Pazartesi, 03 Zilkâde 1447 | 2026/04/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir'in Emirinin, Pakistan'a Dönük Hitabı: Pakistan Silahlı Kuvvetlerine, Bir Amerikan Ajanı Değil Raşid Bir Halife Lider Olmalıdır

01 Mayıs 2013 tarihinde ve Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti'nin, Pakistan halkına tanınmış bir fakih ve devlet adamı olan Hizb-ut Tahrir'in emiri Şey Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'nın konuşmasını dağıtmaya başladığı gün Pakistan halkı, Amerika'nın ülke üzerindeki hegemonyası için medya organlarının Amerika'nın Pakistan'daki ajanı General Keyâni'yi destekleyen raporlarıyla karşılaşmıştır.

Şimdi şunu sormalıyız: Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin liderliğini hak eden Keyâni midir yoksa Şey Atâ mıdır?

General Keyâni, bölgede Amerikan varlığını güçlendirmek için Haçlı Amerika'nın yanında yer almakta ısrar etmektedir. Bunu da dünyada tek İslamî nükleer gücün eşiğindeki bölgeden sınırlı çekilme kılıfı altında yapmaktadır. Sanki bu savaş, "Pakistan savaşıymış" gibi! Bundan dolayı Şeyh Atâ, bu hususta şöyle demiştir: "Keyâni ve çetesine gelince; o, kötülükte, şerde, zulümde ve fücurda Zerdâri'nin de ötesine geçmiştir. Zira ülkenin büyük bir bölümünü Amerika için yasal hale getirmek, Amerikan insansız uçaklarının Müslümanları çok şiddetli ve tehlikeli bir şekilde bombalamasını sağlamak, ordunun ana cephesini müşrik Hindularla olan sınırdan Kabileler, Belucistan ve Afganistan'daki diğer bölgelere transfer etmek onun rolüdür. İşte bu en aşağılık ve utanç verici rol, onun rolüdür. Ayrıca onun Allah'ın ve insanların nefret ettiği en büyük rolü, Hizb-ut Tahrir şebâbının kaçırılmasını sağlamak, onları gizlemek ve onlara işkence etmektir. Yine Amerika ile Afganistan'daki müttefiklerine, lojistik, ilaç, gıda ve su tedarik etmek rolü de diğer hainlerin ötesine geçen bir hainin rolüdür... Aynı şekilde Karaçi ve diğer yerlerdeki patlamalar sayesinde fitne saçmak için Amerikan casuslarıyla gizli anlaşma yapma rolü de onun en büyük rollerinden biridir. Halbuki o, şayet bu trajedileri ve musibetleri durdurmak ve bu patlamalar ile insansız uçakların bombalamalarını engellemek istese elinde bunu yapmaya yeterli askerî bir güç bulunmaktadır... Ancak o, dinini unuttuğu gibi ordu içerisine girdiğinde Amerikan casuslarına izin vermeye değil her saldırıya karşı ülkeyi koruyacağına dair yeminini de unutmuştur!"

Bu yüzden silahlı kuvvetlerimizin hain Keyâni'nin liderliği altında kalmaya devam mı etmesi gerekir yoksa Müslümanlar için arkasında düşmanla savaşan ve kendisiyle korunulan bir kalkan olsun diye hizbin emirini Müslümanların Halifesi nasbetmek için derhal Hizb-ut Tahrir'e nusret mi verilmesi gerekir?

General Keyâni, hüsrana uğramış, dahası ölmüş olan demokrasi atına destek vermeye çağırmaktadır. Nitekim bu demokrasi, İslamabad'taki Amerikan Büyükelçisi tarafından "Pakistan'daki Amerikan atı" olarak nitelendirilmiştir. Bundan dolayı Şeyh Atâ, seçim komisyonuna şu konuşmayı yöneltmiştir: "Seçim komisyonuna; Sizler Müslümanlarsınız ve kanun koyucunun da Allahu Subhânehu olduğunu biliyorsunuz. O halde Allah'ın dışında kanun yapacak bir meclis üretmek için nasıl olurda seçimleri idare edebilirsiniz? Allah'ın dışında helal ve haram kılan seçimleri nasıl idare edebilirsiniz? Seçimleri perde arkasından idare edenlerin Zerdâri, Keyâni, kuyrukları ve çeteleri olduğunu bildiğiniz halde nasıl olurda seçimleri idare edebilirsiniz? Siyasî ve askerî liderliklerin çıkarlarına, doğal olarak da bu ikisinin çıkarlarının üstünde Amerika'nın çıkarına hizmet edecek olan beşerî kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için nasıl olur da seçimleri idare edebilirsiniz? Nitekim seçimler bir vekalettir, şerî olmayan bir konunun vekaleti ise caiz değildir. O halde nasıl olurda şerî olmayan seçimler için hazırlık yapar ve insanlardan ona katılmalarını talep edebilirsiniz? Allah'ın dışında helal ve haram kılacak bir yasama meclisini oluşturmanın çok büyük bir günah olduğunu bilmiyor musunuz? Nitekim Taberâni Kebir'de Adiyy İbn-u Hâtim'in şöyle dediğini tahric etmiştir... Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in yanına gittiğimde o, Bera [Tevbe] suresinden şu ayeti okuyordu: اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ "(Yahudiler) hahamlarını, (Nasraniler de) rahiplerini, Allah'tan başka rabler edindiler." [et-Tevbe 31] Tam oradan ayrılacakken dedim ki: Biz, onlara ibadet etmiyorduk ki. Resulullah da şöyle buyurdu: أَلَيْسَ يُحَرِّمُونَ مَا أَحَلَّ اللهُ فَتُحَرِّمُونَهُ، ويُحِلُّونَ مَا حَرَّمَ اللهُ فَتَسْتَحِلُّونَهُ؟ "Onlar, Allah'ın helal kıldıklarını haram kılıyor, sizde bunları haram kılıyor ve Allah'ın haram kıldıklarını helal kılıyor, sizde bunları helal kılmıyor musunuz?" Dedim ki: Evet. O da dedi ki: فَتِلْكَ عِبَادَتُهُمْ "İşte onlara ibadet böyledir."

Ey seçim komisyonu: Bugün Pakistan'da talep edilen, Allah'ın dışında kanun yapacak ve Allah'ın hakkında bir sultan indirmediği kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için seçimlerin yapılması değildir... Bilakis talep edilen, Raşidî Hilafet'in kurulması ve sadece şerî hükümleri ikame edecek raşid ve adil bir Halife'ye biat edilmesidir... Ayrıca talep edilen, Pakistan'ın Hilafet Devleti'nin önemli bir parçası olmasa da Hilafet Devleti'nin çekirdeği olmasıdır... Yine talep edilen, Pakistan'ın dininin, ordusunun ve nükleer silahının gücünü hakkı ve adaleti ikame edecek bir güç olarak artırması... Müşriklerin işgal etmiş olduğu İslam topraklarından Keşmir'i ve Keşmir dışındakileri kurtarması... Sadece deniz ve hava yolu olarak değil, bilakis Müslümanların topraklarından bir toprak parçası olarak Doğu Pakistan "Bangladeş" ile birlikte bünyesine geri döndürmesi... Ordunun, Pakistan ile Afganistan'daki Müslümanların karşısında olmak yerine bu iki ordunun sahih bir bakış açısıyla Amerika ile müttefiklerinin karşısında tek bir silah olması, dolayısıyla bu sömürgeci kafir devletlerin horlanmış ve aşağılanmış bir şekilde yuvalarına geri çekilmesi... Ardından Allahu Subhânehu ile Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesinin gerçekleşmesidir. Böylece Pakistan, Hilafet'in merkezi veya Hilafet Devleti'nin bir parçası olacak, yeniden yeryüzüne Hilafet'in nuru doğacak, yeryüzü hazinelerini dışarı çıkaracak, gökyüzü bereketlerini indirecek ve Allah, mümin kavmin göğsüne şifa verecektir...

 

Not: Aşağıdaki linkte, hizbin emirinin konuşmasının İslam'ın, cennet ehlinin ve Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin resmi dili olacak olan Arapça ses dosyasını bulabileceğiniz gibi bu tarihî konuşmanın İngilizce ve Urduca metnini de bulacaksınız. http://pk.tl/1byO

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yakıt Fiyatlarının Yükseltilmesini ve Petrol ve Doğalgazın Özelleştirilmesini Reddedin!

Hükümet, petrol fiyatlarını yükseltmeye karar verdi. Böylece petrolün litre fiyatı yaklaşık 6500 Rupi'ye ulaşacaktır. Hükümet, kararın devasa sübvansiyonun azaltılması için alındığını söyledi. Çünkü hükümetin, devlet bütçesindeki yakıt sübvansiyonları 2013 yılında 274.7 Rupi'ye ulaşmıştır. Nitekim hükümet, sübvansiyon oranının düşürülmesinin, 2013 yılında 200 milyar Rupi'ye denk gelen alt yapı bütçesi ile 30 milyar Rupi'ye denk gelen sağlık sektörü bütçesi gibi hükümetin en önemli konusu olan finanse gücünü azaltacağını tahmin ediyor.

Gerçekten de devlet bütçesinde nominal bir artış olmuştur. Zira 2005 yılından 90 milyar olan Rupi 2013 yılında 193 milyar Rupi'ye ulaşmıştır. Dolayısıyla şayet buna elektrik enerjisi sübvansiyonun kaldırılması da eklenirse bütçe 274.7 milyara ulaşacaktır. Nitekim litre başına 40 milyon Pound'u aşıldığında bütçe 300 milyar Rupi olacaktır. Her ne kadar sübvansiyon artırılmış olsa da ancak devletin yıllık bütçedeki yakıt sübvansiyon oranı değişmemiştir.

Hükümete göre, litresi 6500 Rupi'ye ulaşan yakıt fiyatlarının yükseltilmesi sayesinde devletin yıllık bütçesine 21 milyar Rupi girecektir. Şimdi soru şudur: Devlet bütçesinin dengesiz olduğu bir durumda sübvansiyonların düşürülmesi mi gerekiyor? Nitekim devlet bütçesi, hiç bu dönem kadar tüketilmemiştir. Zira 2012 yılındaki devlet bütçesinden geriye yaklaşık 32.7 milyar Rupi kalmıştır. Bu yüzden yakıtlara dönük ek sübvansiyonları karşılamak için olasılıkla 2012 yılındaki devlet bütçesinden geriye kalanlar kullanılacak ve bununla birlikte geriye 11.7 milyar Rupi kalacaktır.

Aşağıdaki çeşitli nedenlerden dolayı yakıt fiyatlarının yükseltilmesi politikası reddedilmelidir:

Birincisi: Bu, ileride kesinlikle insanlara sıkıntı verecek zalim bir politikadır. Nitekim 2010 yılındaki ulusal ekonominin anketine dayalı olarak orta ve düşük tabakadan oluşan fakirlerin %65'i, orta tabakadan olanların %27'si, orta tabakanın üzerinde olanların %6'sı ve zenginlerden sadece %2'si yağ kullanmaktadırlar.

Endonezya'daki toplam araç sayısı, (2010) yaklaşık 53.4 milyon olup bunlardan %82'si, genellikle orta tabakanın sahip olduğu iki tekerlekli araçlardır. Nitekim bu rakamlar,  yakıt fiyatlarındaki artışın insanların sefaletine neden olacağını göstermektedir.

Hatırlayın! Zalim yöneticiler, kıyamet gününün azabına ve ikabına nail olacaklardır. Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu hadis-i şerifinde vaat ettiği ve kendisine davet ettiği şey işte budur:

اَللَّهُمَّ مَنْ وُلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئًا فَشَقَّ عَلَيْهِمْ فَشُقَّ عَلَيْهِ، وَمَنْ وُلِيَ مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئًا فَرَفَقَ بِهِمْ فَأَرْفِقْ بِهِ "Allahım, her kim ümmetimin işlerinden bir şeye (yönetime) vekil kılınır da onlara sert davranırsa, Sen de ona sert davran. Her kim de ümmetimin işlerinden bir şeye (yönetime) vekil kılınır da onlara yumuşak davranırsa, Sen de ona yumuşak davran."

İkincisi: Bu, hain bir politikadır. Zira yakıt fiyatlarının artırılması politikasından maksat, (arama) kaynaklarında başarılı olmasının ardından (ticaret ve dağıtım) alt sektörünün de özelleştirilmesinde başarılı olmaktır. Zira özelleştirme, devletin rolünü egemen olmak ve sınırlandırmak için yabancı özel şirketlere büyük haklar vermektedir. Kesinlikle bu politikalar, doğal kaynakların gerçek sahipleri olan insanlara zarar vermekte ve yoksulluğa neden olmaktadır. Dolayısıyla özelleştirme, yabancıların çıkarları için olup hükümet ise halkının arzularını göz ardı etmekte, dahası halkına ihanet etmektedir.

Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir / Endonezya, aşağıdaki hususları ilan eder:

1-Yakıt fiyatlarının yükseltilmesini reddetmek.

2-Yakıt fiyatlarının yükseltilmesi ve petrol idaresinin tüm özelleştirme politikaları, şeran haramdır. Zira İslam'a göre doğalgaz ve petrol, kamu mülkiyeti olup devlet tarafından sadece insanların refahı için idare edilmektedir. Bundan dolayı kapitalist politika durdurulmalıdır. Dolayısıyla doğal gaz ve petrol, Müslüman ve gayrimüslimler de dahil halkın refahı için İslamî hükümler temelinde idare edilmelidir. Bu ise ancak Hilafet Devleti'nin kurulması ve İslam şeriatının tatbik edilmesiyle gerçekleşebilecektir. Bu yüzden Allahu Teâlâ ve ahiret gününe yakinen iman ettiğimiz için çabalarımızı iki katına çıkarmalıyız.

3-İnsanların en ağır şartların sıkıntısını çektiği bir sırada hükümetin yakıt fiyatlarını yükseltme kararı alması, toplumsal huzursuzluklara yol açacak olmasının yanı sıra muhtemelen de insanları, Orta Doğu'nun bazı ülkelerinde meydana gelen Arap Baharı gibi halkçı ayaklanmaya sevkedecektir.

Allah bize yeter! Zira O, ne güzel vekil, ne güzel Mevla ve ne güzel nusret verendir!


Muhammed İsmâ’îl Yusanto
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Lübnan Otoritesi, Ölüm Tanklarının Esad Çetesine Ulaşmasını Garantilemek İçin Kendi Halkına Ateş Açmaktadır

Bugün, nefsini Amerika ile ona bağlı İranlı ortaklarına satan Lübnan otoritesi, günlük olarak yüzlerce Suriye halkını katleden ölüm ve cinayet araçlarını harekete geçiren yakıtlar da dahil tagut Beşar ile çetelerine gerekli olan ölüm araçlarını tedarik etmek için kırmızı çizgileri aşmaya ve halkının kanını mubah görmeye hazır olduğuna dair yeni bir yetki daha vermiştir.

Ölüm tanklarının muhafızı olsunlar ve bunları da oradaki mücrime ulaştırsınlar diye ordu askerlerine boyun büktürmesi için Lübnan'daki canavar otoriteye emir verilmesi akıl işi mi?! Bunun da ötesinde silahsız duran ve kardeşlerinin katiline ulaşma yöntemine itiraz edenlerin üzerine ateş açma emirleri vermektedir?!

Yazıklar olsun size ey Lübnan yöneticileri! Özgürlük ayaklanması hakkında bu Ümmetin içinde neler olup bittiği gerçeğinin görülmesine engel olan ey aptallar! Ümmetin öfkesini hesaba katacağınıza onun düşmanları için uzaklara gidiyorsunuz ha! Sonra da bunun ardından insanların sizin meşruiyetinizi tanımaya devam etmelerini bekliyorsunuz öyle mi?! Şu ana kadar bakışlarınızı, otoritenizin ve meşruiyetinizin çökmesini yaklaştıran isyana çevirmediniz mi? Şayet burnunuzun dibindekini dahi görmemekte ısrar ederseniz, o halde iddia ettiğiniz meşruiyetinizi saçılmış zerreler haline getirecek olan sersem bir yıldırımı bekleyiniz!


Ahmed El-Kasas
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Lübnan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Dikkatinize

Hizb-ut Tahrir / Tunus, tüm medya organlarına hizbin tek yetkili resmi kanalının ve kendisiyle iletişim kurulacak temsilciliğin Siyasî Büro Başkanı Sayın Abdurraûf el-Âmirî veya Medya Bürosu Başkanı Üstad Rıza el-Hâc olduğunu hatırlatır ve Siyasî Büro Başkanı veya Medya Bürosu Başkanı'nın resmî izni olmadıkça medya ile iletişim kurma yetkisinin olmadığını vurgularız.

 

-Siyasî Büro Başkanı, Üstad Abdurraûf el-Âmirî.

Telefon: 2463872

 -Medya Bürosu Başkanı Üstad Rıza el-Hâc.

Telefon: 21430700

Faks: 71345950

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Selam.

Devamını oku...

Özellikle Murabaha Satışı Olmak Üzere İslami Bankalarla İşlem Yapmanın Hükmü

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Özellikle Murabaha Satışı Olmak Üzere İslami Bankalarla İşlem Yapmanın Hükmü

Hasan S. Al-Tarda’ya

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Değerli Şeyhimiz sizden, özellikle Murabaha satışı olmak üzere İslami bankalarla işlem yapmanın hükmünü açıklamanızı rica ediyorum… İslami bankalar yoluyla otomobil veya ev satın almak gibi? Ben bunun haram olduğunu biliyorum ama bunu bir kişiye nasihat etmek istediğimde konuyu ona ayrıntılı bir şekilde açıklayamıyorum…  Şimdi size, vakıamızdan insanlar bir işlem yaparken İslami bankaya benzettikleri hususa dair bir örnek vermek istiyorum… Kasabamızda, bir evin tamamını taksitle (çekle) yapması için kendisiyle anlaşma yapılan şirketler var ve onlar sizinle, satın alımlarda (%15) gibi belli bir yüzde karşılığında kendilerine ait olmayan demir, doğrama (marangoz), çimento ve benzeri şeyler üzerinde anlaşıyorlar… Bu işlem ile diğeri arasında bir fark var mıdır??

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh

Murabaha satışı olarak adlandırılan İslami bankalarla işlem yapmak, şeriata aykırı olan işlemlerdir. Bunun en belirgin yönleri şunlardır: 

Birincisi: Banka arabayı veya buzdolabını satın almadan önce müşteri ile satış sözleşmesinin yapılması… Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahip olunmayan bir şeyin satışından nehyetmiştir. Hakim Bin Huzzam’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Dedim ki: Ey Allah’ın Rasulü! Bir adam gelip benden satmakta olduğum şeyden yanımda olmayanı satmamı istedi. Sonra onu pazarda sattım. Bunun üzerine dedi ki: لا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَYanında olmayan şeyi satma.” [Ahmed rivayet etti.] Bu kişi, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e, onun (satıcının) yanında olmayan bir eşyayı satın almak isteyen, bu yüzden (satıcının) pazara gidip onu satın alan ve sonra onu kendisine satan müşteri hakkında sordu. Nitekim Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan nehyetti. Ancak ister satın alsın ister satın almasın yanındaki eşyayı müşteriye sunarsa bu caizdir.

Bunu açıklığa kavuşturmak için şöyle söyleyelim: Bankaya giden bir kişi kredi talebinde bulunur… Banka da ona kredi veya nakdi neden istediğini sorar… Kişi de buzdolabı, araba veya çamaşır makinesi satın alacağını söyler… Banka da onun için bir buzdolabı alacağına ve onu da taksitle şöyle bir fiyata satacağına dair kişiyle bir anlaşma yaparsa, bu banka buzdolabını satın almadan önce bağlayıcı bir anlaşma yapmış olur. Sonra banka gider ve kişi için bir buzdolabı alır. Dolayısıyla kişi, bankadan buzdolabını satın alamaz. Çünkü bankayla yapılan anlaşma, buzdolabı bankanın mülkü olmadan önce yapılmıştır. Böylece anlaşma, banka buzdolabına sahip olmadan önce yapılmış olur.         

Banka satın aldıktan sonra müşteriye satmıştır denilmez. Böyle denilmez. Çünkü banka malı satın almadan önce, bankanın müşteri ile olan anlaşması bağlayıcı hale getirilmiştir. Bu da banka kendisi için satın aldıktan sonra müşterinin onu satın almayı reddedemeyeceğine delalet etmektedir. Dolayısıyla anlaşma, banka satın almadan önce bağlayıcı hale gelmiş olur.    

Şayet bankanın içerisinde buzdolaplarının olduğu bir mağazası olur, diğer buzdolabı satıcıları gibi ister satın alsın ister satın almasın bunları kişiye sunarsa, o zaman peşin ve taksitli satış sahih olur.

İkincisi: Şayet müşteri taksitlerden birini geciktirirse, müşterinin borcunun artırılması caiz değildir. Çünkü bu faizdir ve cahiliye döneminde kullanılan riba nesie olarak adlandırılır. Dolayısıyla borcun ödeme zamanı geldiği halde borçlu olan kişi vadesinde ödeyememiş ve bundan dolayı borcu da artırılmışsa, İslam gelerek bunu tamamen yasaklamış ve zor durumda olan borçluya borcunu artırılmaksızın mühlet vermiştir. وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَŞayet (borçlu kimse) zor durumdaysa (elinin genişleyeceği) kolaylık zamanına kadar mühlet verin. (Borcu silip) tasadduk etmeniz sizin için daha hayırlıdır, şayet bilirseniz.” [Bakara-280]   

Bu nedenle yukarıda belirtilenlere göre banka ile işlem yapmak caiz değildir. 

2- Müteahhitlik hakkında bahsettiğiniz hususa gelince; bu mesele farklıdır… Zira orada müteahhide ait olmayan bir ev için satın alma sözleşmesi yoktur. Bilakis mesele, ev sahibinin, müteahhit ile evin niteliklerine uygun olarak inşa edilmesi için bir kira sözleşmesi üzerinde anlaşmaya varması meselesidir. Dolayısıyla bu, ev sahibinin işin tamamlanmasına göre müteahhide taksitler halinde verdiği bir ücret karşılığında olup kimseye ait olmayan havadan bir ev satın alma sözleşmesi değildir. Ancak henüz inşa edilmemiş ve müteahhidin de geçerli bir mülkiyete sahip olmadığı bir dairenin satışı şeklinde olursa, satış sahih değildir.

Kardeşiniz                                                                                                                        H. 24 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                   M. 03 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3351/

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- مَّا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ وَلا لِآبَائِهِمْ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلا كَذِبًا "Ne onların (Allah evlat edindi, diyenlerin) ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan

27 Nisan 2013 tarihinde, Rusya- Dağıstan polisi, Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in bayraklarıyla süslenmiş bir düğün konvoyunu durdurdu. Ancak Dağıstan Dışişleri Bakanlığı şu şekilde özet bir açıklamada bulundu: "Yetkililer, Kizlyar [Kızlar] kentine zorla girmeye çalışan Rusya'da yasaklı olan Hizb-ut Tahrir üyelerine bağlı 25 otomobilden oluşan konvoya baskı uygulamıştır." Sonra federal ve bölgesel medya organları, "Hizb-ut Tahrirli aşırıcıların Kizylar kentine zorla girdiği" haberini yayınlamışlardır. Böylece "Dağıstan İçişleri Bakanlığı" tarafından, düğün alayına yapılan saldırı, "zorla giren aşırıcılara" yapılan saldırıya dönüştürülmüştür!

Kizylar'ın girişinde, aralarında kadın ve çocukların da olduğu düğün konvoyundaki Müslümanlar, polisler tarafından tutuklanmışlardır. Bunun ardından, tutuklama nedeninin düğün kafilesindeki misafirlerin otomobillerini süslediği Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in râyelerinin olduğu ve polislerin de otomobillerdeki tüm süs eşyalarının indirilmesini talep ettiği ortaya çıkmıştır. Bu sırada Müslümanlar polislere, İslamî görüntülerin Rusya'da yasak olmadığına dikkat çekerek bu tür taleplerin yasal nedenini sorduklarında şöyle bir cevap almışlardır: "Bu, efendimizin bir emridir." Nitekim Müslümanlar, yolculuklarına devam edebilmek için süsleri kaldırmak zorunda kalmışlardır.

Tüm râyeler tek bir otomobilde toplanıp konvoyun bir kısmı hareket ettiğinde polisin birinin Müslüman bir kadını itmesi kadının kardeşini ve eşini öfkelendirmiş, buda polisle çatışmanın patlak vermesine yol açmıştır. Bunun ardından polisler, havaya ateş açmaya ve düğün alayındaki misafirleri coplarla dövmeye başlamışlardır. Ardından polis, birçok Müslümanı tutuklamış ve onlardan dördünü de polise mukavemet etmekle suçlamıştır.

Aslında düğün alayındaki davetlileri dövenler, onlardan bazılarını tutuklayanlar ve bunun ardından da "Hizb-ut Tahrir üyelerinin konvoyunun zorla girdiği" hakkında yalan haber yayanlar, bizzat İçişleri Bakanlığı polisleridir. Nitekim Dağıstan ve Rusya'da çok iyi tanınan, ticarî bir örgüt olmayan "Adalet Birliği'nin" temsilcisi olan ve Müslümanları destekleyen gösteriler düzenleyen Macomed Kartashov, imamlar için polisin mukavemetine maruz kalmıştır.

Hakeza Müslümanlar tutuklanmış ve [لا إله إلا الله محمد رسول الله] kelimesini yükselttikleri için de onlara kötülük edilmiştir. Zira düğün alayı tebrik edilip ona saygı gösterilmek yerine Müslümanlar tutuklanmışlar ve konvoylarını Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in râyeleriyle süsledikleri için de aşağılanmışlardır. Bu arada, bu İslam topraklarında herhangi bir kişi sarhoş olduğu veya futbol kulüplerinin bayraklarını salladığı için durdurulmazken, bu tür bir sapkınlık doğru mu Allah aşkına?

Açıktır ki râyeler, bir kez daha İslam'ın ve Müslümanların frenlenmesinin nedeni olmuştur. Ancak Allah'ın dininin düşmanlarının nefreti, her defasında onlar için utanç verici bir duruma dönüşmektedir. Zira onların delilleri zayıf olduğu gibi bozuk kanunları da ihlal edilmektedir. Ama bu defa yaptıklarına herhangi bir yasal neden getirememişlerdir. Bu yüzden düğün alayına saldırmışlar, ardından da düğüne katılanları polise saldırmakla suçlamışlardır.

Bizler, bu düğün alayının engellenmesinin, sadece orduya isabet eden ve korkusu Dağıstan'ın dört bir tarafına yayılan bir gerilime neden olmasını ümit ediyoruz. Yine bizler onların, İslam'ın özünü ihtiva eden bayraklara dönük nefretleriyle sonuçlanan cehaletlerinden dolayı pişman olmalarını ümit ediyoruz. Ayrıca yetkililerden, İslamî bir düğün alayına katılan herkesi serbest bırakmalarını, gelin ve damadın ailesinden özür dilemelerini ve zararları da tazmin etmelerini talep ediyoruz.

Ey Hannan, ey Rahîm ve Ey Adil olan Allah'ım! Sıkıntısız bir şekilde dinlerini izhar etmeleri için Müslümanlara güç ver!

Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلاَّ أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ، هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ "Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir." [et-Tevbe 32-33]


Osman Salihov
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Rusya Medya Bürosu Başkanı

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Şam Halkı Müslümanlarına Karşı Başka Bir İhanet Zerdâri, Eli Kanlı Suriye Rejimi İle Tokalaşmaktadır

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Devlet Başkanı Zerdâri'nin 29 Nisan Salı günü en son rolü Beşar'dan Zerdâri'ye bir mektup vermek olan Şam tagutu (Beşar'ın) temsilcisiyle bir toplantı yapmasını kınar. Daha doğrusu Zerdâri, halkına karşı iğrenç cürümlerinden dolayı tagutun mektubunu parçalamalı, daha ziyade Beşar'ın elçisini kovmalı veya ilk etapta onun Pakistan'a girmesine izin vermemeliydi. Ancak bunun yerine Zerdâri, Amerika'ya itaatkar hizmetçi olma rolünü oynayarak devrilmekte olan Beşar rejimini meşrulaştırmak için çalışmaktadır.

İki yıldan daha fazla, yani Mart 2011 tarihinden bu yana sokaklar, Şam'da İslam'ı talep edenlerle, "Halk İslamî Hilafet İstiyor" sloganları atanlarla ve Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin râyesi ve livası olacak olan siyah-beyaz bayrakları yükseltenlerle kaynamaktadır.

Hilafet'in geri dönmesinden korkmalarından dolayı Amerika ile ajanı Beşar'ın uykuları kaçmaktadır. Nitekim Amerika, belki bitmekte olan ömrünü uzatabilirim diye Beşar'a acımasızca ayaklanmayı bastırmasını emretmiştir. Bu yüzden Beşar rejimi, şehir ve köyleri yıkmış, büyük küçük hiç kimseye en ufak bir merhamet göstermeksizin on binlerce kişiyi katletmiştir. Bunun dışında Beşar'ın şebbihaları, adamlara ve gençlere işkence etmek, kadınlara ve genç kızlara tecavüz etmek, çocukları kaçırmak ve onları sokaklardan ve analarının kucakları arasından tutuklamak gibi iğrenç cürümler işlemişlerdir.

Şayet Amerika, Beşar'ın alternatifini ortaya çıkarmaya muktedir olabilseydi, ondan bir an önce kurtulurdu. Aynen kendisine on yıllarca hizmet etmiş olan diğerlerine yaptığı gibi. Ancak Amerika, alternatif bir ajan olgunlaştırmak için Beşar'a mühlet üzerine mühlet vermektedir. Zira kafir Amerika ve tüm sömürgeciler, İslam yönetime ulaşacak ve Hilafet Devleti kurulacak diye endişelenmektedirler. Bundan dolayı Amerika, her zaman olduğu gibi çeşitli araçlar kullanmak yoluyla Beşar'ı desteklemek için -Rusya'da dahil-  diğer güçlere katkıda bulunmaktadır. Zira bu güçler, tüm vesilelerle ve çeşitli yollarla kendilerine yardım eden İslam dünyasındaki uzak yakın ajanlarına dayanmaktadırlar.

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, adil bir İslamî yönetim yoluyla uzak yakın tüm tagutların temellerini yok etmeye söz vermiştir. Nitekim Beşar, Zerdâri'yi dost edinmekte ve Washington'daki efendilerinin uykularını kaçırmaktadır. Zira mesele, Allah'ın izniyle Pakistan ordusuna bir Halife'nin liderlik etmesi ve dünyanın bir kez daha Hilafet'e tanıklık etmesi için bir zaman meselesidir. Çünkü yeryüzünü adalet ve nur ile dolduracak olan Hilafet olduğu gibi tagutların kalelerini paramparça edecek ve Allah, İslam'ı tüm dinlerin üzerine hakim kılıncaya kadar dur durak bilmeyecek olan da Hilafet'tir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

Soru-Cevap

Soru:

Şahsiyet kitabının birinci cüzünde şunu okudum: "Resulün müçtehid olması caiz değildir." Anayasa Mukaddimesi'nin ikinci bölümünde de şunu okudum: "Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], hem fey malını hem cizye malını hem de ülkelerden gelen harac malını kendi görüşüne ve içtihadına göre harcamıştır. Nitekim bu mallar hakkında gelen şeri nasslar, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i bunları dilediği gibi harcamakta serbest bırakmıştır. Dolayısıyla bu, İmamın/Halifenin bu mallarda kendi görüşüne ve içtihadına göre tasarrufta bulunmaya hakkı olduğuna dair bir delildir. Çünkü Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in bunu yapması şeri bir delildir. Dolayısıyla bu mallarda kendi görüşüne ve içtihadına göre tasarrufta bulunması için İmama/Halifeye verilmiş bir izin olmaktadır."

Sanki bu iki metnin arasında bir tenakuzluk var gibi. Bu hususu açıklmanızı rica ediyorum?

Cevap:

Şahsiyetin birinci cüzünde geçen metin ile Mukaddime'nin ikinci bölümünde geçen metin arasında herhangi bir tenakuzluk yoktur:

Şahsiyet birde geçen şu metne gelince; "Resulün müçtehid olması caiz değildir." Bunun delilleri, Şahsiyette geçen bu bab altında açıklanmıştır. Bunlar, bu hususta açık ve sahih delillerdir. Aynen Subhânehu'nun şu kavli gibi:

قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ "De ki: Ben sizi, sadece vahiy ile uyarıyorum." [Enbiya 45]

Yani ey Muhammed onlara de ki; ben sizi, sadece bana indirilen vahiy ile uyarıyorum demektir. Yani benim sizi uyarmam, vahiyle sınırlıdır demektir. Nitekim Allahu Teâlâ, Necm suresinde şöyle buyurmuştur:

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى "O, kendi hevasından konuşmaz. O ancak vahyedilen bir vahiy ile (konuşur)." [Necm 3-4]

Yani Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], teşride sadece vahiyle konuşur ve vahiyden başka bir şey yapmaz demektir. Dolayısıyla o, kendi nefsinden içtihat yapmaz demektir. Çünkü müçtehid, isabet de edebilir hata da edebilir. Bu ise teşri hakkında konuşmayan ve vahiyden başka bir şey yapmayan Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] hakkında sahih değildir.

Mukaddime'nin ikinci bölümünde geçen metne gelince; bu, Müslümanların maslahatları için harcamada bulunmak veya vali ve kâdi tayin etmek gibi devletin işlerinin yürütülmesiyle ilgilidir... Zira cizye, harac, fey ve mürtedlerin malları gibi devletin mülkünün Müslümanların maslahatları için harcanması, Müslümanların maslahatlarını gerçekleştiren Devlet Başkanı'nın içtihadına bırakıldığı gibi aynı şekilde bir valinin tayin edilmesi de Müslümanların maslahatlarını gerçekleştiren Devlet Başkanı'nın içtihadına bırakılmıştır.

Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], hem Nebi hem Resul hem de Medine'de bir yönetici idi. Dolayısıyla o, teşride içtihatta bulunmaz. Bilakis indirileni tebliğ eder. Ancak SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bir yönetici olarak Müslümanların maslahatları için harcamada bulunuyordu. Bunu ise SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların maslahatlarını gerçekleştirmek için kendi görüşü ve içtihadına göre yapıyordu. Mesela Huneyn'de ganimetlerden insanlara verirken diğerlerinde vermemiştir. Dolayısıyla sadece bu bile dikkate alındığında, şeriat bunların harcanmasını Devlet Başkanı'na bırakmıştır. Bunların dışındakiler ise buna intibak etmemektedir. Mesela zekatın harcanması gibi.

Bu tür şeyler, devlet cihazının idaresinin yürütülmesi için olduğu gibi şayet Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], falan kişiyi vali veya kâdi olarak tayin etmiş olsa... bu falan valinin velayeti vahiyle olmuştur denilmez. Bilakis bu, Müslümanların maslahatlarını gerçekleştiren SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in içtihadıyla valilerin ve benzerlerinin tayin edilmesi babındaki devletin işlerinin idaresindendir.

Hakeza Şahsiyet birde geçen metin ile Mukaddime'nin ikinci bölümünde geçen metin arasından herhangi bir tenakuzluk yoktur.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER