Cumartesi, 18 Ramazan 1447 | 2026/03/07
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Suriye Vilayeti: Muaz el Hatip'in duyacağı en kuvvetli mesaj:

  • Kategori Suriye
  •   |  

24 Rabiussani 1434 H. elmuvafık 8 Mart 2013 M. Cuma günü Halep kırsalı Tel Rıfat bölgesinde kalabalık bir gösteri düzenlenmiştir. Müslümanlar bu gösteride Koalisyona, Muaz Hatip'e, kafir batılılara, önemseyen önemsemeyen, ciddiye alan yada dalga geçen herkese duyabilecekleri en kuvvetli mesajı vermişlerdir ve mesajları şöyleydi: Ümmet yeniden İslami Hilafeti istiyor, Ümmet İslam ve Hilafet'le izzete kavuşacaktır ve onun için çalışmak farzdır. Ayrıca Allah'a ve Rasulune vefa borcu olarak, Ebediyete kadar önderimiz Muhammed (SAV)'dir, nidalarıyla tezahüratta bulunmuşlardır. Gösteri sonunda ise yeniden Raşidi Hilafet'in ikamesi, nasır ve sebat talebiyle Yüce Allah‘a dua etmişlerdir.

Yüce Mevla amellerimizi kabul eylesin

Devamını oku...

Rusya Medya Bürosu: Hapisten çıkan Hizb-ut Tahrir'li gençler için karşılama töreni

  • Kategori Video
  •   |  

Tişrinissani 6, elmuvafık 6 Mart 2012 M. Tarihinde mücrim Rus güvenlik güçleri tarafından gerekçesiz olarak tutuklanan dört gence Bişikar kentinde serbest bırakılmaları münasebetiyle karşılama töreni düzenlenmiştir. Gençlerin isimleri; Alex Hamadov, Rasim Sataov, Yucneli Kolocin ve Aydar Karviyanov'dur. Bu gençler Rusya Federasyonu ceza kanununun birinci maddesinin 282 2. bendine göre Hizb-ut Tahrir'e üye olmalarından dolayı hüküm giymişlerdir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Aşağıdaki Başlık Altında Bir Sempozyum Düzenledi: "Toplumun Güvenlik Vanası İslam'da İçtimai Sistemdir"

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Dahinat bölgesindeki bürosunda, "Toplumun Güvenlik Vanası İslam'da İçtimai Sistemdir" başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyumda, Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Nasır Rıza ile Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Abdurrahman Sad birer konuşma yaptılar.

Üstad Nasır yazısında, bugünkü içtimai sistemin vakıasını, çocuklara sarkıntılık yapılması ve onlara tecavüz edilmesi gibi toplumda meydana gelen sapkınlıkları, medya organlarının bu husustaki rollerini ele aldığı gibi üniversitelerde, iş kurumlarında, parklarda ve benzeri yerlerdeki ihtilat ile birlikte şeri kıyafetlere bağlı kalınmaması, uydu kanallarındaki çıplaklık kültürü ve zalim kapitalist sistemin tatbik edilmesi nedeniyle ekonomik koşullar gibi İslam'dan uzak bu tür görüntülere yol açan nedenlere ve bunun da gençleri evlilikten soğutmaya neden olduğuna değinmiştir.

Üstad Abdurrahman Sad yazısında, tüm bu görüntülere ve sorunlara yönelik etkili çözümü ele almıştır. Zira İslam'ın kadın-erkek arasındaki ilişkiyi sadece evlilikle sınırlandırdığını, kadının erkeğe ya da erkeğin kadına olan meylinin doğal bir durum olduğunu, bu meylin tek kanalının evlilik olduğunu, bunun dışındakilerin haram kılındığını, dahası bu alanda sapmaya neden olanların kuşatıldığını, İslam'ın her iki cinse bakışlarını indirmeyi emrettiğini, halvet ve ihtilatı yasakladığını, kadınlara yüzü ve elleri hariç tüm bedenini örten şeri elbiseyi emrettiği gibi erken evliliğe teşvik ettiğini ve velilerden işleri kolaylaştırmalarını talep ettiğini açıklamıştır.

Sempozyuma katılanlardan bir çoğu ortaya atılan hususlara inandıklarına dair yorumda bulunarak belanın nedeninin İslam'ın hükümlerine uyulmaması olduğunu vurguladılar ve birey, toplum ve devletten pratik bir yön talep ettiler.

Sempozyuma, dar bir yerdeki katılımcıların tekbir ve tehliller nüfuz etti.


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir'den Bir Heyet, El-Namang (Ema) Yetkililerini Ziyaret Etti

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti'nden bir heyet, Güney Kardufa'nın Dilling şehrindeki el-Namang (Ema) Kabilesi'nin temsilcilerini ziyaret etmiş ve heyetin başkanı Üstad el-Hâdî Hamid'e, hizbin üyeleri Üstaze Emin Kabel ve Ebu'l Kasım Klaro ile Hizb-ut Tahrir'in destekçilerinden Üstad Ali Muhammed Feracullah eşlik etmişlerdir.

Heyet, kabilenin altı temsilcisiyle görüşmüştür ki onlar şunlardır:

 

1-Klara bölgesinin temsilcisi olan Amerikan temsilci, Cardoich.

2-Tendiye bölgesinin temsilcisi olan Muhammed İsmail Akarov.

3-Kermati bölgesinin temsilcisi, İsa Atro.

4-Netal bölgesinin temsilcisi, Hasan Musa.

5-Hacer Sultan bölgesinin temsilcisi, Muhammed Habila.

6-Slara bölgesinin temsilcisi, Ali Musa.

 

Ayrıca görüşmeye, kabile liderlerinden birisi olan Amerikan temsilci Cardoich'ın oğlu da katılmıştır. Selamlaşmanın ardından heyetin başkanı, Hizb-ut Tahrir'in tanımından ve onun, Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet'i kurmak yoluyla İslamî hayatı yeniden başlatmaya dönük çalışmasından bahsetmiştir. Sonra bölgede kötüleşen güvenlik durumuna, bu kötüleşmeye neden olan maddelere, bunun ana ve temel nedeninin yöneticiler tarafından İslam'ın tatbik edilmemesi ve zalim demokratik kapitalist sistemlerin tatbik edilmeleri olduğuna ve bunun da İslam'ın değişim metoduna aykırı olan silah taşımayı oluşturduğuna değinilmiştir. Ayrıca tüm bu meydana gelenlerin çözümünün, sorunları Allah'ın adil esasları üzerine çözecek olan Raşidi Hilafet Devleti'nin olduğu İslam Devleti'ni kurmak için ciddi bir şekilde çalışmak olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca heyet, temsilcilerin, başkanların ve emirlerin bu vakıayı değiştirmek, İslam için çalışmak ve davet taşıyıcılarına yardım etmek için çalışmadaki rollerine dikkat çekmiştir.

Temsilciler, kendilerinin ortaya konulanlarla birlikte oldukları şeklinde cevap vermişler, kelimesi kelimesine (Bizler İslam için varız ve oynamıyor ve iltifat da etmiyoruz) şeklinde söylemişler, kabilenin Nuba dağlarındaki sömürgeciler tarafından yapılan misyonerlik çalışmaları karşısında durduklarındaki tarihî rolünü gösterdikleri gibi hükümetin sivil yönetimin rolünü zayıflatmasına ve kafir devletlerin uyguladıkları baskılara yönelik hoşnutsuzluklarını ifade etmişlerdir.


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Suud Ailesinin, Yemen Üzerindeki İyilikleri İşte Budur!

Suudi Arabistan'da yayınlanan Ukaz Gazetesin'nde, Haşid Kabilesi'nin Şeyhi Sadık Abdullah el-Ahmar ile 17.02.2013'de Sana'a'daki evinde yapılan bir görüşme yayınlanmış ve bu görüşmeyi Yemen'deki gazete ve medya organları da nakletmişlerdir.

Gazetenin, "Suudi Arabistan ve Yemen arasındaki ilişkinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz" şeklindeki sorusuna şu şekilde cevap verdi: "Yemen-Suudi Arabistan ilişkisi, birkaç kelimeyle izah edilecek bir husus değildir. Zira bu, hiç kimsenin daha fazlasını yapmayacağı metin, güçlü ve stratejik bir ilişkidir ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik iyiliğini inkar etmek, sadece geleceğimize nankörlük olur."

Sadık el-Ahmar'ın cevabı, dede Mabhût Nasır el-Ahmar'ın zamanına geri dönüp kabilesinin Suud Ailesi rejimiyle olan çıkar ilişkisini ele vermektedir. Zira o vakit dede, savaşmak için "mezhep imamı" Yahya Muhammed Hamiduddîn'in 1911 yılında Osmanlılar ile bir anlaşma imzalamasının ve bu anlaşma gereği de Osmanlılar ile savaşı durdurmasının ardından onun yanından ayrılarak 1911 yılındaki Libya savaşı sırasında İtalya'nın para ve silahı ve sonra da Birinci Dünya Savaşı sırasındaki 1915 yılından bu yana da İngiltere'nin para ve silahı ile Osmanlılara karşı Asir'deki "diğer bir mezhep imamı" olan Muhammed Ali İdris ile birlikte savaşmaya geçmiştir.

Nitekim Muhammed Ali İdris'in ölümünden ve ondan sonra iktidara gelen oğlunun da başarısız olmasının ardından yönetime, 1926 yılında Abdulaziz Abdurrahman ile Mekke Anlaşması'nı imzalayan kardeşi Hasan Ali İdrîsî geçmiştir. Nitekim bu anlaşma sayesinde Necid ve Hicaz Sultanı Abdulaziz Âli Suud, el-İdrîsî'nin Sabya karargahını ve onun elinin altında bulunan Asir bölgesini bastırmış ve bunun üzerine Hasan Ali el-İdrîsî, 1932 yılında Mekke Anlaşması'ndan vazgeçemeye ve Sabya'ya geri dönmeye dönük başarısız girişiminin ardından Aden'e kaçmıştır. Bunun üzerine Suud Ailesi, el-İdrîsî'nin Yemen'deki finansal sonuçlarını üstlenmişler ve bu büyük paraları, yönetime ve onun çevresindeki İngiliz aşiretlerinden olanlara bağlı kalmaya devam eden kimselere vermeye devam etmişlerdir. Zira İngiltere'nin, Yemen'i işgal etmesinin ardından kendilerine vermiş olduğu iğrenç paralar sayesinde kendisine bağladığı sultanlar yoluyla Güney Yemen'e egemen olmak için çalıştığı yöntem de aynı yöntemdir. Daha önceki televizyon röportajında, Hamid Abdullah el-Ahmar ailesinin Suud Ailesi'nden aldığı paraları inkar etmeyip Suud Ailesi rejiminden para alan Yemen'deki diğer binlerce Şeyhlerden bahsettiği gibi Salih de daha önce el-Vasat Gazetesi ile yapmış olduğu ve geçenlerde de Yemen gazetelerinde yayınlanan röportajda, siyasî, askerî, gazeteci ve diğerleri arasındaki 2700 Yemen evladının Suud Ailesi'nden para aldıklarını inkar etmemiştir.

Suud Ailesi, Aden'i işgal eden İngilizlerle savaşmamıştır. Çünkü onları tahta getirenler bizzat İngilizlerdir. Nitekim 1934 yılında Kuzey Yemen'e savaş açtıklarında bu savaş da; "Taiz, Sana'a, Asir ve El-Hadide" gibi Kuzey Yemen'in dört bölgesinden biri olan Asir ilini Yemen'den koparmaya zemin hazırlayan Taif Anlaşması ile sonuçlanmış ve Mahayel, Abha ve Rical el-Ma yargılarının olduğu Asir bölgesi ve el-Kanfaza Osmanlı Yemen eyaletine dahil edilmiştir. Bunun üzerine Suud Ailesi, Abdulaziz İbn-u Abdurrahman zamanında Abha'daki Âid Ailesi'ne savaş açmışlar, İngilizlerin ve silahlarının yardımıyla onları ortadan kaldırmışlar, Raşîd Ailesi Osmanlılara karşı "Arap ayaklanmasının" bombacısı Mekke Şerifi'nin kaybeden atının karşısında İngilizlerin Arap Yarımadası'ndaki kazanan bahis atı olmuş ve Lawrence'nin Hüseyin İbn-u Ali'ye tutunduğu gibi onların istihbarat adamlarından biri olan Filipi "el-Hâc Abdullah" da Abduaziz'e tutunmuştur.

Ahmed Yahya Muhammed Hamiduddîn ile mücadele eden İngiltere, 1959 yılında ona karşı olan Haşid ayaklanmanın arkasında durmayı başarmış ve Suud Ailesi yoluyla ona para finanse etmiştir. Bundan dolayı Ahmed Yahya Muhammed Hamiduddîn, başarısızlığının ardından bu ikisine karşı zafer kazanınca Hüseyin ve Hamid el-Ahmar'ı öldürmede hiç tereddüt etmemiştir.

Yemen'de "yeni sömürgeci" Amerikalıların ortaya çıkmaları, gerçekleşmesinden üç ay sonra 1962 devrimini kabul etmeleri ve Birleşmiş Milletler kürsüsünden sadır olan halk kendi geleceğini kendisi belirleyecektir [self-determinasyon] sloganları altında Mısır'ın kendi korumasında kalmasına izin vermeleriyle birlikte İngiltere'nin önünde, Yemen'deki Amerikan saldırısına karşı çalışmak için Suud Ailesi'nin elindeki Muhammed Ahmed Hamiduddîn "el-Bedir'i" kucaklamaktan başka bir şey yoktu. Nitekim Suud Ailesi, birisi Abdullah İbn-u Hüseyin el-Ahmar ve onunla birlikte olan Şeyhler ve İngiliz adamları gibi kendilerine para katkısında bulunulan Cumhuriyet sistemi içerisindeki cephe ve bir diğeri de köklü bir geçmişe sahip oldukları Sana'a'dan kaçan Kralcılar cephesi olmak üzere İngilizler için iki cephede savaşır hale gelmişlerdir. Bu durum, Mısırlıların 1967 yılında Yemen'den çıkmasının ardından gerçekleşen başarıya kadar devam etmiş ve bugüne kadar yeniden Yemen'e ellerinin uzandığı 1968 yılında Cumhuriyetçiler ile Kralcılar arasında bir uzlaşı sağlanmış ve  1974-1977 yılları arasında da aralarında göreceli bir ayrılma olmuştur.

Salih'in temsil ettiği otorite ile o vakit Abdullah İbn-u Hüseyin el-Ahmar'ın temsil ettiği Kabile arasındaki şüpheli ittifak, Yemen'in gerçek yıkımını yol açmış olup hala kötü etkileri bu güne kadar uzanmaktadır. Zira bu ikisi arasında meydana gelen çatışma, tartışma ve savaş, aralarındaki paylaşımı değiştirme girişiminin bir sonucudur. Örneğin, Petrol Pazarlama Komisyonu'nun Hamîd el-Ahmar'dan Ahmed Ali'nin lehine dönüştürülmesi gibi.

Güney Yemen'de Suud Ailesi bulunmakta olup, İngiltere'nin iktidarı Ulusal Cephe'ye teslim etmesinin, 1967 yılında Aden'i terk etmesinin, onları gözetimiyle kuşatmasının ve onları, İngiltere'nin kendilerinin yeniden Güney'e dönmelerini gerekli gördüğü bu güne kadar muhafaza etmesinin akabinde Güney'den kaçan İngiltere Sultanlarını karşılamaktadırlar. Ayrıca Suud Ailesi ve rejimleri, halkın kendilerine paralel zengin topraklarını Şarura ve Harahir gibi petrol servetlerine dahil etmek için Güney halkı ile savaşmakta, aynı zamanda Güney karşıtı Özgür Güneyin Sesi Radyosu'nu desteklemekte, 1994 yılına kadar Güney'den kaçan askerî güçleri korumakta ve bu güne kadar Yemen halkı arasında bölünmeyi gerçekleştirmek için çalışmaktadırlar.

Suud Ailesi rejimi, Asir bölgesinin evlatlarının zamanındakilerle yetinmemiş, dahası Salih'in, gerek kendisi gerekse gurubuna verilen bir avuç para karşılığında Suud Ailesi için imzaladığı Sınır Anlaşması yoluyla petrol ve benzeri doğal kaynaklara sahip olan Yemen topraklarını kemirmeye devam etmektedirler. Hatta onlarla birlikte durum, Arap Denizi üzerinde kendileri için bir deniz limanına sahip olmayı istemelerine kadar ulaşmıştır!

Haşid ve benzeri kabileler, tek dertleri kirli para ve haram ticaretle villa ve saraylar inşa etmek, otomobillere binmek olan ve Allah'ın hidayeti üzerinde olan insanları gözetmeyen Salih gibi politikacılar ile sivil ve askerlerden oluşan zümresinin gölgesindeki Suud Ailesi'nin açgözlülükleri, alkol ve uyuşturucu kaçakçılığı için Yemen'deki kara ve denizi mubah kılmaya, "çocuk ve kadınlardan" oluşan insanları saraylarında kendilerine hizmet ettirmek ve anormal isteklerine karşılık vermeleri için kullanmaya kadar ulaşmıştır.

Bunun yanı sıra Suud Ailesi, Selefîleri evcilleştirmek ve onun mensuplarını, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen, ülkelerini açık ve gizli olarak Batı'nın etkisine sokan, güvenli ve herhangi bir tehdit olmaksızın Batı'ya petrol akışının devam etmesi için Necid ve Hicaz'daki aynı minval üzere kendilerine hesap sorulmayan ve değiştirilmeyen yöneticileri meşru kılmalarını sağlamak için Yemen'deki Selefî dalgasının arkasında durmaktadır.

Seleflerinin çizgisini takip ettiklerini iddia eden Suud Ailesi, petrolle ilgili olarak Batılı efendinin kendilerine emrettiği gibi kapitalist ekonomik sisteme göre davranmaktadırlar. Zira petrolün yarısı, petrolün incelenmesi, üretilmesi ve satılması için çalışan Batılı şirketlere gitmekte, geriye kalan diğer büyük bir kısmı ekonomisini idare etmek ve geliştirmek için "petro-dolar" olarak Batılı bankalarda yatmakta ve ondan geriye kalanlar da kendilerini ve başkalarını tahrip edip fesada uğratmak için onlara erişmektedir. Oysa petrolün İslam'daki hükmü bu değildir. Zira İslam'da petrol, tüm Müslümanlar için kamu mülkiyeti olup onların petrol hususunda istedikleri gibi davranma hakları yoktur.

Suud Ailesi'nin Yemen için sunduğu husus, Lübnan, Suriye ve dünyanın diğer ülkelerinde yaptığı aynı rol olan başkasına hizmet etmek içindir.

Öncelikle kendisine gururla bakılan, İngilizlerin hizmetçisi olarak harcadıkları paranın miktarına bakılmayan, nefsini dünyanın az bir menfaati karşılığında satan ve sessiz kalmak ve dikkatleri kendisinden uzaklaştırmak yerine büyüklenip kibirlenen Suud Ailesi'nin iyilikleri ve etkileri işte budur!

İngilizlerin Yemen'deki ajanlarından olan Sadık ve diğerlerinin İran'a karşı tutumu, Allah için öfkelendiklerinden ya da dinlerini kıskandıklarından dolayı değildir. Ancak İran'ın Yemen'de Amerikan lehine çalıştığını ve bunun da sırf araçları ve hizmetçileri oldukları İngiltere'nin çıkarlarını tehdit ettiğini çok iyi bildiklerinden dolayıdır.

Suud Ailesi ile Haşid Kabilesi'nin tek kaderi, Müslümanların "Hilafet Devleti'nin" olduğu siyasî varlıklarının yokluğunun gölgesinde Necid ve Hicaz'daki tahtlarını inşa ve tesis ettiği gibi aynı dönemde Doğu Ürdün Emirliği'ni ve ardından da Pakistan ile Güney Yemen Halk Cumhuriyeti'ni tesis eden İngiltere ile olan yakın ilişkilerinin boyutunu teyit etmektir.

İngiltere, Suud Ailesi ve onların benzerleri, insanların İslam'ın yönetimden uzaklaşması ve kendi ciltlerinden olan evlatlarının yardımlarıyla üzerlerine küfür hükmünün egemen olması yüzünden düştükleri utanç verici durumun nereye kadar ulaştığını farkedinceye kadar Yemen'deki insanlara acıların en kötüsünü tattırmaya ve onların, Allah'ın af ve mağfiretini, ırzlarının ve mallarının korumasını ve dünya ve ahiretin saadetini talep etmek için O'nun وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet!" [el-Mâide 49] şeklindeki kavlinde geçen emrine icabet etmelerini engellemeye devam edeceklerdir.

Şayet kabileler, İslam'a nusret veren Evs ve Hazrec Kabileleri gibi olmazlar ise onlardan bir hayır gelmez.  Ayrıca kabilelerin liderleri ve yüzleri, Sa'd İbn-u Muaz, Useyd İbn-u Hudeyr ve İslam'ın onurunu savunan ve İslam'ın nusrete muhtaç olduğu bir zamanda kırmızı ve siyahıyla savaşarak İslam'a nusret veren benzerleri gibi olmazlar ise ne onlara ne de insanların onlara bir ihtiyacı vardır ve onlar, her nerede bulunurlarsa bulunsunlar ümmetin için bir bela olacaklardır.

Tarih, İslam'a nusret verdikleri ve onu barındırdıkları zamandaki seleflerinin tarihi gibi yeniden parlak bir tarih yazmak, İslam'ın düşmanlarına hizmet edilmesi, İslam'ı ve Müslümanları tahrip etmek için onların planlarıyla hareket edilmesi yüzünden iman ve hikmet sahibi Yemen'i parçalayan belirgin kara noktayı ortadan kaldırmak için Hilafet Devleti'ni kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak ve zilletin ortadan kalkmasının ardından da onları gölgelendirecek olan râyesinin izzetiyle gölgelenmek için Hizb-ut Tahrir'e nusret verecek ensarın evlatlarından olan kimseleri beklemektedir.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz." [Enfal 24]


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللَّهِ كُفْرًا وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helak yurduna sürükleyenleri görmedin mi?" [İbrahim 28]

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Ey Pakistan'daki Müslümanlar!

Yöneticilerin bizlere neler yaptıklarını görmüyor musunuz? Allah'ın bizlere bağışladığı kaynaklara, maddî güce, kerim ve asil bir ümmet gibi azim nimetlere rağmen, evet bu nimetlere rağmen bizler, özellikle hükümet tarafından marjinalleşmiş Belucistan eyaletinin başkenti Ketta'da olmak üzere ülkenin dört bir tarafında neredeyse günlük olarak bombalı saldırılara ve suikastlara maruz kalıyoruz. Dolayısıyla bizler, yüzlerce ölümüzü saydığımız ve binlerce yaralıların inilti ve çığlıklarını işittiğimiz bir sırada yöneticiler, kontrol noktalarında bizleri aşağılamak, iletişim ağlarını kesmek ve bozmak ve diğer adımlar yoluyla yaralarımızın üzerine tuz basmaktadırlar. Bununla birlikte hükümet, sanki hiçbir şey yapmamış gibi davranmakta ancak aslında hükümet, sadece insanların güvenliğini sağlamada başarısız kalmamakta, dahası insanların sefaletinin, çekmiş oldukları acıların, öldürülmelerinin ve yaralanmalarının bizzat nedeni de bizzat hükümettir.

Yöneticilerin, ülkenin dört bir tarafında Müslümanları öldürmek için koordinasyon kurmada efendileri Amerika ile nasıl da gizli anlaşma yaptıklarını görmüyor musunuz? Siyasî ve askerî liderliklerdeki hainler, bu hainlerin kimliği belirsiz birimleri ve paralı baltacıları yoluyla Raymond Davis şebekesi gibi Amerikalı teröristleri nasıl da desteklediklerini görmüyor musunuz? Bundan dolayı bizleri kontrol noktalarında durdurdukları bir sırada Amerikalı teröristlerin siyah pencereleri olan ve sahte plakalar taşıyan SUV tipi otomobilleri, bu yöneticilerin emriyle bu notalardan durdurulmaksızın geçmektedirler. Yine ülke halkının otomobilleri bir bir kontrol edilirken bu yöneticiler, Amerikalılar için kontrol etmeyi bırak hiçbir Pakistanlı yetkilinin dokunmasına bile izin verilmeyen kapalı konteynırlar içerisinde suç makineleri ithal etmeye hazırlanmaktadırlar. Ayrıca bu yöneticiler, tıbbî ve diğer olağanüstü hallerde çok gerekli olmasına rağmen insanların telefon görüşmelerini keserlerken Amerikalı teröristler ülkede ölüm ve kaos eylemleri düzenlemek için uydu ile çalışan telefonlarıyla başkentimizin sokaklarında ve hassas hava üslerinde dolaşmaya devam etmektedirler. Bunun yanı sıra kayaların ve toprağın altında bile güvenliğe özlem duyduğumuz bir sırada yöneticiler, lüks yerleri Amerikalı teröristlerin oturması için garantilemekte ve kelimenin tam anlamıyla bir kale haline gelsin diye dünyanın ikinci büyük Amerikan Büyükelçiliği'nin inşa edilmesine izin vermektedirler.

Bu yöneticilerin, çok büyük bir güce sahip olan İslam ülkesini sadece düşmanlarımızın çıkarları için nasıl da kanlı kuşatma altındaki bir ülkeye dönüştürdüğünü görmüyor musunuz? Müslümanlar arasında karışıklık ve korku oluşturmak için olan kaos, Amerika ile Hindistan devletinin İslam ülkeleri arasında tek nükleer güce sahip olan Pakistan'a zarar vermesine izin vermektedir. Zaten Amerika'nın sınırlı geri çekilme kisvesi altında bölgedeki kalıcı varlığı için hazırlanmaya çalıştığı bir sırada Afganistan'daki işgalci Amerikan güçlerinin bu kaostan faydalandığı da bilinmektedir. Aynı şekilde bu durum, Amerika'ya bağlı istihbaratların, askerî güçlerin ve ölüm şebekelerinin nüfuzunu garantilemek içindir. Ayrıca bu kaos, Hindistan devletinin işgal altındaki Keşmir'de, hatta Pakistan'da bize karşı hırslarını uygulaması için fırsatlar oluşturmaktadır. Nitekim Amerika'nın eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld tarafından "yaratıcı kaos" şeklinde nitelendirilen ibarenin gerçek anlamı işte budur. Dolayısıyla kaos, güvensizlik ve İslam ülkelerinin tahrip edilmesi, düşmanları için fırsatlar "oluşturmak" amacıyladır.

Bu yöneticiler ile efendileri nedeniyle ümmetin oyulmuş yaralarından oluk oluk kanların aktığı bir sırada bu ikiyüzlü yöneticiler, gerçek sorun bizzat bu yöneticiler ile onların sömürgeci kafir efendileri oldukları halde ordu yönetimi ve başbakanın yönetiminin hakimiyeti gibi "çözümler" üretmektedirler!

Bu mevcut sistemdeki yöneticinin şahsını göz ardı ederek Hilafet olmaksızın yaşamaya devam ettiğimiz sürece bu yöneticiler tarafından gerçekleşen bu tahribatları görmeye de devam edeceğiz. Dolayısıyla bu sistemin, sömürgeci bir sistem olmasından dolayı ülkemizdeki tahribatlara ve sadece halklarına hıyanet eden tahtlara tanık olmaya devam edeceğiz. Zira sadece Hilafet'in gölgesinde, bizim çilelerimizin gerçek nedeni olan Pakistan'daki sömürgeci varlığın sona ermesine tanık olabileceğiz. Dolayısıyla Konsoloslukları, Büyükelçilikleri ve tüm Amerikan üslerini kapatacak ve bunların tüm yetkililerini sınır dışı edecek olan bizzat Hilafet'tir. Yine düşman yabancı güçlerin yetkilileri ile olan tüm bağlantılara son verecek, dolayısıyla bir daha hareket etmeyecek bir şekilde onların ülkemizdeki kollarını koparacak olan da bizzat Hilafet'tir. Yine tüm İslam ülkelerini birleştirecek olmasının yanı sıra İslam ülkelerindeki altı milyonu aşkın silahlı kuvvetleri de birleştireceği gibi Müslümanları düşman kafirin şerrinden korumak için İslam ülkelerinde bulunan tüm kaynakları tek bir devlet altında birleştirecek olan da sadece Hilafet'tir. Aslında Hilafet, asırlardır Müslümanların ve gayrimüslimlerin canlarını ve mallarını koruyan bir kalkan olmuştur. Zira Tatarlara, Haçlılara, Romalılara ve Perslere üstün gelen bizzat Hilafet'tir. Hatta en zayıf bir haldeyken bile Hilafet, H. 21 Safer 1210 el-Muvafık M. 05 Haziran 1795'de, Amerika yıllık olarak devlete 642.000 dolar altın ve 12.000 Osmanlı altın lirası ödemek zorundadır şeklindeki metnin geçtiği anlaşmanın imzalanmasıyla Amerika'yı cizye ödemeye mecbur bırakmıştır. Nitekim Amerika'nın, kendi dili dışındaki bir dille yapmış olduğu tek anlaşma budur.

Canlarımızı, mallarımızı ve ırzlarımızı koruyacak olan da sadece Hilafet'tir. Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın emrini tatbik edecek olan da bizzat Hilafet'tir. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُّتَعَمِّداً فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً "Her kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içerisinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için azim bir azap hazırlamıştır." [en-Nisâ 93]

Dolayısıyla Müslümanlar arasında mezhep ya da ırk ya da dil temelinde bir ayırım yapmayacak olan da bizzat Hilafet'tir. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

هُوَ سَمَّاكُمْ الْمُسْلِمينَ "O sizi Müslümanlar olarak adlandırdı." [Hac 78]

Dolayısıyla Hilafet Devleti, mezhepçi bir devlet değil, bilakis tüm Müslümanların devletidir. Zira diline ya da ırkına ya da dinine bakmaksızın canları ve malları koruyacak olan bizzat Hilafet'tir. Nitekim Müslümanlar, asırlardır mezhepleri farklı olmasına rağmen biri diğerinin kanını mubah kılmaksızın yaşamışlardır. Dolayısıyla biri bize, on üç yüzyıl boyunca süren İslam tarihinde Şâfi olan birinin Hanefi olan kardeşinin kanını veya Hanefi olan birinin Caferî olan kardeşinin kanını mubah kıldığını gösteremez. Ancak bu çağdaş fitne, İslam ülkelerini işgal eden ve buralarda, ulusal, kavmiyetçi ve mezhepsel çatışmalar gibi İslam'la ilgisi olmayan çatışmaları körükleyen Batı'nın bir ürünüdür. Müslümanlara gelince; asırlar boyunca uyum içerisinde yaşamışlar ve birbirlerine saldırmaksızın ya da birbirlerinin kanını, malını ve ırzını mubah saymaksızın sadece mezhep olarak değil akideleri dahi farklı olan Nasrani, Yahudi, Mecusi ve Hindulardan olan zimmet ehline bile iyi davranmışlardır.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçerisindeki Muhlis Subaylar!

Omuzlarınıza ve başlarınıza çöreklenenlerin hıyanetini görmeniz yeterli değil midir? Nitekim Pakistan'daki gerçek gücün, Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin olduğu bir sır değildir. Dolayısıyla şayet işler kötüye giderse bundan ve bu kötü durumun devam etmesine izin verilmesinden sizler sorumlusunuz. O halde Müslümanların evlatlarından olduğunuzu ve yüz yıllarca İslam ile yönetilen bu bölgeyi miras olarak bırakanları sakın unutmayın. Zira göğüslerinizde var olan iman sayesinde askerî gücünüz gittikçe artmaktadır. Bundan dolayı Amerika, kendi ödlek askerleri yerine sizin gücünüze dayanmaktadır. Dolayısıyla sizlere korkuların üstesinden gelme imkanı veren ve sizlerden yapmanızı istediklerini yapmanızı sağlayan işte bu imandır. O halde nefsinizin, Keyâni, Zerdâri ve onların baltacılardan oluşan birimleri gibilerin sessiz kalmaları sayesinde eziyet üretenlerin yanında yer alan o kimselerin izinden yürümesine izin vermeyiniz. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلاَ "Ve dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz bu liderlerimize ve büyüklerimize uyduk, onlar da bizi yoldan saptırdılar." [el-Ahzâb 67]

Şimdi, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'yı, Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'i ve müminleri razı etmenin tam zamanıdır ki bu da; muhlis subayların, otoriteyi kökünden söküp atmak, onu uyanık muhlis bir hizbe vermek, İslam ile yönetecek olan Hilafet Devleti'ni kurmak, İslam ülkelerini kurtarmak ve onları birleştirmek için sadık olmalarıdır. O halde şimdi ellerinizi, Hizb-ut Tahrir'in elleri üzerine koyun ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in öldüğünde annesine şöyle dediği: ليرقأ (لينقطع) دمعك، ويذهب حزنك، فإن ابنك أول من ضحك الله له واهتز له العرش "Gözyaşın dinsin ve hüznün bitsin. Zira oğlun, Allah'ın kendisine güldüğü ve kendisi için arşı salladığı ilk kişidir" [Taberî] Sa'd [Radıyallahu Anh] gibi Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e nusret vermek yoluyla Medine-i Münevvera'da İslam'ı ikame eden sizden önceki silah arkadaşlarınızı hatırlayın.

 

Devamını oku...

Konferansa Davet

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Derâ’nın nice zülumlere şahitlik etmiş caddelerindeki duvarlara Eş Şâb yurid ıskat el nizam yazan minik eller küresel bir başkaldırışa öncülük ettiklerinden habersizdi. İşte bu minik ellerin diktiği direniş fidanı iki yılda adeta asırlık bir çınara dönüştü ve tüm Suriye beldelerini gölgesi altına aldı. Suriye Kıyamı, komplo girişimleriyle, ihanetlerle ve kahramanlıklarla iki yılını doldurdu. Kahraman Suriye halkının yaktığı ateş tüm dünyadan görünecek büyüklüğe ulaşmış olmasına rağmen daha kat edecek çok yol olduğu muhakkak. Suriye’deki direnişçiler bunun farkında ve bizde farkındayız.

Kıyamın başından bugüne dek Suriye halkının yanında olan Köklü Değişim, Suriye Kıyamına desteğini İstanbul’da düzenleyeceği konferansla devam ettiriyor. Suriye kıyamının iki yılını doldurması münasebetiyle organize edilen konferansa tüm halkımız davetlidir.



Tarih: 17.03.2013

Yer: Renk Konferans Salonu

Halıcılar Caddesi 7/9 Fatih/İstanbul

Saat: 19.00

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER