Salı, 14 Ramazan 1447 | 2026/03/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

"İslamın Hiçbir Kurumu Tarihsel Değildir"

  • Kategori Türkiye
  •   |  

3 Mart Hilafet’in ilgası münasebetiyle “İslam’da Devlet ve Yönetim’’ adlı konferanslar dizisinin Sultanbeyli’deki programı müslümanların yoğun ilgisiyle gerçekleşti.  Mehmet GÜMÜŞ’ün sunumunu yaptığı program Ömer ÖZCAN tarafından okunan Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Araştırmacı Yazar  Ahmet Kalkan tarafından yapılan sunumda "Müslümanlar İslam'a girmekle İslam'a şeref katmadılar bilakis İslam'la şereflendiler. Mesela araplarİslamdan önce herhangi bir devlet  geleneğinden yoksundu. İslamla beraber devletleşip o günün iki süper gücünü devirip adalet üzere bir sistem icra ettiler. Araplar gibi Türkler ve diğer kavimlerde İslama girmekle şereflendiler. Bu hal İslam üzere kaldıkları sürece devam etti. Bunların sonuncusu olan Osmanlı devleti en son ki kötü durumunda bile batılılar tarafından hasta adam diye tanımlamıyordu. Evet hastada  olsa adamdı. Ama bugün bir buçuk milyar nüfusa sahip olmalarına rağmen müslümanlar "adam" yerine bile konulmayan bir duruma düştü" dedi.

Kalkan; "Devlet dinden ayrılınca devlet dinsiz, din kuvvetsiz kaldı. Oysa bunlar etle kemik gibi olması gerekirdi" dedi.

Kalkan Son olarak 28 Şubatla beraber daha önce İslam devletini  olmazsa olmaz kabul edenler bu bugünden sonra büyük tavizler vermeye başladılar. Camilerden artık İslam Devleti , Hilafet, Tevhid ve Şirk gibi kelimeleri duymaz olduk. Medreseler tağut ve tuğyan gibi La denilmesi gereken meseleleri dile getiremez oldu. İslam tatbik edilmediğinden hırsız, zani vb. suçlular cezasız kalınca adeta bunlara gün doğdu. İslamın hiçbir kurumu tarihsel değildir, bilakis islam bir hayat nizamıdır şeklinde devam etti.

İkinci konuşmacı olan Köklü Dergisi yazarlarında  Haluk Özdoğan ise; bilindiği üzere sadece okunsun ve dillerde dolaşsın diye değil, bilakis yeryüzünde insanlara tatbik edilsin diye aziz İslam Rasul  (sav) ile gönderilmiştir. Böylece İslam bu hadlerini ikame edecek, hükümlerini tatbik edecek,onun uğrunda hakkıyla cihad edecek, dünyanın dört bir köşesinde adaleti tesis edecek ve hayrı yayacak bir devlete kavuşmuş olsun. Nitekim bu Rasulullah (s.a.v) in siretinde açık ve net olan bir durumdur. Zira Rasul Mekke-i Mükerreme’de Allah’a basiret üzere davet etmiş ve Allahu Subhanehunun kendisine Medine-tul Münevvera ensarıyla Nusret verinceye kadar kabileler ile güç ehlinden birçok kez Nusret talebinde bulunmuştur. Sonra hicret gerçekleşmiş, devlet kurulmuş, ardından da fetihler olmuş ve İslam davet ve cihat yoluyla yayılmıştır dedi.

Özdoğan "Müslümanlar hilafet devleti olduğu süre boyunca Rableriyle güçlü  ve dinleriyle izzetli idiler. Rabimiz şöyle buyuruyor Aralarında Allahın indirdikleriyle hükmet ve sana gelen haktan (sapıp da)  onların hevalarına uyma" ayeti ve konu ile ilgili hadis ve ayetleri okuyarak konuşmasını sonlandırdı.

Program Soru-Cevap bölümü ile son buldu.

 

 

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Şer'i Ölçülerde Sivil Devlet Kampanyası

  • Kategori Video
  •   |  

Şam kırsalı Ğutanın doğusunda yeralan şehir ve kasabalarda Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti geniş bir kampanya başlatmış ve sivil devlet hususundaki Şer'i hükümleri ihtiva eden beyanatlar dağıtmışlardır. Ayrıca şehir meydanında protesto düzenlemişler son olarak da Duma beldesinde yer alan bir mescitte bilgilendirme çalışması düzenlemişlerdir. Kampanyanın yer aldığı beldeler aşağıdaki gibidir.

Ayn terma, Sayba, Hızze, Humuriye, Arbin, Gisriyn, Kefer batna, Mısraba

16 Rabiussani 1434 H., 26 Şubat 2013 M.

 

Şer'i ölçülerde sivil devlet kampanyası çerçevesinde yürütülen kampanyadan görüntüler

 

Şehir meydanında, Şer'i ölçülerde sivil devlet kampanyası çerçevesinde yapılan protesto gösterisi

 

Şer'i ölçülerde sivil devlet kampanyası çerçevesinde Duma'daki mescidlerin birinde yapılan bilgilendirme çalışması

Devamını oku...

'Hilafet'in yıkılışı tekrar ayağa kaldırılmasını gerektirir' kampanyası

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hilafet'in yıkılış yıldönümü münasebetiyle, 'Hilafet'in yıkılışı tekrar ayağa kaldırılmasını gerektirir' kampanyası çerçevesinde Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti 03.03.2013 M. tarihinde bir dizi konferans düzenlemiştir. Bu çerçevede Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Merkezi  Medya Koordinasyon Başkanı Üstad Saad Caferani'nin konferansta yaptığı konuşma

 

Yine aynı kampanya çerçevesinde Dr. İftihar'ın yapmış olduğu konferans

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - "Katolik Rahibin" Öldürülmesi Bahane Edilerek Neden İslam Kısıtlanıyor ki?!

Zengibar'daki "St Joseph piskoposluk Bölgesi'nde" Katolik Rahip Peder Avarist Moshe'nin ölümüne yol açan ve Pazar günü sabah gerçekleşen yangının akabinde Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika olarak bizler, aşağıdaki hususları açıklamak isteriz:

Politikacılar ile bazı Nasrani liderlerin, İslam'a ve Müslümanlara karşı kin ve düşmanlığa yönelik küresel programları daha da ileriye taşımayı bekledikleri görülen bu olay gerçekten çok üzücüdür. Politikacılar açısından olana gelince; insanların hayatını ve mallarını korumadaki başarısızlığa çözüm bulmak yerine bazılarının bu olayın "terörist bir eylem" olduğu sonucuna varmaları tamamen utanç verici bir durumdur. Dolayısıyla onların bu girişimi, olayı İslam'a ve Müslümanlara bağlamak amacıyla kamuoyu oluşturmak içindir. Görünen o ki aynı zamanda, olayın gündüz vakti polis merkezine yakın bir yerde gerçekleştiği gerçeğini yorumlamaktan da kaçınmaktadırlar. Aynı şekilde onlar, fakirler ile zenginler arasındaki uçurumu giderek büyüten kapitalist ekonomik sistemin başarısızlığı karşısında da kaçınmaktadırlar. Dolayısıyla bu da eninde sonunda insanları, umutsuzluk, güvensizlik ve düşmanlık duygularına sevkedecektir.

Kilise liderliğiyle ilgili olana gelince; ideolojik tartışmalar yoluyla İslam ile tartışmak yerine onlar, Batı tarafından İslam'a ve Müslümanlara karşı tasarlanan küresel nefreti daha da kışkırtmak ve aynı şekilde olayla ilgili soruşturmanın etkisinin kendileri ile politikacı efendilerinin lehine olması için bu olayı istismar ederek zayıflarını korkutmaktadırlar.

Bu olay, aynı şekilde Tanzanya'da Nasranilerin tercih edilmesi şeklinde köklü bir kanserin varlığına da işaret etmektedir. Zira bu olay, devletin dikkatini çekmiş ve yabancı araştırmacılara çağrıda bulunmak için eşi görülmemiş bir şekilde harekete geçmesine yol açmıştır. Diğer taraftan birçok Müslüman aktivistler hala kefaletsiz bir şekilde cezaevlerinde çürümektedirler. Dolayısıyla hükümetin onlarla ilgilenmediği ve taleplerine kulak asmadığı görülmektedir.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, bakanların ve dîni liderlerin öldürülmeleri ile Manastır ve Kiliselerde İslam'ın izin vermediği yangınların tamamen açıklığa kavuşmasını isteriz. Nitekim İslam tarihi boyunca Hilafet Devleti'nin, hala onların bugün bile Müslümanların yoğun olduğu İslam topraklarında bulunacak ölçüde gayrimüslimlerle güzel muamelede bulunmak için çalıştığı çok iyi bilinen bir gerçektir.

Son olarak dürüst Nasranileri ve onların aydınlarını, İslam'ı kucaklamaya davet ediyoruz. Şayet İslam'dan sonra hala ikna olmamışlarsa o zaman onların, özellikle Amerika olmak üzere İslam'a ve Müslümanlara karşı sonu gelmeyen gizli gündemlere sahip olan Batı tuzağına düşmekten kaçınmaları gerekir. Zira Amerika, tek amacı küçük milletlere boyun büktürmek, doğal kaynakları yağmalamak ve halkları bölmek olan bir ülkedir. Bu yüzden bizler, Nasranilere ve gayrimüslimlere İslam'ın kesinlikle dünyaya egemen olacağını ve geçmişte görüldüğü üzere kendileriyle adil ve tarafsız bir şekilde muamelede bulunacağını hatırlatırız. Zira 638 yılında Patrik Sophronius, Filistin'i İslam Devleti'ne teslim ettiğinde Halife Ömer İbn-ul Hattab [Radıyallahu Anh], İliya [Kudüs] halkına aşağıda metni geçen ahidnameyi yazmıştır:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla: Bu, Allah'ın kulu ve müminlerin emiri Ömer'in İliya halkına verdiği bir emandır... Onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertlerine verilen bir emandır... Kiliseleri mesken yapılmayacak, onun bir kısmı ya da bir bölümü yıkılmayacak, haçlarına ve mallarından hiçbir şeye dokunulmayacak. İnançlarından dolayı zorlanmayacak ve onlardan hiçbirine zarar verilmeyecektir."

İslam, gayrimüslimler için tüm bu adalete izin veriyorsa Müslüman olduklarında durum nasıl olur acaba? Dolayısıyla derhal İslam'ı kucaklamak için nevine münhasır bir fırsat yakalama zamanı, kendilerine kalmıştır.


Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا "Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi o

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, arkada 89'dan fazla Müslüman ölü ve yüzlerce yaralı bırakan ve malları harap eden ödlek cürümsel operasyonu güçlü ifadelerle kınar ve mezheplerinin farklı olmasına rağmen tüm Müslümanlar nezdinde bir Müslüman kanının kutsallığının önemi bilinmesinden dolayı bu ödlekçe eylemi, kesinlikle bir Müslümanın yapmadığına inanır. Zira onların hepsi, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın şu kavlini okumaktadırlar:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا "Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." [Nisa 93]

Müslümanlar, mezhepleri farklı olmasına rağmen onlardan biri bir diğerinin kanını mubah kılmaksızın asırlar boyunca yaşamışlardır. Dolayısıyla biri bize, on üç yüzyıl boyunca süren İslam tarihinde Şâfi olan birinin Hanefi olan kardeşinin kanını veya Hanefi olan birinin Caferî olan kardeşinin kanını mubah kıldığını gösteremez. Ancak bu çağdaş fitne, İslam ülkelerini işgal eden ve buralarda, ulusal, kavmiyetçi ve mezhepsel çatışmalar gibi İslam'la ilgisi olmayan çatışmaları körükleyen Batı'nın bir ürünüdür. Müslümanlara gelince; asırlar boyunca uyum içerisinde yaşamışlar ve birbirlerine saldırmaksızın ya da birbirlerinin kanını, malını ve ırzını mubah saymaksızın sadece mezhep olarak değil akideleri dahi farklı olan Nasrani, Yahudi, Mecusi ve Hindulardan olan zimmet ehline bile iyi davranmışlardır.

Hizb-ut Tahrir, bu olayın arkasında, Raymond Davis milisleri gibi kendisine bağlı ölüm milisleri ve Keyâni-Zerdâri'nin olduğu askerî ve siyasî liderliklerle olan gizli anlaşmaları yoluyla Amerika'nın olduğunu bir kez daha vurgular.

Bundan dolayı bizler, kendilerine bu cürümsel operasyonları yaptıkları suçlaması yapıştırılan tüm İslamî hareketleri, ülkemizdeki sömürgeci gayelerini gerçekleştirme, ülkemize hegemonyalarını dayatma ve Afganistan'a yönelik başarısız işgallerini pekiştirme imkanı bulmak için Müslümanlar arasında fitne ateşini tutuşturmaya çalışan İslam ve Müslümanların düşmanlarına karşı fırsatı kaçırmamak için reddiye ve kınamaları hızlandırmaları çağrısında bulunuyoruz. Bundan dolayı İslamî hareketlerdeki kardeşlerimizin yapması gereken, Amerikalılar ve onların askerî ve siyasî liderliklerdeki ajanları gibi bütün Müslümanların düşmanlarına karşı bu fırsatı kaçırmamak için bizimle birlikte çalışmalarıdır. Bu yüzden onların temkinli olmalarını nasihat ediyoruz. Zira şayet hiçbir Müslümanın yapmayacağı bu ödlekçe eylemlerle ilgili bu reddiye ve kınamayı yapmazlarsa bu şekilde onlar, Batı'nın hedeflerini gerçekleştirmesini kolaylaştıracaklar ve kendilerini de kuşkulu ve şüpheli bir konuma koymuş koyacaklardır.

Güvenliğin, emniyetin ve refahın yolu, kendimizi Amerika ile Müslümanların kutsal kanlarıyla oynayan siyasî ve askerî liderliklerdeki ajanlarından kurtarmaktan geçer. Bunu gerçekleştirmenin yolu ise Hilafet'i kurma gayesini gerçekleştirmesi için Hizb-ut Tahrir'i destelemede gizlidir. Zira sömürgeci Batı ile ajan yöneticilerden Müslümanların kanlarının intikamını alacak olan bizzat Hilafet'tir.

Not: Belucistan ile ilgili tam bir siyasete ve Hilafet Devleti'nin Anayasası ile ilgili maddelere muttali olmak için aşağıdaki web bağlantısına erişilmesi rica olunur: http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sağcı Kanat, İslam ve Batı Çatışması Silsilesinin Bir Göstergesinden Öte Bir Şey Değildir

"Geert Wilders" bugünlerde, iddia ettiği üzere İslam'ın tehlikesi hususunda uyarıda bulunmak amacıyla toplantılar ve görüşmeler yapmak için Avustralya'da bir tur düzenledi. Zira İslam'ın ve Müslümanların, Batılı toplumlar için bir tehdit oluşturduğunu ve bundan dolayı onların Batı'ya göç etmelerinin engellenmesi gerektiğini iddia etmektedir. Nitekim olması gerektiği gibi "Wilders", genellikle kendisinin İslam düşmanı ve nefreti yayan birisi olduğunu reddetmektedir. Zira Avustralya'daki politikacıların geneli, kendileri ile "Wilders" ve onun bakış açıları arasına mesafe koymaktadırlar.

Bu husus hakkında Hizb-ut Tahrir / Avustralya, aşağıdaki noktaları vurgular:

1-Wilders'in propagandasını yaptığı şey, İslam hakkında basit herhangi bir bilgiye sahip olanlar için sahteliği ve batıllığı gizli olmayan eski oryantalistlerin İslam'a yönelik umutlarından ve vehimlerinden öte bir şey değildir. Nitekim Wilders'i Hollanda'daki herhangi bir Müslüman ile tartışmayı reddetmeye iten husus işte budur. Dolayısıyla Avustralya'da bulunanlar olarak bizler ona, şayet İslam hakkında iddia ettiği şeyin gerçekten güvenilirliğine inanıyorsa tartışmak için başka bir fırsat daha sunuyoruz.

2-Wilders ve sağcı arkadaşlarının yaptıkları şey, aslında Batılı ülkelerdeki siyasal kurumlar ile egemen medyanın temelde kendisine dayandığı Batı ile İslam çatışması silsilesinin göstergesinden öte bir şey değildir. Yine sağcı kanadın yaptığı şey, bu çatışmadan kaynaklanan zararları istismar etmekten öte bir şey değildir. Dolayısıyla Batılıların kalplerinde yer eden İslam hakkındaki olumsuz görüntü, temelde sağcı kanadın eylemlerinin bir ürünü değildir. Ancak Batı'daki politikacılar ile önemli medya organları tarafından İslam'ın Şeytanlaştırılması politikasının devam ettirilmesinden dolayıdır. Aynı şekilde İslam'dan ve İslam dünyası üzerindeki egemenliğinden "uzaklaştırma" girişimlerinde bulunanlar sağcılar değil, bilakis egemen siyasal kurumlardır.

3-Nefreti kışkırtan sağcı konuşmanın neden olduğu şeylerden daha kötüsü, Müslümanlara yönelik şiddetin nicelik ve nitelik olarak gittikçe artış göstermesidir. Ancak diğer yandan bütün halklara karşı siyasî, ekonomik ve askerî işgalde bulunan bizzat siyasal kurumdur. Bundan dolayı örneğin "Cory Bernardi'nin" İslam'a ve Müslümanlara karşı yaptığı kampanya ile "Julia Gillard" ya da "Tony Abbott'un" yaptıkları arasında herhangi bir karşılaştırma yapılmış değildir. Aksi halde bu, yüzeysel bir inanç olmaktadır.

4-Bizler Müslümanlara, dikkatlerini gerçek mücrimlere odaklamaya devam etmelerini ve İslam'a ve Müslümanlara karşı olmadıklarını ya da İslam'a alenen savaş açanlara karşı olduklarını iddia ederek İslam'a ve Müslümanlara yönelik eylemleriyle korkutan politikacıların propagandasını yaptıkları hususlara aldanmamalarını nasihat ederiz.

5-İslam'a karşı sürdürülen kampanya karşısında Müslümanlar için kesin çözüm, (İslam Devleti'ni kurmak ve onun şeriatını tatbik etmek yoluyla) İslam ülkelerinde İslam için yüksek ve pratik bir model ortaya çıkarmak için sıkı bir şekildeki çalışmaya dahil olmak, ardından da yüksek İslam değerlerini, başarısızlığı kanıtlanan liberal laik sistemin alternatifine korkunç ihtiyacı olan Batılı toplumlara taşımaktır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER