Pazar, 13 Şaban 1447 | 2026/02/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Benş, Koalisyon Antlaşmasını Reddediyor, Allah'ın Kanununu Onaylıyor

  • Kategori Video
  •   |  

Bugün Suriye'nin Benş kentinde cuma namazına müteakiben bir protesto gerçekleşmiş ve protesto esnasında Hilafetin yeniden kurulması için ve Allah'ın kanunlarının hakimiyeti için çağrıda bulunmuşlardır.

Protesto esnasında Amerika'nın icat ettiği koalisyon düzmecesine ait küçük bir grup zuhur etti. Bu grup İslam beldelerinde yer alan despot rejimlerin taktiğiyle saldırgan bir edayla konuşmacı kürsüsüne hücum etmişlerdir. Bu kişiler konuşmacının elinden mikrofonu alarak sinsi iğrenç koalisyonun propagandasını yapmaya çalışmışlardır. Buna rağmen protestocular onların söylemlerini reddederek Allah Subhanehu ve Teala'nın razı olacağı şeyi dile getirdiler. Ne zamanki bu kişiler propagandalarında ısrarcı oldular göstericiler bu kimselere sırtlarını dönerek protesto yönünü değiştirip kınayıcının kınamasından korkmayarak Hak sözü haykırmaya devam etmişlerdir. Koalisyon ajanları ise ümitleri kaybolmuş bir şekilde komplolarını gerçekleştiremeksizin gerisin geriye dönmüşlerdir.

Alemlerin Rabbi olan Allah Subhanehu ve Teala'ya hamdu senalar olsun.

Cuma, H. 07 Safar 1434, M. 21 Aralık 2012


 

( Video 1 )

 

( Video 2 )

 

( Video 3 )

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İnsan ve Çocuk Haklarına Yönelik Suçluların En Kötüsü Amerika ve NATO'dur

Afganistan hükümeti resmen, Amerikan ordusunun 2008 yılından bu yana ve sonrasında 200'den fazla çocuğu Bagram cezaevine attığını ilan etmiştir. Aslında mesele, Bagram'la da sınır değildir. Zira aynı şekilde dünya, onların Kandahar ve Ebu Garib'teki terörist ve insanlık dışı eylemlerine de tanıklık etmiştir.

Amerika, Afganistan çocuklarının uzun süredir cezaevinde olduklarını kabul etmekle yetinmemiş, bu çocukların kendine karşı olan aktivitelere katılmalarını engellemek için onların parmaklıklar arkasını konulmasının gerekli olduğunu da ifade ederek bu iğrenç eylemleri savunmuştur. Çocukları ve gençleri cezaevine atma politikası, Obama rejiminin politikasıdır. Zira onlar, potansiyel risk olduğu düşünülen bütün herkesi parmaklıklar arkasına koymaya çalışmaktadırlar. Nitekim çocukların ve gençlerin Amerika'ya nefret duyma nedenlerinden biri de, çocuklar arasındaki ölüm oranının yüksek olmasıdır. Dolayısıyla sömürgeci güçlerin, bu gibi iğrenç eylemlerle potansiyel riskleri ortadan kaldırması bir komedidir.

Çocukların Bagram cezaevinde olduklarını bilen Afganistan hükümeti, bunu sembolik ve ikiyüzlü bir şekilde kınamıştır. Zira yapmış olduğu açıklamalardaki bazı cümleler, onun Amerika ile olan ilişkisinin  bir efendi köle ilişkisi olduğunu kanıtlamaktadır.

Tüm bu olanların yanı sıra Amerika, çekilmeyi planlamakta ve stratejik ve güvenlik anlaşmalarının ardından politikasında taktiksel değişiklik yapmaya hazırlanmaktadır. Nitekim bu gibi şerir eylemler, Afganistan'daki Müslümanlar ve tüm dünya için, Amerika'nın iğrenç yüzünü ve fasit değerlerini ortaya çıkarmaktadır. Zira 2001'deki Afganistan savaşının ardından Amerika, insan ve çocuk hakları alanında bir lider olarak görünmekte olup kadınların hayatında da pozitif değişimler gerçekleştirecekti. Ancak bu olaylar, akıl sahibi herkes için hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kadınlara, çocuklara ve insan haklarına en kötü bir şekilde saldıranların Amerika ile müttefiklerinin olduğunu kanıtlamaktadırlar. Ayrıca Amerika, başka bir ülkeye karşı kimyasal silah kullanan tek ülke olup hala da bugüne kadar bunun, birçok çocuklarda görülen genetik anormallikler gibi Hiroşima ve Nkazaki'da belirgin izleri vardır. Ayrıca bir takım güvenilir rapor ve belgeler, Amerika'nın Irak ve Afganistan'daki sivillere karşı da beyaz fosfor ve başka kimyasal silahlar kullandığına ve binlerce insanı katlettiğine delalet etmektedir.

Bu barbar eylemler, Amerika'nın insan haklarına yönelik çok kötü bir saldırgan olduğunu göstermektedir. Dahası tüm cürümlere bakmaksızın onlar, hala bize fasit kapitalist ideolojileri ile dünyayı toplumsal ve ekonomik olarak yıkan demokratik yönetim sistemlerini dayatma küstahlığında bulunmaktadırlar.

Allah Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ "Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür." [Âl-i İmrân 118]

Devamını oku...

Lübnan Otoritesi, Şam Ayaklanmasına Destek Verdiler Diye Üç Hizb-ut Tahrir Şebâbını Hapsetmiştir

  • Kategori Lübnan
  •   |  

Askerî Mahkeme, Trablus'ta ikamet eden üç Hizb-ut Tahrir şebâbını üç ay hapse mahkum etmiştir. Bu üç kişi ise şunlardır: Muhammed Avsam: (43 yaşında. Demirci olarak çalışmakta olup dört çocuk babasıdır.) Bilal Taha: (32 yaşında. Gıda ticaretinde çalışmakta olup bir çocuk babasıdır.) Fuat Mansur: (40 yaşında. İnşaatta çalışmakta olup beş çocuk babasıdır.) Mahkeme onları, ordunun itibarını baltalamak suçlamasıyla mahkum etmiştir. Nitekim dava, Hizb-ut Tahrir -Lübnan Vilayeti'nin, Beka bölgesinde Şam ayaklanmasına destek vermeye dönük gösteriye davet ettiği zamandan, yani bir küsur yıl önceden beri başlamıştır. Halbuki gösteriye, Beka vilayeti tarafından izin verilmiştir, yani yasaya göre olmuştur. Buna rağmen istihbaratlar, insanların ve arabaların gösteri yerine ulaşmalarını engellemek için yolları kesmeye kasdetmişlerdir. Nitekim hizib ertesi gün, insanların beldelerine girmelerini ve görüşlerini ifade etmek hususunda meşru haklarını kullanmalarını engelleyerek onların üzerine saldırılmasını kınayan bir beyan yayınlamış ve şebâbı da onu dağıtmıştır. Dolayısıyla bu saldırıda ordunun kullanılması kararı alanlar muhasebe edileceğine istihbarat, hizbin şebâbını tutuklamış ve onları mahkemeye sevketmiştir!

Aslında bütün milletler nazarında yargı, mazlumların sığınadır. Ancak yargı, şuan Lübnan'da olduğu gibi halkına ve fesadını ifşa edenlere karşı siyasî otoritenin elindeki bir araç haline dönüşürse bu, büyük bir felakettir. Nitekim Şeyh Abdulvahid, Şeyh Muhammed Marab, şâb Şarbal Rahmet ve şâb Ahmed Kasım'a bariyerler üzerinde suikast düzenlenip güvenli insanlar, devletin başına meydan okuyan silahlı kanatlar tarafından gece gündüz evlerinden kaçırıldıkları halde otorite, insanlar otoriteye öfkelenip onu mecbur bırakıncaya kadar saldırganlara karşı kılını dahi kıpırdatmamıştır. Ancak Hizb-ut Tahrir şebâbı ortaya çıktıklarında da onların kardeşlerine destek olma hakları engellenerek otorite onları tutuklamakta ve haksız yere onları mahkemeye sevketmektedir.


Ey İnsanlar!

Lübnan otoritesi, her gün düşünce ve ifade özgürlüğünü övüp durmakta olup her gün de muhalefet, hükümet yanlısı güçler, partiler, gazeteciler ve aydınlar içerisindeki siyasî tabaka tarafından, devletin zulmüne ve fesadına, yasaların tatbik edilmediğine ve adaletin temellerinin çiğnendiğine yönelik ve devletin egemenliğinin ve insanların güvenliğinin silahlı eylemlerle tehdit edildiğine ve çeşitli sınıf ve mensupları olmak üzere halkın tüm bireylerine dönük suikastların, terörlerin ve şantajların yapıldığına dair açıklamalar ve kanıtlar işitmekteyiz. İşte tüm bunlar, siyasî merkezlerini ve taifeci vakıalarını güçlendirmek için olduğu halde otorite onlara karşı sessiz kalmaktadır. Dolayısıyla bu otorite ve bu varlığın, bir gün olsun insanların özlemlerine yanıt vermemesi ve bu ülkeye ulaşan fesadın boyutunu sınıflandırması, iktidarın ruh sağlığının bozuk olduğunun açık kanıtıdır. Nitekim Uluslar arası Şeffaflık Örgütü, mevcut Lübnan otoritesi ile organlarına, dünya ülkeleri arasında dünyanın en çok yolsuzluk yapan ülke damgasını vurmuş ve onlara, (128'den 176ya) kadar ulaşan utanç verici rakamı vermiştir. Peki o halde yanlı olmayan egemen otorite, muhalefet, taifelerin kralları, savaş ve silah lortları, kaçakçılık ve uyuşturucu çeteleri ve mevcut iktidar güçlerini koruyan hırsızlar kim?


Ey Lübnan Halkı!

Bu sefil varlığın içerisindeki ardışık otoriteler, insanların onurlu bir şekilde yaşama umutlarını kaybettirmişlerdir. Zira bütün yönlerde ve dairelerde istisnasız ve sürekli bir şekilde yolsuzluk tufanları vardır. Nitekim bugün kabul edilemez noktaya ulaşan şey, mahkemeler kendilerine karşı uygulanan haksızlıklara karşı şikayette bulunacakları bir sığınak olacağına otoritenin birimlerinin mübarek Şam ayaklanmasına destek veren şebâbı takip ederek onları mahkemelere sevketmeleridir. Dolayısıyla bu otoritenin, yüzlerce Müslümanı, çok sayıdaki suçluları alacak genişlikte bir mahkeme salonunun bulunmadığı şeklindeki çok küstahça bir gerekçeyle yıllarca yargılamaksızın gözaltında tutmaya devam etmesi alnındaki bir utanç lekesi olarak yeter! Ey Lübnan halkı çok iyi biliniz ki; Lübnan'daki fasit otoritenin sizin üzerinize dayatmış olduğu karanlıklar, Suriye'deki fasit rejimin Suriye halkına ve daha önce de Lübnan halkına dayatmış olduğu karanlıkların uzantısından öte bir şey değildir. O halde ellerinizi, muhlis Şam ayaklanmacılarının ellerinin üzerine koyunuz. Umulur ki böylece Allah sizleri, zulmün nefyedildiği bir gün ile nimetlendirir, [لا إله إلا الله محمد رسول الله] râyesi altındaki adalet ve Şam beldesinden doğacak hak güneşi geri döner.


Ey Lübnan Yöneticileri!

Tebaasına iftira atan ve bu şekilde ayakta kalan otoritenin tarihini bilmiyor musunuz?! Tunus, Mısır, Libya ve Yemen tagutlarına ulaşan ve sizin iğrenç müttefikiniz Suriye tagutunu bekleyen karanlık akıbetten ibret almayacak mısınız!? Oysa bizleri, iddia olarak yazdıklarınızı tüm gerçeklerin çürüttüğü şeylerle suçluyorsunuz. Zaten insanlara gece gündüz attığınız iftiralar ve saldırılarla kendinizi kanıtlamaktasınız. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلاَ تَقْعُدُواْ بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ آمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجاً "Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğip bükmek isteyerek öyle her yolun başında oturmayın." [Âraf 86]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Fas'tan, Şeyh Abdusselam Yasin'in (Allah Rahmet Eylesin) Ailesine Ve Tabiilerine Taziye

Bu acı olaydan ve büyük kayıptan dolayı Hizb-ut Tahrir / Fas, rahmetli alim Şeyh Abdusselam Yasin'in (Allah rahmet eylesin) ailesine ve tabiilerine taziyelerini sunar. Allah'tan, onlara sabır ve teselli vermesini temenni ediyoruz.

Allah'tan onu, enbiyalar, sahabeler, şehitler ve Salihlerle birlikte -ki onlar ne güzel arkadaştırlar- geniş cennetlerine koymasını ve kendi evinden daha hayırlı bir eve ve kendi ailesinden daha hayırlı bir aileye halef kılmasını temenni ediyoruz.

Nitekim bizler onun, hayatının baharını Allah'a itaat ederek, İslam'a destek vermek için çalışarak, yöneticilerin zulümlerine ve cezaevlerine sabrederek ve Allah'ın izniyle Raşidi Hilafet Devleti'nin geri döneceğini müjdeleyerek geçirdiğine şahidiz.

Allah'tan, Adalet ve İhsan Cemaatine kendisi için, emri bil maruf ve'n-nehyi an-ilmünker noktasında selefinin izinde yürüyecek, sapmaksızın hak üzerinde sabit kalacak, kendisi ve ümmeti için talip oldukları İslam'ın ve ehlinin izzet bulacağı ve küfür ve ehlinin de zelil olacağı Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet gerçekleşinceye kadar cemaatiyle birlikte yükseklerden yükseğe yürüyecek bir halef seçip atamayı nasip etmesini temenni ediyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Milyonlarca Şehidin Kanlarının Dökülmesinin Ardında Hollande, Cezayir'de Daha Fazla Kan Emmek İçin Gelmektedir!

Fransa Devlet Başkanı Hollande 19.12 Çarşamba günü, dokuz Bakanın, 12 siyasî yetkilinin ve kırk iş adamının katıldığı büyük bir bakanlık heyetinin başında Cezayir'in başkentine ulaşmış ve Buteflika da onun için sarsıcı bir karşılama hazırlamıştır!

Devlet Başkanı Buteflika ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın konferansında, sömürgeci ülkesinin geçmişinden dolayı özür dilemeyi reddetmiş ve Cezayir'e "pişmanlığını ve özrünü ifade etmek" için gelmediğini söyleyerek Paris'in, "bunun yerine eşit bir şekilde ileriye doğru hareket etmeyi ve petrol ve doğalgaz zengini bu ülkeyle ticareti güçlendirmeyi arzuladığını" vurgulamıştır.

Hollande, 20.12 Perşembe günü ziyaretinin ikinci gününde Cezayir Parlamenterlerinin önünde yapmış olduğu konuşmasında şöyle demiştir: "132 yıl boyunca Cezayir, vahşî ve zalim bir rejime maruz kalmıştır." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Bu sistemin bir adı vardır ki oda sömürgecilik. Ben burada, Cezayir halkının çektiği acıların sebebinin, Fransız sömürgeciliği olduğunu kabul ediyorum." Ama bu kabul, Fransa'nın Cezayir Parlamentosuna "sömürgeciliğin suç olduğuna dair" yasayı yasaklayıp dondurmasını dayatmasından yıllar sonra gelmiştir.

Nitekim Hollende, habis "cömertliğine" bir ekleme de daha bulunmuştur; zira Fransa polisinin, yağ tulumuna zehir kattığı habis girişiminde Paris'te Cezayirli göstericilerin saflarındaki onlarca kişinin ölümüne imza attığı 17 Ekim 1961 gösterisine yaptığı "kanlı baskını da" kabul etmiştir. Ayrıca 1954-1962 yılları arasında -aynı şekilde Allah daha iyisini bilir bizim hesabımıza göre- bir buçuk milyon kişi şehit düşmüştür. Yine bu arada 08. Mart 1945 günü ve bir birine izleyen birkaç gün içerisinde, özellikle de ülkenin doğusundaki "Setif", "Bejaye" ve "Skikda" şehirlerinde İkinci Dünya Savaşının sona erdiği ilan edilmesinin ardından özgürlük talep etmek amacıyla gösteri yapmaya çıktıkları sırada sömürgeci vahşî Fransız güçleri tarafından 45 bin Cezayirli öldürülmüştür.

Fransa'nın bu cürümlerine, 13 Ocak 1960 yılında Cezayir çölünün "Reggane" semalarında ilk atom bombasının patlatılması da eklenmiştir. Nitekim bu yüzden bir çevresel ve insanlık felaketi meydana gelmiş olup hala da ölümcül radyasyonlar nedeniyle hastalıklar meydana gelmektedir. Dolayısıyla bunun üzerinden 52 sene geçmesine rağmen bu iğrenç deneylerden dolayı sivillerden her hangi bir kaybın olduğu kabul edilmemiştir. Buda Hollande'yi, Cezayir televizyonlarında yaptığı açıklamalarda "Cezayir çöllerindeki Fransız nükleer denemelerinin kurbanları için tazminat yasası uygulanmasıyla" ilgili taahhütte bulunmaya ve "Fransa, onlara tazminat vermeye kararlıdır" şeklinde konuşmaya sevketmektedir.

Ey Cezayir'deki Müslümanlar!

Bu Devlet Başkanı, tarihi sömürgecilik olan bir devletin eğlencesi ve mirasçısı olup ülkesinin en iğrenç katliamlar ve en korkunç kitlesel katliamlar işlediğini kabul etmiştir. Bir de üstelik hiç çekinmeden hayasızca ve utanmadan, kurbanların torunlarından özür dilemek için gelmediğini açıklamaktadır. Dahası arsız ve yüzsüz bir şekilde işlenen en iğrenç amellerden dolayı kendisinin yada ülkesinin pişman olmadığını ifade etmekte ve özür dilemeksizin yada pişman olmaksızın da ülkesinin iğrenç sömürgeciliğini kabul etmektedir! Nitekim bu beklenmekteydi. Zira Fransa, -ey Cezayir'in erkekleri ve özgürleri- sizlerin kanlarına hiçbir kıymet ve değer vermemektedir. O halde onun tuzaklarından ve aldatmalarından sakının, ajan Buteflika'nın olduğu yöneticilerinize karşı ayaklanın ve Hollande'yi de ülkenizden kaldırıp atın.

Ey Cezayir'deki Müslümanlar ve Ey Tüm Dünyadaki Müslümanlar!

Fransa, dini ve ahlakı olmayan sömürgeci bir ülke olup bugün de Cezayir'e, Cezayir'in kabuk tutan yarasını açmak, dahası onların diğer yaralarını artırmak için gelmiştir. Nitekim kendisine bir buçuk milyon şehidin hatırlatılmasının ardından ne utanmış ne özür dilemiş nede pişmanlık duymuştur. Dolayısıyla Fransa ülkenize, fabrikalar ve ekonomik projeler inşa etmek ve ürünleri için bir milyon şehidi olan ülkenin piyasalarını açmak yoluyla kendisinin devasa ekonomik kayıplarını tazmin etmek amacıyla ülkenin servetlerini yağmalamak için gelmiştir.

Bu cürümsel planlarının yanı sıra Cezayir'i, Kuzey Mali'deki "terörist" olarak nitelendirdiği guruplara karşı askerî operasyon yapmaya itmek için gelmiştir. Dolayısıyla o, Cezayir'deki kardeşin Mali'deki kardeşini öldürmesini, ardından da burasını iğrenç bir şekilde sömürmeyi istemektedir.

Batılı sömürgeci rejimdeki kardeşleri gibi Fransa da, Hollande'nin de iddia ettiği gibi kuvvetten başka bir "gerçek" anlamamaktadır. O halde bir kez daha ayaklanınız, sömürgeciliğin kuyruklarını ülkenizden kaldırıp atınız, aşağılık sömürgeciliğin tarihinden kurtulmak için ellerinizi Hizb-ut Tahrir'in elleri üzerine koyunuz ve aşağılık bir özür yada ucuz malî tazminatlar yoluyla değil de bilakis mücrim Fransız devleti ile izzetinizin yanı sıra işlerinizin de yolunda olacağı Hilafet Devleti'nden önce onun yanında yer alan herkesten adil bir kısas yoluyla şehitlerinizin haklarını geri alınız.

وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ "Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur." [Fatır 10]


Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Taliban'ın Üzerine Düşen, "Teslimiyet Görüşmelerini" Reddettiğini İlan Etmesi Ve Pakistan İle Afganistan'da Raşidi Hilafet'in Kurulmasının Yanında Durduğunu İfade Etmesidir

Taliban Hareketi, geçen hafta, bu Aralık ayında Paris'te yapılacak olan Afganistan Konferansı'na katılacağını ancak hareketin Afgan hükümetiyle herhangi bir görüşmeye girmeyeceğini vurgulamıştır. Nitekim Taliban Hareketi'nin Sözcüsü Zebiullah Mücahid, şöyle demiştir: "Taliban bu konferansta, uluslar arası topluma tutumunu ifade edecek olup ileride kendimiz adına iki temsilci göndereceğiz. Dolayısıyla ortada bu iki kişi dışında hareketin temsilcisinin ve görüşmelerinin olmayacağının açığa kavuşması gerekmektedir. Zira bu konferans, bir araştırma konferansı olup Taliban'ın temsilcileri konferansa, sadece dünyanın bakış açımıza bire bir muttali olması için katılacaklardır." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Biz insanlar arasında desteklenen bir hareketiz ve Amerika da bu vakıayı kabul etmektedir. Dolayısıyla Taliban, sadece basit bir hareket değildir. Ancak o, insanlar arasında kökleri olan bir hareket olup Amerika da bu gerçek vakıayı kabul etmektedir." [Uluslar arası Haberler / 11 Aralık 2012]

Afganistan hakkındaki bu uluslar arası konferans, Amerika ile müttefikleri açısından zor bir süreçte gerçekleşecektir. Çünkü onlar, Afgan bataklığından çıkmanın çözümünü araştırmakta olup bu planın ekseni de "2015 Barış Sürecinin Yol Haritası" başlığı altındaki beş adımdır. Dolayısıyla Amerika'nın gözetimindeki Afganistan ve Pakistan tarafından önerilen işte bu plan olup bu planın özü, direnmekten tamamen terk etmeleri karşılığında Taliban ve Afganistan hükümetinin yapısıyla ilişkisi olan diğer silahlı cemaatleri kazanmak için çalışmaktır. Nitekim bu eğilim, McClatchy haber istasyonlarına şu sözlerle özetlenmiştir: "Barış sürecinin, Afgan anayasasına saygıyla sonuçlanması gerekmektedir... Müzakere sonuçlarının bir parçası olarak diğer silahlı cemaatler ile Taliban'ın üzerine düşen, el-Kaide Örgütü ile diğer terörist cemaatlerle olan ilişkilerini kesmeleri ve  olabildiğince şiddetten vazgeçmeleridir... Dolayısıyla barış süreci, bölgesel ve uluslar arası ülkeler tarafından da kolaylaştırılmalıdır." [Afganistan Barış Süreci ve McClatchy Online 2012 Yılı Yol Haritası / 13 Aralık 2012]

Bizler Taliban Hareketi'nin, tek bir liderliğinin olmadığını bilmemize rağmen onun içerisindeki bir fraksiyonun cemaatin tamamını temsil ettiğini iddia etmesi imkansızdır. Ayrıca hareketin fraksiyonlarının tamamı olmasa da genelinin sömürgeci Batılı güçlerle her hangi bir görüşmeyi reddettiklerini bilmememize rağmen bizler, hareketin bazı fraksiyonlarının barış planı hakkında görüşme yapmalarını onaylamıyoruz. Bununla birlikte bütün normlar ve detaylar göstermektedir ki barış planının maksadı sadece bölgede bocalayıp duran Amerika'nın egemenliğinin korunması ve bunun gerçekleşmesi için de Amerika'nın maşası olan Afgan hükümetinin kullanılmasıdır.

Binaenaleyh hiçbir şüphe yok ki bu planda; İslamlarını savunmalarından dolayı hayatlarını kaybeden birçok Afgan sivillerin kanları hususunda ifrata kaçılmakta, aynı şekilde binlerce şehide ve Amerika ile müttefiklerine diz çöktüren ve onları yüzsularını korumaları için bir çıkış aramaya sevkeden on binlerce mücahide ihanet edilmektedir. Bundan dolayı müzakereye katılmak ve Afgan anayasasına saygı gösteren plana imza atmak, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya, Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e ve ümmete ihanet etmektir. Zira  [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

فَلاَ تَهِنُوا وَتَدْعُوا إِلَى السَّلْمِ وَأَنْتُمْ الأَعْلَوْنَ وَاللَّهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ ْ "Sakın gevşekliğe kapılmayın ve sakın üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Muhakkak ki Allah sizinle beraberdir ve O, amellerinizi asla heder etmeyecektir." [Muhammed 35]

Ayrıca bu gibi müzakerelere girmek haram kılınmıştır. Zira bu gibi müzakerelere girmek, siyasî saflığın zirvesi olup sadece düşmana hizmet etmektir. Çünkü bu, kafirlerin Afganistan'a egemen olması demektir. Bu ise Allahu Subhânehu'nun dini hususunda tehlikeli bir iştir.

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu olarak bizler, dinin bir nasihat olması bakımından Taliban'ın içerisindeki kardeşlerimize ve onun birlikte çalışan cemaatlere aşağıdaki şu açıklamayı yönlendiriyoruz:

1-Afganistan anayasası, Afganistan'ın siyasî yapıları ve meşru olmayan mevcut hükümet, İslam'dan değildir. Zira sömürgeci kafirler bunları, İslam'a boyun büktürmek ve kendi çıkarlarını korumak amacıyla halka baskı yapmak için koymuşlardır.

2-Afganistan ve Pakistan'ın, dahası tüm ümmetin sorunlarını çözmeye dönük yegane sahih siyasî çalışma, siyasî, ekonomik, içtimaî ve dış işler olmak üzere hayatın her alanında İslam'ı kamilen tatbik edecek ve İslam'ın cüzi olarak tatbik edilmesinin tüm şekillerini reddedecek Raşidi Hilafet'i kurmak için çalışmaktır. Dolayısıyla bunun dışındaki her türlü siyasî çalışma, vakit kaybetmekten ve çabaları heder etmekten ibarettir.

3-Herhangi bir Afgan yetkilisiyle, hakkı batıla karıştıran herhangi bir orta çözüm üzerinde müzakere yapılmamalıdır. Zira bu, Amerika'nın Afganistan'daki ajan rejiminin tanınmasıdır. Zira bu, haktan vazgeçip batıla tabi olmanın ilk adımlarıdır.  Hatta Paris'teki "araştırma" konferansına olan katılım, Afganistan yöneticileri ile Taliban temsilcilerinin katılımıyla dolup taşsa bile bu tür konferanslar, tehlikeli siyasî tuzakların ilk adımlarıdır...

Yukarıda geçenlere müteakiben Taliban, şu an şu iki mesajı sunmalıdır:

Birincisi: Dünya için Taliban, hak üzere sabit kalacak ve bunun alternatifinden razı olmayacaktır. Dolayısıyla dünya, Taliban'ın sömürgeci kafirlerin planlarına aldanmasının imkansız olduğunu anlamlıdır.

İkincisi: İslam ümmeti için Taliban, Hilafet için çalışacak ve İslam'ın ve Müslümanların izzetini geri iade edecektir.

هَذَا بَلاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُوا أَنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُولُو الألْبَابِ "İşte bu, kendisi ile uyarılsınlar, (Allah'ın) ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir." [İbrahîm 52]


Devamını oku...

Ey Mısır Halkı: Yeni Anayasa İçin Referanduma Gitmek Caiz Değildir!

  • Kategori Mısır
  •   |  

15 Aralık 2012 cumartesi günü, kurucu komisyon tarafından hazırlanan Mısır anayasa taslağı görüş alınması için referanduma sunulacaktır. Dolayısıyla şayet oy çoğunluğunu kazanabilirse -ki kazanması beklenmektedir- Mısır için uygulanır ve egemen bir anayasa olacaktır. Açıktır ki Mısır halkı, iki kısma ayrılmışlardır: Birincisi, bu anayasanın, mevcut olanın en iyisi olduğuna, devleti İslam Devleti kılacağına yada iddia ettikleri gibi en azından Mısır'ı İslam'ı kamilen tatbik etme yoluna koyacağına inanmaktadır. İkincisi kısım, bu anayasasının tüm siyasi güçler tarafından onaylanmadığına, onun toplumun tüm kesimini gerçek anlamda temsil etmediğine inanmaktadırlar. Dolayısıyla bu anayasa için hayır oyu kullanacaklardır. Bizler geçen neşriyatımızda, anayasanın birçok maddelerinin İslam esasına aykırı olduğunu şeri delillerle açıklamamıza rağmen ancak hala bizler daha çok "İslamî" güçlerin, insanları bu anayasa evet oyu vermeleri için teşvik ettiklerini ve insanlar için bu anayasayı, "sanki bu anayasa, fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir sütmüş gibi" geçtiğimiz yüz yıl boyunca Mısır'ın elde ettiği en iyi anayasa olarak nitelendirdiklerini görmekteyiz.

Bazılarının bu hususta hayal ettikleri vehmî çıkarlara bakmasızın Müslümanlar olarak bizlere düşen, Allah'ın hükmünü takip etmektir. Zira bir yerde Allah'ın şeriatı varsa orada maslahat vardır! Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir olarak bizler, yeni anayasa için oy vermenin caiz olmadığını(!), gerek oy kullanmaya çağıran gerekse oy kullanmak için giden kişinin günahkar olduğunu ilan ederiz.

Çünkü helal ve haram olması bakımından eşyalar için ve vacip veya haram veya mendub veya mekruh veya da mubah olması bakımından da kulların fiilleri için hüküm vermek sadece şeriata aittir. Kesinlikle bu hususta insanın bir hükmü yoktur. Mesela Allah, faizi haram kılmıştır. Dolayısıyla bizim, helal mı yoksa haram mı olduğu hususunda tercihte bulunmamız için bu hüküm üzerine oylamada bulunmamız caiz değildir! Çünkü Allah, namazı farz kıldığında onu vacip de kılmıştır. Dolayısıyla bizim, namazı farz mı yoksa haram mı yoksa mubah mı kılacağımızı görmemiz için hüküm üzerinde oylamada bulunmamız caiz değildir! Yine Allah, içkiyi haram kıldığında onu necis de kılmıştır. Dolayısıyla bizim, içkiyi otellerde veya lokantalarda veya genel mekanlarda mubah kılalım mı diye tercihte bulunmamız içim onun üzerinde oylama yapmamız caiz değildir. O halde aman ha aman şirke düşmekten sakınalım. Yoksa üzerimize Allahuteala'nın şu kavli intibak eder:

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ "Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Bu helaldir, şu da haramdır" demeyin. Aksi halde Allah'a karşı yalan iftira etmiş olursunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan iftira edenler asla iflah olmazlar." [en-Nahl 116]

Ve şu kavli:

قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَامًا وَحَلاَلاً قُلْ آللّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى اللّهِ تَفْتَرُونَ "De ki: Allah'ın size indirdiği rızktan bir kısmını haram, bir kısmını da helal kıldığınızı görmez misiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" [Yûnus 59]

İslam, faizle muamele etmek, namaz ve benzerleri gibi sadece belirli amellerin hükmünü getirmemiştir. Bilakis insanın bütün fiillerine ilişkin hükümler getirmiş ve hüküm getirmediği hiçbir boşluk da bırakmamıştır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلامَ دِينًا "İşte bugün, size dininizi kemale erdirdim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'a razı oldum." [el-Mâ'ide 3]

Bundan dolayı kulların fillerinden herhangi bir fiilin hükmünü almamız için oylamada bulunmamız caiz değildir. Bilakis kitap, sünnet ve bu ikisinin irşat ettiği sahabe icması ve şeri kıyas gibi şeri delile göre almalıyız. Dolayısıyla fiillerden herhangi bir fiile dair hükmün, şeri delille mubah olduğu, yani yapma ve terk etme arasında muhayyer olduğu sabit olursa, o zaman bu fiili yapıp yapmayacağımıza dair oylamada bulunmamız caizdir. Ama fiilin farz yada haram olduğu sabit olursa, o zaman meselenin kesinlikle yerine getirilmesi gerekir ve onun üzerinde oylama da yapılmaz.

Anayasa, devletin şeklini ve ondaki her otoritenin yetkilerini açıklayan genel hükümler olduğu gibi ekonomi, içtima, siyaset ve benzerleri gibi insanın her alandaki bütün amellerini yürüten temel nizamdır. Dolayısıyla evla olanı bunun, Kur'an ve sünnetten alınması olup hiçbir suretle onun üzerinde oylama yapılmamasıdır.

Aynı şekilde "hayır" oyu kullanmak için oy sandığına gitmekte caiz değildir. Çünkü bu şekilde hükümler için oy kullanma ilkesi kabul edilmiş olmaktadır. Dolayısıyla bu, reddedilmiş olup açıkladığımız gibi şeran da caiz değildir. Zira Allahutela, şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, ne mümin bir erkek ne de mümine bir hanım için o işlerinde herhangi bir serbestlik yoktur. Her kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." [el-Ahzâb 36]

Dolayısıyla hayır oyu kullansa bile oy kullanmaya giden bir kişi günahkar olur.

Anayasayı kabul etmek için oy kullanmaya gitmenin ilerisi için bir maslahat olacağını iddia eden kimseye gelince; ona deriz ki; Allah'ın haram kıldığı şeyde maslahat yoktur. Dolayısıyla İslam, yarım çözümleri asla kabul etmez. Zira onu kamilen tatbik etmeliyiz. Böylece bizden, Allah, Resulü ve müminler razı olacaklar ve böylece de dünyada ve ahirette kurtuluşa erenlerden olacağız. Yada -az bile olsa- İslam'dan saparsak o zaman bize dünyada rüsvaylık isabet edecektir. Ahiretin azabı ise daha şiddetlidir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ "Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; Kıyamet Günü'nde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah, yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir." [el-Bakara 85]

İşte bugün, olan bu olup onun bazısını terk etmeye devam edersek de devam edecektir. Nitekim Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e, Kureyş kafirleri tarafından orta bir çözüm sunulmasının yanı sıra yine kendisine pazarlığı kabul etmesi halinde kral olması sunulmuş ancak o bunları reddetmiş, anayasanın sadece Allah için olmasını kabul etmiş ve Allah, İslam'ın kamuoyu olmasının ardından Medine'deki yönetimi kamilen almaya izin verinceye kadar da sabretmiştir. Böylece bu asırdaki en güçlü devleti ortaya çıkarmayı başarmıştır.

Aynı şekilde bizler de Allah'a karşı muhlis olursak ve Kenane'nin dört bir tarafındaki insanlara, Raşidi Hilafet Devleti'nin kurulmasının vacip olduğunu açıklarsak gerçekten Allah'ın şeriatını kamilen tatbik etme imkanı buluruz. Zira şayet bu fikir yayılır ve gerçekten de kamuoyu haline gelirse yeryüzündeki hiçbir kuvvet onun kurulmasını engelleyemeyeceği gibi yine düşmesinin gerekliliği insanlar nezdinde bir kamuoyu haline gelirse hiçbir kuvvet devrik hükümetin düşmesini engelleyemeyecektir.

Ey Müslümanlar ve Ey Kenane-Mısır Halkı!

Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, hiçbir şey sunmayacak, ancak daha çok erteleyecek olan bu anayasayı kaldırıp atmaya, onu ve oy kullanmayı reddetmeye ve Hilafet Devleti'nin bu ülkede kamuoyu olması ve onun farziyetine dair genel bir bilinç oluşması için bizim etrafımızda toplanıp bizimle birlikte ciddiyetle çalışmaya davet ediyoruz. İşte o zaman daha önce kurulduğu bir devlet kurulacak, Allahuteala'nın izniyle güçlenip kuvvetlenecek ve yeryüzündeki hiçbir kuvvet onun karşısında duramayacaktır. Yani sizleri, Allah'ın nusretine davet ediyoruz ey Müslümanlar!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a [Dinine] nusret verirseniz Allah da size nusret verir ve ayaklarınızı [Dini üzere] sabit kılar." [Muhammed 7]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Fas'taki Suriye'nin Dostları Konferansı, Suriye'de İslamî Hilafet'in Kurulmasına Kürtaj Yaptırmak İçin Komplo Kurmaktadır

12.12.2012 Çarşamba günü Marakeş'te, dünyanın çeşitli ülkelerinden 124 heyetinin yanı sıra Amerika Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Temsilcisi William Burns'un da katıldığı geniş katılımlı Suriye'nin Dostları Konferansı düzenlenmiştir. Fas Dışişleri Bakanı Sadettin Osmanî'nin yapmış olduğu açıklamaya göre konferansta, Suriye Muhalif Koalisyonu'nu desteklemeye dönük siyasî yol ile Suriye halkına yardım etmeye dönük insanî yol araştırılacaktır.

Fas ülkesi, ne yaptığını ve bununla birlikte konferanstan, gerek zafer elde etme gerekse Suriye halkının zafer elde etmesine dair kararlar ve Beşar'ın devrilmesi yolundaki kararlı adımlar noktasında nelerin çıkacağını göstermeye çalışmaktadır. Halbuki hakikat bu şekilde değildir. Dolayısıyla Marakeş'teki Suriye'nin Dostları Konferansı, komplocuların Şam halkının ayaklanmasına dair en büyük buluşmasından öte bir şey olmadığı gibi onların önceliklerinin başında, Amerikan denetiminde kurulan ve İslamî ayaklanmayı tahrif etmesi ve İslamî Hilafet'in kurulması nidasında bulunan ayaklanmacıların karşısında durması için Amerika'nın bakış açısına göre üretilen Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'na maddî ve manevî destek sunmak olacaktır.

Bu Koalisyonun adımlarının ilki, ileride Devlet Başkanı için üçüncü bir yardımcı olarak atanacak olan George Sabra'nın hain talebini izlemek olacaktır. Onun 07.12.2012'deki talebi, Suriye rejiminin halka karşı kimyasal silah kullanabileceği gerekçesiyle uluslar arası askerî müdahale olduğu gibi bunu takip eden adım da Türkiye'nin 09.12.2012 cumartesi günü, özgür ordunun yeni başkanının seçilmesini ve yeni birleşik liderlik oluşturulmasını ve bunun da koalisyondan bir parça kılınmasını ilan etmesiyle birlikte Suriye Ulusal Koalisyonun Genel Sekreteri Mustafa Sabbağ'ın ifadesine göre "aşırıcı" İslamî oluşumların uzaklaştırılması olmuştur. Nitekim Mustafa Sabbağ, bununla Beşar yönetimi ile Batı'nın egemenliğinden kurtulmak isteyerek Hilafet'e çağıran muhlis ayaklanmacıların uzaklaştırılmalarını kasdetmiştir.

Takipçiler bilmektedirler ki; Suriye'nin Dostları Toplantısı'nda sanki Şam halkının sıkıntılarının kurtarıcısı gibi sunulacak olan bu koalisyon, Birleşmiş Milletler Elçisi el-Ahdar el-İbrahimî'den hoşnut olan Amerika'nın yolunda yürümektedir.  Dolayısıyla bu el-Ahdar ve efendileri, Esad rejimi uzaklaştırılmadan siyasî bir çözümün olmayacağını çok iyi bilmektedirler. Nitekim Amerikan Dışişleri Bakanı 05.12.2012 tarihinde Dublin'deki NATO Dışişleri Bakanları Konferansı'nda şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Şüphesiz ben, önümüzdeki hafta Marakeş'te yapılacak olan Suriye Halkının Dostları toplantısına katılmak için sabırsızlanıyorum. Zira aynı yolu düşünen (tabii ki Amerika'nın yolunu kast ediyor) ülkelerle birlikte bu çatışmaya  son verme girişiminde bulunmak için yapabileceklerimizi araştıracağız. Ancak bu, Esad rejiminin siyasî geçiş sürecine katılmakla ilgili bir karar vermesini gerektirmektedir."

Ey Fas Halkı!

Şam ayaklanması, Allah'ın mescitlerinden başlamış, Şam halkı da ilk günden beri "Bu Allah İçin, Bu Allah İçin" şekilde nidada bulunmuş ve tüm dünya onlara karşı komplo kurmuştur. O halde Allah'a tevekkül ediniz ki nusret yolunda sebat göstererek yollarında ilerlesinler, toplulukları tevhit râyelerini yükseltsinler, gırtlakları İslamî Hilafet için çığlık atsın ve canları da el-Aksa'nın kurtulmasını arzulasın. Zira Beşar'ın devrilmesine iki mızrak yada daha az bir zaman kalınca Amerika, onların ayaklanmalarına kürtaj yapmak için koalisyonu ortaya çıkarmıştır. O halde sakın Şam halkının 19.10.2012'de  "Amerika, Kinin Kanımıza Doymadı mı?" cumasıyla özetlediği Amerika'nın, onların hayrını istediğini sanmayın. Sakın Amerika'nın askerî müdahalesine zemin hazırlayan hainlerin Koalisyonunun, Şam halkının özgürlüğünü istediklerini sanmayın. O halde topraklarınızdaki kardeşlerinize karşı tuzak kuran bu komploya karşı uyanık olun ve bu komployu reddettiğinizi ilan edin.

Ey Şam halkı!

Sizler gerçeği öğrendiniz. O halde ona sımsıkı sarılınız. Dolayısıyla sizin önceliğiniz, İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışma misakını yayınlamak olsun. O halde değersiz olan bir şeyi hayırlı olanla değiştirmeyin. Zira sizler, açık bir şekilde İslam'ın yönetime ulaşmasını ilan ettiniz. O halde sizler, "vakıacı İslamcıların" yönetime ulaşmasını ve İslam'ın ve hükümlerinin tatbik konumundan uzak kalmaya devam etmesini kabul ederek gerisin geri mi döneceksiniz.

Çok iyi biliniz ki sizler, atalarımızın miras bıraktığı destanların adamlarısınız. O halde içinizden, onlarla birlikte Allah'a ve dine nusret verecek olan kim. Zira Dâr-ul İslam'ın merkezi Şam olacak, sizleri yüzüstü bırakanlar sizlere zarar veremeyecek ve bundan önce de sonra da Şam ve halkının kefili Allah olacaktır. O halde tüm bu Rabbani güvencelere rağmen nefsinizi kendisi için adadığınız şeylerden geri mi döneceksiniz?

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ "Ey iman edenler! Sabredin, (düşman karşısında) sebat edin, (Cihad için) ribat edin (hazırlıklı ve uyanık olun) ve Allah'a ittika edin ki felaha erişebilesiniz." [Âl-i İmrân 200]

Dolayısıyla "Allah'ın nusretinin yakın" olduğuna güvenin.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER