Cuma, 16 Şevval 1447 | 2026/04/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Şam "Neronu", İnsanları, Ağaçları ve Taşları Yakmayı, Yıkmayı ve Katletmeyi Tırmandırmaktadır O halde Yaşlılara, Dullara, Yetimlere ve Zarar Görenlere Yardım Edecek Olan Müslümanların Orduları Neredeler Hani?!

  • Kategori Hizb
  •   |  

Şam tagutu katliamları tırmandırmakta ve Şam tagutu ve "Neron'unun" emriyle bütün her şeyi gelişigüzel bir şekilde yakıp yıkan uçaklar, füzeler, bombalar ve ölümcül kimyasal maddeler ile bir biri ardına katliamlar yapılmaktadır... Dolayısıyla yaşlılar, kadınlar, çocuklar, dullar ve yetimler, kalpleri olduğu halde anlamayan, kulakları olduğu halde işitmeyen, gözleri olduğu halde görmeyen yöneticilerinin emriyle kışlalarında kıllarını dahi kımıldatmaksızın duran Müslümanların ordularından yardım isteyip nusret talep etmektedirler. Zira gözler kör olmaz, ancak göğüslerdeki kalpler kör olur!

Tagut, kafirlerden, münafıklardan, şerlilerden ve fücurlardan oluşan insanları, Ebu Davud'un Ebi ed-Derda'dan tahriç ettiği Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, إِنَّ فُسْطَاطَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَ الْمَلْحَمَةِ بِالْغُوطَةِ، إِلَى جَانِبِ مَدِينَةٍ يُقَالُ لَهَا: دِمَشْقُ، مِنْ خَيْرِ مَدَائِنِ الشَّامِ "Guta'daki katliam günü, Müslümanların sığınağı, Şam şehirlerinin en hayırlısı olan Dımeşk denilen şehrin yakınındadır" şeklinde buyurduğu kavlini Müslümanların üzerine uygulamak için Guta ve Dımeşk'in kırsalına karşı bir araya toplamıştır. Nitekim tüm bu insanlar, kendisine halef olacak alternatif bir ajan ortaya çıkarıncaya kadar katliama ve zulme devam etmesi için şu anki ajanı Şam tagutuna yeşil ışık yakan Amerika'nın emriyle bir araya gelmişlerdir. Çünkü Amerika, alternatif bir ajan olgunlaştırmadan önce Şam Neronu'nun yerinden edilmesinden veya helak olmasından, ardından da İslam'ın yönetime ulaşıp Şam'ın yeniden Dâr-ul İslam'ın merkezi olmasından korkmaktadır. Zira böylece, sömürgeci kafirlerin başları ve Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanet eden ajanları şok olacaklardır.

Ey Uzak-Yakın İslam Ülkelerindeki Ordular:

Allahu Teâlâ, وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerine borçtur." [el-Enfâl 72] şeklinde buyurduğu halde siz neredesiniz? Müslim'in Ebi Hureyra'dan tahriç ettiği hadiste Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz" şeklinde buyurduğu halde siz neredesiniz? Yerlerinden edilen, hurumatları çiğnenen, kanları akıtılan, evleri yıkılan ve malları mubah kılınan Şam halkını işitip gördüğünüz halde nasıl damarlarınızdaki kanlar kaynamıyor Allah aşkına? Sizin içinizde, Kuteybe'nin yemini, Mutasım'ın coşkusu ve Salahaddin'in kurtarıcılığı yok mudur?

Sanki meydana gelenler, dünyanın öbür ucunda meydana geliyor da sizin ile onun arasında hiçbir ilişki yokmuş ve sanki Şam Dâr-ul İslam'ın merkezi değilmiş gibi nasıl kışlalarınızda durabiliyorsunuz Allah aşkına?! Yöneticilerinizden sizler için bir emrin çıkmaması, sizin yerlerinizde oturmanızın bir gerekçesi olamaz. Zira yaratıcıya isyanda yaratılana itaat yoktur. Vallahi Allah, kardeşlerinize nusret verecektir. Allah, Allah, yöneticilerinize karşı hakkın yanında yer alın. O halde onlar, yarın sizlerden uzaklaşmadan önce bugün imkanınız varken siz onlardan uzaklaşın. Zira yarın, onlardan uzaklaşmaya güç yetiremeyeceksiniz.

إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلأَسْبَابُ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّا كَذٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ "İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten de çıkamazlar." [Bakara 166 167]

Ey Tagutun Ordusundaki Askerler:

Nasıl oluyor da kardeşlerinizin ve halkınızın üzerlerine lav mermilerinizi atabiliyorsunuz? Sizler askerliğe, halkınızı korumak ve düşmanlarınızı öldürmek için girmediniz mi? O halde Golan'ı işgal eden Yahudilere karşı susturduğunuz silahlarınızı, nasıl oluyor da yaşlılardan, kadınlardan ve çocuklardan oluşan halkınıza karşı harekete geçirebiliyorsunuz? Sizin içinizde, tüfeklerini taguta ve mücrim kuyruklarına karşı çevirecek ve ülkesine, halkına ve mazlumlara yardım edecek aklı başında bir adam yok mu? Sizlerin tagutun yanında yer alması, alnınızdan silinmeyecek kara bir leke olduğu gibi dünya hayatında rezillik ve ahirette de her ne zaman sönse alevlendirilecek olan bir ateş olacaktır. İşte o zaman tagut ve zebanilerinin size bir faydası olmayacaktır. Bilakis o vakit pişman olacaksınız, birbirinize lanet edeceksiniz ve hepinizin azabı bir kat daha artacaktır.

كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لأُولاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِنْ لا تَعْلَمُونَ "Her ümmet girdikçe kardeşlerine lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!" diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir." [Âraf 38]

Ey Sadık Ayaklanmacılar:

Dininizi, ırzınızı, malınızı ve nefsinizi savunun. Zira nusret ve şehadet bundadır. Aynen Salavâtullahi ve Selâmuhu Aleyh'in buyurduğu gibi. Zira Ebu Davud, Saîd İbn-u Zeyd'den Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أَهْلِهِ، أَوْ دُونَ دَمِهِ، أَوْ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ "Malı uğrunda öldürülen şehittir, ailesi uğrunda öldürülen şehittir, kanı ve dini uğrunda öldürülen şehittir."

Dolayısıyla kafirlerin, münafıkların, şerlilerin ve fücurların bir araya gelmesi sizleri korkutmasın. Zira Allah, el-Kavî'dir,  el-Aziz'dir ve haklarını, dinlerini, ailelerini ve ırzlarını savunan mazlumlarla birliktedir.

وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنتَصِرُونَ "Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar." [Şûrâ 39]

Dolayısıyla kanları akıtılanlar ve fedakarlıklar gösterenler bizzat sizlersiniz. İşte Hizb-ut Tahrir sizlere, Hilafet'in dışındaki bir sistemi ve Allah'ın şeriatının egemenliğinden başka bir egemenliği kabul etmemenizi nasihat etmektedir. Ardından da sizlere, zeki kanlarınızın yaratıcınızın katındaki hayrını ve fedakarlıklarınızın Allah katındaki derecelerinizi yükselttiğini hatırlatırız.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir, muktedirdir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yûsuf 21]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, İdeolojisi İslam Olan Siyasî Bir Parti Olup İslam Ümmeti Onun Dokusu, Şam'daki Şebâbı İslam Ümmetinin Ayaklanmasının Temel Bir Parçası ve Sizin Laik Projenizi Başarısız Kılmak ve Şam Topraklarında Hilafet Devleti'ni

21.04.2013 günü Londra Şark-ul Avsat Gazetesi'nde "Suriye Ayaklanmasının Kara Kedileri" başlıklı yayınlanan makalede Profesör Feyaz Sara şunları yazmıştır: "...Bu dönüşümde en tehlikeli olan, varlıkları sınırlı olan veya ayaklanmadan önce görülmeyen Hizb-ut Tahrir gibi siyasal İslam cemaatlerinin giderek büyümesidir... Şüphesiz şiddetin başlaması ve tırmanması, dini ve mezhepsel aşırıcıların yükselişiyle bağlantılıdır. Net bir ifadeyle bunlar, bir yandan toplum düzeyindeki diğer taraftan da elit, özellikle de siyasî elit düzeyindeki fikrî ve siyasî bozulmayı temsil etmektedirler." Sonra şöyle demiştir: "Bu, dini doğaya sahip olan sloganların yükselmesiyle çakışmaktadır. Dolayısıyla mezhepsel sloganlar, ayaklanma sloganlarının genel ruhuyla kesinlikle uyumlu değildir. Belki de bu sloganların en bariz olanları İslamî Devlet sloganı ile Hilafet Devleti'nin geri dönmesi gibi sloganlardır. Devletin İslamlaşması üzerinde çalışmakla ilgili olarak bu iki sloganın, açıklığı ve hoşgörüsüyle tanınan Suriyelilerin diniyle hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla bu, Suriye devletinin geçen yüzyılın otuzlarının ortalarında kurulduğundan bu yana Suriye toplumu için fikrî hareket yüzeyine çıkmamış olan bir mesele olup geçmişteki herhangi bir süreçte de İslamcılarla... Tahrirlilerle sınırlı elit konuşmalar geçmemiştir."

Profesör Sara gibi laiklerin konuşmalarını, makalelerini ve röportajlarını takip eden bir kimse, onların fikrî iflaslarını ve siyasî vakumlarını tamamen fark eder. Ayrıca onlar, Suriye'nin geleceğine dair herhangi bir siyasî projeye de sahip olmadıkları gibi içerisinde çeşitli ırkları, eğilimleri ve farklı yönelimleri ve mezhepleri barındıran bir ülkeyi yönetmeye dönük herhangi bir vizyon da taşımamaktadırlar. Zira onlar, kendilerine verilen güçten dolayı saptırmada çok ileri gitmişlerdir. Şimdi biz burada, sen kimsin? Nereden geldin? Ve sen neredeydin ey Profesör Sara? Sorularını sormak istemiyoruz. Nitekim bizler, sadece iki yıldır tutuklanıp evlerimize dönmüyoruz. Bilakis şebâbımız tutuklanıyorlar ve geri de dönmüyorlar! Şayet el-Cezira, el-Arabiyye, bu ikisine bağlı araçlar ve Batı'nın boynuzları, seni meşhur edip sana ayaklanma adına konuşma hakkı vermemiş olsalardı, evet bu olmamış olsaydı seni bir kişi dahi tanımayacak ve atalarını yüzyıllarca İslam ve Hilafet ile koruyan bir ülke için ne konuştuğunun bile farkına varmadan İslam Nizamına ve onun davet taşıyıcılarına saldırmak için yaptığın saçma sapan konuşmanı da bilmeyecekti. Halbuki radikal fikir, aşırıcı ve mezhepçi olarak niteleyerek kötülediğin Hilafet, size karşı merhamet sahibi olup sizleri, senin şuan Fransa'da ve aşiretinin de kasap Beşar'ın rejiminde olduğun gibi ikinci vatandaş statüsünde değil birinci vatandaş statüsünde sayacaktır!

Asırlar ve zamanlar boyunca sizleri defalarca savunan Hilafet'in ve siteminin erdemleri hakkında konuşurken senin önce kendine ve ailene karşı dürüst olman lazım Ey profesör Sara! Zira Osmanlı Devleti, en kötü siyasî durumlarında bile mallarınızı ve ırzlarınızı korumuştur. Ayrıca Şam valisinin, Nasranileri kurtarmak, onların ırzlarını korumak ve onların herhangi bir eziyete maruz kalmalarını önlemek için harekete geçtiği olayları biliyorsundur herhalde. Şayet sen gerçekten dürüst olsaydın, Avrupa'nın Nasranilik adına sizleri nasıl tuzağa düşürdüğünden, İslam Nizamı'na yönelik yaptığınız darbeye karşı hiçbir şey vermeksizin ve tazminat ödemeksiniz sizleri nasıl bir binek olarak kullandığından ve gölgesi altındaki siz ve atalarınızın yaşam gücüne nasıl hakaret ettiğinden bahsederdin.

Sana ve Şam ayaklanmasına karşı olan tüm sırtlanlara ve parazitlere, İslam'ın Şam'ında mütekamil bir kalkınma sağlayacak benzersiz tek sistemden başkası olmayacağını vurgularız ki bu da; Allahu Teâlâ'nın izniyle Nübüvvet Minhacı Üzere İslamî Hilafet Sistemi'dir. Allah'ın izniyle kurulacak olan devlet, Hizb-ut Tahrir'in metodu ve benimsemesi sayesinde hakkı gerçekleştirecek, adaleti sağlayacak ve İslamî olmayan bir devlete karşı senin gibilerin kalplerini açacak olan Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidî Hilafet Devleti olacaktır. Gerçekten sen insaflı olmuş olsaydın, başarısız olmuş komünizmini ve boş laikliğini terk eder ve Suriye'de Hilafet'e davet edenlerden olurdun. Çünkü gayrimüslimleri koruyacak olan sadece Hilafet olduğu gibi kalkınmak, yeniden yapılanmak ve Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın ve diğer facir laik kapitalist Batılı ülkelerin hegemonyasından kurtulmak için tek umut İslamî Hilafet'tir. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmuştur:

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah Semî'dir ve Alîm'dir." [Bakara 256]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Evet, Dünyadaki Krizlerin En Önemlisi Suriye Krizidir Ey El-İbrahimî! Çünkü Bu Kriz, Allah'ın İzniyle Raşidî Hilafet Devleti'nin Kurulmasıyla Sonuçlanacaktır

El-Ahdar el-İbrahimî 19.04.2012 Cuma günü, Uluslararası Güvenlik Konseyi'ne Suriye'deki çatışmayı durdurmak için tutumunu birleştirme çağrısında bulunarak dünyadaki en önemli krizin Suriye krizi olduğunu açıklamıştır. Nitekim bu açıklama, Amerikan yönetimindeki birçok yetkililerin, silahların aşırıcıların ellerine geçmesinden korktukları için Şam ayaklanmacılarının silahlandırılmasının sonuçları noktasında uyarıda bulundukları açıklamalarıyla eş zamanlı yapılmıştır. Ayrıca Wall Street Journal Gazetesi raporunda, Obama yönetimindeki üst düzey yetkililer son haftalarda Suriye ayaklanmasına yönelik değişik bir vizyonla bazı milletvekili ve müttefiklerini şaşırttıklarını ortaya çıkarmıştır ki o vizyon şöyledir: Şuan kesinlikle askerî bir yardım yapılmasını istememeleri, çünkü bir üst düzey yetkilinin söylediğine göre "iyilerin ve seçkinlerin" listenin başında veya ön planda olmadıklarına inanmalarıdır. Ayrıca rapor yetkililerin, aşırıcıların nüfuz etmelerini frenlemek ve Devlet Başkanı Esed'in yönetimden ayrılmaya ikna edilmesiyle birlikte Batılı hükümetlerin liderliğe getirmeyi ümit ettikleri ılımlı ayaklanmacıları güçlendirmek amacıyla vakit kazanmak için meselenin hassas bir manevrayı gerektirdiği şeklindeki sözlerini aktarmıştır. Nitekim John Kerry, Amerikan Senatosu'nun önünde şöyle demiştir: "Kaosun artmasına neden olmadığımızdan emin olmak için dikkatli bir şekilde ilerlemeye çalışıyoruz." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Paraları ele geçiren ve savaşa katılan aşırıcılar, kesinlikle bir tehdit oluşturmaktadırlar. Bu yüzden bizim yapmamız gereken, mümkün oldukça onları uzaklaştırmaya çalışmaktır."

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle'nin, "Suriyeli muhaliflerin, kendilerini terörist ve aşırıcı güçlerden uzaklaştırmaları gerektiğine" vurgu yaptığı bir sırada daha önce Avrupa Birliği'nin Suriye'ye dayattığı silah ambargosunun kaldırılması çağrısında bulunarak tek güvenli uygulamanın muhalefetin çıkarı için askerî terazinin kefesinin tercih edilmesini vurgulayan Fransa, şartların silahların teslimi için "uygun olmadığına" itibar ederek geri dönüş yapmıştır. Hatta Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonuna Üye Temsilcilerin önünde şöyle bir uyarıda bulunmuştur: "Şayet durumun devam etmesine izin verirsek, Suriye, bölgesel düzeydeki yansımaları bölünmelere neden olacak riskli bir parçalanmayla karşı karşıya kalacaktır. Zira Suriye krizi, yerel bir sorun olarak geri dönmeyecektir. Tabii bu, daha henüz başlamamış olan Suriye'nin bölüneceğini varsayarsak olacaktır. Dolayısıyla böyle bir durum altında militanlar başarılı olacaklardır." Ve şöyle bir uyarıda bulunmuştur: "Şayet el-Kaide yanlısı militan örgütler güç dengesinin ortasında yer alma imkanı bulurlarsa, istikrarsızlık riskleri Ürdün, Lübnan ve Türkiye'ye kadar uzanacaktır. Aynı şekilde Arap-İsrail çatışması yönüne uzanacak sonuçları da düşünmeliyiz."

Yahudi varlığının Başbakanı Benyamin Natenyahu, yapmış olduğu açıklamasında "Suriye'de bulunan silahların" ayaklanmacıların eline geçebileceği ve "uçaksavar silahların, kimyasal silahların ve diğer silahların, çok riskli olup oyunun kurallarını değiştirebileceği" uyarısında bulunmuştur. Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Onlar, şartları değiştirecekleri gibi Orta Doğu'daki güç dengesini de değiştireceklerdir... Aynı zamanda küresel düzeyde terörist bir tehlike de oluşturabilirler."

Basiretli bir gözlemcinin şu soruyu sorma hakkı vardır: Tüm bu tutumların arasını bağlayan bağ nedir acaba? Daha önce Tunus, Mısır, Libya ve Yemen'de gerçekleşen Arap Baharı ayaklanmaları hakkında neden hiçbir şey işitmiyoruz?? Suriye ayaklanmasını onlardan ayıran şey nedir??

Buna cevap şudur: Batı, daha önceki ayaklanmaları çevrelemede, onların dalgalarını dindirmede ve onların gidişatlarını kontrol etmede başarılı olmuştur. Ancak o, şu ana kadar Batılı ülkelere bağlı blokları kırmada ve Batı'nın çıkarları için bir tehlike oluşturmayacak şekilde yeni bir "ayaklanma" sözleşmesi formüle etmede başarısız olmasının yanı sıra Batı dünya sisteminin trajedilerini dağıtmaya dönük dünya halklarının arzuladığı hadaratsal bir örneklik sunamamıştır.

Şayet Batılı liderler, Suriye'deki ayaklanmanın dizginlerini tutması ve kendi çıkarlarına hizmet eden Esed rejiminin ardından sürecin formülasyonunu sağlaması için kendisine ait bir "Karzai" ortaya çıkarma imkanı bulabilselerdi, daha önce Scud füzelerine ihtiyacı olan Neron'un dışında tarihin bir benzerine şahit olmadığı iki yıldır süren kanlı bir zulme gerek kalmayacaktı. Hatta Stalin bile Rusya'nın şehirlerini tahrip etmek için halkının başlarının üstüne füzeler kullanmamıştır...

Ancak onların, bir kısmını aktardığımız açıklamaları, Şam ayaklanmasının başarıya ulaşacağından ve Arap Baharı ayaklanmalarına karşı başarısız olmaktan korktukları gerçeğini ifşa etmektedir: Dikkat edin bu, Batılı ülkelere bağlı blokları kıracak, Ümmeti sömürgecilerden kurtaracak, [لا إله إلا الله محمد رسول الله] tevhid râyesini yükseltecek ve dünyanın gıpta edeceği bir İslam toplumu inşa edecek olan Hilafet Devleti'nin kurulmasıdır. Bu, Aziz olan Allah'a hiçte zor değildir.

Son olarak bizler tüm bu insanlara, Allah'ın izniyle Hilafet'in kurulacağını ve tüm Şam topraklarının Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin sultanının altında olacağını vurgularız.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Müslümanlar! Müslümanların Kanları Dökülürken Yöneticileriniz Neredeler Hani? Dünyanın Harekete Geçmesi İçin Bostan'daki "Faziletli Cedide Artuz'da" Bir Katliamın Meydana Gelmesi mi Gerekiyordu? Hilafet Devleti'nin Yokluğunda İs

İran ve Lübnan Hizbullah'ından gelen ve Avrupa'nın ve uydularının gözleri ve kulakları önünde ve Obama'nın ve dış odakların lütfu ve Amerika'nın savunması sayesinde kendileri için Süveyş Kanalı ile Türkiye ve Irak semaları üzerinden Rusya ve İran türü silahlar taşınan ölüm mangaları bugün, İslam ve Müslümanların tarihinde azim bir şehir olmasının yanı sıra asırlar boyunca Haçlıların gözünde büyük bir güç olan azim şehrin etrafındaki güvenli sivillere karşı soğukkanlılıkla korkunç bir katliam gerçekleştirdiler ki bu şehir, Emevi Hilafet'i ile Raşid Halife Ömer İbn-u Abdulazizli Dâr-ul Hilafet'e başkentlik yapmış olan Dımeşk'tir. Zira Arap dünyasının yalancı yöneticilerinin orduları özellikle Arap Yarımadası'nda konuşlananlar karılar gibi korunurken dünyadaki şer güçleri, bu günlerde nadiren siyasî ve askerî karar merkezlerinde görülen onurluları ve şereflileri utandıracak korkunç bir katliam gerçekleştirdiler.

Bugün Dımeşk ve kırsalının semalarında Müslüman kadınların, "Vaaa Mutasımâ, Vaaa Haliftâ, bizleri  kurtarın ey Müslümanlar, bizleri kurtarın ey Müslümanların orduları, Beşar rejiminin köpekleri etlerimizi parçalamakta, bizleri bombalamakta, bizleri yok etmekte, bizleri sürgün etmekte, ardından bize karşı insanî olmayan hayvanî kinlerini sakatlayarak ve yakarak doyurmaktadırlar çığlıkları yükselmektedir!"

Allah, Allah, siz ey Müslümanlar, ya siz ey görüp işittiği halde aldırış etmeyenler! Allah, Allah, ya siz ey rejimin ordusundaki subaylar! Şayet aranızda hala şerefli kimseler varsa, o halde katliamlarda ve İslam'a ve Müslümanlara kindarlıkta Haçlıları, Cengiz Han'ı ve Hulagü'yü bile geçen bu tür katillerin ailenizi ve topraklarınızı kirletmesine nasıl razı olabilirsiniz? O halde İslam'ın koruyucusu ve merkezi olan Şam'da İslam'ı ve Müslümanları yok etmek için dünyanın dört bir tarafından gelen mücrimler tarafından ırzlarınızın çiğnenmesine, çocuklarınızın doğranmasına ve erkeklerin yakılmasına karşı nasıl sessiz kalabilirsiniz?

Yazıklar olsun size! Irzlarınıza ve kanlarınıza karşı korkuyor musunuz yoksa? Halbuki Resulünüz sizleri, şayet Şam halkı fesada uğrarsa sizde artık hayır kalmaz şeklinde uyarmadı mı? Yoksa Rabbinizi unutup dininizi terk mi ettiniz? Buna rıza gösterenlerin ve Rabbinden yüz çevirenlerin vah haline, vah haline!

أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلا قَلِيلٌ "Yoksa ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının menfaati, ahiretin yanında çok azdan başkası değildir." [Tevbe 38]

Nitekim "faziletli Cedide Artuz'daki" halkımız, atı günden fazladır efsanevî bir kararlılık göstermişlerdir. Zira Allah onlarla beraberdir ve çok az bir donamıma sahip oldukları halde çok güzel bir iş çıkarmışlardır. Dolayısıyla artık ellerinde yardım isteyenlerin çığlıklarına karşılık verecek mühimmatları ve cevap verecek kimsenin kalmadığını fark ettiklerinden dolayı insan kurtlarına karşılık vermişler ve tüm güçleriyle savunmuşlardır! Zira rejimin zebanileri, ırzlarını savunan insanların etlerini parçalamak için müdahale etmişler ve Müslümanların düşmanı Rusya'nın silahlarıyla yaşlıların, kadınların ve çocukların üzerine saldırmışlardır... Bunun üzerine cami imamını öldürmüşler, ailesine işkence etmişler ve hepsini yakmışlardır. Oysa belki Mutasım gibi bir yardım eden ortaya çıkar diye tüm bunlar ve yardım çığlıkları gökleri çınlatmıştır ancak maalesef çağrıda bulunanlarda bir hayat yok...!

Ey Müslümanlar:

Doğru ve güvenilir tanıklıklar, Şam ayaklanmasının içerisinden geçtiği durumun ciddiyeti ortaya çıkınca, savaşan ayaklanmacıları bitirmek, onların güçlerini parçalamak ve Beşar'dan daha çok Obama'nın uykularını kaçıran Dımeşk savaşına son vermek için Amerika-Rusya ve İran kendi aralarında komplo kurmuşlardır.

Bundan dolayı ey insanlar her zaman şunu söyledik ve söylemeye de devam ediyoruz; Ümmetin, sizleri koruyacak olan Hilafet Devleti'nden ve sizleri kurtarmak için gelecek, düşman gemilerini denizlerinden geçmesine, uçaklarını semalarında uçmasına ve sonra da Müslüman erkek ve kadınları katletmelerine terk etmeyecek olan bir Halife'den başka bir umudu kalmamıştır! Yoksa artık Hizb-ut Tahrir'in etrafında toplanmanızın, onunla birlikte İslam râyesini kaldırmanızın ve içerisinde izzeti, güveni ve güvenliği bulacağınız İslamî Hilafet'i kurması için ona biat etmenizin zamanı gelmedi mi?


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir'in Aşağıdaki Başlık Altında Ürdün'de Düzenleyeceği Önemli Basın Konferansında Yüzlerce Kadın Bir Araya Gelecektir: "Şam'ın Şerefli Kadınlarını Korumak İçin Hilafeti Kurmakta Acele Edin"

27 Nisan 2013 günü, aralarında gazetecilerin, kuruluş temsilcilerinin ve bunların dışında kadın karar vericilerin de olduğu yüzlerce kadın, katil tagut Beşar Esed ile kafir katil Baas rejimi tarafından Suriye'deki kadınlara ve çocuklara karşı işlenen korkunç acıların ve vahşî katliamların boyutunu tartışmak için Amman-Ürdün'deki kadına dönük basın konferansında bir araya geleceklerdir. Ayrıca aynı şekilde Ürdün ve ez-Zaateri ölüm kampındaki Suriyeli kadınlar da katılmaları için davet edilecektir... Zira yüzlerce kadın ve çocuk, içler acısı koşularda sefalet ve umutsuz bir hayat yaşamaktadırlar. Daha önce benzeri görülmemiş nevine münhasır bu basın konferansı, Hizb-ut Tahrir tarafından, tanınmış usul alimi, uzman siyasetçi ve büyük düşünür hizbin emiri alim Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'nın gözetiminde ve "Şam'ın Şerefli Kadınlarını Korumak İçin Hilafeti Kurmakta Acele Edin" başlığı altında sadece kadınlar için düzenlenecektir. O gün yapılacak konuşmaların açılış konuşmasını hizbin emiri yapacağı gibi onu, Hizb-ut Merkezî Medya Bürosu Kadınlar Kısmı'ndan bir bayan konuşmacı takip edecek ve ardından da Suriye'deki korkunç durumlardan bahsedecek olan Suriyeli bir bacı konuşacaktır ... Ayrıca kaçırma, işkence, tecavüz ve haklarında hiçbir yakınlık ve zimmet gözetmeyen mücrim Suriye rejimi tarafından kadınların ve çocukların katledilmesi çerçevesinde Şam tagutunun cürümleri açıklanacaktır. Bunun yanı sıra konferansta, video aracılığıyla Suriyeli kadınların mücrim Beşar Esed tarafından maruz kaldıkları korkunç çilelerini ve ölüm ve işkence kampanyalarını anlatan görüntülü tanıklıklar sunulacaktır. Ardından konferans, Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Kadınlar Kısmı'ndan olan konuşmacının konuşmasıyla son bulacaktır...

Konferansta konuşmacılar, sadece İslam dünyasındaki hükümetler ile uluslararası toplumun Suriyeli kadınlardan vazgeçmeleri, onları kendi akıbetleriyle baş başa bırakmaları ve bu katliamlara bir son vermek için herhangi bir çözüm sunmada sefil bir şekilde başarısız kalmaları keyfiyetine ışık tutmayacaklardır. Ancak aynı şekilde onların, Suriyeli kadınları katletmesi ve onların ırzlarını çiğnemesi için Suriye rejimine zaman kazandıran boş açıklamalarına ve kısır misyonlarına da ışık tutacaklardır. Aynı şekilde (konuşmacılar), İslam ülkelerindeki yöneticilerin, bitkin düşmüş taraftarlar gibi bu kan banyosunun üzerine oturduklarını, dahası bu aşağılık rejimle işbirliği yaptıklarını vurgulayacaklardır. Zira bu yöneticiler dünyanın en büyük ordularına liderlik etmelerine rağmen Şam halkına yardım etmek ve onların zeki kanlarının dökülmesini önlemek için ordularını harekete geçirmemektedirler. Bu da mücrimin ve şebbihalarının, hasta halleriyle açık bir şekilde onurlu ve iffetli Şam kadınlarına karşı iğrenç cürümler işlemeye teşvik etmektedir. Aynı şekilde konferans, azim İslamlarının vaciplerini yerine getirmeleri, bacılarının kanlarının dökülmesini önlemek için girişimde bulunmaları, hiç gecikmeden Suriye'deki analarının ve bacılarının onurlarını savunmaları ve Hilafet Devleti'ni kurması amacıyla da Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri için İslam ordularına kalpten bir nidada bulunacaktır. Zira İslam'a dayalı tek devlet Hilafet'tir. Kadına haklarını verecek ve onların onurlarını koruyacak olan devlet sadece Hilafet'tir. İçerisinde Ümmetin kızları için güvenli bir bekçi olacak, onların hayatlarını savunacak, ırzlarını savunacak ve hiç tereddüt etmeksizin ve geç kalmaksızın onların onurlarını koruyacak olan bir Halife'nin olduğu devlet de Hilafet'tir.

Bizler, medya organları ile gerçek çözümler oluşturmak ve Şam tagutunun uyguladığı katliamlara son vermek için ihlasla çalışan tüm kadınları, bu benzersiz ve önemli olan basın konferansına katılmaya davet ediyoruz. Sonra basın konferansının sonunda, halkın konuşmacılara sorular sorma fırsatları da olacaktır.

 

Editörden notlar:

1) Basın konferansı, 27 Nisan 2013 günü, Amman-Ürdün'de sabah saat 9:30'da düzenlenecektir. Kayıt için kapılar saat 9:00'da açılacaktır. Basın akreditasyonu gerekmektedir. Sorular, görüşmeler ve akreditasyon için Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ile bağlantı kurulması rica olunur. Sonra sadece kadın gazeteciler ile kadın kamera takımının basın konferansına katılmalarına izin verilecektir.

2)Konferans, Hizb-ut Tahrir'in aşağıdaki medya sitesi üzerinden canlı olarak yayınlanacaktır:

www.htmedia.info

Görsel propaganda sempozyumunu görmek için:

http://www.youtube.com/watch?v=a6ULqfxuWrk&feature=youtu.be tıklatın.


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Akbaba Abdullah Hükümeti de Daha Öncekiler Gibi Olup İnsanlara Zulmetmek İçin Bir Araçtan İbarettir

Akbaba Abdullah hükümeti 14.04.2013 günü, parlamentoya, temelinde güven talebi olan bir beyanatını sunmuş ve bu beyanat ise akbaba hükümetinin yapabileceği bir örneklik sunmasının ardından gerçekleşmiştir. Zira o, yakıt fiyatlarını yükseltmek ve elektrik ile diğer temel emtiaların fiyatlarını yükseltme niyetinde olduğunu açıklamak yoluyla yoksulların ceplerini soyma eylemlerine başlamış, İrbid şehrindeki göstericilere intikamcı ve vahşî bir yöntemle baskı uygulamak yoluyla rejimin güzel davranışlarını sergilemede acele etmiş ve Rasife bölgesine kirli içme suyunu sağlamak yoluyla da kötü bir gözetin hareketi göstermiştir! Bunların dışında ortaya çıkmasından şu ana kadar bu rejimin sicili kötü gözetim hareketleriyle doludur. Peki bu akbaba hükümette yeni olan ne var acaba?

Ürdün rejimi, şoklara karşı dayanıklı ve kendisi adına günah keçisi olacak hükümetler oluşturmuştur. Zira Bakanlar, sömürgeci kafir Batı'ya bağımlılığa ve onun ajandalarını uygulamaya odaklanmanın yanı sıra kokuşmuş kapitalist sisteme odaklanma temeline dayalı olan rejimin günahkar politikalarını yüklenmişlerdir. Dolayısıyla bu hükümetlerle birlikte tüm hükümetler, kamu paralarının daha fazla heder etmişler, borçlanmayı daha da yükseltmişler, yoksulluk, işsizlik ve suç oranlarını yükseltmişler, toplum içerisindeki suç dairesini genişletmişler, yolsuzluğu artırmışlar, yolsuzları koruyan sistemi güçlendirmişler, insanların zaten kötü olan şartlarını daha da kötüleştirmişler ve ülkeyi, sömürgeci kafire bağlı politika ve ekonomi bataklığında boğmuşlardır.

Bu hükümetin, daha önceki hükümetlerden bir farkı olmamasına rağmen o, öncelikli olarak yoksulların ceplerine savaş açtığını açıklayarak çok daha küstah olmuştur. Hem de bunu, liderlerin yolsuzluğu güçlendirdiği ve insanların gücü ve ülkenin selameti pahasına ülkenin servetlerinin zenginlere peşkeş çekildiği bir sırada yapmıştır.

Ey Ürdün Müslümanları!

Sizlerin çekmiş olduğunuz acılardan kurtulmanız, sadece Allah'ın hükümleri önünde Fatıma [Radıyallahu Anhe]'yi de diğer insanlar gibi kılan İslam Nizamı'nın tatbik edilmesiyle olacaktır. Zira SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur: وَأيْمُ اللهِ لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ ابْنَةَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتْ، لَقَطَعْتُ يَدَهَا "Allah'a yemin olsun, Muhammed'in kızı Fatıma bile hırsızlık yapsa onun da elini keserdim." [Şeyhan rivayet ettiler]

Yine sizlerin çekmiş olduğunuz acılardan kurtulmanız, sadece Müslümanlardan bir kadının çığlığından dolayı Mutasım [Rahımehullah]'ı Ömeriyye'yi fethetmeye sevkeden, Müslümanların Halifesi Ömer [Radıyallahu Anh]'ı  ilk önce acıktığı halde en son doymaya sevkeden, İslam ülkelerindeki kuşlar aç kaldı denilmesin diye Ömer İbn-ul Aziz'i dağların tepelerine buğday saçmaya iten, Sultan Abduhamid'i "bedenime neşter vurulması Filistin'in Hilafet Devleti'nden koparılmasından benim için daha kolaydır" şeklindeki sözü söylemeye sevkeden İslam Nizamı'nın tatbik edilmesiyle olacaktır.

Ey Müslümanlar!

Yaşamış olduğunuz bu kötü durum, Hilafet Devleti ile İslam'ın hükümlerinin hayat vakıasından kaybolmasının doğal bir sonucudur. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, yeryüzünün zenginliklerini çıkaracak ve gökyüzünün bereketlerini indirecek olan Allah'ın şeriatını tatbik etmek yoluyla İslamî hayatı yeniden başlatmak için ciddi ve muhlis bir şekilde çalışmaya davet ediyoruz. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmuştur:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَـكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ "O ülkelerin halkı iman edip ittika etselerdi üzerlerine semanın ve arzın bereketlerini yağdırırdık. Ancak yalanladılar ve bizde ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik." [Arâf 96]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, Camilerin Yıkılmasını ve Camilere Kundaklama Girişiminde Bulunulmasını Kınar Hizb-ut Tahrir Resmî Heyetinden, Tondam Müslümanlarına Özel Bir Mektup

Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, sırf ibadet evlerine olan düşmanlıklarından ve buraları kirletme arzularından dolayı bir "cemaat" mescidi ile "Fasahaya" mescidinin bölümlerini yıkan ve bu mescitlere kundaklama girişiminde bulunan (Zambiya'ya komşu Tanzanya'nın Güney Batısında bulunan) Tondam'daki birtakım Nasranilerin şerir eylemlerini şiddetle kınar. Nitekim Hizb-ut Tahrir, zarar gören mescitlerin imamları ile bölge Müslümanlarına özel bir mektup teslim etmeleri için Merkezî Temas Lecnesi aracılığıyla iki üyeden oluşan resmî bir heyet göndermiştir.

Mektup, aşağıdaki hususlara değinmiştir:

1-Mescitlerin yıkılması ve onlara yakma girişiminde bulunulması, sadece Tondam Müslümanları için değil tüm İslam Ümmeti için bir trajedidir. Çünkü bizler, tek bir Ümmetiz ve İslam'da mescitlerin konumu çok yüksektir. Zira mescitler, Allah Azze ve Celle'nin evleridir.

2-Müslümanlara yönelik düşmanlık, Amerika'nın liderliğindeki kafirler tarafından oluşturulan uluslararası düşmanlığın bir sonucudur. Nitekim "işe yaramaz kafirlerin" bölgemizi kışkırtıp sürüklemelerinin ve tamamen bize karşı düşmanlık göstermeye cesaret etmelerinin sınırı, bu mescitlerin yıkılması ve yakılma girişimlerinde bulunulması gibi eylemlerin yapılmasına kadar ulaşmıştır.

3-Demokrat hükümetler, insanlar arasında güzel ilişkilerin kurulmasında başarısız olmuşlardır. Bilakis bunun yerine siyasî çıkarlarına hizmet ettiğini gördüğünde dini kullanmakta ve kısa bir süre sonra, bu çıkarlarını gerçekleştirmeye muktedir olamadığında sırf duygularından dolayı ondan vazgeçmektedir.

4-Demokratik sistem, mülkiyetlerin ve ibadet evlerinin güvenliğini garantilemede aciz kalmıştır. Zira o, halka veya dine gerçek anlamda önem vermeyen bir sistemdir.

5-Bugün Müslümanlar, Müslümanları, kimliklerini ve mescitlerini koruyacak olan İslamî Hilafet Devleti'nin olduğu devletlerini kaybetmişledir. Tondam'da mescitleri yakma girişiminde bulunulması, yıkılan ve birçok Müslümanın hayatına mal olan birçok mescitlere dair küçük bir örnektir. Zira altından tüneller kazmak yoluyla gece gündüz onu kirletmek için komplo kuran Yahudilerin pençesindeki Kudüs'te el-Aksa eş-Şerif Mescidi'nde olanları da unutmuyoruz.

6-Tondam ve kafirlerin bu komplo ve saldırılarıyla karşı karşıya kalan diğer bölgelerdeki Müslümanlara deriz ki; bizim yapmamız gereken, pusulamızı kaybetmemek ve İslamî hükümlerin ötesine geçmekten çekinmektir. Zira İslam'a sımsıkı sarılmamız ve yapmış olduğumuz tüm fiillerimizde İslam'ın hükümlerine bağlı kalmamız vaciptir.

7-Diğer bölgelerle karşılaştırıldığında Tondam'daki Müslümanların sayısı az olmasına rağmen onların, ümitsizliğe düşmemeleri ve kendilerini kardeşlerinden soyutlanmış bir şekilde görmemeleri gerekmektedir. Zira Müslümanlar, her nerede olurlarsa olsunlar tek bir Ümmettir. Bundan dolayı Müslümanların vacibi, emin olmalarıdır. Zira bir Müslüman tek başına kalsa bile sahih bir yolu takip ettiğinden dolayı emin ve kararlı olmalıdır. Buna binaen  bu olay Müslümanları, İslam'ı yaymaya ve bütün her şeyin çözümlerini içeren bir hayat biçimi olan İslam'a davet etmeye teşvik etmelidir. Ayrıca davet, Nasranileri, özellikle de onların  aydınlarını, kendilerine İslam'ın adaleti hakkında derin bir anlayış vermek amacıyla zimmet ehli ile ilgili şerî hüküm yoluyla ikna etme paralelinde olmalıdır. Bunun yanı sıra bugünkü sorunun, karşılıklı anlayış temelinde yaşamak yerine insanlar arasında düşmanlık oluşturan demokratik küfür sisteminde olduğunu gayrimüslimlere göstermeliyiz.

Sonuç olarak Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika herkesi, Hilafet'in olduğu İslam Devleti'ni kurma vacibini gerçekleştirmek için çalışmaya davet eder. Zira insanların, mülkiyetlerin ve Müslümanlar ile gayrimüslimlerin ibadet evlerinin güven ve güvenliğini garantileyecek olan sadece Hilafet'tir.


Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yabancı Bağımlılığa ve İstihdama Karşı "Özgürlük" Gösterisi

  • Kategori Tunus
  •   |  

Hizb-ut Tahrir, 10-11-12-13 Nisan 2013 günlerinde, Bardo Kurucu Meclis Merkezi'nin önünde "Yabancı Bağımlılığa ve İstihdama Karşı "Özgürlük" Gösterisi" başlığı altında açık bir gösteri düzenlemiştir. Gösterinin arasına hizbin en önemli kitaplarıyla fikrî çıkarımlarına dönük bir sergi nüfuz ettiği gibi görsel, yazılı ve işitsel medya organlarının dikkat çekici bir şekildeki katılımının ortasında hizbin kurucu meclise sunduğu mektubun yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı'na yönelttiği bir mektup da dağıtılmıştır.

Nitekim gösteri, insanların açık ve net bir tepkisine tanık olmuş ve bu sırada insanlar, hizbin yabancı bağımlılığı ve istihdamı ve ülkenin yağmacı İMF tarafından ipotek edilmesini reddetmeye dönük çağrısından ve bu meselenin ülkenin ekonomisine yönelik tehlikesini ve ülkeyi sömürgeci kafirin eliyle ipotek edilir hale getirdiğini açıklamasından dolayı etkilenmişlerdir.

Gösterinin arasına, hizbin bazı şebâbının bu meseleyle ilgili sözleri de nüfuz etmiştir.


Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER