Cumartesi, 02 Zilkâde 1447 | 2026/04/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Soru-Cevap

Soru:

Şahsiyet kitabının birinci cüzünde şunu okudum: "Resulün müçtehid olması caiz değildir." Anayasa Mukaddimesi'nin ikinci bölümünde de şunu okudum: "Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], hem fey malını hem cizye malını hem de ülkelerden gelen harac malını kendi görüşüne ve içtihadına göre harcamıştır. Nitekim bu mallar hakkında gelen şeri nasslar, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i bunları dilediği gibi harcamakta serbest bırakmıştır. Dolayısıyla bu, İmamın/Halifenin bu mallarda kendi görüşüne ve içtihadına göre tasarrufta bulunmaya hakkı olduğuna dair bir delildir. Çünkü Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in bunu yapması şeri bir delildir. Dolayısıyla bu mallarda kendi görüşüne ve içtihadına göre tasarrufta bulunması için İmama/Halifeye verilmiş bir izin olmaktadır."

Sanki bu iki metnin arasında bir tenakuzluk var gibi. Bu hususu açıklmanızı rica ediyorum?

Cevap:

Şahsiyetin birinci cüzünde geçen metin ile Mukaddime'nin ikinci bölümünde geçen metin arasında herhangi bir tenakuzluk yoktur:

Şahsiyet birde geçen şu metne gelince; "Resulün müçtehid olması caiz değildir." Bunun delilleri, Şahsiyette geçen bu bab altında açıklanmıştır. Bunlar, bu hususta açık ve sahih delillerdir. Aynen Subhânehu'nun şu kavli gibi:

قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ "De ki: Ben sizi, sadece vahiy ile uyarıyorum." [Enbiya 45]

Yani ey Muhammed onlara de ki; ben sizi, sadece bana indirilen vahiy ile uyarıyorum demektir. Yani benim sizi uyarmam, vahiyle sınırlıdır demektir. Nitekim Allahu Teâlâ, Necm suresinde şöyle buyurmuştur:

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى "O, kendi hevasından konuşmaz. O ancak vahyedilen bir vahiy ile (konuşur)." [Necm 3-4]

Yani Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], teşride sadece vahiyle konuşur ve vahiyden başka bir şey yapmaz demektir. Dolayısıyla o, kendi nefsinden içtihat yapmaz demektir. Çünkü müçtehid, isabet de edebilir hata da edebilir. Bu ise teşri hakkında konuşmayan ve vahiyden başka bir şey yapmayan Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] hakkında sahih değildir.

Mukaddime'nin ikinci bölümünde geçen metne gelince; bu, Müslümanların maslahatları için harcamada bulunmak veya vali ve kâdi tayin etmek gibi devletin işlerinin yürütülmesiyle ilgilidir... Zira cizye, harac, fey ve mürtedlerin malları gibi devletin mülkünün Müslümanların maslahatları için harcanması, Müslümanların maslahatlarını gerçekleştiren Devlet Başkanı'nın içtihadına bırakıldığı gibi aynı şekilde bir valinin tayin edilmesi de Müslümanların maslahatlarını gerçekleştiren Devlet Başkanı'nın içtihadına bırakılmıştır.

Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], hem Nebi hem Resul hem de Medine'de bir yönetici idi. Dolayısıyla o, teşride içtihatta bulunmaz. Bilakis indirileni tebliğ eder. Ancak SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bir yönetici olarak Müslümanların maslahatları için harcamada bulunuyordu. Bunu ise SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların maslahatlarını gerçekleştirmek için kendi görüşü ve içtihadına göre yapıyordu. Mesela Huneyn'de ganimetlerden insanlara verirken diğerlerinde vermemiştir. Dolayısıyla sadece bu bile dikkate alındığında, şeriat bunların harcanmasını Devlet Başkanı'na bırakmıştır. Bunların dışındakiler ise buna intibak etmemektedir. Mesela zekatın harcanması gibi.

Bu tür şeyler, devlet cihazının idaresinin yürütülmesi için olduğu gibi şayet Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], falan kişiyi vali veya kâdi olarak tayin etmiş olsa... bu falan valinin velayeti vahiyle olmuştur denilmez. Bilakis bu, Müslümanların maslahatlarını gerçekleştiren SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in içtihadıyla valilerin ve benzerlerinin tayin edilmesi babındaki devletin işlerinin idaresindendir.

Hakeza Şahsiyet birde geçen metin ile Mukaddime'nin ikinci bölümünde geçen metin arasından herhangi bir tenakuzluk yoktur.

Devamını oku...

Soru-Cevap

Soru:

Vakit namazlarını kılan, ancak insanlarla birlikte Cuma namazını kılmayan ve sadece öğle namazını kılan biriyla yapılan tartışmada, onun bu durumuna karşı çıktığımda kendisi Cuma namazının sıhhati için Halife'nin varlığının şart olduğunu söyledi. Peki fakihlerden herhangi biri de bunu söylüyor mu? Bu hususta hizbin görüşü nedir? Allah sizi, hayırla mükafatlandırsın.

Cevap:

İster Halife bulunsun isterse bulunmasın, Cuma namazı farzdır. Buna ilişkin deliller meşhurdur ve bunlardan bazıları şunlardır:

Alahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ "Cuma günü namaz için çağrıldığı zaman alış-verişi bırakıp Allah'ın zikrine koşunuz. Eğer bilirseniz, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.[Cuma 9]

Hâkim Müstedrek'inde, Ebi Musa'dan Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:

الجمعة حق واجب على كل مسلم في جماعة إلا أربعة: عبد مملوك، أو امرأة، أو صبي، أو مريض "Cuma namazı, şu dört kişi hariç geri kalan her müslüman üzerine cemaat içinde yapması gereken vacib bir hakdır: Köle, kadın, çocuk ve hasta."

Hâkim, şöyle dedi: "Bu hadis eş-Şeyhayni'nin şartı üzere sahih olup bu hadisi tahric etmemişlerdir." Aynı şekilde Nesai, Ömer'den, o da Nebi [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'in eşi Hafsa'dan, Nebi [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:

رَوَاحُ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ "Cumaya gitmek, her ihtilam olan (erkeğin) üzerine vacibtir."

Dolayısıyla bu delillerden, (Cuma namazının) İmam [Halife] ile sınırlandırılmadığı gayet açıktır.

Aynı şekilde (Mâlik, Eş-Şâfi ve İbn-u Hanbel'in) olduğu üç mezheb sahipleri de bu şekilde söylemektedirler. Henefilerin, Cuma namazının şartlarından bahsetmelerine gelince;

(Böylece ya Sultanın izni olması ya onun katılması ya da onun resmî yardımcısının katılması gerekir. Hakeza Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ve Raşid Halifer döneminde de durum bu şekildeydi. Bu, Cuma namazı ikame edilen beldede bir İmamın [Halife'nin] veya yardımcısının olması durumunda geçerlidir. Şayet ölüm veya fitne veya benzerlerinden dolayı bu ikisinden birisi yoksa, o zaman içlerinden birinin imam olması üzerinde anlaşırlar ve o da onlara Cuma namazını kıldırır.) Dolayısıyla Sultanın izninin olması şartı, yukarıda geçen delillerden dolayı bizim de tercih ettiğimiz bir görüştür.

Hülasası; İster Halife olsun isterse Halife olmasın, Cuma namazı farzdır.

 

Devamını oku...

Soru-Cevap

Soru:

1-İslam'da Yönetim Nizamı kitabında (yönetim [hüküm], mülk ve sultan aynı manada) geçmektedir. Soru şudur: Bu, yönetimin lügat manasımıdır yoksa ıstılahi manasımıdır? Sonra bu iki mana, ortak bir lafız mıdır?

2-Sonra hadiste geçen (biat) kelimesi, Halife ile Ümmet arasındaki akit manasında varit olmuştur. Peki (biat) kelimesinin manası, lügat mı yoksa şerî mana mıdır? Yani o, lugavî hakikat midir yoksa şerî hakikat mıdır?

Cevap:

a-Arapların koymuş olduğu, yani lugatta veya lugavî hakikat olarak adlandırılan [حَكَمَ] "Hakeme: hüküm verdi" lafzı , [قضى] "Gadâ: Yargı" manasındadır:

Nitekim lisanda şöyle geçmektedir: ([الحُكْمُ]: "el-Hükmü": ilim, fıkıh ve adaletle hüküm vermek manasında olup [حَكَمَ يَحْكُمُ] "Hakeme ve Yahkumu'nun" masdarıdır... [قضى] "Gadâ": [القَضاء] "el-Gadâ": [الْحُكْمُ] "el-Hukmu": Yargı [hüküm verme] manasındadır...)

Kamus el-Muhît'de şöyle geçmektedir: [الحُكْمُ] damme ile [القَضاءُ] "el-Gadâu" şeklinde geçmektedir.]

Muhtar es-Sahah'da şöyle geçmektedir: ("el-Hukmu": el-Gadâu. Yani ""حَكَمَ" بَيْنَهُمْ ُ" aralarında hüküm verdi demektir. Ayrıca muzarisi [يَحْكُمُ] "Yahkumu", yani damme ile ve [حُكْمًا] "Hukmen" şeklinde gelmektedir. Dolayısıyla [َحَكَمَ لَهُ وَحَكَمَ عَلَيْهِ]: "Hakeme lehu ve hakeme aleyhi": Onun lehine ve onun aleyhine hüküm verdi demektir...)

b-Ancak bu lafız, İslam'da ıstılah olarak, yani mülk ve sultan manasında kullanılmıştır ve ıstılah da örfî hakikattir...

[حكم] "Hüküm": Yönetim, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], Raşid Halifeler ve onlardan sonra gelenler tarafından mülk ve sultan manasında kullanılmış olup bu, ıstılahî, yani örfî hakikat manasında kullanılmıştır.

c-Tüm manaları lügatin aslında konulmadıkça, yani farklı manaların tamamı lügavî hakikatte olmadıkça müşterek lafız olarak adlandırılmaz. Dolayısıyla manalardan biri lügavî hakikat ve bir diğeri de örfî hakikat olmaz. Mesela [الدابَّة] "ed-Dâbbe" lafzı gibi. Nitekim Araplar bunu yerde hareket eden her şey manasında koymuşlar, ardından bunu "örfî hakikat" olarak tarif etmişlerdir. Şöyle ki; dört ayak üzerinde yürüyen hayvanlar olarak sınırlandırılmış ve bundan insan çıkarılmıştır. Dolayısıyla "ed-Dâbbe" lafzı, yerde hareket eden her şey ve dört ayak üzerine yürüyen hayvan için müşterek bir lafızdır denilmez. Çünkü Araplar, "ed-Dâbbe" için tüm bu manaları koymamışlar, bilakis bunu yerde hareket edenler için koymuşlardır. Dolayısıyla örf olarak sadece dört ayak üzerine yürüyen hayvan için kullanılmıştır... Dahası "ed-Dâbbe" lafzı hakkında; dört ayak üzerinde yürüyenlerin örfî hakikat olduğu söylenmiştir.

Hülasası; müşterek lafız, Arapların koymuş olduğu tüm manaların lügavî hakikatte olmasıdır. Dolayısıyla manalardan birisi lügavî hakikat ve bir diğeri de genel veya özel "ıstılahın" olduğu örfî hakikat olmaz. Dolayısıyla da bu, müşterek olmaz.

Bundan dolayı [حكم] "Hüküm": Yönetim [yargı] lafzı el-Gadâ ve Sultan için müşterek lafız değildir. Bilakis el-Gadâ'nın: Yargının lügavi hakikat, mülk ve sultanın da özel örfî hakikat, yani ıstılah olduğu söylenmektedir.

 

2-[بيعة] "beyatun": Biat lafzına gelince; bu, şerî hakikat olup "özel örfî hakikatin" olduğu bir ıstılah değildir. Çünkü onun manası, örf tarafından değil şeriat tarafından konulmuştur. Bunun açıklaması da şöyledir:

Biat lügatte, alış-veriş manasına gelmektedir...:

([ب ي ع] "be, ye ve ayın'dan oluşmaktadır." ["بَاعَ" الشَّيْءَ] "Bâ'a eş-Şey'e": Bir şeyi sattı demektir. ["يَبِيعُهُ" "بَيْعًا" وَ "مَبِيعًا" شَرَاهُ] "Yubîuhû Bey'an: Onu sattı. Mubîan Şerâhu: Satılanı satın aldı demektir." Dolayısıyla bu, zıtlardandır... Ve ["بَايَعَهُ" مِنَ الْبَيْعِ وَالْبَيْعَةِ جَمِيعًا وَ "تَبَايَعَا" مِثْلُهُ] Bâyeahû min-el Bey'î: Onunla satış kontratı yaptı. El-Biati Cemîan: Herkes için anlaştı demektir. Ve Tebâya'â Misluhu: Ve onun gibi satışta anlaştılar demektir.) Muhtar es-Sahâh.

([باعَه، يَبِيعهُ بَيعْاً ومَبيعاً] "Bâahu: Onu sattı. Yubîuhû bey'an ve mubîan: Onu sattı demektir." Dolayısıyla onu sattığında ve onu satın aldığında, bir zıtlıktır.) El-Kamus el-Muhît.

(Beyun: El-Bey'u: Satmak. Zıttı ise eş-Şirâi: Satın almaktır. El-Bey'u: Aynı şekilde satın almaktır. Dolayısıyla bu, zıtlardandır. Yani [بِعْتُ الشَّيْءَ] "Bi'tu eş-şey'e: Bir şeyi sattım: [شَرَيْتُه] "Şeraytuhû: Onu satın aldım demektir." [أَبيعُه بَيْعاً ومَبيعاً] "Ubîuhû beyan ve mubîan: Onu sattım demektir.") El-Lisân.

Nitekim şeriat, onun için başka bir mana daha koymuştur ki o da; Halife'nin nasbedilmesinde gerçekleştirilen metottur. Bu metot ise kitap, sünnet ve sahabenin icması ile sabittir. İşte bu metot, biattir. Zira Halife'nin nasbedilmesi, Allah'ın kitabı ve Resulünün sünnetiyle amel etmek üzere Müslümanların biatiyle gerçekleşmektedir. Müslümanlardan kasdedilen, şayet Halife var ise daha önceki Halife'nin Müslüman tebâsı veya şayet Halife yok ise Hilafet'i ikame eden bölge halkı Müslümanlarıdır. Yani biatin, şerî bir manası olup kitap, sünnet ve sahabenin icmasından delilleri vardır:

Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ  "Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir." [Fetih 10]

Buhari, Ubade İbn-u Samit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

بايعْنا رسولَ الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة، في المنشط والمكره، وأن لا ننازع الأمر أهله، وأن نقوم أو نقول بالحق حيثما كنا، لا نخاف في الله لومة لائم "Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem''e zorlukta ve kolaylıkta işitip itaat edeceğimize, ehli (yöneticiler) ile yönetim hakkında çekişmeyeceğimize, her nerede olursak olalım, hakkı ikame edeceğimize veya söyleyeceğimize ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacağımıza dair biat ettik."

Yine Muslim, Ebu Saîd el-Hudrî'den Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا "İki Halife'ye beyat edildiğinde onlardan diğerini (ikincisini) öldürün."

Dolayısıyla kitap ve sünnette geçen açık lafızlar, Halife'yi nasbetmenin metodunun, biat olduğunu göstermektedir. Nitekim tüm sahabeler bu şekilde anlamışlar ve bunun üzerinde yürümüşlerdir. Dolayısıyla Raşid Halifelerin biati, bu hususta gayet açıktır.

Bu anlamda biat, şerî hakikat olmaktadır. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere şeriat tarafından konulup kullanılan bizzat şerî hakikattir.

 

Devamını oku...

Katar’ın Arap Baharına Yönelik Cömertliğinin Arkasında Ne Var?

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Katar’ın Arap Baharına Yönelik Cömertliğinin Arkasında Ne Var?

İmad Dabbas’a

Soru: Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Katar’ın Arap Baharına yönelik cömertliğinin arkasında ne var?


Cevap: Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Kardeşim Suriye şu an sıcak çatışma bölgesidir:

a- Hafız ve Beşar'dan beri Amerika’nın nüfuz bölgesidir ve Amerika, Beşar'ın insanların kabul etmediği çökmüş bir yönetim içinde olduğunu, bu nedenle daha önce kendisi ve babasının yaptığı gibi Amerika’nın çıkarlarını uygulayamayacağını bilmektedir. Bundan dolayı Amerika, Ulusal Konsey ve Koalisyon gibi kendi türettiklerini hazırlamak yoluyla mevcut ajana alternatif bir ajan bulmak için çalışıyor...

b- Kendi türettikleri, Laik sivil bir devlet istediklerinden ve insanlar da İslami duygulara sahip olduklarından ve bu fedakarlıkları eski rejimi geri getirmek ve kapkara bir yüzün yerine siyah bir yüz getirmek için yapmadıklarından dolayı içeride kabul görmemiştir. İçeride insanların kabul etmediği şey işte budur. Sonra Amerika’nın türettikleri, insanların taleplerine yabancıdırlar.  Bu nedenle Amerika, içeridekilere boyun eğdirebileceği ve dışarıda türettiklerini kabul ettirebileceği düşüncesiyle doğrudan veya dolaylı olarak Beşar’a öldürmesi ve zulmetmesi için yeşil ışık yakmıştır…Yine Amerika dışarıda türettiklerini dayatmak için birtakım bahanelerle askeri müdahale girişiminde bulunarak bundan uzaklaşmaktadır… Bunu da Beşar, yandaşları ve ortaklarının katliam ve zulüm eylemleriyle insanlara boyun eğdiremez ise bu türettiklerini kabul ettirmek için yapmıştır…

c- Avrupa’ya gelince; rejimin üzerindeki fiili nüfuzun Amerika’da olduğunun farkındadır. Bu yüzden Avrupa “İngiltere ve Fransa”, başta Katar olmak üzere bölgedeki ajanları aracılığıyla bir rol sahibi olmak için her türlü çabayı göstermektedirler. Çünkü Katar, konsey ve koalisyondaki bazı kuyrukları ve aynı şekilde içerideki bazı insanları satın almak için çok paraya sahiptir. Böylece ileride Amerika tarafından idare edilecek herhangi bir çözümde küçük de olsa bir dayanak bulacaktır.  

d- Amerika’nın ve Avrupa’nın planladıkları şeyler işte bunlardır. Dolayısıyla Amerika, çözümleri Rusya ile birlikte yürütüyor ve Avrupa’yı da peşinde soluk soluğa bırakıyor. Bu yüzden Kerry Rusya Dışişleri Bakanı ile görüşüyor ve İngiltere Başbakanı da ne yaptıklarını öğrenmek için Rusya ve Amerika’yı ziyaret ederek onun peşinden koşuyor! Ayrıca Avrupa, Amerika’nın kendisini herhangi bir çözüme aktif olarak dahil etmek istemediğini fark ediyor. Bu nedenle “İngiltere ve Fransa”, gerek doğrudan Avrupa Birliği toplantıları yoluyla, gerekse en zengini Katar olan bölgedeki ajanları aracılığıyla Amerika’yı rahatsız etmek için çok uğraşıyor ve Amerika’nın çözüm planlarını çarpıtmaya çalışıyor… Katar’ın, sadece Suriye’de değil, bölge ülkelerinde de özellikle İngiltere olmak üzere Avrupa’nın çıkarları için yaptığı şey işte budur...      

e- Ümmetin ve içindeki muhlislerin rolüne gelince; Amerika’nın, Avrupa’nın ve ajanlarının şerir hedeflerine ulaşmalarına imkan vermemeleri, dahası ümmetin Hilafetten başka bir alternatif kabul etmemesi gerekir. Zira zalim rejimin yerine İslam Nizamını getirmek için dökülen temiz kanların ve büyük fedakarlıkların dışındaki her şey büyük bir şerdir. Dolayısıyla ne geçiş ne geçici hükümetten, ne Cenevre 1 veya Cenevre 2’den bu ümmete bir hayır gelmeyecektir.  Aksine bunların tamamı, Amerika ve müttefiklerini öven çözümler olup açık veya gizli İslam’a ve Müslümanlara yönelik bir komplodur. قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُOnların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür.” [Âl-i İmran-118]

Amerika ve müttefikleri, Beşar’ın ardından, Hafız, Beşar ve yandaşlarının yaptığı gibi kendi çıkarlarını ve Yahudilerin güvenliğini koruyacak onun gibi bir ajan getirmeye karar verdiler ve tuzaklarını birleştirdiler. Bu nedenle o, alternatif bir ajan olgunlaşıncaya kadar Şam tiranının katletmesi ve yakıp yıkması için bir atmosfer hazırladı… Ancak onlar, bu ümmetin azametini idrak edemiyorlar.  Zira ümmetin köklerinde, zalimlerin burunları sürtünmesine rağmen yeryüzünü imar edecek ve Münafıklara tuzaklarına rağmen ekini ve nesli çoğaltacak adam gibi adamlar vardır. Nitekim bu ümmet, daha öncesinde de onların yandaşlarını çok iyi tanıyor; zira Haçlılar ve Tatarlar, yeryüzünde fitne ve fesat saçmalarına, katletmelerine ve yakıp yıkmalarına rağmen ümmet onları hezimete uğrattı, onları feci bir şekilde kovdu ve sanki hiç yaşamamışlar gibi gözden kaybolup gittiler. İşte ümmet, düşmanlarını tahrip etmek, onları hesap etmedikleri yönden yok etmek ve insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet konumuna geri dönmek için yeniden canlanmıştır. كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَSiz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.” [Âl-i İmran-110]

Kardeşiniz                                                                                                                       H. 23 Recebu’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                  M. 02 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3350/

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir’in Kendini İfade Etme Biçimiyle İlgili Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Hizb-ut Tahrir’in Kendini İfade Etme Biçimiyle İlgili Sorunun Cevabı

Dede Tahboub’a

Soru:

Esselamu Aleykum

Hizb-ut Tahrir’in, 09/05/1985 tarihinde yazdığı ve Hizib hakkında bilgi verdiği kitabının sayfalarından biriyle ilgili bir yorumum olacak. 20. Sayfada, Hizbin ifade tarzında kendisini ilah statüsüne yaklaştırdığını görüyorum. Belki de şu ana kadar nusretimizin gecikmesinin nedeni de bu olabilir. Zira kitapta şöyle diyor: “Müslümanları İslam’la kalkındırmaya girişen kitleleri başarısızlığa düşüren sebeplerin ve eksikliklerin hepsini telafi etti.” Burada kendisinin hata yapma sıfatını reddediyor. Oysa bu, alemlerin Rabbinin sıfatlarındandır. Zira her yaratılan hata yapar. Ancak buna Allah’ın izniyle eklenmiş olsaydı bu, Allah’ın bize yardım etmesi için bir neden olabilirdi. Ayrıca şöyle diyor: “Bilakis ümmetin onu kucaklaması ve onunla birlikte yürümesi farzdır. Çünkü fikrini hazmeden tek Hizp’tir (Partidir) …” Vahdaniyet belirli sıfatlarla bağlantılı olmasına rağmen ben bunun, Allah Subhanehu ve Teala’nın mucize için tahsis ettiği sıfatlardan herhangi bir sıfatın dışında yaratılanların hiçbirinde olmadığını ve yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsus olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle tek kelimesinin yanlış ve belki de Allah’ın nusretinin bize gecikmesinde büyük bir payı olduğunu düşünüyorum.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Geçen ifadelerin anlamı hakkında biraz kafanız karışmış gibi görünüyor. Zira geçen ifade şöyledir: “Müslümanları İslam’la kalkındırmaya girişen kitleleri başarısızlığa düşüren sebeplerin ve eksikliklerin hepsini telafi etti.” [Tarif] 

Hizib Tarif’te bunu, Kitleleşme Kitabı’ndaki hareketlerin başarısızlığa uğramasındaki birçok sebepleri saydıktan sonra zikretmiş ve şöyle demiştir: 

“Bu teşebbüsleri izleyen ve bu hareketleri etüt eden görür ki bunların hepsinin başarısızlığındaki başlıca sebep, kitleleşme yönünden şu dört hususa döner:

Birincisi: Sınırlandırılmamış genel bir fikir üzere kaim idiler. Hatta bu fikir, kapalı yahut kapalımsı idi. Üstelik bu fikir, billurluktan, arılıktan ve saflıktan da yoksun idi.

İkincisi: Fikirlerini uygulama metodunu bilmiyorlardı. Bilakis fikir, doğaçlama ve dolambaçlı vesileler ile seyrediyordu. Üstelik bu metodu, kapalılık ve müphemlik sarmalıyordu.

Üçüncüsü: Kendilerinde sahih uyanıklığın tekemmül etmediği ve sahih iradenin temerküz etmediği şahıslara itimat ediyorlardı.

Dördüncüsü: Bu hareketlerin yükünü üzerlerine alan bu şahıslar arasında, amellerden biçimler ve isimlerden müteaddit lafızlar alan mücerret kitleleşme dışında sahih bir bağ bulunmuyordu.” [Kitleleşme] 

Sonra Hizib içtihat etti ve bu sebepleri telafi etti. “Sebeplerin ve eksikliklerin hepsini telafi etti” sözünün neresinde hata var? Bunun her yaratılan hata yapar ve tüm noksanlardan münezzeh olan sadece Allah’tır sözleriyle ne ilgisi var? Şimdi sana soruyorum: Diyelim ki bir okul öğretmenisiniz. Öğrencinin cevabına baktıktan sonra öğrencinize, “cevabında şöyle şöyle eksikliklerin olduğunu, bu eksiklikleri 1,2,3 şeklinde belirttiğinizi ve gidip bunları tamamlamasını söylediniz. Sonra öğrenci gitti ve eksiklikleri telafi etti. Ardından size geri gelerek, sevgili öğretmenim bana söylemiş olduğunuz tüm eksiklikleri telafi ettim, bu da yeni cevabım dedi.” Peki bu öğrenci, kendisini alemlerin Rabbinin sıfatlarıyla sıfatlandırmış mı oluyor? Öyle mi oluyor…?

Diğer gözleminize gelince; şöyle söylüyorsun: “Bilakis ümmetin onu kucaklaması ve onunla birlikte yürümesi farzdır. Çünkü fikrini hazmeden tek Hizp’tir (Partidir).” Şimdi size, bu konuşmadan önceki paragrafı, ardından da soruyu alıntıladığınız paragrafı aktaracağım. Nitekim paragrafta aşağıdaki şekilde geçmektedir:    

“İslam düşüncesi ve metodunu vahyin indirdiği Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün sünnetinden, sahabenin icmaı ve kıyasın gösterdiğinden alarak dakik fikrî bir anlayışla kavradı. Vakıayı İslam’ın hükümlerine uygun olarak değiştirmek için düşüncesinin konusu yaptı. Allah’ın Rasulü’nün; daveti yüklenmesinde, Medine'de devleti kuruncaya kadar Mekke'deki daveti ile seyrinde izlediği metoduna sarıldı. Üyelerini birbirine bağlayan bağ olarak, İslam akidesini ve benimseyip bağlandığı İslam’ın fikirleri ve hükümlerini benimsedi.

Bunun için Hizb/Parti, ümmetin kendisini bağrına basmasına, onunla yürümesine ehil ve lâyıktır. Bilakis ümmetin onu kucaklaması ve onunla birlikte yürümesi farzdır. Çünkü, fikrini hazmeden, metodunu basiretle kavrayan, temel davasını anlayan, Allah’ın Rasulü’nün siretinden sapmaksızın ve gayesini gerçekleştirmekten vazgeçmeksizin Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in siretinin çizdiği programa bağlanan tek partidir.” [Tarif]

Sen, “Çünkü, fikrini hazmeden, metodunu basiretle kavrayan tek Hizp’tir (Partidir) …” sözünü yorumladığın gibi yaratıcı Subhanehu’nun sıfatlarından olan “vahdaniyet” sözünü yorumluyorsun.

Konu farklı kerime bacım. Zira Hizb, her şeyde tek olduğunu söylemiyor, bilakis fikir ve metodu, usule göre şeri delillerle sahih bir şekilde istinbat ettiğini söylüyor. Doğal olarak istinbat etmiş olduğu bu fikri hazmetmiş oluyor. Yoksa söz, bir şahıs için değil, bilakis bu fikri ve metodu benimseyen Hizb içindir. Dolayısıyla bu fikri ve metodu hazmeden herkes, Hizb’den olur ve ona inanır. Böylece bunları hazmedenin tek Hizb olduğunu söyleyerek fikrini ve metodunu istinbat eden Hizb’e inanmış olur. Zira bunları istinbat eden, inceleyen, bunlar için çalışan ve mücadele eden odur. O halde bu fikri hazmetmekte tek olduğunu söylemenin ne zararı var ki? Bu sözün, hiçbir benzeri olmayan ve tek ve Samed olan Allah Subhanehu ve Teala’nın vahdaniyeti ile ne ilgisi var?         

Allah Subhanehu’dan seni, doğru yola iletmesini ve göğsünü hayır olana açmasını temenni ediyorum. Şüphesiz doğru yola ileten sadece Allah Subhanehu’dur.

Kardeşiniz                                                                                                                           H. 19 Recebü’l Ferd 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                      M Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3349/

Devamını oku...

Sudan: Suriye, Burma ve Darfur'daki Müslümanlarla dayanışma gösterisi

  • Kategori Sudan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti 10 Receb 1434 H., elmuvafık 20 Mayıs 2013 M. Pazartesi günü ''Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez'' başlıklı, Suriye, Burma, İbkraşwla ve Darfur'daki Müslümanlara yönelik dayanışma gösterisi düzenlemiştir.

Gösteride Üstad Muhammed Nur bir konuşma yapmış v e konuşmasına Rasul (SAV)'in buyurduğu üzere İslam ümmetinin bir vücut gibi tek olduğuna vurgu yaparak başlamış ve Şam ehlinin Şam kasabı Esed'e karşı kahramanca direnişlerinden bahsetmiş, ayrıca bu gösterinin Burma'lı ve Sudan'ın Darfur bölgesindeki, İbkraşwlada yer alan Müslümanlara yönelik dayanışma amaçlı yapıldığı konusuna değinmiştir. Ayrıca konuşmasında batılı güçlerin Şam devrimini çalmaya kalkıştıklarını fakat Devrimcilerin bu planlara karşı bilinçli olduklarını ve bu tutumlarını akidelerine bağlı bir şekilde, Şam kasabının devrilmesine ve devrimin gerçek hedefine ulaşmasına kadar kadar muhafaza etmelerini talep etmiştir.

Bütün işlerin sonu Allah'adır, O Alemlerin Rabbidir.

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Bürosu

 

 

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

Filistin: İslami Hilafet Devletinin Yıkılış Yıldönümünü Anma Münasebetiyle Toplu Etkinliklere Davet

  • Kategori Filistin
  •   |  

Filistin: Gazze'de Hilafet'in 92. Yıkılış Yıl Dönümünü Anma Yürüyüşü

Filistin: Rasul Aleyhusselatu vesselamın bayrak ve sancaklarını teşhir maksadıyla araç konvoyları Gazze'de tur atıyor

On binler el-Halil Kentinden Hilafetin İkamesi İçin Nusret Misakını İlan Ediyor

Hilafet'in yıkılış yıldönümü münasebetiyle Tulkerim'deki yürüyüşe binler katıldı

Mübarek Mescid-i Aksa'da Hilafetin yıkılış yıldönümünü anma faaliyetleri

Hizb-ut Tahrir'in Ramallah'ta Hilafet'in 92. yıkılış yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu kalabalık yürüyüş

Gazze'de ''Artık Hilafet zamanıdır. Siz de Kurulmasına Nusret ediniz'' Yürüyüşü

 

------------------------

 

''Hilafet; Mescidi Aksa'yı özgürlüğüne kavuşturur, Ümmetin imdadına yetişir ve beşeriyeti kurtarır'' başlığı altında Hizb-ut Tahrir Filistin İslami hilafet devletinin doksan ikinci yıkılış yıl dönümünü anma münasebetiyle toplu etkinlikler düzenleyecektir.

Ramallah yürüyüşü: Salı 4 Haziran 2013, ikindi namazına müteakiben Biyre mescidinden başlayıp Duvvarul Menara'ya doğru hareket edilecektir.

Gazze yürüyüşü: Çarşamba, 5 Haziran 2013 Öğle namazına müteakiben El Omari mescidinden hareket edilip, Seraya meydanında son bulacaktır.

Halil'de Konferans: Cumartesi 8 Haziran 2013, Ayn Sara'da Ebrar Mescidi karşısındaki Arz meydanında saat akşam 17.30'da başlayacaktır.

Tulkerim'de yürüyüş: Cumartesi 8 Haziran 2013, Öğle namazına müteakiben yeni Osman B. Affan mescinden Cemal Abdunnasır meydanına doğru hareket edilecektir.

Cenin'de Konferans: Cumartesi 15 Haziran 2013, Nur Mescidi yanı İman ilkokulu spor sahasında saat 5'te vuku bulacaktır.


Devamını oku...

Filistin: HalilurRahman Kentinde Hilafet Konferansına Davet

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Filistin İslami Hilafet Devletinin elem verici yıkılış yıldönümünü anma münasebetiyle başlattığı kampanya çerçevesinde, başta Filistin'in batı kesimi olmak üzere, Gazze kesimi ve bütün büyük şehirlerde ''Hilafet; Mescidi Aksa'yı özgürlüğüne kavuşturur, Ümmetin imdadına yetişir ve beşeriyeti kurtarır'' başlığı altında düzenleyeceği konferansa davet etmektedir.

29 Recebulferd 1434H., elmuvafık 6 Haziran 2013 M. Cumartesi günü Halil kentinde büyük bir konferans gerçekleştirecek ve söz konusu konferans Ayn Sara'da, Ebrar Mescidi karşısındaki Arz meydanında saat Akşam 17.30'da vuku bulacaktır inşâAllah.

Allah Subhanehu ve Teala amellerimizi kabul eylesin

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER