Pazartesi, 14 Şaban 1447 | 2026/02/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Toplumsal Bütünlüğü Parçalayanlar ve Şiddeti Saçanlar, Bizzat Avustralya Hükümetinin Politikalarıdır

"Avustralya'nın Uluslar arası Çıkarları İçin Kurulmuş Bağımsız Stratejik Analiz Kurumu" olduğunu iddia eden Beyrut merkezli tanınmayan bir araştırma merkezi, bu hafta Hizb-ut Tahrir hakkında gerçeklerden uzak hatalarla dolu dört sahifelik bir kağıt yayınlamıştır. Ayrıca kağıttaki Hizb-ut Tahrir hakkındaki araştırma analizi ise gerçeklerden daha da uzaktır. Dolayısıyla bunun güvenilirlik eksikliğini ifade etmeye bile gerek yoktur.

Nitekim bu sahifeler, ikincil kaynaklara ve gazete makalelerine dayanmaktadır. Dolayısıyla bunları okuyan bir kimse, bunların araştırma makalesinin derhal bitmesini isteyen bir okul öğrencisinin makalesine benzediğini görür.

Kağıt, araştırmada saptırıcı bir propaganda yapmak için kötü, dahası ucuz bir üsluba başvurmuştur. O halde nasıl bağımsız bir analiz olarak nitelendirilsin ki? Hatta yazarı, bu çalışma için Hizb-ut Tahrir ile bağlantı kurma zahmetinde bile bulunmamıştır. Halbuki herhangi bir kişi, web sitemiz sayesinde Hizb-ut Tahrir ile Avustralya ve dışarıdaki çalışmaları hakkında çok kolay bir şekilde doğru bilgiler elde edebilir. Ancak o bunu yapmamıştır.

Burada sadece aşağıdaki noktaları vurgulayacağız:

1- Hizb-ut Tahrir, yeni yada bilinmeyen bir varlık değildir. Zira o, küresel olarak altı on yıl küsurdur faaliyetlerle dolu siciliyle bilinmektedir. Hatta bu faaliyetler, İslam dünyasındaki (Batı destekli) mevcut diktatörler tarafından yapılan zulümlere karşı en zor şartlarda olmuştur. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir hakkındaki değişebilir ve şiddete meyledebilir fikri, kesinlikle hiçbir temeli olmayan bir fikirdir.

2- Müslümanlar ve gayrimüslimler arasındaki toplumsal fitne, Hizb-ut Tahrir'in faaliyetleri sonucunda meydana gelmemektedir. Bilakis fitne, nüfuz sahibi olmasının yanı sıra toplumun ana akımlarında etkili olan medya kurumları ile özellikle de politika yapımcılarının sorumsuz ve fırsatçı davranışlarından dolayı meydana gelmektedir. Nitekim medya organlarında devam edegelen İslam'a dönük "Şeytanî" girişimler ile politika yapımcıları tarafından terörle mücadele kanunu gibi Müslümanları hedef alan ve devletin İslam (ılımlı İslam) hakkında onayladığı formülü dayatmaya çalışan zalim politikalar, nefret uyandırmakta ve toplumda nifak tohumları saçmaktadır.

3- Bireylerin ve cemaatlerin yapmış olduğu şiddet bağlamındaki endişesinden dolayı araştırma yaptığını ifade eden yazarın, Batılı ülkelerin açıkça uyguladığı amansız şiddeti göz ardı ettiğini görmekteyiz.  Dolayısıyla bu, onun iki yüzlülüğünün zirvesidir. Nitekim muhlis bir kişinin yapması gereken, şiddetin nedenlerini araştırarak gerçek yetki sahibi olan Avustralya karar vericilerini, Afganistan ve Irak'ta şiddetin en iğrenç türlerini işlemelerinden ve İslam dünyasındaki diktatör yönetimleri desteklemelerinden dolayı muhasebe etmesidir. Zira herhangi bir birey yada cemaatin olası herhangi bir şiddet eylemlerine kıyas edildiğinde bile bunların, tüm aşamaların ötesine geçtiğini görürüz.

Terörizmin ana sebebi Batılı dış politikadır. Nitekim Hizb-ut Tahrir, korkmaksızın ve iltimas geçmeksizin Batılı hükümetlerin benimsediği politikaları ve uygulamaları ifşa etmeye devam edecek ve bu aptalca kağıt gibi herhangi ucuz girişimler de Allah'ın izniyle onun hedefini sekteye uğratamayacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hadî'nin Yemen'e Dönük Acı Meyveleri Artmaktadır

Yemen'de günlük olarak yayınlanan el-Ula Gazetesi 12.12.2012 Çarşamba günü, Amerikan gazetesi Washington Post'tan Cibuti Craig Whitlock'un yazdığı bir rapor yayınlamıştır. Nitekim Cibuti Craig raporda şöyle demiştir: Fantom tipi (F-15E Strike Eagle) Amerikan savaş uçakları filosu, 2011'den bu yana başkent Cibuti'deki Lermonier Kampı içerisindeki Amerikan üssüne konuşlanmaktadırlar. Nitekim bu savaş uçakları, Yemen'de terörle mücadele etmek için askersiz Kobra operasyonları kapsamında Yemen semalarında savaş operasyonları yürütmektedir. Nitekim bu, Amerika'nın Yemen'de girdiği savaşta açıklanmayan bir gelişme olup daha ilk defa ortaya çıkmıştır.

Amerikalıların, Hadî'ye Salih'in ardından istenmeyen bir şahsiyet olarak itibar etmelerine rağmen Dış Politika Gazetesi "Foreign Policy", 2012'nin 5. ayında şöyle demiştir: "Devlet Başkanı Hadî, demokrasinin yada liberalizmin birçoğundan hoşlanmayabilir ama yeterince uygun olan da odur." Ancak onlar, birçok insanı öldürmelerine ve uçuşların daha artmasına izin vermesinin ardından onun hakkındaki aksanlarını değiştirmişlerdir. Zira Los Angeles Times Gazetesi, 03.04.2012'de şöyle demiştir: "Devlet Başkanı Hadî, Amerikan saldırılarını onaylamaya selefinden daha çok hazır olduğunu kanıtlamıştır." Nitekim bunun ardından 24.04.2012'de "Amerikan Federal Soruşturma [FBI] Başkanı Yemen'deki el-Kaide savaşını ele almak için " onunla bir görüşme yapmıştır. Ayrıca 19.04.2012'de, Washington Post Gazetesi Web Sitesi bir rapor yayınlamış ve raporda "Amerikan İstihbarat Ajansı, Yemen'deki insansız uçak kampanyasını genişletmeye çalıştığını" söylemiş ve Obama da Amerikalı yetkililerin akıbetleri noktasında onu orta yollu uyarmıştır. Nitekim Amerikan Savunma Bakanı 28.05.2012'de Amerikan CNN kanalıyla yapmış olduğu röportajda şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Yemen'deki hava saldırılarımız devam edecektir."

Yahudi aktivist Midiya Benjamin, Jeremy Skahil ve "Amerika, Yemen'i Arapların Veziristanı'na dönüştürmekle risk almaktadır" şeklinde konuşan Amerikan İstihbarat Ajansı Terörle Mücadele Merkezi eski Başkanı Robert Greiner gibi Amerikalıların, Amerikan insansız uçaklarının mağdurlarıyla ilgili olumlu tepkilerine rağmen Hadî'nin hiçbir olumlu tepkisi olmamıştır. Zira bunun ardından 18.06.2012'de, 15.07.2012'de ilk insansız uçağın kalktığı el-Anad üssünün Amerikalılara izin verilmesi ve burada, Yemenli askerlerin ortaklığında uçakların ve cephaneliklerin kullanılmasıyla ilgili küçük çaplı askerî tatbikatların yapılması için Amerika Askerî Merkez Komutanlığı Komutanı James Mattis ile görüşmüştür. Buna karşılık olarak Amerikan yönetimi, 11.08.2012'de Yemen'deki iktidar rejimine 337 milyon dolara varan yardımlarını kaldırmıştır.

Ayrıca Hadî 2012'nin 9. ayının ortalarında, 100'den fazla Amerikan Deniz Piyadelerinin "Marinas" Sana'a Hava Alanı'na ulaşmasından bir sonraki gün 200 Amerikan zırhlı araçlarının el-Hadide Limanı yolu üzerinden Sana'a'ya girmesine de izin vermiştir. İşte bugün de Hadî, Yemen'deki insanlardan habersiz bir şekilde F-15S tarzı Amerikan uçaklarının iman ve hikmet sahibi Yemen semalarında uçmasına izin vermektedir. O halde 09.12.2012 Pazar günü Hadî'nin şu sözleriyle bahsettiği kanun ve hukuk devleti nerede kaldı ki: "Bundan dolayı çok önemli düzeydeki bu sempozyum, sadece güvenlik sistemi reformu ile aynı şekilde yargı sistemi reformunun olduğu iki ana etmeni gerçekleştirmek yoluyla kanun ve hukuk devletinin olduğu bir devlet inşa etme yönünde önemli adımlardan birini temsil etmektedir. Zira bu iki faktöre, kanun ve hukuk devletinin olduğu modern sivil devletin iki temel ayağı olarak itibar edilmektedir..." Peki o halde bizzat Amerikalılar, kanun ve hukuk çerçevesi dışında insansız uçaklarla katliam eylemleri gerçekleştiriyorlarsa sen hangi kanun ve hukuktan bahsediyorsun? Hangi adalet ve eşitlikten bahsediyorsun? Hangi iyi yönetişimden bahsediyorsun? Hangi sivil devletten bahsediyorsun? Zira sırf şüpheli olduklarından dolayı insanları ve çevresindekileri öldürmek için füzeler fırlatılmaktadır?!

Ey Yemen Halkı:

Salih gibi Hadî'den de acının ve sıkıntının artması dışından hiçbir bir şey elde edemeyeceksiniz. Zira rejimin değişmesi ve sizlerin üzerinde olduğunuz durumdan çıkmanız, Salih'i Hadî ile değiştirmekle olmaz. Dolayısıyla sizler, komünist düşünceyi kaldırıp atmanızın ardından kapitalist Batı fikirleriyle nizamını da kaldırıp atıncaya, onların akıllarını İslam'ın fikirleri ve hükümleri yönüne kanalize edinceye ve Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla İslamî hayatı yeniden başlatmak için Hizb-ut Tahrir içerisinde çalışanlarla birlikte çalışıncaya kadar durum olduğu gibi kalmaya devam edecektir. Nitekim İmam Ahmed'in Müsnedi'nde, Resulullah [Sallallau Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmaktadır:

ثم تكون خلافة على منهاج النبوة "Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacak. Sonra sustu."

Ve Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ "Ey iman edenler! Allah ve resulü sizi, size hayat verene davet ettiğinde icabet edin." [el-Bakara 183]


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Kötülüğün Kaynağı, Özgürlük ve Demokrasidir

Nairobi'da yarın, Kenya Ulusal İnsan Hakları Komisyonu ile Eşcinsellerin (Allah korusun) Hakları Komisyonu arasındaki ittifak çerçevesinde eşcinsellere (Allah korusun) özel ödül sunum sempozyumu düzenlenecektir.

Bu sempozyum, hükümetin saygı gösterdiğini ve kurumlarının da bu şerlerin desteklenip meşrulaştırılmasına bağlı kaldığını kanıtlamaktadır.

Kapitalizmin iğrenç ekonomik politikalarını benimseyip tatbik eden politikacıların fesatları nedeniyle milyonlarca vatandaşın hayatın zorluklarının acılarını çektikleri bir sırada bizler şu ana kadar bu siyasilerden insanların ağır zorluklarını hafifletecek bir girişim göremedik! Ancak onlar, sapkınların, hayvanlar gibi davrananların, dahası hayvanlardan daha sapkın olanların hayat işlerini gözetmekle meşgul olmaktadırlar! Ayrıca Kenya Ulusal İnsan Hakları komisyonu, bu sapıkları savunmak için öncülük eden siyasileri, gazetecileri ve işçileri teşvik etmek yoluyla insanlığı yok eden ve kaynakları heder eden bu şerleri yayması için hükümet tarafından finanse edilmektedir. Dolayısıyla bu komisyonun, Müslümanlara karşı uygulanan zulme sessiz kalmaya devam etmesi hiçte garip değildir.

Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, bu sempozyumun organizatörlerini şiddetle uyardığı gibi hem onları hem de bu derneklerin tabiilerini Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın cezası hususunda da uyarır. Nitekim bu gibi bir şerri desteklemeye gerek yoktur. Zira bu şerler, daha önceki kavimlerin yok olmasına neden olmuşlardır. Dolayısıyla hizib hükümet tarafından gerçekleştirilen tüm şerlerin; kesinlikle Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın hükümlerini hayattan ayıran, hakeza sanki yaratıcısına dönmeyecek ve dünya hayatında yapmış olduğu her şeyden dolayı hesaba çekilmeyecekmiş gibi insana hayatta istediği her şeyi yapma özgürlüğü veren kapitalist düşüncenin temel kurallarına dayalı şerre izin veren demokratik Batılı politikalardan ithal edildiğini vurgulamaktadır!

Tüm bu şerleri ve şerri yayan tüm kurumları ve daireleri engellemeye muktedir olacak olan sadece Hilafet Devleti'dir.


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...

Benş, Koalisyon Antlaşmasını Reddediyor, Allah'ın Kanununu Onaylıyor

  • Kategori Video
  •   |  

Bugün Suriye'nin Benş kentinde cuma namazına müteakiben bir protesto gerçekleşmiş ve protesto esnasında Hilafetin yeniden kurulması için ve Allah'ın kanunlarının hakimiyeti için çağrıda bulunmuşlardır.

Protesto esnasında Amerika'nın icat ettiği koalisyon düzmecesine ait küçük bir grup zuhur etti. Bu grup İslam beldelerinde yer alan despot rejimlerin taktiğiyle saldırgan bir edayla konuşmacı kürsüsüne hücum etmişlerdir. Bu kişiler konuşmacının elinden mikrofonu alarak sinsi iğrenç koalisyonun propagandasını yapmaya çalışmışlardır. Buna rağmen protestocular onların söylemlerini reddederek Allah Subhanehu ve Teala'nın razı olacağı şeyi dile getirdiler. Ne zamanki bu kişiler propagandalarında ısrarcı oldular göstericiler bu kimselere sırtlarını dönerek protesto yönünü değiştirip kınayıcının kınamasından korkmayarak Hak sözü haykırmaya devam etmişlerdir. Koalisyon ajanları ise ümitleri kaybolmuş bir şekilde komplolarını gerçekleştiremeksizin gerisin geriye dönmüşlerdir.

Alemlerin Rabbi olan Allah Subhanehu ve Teala'ya hamdu senalar olsun.

Cuma, H. 07 Safar 1434, M. 21 Aralık 2012


 

( Video 1 )

 

( Video 2 )

 

( Video 3 )

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İnsan ve Çocuk Haklarına Yönelik Suçluların En Kötüsü Amerika ve NATO'dur

Afganistan hükümeti resmen, Amerikan ordusunun 2008 yılından bu yana ve sonrasında 200'den fazla çocuğu Bagram cezaevine attığını ilan etmiştir. Aslında mesele, Bagram'la da sınır değildir. Zira aynı şekilde dünya, onların Kandahar ve Ebu Garib'teki terörist ve insanlık dışı eylemlerine de tanıklık etmiştir.

Amerika, Afganistan çocuklarının uzun süredir cezaevinde olduklarını kabul etmekle yetinmemiş, bu çocukların kendine karşı olan aktivitelere katılmalarını engellemek için onların parmaklıklar arkasını konulmasının gerekli olduğunu da ifade ederek bu iğrenç eylemleri savunmuştur. Çocukları ve gençleri cezaevine atma politikası, Obama rejiminin politikasıdır. Zira onlar, potansiyel risk olduğu düşünülen bütün herkesi parmaklıklar arkasına koymaya çalışmaktadırlar. Nitekim çocukların ve gençlerin Amerika'ya nefret duyma nedenlerinden biri de, çocuklar arasındaki ölüm oranının yüksek olmasıdır. Dolayısıyla sömürgeci güçlerin, bu gibi iğrenç eylemlerle potansiyel riskleri ortadan kaldırması bir komedidir.

Çocukların Bagram cezaevinde olduklarını bilen Afganistan hükümeti, bunu sembolik ve ikiyüzlü bir şekilde kınamıştır. Zira yapmış olduğu açıklamalardaki bazı cümleler, onun Amerika ile olan ilişkisinin  bir efendi köle ilişkisi olduğunu kanıtlamaktadır.

Tüm bu olanların yanı sıra Amerika, çekilmeyi planlamakta ve stratejik ve güvenlik anlaşmalarının ardından politikasında taktiksel değişiklik yapmaya hazırlanmaktadır. Nitekim bu gibi şerir eylemler, Afganistan'daki Müslümanlar ve tüm dünya için, Amerika'nın iğrenç yüzünü ve fasit değerlerini ortaya çıkarmaktadır. Zira 2001'deki Afganistan savaşının ardından Amerika, insan ve çocuk hakları alanında bir lider olarak görünmekte olup kadınların hayatında da pozitif değişimler gerçekleştirecekti. Ancak bu olaylar, akıl sahibi herkes için hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kadınlara, çocuklara ve insan haklarına en kötü bir şekilde saldıranların Amerika ile müttefiklerinin olduğunu kanıtlamaktadırlar. Ayrıca Amerika, başka bir ülkeye karşı kimyasal silah kullanan tek ülke olup hala da bugüne kadar bunun, birçok çocuklarda görülen genetik anormallikler gibi Hiroşima ve Nkazaki'da belirgin izleri vardır. Ayrıca bir takım güvenilir rapor ve belgeler, Amerika'nın Irak ve Afganistan'daki sivillere karşı da beyaz fosfor ve başka kimyasal silahlar kullandığına ve binlerce insanı katlettiğine delalet etmektedir.

Bu barbar eylemler, Amerika'nın insan haklarına yönelik çok kötü bir saldırgan olduğunu göstermektedir. Dahası tüm cürümlere bakmaksızın onlar, hala bize fasit kapitalist ideolojileri ile dünyayı toplumsal ve ekonomik olarak yıkan demokratik yönetim sistemlerini dayatma küstahlığında bulunmaktadırlar.

Allah Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ "Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür." [Âl-i İmrân 118]

Devamını oku...

Lübnan Otoritesi, Şam Ayaklanmasına Destek Verdiler Diye Üç Hizb-ut Tahrir Şebâbını Hapsetmiştir

  • Kategori Lübnan
  •   |  

Askerî Mahkeme, Trablus'ta ikamet eden üç Hizb-ut Tahrir şebâbını üç ay hapse mahkum etmiştir. Bu üç kişi ise şunlardır: Muhammed Avsam: (43 yaşında. Demirci olarak çalışmakta olup dört çocuk babasıdır.) Bilal Taha: (32 yaşında. Gıda ticaretinde çalışmakta olup bir çocuk babasıdır.) Fuat Mansur: (40 yaşında. İnşaatta çalışmakta olup beş çocuk babasıdır.) Mahkeme onları, ordunun itibarını baltalamak suçlamasıyla mahkum etmiştir. Nitekim dava, Hizb-ut Tahrir -Lübnan Vilayeti'nin, Beka bölgesinde Şam ayaklanmasına destek vermeye dönük gösteriye davet ettiği zamandan, yani bir küsur yıl önceden beri başlamıştır. Halbuki gösteriye, Beka vilayeti tarafından izin verilmiştir, yani yasaya göre olmuştur. Buna rağmen istihbaratlar, insanların ve arabaların gösteri yerine ulaşmalarını engellemek için yolları kesmeye kasdetmişlerdir. Nitekim hizib ertesi gün, insanların beldelerine girmelerini ve görüşlerini ifade etmek hususunda meşru haklarını kullanmalarını engelleyerek onların üzerine saldırılmasını kınayan bir beyan yayınlamış ve şebâbı da onu dağıtmıştır. Dolayısıyla bu saldırıda ordunun kullanılması kararı alanlar muhasebe edileceğine istihbarat, hizbin şebâbını tutuklamış ve onları mahkemeye sevketmiştir!

Aslında bütün milletler nazarında yargı, mazlumların sığınadır. Ancak yargı, şuan Lübnan'da olduğu gibi halkına ve fesadını ifşa edenlere karşı siyasî otoritenin elindeki bir araç haline dönüşürse bu, büyük bir felakettir. Nitekim Şeyh Abdulvahid, Şeyh Muhammed Marab, şâb Şarbal Rahmet ve şâb Ahmed Kasım'a bariyerler üzerinde suikast düzenlenip güvenli insanlar, devletin başına meydan okuyan silahlı kanatlar tarafından gece gündüz evlerinden kaçırıldıkları halde otorite, insanlar otoriteye öfkelenip onu mecbur bırakıncaya kadar saldırganlara karşı kılını dahi kıpırdatmamıştır. Ancak Hizb-ut Tahrir şebâbı ortaya çıktıklarında da onların kardeşlerine destek olma hakları engellenerek otorite onları tutuklamakta ve haksız yere onları mahkemeye sevketmektedir.


Ey İnsanlar!

Lübnan otoritesi, her gün düşünce ve ifade özgürlüğünü övüp durmakta olup her gün de muhalefet, hükümet yanlısı güçler, partiler, gazeteciler ve aydınlar içerisindeki siyasî tabaka tarafından, devletin zulmüne ve fesadına, yasaların tatbik edilmediğine ve adaletin temellerinin çiğnendiğine yönelik ve devletin egemenliğinin ve insanların güvenliğinin silahlı eylemlerle tehdit edildiğine ve çeşitli sınıf ve mensupları olmak üzere halkın tüm bireylerine dönük suikastların, terörlerin ve şantajların yapıldığına dair açıklamalar ve kanıtlar işitmekteyiz. İşte tüm bunlar, siyasî merkezlerini ve taifeci vakıalarını güçlendirmek için olduğu halde otorite onlara karşı sessiz kalmaktadır. Dolayısıyla bu otorite ve bu varlığın, bir gün olsun insanların özlemlerine yanıt vermemesi ve bu ülkeye ulaşan fesadın boyutunu sınıflandırması, iktidarın ruh sağlığının bozuk olduğunun açık kanıtıdır. Nitekim Uluslar arası Şeffaflık Örgütü, mevcut Lübnan otoritesi ile organlarına, dünya ülkeleri arasında dünyanın en çok yolsuzluk yapan ülke damgasını vurmuş ve onlara, (128'den 176ya) kadar ulaşan utanç verici rakamı vermiştir. Peki o halde yanlı olmayan egemen otorite, muhalefet, taifelerin kralları, savaş ve silah lortları, kaçakçılık ve uyuşturucu çeteleri ve mevcut iktidar güçlerini koruyan hırsızlar kim?


Ey Lübnan Halkı!

Bu sefil varlığın içerisindeki ardışık otoriteler, insanların onurlu bir şekilde yaşama umutlarını kaybettirmişlerdir. Zira bütün yönlerde ve dairelerde istisnasız ve sürekli bir şekilde yolsuzluk tufanları vardır. Nitekim bugün kabul edilemez noktaya ulaşan şey, mahkemeler kendilerine karşı uygulanan haksızlıklara karşı şikayette bulunacakları bir sığınak olacağına otoritenin birimlerinin mübarek Şam ayaklanmasına destek veren şebâbı takip ederek onları mahkemelere sevketmeleridir. Dolayısıyla bu otoritenin, yüzlerce Müslümanı, çok sayıdaki suçluları alacak genişlikte bir mahkeme salonunun bulunmadığı şeklindeki çok küstahça bir gerekçeyle yıllarca yargılamaksızın gözaltında tutmaya devam etmesi alnındaki bir utanç lekesi olarak yeter! Ey Lübnan halkı çok iyi biliniz ki; Lübnan'daki fasit otoritenin sizin üzerinize dayatmış olduğu karanlıklar, Suriye'deki fasit rejimin Suriye halkına ve daha önce de Lübnan halkına dayatmış olduğu karanlıkların uzantısından öte bir şey değildir. O halde ellerinizi, muhlis Şam ayaklanmacılarının ellerinin üzerine koyunuz. Umulur ki böylece Allah sizleri, zulmün nefyedildiği bir gün ile nimetlendirir, [لا إله إلا الله محمد رسول الله] râyesi altındaki adalet ve Şam beldesinden doğacak hak güneşi geri döner.


Ey Lübnan Yöneticileri!

Tebaasına iftira atan ve bu şekilde ayakta kalan otoritenin tarihini bilmiyor musunuz?! Tunus, Mısır, Libya ve Yemen tagutlarına ulaşan ve sizin iğrenç müttefikiniz Suriye tagutunu bekleyen karanlık akıbetten ibret almayacak mısınız!? Oysa bizleri, iddia olarak yazdıklarınızı tüm gerçeklerin çürüttüğü şeylerle suçluyorsunuz. Zaten insanlara gece gündüz attığınız iftiralar ve saldırılarla kendinizi kanıtlamaktasınız. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلاَ تَقْعُدُواْ بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ آمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجاً "Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolu eğip bükmek isteyerek öyle her yolun başında oturmayın." [Âraf 86]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Fas'tan, Şeyh Abdusselam Yasin'in (Allah Rahmet Eylesin) Ailesine Ve Tabiilerine Taziye

Bu acı olaydan ve büyük kayıptan dolayı Hizb-ut Tahrir / Fas, rahmetli alim Şeyh Abdusselam Yasin'in (Allah rahmet eylesin) ailesine ve tabiilerine taziyelerini sunar. Allah'tan, onlara sabır ve teselli vermesini temenni ediyoruz.

Allah'tan onu, enbiyalar, sahabeler, şehitler ve Salihlerle birlikte -ki onlar ne güzel arkadaştırlar- geniş cennetlerine koymasını ve kendi evinden daha hayırlı bir eve ve kendi ailesinden daha hayırlı bir aileye halef kılmasını temenni ediyoruz.

Nitekim bizler onun, hayatının baharını Allah'a itaat ederek, İslam'a destek vermek için çalışarak, yöneticilerin zulümlerine ve cezaevlerine sabrederek ve Allah'ın izniyle Raşidi Hilafet Devleti'nin geri döneceğini müjdeleyerek geçirdiğine şahidiz.

Allah'tan, Adalet ve İhsan Cemaatine kendisi için, emri bil maruf ve'n-nehyi an-ilmünker noktasında selefinin izinde yürüyecek, sapmaksızın hak üzerinde sabit kalacak, kendisi ve ümmeti için talip oldukları İslam'ın ve ehlinin izzet bulacağı ve küfür ve ehlinin de zelil olacağı Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet gerçekleşinceye kadar cemaatiyle birlikte yükseklerden yükseğe yürüyecek bir halef seçip atamayı nasip etmesini temenni ediyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Milyonlarca Şehidin Kanlarının Dökülmesinin Ardında Hollande, Cezayir'de Daha Fazla Kan Emmek İçin Gelmektedir!

Fransa Devlet Başkanı Hollande 19.12 Çarşamba günü, dokuz Bakanın, 12 siyasî yetkilinin ve kırk iş adamının katıldığı büyük bir bakanlık heyetinin başında Cezayir'in başkentine ulaşmış ve Buteflika da onun için sarsıcı bir karşılama hazırlamıştır!

Devlet Başkanı Buteflika ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın konferansında, sömürgeci ülkesinin geçmişinden dolayı özür dilemeyi reddetmiş ve Cezayir'e "pişmanlığını ve özrünü ifade etmek" için gelmediğini söyleyerek Paris'in, "bunun yerine eşit bir şekilde ileriye doğru hareket etmeyi ve petrol ve doğalgaz zengini bu ülkeyle ticareti güçlendirmeyi arzuladığını" vurgulamıştır.

Hollande, 20.12 Perşembe günü ziyaretinin ikinci gününde Cezayir Parlamenterlerinin önünde yapmış olduğu konuşmasında şöyle demiştir: "132 yıl boyunca Cezayir, vahşî ve zalim bir rejime maruz kalmıştır." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Bu sistemin bir adı vardır ki oda sömürgecilik. Ben burada, Cezayir halkının çektiği acıların sebebinin, Fransız sömürgeciliği olduğunu kabul ediyorum." Ama bu kabul, Fransa'nın Cezayir Parlamentosuna "sömürgeciliğin suç olduğuna dair" yasayı yasaklayıp dondurmasını dayatmasından yıllar sonra gelmiştir.

Nitekim Hollende, habis "cömertliğine" bir ekleme de daha bulunmuştur; zira Fransa polisinin, yağ tulumuna zehir kattığı habis girişiminde Paris'te Cezayirli göstericilerin saflarındaki onlarca kişinin ölümüne imza attığı 17 Ekim 1961 gösterisine yaptığı "kanlı baskını da" kabul etmiştir. Ayrıca 1954-1962 yılları arasında -aynı şekilde Allah daha iyisini bilir bizim hesabımıza göre- bir buçuk milyon kişi şehit düşmüştür. Yine bu arada 08. Mart 1945 günü ve bir birine izleyen birkaç gün içerisinde, özellikle de ülkenin doğusundaki "Setif", "Bejaye" ve "Skikda" şehirlerinde İkinci Dünya Savaşının sona erdiği ilan edilmesinin ardından özgürlük talep etmek amacıyla gösteri yapmaya çıktıkları sırada sömürgeci vahşî Fransız güçleri tarafından 45 bin Cezayirli öldürülmüştür.

Fransa'nın bu cürümlerine, 13 Ocak 1960 yılında Cezayir çölünün "Reggane" semalarında ilk atom bombasının patlatılması da eklenmiştir. Nitekim bu yüzden bir çevresel ve insanlık felaketi meydana gelmiş olup hala da ölümcül radyasyonlar nedeniyle hastalıklar meydana gelmektedir. Dolayısıyla bunun üzerinden 52 sene geçmesine rağmen bu iğrenç deneylerden dolayı sivillerden her hangi bir kaybın olduğu kabul edilmemiştir. Buda Hollande'yi, Cezayir televizyonlarında yaptığı açıklamalarda "Cezayir çöllerindeki Fransız nükleer denemelerinin kurbanları için tazminat yasası uygulanmasıyla" ilgili taahhütte bulunmaya ve "Fransa, onlara tazminat vermeye kararlıdır" şeklinde konuşmaya sevketmektedir.

Ey Cezayir'deki Müslümanlar!

Bu Devlet Başkanı, tarihi sömürgecilik olan bir devletin eğlencesi ve mirasçısı olup ülkesinin en iğrenç katliamlar ve en korkunç kitlesel katliamlar işlediğini kabul etmiştir. Bir de üstelik hiç çekinmeden hayasızca ve utanmadan, kurbanların torunlarından özür dilemek için gelmediğini açıklamaktadır. Dahası arsız ve yüzsüz bir şekilde işlenen en iğrenç amellerden dolayı kendisinin yada ülkesinin pişman olmadığını ifade etmekte ve özür dilemeksizin yada pişman olmaksızın da ülkesinin iğrenç sömürgeciliğini kabul etmektedir! Nitekim bu beklenmekteydi. Zira Fransa, -ey Cezayir'in erkekleri ve özgürleri- sizlerin kanlarına hiçbir kıymet ve değer vermemektedir. O halde onun tuzaklarından ve aldatmalarından sakının, ajan Buteflika'nın olduğu yöneticilerinize karşı ayaklanın ve Hollande'yi de ülkenizden kaldırıp atın.

Ey Cezayir'deki Müslümanlar ve Ey Tüm Dünyadaki Müslümanlar!

Fransa, dini ve ahlakı olmayan sömürgeci bir ülke olup bugün de Cezayir'e, Cezayir'in kabuk tutan yarasını açmak, dahası onların diğer yaralarını artırmak için gelmiştir. Nitekim kendisine bir buçuk milyon şehidin hatırlatılmasının ardından ne utanmış ne özür dilemiş nede pişmanlık duymuştur. Dolayısıyla Fransa ülkenize, fabrikalar ve ekonomik projeler inşa etmek ve ürünleri için bir milyon şehidi olan ülkenin piyasalarını açmak yoluyla kendisinin devasa ekonomik kayıplarını tazmin etmek amacıyla ülkenin servetlerini yağmalamak için gelmiştir.

Bu cürümsel planlarının yanı sıra Cezayir'i, Kuzey Mali'deki "terörist" olarak nitelendirdiği guruplara karşı askerî operasyon yapmaya itmek için gelmiştir. Dolayısıyla o, Cezayir'deki kardeşin Mali'deki kardeşini öldürmesini, ardından da burasını iğrenç bir şekilde sömürmeyi istemektedir.

Batılı sömürgeci rejimdeki kardeşleri gibi Fransa da, Hollande'nin de iddia ettiği gibi kuvvetten başka bir "gerçek" anlamamaktadır. O halde bir kez daha ayaklanınız, sömürgeciliğin kuyruklarını ülkenizden kaldırıp atınız, aşağılık sömürgeciliğin tarihinden kurtulmak için ellerinizi Hizb-ut Tahrir'in elleri üzerine koyunuz ve aşağılık bir özür yada ucuz malî tazminatlar yoluyla değil de bilakis mücrim Fransız devleti ile izzetinizin yanı sıra işlerinizin de yolunda olacağı Hilafet Devleti'nden önce onun yanında yer alan herkesten adil bir kısas yoluyla şehitlerinizin haklarını geri alınız.

وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ "Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur." [Fatır 10]


Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER