Perşembe, 29 Şevval 1447 | 2026/04/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Murabaha Akdinin Hükmü Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Murabaha Akdinin Hükmü Hakkındaki Sorunun Cevabı

Muhammed Abdullah’a

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Şeyhimiz ve emirimiz, benim şöyle bir sorum olacak: Murabaha akdinin hükmü nedir; Murabaha caiz midir, fasit midir yoksa batıl mıdır? Kardeşlerimiz Murabaha akdi üzerinde anlaştılar, belli bir zaman sonra bunun sahih olmadığını öğrendiler. Sermayeyi ödeyen birinci taraf bir buçuk katını aldı ve şimdi akdin caiz olmadığını öğrenince geri kalan kârları da talep ediyor.  

Soru şu: Kardeşler, fiillerde asıl olanın şeri hükümlerle kayıtlı olmak olduğunu bilmelerine rağmen haram ve helal açısında bu akdin mahiyeti nedir, almış olduğu para helal mi haram mı ve ana para ve fazlasını almasının ardından geri kalan kârları da talep etme hakkı var mıdır?    

Bizi aydınlatır mısınız. Allah sizi en güzel hayırla mükafatlandırsın.

Ebu Suheyl - Berlin

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Sorunuzda geçen şeye göre Murabaha akdi olarak bahsettiğiniz husus, mal sahibinin ticaret yapması veya işletmesi için malını diğer bir tarafa vermesidir…Şayet garantili bir kâr elde etmek için verirse, bu İslam’da caiz değildir. Eğer mal sahibi, malını ticaret yapması için diğer tarafa verir ve her iki taraf kâr olması durumunda elde edecekleri kârın oranı üzerinde anlaşırlarsa bu caiz olur. Eğer kâr olmazsa, her iki taraf için bir şey yoktur. Şayet ortada bir zarar söz konusu olursa, onu mal sahibi yüklenir. Çünkü emeğini ortaya diğer taraf, ticaret yaparken emeğini kaybetmiştir. Yani mal sahibi için, garantili bir kâr belirlenmez. Bilakis az önce söylediğimiz gibi olur.          

Bu, İslam’da Mudarebe olarak adlandırılır.

Şirketleşme türlerinden birisi olan Mudarebe, beden ve mal ortaklığı olup şirketin, şeriatın caiz gördüğü işlerden olduğuna dair nasslar vardır. Ebu Hurayra’dan rivayetle SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّه يَقُولُ أَنَا ثَالِثُ الشَّرِيكَيْنِ مَا لَمْ يَخُنْ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ فَإِذَا خَانَهُ خَرَجْتُ مِنْ بَيْنِهِمَاYüce Allah şöyle buyuruyor: “Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü Benim. Bunlardan biri arkadaşına ihanet ettiği zaman aralarından çıkarım.” [Ebu Davud rivayet etmiştir.] Sahabe Rıdvanullahi Aleyhim, Mudarebenin caiz olduğu üzerinde icma etmiştir. Nitekim Ömer, Ebi Şeybe’nin Musannefi’nden geçtiği üzere yetimin malını Mudarebe olarak verirdi. Mudarebedeki kâra gelince; bu, akit yapan iki tarafın şartlarına göredir. Zarar ise, malın (miktarına) göredir. Nitekim Abdurrazzak es-Sanâni’nin Musannefi’nde Ali’den Mudarebe hakkında şunu tahriç etmiştir: الْوَضِيعَةُ عَلَى الْمَالِ، وَالرِّبْحُ عَلَى مَا اصْطَلَحُوا عَلَيْهِZarar malların (miktarına), kâr üzerinde anlaştıkları şartlara göredir.” El-Vedia, zarar anlamına gelmektedir.

Şeriatta Murabaha ıstılahının, iş akitlerinde değil alış ve satış hakkında geçtiği bilinmektedir. Murabahayı, mal sahibi ve Mudarıb arasındaki iş akitlerinde kullananlar, şeri durumun dışında kullanmaktadırlar. Çünkü Murabaha lügatte, kâr etmek anlamına gelmektedir. Zira şöyle denilir: Eşyayı kârlı sattım veya onu kârlı aldım.

Istılahta ise: Satıcının eşyasını, maliyetinin üzerine belli bir miktar kârla satışa sunması olup bu dürüstlüğe dayalı satışlardandır. Çünkü eşyanın maliyeti hakkında bilgi vermek satıcının dürüstlüğüne bağlıdır.   

Bu, şeri olarak caizdir. Çünkü satıcının satın aldığı fiyatın üzerindeki kârla yapılan bir satın almadır. Nitekim satıcı, bu eşyayı satın aldığım fiyat üzerindeki şu kârla satıyorum der, müşteriye bu fiyat bildirilir ve müşteri de kabul ederse, bu caiz olur. Çünkü bilinen bir satıştır. 

Kardeşiniz H. 19 Receb 1434
Ata İbn Halil Ebu Raşta M. 29 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3346/

Devamını oku...

Endonezya: Pekanbaru Kentinde Hilafet Konferansı

  • Kategori Foto
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, İslam devletinin yıkılışının hicri yıldönümü münasebetiyle, Hilafet devletinin ikamesi ve İslami hayatın yeniden başlatılması için çalışmanın farz olduğunu hatırlatmak maksadıyla Endonezya'da otuzdan fazla şehirde başlattığı konferanslar zinciri çerçevesinde Endonezya'nın Pekanbaru kentinde Hizb-ut Tahrir gençleri ve destekçilerinden yüzlerce kişinin katılımıyla konferans gerçekleştirmiştir.

Pazar, 16 Recebulferd 1434H., elmuvafık 26 Mayıs 2013 M.

 

Devamını oku...

Endonezya: Catim Kentinde Hilafet Konferansı

  • Kategori Endonezya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, İslam devletinin yıkılışının hicri yıldönümü münasebetiyle, Hilafet devletinin ikamesi ve İslami hayatın yeniden başlatılması için çalışmanın farz olduğunu hatırlatmak maksadıyla Endonezya'da otuzdan fazla şehirde başlattığı konferanslar zinciri çerçevesinde Endonezya'nın Catim kentinde Hizb-ut Tahrir gençleri ve destekçilerinden on binlerce kişinin katılımıyla konferans gerçekleştirmiştir.

Pazar, 16 Recebulferd 1434H., elmuvafık 26 Mayıs 2013 M.

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

Endonezya: Batam Kentinde Hilafet Konferansı

  • Kategori Endonezya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, İslam devletinin yıkılışının hicri yıldönümü münasebetiyle, Hilafet devletinin ikamesi ve İslami hayatın yeniden başlatılması için çalışmanın farz olduğunu hatırlatmak maksadıyla Endonezya'da otuzdan fazla şehirde başlattığı konferanslar zinciri çerçevesinde Endonezya'nın Batam Kentindeki Tomannığ Abdul Cemal Stadyumunda Hizb-ut Tahrir gençleri ve destekçilerinden yüzlerce kişinin katılımıyla konferans gerçekleştirmiştir.

Pazar, 2 Recebulferd 1434H., elmuvafık 12 Mayıs 2013 M.

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

Endonezya: Samarang Kentinde Hilafet Konferansı

  • Kategori Endonezya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Endonezya, İslam devletinin yıkılışının hicri yıldönümü münasebetiyle, Hilafet devletinin ikamesi ve İslami hayatın yeniden başlatılması için çalışmanın farz olduğunu hatırlatmak maksadıyla Endonezya'da otuzdan fazla şehirde başlattığı konferanslar zinciri çerçevesinde Endonezya'nın Samarang Kentinde Hizb-ut Tahrir gençleri ve destekçilerinden binlerce kişinin katılımıyla konferans gerçekleştirmiştir.

Pazar, 25 Cumadilahir 1434 H., elmuvafık 5 Mayıs 2013 M.

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

(2. Cenevre) Konferansı: Yeni Bir Beşar'ı Kuluçkaya Yatırmak İsteyen Bir Amerikan Konferansı Olup Allah'a, Dinine ve Müminlere İhanet Eden Ajandan Başka Hiç Bir Kimse Amerika İle Birlikte Yürümez

  • Kategori Suriye
  •   |  

07.05.2013 tarihinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergev Lavrov Amerikalı meslektaşı John Kerry ile birlikte Moskova'da yaptığı basın toplantısında, Rusya ile Amerika'nın Suriye hükümeti ile muhalefeti krize siyasî çözüm bulmak için teşvik etmek gerektiği konusunda hemfikir olduklarını söyledi. Lavrov, şöyle bir eklemede bulundu: "Aynı şekilde en kısa zamanda Suriye hakkında uluslararası bir konferans için çalışmamız gerektiği konusunda da hemfikiriz. Ben bunun, bu Mayıs ayının sonunda gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu, geçen yıl Haziran ayının sonunda düzenlenen Cenevre Konferansı için bir gelişme olacaktır." Yine aynı gün Kerry, Putin ile yaptığı görüşmede şunları söyledi: "Amerika, bizlerin Suriye ve bölgedeki istikrar ile bölgede ve diğer yerlerde sorunları kışkırtan aşırıcıların bulunmamasıyla ilgili bazı çok önemli ortak çıkarlarımızın olduğuna inanmaktadır." Ve şöyle devam etti: "Biz, Cenevre açıklamasında da ortak bir yaklaşımı kabul ediyoruz. Sonra ben, bunu derinleştirebilmek ve ortak bir zeminde buluşma gücümüzün olup olmadığını keşfetmek için sabırsızlanıyorum. "

Bu hususta yapılan açıklama, bölgeyi yeni bir hain konferansın düzenlenmesi atmosferinin içerisine koymak içindir ki bu, (2. Cenevre) Konferansı'dır. Nitekim farklı kukla araçlar, bu yönde harekete geçirilmiştir. Zira Ban Ki-moon, "Suriye krizini sona erdirmenin tek yolunun, barışçıl çözüm" olduğunu vurgulamıştır. Ve konferans hakkında da şöyle demiştir: "Biz, en kısa zamanda bir randevu belirlemeye çalışacağız." Ayrıca el-İbrahimî, bu açıklamadan dolayı mutlu olmuş ve şöyle demiştir: "Bu, çok ilerisi için önemli bir ilk adım teşkil ettiği" gibi "bu, umut vericidir." Bunun yanı sıra, "Suriye Halkının Dostları" Gurubu Bakanları Toplantısı'nın, Kerry'nin katılımıyla 22.05'de yapılacağı açıklanmıştır ki bu, önerilen konferans için bir hazırlıktır. Aynı şekilde Suriye krizi için oluşturulan Bakanlar Komitesi Toplantısı'nın, uluslararası bir tutum almak için Dışişleri Bakanları düzeyinde 23.05 tarihinde Arap Birliği Genel Sekreterliği Merkezi'nde yapılacağı açıklanmıştır. Yine Suriye Muhalefeti'nin yapacağı toplantının da, uluslararası konferansa katılım noktasında bir tutum belirlemek, Koalisyon için yeni bir başkanlık seçmek ve muhalefet için geçici bir hükümet araştırmak için 23.05 tarihinde İstanbul'da yapılacağı açıklanmıştır.

(2. Cenevre) Konferansı'nın, plan, gözetim ve hedef bakamından bir Amerikan konferansı olacağı konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Zira Amerika bunun, üzerinde ittifak edilen Suriye liderliğinde siyasî geçiş süreci yönündeki ilkelerin ve kuralların bir parçası olarak (1. Cenevre) Konferansı'nın, özellikle de tam bir yürütme yetkileri olan ve mevcut hükümetin, muhalefetin ve diğer cemaatlerin üyelerinden oluşan geçici yönetim heyetinin inşa edilmesiyle ilgili bendin bir uzantısı olmasını istemektedir. Nitekim konferans, Amerika'nın Suriye'deki çatışmaya müdahale etmesi ve Obama'nın da bu hususta tereddüt etmekle suçlanması çağrılarının akabinde gerçekleşmektedir. Zira Obama, orada Irak'ta olduğu gibi bir karışıklığın olmasını istemediğinden dolayı konferansın, çözüm için değerli bir fırsat olduğunu düşünecektir ama bu, yalan bir düşüncedir. Çünkü bu Amerika, düşünülenin aksine burnunun dibine kadar Suriye halkına yönelik komplonun içerisinde boğulmakta olup kendisinden, Suriye'ye müdahale etmeyi durdurması istenmelidir. Nitekim ajanı kasap Beşar'ın işlemiş olduğu her şey için ilk emreden ve nehyeden Amerika olduğu gibi işlemiş olduğu büyük cürümlerden dolayı ajanını herhangi bir uluslararası sorgulamadan koruyan da Amerika'dır. Zira o, Suriye'de kendisine bağlı ajan bir yönetimin devam edeceği bir çözüme ulaşmak amacıyla Güvenlik Konseyi'nden, Arap Devletleri Ligi'ne ve kendi ajanları olan ülkelerin yöneticilerine kadar tüm araçlarını kullanmaktadır. Hatta kendi çıkarları için Rusya ve Çin'in Suriye yanlısı tutumlarından bile yararlanmaya çalışmaktadır. Aynı şekilde devam eden gerçekler, silahların aşırıcı İslamcıların eline geçmesinden korkulduğu gerekçesiyle dayattığı ayaklanmacıların silahlanmasına izin verilmemesiyle ilgili yaptıkları ile Suriye halkını kendi çözüm projesine boyun büktürmek için kendisinden istifade ettiği kasap Beşar'ın işlemiş olduğu cürümler arasında bir koordinasyonun olduğunu göstermektedir. Hatta Lavrov'un Mayıs ayının sonlarında olacağını açıkladığı konferansın zamanını, herhangi bir gün belirlemeksizin Haziran ayına ertelenmesi, kasap Beşar'ın el-Kusayr şehrini işgal etmesine ve konferanstaki müzakere tutumunu efendisi Amerika'nın çıkarı için güçlendirmesine ve onun çözüme dönük tasavvurlarını empoze etmesine fırsat vermek içindir...

Ey Şam-Suriye'deki Sabırlı ve Sadık Müslümanlar: Müslüman Suriye halkına yönelik uluslararası komplo, işte bu boyuta ulaşmıştır. Bu konferans ise bu komplo halkalardan bir halkadır. Zira Amerika, bu sayede bir taraftan Suriye otoritesinin geçiş sürecini garantilemek bir taraftan ajanı kasabın işlemiş olduğu cürümlerden dolayı sorgulanmasını ve sadece ayrılmasını garantilemek diğer taraftan da Hilafet'i kurma temelinde bir değişim yapmak amacıyla bir proje ortaya koyan savaşçı guruplara teröristler ve aşırıcılar oldukları gerekçesiyle darbe indirmek için çalışmak amacıyla tüm katılımcılarla görüş alışverişinde bulunmak istemektedir. Zaten bunu, hemen hemen tüm açıklamalarında ifade etmektedirler. Dolayısıyla bunun gerçekleşmesi için bu konferans iki paralel çizgide hareket edecektir: Birincisi siyasi olup kendisi için uygun tutumların alınması yönündeki eğilimini üstlenecek iki yardımcısıyla birlikte kendisi için bir ajan başkan dayatmak için çalışan siyasî muhalefetin durumunu düzenlemek ve bunlara bağlı kaması için de onun üzerine baskı uygulamaktır. İkincisi ise askerî güvenlik olup kendi yanlısı güvenlik güçleriyle birlikte yeni rejimi koruyacak ve en önemli işi İslamî projeye sahip olan muhaliflere darbe indirmek olacak yeni bir ordu oluşturmak. Dolayısıyla bu bağlamda özgür ordunun kalıntılarıyla silahlı gurupların kalıntılarını kullanmaya çalışacak ve onları da yeni çözüm projesini korumak için Afganistan'daki "ISAF" benzeri etkin bir Birleşmiş Milletler Barış Gücü ile destekleyecektir.

Ey Şam-Suriye'deki Sabırlı ve Sadık Müslümanlar: Sizin ilk, en büyük ve en tehlikeli düşmanınız Amerika olup onunla yardımlaşmak ve sorunlarınızın çözümünde onu hakem kılmak şeran caiz değildir. Zira onun çıkarı, sizin maslahatınızdan farklı olup Amerika, sizin ve dininizin düşmanıdır. Zira Filistin, Irak, Afganistan, Somali, şimdi de Suriye olmak üzere dünyanın her yerindeki Müslümanlara karşı yaptıklarına bir baksanıza. Ayrıca Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e ve Kur'an-il Kerîm'e hakaret eden ve İslam'ı terörle ve şeriatı ikame etmek için çalışan Müslümanları da aşırıcılar olarak suçlayan da Amerika'dır... Dinine ve Ümmetine ihanet eden ajan bir kişiden başkası onunla bir ilişki kurabilir mi Allah aşkına! O halde bunu kabul eden herkesi kaldırıp atın, onları ihanetle suçlayın ve  çözüm için en kısa ve en az külfetli yol için çalışın ki bu da; Hizb-ut Tahrir'in Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i örnek olarak takip ettiği şerî metottur. Bu da rejimi düşürmek için kuvvet ehlinin ellerini birbirlerine uzatmalarını, aralarında düzenli olarak çalışmalarını, ardından da yönetimi aralarında Allahu Teâlâ'nın indirdikleriyle hükmedecek ve aralarındaki tüm anormal durumları düzeltecek birine teslim etmelerini gerektirmektedir. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Rusya Yetimhanelerindeki Çocuklara İşkence Edilmesi Rusya'ya Özel Değil, Bilakis Bunun Gerçek Nedeni Laik Sistemdir!

17 Mayıs 2013 tarihinde, Rus televizyonu, İngiliz Guardion Gazetesi ve diğer haber ajansları, bir Rus yetimhanesinde ergenlik çağına girmiş iki erkek çocuğun on yaşının altındaki birçok çocuğa kemerle vurduklarını ve onları ayaklarıyla tekmelediklerini gösteren şok edici video kasetinin yayınlanması hakkında raporlar sunmuşlardır. Bu korkunç olay, Amur bölgesindeki Mzanowski yetimhanesinde meydana gelmiştir. Nitekim yetimhanedeki adını vermeyen bir üyeye göre kurum yetkilileri, çocuklara yönelik sistematik kötülüklerden haberdar oldukları gibi bu ihlaller ise onların gözetiminde yapılmakta olup buna rağmen bu şiddet kültürünü durdurmak için herhangi bir işlem yapılmamaktadır. Ayrıca Rusya'nın Çocuk Hakları Ombudsmanı (Pavel Astakhov'a) göre, yetimhanedeki çocuklara işkence edildiğine dair en az altı olay teyit edilmiş olup bunlar yetimhane denetçileri tarafından göz ardı edilmektedir. Rusya yetimhanesindeki çocukların ihmal edildiği, terk edildiği ve işkence edildiği yaygın ve belgelenmiş bir husustur. Zira 2013 Nisan ayında, Rusya'nın Khabarovsk bölgesinde bulunan yetimhanedeki iki hemşire, biri üç yaşında, diğeri ise on aylık olan çocukları ciddi bir şekilde dövmekle ve yedi aylık bir çocuğu da susturmak için plastik bir kutuya koymakla suçlanmışlardır. Çocuklara yönelik bu gibi iğrenç bir saldırı, sadece bu cürümleri işleyenleri veya bu kurumların idaresini değil, bilakis aynı şekilde laik sistemi Rusya toplumundaki en savunmasız ve güçsüz olan gurupları korumada tamamen başarısız olan Rusya'daki bölgesel ve uluslararası otoriteleri de kapsayan açık bir suçtur. Dahası bu, dağılmış olan Sovyet döneminden bu yana bir nebze olsun değişmeyen ve komünizm ile kapitalizmin çocukların ve yetimlerin haklarını korumadaki acizliğine ışık tutan utanç verici bir mirastır. Zira bu tür saldırılar ve çocukların sağlığını korumadaki başarısızlık, dünya çapındaki laik rejimler altında salgın boyutlarda tekrarlanmaktadır. Nitekim son aylarda, Kuzey Galler'de bulunan ve üç on yıl boyunca ihlallerde bulunduğu ifşa olan 18 bakım evi de dahil çocuklara yönelik sistematik saldırı ve tecavüz durumlarını kapsayan birçok skandallar Birleşik Krallığı'nı sarsmıştır. Buna ek olarak farklı şehirlerdeki yerel yönetimler, çocuklara cinsel sömürüde bulunan çetelerin tuzağına düşen savunmasız kız çocuklarını korumda başarısız olmalarından dolayı kınanmışlardır. Risk altındaki çocuklara yönelik bu sistematik zulüm, bireyleri arzularını Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın metoduna ve O'nun emirlerine göre değil de kendi hevalarına göre doyurmanın arkasında koşmaya teşvik eden laikliğin bir ürünüdür. Dolayısıyla otoritelerin onları korumada başarısız olmaları, çocukların korunmasını ve onların güvenliklerinin sağlanmasını ilgi ve önceliklerinin en alt limitinde tutan laik sistemin kendisine dayandığı değerlerin fesadının ve çöküşünün boyutunu göstermektedir.

Ey Müslümanlar!

İşte tüm bunlar, laik sistemin İslam ülkelerindeki çocuklara, yetimlere ve zayıflara yönelik asla güvenli bir toplum sağlayamayacağına dair açık bir delildir. Bilakis İslam hükümlerini tatbik edecek, onların tam olarak korunmalarını ve gözetimlerini sağlayacak ve onlarla hak ettikleri ve İslam'ın vacip kıldığı merhamet, şefkat ve onurla muamele edecek olan sadece Hilafet Devleti'dir. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا، وَيَعْرِفْ حَقَّ كَبِيرِنَا فَلَيْسَ مِنَّا "Küçüklerimize merhamet etmeyen ve büyüklerimizin hakkını tanımayan bizden değildir."

Hilafet Sistemi'nin İslamî değerleri güçlendirmesi, sadece toplumda takvayı geliştirmeyecek ve Müslümanların toplumdaki savunmasız insanlara karşı gözetim ve sorumluluk hissinin varlığını garantilemeyecek, bilakis aynı şekilde Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın emirlerine göre yetimlere kötü muamele edilmesini reddeden İslamî akliyeti de inşa edeceği gibi diğer taraftan da kesinlikle kadına veya yetime veya çocuğa vurmayan Resul [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'in fiillerinde görüldüğü gibi yetimlere ve çocuklara karşı güzel davranışlar benimseyecektir. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ "Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar." [Mâûn 1-2]

Ayrıca İslam'da İçtimaî Sistem, iffetin korunmasını, dolayısıyla evliliğin ve ailenin güvenliğini sağlayacaktır. Böylece anne ve baba tarafından çocuklar, şerî olmayan ilişkiler sonucunda istenmeyen çocuklar haline gelmek ve yetimhaneler ile bakımevlerine terk edilmek yerine sevgi ve uyum ilişkisi yaşayacaktır. Bunun yanı sıra Hilafet, çocuklarını İslam ideolojisi üzerine eğitecektir ki bunu da annelerin, babaların, akrabaların ve toplumun, çocukların ve yetimlerin korunması, onların vesayeti ve mallarının korunup gözetilmesi hususundaki temel sorumluluğun kendilerine ait olduğunu fark etmelerini sağlamak yoluyla yapacaktır. Dolayısıyla yetimhanelere gerek kalmayacaktır. Aynı şekilde çocuklara kötülük eden ve onların haklarını ihmal eden herkes, şiddetli bir şekilde cezalandırılacaktır. Yine İslam hükümlerine itaat etmek yoluyla Hilafet Devleti, yetimlerin bakımının sağlanmasını en önemli görevlerinden biri yapacaktır. Zira Hilafet Devleti, onların emiri olmasının yanı sıra onlardan sorumlu iken bu nasıl olmasın ki?

Ey Müslümanlar!

Bizler sizleri, Hilafet Sistemini kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte sıkı bir şekilde çalışmaya davet ediyoruz. Zira sizin ve çocuklarınızın korunmasını, güvenliğini ve emniyetini sağlamaya muktedir olan sadece odur.


Kadınlar Kısmı
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER