Çarşamba, 01 Ramazan 1447 | 2026/02/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Hanımlarından, Pakistan'daki Hanımlara Bir Çağrı

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Ey Pakistan'daki Saygıdeğer Müslüman Hanımlar!

Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ "Ey iman edenler! Allah ve resulü sizi, size hayat verene davet ettiğinde icabet edin." [el-Bakara 183]

Dolayısıyla Allahu [Subhânehu ve Te'âla] ile Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in daveti, Müslüman hanımların kalplerine ve akıllarına dokunan bir davet olduğu gibi İslam tarihi boyunca Müslüman hanımları İslam için çalışmaya ve buna muhalefet eden her şeyi reddetmeye iten bir davettir. Nitekim İslam'a ilk iman eden Hatice [Radıyallahu Anhe] olmasının yanı sıra İslam'da ilk şehit olan da Sümeyye [Radıyallahu Anhe]'dir. Dolayısıyla Aişe, Fatıma, Safiyye ve diğer sahabe kadınlar [Radıyallahu Anhum] hakkında birçok kıssalar bulunduğu gibi Hilafet Devleti dönemlerinde İslam'ın yükselmesi için çalışan mümine hanımlara ait birçok örnekler de bulunmaktadır. Dolayısıyla da Ümmü Şevket ve Muhammed Ali "Bay Emy" gibi İngiliz işgaline karşı mücadele etmekten geri durmayan Hint Yarımadası'ndaki hanımları da asla unutmayacağız. Zira o, Hint Yarımadasındaki "Hilafet hareketine" liderlik eden birisi olduğu gibi çok güçlü bir imana sahip olarak da bilinmektedir. Mesela Aralık 1921'de oğlu İngiliz kuvvetleri tarafından tutuklandığında İngilizlerle birlikte olan oğlu tarafından herhangi bir olası uzlaşmaya dair yorumda bulunarak şöyle demiştir: "Muhammed Ali, İslam'ın oğludur ve onun, İngilizlerden af dilmeyi düşünmesi bile imkansızdır. Şayet bunu yaparsa onu boğazlamak için sağ elimin hala yeteri kadar gücü vardır." Ayrıca Hilafet hareketine liderlik etmeleri nedeniyle cezaevinde olan evlatlarına şöyle demiştir: Ey evlatlarım! İslam'a sımsıkı sarılın ve hayatınızı İslam yolunda feda edin.  Hakeza İslam dönemleri boyunca Müslüman hanımlar, İslam'ın yükselmesi için çalışmışlardır.

Ey Bacılarım!

Bugün ümmet uyanmış olup İslam ülkelerindeki sömürgeciliğin egemenliğini reddettiği gibi ister askerî diktatörlük ya da başkanlık ve bakanlık olsun ister bizdeki gibi tek bir iktidar partisi yada koalisyon partileri olsun veya da yönetimde Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kanunlarına değil de beşerî kanunlara dayandığı sürece geçici hükümet olsun İslamî olmayan rejimlerin tüm şekillerini de reddetmektedirler. Zira meşru olmayan bu yöneticiler ve rejimleri, ülkemize egemen olmayı sürdürmeleri için sömürgeci Batılı güçlere kapıları açmaktadırlar. Nitekim artık Müslüman kadın da uyanmış olup İslam için Müslüman erkekle yan yana hareket etmektedir.

İslam'a davet, İslam şeriatının tatbik edilmesi ve Hilafet'in yeniden kurulması büyük bir ivme kazanmış ve Arap ayaklanmaları, aynı şekilde İslam'a davet etmeye yönelik güzel bir yankı uyandırmıştır. Nitekim Müslüman hanımların sesleri erkek kardeşleriyle birlikte yükseldiği gibi kapitalist sistemin gölgesinde yaşayan dünya kadınları da İslam'ı ve Hilafet Devleti'nin olduğu devletini tercih etmektedirler. Zira Batılı medya organlarının İslam'a karşı propagandasını artırması, bizatihi Hilafet'in geri dönmesinin yakın olduğunun alametidir. Dolayısıyla ümmetin Hilafet'e olan daveti desteklemesini gözlemlemeleri Batı'yı endişelendirmektedir. Hem de demokrasinin kadınları özgürleştireceği ve İslam'ın da baskı altında tutacağı şeklinde kadınları ikna etme girişiminde bulunmaya dönük bu saldırıların sürekli olmasına rağmen. Nitekim Amerikalılar, Afganistan ve Irak'a girip Müslüman kadının özgürleştirileceği hususundaki hedeflerinden bahsettiklerinde ümmetin, kadının özgürleştirileceği iddiasını reddederek bunun yerine güçlü bir şekilde İslam'ın yanında yer alınca sarsılmışlardır.

Aslında demokrasi, Müslüman yada gayrimüslim kadını özgürleştirmek için gelmemiş, bilakis demokrasi, kanun yapıcıların istek ve arzuları için köleliği getirmiştir. Dolayısıyla ekonomide demokrasi, dünya çapındaki hanımlar ve aileleri üzerinde olumsuz bir yansıması olan ekonomik çöküntüyü getirmiştir. Yine içtimai sistemde demokrasi, toplumda ve aileleri ile birbirlerine karşı olan rollerini anlamaları için erkek ile kadınları karışık olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla demokrasi, erkeğin asıl rolünün kadının rolü olarak da belirlendiği bir durum oluşturmuştur. Böylece kadın, çok büyük roller yüklenmekte ve onuru açısından hiçbir yardım olmaksızın kendisinin gözetimini kendisisine bırakmaktadır. Dolayısıyla demokrasi ve özgürlük, küresel olarak kadının onuruna saldırılmasına ve erkekleri eğlendirmek amacıyla kadınlıklarının istismar edilmesine yol açmaktadır. Kadının güvenliğiyle ilgili olarak demokrasi, ister aile içi şiddete karşı olsun isterse Batılı ülkelerin askerî saldırılarında ölmelerine karşı olsun kadını savunmada başarılı olamamıştır. Dolayısıyla ülkemizde tatbik edilen Batılı sistem, elektrik ve doğalgaz faturalarını ödemede aciz kalmalarına yol açmakta olup çocuklarının beslenmelerini ve onların sağlık gözetimini sağlamaları da imkansızlaşmaktadır. Nitekim bizler, Batı'nın bizleri özgürleştirmek için geldiğini söylediği bir zamanda yaşamaktayız. Ancak Batı, evlerimizi ve ailelerimizi yıkmak için insansız uçak saldırıları gönderdiği gibi askerlerini de bizleri katletmek ve aşağılamak için göndermektedirler. Din özgürlüğü ile ilgili müjdelerine gelince; Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya itaat eden ve İslam'ın gölgesinde yaşamak için çalışan kadınlara saldırmaktadırlar.

Kadının karşı karşıya kaldığı bu baskı, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kanunlarının tatbik edilmesi yoluyla adil bir yönetimin gelmesiyle duracaktır. Zira toplumdaki adaleti garantileyecek, hanımları koruyacak ve kadını yormayacak yada istismar etmeyecek olan işte budur. Zira Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Veda Haccı hutbesinde şöyle buyurmuştur:

استوصوا بالنساء خيرا "Kadınlara, hayırlı bir şekilde davranın" [İbn-u Mace tahriç etti]

Dolayısıyla Müslüman kadın, erkek yada kadınların istek ve arzularından kaynaklanan kanunların zulmünü ve baskısını asla kabul etmeyeceği gibi kalkınmasını da yaratıcısına ve Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın göndermiş olduğu kanunlarına itaat etmekte görür. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kanunları, İslam'ın tatbik edilmesi yoluyla aklı, bedeni ve kadınların onurunu koruyacaktır. Dolayısıyla kadın, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın bize vermiş olduğu birçok nimetlerinden faydalanacaktır. Bu yüzden Müslüman kadınların görevi, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın kendileri için razı olduğu rolü üstlenmeleridir ki bu da; babası, eşi ve devlet tarafından korunmasıdır. Dolayısıyla din işlerini fıkhetmesi kadının üzerine vaciptir. Nitekim bu ümmet, Aişe [Radıyallahu Anhe] gibi birçok alime kadın doğurmuştur. Ayrıca kadının, tıp ilminde öncü olan Rufeyde el-Eslemiyye gibi farklı alanlarda eğitim alma seçeneği olduğu gibi kadın için çalışma seçeneği de bulunmaktadır. Ancak ailenin nafakası, kadının görevlerinden değil erkeğin görevlerindendir. Dolayısıyla kadının malları, kendi mülkiyetlerinde kalmaktadır. Nitekim Hilafet'in gölgesinde kadın ticaret ve iş alanlarında da aktif olmuştur. Mesela eş-Şifâ Ümmü Süleyman gibi. Ayrıca kadın, herhangi bir işi yerine getirirken onun şerefi ve güvenliğinin her zaman korunması gerekmektedir. Bunun yanı sıra kadın, yöneticiyi muhasebe etmek ve Halife'ye biat etmek gibi ümmetin işlerinin gözetiminde de aktiftir. Aynen nusret ve yönetim biatı olan Akabe'de Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e biat veren Ümmü Ammara gibi. Dolayısıyla kadının sorunlarını ve ihtiyaçlarını yaratıcısı Subhânehu ve Te'âla bildiğinden onun gözetilmesine uygun olan kanunlar koymuştur. Dolayısıyla da Hilafet Devleti tarafından tatbik edilecek olan İslam Nizamı, şifalı çözümlerdir.

Ey Pakistan'daki Saygıdeğer Müslüman Kadınlar!

Hizb-ut Tahrir, Kur'an ve sünnet gibi şeri kaynakları kullanmak yoluyla İslam'ı tatbik etmek için gerekli olan şeyleri hazırlamıştır. Dolayısıyla bizler, Ekonomik Sistem, içtimaî, yargı, Öğretim Siyaseti ve Dış Siyaset gibi yönetimin tüm alanlarını kapsayan Hilafet Devleti'ne yönelik anayasayı da hazırladık. Nitekim Hilafet Devleti'nin idare keyfiyetini öğrenmek için daha ilk günden itibaren uluslar arası, siyasî, askerî ve ekonomik durumların vakıası da incelenmektedir. Bundan dolayı Pakistan'daki Müslüman kadınları, Hilafet Devleti'nin kurulması çalışmalarında Hizb-ut Tahrir'e katılmaya davet ediyoruz ki böylece asırlar boyunca ilham kaynağımız olan dinlerinin yanında yer alan yukarıda adı geçen Müslüman bacılarımız gibi olalım ve Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın nusreti gelmeden önce sorumluluklarımızı yerine getirmek ve sevap kazanmak için hızlı hareket edelim. Yoksa bunun gerçekleşmesine katılmayan bir kimse fırsatı kaçıranlardan olacaktır.

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ۚ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّه وَرَسُولَهُ ۚ أُولَٰئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيم "Mümin erkekler ve mümine kadınlar birbirlerinin velileridirler. Marufu emrederler ve münkerden sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah Azizdir, hikmet sahibidir." [Tevbe 71]

 

حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir Hanımları
Pakistan Vilayeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Fransa'nın Mali Müdahalesi, İslam'a Yönelik Savaş Fasıllarından Yeni Bir Fasıldır

Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande 11 Ocak 2012 Cuma günü, Mali'ye askerî müdahalede bulunma niyetinde olduğunu açıklamış ve aynı gün içerisinde hava saldırıları uygulanmaya başlamıştır. Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ise Fransa'nın Mali'deki askerî müdahalesinin önemini ve bunun terörist gurupları dizginlemek için olduğunu ifade etmiştir.

2012 yılının sonunda Fransa Cumhurbaşkanı'nın birden fazla Afrika ülkesine resmî bir turda bulunmaya karar verdiği bilinmek olup ancak resmî turu gerçekleştirmeden önce ileride tartışma konusu olacak olan sömürgecilik ve köleliğin yanı sıra özellikle ekonomi dosyası olmak üzere Afrika'nın geleceğine odaklanmak gibi Fransa hükümetinin işlemiş olduğu tarihî hataları açıklamıştır. Ayrıca Hollande, Mali'nin Kuzeyinde savaşan İslamî guruplara karşı ileride olası askerî operasyonlar yapmak için Fransız güçlerinin konuşlanmasının olmayacağının altını da çizmiştir. Nitekim açıkça şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Bizler, Afrika'ya müdahalede bulunmayacağız. Ancak bizler, lojistik ve eğiti desteği sağlayacağız. Dolayısıyla Fransa, asla bir müdahalede bulunmayacaktır." Ancak köklü bir sömürgeci olan Fransa'nın meyilleri, onun sihirli kelimelerini ve yükümlülüklerini güneşe maruz kalan kar gibi buharlaşıp yok etmiştir.

Nitekim Fransız müdahalesinden kısa bir zaman sonra Hollanda da dahil birçok ülke, Fransız müdahalesini savunup desteklediğini açıklamışlardır. Nitekim Hollanda Dışişleri Bakanı Frans Timmermans, Mali'deki eğitim operasyonunun hızlandırılması çağrısında bulunarak şöyle demiştir: "Mali'de hızlanan İslamî terörist hareketlerin ilerlemelerini durmak için Fransız operasyonları gereklidir."

Bu tür şüpheli açıklamalardan, kamuoyunun kışkırtılması ve bu müdahaleyi haklı çıkarmak için insanların kalplerine hala hafızalarımıza kazınmış olan korkunun aşılanması amaçlanmaktadır. Nitekim Batı'nın, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğu hakkındaki açıklamaları ile İngiltere'nin en az yirmi dakika içerisinde dışarıdan feci bir saldırıya maruz kalacağını düşündüğü, sonra da kendisini 1.7 milyon masumun ölmesine ve bunun ardından da ülkenin yıkılmasına neden olan efsanelerden bir efsane olarak gösterdiği benzer açıklamaları da unutmuş değiliz. Şu anda Afrika'nın Kuzeyindeki İslamî guruplar, şeriatın tatbik edilmesini talep etmektedirler. Dolayısıyla Batı da dünyaya, şayet zamanında hızlı bir müdahale olmaz ise İslamî orduların şeriatlarını Batı'ya taşımak için kısa bir zaman içerisinde Avrupa'nın kapılarına dayanacağını lanse etmektedir.

Kısacası Fransa'nın sömürüsünde olan Mali, yeniden Batılı güçlerin bir hedefi ve sözde "terörizme karşı savaş" fasıllarından yeni bir fasıl haline gelmiştir. Nitekim son yıllarda gerek bölgedeki gerekse İslam dünyasının diğer bölgelerindeki tagutların desteklendiğine tanık olmaktayız. Tüm bunlar da açık bir şekilde Mali müdahalesinin, bu askeri müdahaleyi destekleyenlerin açıkladıkları gibi Mali halkının mutluluğu için olmadığını, bilakis İslam ülkelerindeki kanlı müdahalelerin devam etmesi için olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Batı, bu insanî yardımları ve terörizme karşı savaşı gerekçe göstererek bölgeye egemen olmak ve Batılı siyasî ve ekonomik çıkarlarını korumak için bir kez daha bu kampanyaları başlatmıştır. Hollanda hükümeti de bu müdahaleye destek vererek sömürgeci zihniyetini yeniden ortaya koymuş olmaktadır.

Sömürgeci kadirlerin İslam ülkelerinde çizdikleri yapay sınırlara rağmen Müslümanlar, tek bir ümmet olarak kalmaya devam etmekte olup Mali Müslümanlarına saldırmak bütün Müslümanlara saldırmak demektir. Dolayısıyla bu ümmetin bilinci günden güne artmakta olup tek bir siyasî liderliğin yokluğundan dolayı da Müslümanın kanı gerçekten çok ucuz olacaktır. Dolayısıyla da Batılı ülkelerin İslam'a ve Müslümanlara karşı açmış oldukları savaş asla durmayacaktır. Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir Müslümanları, Müslümanların ve İslam ülkelerinin sürekli sömürülmelerini durduracak olan Hilafet'i yeniden getirmek için kendisiyle birlikte çalışmaya çağırmaktadır.

Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

إنما الإمام جنة يقاتل من ورائه ويتقى به "İmam [Halife], bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur." [Müslim rivayet etti]

 

Okay Pala [Ebu Zeyn]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Hollanda

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ümmetin Meseleleri Forumuna Katılmaya ve İştirak Etmeye Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu'nun, aşağıdaki başlık altında yapacağı foruma katılmanız ve teşrif etmeniz bizleri mutlu edecektir:

Kitlelerin Umutları ve Siyasetçilerin Özlemleri Arasında Bir Sonraki Sudan Anayasası

 

Forumda aşağıdaki kişiler konuşma yapacaklarıdır:

1-Es-Sahafe Gazetesi'nin editörü Üstad Nur Ahmed Nur.

2-Son Dakika Gazetesi'nin Köşe Yazarı Üstad Mümin el-Gâli.

3-Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Üstad Abdullah Abdurrahman.

 

Forum, H. 14 Rabi-ul Evvel 1434 el-muvafık M. 26 Ocak 2013 Cumartesi günü saat 12:00'de öğlen vakti Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti'nin -Doğu Hartum'da- 21 Ekim sokakta bulunan bürosunda yapılacaktır.

 

Katılımınız tartışmayı zenginleştirecektir

 

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

"İslamî Sukuk [Finansal Sertifika]" Projesi Şeran Haram Olup Uluslar arası Para Fonu [İMF]'ye Boyun Bükmektir!

  • Kategori Mısır
  •   |  

Şura konseyi, 26/12/2012 tarihinde ilk oturumuna başlamış ve kendisine, "İslamî Sukuk" adlı bir proje sunulmuştur. Nitekim bu projeye karşı bir takım tepkiler ortaya çıkınca sanki bu proje, zaferin anahtarı ve yeni dönem ekonomistlerinin icat ettiği gergin Mısır ekonomisi için bir çıkışmış gibi insanlara methedilmiştir!

Aslında bu proje, yeni-esi bir projedir. Zira İMF, 2010 yılındaki devrik lider döneminde ekonomik reform amacıyla Mısır için "reçeteler" sunduğunda buna Sukuk sistemi de dahil edilmiştir. Ayrıca İMF, aynı yıl içerisinde bu "İslamî Sukuk'un" ihraç edilmesi kapsamında Yemen'e de ağır şartlar dayatmıştır. [Haber Ajansları / 12.11.2012] İşte İMF, (4.8) milyar dolar değerindeki faizli kredi karşılığında zehirli reçetesinin kabulü için pazarlık yapmak amacıyla yeni rejimin adamaları ile projesini canlandırmak için yeniden geri dönmüştür. Dolayısıyla İMF, Mısır için ekonomik programların konulmasına müdahalede bulunmak amacıyla yeni hükümete şartlarını dayatmaya başlamıştır. Nitekim Uluslararası Para Fonu Direktörü "Christine Lagarde'nin" Mısır'ı ziyaretinde Devlet Başkanı Mursî ile yaptığı görüşmede şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Uzun aylardan bu yana Fon'un teknik ekibi ile Mısır hükümeti arasında müzakereler yapılmakta olup Fon Mısır'dan, gelirlerin ve yatırımların artırılması yoluyla bütçe açığının azaltılması hakkında açık planlar istemektedir." [Financial Times / 23.08.2012] Dolayısıyla İMF'nin gelirlerin artırılması için öneride bulunduğu şey, Sukuk'tur. Buna göre FİTCH [Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu], Mısır'ın boyun bükmesini ve 2013 yılında "İslamî Sukuk'u" ihraç etmesini beklemektedir. [Reuters / 14.01.2013] Bundan daha kötü ve acı olanı ise hükümetin, iddia edildiği gibi "İslamî Sukuk" adlı proje hakkındaki şeri görüşü hiç dikkate almamasıdır. Zira proje el-Ezher'e sunulduğunda alınması yada reddedilmesi için hiçbir şey sunmamış, bilakis Maliye Bakanı tarafından yapılan açıklamaya göre sadece görüşünü bildirmiştir. Dolayısıyla hükümet, sadece İMF'nin şartlarının uygulanmasını önemsemektedir. Nitekim bu, yeni Maliye Bakanı'nın açıklamalarında gayet açıktır. Zira o, şöyle demiştir: "Bizler, İMF'nin şartlarını uymak için ekonomik reform planında bir takım değişiklikler yapacağız." [Reuters / 15.01.2013]

Ey Müslümanlar ve Ey Kenane-Mısır Halkı!

Takip edilmesi gereken Azim İslamınız olup İMF değildir. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ "Allah ve Resulü, bir işe hükmettikleri zaman mümin bir erkek ve mümin bir kadına kendi işlerinde artık seçme hakkı yoktur." [Ahzâb 36]

Dolayısıyla Hanif şeriatın hükmünü öğrendikten sonra bir Müslüman için seçme hakkı yoktur demektir. Bizim de bu proje hakkındaki şeri hükmü öğrenmemiz için öncelikle Sukuk'u bilmemiz kaçınılmazdır.

Hakikatte Sukuk şöyle tarif edilir: "Es-Sak [finansal sertifika] sahibinin, fonlarını egemen projelerde yatırım yaptığı, yani devletin idare edip onlar adına tam bir mülkiyeti temsil ettiği ümmetin genel mülkiyetleri olup onların da borsaya yatırım yapmak yoluyla bunlar hakkında tasarrufta bulunması yada satması caiz olduğu menkul kıymetlerdir. Dolayısıyla devlet, borsada işlem gören egemen projeleri belirmek yoluyla Sukukları ihraç etmekte ve bunun için bir başlangıç ve bitiş dönemi ile finansal sertifika ile ilgili özel tanımlanmış broşür için de nominal bir değer belirlemektedir." Binaenaleyh "İslamî Sukuk" olarak adlandırılan proje, aşağıdaki birçok noktalardan dolayı şeran haramdır:

1-Şeriatta genel mülkiyet şudur: "Şari'nin mülkiyetini Müslümanların geneline ait kıldığı, bunlardan faydalanmaları için Müslümanları ortak kıldığı ve onların bunları mülk edinmelerini yasakladığı aynilerdir." Nitekim Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

الناس شركاء في ثلاث: الماء والكلأ والنار "İnsanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, ateş ve mera." [Ebu Davus rivayet etti]

Oysa Sukuk, sahibinin, Sukuk [finansal sertifika] satın almayan diğer Müslümanlar olmaksızın genel mülkiyette hak sahibi olmasına izin vermektedir. Bu ise ümmetin İslam'ın haram kıldığı malını almak demektir.

2-"Sukuk" akdinin mahalli, genel mülkiyetin satılmasıdır. Oysa Hanif şeriatta asıl olan, emanet edilmesi gereken en hayırlı birisi olduğu için kamu malının yöneticiye emanet edilmesidir. Dolayısıyla o bu malı, hiçbir ayırım yapmaksızın tüm ümmet için harcar. "İslamî Sukuk" denilen projeye gelince; Devlet, Sukuk sahibi olan her bir bireyin yüzde oranına göre egemen projelerin karlarını öder. Böylece kamu mülkiyetinin gelirleri, fakirler ve Müslümanların geneli olmaksızın Sukuk satın alan zenginlere ait olmakta ve böylece de zenginler gittikçe zenginleşmekte ve fakirler de gittikçe fakirleşmektedir. Dolayısıyla ümmetin kamu malları yağmalanmakta olup bu ise şeran haramdır. Zira bu, yöneticinin emanete hıyanet etmesi demektir. Nitekim Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لَهُ بِقَدْرِ غَدْرِهِ أَلا وَلا غَادِرَ أَعْظَمُ غَدْرًا مِنْ أَمِيرِ عَامَّة ٍ "Kıyamet günü, her bir vefasız için vefasızlığı nisbetinde bir bayrak dikilecektir. Haberiniz olsun! Genel bir emirin vefasızlığından daha büyük bir vefasızlık olmayacaktır." [Muslim rivayet etti]

3-İslam'daki şirketleşme akdinin şartlarından biri de bir mecliste bulunan taraflar arasında "icap ve kabulün" olmasıdır. Dolayısıyla tek taraflı münferit bir tasarruf olmayacağı gibi bilakis her iki tarafın, yani her iki şahsında olması kaçınılmazdır. Oysa bu iki şart, Sukuk'ta bulunmamaktadır. Zira müşteri es-Sak'ı, borsada sadece (satın alma işini) uygulayan borsa sistemlerine göre sözde "bireysel iradesiyle" satın almaktadır. Binaenaleyh "Sukuk", İslam'daki şirketleşme şartlarının olmamasından dolayı şeran batıl olmaktadır.

4-Borsadaki sukukları işleten devlet, kafirlerin ümmetin kamu malını mülk edinmesine izin vermektedir. Bununda ötesinde onu, mülk edinme hakkı olmayan birine vermektedir. Dolayısıyla bu, şeran haramdır. Zira bu, kafirleri Müslüman ülkelerde güçlü kılmak ve onlar için Müslümanlar aleyhine bir yol kılmak demektir.  Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Ey Müslümanlar ve Ey Kenane-Mısır Halkı!

"İslamî Sukuk" adlı proje, İslam'a muhalif olan Batılı kapitalist ekonomiden kaynaklanan bir proje olup zahiri ekonomik reform batını ise azap olan zehirli direktifleri ve şartları yoluyla servetlerini yağmalamak için Kenane-Mısır'ın ekonomisine egemen olmak amacıyla İMF onun propagandasını yapmaktadır. Dolayısıyla o, İslam ile hiçbir ilgisi olmayan bir projedir. Buna "İslamî" kelimesinin eklenmesi ise başarısız bir girişim olup sizleri aldatmak ve bu sömürgeci projeyi sizlere kabul ettirmek için gözlere kum serpmekten ibarettir. O halde ülkenizin ekonomik reformu için İMF'ye yardım etmeyiniz ey Müslümanlar. Ve şairin dediği gibi olunuz:

Amr'ın sıkıntı anında iltica etmesi       Yağmurdan kaçarken doluya yakalanması gibidir

Artık mesele, gözü kulağı olan herkes için açığa çıkmıştır. Dolayısıyla İMF'ye yardım etmek, ümmeti zillet ve bağımlılık bataklığına sürüklemek demektir. Böylece ümmet, sömürgeci kafirlerden emirler alacak ve müşrik facirlerin başkentlerinden tehdit edilecektir. O halde her kim Kenane-Mısır'ın ekonomisinin kalkınmasını istiyorsa, sömürgeci birinden kalkınma talep etmesin, bilakis لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ "Hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan" alemlerin Rabbinden talep etsin. O halde haydi gelin, bizler için refah dolu bir hayatı ve kerim bir yaşamı garantileyecek olan halis İslam ekonomisini tatbik edelim. Bu ise sadece Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde olacaktır. Artık işlerinizi değiştirin ve Raşidi Hilafet'i kurarak Rabbinize nusret verin ki O da sizlere nusret versin ey Müslümanlar:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir Heyeti, Ayn El-Hilva'daki Şam Ayaklanmasının Şehitlerini Tebrik Eder

Ayn el-Hilva kampındaki Mahmud Kamil Süleyman ve Mahmud Hüsni Abdulkadir adındaki iki gencin, Şam topraklarındaki ayaklanmacı kardeşlerinin mücrim Esediyye çetesine karşı olan mübarek ayaklanmalarına katılmaları sırasında şehit olmalarının ardından bu ikisinin ailesi kampta tebrik kabul meclisleri kurmuşlardır. Nitekim kamptaki hizbin sorumlusu el-Hac Ali Aslan başkanlığındaki Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti heyeti, şehidin ailelerini ve akrabalarını tebrik etmek için bu iki meclise ziyarette bulunmuştur.

El-Hac Ali Aslan ile heyete katılan faziletli Şeyh Adnan Meziyan'dan her biri, katılımcılara etkili bir konuşma yaparak bu destansı ve tarihî mücadelede yükselen bu iki şehit ile diğer şehitler için övgüler yağdırmışlarıdır. Sadece Allah'ın rızasını kazanmak için, en yüce olanın Allah'ın kelimesi olması için ve Allahuteala'nın vaadi ve Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesi olmasının yanı sıra özellikle "لا إله إلا الله", "Sen Bize Yetersin Ey Allah'ım" ve "Ümmet Yeniden Hilafet İstiyor" çığlıkları atan Şam halkı olmak üzere Subhânehu'nun fazlıyla tüm ümmetin talebi haline gelen İslamî Devleti ikame etmek için kardeşlerine yardım etmek amacıyla Ayn el-Hilva'dan çıkarak şehadete nail olan bu iki kişinin ailesini tebrik ederiz.

Ayrıca aynı şekilde şekilde hizbin kadınları da, bu azim şerefe nail olmalarını tebrik etmek için bu iki şehidin kadın meclislerine ziyarette bulunmuşlardır.

Bu, sadece Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şu hadisini doğrulamaktadır:

سيد الشهداء حمزة بن عبد المطلب، ورجل قام إلى إمام جائر فأمره ونهاه فقتله "Şehitlerin efendisi Hamza İbn-u Abdulmuttalib'tir ve zalim yöneticiye karşı çıkıp ona (marufu) emreden ve onu (münkerden) nehyeden ve (bunun için) katledilen kimsedir." [Hakim, Müstedrek'inde rivayet etmiştir]

Devamını oku...

Ey Suriye'deki Müslümanlar: Obama'nın Askerî Müdahale Çığlıkları Sizleri Korkutmasın, Bilakis Obama Sizden Korksun

  • Kategori Suriye
  •   |  

Uluslar arası iç ve dış çevrelerde Obama'nın Suriye krizini çözmek için yeterli çabayı harcamadığı ve bu hususta negatif bir müdahalede bulunduğu şeklinde tekrarlanan suçlamaların üzerinde stresli bir atmosfer oluşturması Obama'yı, geçtiğimiz günlerde Amerika'nın karışıklığının boyutunu, Suriye dosyası olarak adlandırdıkları şeyin içerisinde bocalayıp durduğunu ve onun çözümünde, dahası ona dönük tuzağı noktasındaki düşüncesinin nereye ulaştığını ifşa eden açıklamalarda bulunmaya yöneltmiştir. Nitekim 27.01'de Amerikan "New Repubblica" Dergisi ile yaptığı röportaj ile 28.01'de "60 Dakika" programı ile yaptığı röportajda, "Amerika'nın Suriye'de dönen çatışma için askerî müdahalede bulunma meselesini değerlendirmek üzere sıkı bir şekilde çalıştığını" belirterek şöyle bir soru sormuştur: "Esed'in ardından istikrarlı bir sistem için en iyi olasılığı sağlayacak şey nedir acaba?" Ayrıca Obama  29.01 tarihinde yaptığı kayıtlı konuşmasında şöyle demiştir: "İnsanî yardımlara ek olarak 155 milyon dolar verilmesini onayladım..." Ayrıca bunun Amerika'yı, Suriye halkına dönük insanî yardımlar için en büyük bağışçılardan olmaya yönelttiğini hatırlatarak şöyle demiştir: "İleride Esed rejimi sona erecek, Suriye halkının bireyleri kendi geleceklerini şekillendirme fırsatlarına sahip olacaklar ve Amerika'yı da daima ortak olarak bulacaklardır."

Obama'nın bir birini izleyen bu açıklamalarını okuyan bir kimse bunların arkasında birçok gerçeklerin olduğunu görecektir: Mesela Obama yönetiminin Suriye'de kan denizinin içerisine daldığını, Suriye ayaklanmasını ortadan kaldırma noktasında başarısız olmasının sonucunda ciddî olarak askerî bir müdahaleyi düşündüğünü, çünkü bunu İslamî Hilafet Devleti'nin kurulması yönünde ilerleyen Suriye için bir çözüm olarak gördüğünü, buna tahammül edip güç yetiremediğini, bunun kendisi için gerçek bir tehdit oluşturacağını düşündüğünü görecektir. Bununla birlikte Suriye müdahalesinin, Obama'nın yükselttiği sloganlara ve Afganistan'dan çekilme programları için koyduğu şeylere ters olduğu da bilinmektedir...  Ayrıca Amerika'nın, Esed'in ardından kendisi için istikrarlı bir rejim ortaya çıkarmak amacıyla çalıştığını da görecektir ki Suriye halkının geleceğinin şekillenmesinde onun daimi ortağı olma isteğinin boyutu buna işaret etmektedir. Ardından insanlara yardımlar yapılacağını hatırlatması, sanki 28.01'de Paris'te yapılacak olan konferans ile Suriye'deki olaylardan etkilenen Suriyeliler için 30.01 günü Kuveyt'te düzenlenecek olan Uluslar arası Bağışçılar konferansı'na önceden verilmiş bir yanıt gibidir. Dolayısıyla bu şekilde Obama, Amerika'nın bağış yapanların önde gelenlerinden biri olduğunu söylemek istemektedir.

Ey Şam-Suriye'deki Muhlis, Sabırlı ve Mümin Müslümanlar!

Esed ailesinin zulmüne karşı ayaklanmanın alevlenmesinden bu yana Amerika'dan, ister doğrudan isterse dolaylı olarak olsun bölgedeki ve tüm dünyadaki ajanları ve kuyrukları yoluyla dağları bile yerinden oynatacak şekilde devam eden komplodan başka bir şey işitmedik. Dolayısıyla bizim velimiz Allah olmamış olsaydı bu yetim olanazim ayaklanmada Allah korusun kaybolup gidecektik. Bu yüzden Muhalefete, Koalisyona ve bu ikisinin konseylerine deriz ki; başta Amerika olmak üzere Batı'nın sizleri sadece kendi çıkarı için kullandığını anlamanızın zamanı gelmedi mi? Zira onlar, Esed ailesinin  döneminde olduğu gibi Suriye'yi tamamen kendilerine teslim etmediğiniz sürece asla sizlerden razı olmayacaklardır? Nitekim bizler, Allah'a ve O'nun nusret vaadine güvenmekte olup Allah'ın izniyle ayaklanmalarının nusret bulacağı hususunda Suriye'deki Müslümanları müjdeleriz. Çünkü onlar, Amerika'dan değil de Allah'tan korkan kimselerdir. Dahası Amerika ondan korkmakta olup Müslümanlar onun gözetleyicisi olacaklardır. Dolayısıyla bugün Müslümanlar, Batı ile olan uluslar arası çatışmalarında güçlerini artırırlarken Amerika ise gittikçe zayıflamaktadır.

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ  يَوْمَ لا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّار "Muhakkak ki Resullerimize ve iman edenlere hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret vereceğiz. O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lanet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır!" [Mümin 51 52]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Fransa, Mali'de Yeni Bir Haçlı Kampanyasına Liderlik Etmektedir

Bu ayın başlarında, özellikle de 2013 yılı Ocak ayının on birinde Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Fransa'nın hava saldırıları ve kara istilaları şeklinde Mali'ye askeri müdahalede bulunacağını, Hallende'nin belirttiği üzere "Mali'nin güvenliğinin, meşru otorite ile seçim sürecini korumanın" gerçekleşmesi için "gerekli olduğu sürece" bu kuvvetlerin kalmaya devam edeceğini ve böylece de kendi iddiasına göre teröristlerin ülke güvenliğini tehdit etmelerinin imkansız olduğunu açıklamıştır.

Çünkü Avustralya hükümeti, Dışişleri Bakanı Bob Carr'ın Fransa'nın liderliğine şükran ve saygılarını sunması yoluyla bu Mali saldırısını desteklemektedir. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir/Avustralya, Mali'ye yönelik bu Batılı saldırıyı ve Avustralya hükümetinin bu husustaki tutumunu şiddetle kınadığını ifade eder ve aşağıdaki hususları vurgularız:

1-Fransızların Mali'ye yönelik saldırılarını en şiddetli ifadelerle kınar ve bu saldırının, ekonomik ve siyasî kazanımlar elde etmek için sömürgecilik çalışmasından öte bir şey olmadığını ve Fransa'nın bu saldırı sayesinde Mali ve daha büyük ölçekte Batı Afrika'daki ekonomik ve siyasî nüfuzunu pekiştirmeye çalıştığını vurgularız.

2-Avustralya hükümeti, Batılı güçler için bir kez daha baskıcı dış politikaya dahil olmaktadır. Dolayısıyla onun, Batı'nın Irak ve Afganistan'daki başarısızlığından bir ders almadığı görünmektedir. Dolayısıyla da Avustralya hükümeti, Müslümanlara saldırmak ve öldürmek için bir kez daha gizli anlaşma yapmasını Müslümanların asla unutmayacaklarını bilmelidir.

3-Fransa'nın Mali'ye müdahalede bulunmaya hakkı yoktur. Dolayısıyla bu müdahaleyle o, sicilinin sömürgecilikle dolu olduğunu teyit etmektedir...

4-Mali halkına yardım edilmesi yada buraya demokrasi getirilmesiyle ilgili iddialar, sırf bir kılıftan ibarettir. Zira on yıllar boyunca İslam dünyasındaki diktatörleri destekleyenler bizzat Fransa ve müttefikleridir. Dolayısıyla bu ülkeler, hala şu ana kadar Suudi Arabistan, Bahreyn, Ürdün ve diğer ülkelerdeki diktatörleri desteklemeyi sürdürmektedirler.

5-Mali'deki Müslümanlara saldırmak, bütün her yerdeki Müslümanlara saldırmaktır.

6-Müslümanları, Hilafet Devleti'ni kurmak için olan çalışmaya devam etmeye davet ediyoruz. Zira düşman yabancı ülkelerin, İslam dünyasına yönelik siyasi, ekonomik ve askerî istismarlarına ve saldırılarına son verecek olan sadece Hilafet'tir.

 

Hizb-ut Tahrir/Avustralya, 22 Ocak Çarşamba günü Konsolosluğa açık bir protesto mektubu teslim etmesi için Sidney'deki Fransız Konsolosluğuna bir heyet gönderecektir. Ayrıca hizib, Fransa'nın liderliğinde Mali'ye yapılan Batılı müdahaleyi kınamak amacıyla Konsolosluğun dışında bir protesto gösterisi düzenleyecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir/Filistin'in İlan Ettiği Ramallah ve Tulkerim'deki Filistin Güvenlik Otoritesi Birimlerinin Baskılarına Karşı Düzenlenen Protesto Gösterileri Başarıyla Tamamlanmıştır

Hizb-ut Tahrir/Filistin, 21.01.2013 Pazartesi öğlen, üniversite öğrencisi ve şebabtan biri olan "Mihran Azmi'nin" Tulkerim Önleyici Güvenlik Birimi tarafından maruz kaldığı işkenceye ve şiddetli darba ve Güvenlik Birimlerinin üniversite öğrencilerine ve insanların geneline yönelik baskılarına karşı iki protesto gösterisi düzenledi.

Hizb, Tulkerim Önleyici Güvenlik Biriminin şebabtan biri olan Mihran Azmi'nin 13.01.2013 günü sokaktan kaçırılıp vücudunun genelinde açık izler bırakan işkenceye ve şiddetli darba maruz kaldığı dört gün boyunca gözaltında tutulması ve o günün akşamında İstihbarat Birimi tarafından serbest bırakılması üzerine gösterinin birisinin Ramallah'taki Anayasa Meclisinin önünde ve diğerinin de Tulkerim Valilik Binası önünde olacağını ilan etti.

Kaçırmanın, işkencenin, şiddetli darbın, gözaltı süresinin ve şeklinin gerekçesi, Tulkerim Önleyici Güvenlik biriminin yalanını ve baltacılığını açıkça gözler önüne sermektedir. Zira medya organlarına gönderdiği açıklama, cürümüne yalan, uydurma ve saptırma gibi başka cürümler eklemiştir. Dolayısıyla özrü kabahatinden büyüktür.

01/12/2012 tarihinde yayınlanan ve Filistin Teknik Üniversitesindeki "Hizb-ut Tahrir Şebabı Öğrenci Birliği" olan El-Vai Kitlesi tarafından dağıtılan beyan, Filistin'in Birleşmiş Milletlere üyeliğine ilişkin siyasi görüşü içermekte olup Abbas'ın şahsına yönelik saldırı ve teşhir geçmediği gibi beyanda onun adı bile geçmemektedir. Aksi takdirde Filistin Otoritesi, siyasi muhasebenin, cürümlerini inkar etmenin ve eğilimlerinin bozukluğunun ne olduğunu görürdü. Bizler hakikatin ortaya çıkması için Engelleyici Güvenlik Biriminin beyanını yayınladıkları gibi bizim beyanımızı da yayınlarlar ümidiyle yayınlanan söz konusu beyanı medya organları için medya büromuzun sitesine ekliyoruz.

Şâb Mihran Azmi, hangi hakla beyan bahanesiyle sokaktan kaçırılmaktadır. Bu Filistin Otoritesinin temsil ettiği siyasi eğilim lehine üniversitelere ve öğrencilerine karşı yapılmış bir müdahale değil midir? Ardından El-Vai Kitlesi'nin öğrenci konseyinin çerçevesinde olmaması onun, görüşünü ifade etme, siyasî muhasebede bulunma ve İslam davetini taşıma hakkını ortadan mı kaldırmaktadır?! Yoksa siyasî çalışma, Filistin otoritesinin onayına mı bağlıdır? Öyleyse bu, şaşılacak bir şeydir.

Savcının bir emri olmaksızın siyasî görüş zemini üzerindeki bir tutuklamayı yasaklayan Filistin otoritesi yasasına muhalefet eden Önleyici Güvenlik Birimi nasıl haklı olabilir? Halbuki Önleyici Güvenlik Birimi, şâbı sokaktan vahşi bir şekilde kaçırmış, Önleyici Birimin merkezine götürürken şâbın üzerine saldırmış ve dört gün boyunca gözaltında tutarak ona işkence ve darbetmiştir. Birim bunu, aklı başında iken mi yapmaktadır yoksa onun, üniversite öğrencileri ile insanların geneli üzerinde bir üstünlüğü ve gücü mü vardır? Ne kadar da kötü bir şey yapmaktadırlar.

Nitekim hizib, güvenlik birimi teröristleri ile onun baltacılarının hizbi ve şebâbını zayıflatmalarının imkansız olduğunu, dahası Allah'ın ve Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in adaleti yayacak ve çok geçmeden insanlığı zalim rejimlerin sıkıntısından kurtaracak olan Hilafet'in kurulmasıyla ilgili vaadi gerçekleşinceye kadar hizbin davetini taşımaya dönük gücü ve kararlılığını artıracağını defalarca ilan etmiştir. Bu, Aziz olan Allah'a hiçte zor değildir.

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا "Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." [Ahzab 58]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER