Perşembe, 12 Recep 1447 | 2026/01/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Sudan'daki En Hayırlı Davet Taşıyıcılarından Ayaklanan Şam Özgürlerine Bir Mektup

Her sabah akşam bizlere, Suriye'de durmak bilmeyen şehitlerin, kaybolanların, mültecilerin, yıkımların ve tahribatların arttığı haberleri gelmektedir... Nitekim onurlu ayaklanma yerinde, cinsiyete göre 2446 kadının, 27527 erkeğin şehit olduğu ve hatta 04.09 günü toplam sayının 29973 olduğu ve Lübnan, Türkiye ve Ürdün'de yaşamın minimum gereksinimlerinin bile bulunmadığı mülteci kamplarının sayısının binlere ulaştığı zikredilmektedir. Dahası Ürdün'de, asrın Firavunu Beşar Esad'tan kaçan mülteciler yeryüzünün haşaratlarının kurbanı olmuşlardır. Bundan daha kötüsü ise Ürdün Kralı'nın, el-Zaateri Kampı'nda bulunanlardan bir kısmının ayrılması ve onlardan geriye kalanlarının da kamptan çıkmaması ve bir güvenlik izni olmaksızın da ziyaretlerin yasaklanması gerektiği şeklindeki kararı olmuştur. Ürdün'de Yahudilerin hayat nedenleri uzatılırken işte bunlar meydana gelmektedir.

Amerika, Rusya ve Çin'in olduğu kafir düşmanların ipiyle kanlarımızı yalayan Müslümanların yöneticileri, Müslümanların yöneticilerinin ihaneti ve Müslümanların ordularının Suriye'deki halkımıza destek verme hususundaki ihmalkarlığı artık uzak olsunlar!

Sudan'da davet taşıyıcıları olarak bizler, Suriye'deki kardeşlerimize deriz ki; Vallahi sizlerin acısı bizim acımız, sizlerin yarası bizim yaramız ve sizlerin kaybı da bizim kaybımızdır. Dolayısıyla sizlere, Suriye el-Massa Gazetesi'nin 24. Haziran 2012 günü aktardığına göre Sudan Dışişleri Bakanı'nın Avusturya Die Brise Gazetesi'ne, Sudan'ın Suriye'nin işlerine müdahalede bulunmayı reddettiğini, onu diyaloga ve siyasî çözüme tabi olmaya davet ettiğini ve muhtelif tarafların krize dönük barışçık bir çözüm üzerinde durduklarını vurguladığı sözlerinin, evet tüm bunların bizleri temsil etmediğini vurgularız. Zira o, insanlara haksızlık eden ve sadece insanlara değil taşlara ve ağaçlara bile eziyet eden bir rejim olan zalim yönetiminde kalabilmesi için mücrim Beşar Esad'a nasihatler ve direktifler gönderen hükümetini temsil etmektedir.

Bu asırdaki yöneticiler tek bir millet olup Allah'ın indirdikleriyle hükmetmedikleri sürece bir rejimin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Dolayısıyla bizler, zulüm, katliam ve komplodan başka bir şey beklememekteyiz. Nitekim General Muhammed ed-Dabi ile onun meşum misyonunun, ülkenize dönük yapmış olduklarına ve onun kanlarınız ile fedakarlıklarınız üzerinden yalancı şahitliğe sürüklenmesine gelince; bunun günahı çok büyük olup bizler de bundan dolayı tiksinti duymaktayız.

Şam'daki kardeşlerimiz: Sudan'da bizler, Suriye kasabı Esad ile birlikte suç ortaklığı yapanların söylediklerinden ve yaptıklarından beriyiz. -Vallahi Allah biliyor ya- bizler sizlerdeniz ve sizlere dokunan bizlere de dokunduğu gibi yaralarımız da tektir. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ"Muhakkak ki müminler kardeştirler." [Hucurat 9]

Ve Resulümüz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'de şöyle buyurmaktadır:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ شَيْءٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى "Birbirlerine karşı sevgide, birbirlerine karşı şefkatte ve merhamette müminlerin misali, bir vücudun misali gibidir. (O vücudun) organlarından biri şikayetlendiği zaman, vücudun diğer (organları) birbirlerini uykusuzluk ve ateş ile (o acıya ortak olmaya) çağırırlar."

Subhânehu'dan; fedakarlıklarınızı kabul etmesini, sizleri genişliği yeryüzü ve gökyüzü kadar olan cennetiyle ödüllendirmesini, üzerinize mümin kullarına vaat etmiş olduğu nusretini indirmesini niyaz ediyoruz. Dolayısıyla kurtuluş, azim İslam ideolojisi Raşidi Hilafet Devleti altında tatbik edildiğinde olacaktır. İşte bu mektubumuz bizlerden, ne kadar engeller olursa olsun Hilafet'i kurmak için sizlerle birlikte çalışacağımıza dair bir vaattir. Zira Hilafet, gerek sizler gerekse hem Allahuteala'nın izniyle gelmekte olan Hilafet'in hem de tüm İslam ümmetinin ayaklanmasının olduğu sadece Allah adına olan mübarek ayaklanmanız için bir nusret olacaktır. Çünkü ümmetin bütün krizlerini çözmeyi ve onu, ister bizlere emreden kralların düşmanlığından olsun isterse temsilcinin güçlü olduğu ve kafirin de zulmedip küstahlaştığı bir zamanda bizlere saldıranları uzaklaştırmada olsun tüm despotların tasallutundan kamil bir şekilde kurtarmayı garanti edecek olan bizzat Hilafet'tir. Dolayısıyla insanlar zulümden kurtulmadan ve haklar sindirilmeden önce uzak yakın herkesin yardım talep etmek için kendisine başvuracağı yer Hilafet olacaktır. Zira insanları, kula kul olmaktan insanların Rabbine kulluk etmeye, dinlerin zulmünden İslam'ın adaletine ve dünyanın sıkıntısından dünyanın ve ahiretin mutluluğuna kavuşturacak olan odur. Nitekim refahı, güvenliği, istikrarı ve saadeti garantileyecek olan da Hilafet'tir. Yoksa bu olmaksızın, Müslümanlar olmamız vasfıyla sadece bizler değil bilakis tüm dünya, birbirlerinin karanlıkları içerisinde devam edip gidecektir.

 

Hak, Allah için nefislerini satanlara muhtaçtır

Gecelerin sonları zifiri karanlık olduğunda da şafak vakti yakınlaşır

 

Devamını oku...

Mallarınızın Yağmalanması ve Sıkıntılı Yaşamınız, Filistin Otoritesinin Günahlarında Daha Ehven Olup En Büyük Günahkar ise Otoritenin Bizzat Kendisidir

  • Kategori Filistin
  •   |  

Pahalılık, tekelleşme, toplumdaki paraların insanlardan bir gurubun elinde toplanması, insanların borç içerisinde boğulması, insanların bir lokma ekmeğin peşinde koşması, evet işte tüm bunlar laik kapitalist rejimin özelliklerindendir. Dolayısıyla kapitalist rejimin özü, insanları para ve bir lokma ekmek için çatışmaya itmeye ve başkalarına zulmedilmesi veya onların köleleştirilmesi veya fakirleştirilmesi veya öldürülmeleri pahasına olsa bile insanlardan güçlü ve para elde etme gücüne sahip olanların mülk edinme ve egemenlik dürtülerini etkinleştirmeye dayalı olmasıdır.

Genel olarak dünyanın sorunu işte budur. Filistin otoritesine gelince; o, zulüm üzerine zulüm ve sıkıntı üzerine sıkıntılı bir yaşamda insanlık tarihinde eşsiz bir duruma sahiptir. Nitekim sözde kurtuluş hareketi ortaya çıkmış sonra da tamamen kendisini yok etmek için ortaya çıktığını iddia ettiği işgalcinin ajanı olan, halkına boyun eğdiren, mallarını yağmalayan ve onları, gerek işgalin gerekse yerleşim birimlerinin ve yerleşimcilerin bedelini ödemeye zorlayan bir varlığa dönüşmüştür.

En son pahalılık dalgasından sorumlu olan otorite olduğu gibi Filistin halkının bu pahalılıktan şiddetli bir şekilde etkilenmesinden büyük oranda sorumlu olan da o olmasının yanı sıra pahalılık dalgasından sorumlu olan da odur. Çünkü otorite, büyük bir hıyanet olan Oslo ile büyük bir ekonomik kölelik olan Paris Anlaşması'nın geçmesinden bu yana Filistin halkını Yahudilerin ekonomisinin rehineleri yaptığı gibi vergiler ve fiyatlar bakımından Yahudiler üzerinde meydana gelenleri onlar üzerinde meydana geliyor gibi yapmaktadır. Zaten Yahudi yerleşimcilerden kişi başına düşen gelirlerin Filistin halkından kişi başına düşen gelirlerden kat be kat fazla olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla otorite, vergiler dayatmakta ve özellikle maliyetinin üç katına satılan petrol gibi yaşamsal mallar olmak üzere birçok mallarda hayalî karlar gerçekleştirmektedir.

Otoritenin, Filistin halkının bu pahalılıktan etkilenmesinden sorumlu olmasına gelince; çünkü o, onlara dayatmada bulunmuş, her türlü harçları, gümrükleri, vergileri ve lisansları iki katına çıkarmış, insanların muamelatlarının büyük bir kısmını vergi ve ibranamelerle irtibatlı bir hale getirmiş ve bunları da mallarını yağmalaması için sözde (Gümrük Denetçisi) olan haydut bir cihaza emanet etmiştir. Dahası otorite, insanları şantaj yaparak hareket ettirmekte ve gerek hizmet maliyetlerini gerekse ön ödemeli sayaçlar kullanarak su ve elektrik gibi yaşamsal gereçleri karşılamak yoluyla da onları kendi yanındaki esirler haline getirmektedir. Dolayısıyla kendisinin daha iyi ve daha verimli olduğu şeklinde insanları aldatmakta ve ardından da bu yolla istedikleri paraları tahsil etmek için onlara şantaj yapmaktadırlar. İşte tüm bu vergiler de fakirliğe, dar bir yaşama, ticarî ve endüstriyel hareketin azalmasına ve bazı kuruşların beşiğinde ölmesine neden olmaktadır.

Otoritenin aldığı bu vergiler ile paraların büyük bir kısmı Arap ve yabancı ülkelere giderken büyük bir kısmı da her şeyi yiyip yutan kara deliklere gitmekte ve otoritenin bütçesinin büyük bir kısmını da -emniyet birimleri- boşaltmaktadır. Bakanların, yöneticilerin, yetkililerin, gezilerin ve misyonların harcamalarında yapılan savurganlık ile yandaşlar ile akrabaların göreve alınmaları ve nitelikli ve öncelikli olsalar bile diğerlerinin mahrum edilmeleri de bunun cabasıdır.

Hastalığın kaynağı, dahası hastalığın kendisi bizzat otoritedir. Zira otorite, bu pahalılık sorununa yönelik çözümler aramadığı gibi sizleri sakinleştirmek için bununla ilgili yapmış olduğu tüm açıklamalarında da ciddî değildir. Dahası o, sizleri saptırmakta, kendisine ikiyüzlü davranmakta ve sorumluluğu kendisinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Nitekim Feyyaz, gazetecilerle yapmış olduğu bir röportajda şöyle demiştir: "Hükümetin, fiyatları düşürmeye ve onu sabitlemeye dönük mevcut müdahale seçenekleri, oldukça sınırlıdır." Buda otoritenin hiçbir şey yapmayacağı, bilakis birtakım şekli icraatlar ve vaatler yoluyla sizleri uyuşturmaya çalışacağı anlamına gelmektedir.

Çözümler bulmanın sorumlusu sadece Feyyaz değil aynı zamanda otoriterdir de. Feyyaz'ın, çok muhlis bir Amerikan ajanı olduğu ve dinleri, toprakları ve malları hususunda Filistin halkına düşman bir rol oynadığı doğrudur. Ancak o, tek olmayıp bilakis otoritenin liderleri de onun ortağıdırlar. Nitekim Mahmud Abbas, 08.09.2012'de Ramallah'ta yapmış olduğu basın toplantısında onu savunarak şöyle demiştir: "Feyyaz, otoritenin ayrılmaz bir parçası olup sorumluluk yükleyenlerin ilki benim." Ve şöyle demiştir: "Ne benim ne hükümetin nede benim emrimle yaptıklarının arasında bir fark vardır..."  Dolayısıyla belanın başı bizzat otorite olduğu gibi sadece Feyyaz değil otoritenin tamamıdır.

Sizleri bu durumlara ve bu ekonomik krizlere düşüren otoritedir. Dolayısıyla otoriteye düşen sorunu ortaya çıkardığı gibi çözüm de bulmasıdır. Bunun dışındaki herhangi bir araştırma, sizleri gerçeklerden saptırmak demektir.

Göğüsleri ferahlatan en güzel şey, sizlerin fakirleşmesi için çalışanların ve gerek yaşamanız gerekse mallarınız hususunda sizlere iki acıyı birden tattıranların karşısında seslerinizi yükseltmenizdir. Allah katında daha azim ve daha büyük olmasının yanı sıra sevabı daha çok olan ve Allahuteala'ya daha çok yaklaştıran şey ise otorite karşısındaki seslerinizi yüksek bir şekilde yükseltmenizdir. İşte bu, mal ve ticaretten daha büyük bir şeydir. Zira otorite, Filistin davasını heba etmekte, onu tasfiye etme yönünde seyretmekte, evlatlarınızın eğitim müfredatını İslam'dan laikliğe dönüştürülmekte, otorite kadınları ve gençleri ifsat etmek için tüm gücünü harcamakta, rezillik, ihtilat, zina kültürü, güzellik yarışmaları ile onur kırıcı kadın maçları yaygınlaşmakta, küfür, çözülme, ajanların ve casusların Filistin halkı üzerine askere alınma kültürünün yaygınlaşması için ülkenin kapıları yabancı ve çarpık yerel kurumların önüne açılmakta, saçma Ahval eş-Şahsiyye kanunları yoluyla aile ve kadın-erkek arasındaki ilişkiler noktasında İslam hükümlerinden geriye kalanların yıkılması için çalışılmakta ve bunun dışında daha niceleri yapılmaktadır.

Evet, seslerinizi yüksek bir şekilde yükseltiniz ve İslam'ı da amellerinizin ve meselelerinizin ölçüsü kılınız ki Allah amellerinizi kabul etsin ve sizleri başarıya ulaştırsın.

وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ "Her kim Allah'a ittikâ ederse ona bir çıkış verir ve onu, hiç hesap etmediği bir yerden rızıklandırır." [et-Talâk 2-3]

Yine Oslo Anlaşması ve kardeşleri ile güvenlik koordinasyonuna karşı da seslerinizi yükseltininiz. Ayrıca otoritenin sizleri temsil etmediği şeklindeki seslerinizi de yükseltiniz ve Filistin davası hakkında ellerini kaldıranların kulaklarını çınlatınız. Zira otorite, artık helak kaynaklarını  bildirmektedir.


Ey Müslümanlar! Ey Filistin Halkı!

Bütün meselelerinize son verecek sahih çözüm, İslam'ın Hilafet Devleti altında tatbik edilmesidir. Zira Filistin'i kurtaracak, Yahudi varlığının kökünü kazıyacak olan Hilafet olduğu gibi servetleri insanlara adil bir şekilde dağıtacak, fakirleri ve miskinleri doyuracak, Müslümanların servetlerini Müslümanlara akıtacak olan da Hilafet olup yeryüzü onunla kutlu olacaktır. "... Dolayısıyla gökyüzü, indirdikleri dışında bir damla dahi tutmayacağı gibi yeryüzü de çıkardıkları dışında hiçbir servet ve bitki tutmayacaktır."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ne Menaf Telas, Ne Faruk Şara Suriye Devrimi Rasulullah'ın Râyesi Altında Birleşmelidir

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, devlet televizyonu olan TRT 1'de katıldığı bir programda Suriye meselesine ilişkin: "Kapalı, açık yaptığımız hiçbir toplantıda hiçbir ülke yetkilisinin bize Beşşar Esed kalacak' dediği yok. Buna İran da dâhildir. İran ve Rusya ile temel görüş farkımız şu: Biz, ‘Esed bu yöntemleriyle geçiş sürecini idare etme kabiliyetini yitirdi, güvenini kaybetti' diyoruz. Rusya ve İran ise ‘Esed'in gidişi olacak ama geçiş süreci Esed liderliğinde olsun. Esed seçime kadar kalsın seçimle gitsin' diyorlar." Ayrıca Davutoğlu "Geçiş hükümetinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed olmasa bile onun bir temsilcisi olabilir mi?" sorusuna karşılık "Esed'in temsilcileri şeklinde değil, devletin, sistemin temsilcileri şeklinde Faruk Şara olabilir. Faruk Şara gayet akıllı ve vicdanlı bir tutumla bu son olaylarda, katliamların içinde yer almadı. Ama sistemi herhalde Faruk Şara'dan daha iyi bilen yok." diyerek yeni bir düşünceyi ortaya attı.

Hayırdan uzak olan bu düşüncesinden sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na deriz ki; Suriye'deki katliamlar daha dün başlamış değildir. Ayrıca sizin "vicdanlı biridir" dediğiniz Faruk Şara, hem Hafız Esed döneminin hem de Beşşar Esed dönemi katliamlarının en büyük ortaklarından biridir. Bugün Suriye devriminin yirminci ayına girdiğinde binlerce çocuk, kadın ve erkek şehit edilmişken, yine yarım milyondan fazla Müslüman evlerinden, yurtlarından göç etmek zorunda bırakılmışken, siz nasıl olurda Baas'ın eli kanlı üyelerine yönetimin teslim edilebileceğini söylersiniz. Daha önce Menaf Telas'ın ismini ön plana çıkardığınızda Şam ehli size gereken cevabı vermemiş miydi?

Vahşi rejim şiddetli katliamlar yaparken, bazen reformlar yapması, bazen de diyalog adı altında ayaklanmayı durdurması için katliamlarına zaman tanıyan Türkiye Hükümeti de en az Baas rejimi kadar bu yaşananlardan sorumludur. Her fırsatta Suriye halkının yanında olduğunu söyleyen Türkiye yöneticileri ve özellikle Dışişleri Bakanı Davutoğlu, yaptığı bu açıklama ile bir kez daha göstermiştir ki onların tek derdi rejimin devam etmesidir. Gerek Türkiye'de kurulan "Suriye Ulusal Konsey"'i olsun, gerekse "operasyonel mekanizma" kapsamındaki plan olsun, yine gerek Mısır'ın girişimi ile yürütülen dörtlü mekanizma olsun, bunların hepsi Beşşar sonrasına ilişkin Suriye'de ki devrimi çalmaya yönelik Amerika'nın kirli projeleridir.

Buradan dost düşman herkese şunu müjdelemek istiyoruz. Şam ehlinin bu ayaklanması sadece mücrim Beşşar Esed'e yönelik değildir. Bu ayaklanma, kâfir Batının kültürüne, kokuşmuş hadaratına ve onun ikiyüzlü siyasetini benimseyerek ümmetten kopuk olan tüm bölgesel işbirlikçilerine de yöneliktir. Bölgesel devletlerin korkuları işte bu yüzdendir. Allah'ın [Subhanehu ve Teâlâ] izni ile Şam ehli kazanacak ve devrimini ne Batı'ya ne de onlarla işbirliği içerindeki bölgesel devletlere çaldırmayacaktır. İnşaAllah kurulacak olan Raşid-i Hilafet Devletinde egemenlik Allah'a [Subhanehu Ve Teâlâ] ait olacağı gibi otorite de yalnızca ümmete ait olacaktır.

((وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ ))

"Ve bu da, Allah'a güç bir şey değildir." [Fatır 17]

Devamını oku...

Abbasiye'deki Nur Mescidinde Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Kampanyası

  • Kategori Foto
  •   |  

19 Zilkade 1433 Hicri, 5 Ekim 2012 Miladi Cuma günü Hizb-ut Tahrir Mısır vilayetinin düzenlediği kapsamlı kampanya çerçevesinde ''Hilafet Devletinin Anayasa  Taslağı  tanıtım kampanyası'' adı altında Kahire'nin Abbasiye semtinde yer alan Nur mescidinde seyyar çadırda bir dizi etkinlik düzenledi. Namaz kılan cemaate Hizb-ut Tahrir'e ait bir çok kitabın tanıtımı yapıldı ve Merkezi Medya Bürosunun "Mısır'ın anayasası İslami anayasa olmak zorundadır" başlıklı beyandan da büyük miktarda dağıtıldı. Ayrıca ''Hilafet Devletinin Anayasa Tasarısı'' adlı  kitapçığın nüshasının tevzii ve Hilafet Devletinin Organları şeması da tanıtıldı. Allah Subhanehu ve Teala'ya hamd olsun, O'nun lütfu ile mescidden çıkan cemaatle çok yapıcı  tartışmalar yapıldı. Hizb-ut Tahrir Mısır vilayeti  önümüzdeki haftalarda bu kampanyasını  yüce Mevla'nın izniyle sürdürmeye devam edecektir.

Allah Subhanehu ve Teala amellerimizi kabul eylesin.


Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

Ürdün'ün Sorunu, Mevcut Rejim Olup Ortaya Atılan Çözümler ise Sorunu Çözmekten Ziyade Daha da Kötüleştirmektedir

  • Kategori Ürdün
  •   |  

Ürdün'deki sorun, rejimin başı ve iktidar ailesinden başlayıp başbakanlıklar, bakanlıklar ve geriye kalan diğer küçük fasit simsarlara kadar gerek rejim gerekse onu destekleyenlerin fesadında gizlidir. Çünkü Kafir Batı, Sykes-Picot Anlaşması'na göre İslam ülkelerini parçalamasının ardından kafir Batı'nın fikirlerine ve mefhumlarına göre hükmetsin, Allah'ın kitabı ve Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetiyle hükmetmeye davet edenlerle savaşsın diye bu rejimin başına bu aileyi dikmiştir. Nitekim kafir Batı, dedeleri Faysal Weizmann'ın anlaşmasından başlayıp evlatlarının Vadi-Araba Anlaşması yoluyla olan hıyanetine kadar bu rejimi Yahudilere muhkem bir şekilde raptetmiştir ki böylece bu rejim, Yahudi varlığının en uzun sınır hattının güvenli bir bekçisi ve bölgedeki vaftiz babası olsun. Buda kafir Batı'nın, Ürdün'ün kendi kendisini idare edemeyen ve gerek daha önceki doğrudan mandası gerekse şuandaki Büyükelçilik idaresi ve İMF'ni vesayeti yoluyla tamamen kafir Batı'nın otoritesi altında kalmasını haklı çıkaran faizli kredilere ve yardımlara bağımlı olan bir devlet olarak kalmaya devam etmesi arzusunu gerçekleştirmek içindir. Dolayısıyla buda Ürdün halkının, Ürdün'ün servetlerden hali fakir bir ülke olduğu gerekçesiyle topraklarında bulunan gizli servetlerinden faydalanmasını önlemek içindir. Ardından bu servetler ifşa olup gözle görülür bir hale geldiğinde de bu servetleri, Ürdün halkından mahrum etmek, ülkenin kafir Batı'nın ipoteği altında kalmaya devam etmesini garantilemek ve diz çöktürmek amacıyla da fakirlik ve açlık politikasını uygulamak için özelleştirme adı altında düşük fiyatlarla Batılı ve sahte şirketlere satmıştır. Sorunun hülasası işte budur.

Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti olarak bizler, Allahu [Subhânehu ve Te'Âla]'nın en hayırlı bir ümmet olması için seçtiği azim olan bu ümmete olan düşkünlüğüz, bu ümmetin de bu azim ümmetten bir parça olması, dahası Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in إذا فسد أهل الشام فلا خير فيكم "Şam halkı fesada uğrarsa artık sizde hayır kalmaz." [Ahmed ve Tirmizi rivayet etti] şeklinde buyurarak onu özelleştirmesi açısından, evet bu açıdan dolayı bizler, Ürdün halkının sorunun bazı etkilerine çözüm getirecek ve açıkları ifşa olmasının ardından rejimi güzelleşip geri döndürecek cüzi çözümlerin tuzağına düşmeleri hususuna dikkat çekeriz. Zira fasitlerden kurtulmak gerekli ve zorunlu olsa da büyük veya küçük olsun fasitlerden kurtulmak sorunu çözmeyecektir. Çünkü rejimin hayatta kalmasıyla sınırlı kalınırsa ister seçilmiş olsunlar isterse de seçilmeleri seçilmiş hükümetin yada parlamenter hükümetin fikrinin uygulanmasıyla olsun tekrar yeni fasitler geri dönecektir. Çünkü hükümet, kendisini bir parçası olarak kabul ettiği rejimin politikasını uygulayan bir araçtan ibarettir. Dolayısıyla bu rejim, İslam esası üzerine dayalı olmayıp bilakis kafir Batı'nın çıkarlarını gerçekleştirme esası üzerine dayalıdır. Bundan dolayı Ürdün sorununun, parlamenter seçimlerin uygulanması ve seçim kanunlarının değiştirilmesiyle sınırlandırılması, sorunu yeniden üretecek ve rejim de rengi değişip hakikati değişmeyen bukalemun gibi olacaktır. Bunun için tren, eski demir yolu üzerinde durmaya devam ettiği sürece dümenin arkasında duran kimsenin yolun sonundaki günahı taşımaktan başka bir rolü olmayacaktır. Nitekim akıl sahibi herkes, rejimin hain Vadi-Araba Anlaşmasını seçilmiş parlamenter yoluyla geçirdiğinin farkındadır! Peki sahih çözüm nedir?

Ürdün'ün sorununu çözecek olan yegane çözüm, Allahu [Subhânuhu ve Te'âla]'nın farz kılmış olduğu çözümdür. Buda mevcut rejimin, kökten değiştirilmesi ve sadece Hilafet Nizamı'nın olduğu İslam esası üzerine bir sistemin kurulmasıyla olacaktır. Bu ise Ürdün topraklarının, sömürgeciliğin ayak basmasından önceki Hilafet Devleti'nin bir parçası olarak aslına geri dönmesiyle olacaktır. İşte Hizb-ut Tahrir'in yapmaya çalıştığı da Ürdün'deki beşerî sistemleri değiştirmek ve Müslümanlar için İslam esası üzerine tek bir devlet kurmaktır. Bu kurulan devlet de ne dîni bir devlet nede demokratik sivil bir devlet olacaktır. Bilakis Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Devleti olacaktır. Dolayısıyla tüm muhlislerden talep edilen, bu sistemlerden kurtulmak ve Rabbimizin vaadi ve Nebimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesi olan Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Devleti'ni kurmak amacıyla Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddî bir şekilde çalışmak için inisiyatif almalarıdır. Niteki Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ وَإِنْ تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ "De ki: Allah'a itaat edin, Resule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Resulün sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. (görevlerinizi yerine getirmenizdir). Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Zira Resule düşen sadece açık-seçik tebliğ etmektir." [Nur 54]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- UNIFIL [Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Kuvveti] Barış Gücünün, Lübnan Suriye Arasında Bulunan Sınırlarla İlgili Talebi Ümmetin Birliğinin Bölünmüşlüğünü ve Lübnan Halkının Şam Ayaklanmalarından Ayrılışını Kutsamak İçindir

Birkaç aydan beridir mübarek Şam ayaklanmasının yükselmesi ve bunun da özellikle Trablus, Kuzey ve Beka'da olmak üzere Lübnan'ın geniş bölgelerinde etkisini göstermesiyle birlikte bazı politikacılar, Lübnan ve Suriye arasındaki sınır ve geçişlerin kontrol edilmesi için UNIFIL Barış Kuvvetleri'nden yardım talep edilmesiyle ilgili isteklerini tekrarlayıp durmaktadırlar. Nitekim bu talebin, ayaklanma Cumasının "Trablusşam'a ve Lübnan Özgürlerine Sadakat" Cuması olarak adlandırılmasının ardından tekrar ortaya çıktığı mülahaza edilmiştir. Bu ise 14 Martta Cumhurbaşkanı'na sunulan güçlü bir muhtıranın yanı sıra İslamî akımlardan sayılanlar da dahil bazı politikacıların sözlerinden anlaşılmaktadır.

Lübnan'daki tarafların, -birbirleriyle mücadele etmelerine rağmen- 1701 kararlarını kabul etmede hemfikir olmalarının tercümesi, Yahudi varlığını korumak ve Lübnan ile işgal edilmiş Filistin'in (Mavi Hattın) arasını ayıran meşum sınırları kutsamaktır.

Bugün, içeri ve dışarıdaki bazı taraflar, Lübnan halkının ayaklanmayla birlikteki etkileşiminin Lübnan otoritesi üzerindeki yarışla ilgili dar yerel programlar için bir ayaklanma fırsatı yakalama özlemlerinin de ötesine geçtiğini gördükleri gibi bu etkileşimin, gerek ayaklanmaya gerekse onun hadaratsal, tarihî, coğrafî ve siyasî derinliğine katılma yönünde ilerlediğini, ayaklanmanın nusret bulmasıyla ilgili özlemlerin günden güne arttığını ve ayaklanmanın, bir asrın ardından hala ümmetleri ile ümmetlerinin bağlılıklarının (01. Eylül 1920'deki) küçük Gavro'nun olduğu Lübnan'a bağlanmaya dönüşmesini reddettikleri tarihsel uzantılarından ayrı kalan Lübnan halkından birçoğu için bir kurtuluş gemisine dönüştüğünü de görmektedirler. Nitekim Lübnan ve Suriye halkını, iki farklı halka bölmeye adanmış olan bu çağrılar, iman, şeriat, tarih ve mevcut vakıanın tümünün, onların iki farklı halk olmadıklarını bilakis parçalanması caiz olmayan tek ümmetten bir parça olduklarını belirlemesiyle birlikte gerçekleşmiştir.

Bundan dolayı UNIFIL Barış Kuvvetleri'nden Sykes-Picot sınırları üzerine konuşlanmasını talep edenlerin -bilerek yada bilmeyerek- çalışmalarını, ümmetin birliğini bölmeye, Suriye ayaklanmasını hadaratsal ve doğal uzantılarından tecrit etmeye ve ayaklanma ile Lübnan'daki destekçilerinin arasındaki ilişkiyi kontrol etme yönüne sevk etmeye adadıkları ortaya çıkmıştır. Ki böylece dışarıdan çizilen hatlar aşılmasın, Şam ayaklanmasının özlemleriyle Lübnan'daki uzantıları ilişkilendirilmesin ve büyük devletlerin çıkarları ile bölgedeki ajanların tahtlarından başka bir şey de önemsenmesin.

Binaenaleyh bu sözleri tekrarlayıp duranlara ancak boyutlarını bilmeyenlere deriz ki; çok bilinçli olunuz ki düşmanlarınızın dostları ve destekçileri olmayasınız. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا ٱلَّذِينَ آمَنُوۤاْ إِنْ تُطِيعُواْ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَرُدُّوكُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُواْ خَاسِرِينَ بَلِ ٱللَّهُ مَوْلاَكُمْ وَهُوَ خَيْرُ ٱلنَّاصِرِينَ "Ey iman edenler! Eğer kafirlere itaat ederseniz, sizleri gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Oysa sizin mevlanız Allah'tır ve O, nusret verenlerin en hayırlısıdır." [Âli İmrân 149 150]

Ayrıca Batı ülkeleri ve ajanlarından bu fikrin propagandasını yapanlara da deriz ki; sadece bize ve ayaklanmamıza tuzak kurmaktasınız. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

ٱسْتِكْبَاراً فِى ٱلأَرْضِ وَمَكْرَ ٱلسَّيِّئِ وَلاَ يَحِيقُ ٱلْمَكْرُ ٱلسَّيِّىءُ إِلاَّ بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ سُنَّةَ آلأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبْدِيلاً وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَحْوِيلاً "Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin sünnetinden bir (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinde asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir sapma da bulamazsın." [Fâtır 43]

Devamını oku...

Tezkerenin Amacı, Esed Rejimini Devirmek mi, Yoksa Onu Devirecek Müslümanlar mı?

  • Kategori Türkiye
  •   |  

03.10.2012 Çarşamba günü Suriye tarafından Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesine atılan ve beş Müslüman'ın ölmesine neden olan saldırı, katil Baas rejimi ile kâfirlerin kirli planlarının alametlerindendir. Yaklaşık yirmi aydır Suriye'de taş üstünde taş bırakmayan Beşşar Esed çetelerinin, Müslüman direniş gruplarının azim ve kararlılığı karşısındaki kan kaybı ve ABD ile bölge devletlerinin Esed sonrası için henüz bir alternatif oluşturamamaları, onları şaşırtıcı bir çaresizliğe iterek farklı planlara sevk etmiştir.

Rejimin katliamlara başlamasından bugüne kadar Beşşar Esed'e zaman tanıyıp sadece kınama açıklamaları yapan ve devletlerarası toplumun kuyruğuna takılıp ABD'nin Suriye siyasetini takip eden Türkiye hükümeti ise bu sinsi planın figüranı olma yolunda ilerlemektedir. Olaydan hemen sonra alelacele çıkarılan tezkere bunu göstermekte ve her ne kadar tezkerenin Suriye rejimine gözdağı vermek için olduğu söylense de işin aslı öyle gözükmemektedir. Zira devamlı gürleyen, ama tek bir damla bile yağmayan Türkiye hükümetinin, kendi vatandaşları katledilse dahi, NATO yada ABD'nin onayı olmadan katil Suriye rejimine karşı kararlı ve planlı bir taarruz başlatamayacağı aşikârdır. Düşürülen uçak hadisesi bunu göstermiştir. O halde bu gelişen olaylar niçin cereyan etmekte ve tezkereden ne amaçlanmaktadır?

Suriye'de Batı ve ABD, siyaseten ölü durumdaki Esed'in alternatifini sağlayacak bir çözümü hâlâ bulabilmiş değildir. Buna karşın İslami bir devlet isteyen komutanlardan oluşan direniş grupları, Baas rejiminin sütunlarını sarsmaktadır. Dolayısıyla Suriye'de ABD, Avrupa, Rusya, İran, diğer Arap rejimleri ve Türkiye'nin istemediği İslami bir devlet ikame edilirse yada ikame edilmeye yakın bir vakıa ortaya çıkarsa, buna izin verilmemesi için askeri bir müdahale gerekebilecektir. Hiç kuşkusuz İslami bir yönetim olarak Hilâfet, kâfirlerin korkulu rüyasıdır ve onun ortaya çıkma ihtimalinin azıcık olsun belirmesi dahi onları uykusuz bırakmaktadır. Muhtemelen bu müdahalenin de Türkiye tarafından yapılması öngörülmekte, bu maksatla hem Suriye tarafından Türkiye topraklarını taciz edecek saldırılar yapılarak zemin hazırlanmakta, hem yasal düzenlemeler yoluyla bu tür bir müdahaleye meşru bir temel oluşturulmakta, hem de Türkiye kamuoyuna bu yönde destekleyici bir eğilim kazandırılmaktadır. Son zamanlarda Türkiye topraklarında gerçekleştirilen tatbikatlar, askeri yığınaklar, ABD ile birlikte oluşturulan operasyonel mekanizma ve özellikle de kâfir devletlerin ve bölge ülkelerinin Türkiye'yi peş peşe ziyaret eden üst düzey yetkililerinin yoğun trafikleri... bütün bunlar olası bir müdahalenin ayak sesleri mesabesindedir. Peki Suriye'deki gerçek tehdit ve tehlike nedir ki böylesine savaş tamtamları çalınmaktadır? Katil Esed ve çeteleri mi, yoksa onu devirmek üzere olan Müslümanlar mı?

Şayet bu tür bir müdahale gerçekten Suriye'de zulmü sona erdirmek, acımasız Esed rejimini devirmek için olsaydı, hiçbir Müslümanın böylesi bir müdahaleye karşı çıkması düşünülemezdi. Ancak görüyoruz ki yaklaşık iki yıldır Suriye'de her Allah'ın günü akıtılan Müslüman kanına rağmen, kirletilen onca Müslüman hanımın iffetine rağmen, akla izana sığmayan korkunç işkence görüntülerine rağmen kılını kıpırdatmayan Türkiye devletinin maalesef Esed rejimini devirmek gibi bir niyeti yoktur. Oysa gönül isterdi ki kamuoyunun böylesine hazır olduğu bir ortamda AKP Hükümeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri orada feryat eden Müslümanların imdadına, tarihteki ataları gibi yetişsin, zulüm karşısında susan dilsiz şeytanların dillerini kopartsın. Ancak bu son çıkarılan tezkerenin çıkarılış biçimi ve muhtevası, Türkiye'nin Amerikan yönlendirmesi doğrultusunda Müslümanları ve İslami bir yönetim kurma amaçlarını hedef alan kirli bir plana hizmet etme ihtimalini gündeme getirmektedir. Bugüne kadar Müslümanların kurtuluşu için ordularını seferber etmeyenler, korkulur ki yarın Şam topraklarında Raşidi Hilâfet Devleti Allah'ın izniyle kurulduğunda, Kâfirlerin emriyle İslam'a karşı Allah'tan korkmadan savaşa cüret etme gafletinde bulunurlar! Müslümanlar dururken Kâfirlerin yanında yer almak, Müslümanlara yardım etmek yerine Kâfirlerden yardım almak hiç şüphesiz Allah'ın gazabına yol açan büyük bir cürüm, siyaseten korkunç bir intihar ve Müslüman ümmet nazarında izi asla silinmeyecek bir utanç kaynağı olacaktır.

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا  "Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!" [Nisa 75]

 

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayetinin Hilafet Anayasasını Tanıtma Kampanyası

  • Kategori Mısır
  •   |  

Hizb-ut Tahrir 17 Zilkade 1433 Hicri, 3 Ekim 2012 Miladi çarşamba günü Kahire Üniversitesinin önüne kurdugu seyyar çadırda Hilafet Devletinde anayasa başlığı altında kampanya yürüttü. Kampanya esnasında Hizb-ut Tahrir'e ait kitapları tanıtarak Medya Bürosu tarafından yayınlanan "Mısır'ın anayasası İslami anayasa olmak zorundadır" başlıklı basın açıklamasından büyük miktarda öğrencilere dağıttı. Ayrıca öğrencilere ''Hilafet Devletinin Anayasa Tasarısı'' adlı kitabı ve Hilafet Devleti Organlarını belirten şemayı da  tevzii etti. Seyyar çadırda yer alan Hizb-ut Tahrir gençleri akın akın gelen öğrencilerle faydalı yapıcı görüş alışverişinde bulundular ve görüşmeyi de sürekli tuttular.

Cuma günü 19 Zilkade 1433 Hicri, 5 Ekim 2012 Miladi, Ramses meydanında yer alan Fetih camisinin önünde cuma namazına müteakiben seyyar çadırdan ibaret kampanya son buldu. Cuma namazını eda eden cemaat tarafından kampanyamız büyük ilgi gördü. Gelecek günlerde Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti kampanyalarına devam edecektir. Allah (svt)'dan tevfik ve doğruluk  temennisiyle amellerimizi kabul eylesin.

Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER