaştırmaktadırlar.

Demokrasi, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya itaat etme veya O'na isyan etme hususunda insanı serbest bırakmıştır. Ancak Hilafet Devleti'nin gölgesinde Müslümanlar, İslam'da geçen emir ve nehiylere göre yaşayacaklardır. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, ne mümin bir erkek ne de mümine bir hanım için o işlerinde herhangi bir serbestlik olur. Her kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." [el-Ahzâb 36]

Dolayısıyla demokrasi, kadın ve erkeklerden oluşan bir guruba egemenlik hakkı verdiği gibi onlara, heva ve arzularına göre kanun çıkarma yetkisi de vermektedir. Ancak Hilafet Devleti'nin gölgesinde Müslümanlar, sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'yı razı etmeye çalışacaklardır. Zira Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın Sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! [el-Mâide 49]

Demokrasinin ilga edilmesiyle birlikte Hilafet, tüm tebâ için adaleti ve hakkaniyeti sağlayacaktır. Aynen Hizb-ut Tahrir'in Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (1.) maddesinde şu şekilde geçtiği gibi: "İslamî akide, devletin esasıdır. Öyle ki devletin yapısında, cihazında veya muhasebesinde yahut devlet ile ilgili herhangi bir şeyde, İslamî akideyi esas kılmaktan başka bir şey var olamaz. İslamî akide aynı zamanda anayasa ve şerî kanunların da esasıdır. Öyle ki bunlardan herhangi biriyle ilgili herhangi bir şeyin İslamî akideden fışkırması haricinde var olmasına izin verilmez."

b-Demokrasinin ilga edilip Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla birlikte adaletin toplum için gerçek bir değeri olacaktır. Aksi taktirde demokrasi, halka büyük bir baskı uygulayan küçük bir elitin çıkarlarını garantilemeye devam edecektir. Hilafet Devleti Sistemi'ne gelince; o, egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olmasını sağlayacaktır. Zira İslam, emri bil-maruf ve'n-nehyi anil-münkeri ve yöneticinin muhasebe edilmesini Ümmete farz kılmıştır. Dolayısıyla Ümmet, Halife'yi destekleyip koruyacağı gibi İslam'a muhalefet ettiğinde onu muhasebe edecek ve İslam'ı reddettiğinde de onu devirecektir. Aynen Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (24.) maddesinde şu şekilde geçtiği gibi: "Halife, otoritede ve şeriatı infaz etmede Ümmetin vekilidir." Bunun yanı sıra Halife veya valilerinin, yönetimde herhangi bir yanlış yapmaları durumunda Hilafet Devleti'ndeki Mezalim Mahkemesi onlar hakkında bir soruşturma açabileceği gibi gerçekleşebilecek herhangi bir zarar için de bir soruşturma açabilecektir. Dolayısıyla soruşturmanın başlaması için şikayetleri beklemek zorunlu değildir. Aynen Anayasa Mukaddimesi'nin (42.) ve (87.) maddelerinde şu şekilde geçtiği gibi: "Halife'nin halindeki değişikliğin, Halife'yi Hilafet'ten çıkarıp çıkarmadığına karar veren yalnızca Mezâlim Mahkemesi'dir. Yine, Halife'yi azletme veya ihtar etme salahiyetine sahip olan da yalnızca Mezâlim Mahkemesi'dir." Ve "Mezâlim Kâdîsi; devlet tebâsından olsun yada olmasın, devlet otoritesi altında yaşayan herhangi bir kimseye karşı devletten kaynaklanan her tür zulmü -ki bu zulüm ister bizzat Halife tarafından isterse Halife'nin altındaki yöneticiler ve memurlar tarafından yapılsın- kaldırmak için nasbedilen Kâdî'dir." Aynı şekilde Halife'nin, mazlimeye müdahale etme yetkisi yoktur ve onun, kendi üzerindeki mazlimeye bakan Mezâlim Kâdîsi'ni azletmesine de izin verilmez. Aynen (88.) maddede geçtiği gibi: "Mezâlim Kâdîsi, Halife veya Kâdî'l Kudâ tarafından tayin edilir. Fakat onun muhasebesi, tedip edilmesi ve azledilmesi Halife yada Halife kendisine salahiyet vermişse Kâdî'l Kudâ tarafından olur. Ancak Halife veya Tefvîz Muavini veya Kâdî'l Kudâ aleyhine bir Mezâlim davasına bakarken azledilmesi sahih değildir. Böyle durumlarda onu azletme salahiyeti Mezâlim Mahkemesi'nindir."

c-Ümmet Meclisi'ne seçilen üyeler, son bir garantörlük daha sağlayacaklardır ki bu da egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olmasıdır. Ayrıca onlar, valilerin ve yardımcılarının atanması da dahil çeşitli meseleler hakkında Halife ile istişarede bulunabileceklerdir. Aynen Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (105.) maddesinde şu şekilde zikredildiği gibi: "Müslümanları görüş bakımından temsil eden ve Halife'nin kendilerine danıştığı şahıslar, Ümmet Meclisi'dir. Vilayetlerin ahalisini temsil eden şahıslar ise Vilayet Meclisleri'dir. Yöneticilerin zulmünü veya İslamî hükümlerin kötü tatbik edilmesini şikayet amacıyla gayrimüslimlerin de Ümmet Meclisi'nde bulunmaları caizdir." Ayrıca (111) sayılı maddede zikredilen Ümmet Meclisi'nin görevlerinden biri de işte şudur: "Dâhilî, hâricî, mâlî, askerî veya benzeri konularda, bilfiil devlette gerçekleşen tüm işlerde Ümmet Meclisi'nin Halife'yi muhasebe etme hakkı vardır. Çoğunluğun görüşünün geçerli olduğu hususlarda, meclisin görüşü Halife'yi bağlayıcıdır. Çoğunluğun görüşünün geçerli olmadığı hususlarda ise meclisin görüşü Halife'yi bağlayıcı değildir." Ve aynı şekilde şudur: "Ümmet Meclisi'nin muavinler, valiler ve amiller aleyhine memnuniyetsizliğini bildirme hakkı vardır ve bu konudaki görüşü Halife'yi bağlayıcıdır. Halife'nin de onları derhal azletmesi gerekir." Ayrıca İslam akidesine dayalı bağımsız medya organları ile siyasî partiler de Halife'yi yönlendiren ve sorgulayan diğer kaynaklardır. Nitekim Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (21) sayılı maddesinde şöyle geçmektedir: "Esasının İslamî akide olması ve benimsediği hükümlerin şerî hükümler olması şartıyla, yöneticileri muhasebe etmek veya Ümmet yoluyla yönetime ulaşmak üzere siyasi parti kurmak Müslümanların hakkıdır. Parti kurulması için hiçbir izne ihtiyaç yoktur. İslam esası dışındaki her türlü kitleleşme ise yasaklanır."

Not: 1, 21, 24, 41, 87, 88, 105 ve 111. maddelerin Kur'an-il Kerîm ve Nebevî sünnetten tüm delillerine muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'ne müracaat edilmesi rica olunduğu gibi Hilafet Devleti'nin anayasası ile ilgili maddelere muttali olmak için de aşağıdaki internet sitesine girilmesi rica olunur:  http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Dördüncüsü: İnsanlığı, demokrasinin zulmünden kurtaracak olan bizzat Hilafet'tir.

a-Egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olduğu temeline dayalı bir Hilafet Devleti'nin kurulması gerekir ki ancak bu şekilde insanların işleri gözetilebilecektir.

b-İslamî olmayan bir sistemi tatbik etmesi durumunda Halife'yi yönetimden azledecek olan araçlar Ümmet ve Mezâlim Mahkemesi'dir.

c-Siyasî partiler ve Ümmet Meclisi'ne seçilen üyeler, yöneticileri muhasebe edebilirler ve onlara şerî hükümlere göre tavsiyede bulunabilirler.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Açık Bir Mektup

24-25 Nisan 2013 günü, el-Halil Üniversitesi'ndeki İslam Şeriatı ve Kanunu Arasında Sivil Devlet Konferansı'na katılan kardeşler, bacılar ve organizatörler,

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh,

Bu mektubu sizlere, bir nasihat ve açıklama babından yöneltiyoruz.  Özellikle çoğunuzun işinin eğitim ve medya ile bağlantılı olmasından ve bu şekilde sizlerin, sivil devletle bağlantısı olan kimselerde bir bilincin oluşmasında katkı payı olan kimselerden olmanızdan dolayı bu sizleri diğerlerine nazaran daha büyük bir sorumluluk sahibi kılmaktadır. Dolayısıyla sizler, şayet insanlar arasında İslam'dan kaynaklanan vizyonu sahih bir şekilde yayarsanız çok büyük bir sevap kazanırsınız. Yok eğer rejimlere bağlı medya ortamının aktardığı İslamî olmayan vizyonu yayarsanız çok büyük bir günah kazanırsınız. Bizler bu mektubun içeriğinin, bu konferansınızdaki tartışmanızda hazır olmasını istiyor ve Allah'tan sizlere başarı temenni ettiğimiz gibi basiretinizi açmasını ve sizlere hayrı göstermesini temenni ediyoruz.

Bizler, Müslümanların faydalanacağı konu ve araştırma alanındaki çabalarınızı taktir ediyoruz. Ancak bizler, sivil devlet ve Hilafet konusunu, alimlerin ihtilaf ettiği bir konuya dönüştürdüğünüzü görmekteyiz. Bu ise doğal bir şekilde ortaya çıkmamış, bilakis rejimlere bağlı medyanın uydurduğu bir durumdan dolayı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu şekilde İslam'ın siyasî arenadan ve Müslümanları bir araya getirecek bir devletin altında kapsamlı bir şekilde tatbik edilip uygulanmasından uzaklaştırmaya çalışan İslam düşmanı devletlere hizmet edilmiş olmaktadır.

Bugünkü sivil devlet konusu, çok ciddi bir siyasî meseledir. Zira o, Nebimiz [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdelediği İslamî Hilafet Devleti'nin kurulmasını engellemek için sömürgeci kafirlerin bize karşı açmış oldukları savaş cephelerinden birini temsil etmektedir. Ayrıca "sivil devlet" konusunun, türetildiği, dahası İslam dünyasında kullanılmak için türetildiği de söylenebilir. Nitekim bugün, Hilafet'e ve onun için çalışanlara meydan okuyanların tamamı neredeyse sivil devleti konuşanlardır. Dolayısıyla vakıanın siyasi boyutuna değinen bir kişi, kesinlikle "sivil devlet" fikrinin ve ıstılahının İslam'ın ve siyasî projesinin siyasî düşmanı ve hasmı olduğunu görecektir. Bu ise Şam ayaklanmasında meydana gelen hususlarda gayet açıktır. Zira Amerika ve sömürgeci kafir devletler, çıkarları ve eğilimleri farklı olmasına rağmen mevcut rejimin düşmesinin ardından sivil devlet üzerinde birleşmektedirler. Dolayısıyla bu hakikati biraz düşünen bir kimse, kesinlikle sivil devletin Müslümanların projesi değil de düşman bir proje olduğu kanaatine varacaktır.

Ancak sömürgeci kafir devletlerin kampları, onlara bağlı ajan yöneticiler ve onların takipçileri olan gazeteciler ve aydınlar, biz Hilafet'i istemiyoruz veya biz sadece İslamî Devleti istemiyoruz demeye cüret edememektedirler. Dolayısıyla bu, onların açık bir şekilde küfürle hükmeden bir devleti istedikleri anlamına gelmektedir. Dolayısıyla da sivil devleti, İslamî yönetim ile savaşta arkasına gizlendikleri bir kılıf olarak almışlardır. Nitekim mesele, fıkhî veya fikrî ihtilaf meselesi değildir. Bilakis mesele, İslam dünyasındaki -dahası tüm dünyadaki- herhangi bir siyasi projenin bir diğerini yok edeceği bir var oluş ve yok oluş savaşı meselesidir. Dur bakalım bu yok edecek olan İslam mı yoksa küfür mü olacak?

Ne üzücüdür ki bazı Müslümanlar, İslam ile küfür arasında uzlaşmacı bir tutum sergilemektedirler. Yine ne üzücüdür ki bazı Müslümanlar, İslam ile ilgili her türlü fikrî "modaya" tutunmaya yeltenmektedirler. Sizler, (Ömer'in Sosyalizmi) adlı kitap ile buna benzer birçoklarını hatırlamıyor musunuz? Bir gurup Müslüman "alimin", İslam Sosyalizmi hakkında bir gürültü patırtı çıkardıklarını, sonra da sosyaliz "modasının" kaybolmasıyla birlikte bunların da kayboldukları günleri hatırlamıyor musunuz? Bugün de sanki onlar değillermiş gibi şuan demokrasi, ulusalcılık, sivil devlet ve kardeşlerinin rolünü gerçekleştirmektedirler.

Sonra medya ortamındaki bu tür popüler kelimelerin genelinin bazı Müslüman evlatlarının konuşmalarında da yer aldığı dikkatinizi çekmiyor mu? Yine bu kelimelerin, Arap dilinden ve fıkıh kitaplarından neşet etmedikleri, bilakis bunların, çeviri veya Arapçalaşmış kelimeler oldukları dikkatinizi çekmiyor mu? Dolayısıyla bu da bunun, siyasî ve kültürel savaşın sonuçlarından bir sonuç olduğunu göstermiyor mu?

Şimdi geriye, medyanın sivil devlet hakkındaki gürültüsünden etkilenen bazı Müslüman evlatların sivil devlet ile İslam'ın arasını birleştirmek istediklerini hatırlatmak kalmıştır. Zira onlar, sivil devletin İslamî kaynaklı olduğunu söylemektedirler. Aslında bu söz, küfürle yönetilen bir devletin İslamî kaynaklı olduğu şeklindeki söze benzemektedir. Aynı şekilde bu söz, komünist bir devletin kapitalist kaynaklı veya kapitalist bir devletin komünist kaynaklı oldukları şeklindeki söze benzemektedir. Şimdi, bu doğru mudur, yoksa hezeyan boyutuna götürecek bir karışıklık mıdır?!

Son olarak Allahu Teâlâ'dan sizleri, sözde ve amelde doğrulukla rızıklandırmasını, dillerinizden hakkı söyletmesini, kafirlerin tuzaklarına karşı çıkmanız ve Allah'ın dinini savunmanız için sizlere yardım etmesini temenni ediyoruz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيدًا يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا "Ey iman edenler! Allah'tan ittika edin ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir kurtuluşa ermiş olur." [Ahzab 70 71]

Devamını oku...

Pornografik Film İzlemek ve Hizb-ut Tahrir’e Atılan İftira Hakkında

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Soru Cevap

Pornografik Film İzlemek ve Hizb-ut Tahrir’e Atılan İftira Hakkında

Ömer Daragmeh’e

Soru:

Şeyhimiz, es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Değerli Şeyhimiz, en yaygını pornografik film izleme meselesi ile ilgili Hizb-ut Tahrir’e birçok iftira atanlara gerekli cevabı vermenizi temenni ediyorum.

 

Cevap:

Aleykum’us Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Pornografik filmler konusunda bizim görüşümüz açıktır. Bu konuda olası karışıklığa meydan vermeyen açık bir soru cevap yayınlandı. Onu resmi internet sitemizde bulmak mümkündür. Soru cevapta şöyle geçmektedir: “Pornografik içerikli filmleri izlemeye gelince, her ne kadar bunlar gerçek cisimler değil de görüntü olsalar dahi, izlenmeleri caiz değildir. Bunun nedeni, bu bâbdaki şu şeri kaidedir: [ الوسيلة إلى الحرام حرام] “Harama vesile de haramdır.” Bu kaidede, vesilenin kesinlikle harama götürüyor olması şart değildir, bilakis zannı galip yeterlidir. Bu tür filmler, genellikle izleyenleri harama götürmektedir Bu nedenle bu konu için bu kaide geçerlidir. Dolayısıyla ne bunların seyredilmesi ne de bunlara sahip olunması caiz değildir. Bu filmleri seyreden Müslümanlar karşısında Hizbin gençlerinin ne yapması gerektiğine gelince, bu filmleri seyredenlerin geneli, -Rabbinin merhamet ettiği kimse hariç- emrin ve nehyin fayda vermediği, dünya lezzetinin peşinde koşan kimselerdir. Buna rağmen gençler hikmetli, caydırıcı ve etkili bir üslup bulması halinde uygulamalıdır. Belki de soruyu soran kimse, bazı akrabalarını kast etmekte ve onları bu hastalıklı yolda görmesi kendisini üzmektedir. Dolayısıyla onları bundan uzaklaştırmak istemektedir. Eğer durum bu şekilde ise, onlara emredip nehyetmeli ve en uygun üslubu seçmelidir ki belki de Allah, onun eliyle kendilerine hidayet verir de Allah'ın izniyle onun için bir ecir olur. Bugün Müslümanlar, Hilafetlerini kaybetmeleri sebebiyle, her taraftan musibetlerle ile kuşatılmışlardır. Müslümana yakışan, mubah eğlence için bile olsa, boş bir vaktinin bulunmamasıdır. Peki, vaktini -Allah muhafaza!- haram eğlence için harcarsa nasıl olur? O halde size düşen Ey Kardeşler, Müslümanları tüm gücünüz ile ama aynı anda hikmet ile yöneltmenizdir ki vakitlerini hayırlı ameller ile doldursunlar ve Hilafeti geri getirmek ve Ümmeti bu musibetlerden kurtarmak için gayret ve ciddiyet ile çalışsınlar.” [10.10.2006]

İftira atanlara gelince, doğruyu öğrenmek isteyenler değildir. Aksi takdirde kitaplarımıza ve resmi internet sitemize itimat ederlerdi. O zaman sahip olmadıkları netliği görecekler ve dünyada arzuladıklarının kat kat ötesini ahirette arzulayan Allah’ın sevgili kullarındaki berraklığı şahit olacaklardır.

İftira atan bu kimseler, iftiraya karşılık isabet edecek büyük günahın farkında değillermiş gibi, başkalarının yazılarına dayanıyorlar. إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ“Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.” [Nahl 116]

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook sayfasının linki:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=220629058105179

H.09 Receb 1434

M.19 Mayıs 2013

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER