Cuma, 18 Şaban 1447 | 2026/02/06
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Avustralya Medya Ofisi: Navid Butt'a Özgürlük

  • Kategori Avustralya
  •   |  

Avustralya Medya Bürosu: Navid Butt’a nusret

Hizb-ut Tahrir Avustralya 20 Safer 1434 Hicri, 3 Ocak 2013 Miladi tarihinde Pakistan Resmi Sözcüsü Navid Butt’a destek amaçlı büyük bir kampanya düzenlemiştir. Zira Navid Butt zorba, Allah, Rasul’u ve müminlerin düşmanı Pakistan otoritesi tarafından kaçırılmış ve aradan sekiz ay geçmesine rağmen nerede ve ne halde olduğu hakkında hiçbir bilgi yoktur. Hizbin gençlerinden bir grup Kanberra kentindeki Pakistan elçiliği önünde protesto gösterisi düzenlemiş ve onlardan bazısı kaçırma olayıyla ilgili mektup vermek istemiş fakat elçilik çalışanları Hizb-ut Tahrir’in Pakistan'da yasaklı olduğu için mektubu alamayacaklarını ileri sürmüşlerdir. Bunun üzerine mektubu almak amacıyla elçilikten dışarı çıkan yetkili kişilere Hizb’in gençleri Pakistan'ın meşru bir devlet olmadığını ve onu Hilafet'in yıkarak enkazı üzerine İslam beldelerini ve üzerindeki halkları birleştirecek bir devleti kuracağını, ayrıca Hilafet devleti onların yöneticilerini ve o yöneticilerin İslam'a ve müslümanlara yönelik işlediği cürümlerine ortak olanları hesaba çekeceğini beyan etmişlerdir.

Elhamdulillah

 

Hizb-ut Tahrir / Avustralya Medya Bürosu Sözcüsü Osman Bedir:

(İngilizce)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

Kardeş İsmail el-Vahvah (Ebu Enes)

(Arapça)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

Kardeş Ebu Abdullah

(Arapça)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

Kardeş Vassim Dureyhi

Hizb-ut Tahrir / Avustralya Medya Bürosu Temsilcisi

(İngilizce)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

Kardeş Fatıma Erdeti

Navid Butt'a özgürlük

(İngilizce)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

İslam Nuruyla kuşanmış bir çocuk

Avustralya'daki Müslüman Çocuklarının adına

Navid Butt ve çocuklarına destek mesajı

(İngilizce)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

Hizb-ut Tahrir / Avustralya Medya Bürosu Sözcüsü Osman Bedir:

(Urduca)

 

-------------------------------------------- oOo --------------------------------------------

 

Kardeş Harun Bakş

Navid Butt'a özgürlük

(Urduca)

 

 

 

Devamını oku...

Müslümanları Dinleri Noktasında Aşağılamaya Dönük Medya Kampanyası

  • Kategori Avustralya
  •   |  

Müslümanlar bir kez daha bir taraftan dinleri noktasında incitilmelerini ve aşağılanmalarını hedef almaya diğer taraftan da toplum içerisinde birlikte yaşadığı gayrimüslimlerden olan insanlarla ilişkilerini ifsat etmeye dönük medya kampanyasına maruz kalmışlardır.

Medya, Müslümanların Nasranilerin bayram kutlamalarına katılması meselesini kışkırtmaktadır. Şimdi bu mesele hakkındaki şeri hükmü açıklamadan önce bu medya kampanyasına bir cevap vermek için açık bir şekilde aşağıdaki hususları dile getiririz:

Birincisi: İslam, insanların geneliyle olan muamelede adalete ve iyiliğe çağırmasının yanı sıra tüm durumlarda da İslam ahlakına ve değerlerine bağlı kalmaya çağırdığı bir sırada ancak hiç şüphesiz kafirlerin akideleri ve dinleriyle olan ilişkide onların bayram kutlamalarını Müslümanlara yasaklamaktadır ve bu iki mesele arasında da hiçbir çelişki yoktur.

İkincisi: Şeri hükümler, ne kafirlerin arzularına ne medyalarının baskılarına ne dernek kurucularının arzularına veya maslahatlarına veya bağlantılarına boyun büker. Dolayısıyla Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in haram kıldığı kıyamet gününe kadar haram olduğu gibi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in helal kıldığı da kıyamet gününe kadar helal olup herhangi birinin şeri hükümleri değiştirmesi veya bu dünyadaki herhangi bir mahluku hoşnut etmek için yada ondan korktuğundan dolayı nasları bir kenara atması caiz değildir.

 

Ey Müslümanlar!

Gayrimüslim olan Nasraniler bu günlerde inançlarından dolayı İsa İbn-u Meryem [Aleyhi's Selam]'ın doğumunu kutlamaktadırlar. Ancak Müslümanlar, kafirlerin bayramlarının kutlanmasının haram olduğunu bildiklerinden dolayı bundan kendilerini uzaklaştırmaktadırlar. Ama ister onlara benzemek için olsun isterse onları güzellikle taklit etmek için olsun bazı Müslümanların evlatlarının, bu kutlamalara katıldıklarını yada bu bayramların ve taklitlerin tahrif olmuş sapık Nasrani akidesiyle olan bağlantısını idrak edemediklerini görünce Müslümanın kalbi hüzünlenmektedir.

Şeriat Müslümanlar için özel bayramlar belirlemiştir ki bunlar, el-Fıtr ve el-Adha günleridir. Nitekim Nesai, Enes'den şöyle dediğini rivayet etmiştir:

قدم النبي صلى الله عليه وسلم المدينة ولهم يومان يلعبون فيهما فقال: أبدلكم الله تعالى بهما خيراً منهما، يوم الفطر والأضحى "Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Medine'ye geldiğinde onların oynayıp eğlendikleri iki günleri vardı. O, şöyle buyurdu: Allah bu iki gününüzü onlardan daha hayırlı olan diğer iki günle değiştirmiştir ki bunlar, el-Fıtr ve el-Adha günleridir."

Bu, Müslümanlar için sadece iki bayramın olduğuna dair Resul [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'dan gelen bir nastır ki bu bayramlar, el-Fıtr ve el-Adha günleridir ve bu iki bayram cahiliyye bayramlarını iptal etmiştir. Dolayısıyla bu Iyd-ul Fıtr ve'l Adha, ibadette, itaatte ve Allahuteala'nın emirlerine uymada Allah'ı birleyen Müslümanların akidesiyle ilişkilidir.

Genelde Nasranilere özelde ise Batılılara ait olan doğum günlerine gelince; İsa İbn-u Meryem [Aleyhi's Selam] hususunda sapık ve tahrif olmuş akidelerinden kaynaklanan bir kutlama olup buna, eski putperest Roma gelenekleri de karışmıştır. Dolayısıyla bir Müslümanın, bunların sapık oldukları ve sahiplerinin de kafir olduklarıyla ilgili bir şüphesi yoktur. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوۤاْ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلاَثَةٍ "Andolsun Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler de kafir olmuşlardır." [Maide 73]

Ve Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَآلُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir diyenler andolsun ki kafir olmuşlardır." [Maide 17]

Ayrıca Nasraniler bu bayramlarında, evleri, iş yerlerini, okulları ve sokakları süsledikleri gibi Kilise ve benzeri yerlerde genel ve özel partiler düzenlemekteler, birbirleriyle hediyeleşmekteler ve bu vesileyle kutlama yapmak için dini  ilahiler söylemektedirler.

 

Ey Müslümanlar!

Şeriat Müslümanlara, dinleri ve ritüelleriyle ilgili hususlarda Nasranileri, Yahudileri ve diğerlerini taklit etmeyi kesin olarak nehyetmiştir. Nitekim Buhari, Ebi Said el-Hudrî'den Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَتَتْبَعُنَّ سَنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ شِبْراً شِبْراً، وَذِرَاعاً بِذِرَاع،ٍ حَتَّى لَوْ دَخَلُوا جُحْرَ ضَبٍّ تَبِعْتُمُوهُمْ. قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّه،ِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى؟ قَالَ: فَمَنْ "Şüphesiz siz, sizden öncekileri karışı karışına, arşı arşına takip edeceksiniz. Hatta onlar kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz. Dedik ki: Yahudiler ve Nasraniler  mi? Dedi ki: Başka kim olabilir ki!"

Dolayısıyla Nebi [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'in, Yahudileri ve Nasranileri takip etmekten nehyetmesi ve onları ve onların yaşam biçimlerini takip edenleri, onların örflerini ve ritüellerini taklit edenleri zemmetmesi, Müslümanların onları takip etmelerinin haram olduğuna dair açık bir delildir. Nitekim şeriat bu nehye, Aleyhi's Salatu ve's Selam'ın şu kavlinden dolayı kafirlere benzeyenlerin onlardan olacağı şeklinde vasıflandıracak boyuttan vurgu yapmıştır:

مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُم "Kim bir kavme benzerse, o da onlardan olur." [Ahmed ve Ebu Davud rivayet ettiler]

Binaenaleyh Müslümanların, özellikle Nasrani ve diğer kafirlerin bayramlarını kutlamaları caiz değildir.

Yine Müslümanların, ister  genel ister özel kutlamalar olsun ister Kilisede ister okulda isterse de herhangi bir mekanda olsun herhangi bir şekilde bu kutlamaları katılmaları da caiz değildir.

Dolayısıyla bu, hediyeleşmek, Müslümanlar arasında tebrikleşmek, evleri ve iş yerlerini süslemek gibi bir Müslümanın kutlama yaptığını gösteren görüntü ve ritüeller gibi bu hususla ilgili her şeyi kapsanmaktadır.

Ey Allah'ım! Dinini yeryüzünde iktidar kıl ve İslam'ı ve Müslümanları da izzetli kıl!

Ey Allah'ım, biz tebliğ ettik! Ey Allah'ım, Sen şahit ol!

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hayır, Ey El-Ezher Şeyhi! Şeriat Bütün Fiillerde Hakemdir

El-Ezher Şeyhi Ahmed Tayyib, 20.12.2012 Perşembe günü yayınlanan açıklamasında anayasaya yönelik referandumu yorumlarken şöyle demiştir: "El Ezher Eş-Şerif, referandum sürecinin gerek  şeri hükümlerle gerekse de helal ve haramla hiçbir ilgisinin olmadığını vurgular ve el Ezher eş-Şerif imamları ve vaizleri, minberlerin ve mescitlerin saygınlığını gözetmeye ve Allahuteala'nın şu kavlini örnek alarak buraları siyasî çatışmalardan ve siyasî yaygaralardan uzak tutmaya çağırır: وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا "Mescitler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin)." [Cin 18] Ayrıca el-Ezher Şeyhi, Mısır'ı modern anayasal ve ulusal demokratik ülkeler için bir model kılma yönünde bir vatandaşlık görevi olması itibarıyla tüm vatandaşları gelecek cumartesi yapılacak olan referandumdaki oy sandıklarının önünde vicdan sahibi olmaya davet etmiş ve şöyle demiştir: Allah'ın izniyle bu şekilde vatan gemisi, güvene ve istikrara doğru demir atacak olup Mısır, kalkınma, ilerleme ve uluslar arası konumunu elde etme yönünde bir başlangıç yapacaktır."

Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

الدين النصيحة قلنا لمن؟ قال لله ولكتابه ولرسوله ولأئمة المسلمين وعامتهم "Din nasihattir." Dedik ki: "Kimin için?" Dedi ki: "Allah için, kitabı için ve resulü için, Müslümanların liderlerine ve genelinedir."

Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti olarak bizler de, Mevla Azze ve Celle'den hepimizi doğru yola iletmesini temenni ederek el-Ezher eş-Şerif'in Şeyhine bir nasihatte bulunarak deriz ki:

1-Referandum sürecinin, gerek şeri hükümlerle gerekse helal ve haramla hiçbir ilgisi yoktur sözü, kabul edilemez bir sözdür. Zira bu söz, ammi bir Müslümandan bile çıkmamalıdır. O halde el-Ezher Üniversitesi'nin imamı ve ilmin ve alimlerin kandili olan büyük bir imam bunu nasıl yapabilir? Zira referandum, şeri hükmü açıklanması gereken beşerî bir fiil değil midir? Ayrıca fiillerde asıl olan şeri hükümlerle kayıtlı olmak değil midir?

2-Anayasa, devletin şeklini ve ondaki bütün otoritenin amellerini açıklayan genel hükümler olduğu gibi insanların bütün amellerini, ekonomik, içtimai, siyasî ve benzerleri gibi her alanda yürüten temel sistemdir. Peki bizler, içki içmek ve faiz yemek gibi özel tafsili amellerde şeri hükümlerle kayıtlı oluyorken milyonlarca insanın amellerini yürüten ana sistemlerde şeri hükümlere bağlanmamız daha evla değil midir? Ayrıca bunun, oylamaya göre değil delilin kuvvetine göre Kur'an ve sünnetten alınması gerekmektedir. Bundan dolayı oy kullanmak amacıyla oy sandıklarına gitmek caiz değildir. Çünkü bunda, hükümlere yönelik oylama ilkesinin kabulü söz konusudur. Bu ise kabul edilemez olup şeran da caiz değildir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, ne mümin bir erkek ne de mümine bir hanım için o işlerinde herhangi bir serbestlik yoktur. Her kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." [el-Ahzâb 36]

Bundan dolayı oy kullanmaya giden bir kimse günahkar olur. Peki o halde referandum sürecinin gerek şeri hükümlerle gerekse helal ve haramla hiçbir ilgisinin olmadığı nasıl söylenebilinir?

3-El- Ezher eş-Şerif'in imamları ve vaizleri, minberlerin ve mescitlerin saygınlığını gözetmeye ve buraları siyasî çatışmalardan ve siyasî yaygaralardan uzak tutmaya çağırmasına gelince; bundan onun, imamları ve vaizleri siyasete karıştırmadığı anlaşılmaktadır. Sanki bu, İslamımızda bu gibi bir ayırım olmadığı halde dini siyasetten ayırmaya dönük bir çağrıdır.

4 El-Ezher Şeyhinin, Mısır'ı modern anayasal ve ulusal demokratik ülkeler için bir model kılma yönünde bir vatandaşlık görevi olması itibarıyla vatandaşları referanduma davet etmesine gelince; dolayısıyla bu, dünyada ve ahirette hiçbir nasibi olmayan bir çağrıdır. Zira bu, İslam'dan uzaklaşmayı kutsamaya dönük bir çağrı olduğu gibi İslam ise devletin şeklini belirlemiştir ki bu da anayasal ve ulusal demokratik bir ülke değil sadece Hilafet'tir. Çünkü alemlerin Rabbinin şeriat kıldığı İslam'daki yönetim sistemi bizzat Hilafet'tir. Dolayısıyla İslamî hayatı, hayat sahasına geri döndürmek ve İslam'ı dünyaya taşımak için Allah'ın şeriatını kamil ve kapsamlı bir şekilde tatbik etmenin tek yolu Hilafet'tir. Ayrıca Müslümanların vahdetini, izzetlerini ve kuvvetlerini birleştirmenin ve hem Müslümanlar hem de insanlar arasında adaleti yaymanın tek yolu da Hilafet'tir. Nitekim Allah'ın izniyle sadece bu şekilde vatan gemisi, güvene ve istikrara doğru demir atacak olup Mısır da kalkınma, ilerleme ve küresel risalet sahibi bir ülke olarak uluslar arası konumunu elde etme yönünde bir başlangıç yapacaktır ey kerim Şeyh!

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلا يَضِلُّ وَلا يَشْقَى* وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Her kim Benim hidayetime tabi olursa o sapmaz ve bedbaht olmaz Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü de kör olarak haşrederiz" [Tâha 123 124]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir Müslümanları, Hem Hasina İle Halide'yi Hem de Bu Gibi Ajanları Doğuran Demokratik Rejimi Kaldırıp Atmaya Davet Eder

Hizb-ut Tahrir bugün, Dakka şehrinin muhtelif bölgelerindeki Cuma namazının ardından mescitlerin dışında genel konuşmalar düzenlemiştir. Nitekim konuşmacılar, Hasina ve Halide'nin Hindistan ile Amerika'ya olan bağlılıklarını ifşa etmişler ve halkı da bu gibi ajanları doğuran demokratik rejimi kaldırıp atmaya davet etmişlerdir. Ayrıca konuşmacılar, Hilafet'in yeniden kurulmasını engellemek için haçlı Amerikan liderlerinin Bangladeş'in Amerika ile Hindistan'a bağlılığını garantilemek amacıyla ajan yöneticileri kullandıklarını söylemişlerdir. Nitekim geçen dört yıl boyunca Hasina hükümeti, ülkeye zarar veren birçok davranışları yoluyla bu şerir planı uygulamak için Amerika ve Hintlilerle işbirliği yaptığı gibi Muhalefet İttifakı Lideri Halide Ziya da emperyalistlere bağlılıkta Hasina'dan farklı değildir. Zira Halide, partisinin şekillenmesi ve hükümet ile koalisyon yapması halinde aynı hain politikalara devam edeceğini vurgulamıştır.

Ayrıca konuşmacılar Hasina ile Halide'nin, aynen kendileri gibi yabancı başkentlerdeki efendilerine ajanlık etmeleri nedeniyle halkın çok büyük acılar çekmelerine neden olan yöneticiler doğuran demokratik rejimin ürünlerinden olduklarını söylemişledir. Zira bunlar ülkeyi, halklarına zulüm ve hıyanet ederek yönetmişlerdir. Müslümanlar ise sömürgecilik gelene kadar demokratik rejimi bilmiyorlardı. Nitekim sömürgecilik, (üçüncü dünya ülkeleri olan) İslam ülkelerinde demokrasiyi pekiştirmektedir. Bu da ajan yöneticileri otoriteye dikmesiyle eşzamanlı olmuştur. Dolayısıyla sömürgeciliğin en saptırıcı üsluplarından biri de insanları, seçtikleri yöneticilerin bizzat kendilerinden oldukları şeklinde inanmalarını sağlamaktır. Aslından bu yöneticiler, bizzat emperyalistlerin yanlılarıdırlar. Bangladeş'teki durum işte bu şekildedir. Nitekim İngiltere'nin ajanları olan Avami Birlik Partisi'nin liderleri, bağımsızlığın ardından yöneticiler olmuşlardır. Bunun ardından ise Amerika'nın ajanı Ziya Rahman ülkenin yöneticisi olmuş ve bunun ardından da İngiltere ve Hindistan'ın desteğiyle ülkenin yöneticisi Arşad olmuştur. Daha sonra Amerika, İngiltere ve Hindistan'ın gözetiminde Arşad'ın düşmesinin ardından, Halide ile Hasina'nın bir biri ardına yönetime gelmesiyle sonuçlanan "demokratik seçimler" yapılmıştır. İşte bu zamandan bu yana iktidar, ana muhalefet partilerinin işbirliğiyle bu ikisi arasında dönmektedir.

En son olarak konuşmacılar insanları, Hasina ile Halide'yi kaldırıp atmaya, demokrasiyi devirmeye ve insanların işlerinin gözetimini ihlas ve verimli bir şekilde üstlenecek olan Hilafet'i yeniden kurmaya davet etmişlerdir. Zira böylece onlar, adalet ve dürüstlükle yönetilecek, sonra da Amerika, İngiltere ve Hindistan İslam ülkelerinden çıkarılacak ve Allah'ın izniyle bir daha geri dönmemek üzere ülke üzerindeki egemenliklerine, güvenliklerine ve askerî yeteneklerine son verilecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا "Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır." [Âli İmran] Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti, A

Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti, H. 07 Safer-ul Hayr 1434 el-Muvafık 19.12.2012 Çarşamba gecesi, Taiz şehrinde Abdulkadir Abdullah Ahmed el-Beydânî'nin vefatıyla şok olmuştur. Abdulkadir el-Beydânî, 14.12.2012 Cuma günü göğüs hastalığına maruz kaldığı için hastaneye sevkedilmesinin ardından vefat etmiştir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا "Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır." [Âli İmran]

Abdulkadir el-Beydânî, elli bir yaşında vefat etmiş olup kendisinin beş erkek ve kız evladı bulunmaktadır. Merhum Abdulkadir Abdullah Ahmed el-Beydânî, Tebrake ve Teala'nın şu kavlindeki hak emrine icabet eden Yemen'deki Hizb-ut Tahrir üyelerinin ilk kuşağındandır:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ "Aranızda hayra (İslam'a) davet eden, marufu emredip münkerden nehyeden bir ümmet (siyasi bir Hizb) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." [Âli İmran 104]

Dolayısıyla onlar, Allahu [Subhânehu ve Te'âla] önünde temize çıkmak amacıyla bir cemaatle birlikte bunu gerçekleştirmek için çalışmışlardır. Ayrıca o, İslam ile yönetmek, el-Ukab râyesi altında İslam ülkelerini birleştirmek ve İslam'ı davet ve cihat yoluyla dünyaya taşımak için Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla İslamî hayatın yeniden başlatılmasına davet etmesinden ve hak söz söylemede ve onunla amel etmedeki cesaretinden dolayı kutlu Yemen'in evlatlarından tutuklananların ilkidir. Dahası merhum, hakkı akrabalarından gizleyenlerden de olmamıştır. Zira insanlardan ilk olarak ailesini ve akrabalarını davet etmiş, sonra da onları kendilerinde bir hayır hissettiği insanlar takip etmiştir.

Hizb-ut Tahrir'in üyesi merhum Abdulkadir Abdullah Ahmed el-Beydânî, çevresindeki insanlara, hakka tabi olmayı, İslam fikirleriyle kayıtlı kalmayı, şeri hükümlere bağlanmayı, güzel ahlakı ve seciyeyi öğretmiştir. Allah rahmetliye merhamet etsin, onu geniş cennetlerine koysun, ailesine ve akrabalarına sabır ve metanet versin. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ "Onlar ki kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman derler ki: "Muhakkak ki biz Allah için ve muhakkak ki biz O'na döneceğiz." [el-Bakara 155-156]

Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti Yemen halkına ve İslam ümmetine, Abdulkadir Abdullah Ahmed el-Beydânî'nin vefatını ilan eder. Nitekim o, Resul Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in takip ettiği, Medine-i Münevvera'da İslam Devleti'ni kurmak için çalıştığı ve İslamî (Hilafet) Devleti'ni kurmaları için de kendisinden sonraki Müslümanlara sünnet olarak bıraktığı metodu üzere yürümüştür.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sorunların Aslı Demokrasi Olup Çözüm ise Hilafet'tir Kaçırılan Resmî Sözcü Navit Butt'un İngilizceye Çevrilen Kitabı Yayınlanmıştır

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'un, "Sorunların Aslı Demokrasi Olup Çözüm ise Hilafet'tir" adlı kitabı yayınlanmıştır. Zira ana dili Urduca olarak yazdığı kitabı, ilk kez İngilizce diline çevrilerek yayınlanmıştır. Nitekim kitabın sahibinin, 11 Mayıs 2012'de kaçırıldığından bu yana hala nerede olduğu bilinmemektedir.

Hilafet'in yıkılmasının ardından sömürgeci kafir, sanki dünyadaki tek sistemmiş gibi İslam dünyasına demokratik sistemi dayatmıştır. Ayrıca sömürgeci kafir, Hilafet Sistemi'ni temsil eden İslam'daki Yönetim Sistemi'nin görüntüsünü çarpıtmak için de çalışmıştır. Nitekim kafirler, ümmetin muhlis evlatlarından, hatta aydınlar, alimler ve akademisyenlerin arasından bir çoğunun demokratik mefhumun İslamî olduğunu tasavvur edecekleri derecede bu girişimde başarılı olmuşlardır. Ancak bugün insanlar, özellikle demokrasinin dünya insanlığının sorunlarını çözmede başarısız olmasının ardından hayata dönük başka bir sistem aramaya  başlamışlardır.

Navit Butt'un kitabı, Müslümanların ve insanlığın sahih bir yöne yönelmeleri bakımından çok önemlidir. Zira bu kitap, aşağıdaki şu dört bölümden oluşmaktadır:


1- Bütün sorunların aslı, demokrasidir.

2- Demokrasinin vakıası.

3- Pakistan'ın 1973 yılına ait anayasası, laik ve küfür anayasasıdır.

4- İslamî Devletin Cihazları ve önemli yönleri


Gerek tüm İslam dünyasını, ümmetin harekete geçmesi ve sömürgeci rejim ile ajan yöneticilerin karşısında durması dalgasıyla silip süpüren mevcut olaylar kapsamında gerekse mevcut fasit sistemin canlılığını korumak amacıyla olacak olan Pakistan'daki seçim tiyatrosunun yaklaşması kapsamında bu kitap, aydınlar, filozoflar, demokratlar, yargıçlar, siyasiler, tüccarlar, sanayiciler ve tüm kitleler için mevcut sorunları ve sahih çözümlerini anlamaya dönük değerli kılavuzlar sunmak için gelmiştir.

Bizler, medya organlarından bu kitabın özelliklerini tanıtmalarını, bu kitapla ilgili programlar yapmalarını ve insanlara, kitabın önemini ve onun insanları sahih bir yöne yönlendirme noktasındaki rolünü anlatmalarını talep ederiz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Suriye İçişleri Bakanı Muhammed el-Şaar'ın Beyrut'ta Tedavi Olması Lübnan'ın Hala El-Esad Şebbihasının Kuluçkasında Olduğuna Dair Artı Bir Delildir

Dünkü haberlerde, el-Esad çetesinin İçişleri Bakanı'nın, Şam'daki İçişleri Bakanlığının bombalanmasının ardından tedavi için Lübnan'a nakledildiğine muttali olduk. Bu şebbihanın korkunç cürümler işlediğine dair Suriye halkından herhangi bir tanığa gerek olmadığı gibi onun tarihi de cürümlerle ve insanlara yaptığı en iğrenç işkence türleriyle doludur. Buna yönelik ilk tanık, Hafız Esad'ın güçlerinin Trablus'u tahrip etmelerinin ve 1985 yılında burasını işgal etmelerinin ardından cürümlerinin felaketlerin acısını çeken Trablus halkı olmuştur. Nitekim o sırada bu mücrim, Kuzeyde özellikle de Trablus'un el-Kubbe bölgesinde Suriye İstihbarat Merkezi'nde sorumlu adi bir subaydı. Zira orada, Trablus'un genç erkeklerinden binlercesini tutuklamış, onları dilin konuşamayacağı ve kalemin yazamayacağı şekilde işkence ve eziyet türleriyle aşağılamış, onlardan yüzlercesini yıllarca cürüm ve eziyet zindanlarında kalmaları için Suriye'ye göndermiştir. Nitekim onlardan öldürülenler öldürülmüş ve onlardan diğer kalanları da kronik hastalıklara yakalanmış, engelli ve kalıcı engelli olarak geri dönmüşlerdir.

Şu Çelişkiye Bakın Ey İnsanlar!

Zira geçen bahar Lübnan otoritesinin istihbaratları, Suriye'deki ayaklanmacılardan iki yaralının tedavi için Trablus'taki ez-Zehra Hastanesine geldiğini bildirince bu ikisini tutuklaması için askerî devriyeyi göndermeye yönelmiştir. Dolayısıyla şayet Şam-Trablus'un erkek evlatları, hastanedeki bu iki kişinin tutuklanmasının engellenmesiyle ilgili bir duruş sergilememiş olsalardı bu iki yaralı bilinmeyen bir yere gönderileceklerdi. Bugün ise kendisinin mesafeli ve Suriye'deki kasap ile kurbanlar arasında eşit olduğunu ilan eden bu hükümetin gölgesinde bu mücrim, güvenlik birimleri tarafından onurlu bir şekilde desteklenerek Lübnan'ın en önemli hastanelerine girmektedir.

Lübnan otoritesi, bu mücrim ile sürekli olarak takip ettiği ayaklanmacılar arasında eşit olacaksa o zaman onu tutuklamaları ve sonra da sorgulayıp mahkemeye sevketmeleri için istihbaratını göndersin. Ayrıca rejimiyle birlikte işlemiş olduğu katliamlardan dolayı olmasa da en azından onu, Kuzey Lübnan'da El-Esadiyye şebbihasının (İstihbarat) Başkanı olduğunda Lübnan uyruklu olan yüzlerce Lübnanlıya yapmış işkenceden dolayı suçlardı?!

Ancak bu nasıl olacak ki? Zira Lübnan otoritesi hala el-Esadî şebihhasının rejiminin Lübnan'daki işlerini gözetmekte, dahası otoritedeki bazı eksenler ona yardım etmesi ve Suriye'deki halkımızı katletmesi için savaşçılar göndermektedir!? Nitekim şöyle buyuran Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], ne kadar da doğru söylemiştir:

إن مما أدرك الناس من كلام النبوة الأولى إذا لم تستح فاصنع ما شئت "İnsanların Nübüvvet sözlerinden ilk öğrendiklerinden biri de: Eğer haya etmiyorsan dilediğini yap." [Buhari rivayet etti]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- "Dünyanın En Büyük Demokratik Devleti Olan" Hindistan, Kendi Kadınlarını Aşağılamaktadır

28 Aralık 2012 Cuma günü, 23 yaşındaki Hintli Tıp Öğrencisi, kendisine Delhi'deki bir otobüsün içerisinde tecavüz eden altı erkekten oluşan bir çete tarafından vahşî bir saldırıya maruz kalmasının ardından 16.12.2012'de isabet eden yaralanmanın etkisiyle ölmüştür. Nitekim onun davası, Hindistan polisinin performansına, hükümetin ihmaline ve kadınları koruma yönündeki aşağılık tutumuna karşı Hindistan'ın dört bir tarafında geniş protesto dalgası estirmiştir. Zira el-Cezira kanalına göre, Hindistan'da her yirmi dakikada bir kadına tecavüz edilmekte olup sadece geçen bir yıl içerisindeki tecavüz durumu 24.000'e ulaşmıştır. Aynı şekilde basın organları, Delhi'deki kadınların %80'nin tacize maruz kaldıklarından bahsederken Hindistan Times Gazetesi de Hindistan'daki tecavüzlerin korkunç bir şekilde arttığından ve son kırk yıl içerisinde %792'ye kadar ulaştığından bahsetmektedir.

Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Üyesi Dr. Nesrin Nevaz, şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur:

"Batılı ülkeler, kadının onurunu ve haklarını garantileyen en iyi sistem olması itibarıyla İslam dünyasına "demokrasiyi" ihraç etmeye devam ederlerken dünyanın en büyük demokratik devletinin kadınları korumda berbat bir şekilde başarısızlığa uğradığını görmekteyiz. Zira kadınlara yönelik saldırıların oranı, korkunç bir boyutlara ulaşmış olup polis kadınların onurunu korumada ihmalkar davranır olmuş, hükümet kadınların güvenliklerini garantileme noktasında kayıtsız kalmış, kadınları erkeklerin isteklerini karşılayacak bir araç olarak muamele eden -ki buda toplumu ifsat etmektedir-, bireylerin fiziksel arzularının arkasında koşmasına izin veren ve evlilik dışı ilişkilerin propagandasını yapan liberal demokratik laik Hindistan rejiminin onayladığı Bollywood, eğlence sektörü, reklamlar ve pornografiyle somutlaşması kadınların değerlerinin azalmasını etkilemiştir. Bu da erkeklerin çoğunun kadınların onurunun çiğnenmesi yönünde hissettiği tiksintiyi azaltmıştır. Bundan dolayı halkın yarısının korku içerisinde yaşadığı liberal demokratik laiklik, İslam dünyası için uygun bir model değildir."

"İslam'ın Hilafet Sistemi tarafından kapsamlı bir şekilde tatbik edilmesi, kadının onurunun korunmasına dönük güçlü bir örneklik ve sahih bir metot sunacaktır. Zira İslam, liberal özgürlükleri reddetmekte ve toplum içerisinde takva mefhumunu güçlendirmekte olup Hilafet Devleti de kadın-erkek arasındaki ilişkileri şeri hükümlerle kayıtlı kalma temelinde düzenleyecek olan kapsamlı içtimai bir sistem tatbik edecektir. Ayrıca İslam, toplumda kötülüğün yayılmasını yasaklamakta, kadınların kadınlığının istismarının tüm şekillerini suç saymakta, iki cinsin arasının ayrılmasını vacip kılmakta, evlilik dışı ilişkileri haram saymakta ve buda kadını ve toplumu korumaktadır. İşte tüm bunların uygulanması, cürümlerle hiç gecikmeksizin muamelede bulunmaya muktedir bir yargı sistemini garantileyecek olmasının yanı sıra kadına müdahalede bulunan veya tek bir bakış yada kelimeyle bile olsa onun hakkını veya onurunu çiğneyen kimselere ağır cezalar uygulayacak olan Hilafet Sistemi'nin gölgesi altında olacaktır. İşte böylece kadınların yaşamı, eğitimi, işi ve seyahati için güvenli bir toplum oluşacaktır. Bunun içinidir ki bizler İslam dünyasındaki kadınları, sahih ilkeler, politikalar ve kanunlarla somutlaşan ve kadınların onurunu ve refahlarını koruyan bir sistem olarak Hilafet'i kucaklamaya davet ediyoruz."


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER