Cuma, 23 Şevval 1447 | 2026/04/10
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Bu, Sessiz Bir Suikast mi?

"Sendika Çalışmasının Düzeltilmesi" adında bir akım tesis eden, Tunus Genel İşçi Sendikaları Birliği'ni şiddetli bir şekilde muhasebe eden, medya alanında büyük buluşlar gerçekleştiren ve hassas dosyalara dokunan Üstad Muhammed Esad Ubeyd, trombosit bozulma ve çökme durumunun isabet ettiği garip bir zehirlenme durumuna maruz kalmış ve tıbbî raporlar bunun anlaşılamayan nedenlerden olduğunu vurgulamıştır... Nitekim kendisi tanınan bir adam olmasına ve ülke içinde ve dışında rakip ve hasımlarıyla ciddi bir mücadele içerisine girmesine rağmen otorite onun dışarıya sevkedilmesi için kılını dahi kıpırdatmamıştır. Oysa doktorlar onun için şöyle demişlerdir: "Bu, Tunus'ta bulunmayan özel bir tıbbî müdahaleyi gerektirmektedir..." Ayrıca muhlislerin, dikkatleri birçok kez otoriteye çekmelerine rağmen otorite kılını dahi kıpırdatmamış ve onu kaderine terk etmiştir. Büyük olasılıkla o, sessiz bir suikast girişimine maruz kalmıştır. Zira adamın durumu zaman geçtikte daha da bozulduğu gibi bayılma durumları daha da sıklaşmaya başlamıştır...

Otoritede bulunanların birçoğu, bugün ülkedeki iktidar partisinin evlatlarının çoğunun karşılaştığı zulmün, hapsin, hareketsiz uzun işkencenin ve sessiz suikastların acılarını unuttular mı yoksa?

Otoritenin Üstadın durumuna müdahalede bulunması zorlayıcı ve acil bir gerekçeyle olmuştur. Zira artık ülkede suikast şüpheleri gizli kalmadığı gibi birçok kez suikast girişimleri de olmuştur...

Allah'tan korkun ve kıyamet gününde yöneticinin, büyük-küçük her şeyden dolayı sorguya çekileceğini çok iyi bilin. O halde seni, Müslümanların canlarına ve kanlarına yapışmaya iten şey nedir...

Haydi o zaman hiçbir minnet beklemeden ve zarar vermeden hızla bu adamı kurtarın...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde İnsanların İşlerinin Gözetilmesi Siyasetini Açıklayan Ana Hatlar Yayınlamıştır Tebânin Fertlerinin Haklarını Sağlayacak Olan Hilafet'tir

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde insanların işlerinin gözetilmesi siyasetini ve insanların genelinin işlerini gözetmeyen demokrasinin keyfiyetini açıklayan ana hatlar yayınlamıştır. Nitekim demokrasi, iddia edildiği gibi insanların işlerini gözetmekten ve onlara karşı adil olmaktan oldukça uzaktır. Zira demokrasi, insanlardan küçük bir gurubun çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefleyen bir sistemdir. Demokrasinin aksine Hilafet Devleti'nin altındaki İslam Sistemi'nde egemenlik, yöneticiler ile benzerlerinin olduğu insana değil sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya aittir. Bundan dolayı herhangi birinin, kendi zulmünü meşru göstermek için yasayı kullanarak başkalarının haklarına tecavüz etme hakkı yoktur.

Hakeza demokrasi sayesinde askerî ve siyasî liderliklerdeki hainler, yönetimde bulundukları sırada çok büyük servetler biriktirmişlerdir. Hem de Pakistan, Amerikalılar için ekonomik yoksulluk ve siyasî aşağılanma içerisinde boğulurken. Hakeza Pakistan'ın başında "Müşerref-Aziz" ile "Keyâni-Zerdâri" olduğu sürece durum bu şekilde kalmaya devam edeceği gibi demokrasi de kalmaya devam edecektir. O halde gerekli olan şeyleri yapması için demokrasiye zaman verilmelidir şeklinde bir şey söylemek saçmalık olur. Çünkü demokrasi, küçük bir elitin çıkarlarına hizmet etmekte ve geriye kalan çoğunluğu en basit haklarından bile mahrum etmektedir. Dolayısıyla diğer yapılan altı seçimin ardından bu sistemden bir hayır ummak saflık olur.

Demokrasinin ilga edilip Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla birlikte adaletin toplum için gerçek bir değeri olacaktır. Aksi taktirde demokrasi, halka büyük bir baskı uygulayan küçük bir elitin çıkarlarını garantilemeye devam edecektir. Hilafet Devleti Sistemi'ne gelince; o, egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olmasını sağlayacaktır. Zira İslam, emri bil-maruf ve'n-nehyi anil-münkeri ve yöneticinin muhasebe edilmesini Ümmete farz kılmıştır. Dolayısıyla Ümmet, Halife'yi destekleyip koruyacağı gibi İslam'a muhalefet ettiğinde onu muhasebe edecek ve İslam'ı reddettiğinde de onu devirecektir.

Not: Hilafet Devleti'nin Anayasası hususunda tam bir siyasete ve ilgili maddelere muttali olmak için aşağıdaki web sayfasının ziyaret edilmesi rica olunur: http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

İnsanların İşlerinin Gözetilmesi Siyaseti

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde insanların işlerinin gözetilmesi siyasetini ve insanların genelinin işlerini gözetmeyen demokrasinin keyfiyetini açıklayan ana hatlar yayınlamıştır. Nitekim demokrasi, iddia edildiği gibi insanların işlerini gözetmekten ve onlara karşı adil olmaktan oldukça uzaktır. Zira demokrasi, insanlardan küçük bir gurubun çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefleyen bir sistemdir. Demokrasinin aksine Hilafet Devleti'nin altındaki İslam Sistemi'nde egemenlik, yöneticiler ile benzerlerinin olduğu insana değil sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya aittir. Bundan dolayı herhangi birinin, kendi zulmünü meşru göstermek için yasayı kullanarak başkalarının haklarına tecavüz etme hakkı yoktur.

Birincisi: İnsanların işlerinin ihmal edilmesinin nedeni demokrasidir.

Her nerede demokrasi varsa oradaki küçük bir gurup tarafından insanların ihmal edilip sömürüldüğü görülmektedir. Nitekim dünyanın dört bir tarafında görüldüğü gibi ya doğrudan yada politikacıların demokrasiyi kendileri için garanti altına almaları şeklinde demokrasinin altındaki siyasî otoriteye egemen olanlar zengin insanlardır. Zira demokrasi, asla insanlar arasında adaleti gerçekleştirmek anlamına gelmemekte, bilakis otorite ile servetin insanlardan küçük bir gurubun elinde toplanması anlamına gelmektedir. Nitekim bu, [Amerikan anayasa yazarı] Madison'un sözlerinde gayet açıktır. Zira o, şöyle demiştir: "Toprak sahiplerinin, paha biçilmez çıkarlarını desteklemek amacıyla hükümet içerisinde bir payı olması gerekir. Toplumdaki dengenin gerçekleşmesi için de çoğunluğa karşı azınlığın korunması gerekir." Ayrıca (Robert Byrd'in), demokratik ülkesine yönelik demokratik nitelendirmesinde de gayet açıktır. Zira o, şöyle bir nitelendirmede bulunmuştur: "Servetler, zenginler tarafından zenginler için idare edilmektedir... Bugün, ülkem için ağlıyorum." Modern demokrasiye gelince; toprak sahipleri yerine iş adamları, mal sahipleri, şirketler, sanayiciler ve ülkeye egemen olan siyasî aileler bulunmaktadır.

Servetin bu kişilerin ellerinde toplanması, demokrasinin altındaki insanların koyduğu anayasalar ve servetlerini, toplumun büyük gelir kaynaklarını, özellikle de silah üretimi, bankacılık ve enerji sektörleri gibi devlet ve kamu mallarını gasbetmek yoluyla elde eden siyasî aileler sayesinde olmaktadır. Nitekim Amerika, İngiltere ve Fransa'da, büyük kapitalist ailelerin bulunması nedeniyle devasa bir servet birikimi oluşmaktadır. Şöyle ki; servetin %90'ı, insanlardan %5'lik bir azınlığın elinde toplanmaktadır. Hatta küresel ekonomik kriz sayesinde küresel demokratik elitin serveti %60'dan daha fazla oranda artış göstermiştir. Mesela Hindistan'da; altmış yıldan daha fazladır devam eden demokrasi, çoğu yoksulluk nedeniyle intihara başvuran ezici bir çoğunluk pahasına "Brahman" gibi zengin bir eliti ifraz etmiştir. Çünkü demokraside herhangi bir şey, ancak para ile satın alınabilir. Dolayısıyla seçim maliyetleri, devasa boyutlara yükselmektedir. Mesela Amerika'daki en son başkanlık seçimlerinde, tarihinin en büyük masrafı olmuştur. Zira küresel ekonomik kriz nedeniyle sıkıntıların çekildiği bir sırada milyarlarca dolar harcanmıştır! Aynı şekilde Pakistan'da da politikacılar, seçimlerin ardından servetlerini artırmaya dönük bir yatırım olarak on milyonlarca rupi harcamışlardır. Bundan dolayı demokrasi hakkında şunu söylememiz doğru olacaktır; "gerek otorite gerekse ondaki mutlak gücün her ikisi de fasittir."

Demokrasi nedeniyle Pakistan zengin ve servet sahibi bir ülke olmasına rağmen insanlar fakirlik içerisinde yaşarlarken yöneticiler ve politikacılar, servetlerini doldurmaktadırlar. Nitekim altı on yıldan daha fazla bir zaman boyunca anayasalar, kamu ve devlet mülkiyetlerine sahip olmak için küçük bir elit tarafından yapılmaktadır. Nitekim "Pakistan Yasama Faaliyetlerinin Geliştirilmesi ve Şeffaflık Enstitüsü [PILDAT]" tarafından yapılan bir araştırmada -ki bu, birçok gazetede yayınlanmıştır-, Pakistan Ulusal Meclis üyelerinin ortalama servetinin sadece altı yıl içerisinde üç kat daha arttığı ortaya çıkmıştır. Zira onlar, birçok imtiyazlar ve ikramiyeler elde ettikleri gibi ömür boyu garantörlük ve iletişimlerde başka imtiyazlar da elde etmişlerdir. Dolayısıyla demokrasiyi kullanmak yoluyla bireysel ticarî çıkarlarına hizmet edecek ve vergi gelirlerinden elde edecekleri paylarını garantileyecek kanunlar koymaktadırlar. Dolayısıyla da bu, politikacılardan küçük bir gurubun sadece altı yıl içerisinde servetlerini üç katına çıkarmalarının yanı sıra özel servetlerini garantilemelerinin nedenini açıklamaktadır. Zira bu hainler, demokrasi sayesinde sömürgeci kafirlerin çıkarlarını garantilemek için insanların haklarını gasbetmektedirler. Mesela hükümet, yerel çiftçileri pahalı tohum ve gübre kullanmaya zorlarken yabancı büyük tarım şirketlerine kolaylıklar sağlamaktadır. Enerji ile ilgili olana gelince; sömürgeci finansal kurumlar, ithal kömürle çalışmadığı sürece enerji santrallerinin finanse edilmesini reddetmektedirler.

Beşerî kanunlar sayesinde, Pakistan'ın sömürgeci kurumlardan aldığı faizli kredileri ödemek için Pakistan'daki devasa kamu malları özelleştirildiği gibi yine demokrasi sayesinde gerek askerî ve istihbarat varlığı olsun gerekse özel askerî kuruluşlarının varlığı olsun Amerika'nın ülkedeki varlığını garantilemek için anayasanın (17.) maddesi değiştirilmiştir. Ayrıca demokrasi, NATO tedarik hatlarını ve insansız uçak saldırılarını güvence altına almasının yanı sıra ülkenin güvenliğini baltalayan diğer birçok hususları da güvence altına almaktadır.

Hakeza demokrasi sayesinde askerî ve siyasî liderliklerdeki hainler, yönetimde bulundukları sırada çok büyük servetler biriktirmişlerdir. Hem de Pakistan, Amerikalılar için ekonomik yoksulluk ve siyasî aşağılanma içerisinde boğulurken. Hakeza Pakistan'ın başında "Müşerref-Aziz" ile "Keyâni-Zerdâri" olduğu sürece durum bu şekilde kalmaya devam edeceği gibi demokrasi de kalmaya devam edecektir. O halde gerekli olan şeyleri yapması için demokrasiye zaman verilmelidir şeklinde bir şey söylemek saçmalık olur. Çünkü demokrasi, küçük bir elitin çıkarlarına hizmet etmekte ve geriye kalan çoğunluğu en basit haklarından bile mahrum etmektedir. Dolayısıyla diğer yapılan altı seçimin ardından bu sistemden bir hayır ummak saflık olur.

Yıllarca halkın büyük servetini yağmalamalarının ardından seçimler sırasındaki birkaç hafta içerisinde demokratik elitin yüzleri ifşa olunca ülkede yağmalamaya ve soyguna devam etmek amacıyla seçmenlerin oylarını elde etmek için sizler için bazı yollar ve okullar inşa etmeye hazırlanacaklardır. Tabii Batılı ülkeler de Pakistan'daki demokrasiyi heyecanla destekleyecekler ve cömertçe finanse edeceklerdir. Zira Batı'nın sömürgeci çıkarları için kanunlar çıkaran fasit hainleri sağlayan bizzat demokrasi olduğu gibi aynı zamanda demokrasi, Müslümanlara baskı uygulamakta ve onların yoksulluk içerisinde kalmaları sağlamaktadır ki böylece sisteme karşı ayaklanmaktan aciz kalmaya devam etsinler.

İkincisi: Siyasî düşünceler: Demokrasi artık bugün bitmiştir ve zaman Hilafet zamanıdır.

a-Bugün Ümmetin elinde, adil bir sitemi benimsemek ve onu tatbik etmek için bir fırsat bulunmaktadır. Nitekim son yıllarda demokrasinin ömrünün bittiği ve sonunun yaklaştığı açık bir hale gelmiştir. Zira Uluslararası Gallup Enstitüsü'nün 2002 yılında yapmış olduğu araştırma, bunun doğruluğunu ispatlamaktadır. Çünkü araştırmada şöyle geçmektedir: "Kıta nüfuslarının geneli, hükümetlerin halkın iradesini temsil etmediklerine inanmaktadırlar." Pakistan açısından olana gelince; Müslümanlardan her kim oy kullanırsa, "kötü bir azınlığın" çıkarı için oy kullandığı veya en büyük hırsıza karşı büyük bir hırsızı tercih etmiş olduğu söylenebilir.

b-İslam Ümmeti, son zamanlarda açığa çıktığı üzere İslam Nizamı'nı desteklemektedir. Zira Ümmet, Hilafet'in ve İslam'ın geri dönmesi için çalışmaktadır. Nasrani ülkelerin aksine İslamî Devlet, halklara baskı uygulamayacak ve onları haklarından mahrum etmeyecektir. Nitekim Hilafet, asırlar boyunca sanayide, tarımda, tıpta ve bilimde insanlığın feneri olduğu gibi dinine, mezhebine ve cinsine bakmaksızın insan haklarının sağlanmasında ve onların gözetilmesinde adil bir örnek olmuştur. Hatta on beşinci asırda Nasranilerin zulmünden kaçan Yahudiler gibi dünya mültecilerinin bir sığınağı olmuştur. Hakeza Nasraniliğin aksine Müslümanların, iğrenç teokratik dini bir yönetimin fasit bir alternatifi olan demokrasiye ihtiyacı yoktur.

Üçüncüsü: Şerî yön: Hilafet, ırkına, dinine ve cinsine bakmaksızın tüm insanların maslahatlarını koruyacaktır:

a-İslam, demokrasiyi asla onaylamaz. Dolayısıyla Müslümanlar, fiillerin doğru veya yanlış olduğuna karar verenin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın olduğu manasına gelen [لا إله إلا الله] "Allah'tan başka ilah yoktur" akidesine inanmaktadırlar. Bu sırada demokrasi ve diktatörlük ise insandan başka ilah olmadığı, insandan başka ibadeti hak eden bir şeyin olmadığı ve bilgideki sınırlılığına ve şeyler üzerindeki kararda çelişkili olmasına rağmen fiillerin doğru veya yanlış olduğuna karar veren kaynağın insan aklı olduğu temeline dayanmaktadırlar. Ayrıca -insanların işlerini ihmal eden- demokrasi ve diktatörlük, kanunlar çıkarmak yoluyla başkalarına baskı uygulanmasını meşrulaştırmaktadırlar.

Demokrasi, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya itaat etme veya O'na isyan etme hususunda insanı serbest bırakmıştır. Ancak Hilafet Devleti'nin gölgesinde Müslümanlar, İslam'da geçen emir ve nehiylere göre yaşayacaklardır. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, ne mümin bir erkek ne de mümine bir hanım için o işlerinde herhangi bir serbestlik olur. Her kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." [el-Ahzâb 36]

Dolayısıyla demokrasi, kadın ve erkeklerden oluşan bir guruba egemenlik hakkı verdiği gibi onlara, heva ve arzularına göre kanun çıkarma yetkisi de vermektedir. Ancak Hilafet Devleti'nin gölgesinde Müslümanlar, sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'yı razı etmeye çalışacaklardır. Zira Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], şöyle buyurmaktadır:

وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın Sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! [el-Mâide 49]

Demokrasinin ilga edilmesiyle birlikte Hilafet, tüm tebâ için adaleti ve hakkaniyeti sağlayacaktır. Aynen Hizb-ut Tahrir'in Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (1.) maddesinde şu şekilde geçtiği gibi: "İslamî akide, devletin esasıdır. Öyle ki devletin yapısında, cihazında veya muhasebesinde yahut devlet ile ilgili herhangi bir şeyde, İslamî akideyi esas kılmaktan başka bir şey var olamaz. İslamî akide aynı zamanda anayasa ve şerî kanunların da esasıdır. Öyle ki bunlardan herhangi biriyle ilgili herhangi bir şeyin İslamî akideden fışkırması haricinde var olmasına izin verilmez."

b-Demokrasinin ilga edilip Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla birlikte adaletin toplum için gerçek bir değeri olacaktır. Aksi taktirde demokrasi, halka büyük bir baskı uygulayan küçük bir elitin çıkarlarını garantilemeye devam edecektir. Hilafet Devleti Sistemi'ne gelince; o, egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olmasını sağlayacaktır. Zira İslam, emri bil-maruf ve'n-nehyi anil-münkeri ve yöneticinin muhasebe edilmesini Ümmete farz kılmıştır. Dolayısıyla Ümmet, Halife'yi destekleyip koruyacağı gibi İslam'a muhalefet ettiğinde onu muhasebe edecek ve İslam'ı reddettiğinde de onu devirecektir. Aynen Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (24.) maddesinde şu şekilde geçtiği gibi: "Halife, otoritede ve şeriatı infaz etmede Ümmetin vekilidir." Bunun yanı sıra Halife veya valilerinin, yönetimde herhangi bir yanlış yapmaları durumunda Hilafet Devleti'ndeki Mezalim Mahkemesi onlar hakkında bir soruşturma açabileceği gibi gerçekleşebilecek herhangi bir zarar için de bir soruşturma açabilecektir. Dolayısıyla soruşturmanın başlaması için şikayetleri beklemek zorunlu değildir. Aynen Anayasa Mukaddimesi'nin (42.) ve (87.) maddelerinde şu şekilde geçtiği gibi: "Halife'nin halindeki değişikliğin, Halife'yi Hilafet'ten çıkarıp çıkarmadığına karar veren yalnızca Mezâlim Mahkemesi'dir. Yine, Halife'yi azletme veya ihtar etme salahiyetine sahip olan da yalnızca Mezâlim Mahkemesi'dir." Ve "Mezâlim Kâdîsi; devlet tebâsından olsun yada olmasın, devlet otoritesi altında yaşayan herhangi bir kimseye karşı devletten kaynaklanan her tür zulmü -ki bu zulüm ister bizzat Halife tarafından isterse Halife'nin altındaki yöneticiler ve memurlar tarafından yapılsın- kaldırmak için nasbedilen Kâdî'dir." Aynı şekilde Halife'nin, mazlimeye müdahale etme yetkisi yoktur ve onun, kendi üzerindeki mazlimeye bakan Mezâlim Kâdîsi'ni azletmesine de izin verilmez. Aynen (88.) maddede geçtiği gibi: "Mezâlim Kâdîsi, Halife veya Kâdî'l Kudâ tarafından tayin edilir. Fakat onun muhasebesi, tedip edilmesi ve azledilmesi Halife yada Halife kendisine salahiyet vermişse Kâdî'l Kudâ tarafından olur. Ancak Halife veya Tefvîz Muavini veya Kâdî'l Kudâ aleyhine bir Mezâlim davasına bakarken azledilmesi sahih değildir. Böyle durumlarda onu azletme salahiyeti Mezâlim Mahkemesi'nindir."

c-Ümmet Meclisi'ne seçilen üyeler, son bir garantörlük daha sağlayacaklardır ki bu da egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olmasıdır. Ayrıca onlar, valilerin ve yardımcılarının atanması da dahil çeşitli meseleler hakkında Halife ile istişarede bulunabileceklerdir. Aynen Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (105.) maddesinde şu şekilde zikredildiği gibi: "Müslümanları görüş bakımından temsil eden ve Halife'nin kendilerine danıştığı şahıslar, Ümmet Meclisi'dir. Vilayetlerin ahalisini temsil eden şahıslar ise Vilayet Meclisleri'dir. Yöneticilerin zulmünü veya İslamî hükümlerin kötü tatbik edilmesini şikayet amacıyla gayrimüslimlerin de Ümmet Meclisi'nde bulunmaları caizdir." Ayrıca (111) sayılı maddede zikredilen Ümmet Meclisi'nin görevlerinden biri de işte şudur: "Dâhilî, hâricî, mâlî, askerî veya benzeri konularda, bilfiil devlette gerçekleşen tüm işlerde Ümmet Meclisi'nin Halife'yi muhasebe etme hakkı vardır. Çoğunluğun görüşünün geçerli olduğu hususlarda, meclisin görüşü Halife'yi bağlayıcıdır. Çoğunluğun görüşünün geçerli olmadığı hususlarda ise meclisin görüşü Halife'yi bağlayıcı değildir." Ve aynı şekilde şudur: "Ümmet Meclisi'nin muavinler, valiler ve amiller aleyhine memnuniyetsizliğini bildirme hakkı vardır ve bu konudaki görüşü Halife'yi bağlayıcıdır. Halife'nin de onları derhal azletmesi gerekir." Ayrıca İslam akidesine dayalı bağımsız medya organları ile siyasî partiler de Halife'yi yönlendiren ve sorgulayan diğer kaynaklardır. Nitekim Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'nin (21) sayılı maddesinde şöyle geçmektedir: "Esasının İslamî akide olması ve benimsediği hükümlerin şerî hükümler olması şartıyla, yöneticileri muhasebe etmek veya Ümmet yoluyla yönetime ulaşmak üzere siyasi parti kurmak Müslümanların hakkıdır. Parti kurulması için hiçbir izne ihtiyaç yoktur. İslam esası dışındaki her türlü kitleleşme ise yasaklanır."

Not: 1, 21, 24, 41, 87, 88, 105 ve 111. maddelerin Kur'an-il Kerîm ve Nebevî sünnetten tüm delillerine muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'ne müracaat edilmesi rica olunduğu gibi Hilafet Devleti'nin anayasası ile ilgili maddelere muttali olmak için de aşağıdaki internet sitesine girilmesi rica olunur:  http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Dördüncüsü: İnsanlığı, demokrasinin zulmünden kurtaracak olan bizzat Hilafet'tir.

a-Egemenliğin sadece Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait olduğu temeline dayalı bir Hilafet Devleti'nin kurulması gerekir ki ancak bu şekilde insanların işleri gözetilebilecektir.

b-İslamî olmayan bir sistemi tatbik etmesi durumunda Halife'yi yönetimden azledecek olan araçlar Ümmet ve Mezâlim Mahkemesi'dir.

c-Siyasî partiler ve Ümmet Meclisi'ne seçilen üyeler, yöneticileri muhasebe edebilirler ve onlara şerî hükümlere göre tavsiyede bulunabilirler.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Açık Bir Mektup

24-25 Nisan 2013 günü, el-Halil Üniversitesi'ndeki İslam Şeriatı ve Kanunu Arasında Sivil Devlet Konferansı'na katılan kardeşler, bacılar ve organizatörler,

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh,

Bu mektubu sizlere, bir nasihat ve açıklama babından yöneltiyoruz.  Özellikle çoğunuzun işinin eğitim ve medya ile bağlantılı olmasından ve bu şekilde sizlerin, sivil devletle bağlantısı olan kimselerde bir bilincin oluşmasında katkı payı olan kimselerden olmanızdan dolayı bu sizleri diğerlerine nazaran daha büyük bir sorumluluk sahibi kılmaktadır. Dolayısıyla sizler, şayet insanlar arasında İslam'dan kaynaklanan vizyonu sahih bir şekilde yayarsanız çok büyük bir sevap kazanırsınız. Yok eğer rejimlere bağlı medya ortamının aktardığı İslamî olmayan vizyonu yayarsanız çok büyük bir günah kazanırsınız. Bizler bu mektubun içeriğinin, bu konferansınızdaki tartışmanızda hazır olmasını istiyor ve Allah'tan sizlere başarı temenni ettiğimiz gibi basiretinizi açmasını ve sizlere hayrı göstermesini temenni ediyoruz.

Bizler, Müslümanların faydalanacağı konu ve araştırma alanındaki çabalarınızı taktir ediyoruz. Ancak bizler, sivil devlet ve Hilafet konusunu, alimlerin ihtilaf ettiği bir konuya dönüştürdüğünüzü görmekteyiz. Bu ise doğal bir şekilde ortaya çıkmamış, bilakis rejimlere bağlı medyanın uydurduğu bir durumdan dolayı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu şekilde İslam'ın siyasî arenadan ve Müslümanları bir araya getirecek bir devletin altında kapsamlı bir şekilde tatbik edilip uygulanmasından uzaklaştırmaya çalışan İslam düşmanı devletlere hizmet edilmiş olmaktadır.

Bugünkü sivil devlet konusu, çok ciddi bir siyasî meseledir. Zira o, Nebimiz [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdelediği İslamî Hilafet Devleti'nin kurulmasını engellemek için sömürgeci kafirlerin bize karşı açmış oldukları savaş cephelerinden birini temsil etmektedir. Ayrıca "sivil devlet" konusunun, türetildiği, dahası İslam dünyasında kullanılmak için türetildiği de söylenebilir. Nitekim bugün, Hilafet'e ve onun için çalışanlara meydan okuyanların tamamı neredeyse sivil devleti konuşanlardır. Dolayısıyla vakıanın siyasi boyutuna değinen bir kişi, kesinlikle "sivil devlet" fikrinin ve ıstılahının İslam'ın ve siyasî projesinin siyasî düşmanı ve hasmı olduğunu görecektir. Bu ise Şam ayaklanmasında meydana gelen hususlarda gayet açıktır. Zira Amerika ve sömürgeci kafir devletler, çıkarları ve eğilimleri farklı olmasına rağmen mevcut rejimin düşmesinin ardından sivil devlet üzerinde birleşmektedirler. Dolayısıyla bu hakikati biraz düşünen bir kimse, kesinlikle sivil devletin Müslümanların projesi değil de düşman bir proje olduğu kanaatine varacaktır.

Ancak sömürgeci kafir devletlerin kampları, onlara bağlı ajan yöneticiler ve onların takipçileri olan gazeteciler ve aydınlar, biz Hilafet'i istemiyoruz veya biz sadece İslamî Devleti istemiyoruz demeye cüret edememektedirler. Dolayısıyla bu, onların açık bir şekilde küfürle hükmeden bir devleti istedikleri anlamına gelmektedir. Dolayısıyla da sivil devleti, İslamî yönetim ile savaşta arkasına gizlendikleri bir kılıf olarak almışlardır. Nitekim mesele, fıkhî veya fikrî ihtilaf meselesi değildir. Bilakis mesele, İslam dünyasındaki -dahası tüm dünyadaki- herhangi bir siyasi projenin bir diğerini yok edeceği bir var oluş ve yok oluş savaşı meselesidir. Dur bakalım bu yok edecek olan İslam mı yoksa küfür mü olacak?

Ne üzücüdür ki bazı Müslümanlar, İslam ile küfür arasında uzlaşmacı bir tutum sergilemektedirler. Yine ne üzücüdür ki bazı Müslümanlar, İslam ile ilgili her türlü fikrî "modaya" tutunmaya yeltenmektedirler. Sizler, (Ömer'in Sosyalizmi) adlı kitap ile buna benzer birçoklarını hatırlamıyor musunuz? Bir gurup Müslüman "alimin", İslam Sosyalizmi hakkında bir gürültü patırtı çıkardıklarını, sonra da sosyaliz "modasının" kaybolmasıyla birlikte bunların da kayboldukları günleri hatırlamıyor musunuz? Bugün de sanki onlar değillermiş gibi şuan demokrasi, ulusalcılık, sivil devlet ve kardeşlerinin rolünü gerçekleştirmektedirler.

Sonra medya ortamındaki bu tür popüler kelimelerin genelinin bazı Müslüman evlatlarının konuşmalarında da yer aldığı dikkatinizi çekmiyor mu? Yine bu kelimelerin, Arap dilinden ve fıkıh kitaplarından neşet etmedikleri, bilakis bunların, çeviri veya Arapçalaşmış kelimeler oldukları dikkatinizi çekmiyor mu? Dolayısıyla bu da bunun, siyasî ve kültürel savaşın sonuçlarından bir sonuç olduğunu göstermiyor mu?

Şimdi geriye, medyanın sivil devlet hakkındaki gürültüsünden etkilenen bazı Müslüman evlatların sivil devlet ile İslam'ın arasını birleştirmek istediklerini hatırlatmak kalmıştır. Zira onlar, sivil devletin İslamî kaynaklı olduğunu söylemektedirler. Aslında bu söz, küfürle yönetilen bir devletin İslamî kaynaklı olduğu şeklindeki söze benzemektedir. Aynı şekilde bu söz, komünist bir devletin kapitalist kaynaklı veya kapitalist bir devletin komünist kaynaklı oldukları şeklindeki söze benzemektedir. Şimdi, bu doğru mudur, yoksa hezeyan boyutuna götürecek bir karışıklık mıdır?!

Son olarak Allahu Teâlâ'dan sizleri, sözde ve amelde doğrulukla rızıklandırmasını, dillerinizden hakkı söyletmesini, kafirlerin tuzaklarına karşı çıkmanız ve Allah'ın dinini savunmanız için sizlere yardım etmesini temenni ediyoruz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيدًا يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا "Ey iman edenler! Allah'tan ittika edin ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir kurtuluşa ermiş olur." [Ahzab 70 71]

Devamını oku...

Pornografik Film İzlemek ve Hizb-ut Tahrir’e Atılan İftira Hakkında

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Soru Cevap

Pornografik Film İzlemek ve Hizb-ut Tahrir’e Atılan İftira Hakkında

Ömer Daragmeh’e

Soru:

Şeyhimiz, es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Değerli Şeyhimiz, en yaygını pornografik film izleme meselesi ile ilgili Hizb-ut Tahrir’e birçok iftira atanlara gerekli cevabı vermenizi temenni ediyorum.

 

Cevap:

Aleykum’us Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Pornografik filmler konusunda bizim görüşümüz açıktır. Bu konuda olası karışıklığa meydan vermeyen açık bir soru cevap yayınlandı. Onu resmi internet sitemizde bulmak mümkündür. Soru cevapta şöyle geçmektedir: “Pornografik içerikli filmleri izlemeye gelince, her ne kadar bunlar gerçek cisimler değil de görüntü olsalar dahi, izlenmeleri caiz değildir. Bunun nedeni, bu bâbdaki şu şeri kaidedir: [ الوسيلة إلى الحرام حرام] “Harama vesile de haramdır.” Bu kaidede, vesilenin kesinlikle harama götürüyor olması şart değildir, bilakis zannı galip yeterlidir. Bu tür filmler, genellikle izleyenleri harama götürmektedir Bu nedenle bu konu için bu kaide geçerlidir. Dolayısıyla ne bunların seyredilmesi ne de bunlara sahip olunması caiz değildir. Bu filmleri seyreden Müslümanlar karşısında Hizbin gençlerinin ne yapması gerektiğine gelince, bu filmleri seyredenlerin geneli, -Rabbinin merhamet ettiği kimse hariç- emrin ve nehyin fayda vermediği, dünya lezzetinin peşinde koşan kimselerdir. Buna rağmen gençler hikmetli, caydırıcı ve etkili bir üslup bulması halinde uygulamalıdır. Belki de soruyu soran kimse, bazı akrabalarını kast etmekte ve onları bu hastalıklı yolda görmesi kendisini üzmektedir. Dolayısıyla onları bundan uzaklaştırmak istemektedir. Eğer durum bu şekilde ise, onlara emredip nehyetmeli ve en uygun üslubu seçmelidir ki belki de Allah, onun eliyle kendilerine hidayet verir de Allah'ın izniyle onun için bir ecir olur. Bugün Müslümanlar, Hilafetlerini kaybetmeleri sebebiyle, her taraftan musibetlerle ile kuşatılmışlardır. Müslümana yakışan, mubah eğlence için bile olsa, boş bir vaktinin bulunmamasıdır. Peki, vaktini -Allah muhafaza!- haram eğlence için harcarsa nasıl olur? O halde size düşen Ey Kardeşler, Müslümanları tüm gücünüz ile ama aynı anda hikmet ile yöneltmenizdir ki vakitlerini hayırlı ameller ile doldursunlar ve Hilafeti geri getirmek ve Ümmeti bu musibetlerden kurtarmak için gayret ve ciddiyet ile çalışsınlar.” [10.10.2006]

İftira atanlara gelince, doğruyu öğrenmek isteyenler değildir. Aksi takdirde kitaplarımıza ve resmi internet sitemize itimat ederlerdi. O zaman sahip olmadıkları netliği görecekler ve dünyada arzuladıklarının kat kat ötesini ahirette arzulayan Allah’ın sevgili kullarındaki berraklığı şahit olacaklardır.

İftira atan bu kimseler, iftiraya karşılık isabet edecek büyük günahın farkında değillermiş gibi, başkalarının yazılarına dayanıyorlar. إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ“Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.” [Nahl 116]

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook sayfasının linki:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=220629058105179

H.09 Receb 1434

M.19 Mayıs 2013

Devamını oku...

Çatışmalar Açısından Suriye’deki Eksenler Hakkındaki Mektubun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Çatışmalar Açısından Suriye’deki Eksenler Hakkındaki Mektubun Cevabı

Fatih El-Cedid’e

Soru:

Esselemu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh

Kerim emirimiz,

Emirimiz bu sayfa, fıkhi meselelere özel bir sayfa mıdır? Şayet değilse şöyle bir sorum olacak: Şam’da devam eden savaş sırasında, iki temel uluslararası eksene ek olarak birçok bölgesel eksenin olduğunu mülahaza ettim: 1- Suudi Arabistan ekseni; buradaki çalışmanın anahtarı Şeyh Arur’dur. Örneğin kendisi Duma’da İslam Tugayı’na sahip olup (Müslüman Kardeşler) Tayfur ile ortak askeri komutanlık oluşumundaydı. 2- Katar ekseni: Koalisyonu ihtiva etmesine ve başından beri Ulusal Konseyi ve onun Ulusal Koordinasyon Komitesi’ne verdiği desteği engelleme rolüne ek olarak Suriye Kurtuluş Cephesi’ni desteklemeyi benimsemekte olup en önemlisi Azmi Bişare olmak üzere onun birçok anahtarı bulunmaktadır. 3- Türkiye ekseni: Kırılgan iç dengeyi istikrara kavuşturmaya hırs göstermekte olup birinci olarak Kürt meselesini ikinci olarak da Suriye’de demokrasiyi önemsemektedir. Dolayısıyla o, uluslararası sınırları ve Amerikan siyasetini kontrol eden bir eksendir. 4- Ürdün ekseni: Türkiye ekseniyle açıkça çeliştiği görülmektedir. Nitekim Ürdün gözünde sözde ulusal bir ordu kurmak için çeşitli girişimlerde bulundu ancak Türkiye ve Amerika, (ABD istihbaratının ve Savunma Bakanlığı’nın Ürdün toplantılarında daimi olarak bulunmasına rağmen) aralarında Mustafa Şeyh’in de bulunduğu ilgili taraftarlarıyla bağlantıya geçerek bunu engellediler. 5- Kuveyt Ekseni: Birtakım şahıslar yoluyla İslami gruplar aracılığıyla: Esas olarak (Ahraru’ş Şam) onlar için kurulmuş olup özellikle Şam’da olmak üzere birçok tarafları kazanmak için çalışmaktadırlar. Uluslararası bağlamda: Amerikan ekseni, ardından İngiliz ve Fransız ekseni. Tüm bunlar muhalefetle ilgili olup soru şudur: Devam eden çatışmanın resmi nedir? Bağımlılık (tabiyet) açısından bölgenin görüntüsü nedir? Çatışmanın ana ekseni nelerdir? Her bir tarafın çözüm vizyonu nedir? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.                  

Cevap:

Fatih El-Cedid’e

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Sayfanın siyasi mi, fikri mi yoksa fikhi meseleler için mi olduğunu soruyorsun…

Kardeşim sayfa, buradan iletişime geçme lütfunda bulunan her hayır içindir. Dolayısıyla hayır kapılarından herhangi bir kapı hakkındaki hiçbir soru engellenmez Allah’ın izniyle.

Çatışma açısından Suriye ekseni hakkındaki soruna gelince. Mesele aşağıdaki şekildedir:

1-      Hafız ve Beşşar döneminden beri fiili siyasi nüfuz, Amerikan nüfuzudur. Dolayısıyla bu rejim, bölgedeki Amerikan çıkarlarını gerçekleştirmek ve sadece 48 işgali değil aynı şekilde Golan’daki 67 işgali de dahil Yahudi varlığının güvenliğini korumak için vardır.

2- Suriye’de halk hareketleri meydana gelip tırmanmaya başlayınca Beşar işleri eski haline getirmekten aciz kaldı. Amerika zalim ajanının yönetimden düşebileceğini fark etti ve ondan sonraki alternatif ajanı nasıl güvence altına alabileceği endişesi taşımaya başladı. Bunun üzerine sıkı bir şekilde çalışarak komite ve koalisyon kurdu…Ancak içeride bu ikisi için bir taban oluşturamadı ve alternatif olgunlaşmadan önce devrimcilerin zalimi devirebileceklerinden ve ardından mekanı Amerika’nın hesabına olmayan güçlerin doldurabileceğinden korkmaya başladı.     

3- Bundan dolayı Birlik ve Birleşmiş Milletler yoluyla yaptığı sonuçsuz saçma sapan projelerle Beşar’a mühlet üzerine mühlet vermeye başladı. Dolayısıyla kendini bile koruyamayan, orada burada sonuçsuz toplantılar yapan ve içerideki insanlar kendilerini yöneticiler olarak kabul etsinler diye onun yurt dışında ikamet eden türettiklerini pazarlayabilmek için sadece zaman geçiren gözlemciler oluşturdu. 

4- İster İslami fikirlerin ve hükümlerin bilincinde olanlar olsun isterse bilincinde olmayanlar olsun içerideki çoğunluğun İslami duygulara sahip olması Amerika’yı şaşkına çevirdi. Nitekim insanların Hilafet çağrıları ve çığlıkları Amerika’nın uykusunu kaçırdı. Hatta diğer Laik sesler ve benzerleri, medya organlarının yoğun ilgi göstermesine rağmen kalabalığın içerisinde kaybolup gittiler. 

5- Bu atmosfer, Amerika’nın ve müttefiklerinin kalbine korku saldı ve işlerin elinden kayıp gitmesinden korkmaya başladı. Bu nedenle şu üç şey üzerine odaklandı: 

Birincisi: Amerika’nın dışarıda türettiği kişileri, sonra bu türeyen kişilerin girdirilmesini ve Suriye’de Laik sivil bir yönetimin kurulmasını, yani yüzlerin değiştirilmesini ve rejimin temel yapısının devam etmesini kabul etmeleri için içerideki insanlara baskı uygulanması gibi Beşar’ın olabildiğince öldürmesi ve zulmetmesi için ona yeşil ışık yaktı.  

İkincisi: Beşar’ın katliamlarıyla türettiklerini pazarlayamadı. Dolayısıyla hükümetine dayatmada bulunmak için uluslararası müdahaleye başvurması bekleniyor ve gerektiğinde müdahalede bulunmak için argümanlar ve mazeretlerle ilgili bir tiyatro hazırlıyor. Ancak birçok iç ve dış sorunları ve krizleri nedeniyle, müdahaleye projelerinin arka planlarında yer verdi ve yukarıda belirtilen ilk planının başarısızlığına kadar da buna başvurmadı.        

Üçüncüsü: Bu süre zarfında ülkeyi yıkıma sürüklemiş olacaktı. Hatta İslam Suriye’deki yönetime galip gelmiş olsaydı, Amerika ve müttefikleri, ümmeti yeise, umutsuzluğa, kıyamı ve harekete geçmeyi bırakmaya sevk edeceğini düşünerek ülkede daha çok yıkım ve tahribat olacaktı. Ancak Amerika ve tüm İslam düşmanları, bu ümmetin azametini idrak edemiyorlar. Zira ümmetin köklerinde, zalimlerin burunları sürtülmesine rağmen yeryüzünü imar edecek ve Münafıkların tuzaklarına rağmen ekini ve nesli çoğaltacak adam gibi adamlar vardır. Çünkü bu ümmet, daha önce onların taraftarlarıyla karşılamıştır: Bunlar, yeryüzünde fitne, fesat, ölüm ve yıkım saçan Haçlılar ve Tatarlardır. Buna rağmen ümmet, onları bozguna uğratmış, onları kötü bir şekilde kovmuş ve sanki dün hiç yaşamamışlar gibi varlıklarından eser kalmamıştır. Nitekim ümmet yeniden canlandı ki böylece düşmanlarını yıkıma uğratıyor, onları hesap etmedikleri yönden yok ediyor ve ümmet, insanlar için çıkarılmış en hayır ümmet olmaya geri dönüyor:  كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَSiz insanlar arasında çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Marufu emredersiniz, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Âl-i İmran -110]

6- Bu, Amerika hakkında… Rusya, Türkiye, İran ve Lübnan’daki müttefiklerine gelince; bunlar, Beşar’a silah sağlayan ve ona destek veren Amerika’nın ön hatlarında yer almaktadırlar…Dolayısıyla Amerika’nın planına göre tiyatroyu ısıtıp soğutmaktadırlar. Bu bağlamda ABD Dışişleri Bakanı'nın Rusya Dışişleri Bakanı ile yaptığı son görüşme, kararlardan ziyade bürokrasilerin konuşmasına daha yakın olduğu için bir “zaman geçirme” olmuştur…    

7- Avrupa’ya gelince; özellikle Katar ve Ürdün olmak üzere ajanları yoluyla “kargaşa çıkarmaya” çalışmaktadır. Amerika’nın onlara hiç değer vermediği bilinmektedir. Dolayısıyla Avrupa’yı peşinden koşan metresi olarak bırakmıştır. Nitekim Amerika Rusya’ya gittikten ve onunla Suriye konusunu görüştükten sonra, Avrupa’nın rolünü görmezden gelmiştir! İngiltere Başbakanı, Amerika’nın izini takip ederek, sanki İngiltere’nin bu konuda bir rolü varmış gibi yüzsuyunu kurtarmak için vakıf olabileceği bir şeyin olup olmadığını görmek amacıyla Rusya’ya gitmiştir. Fransa’nın konumu da bundan farklı değildir. Ancak Fransa yüksek sesle çığlık atıp İngiltere’nin habis ve kurnaz sesi kısık olsa da Suriye’de aktif bir rol oynamamaları bakımından sonuç aynıdır.      

8- Geriye Suriye’deki ümmetin ekseni kaldı, oradaki hareket aşağıdaki şekildedir:

- Batı kültürüne aldanan, onun fikir ve mefhumlarıyla yoğrulan, onun söylediğini söyleyen ve dini devletten ayıran Laik, demokratik, sivil devlet çağrısı yapan küçük bir grup var…

- Bu küçük gruptan daha fazla sayıya ve ağırlığa sahip olan başka bir grup daha var ki… onlar da gözlerine perde çekilmiş Müslümanlardır: Bunlar, İslam’ı seviyorlar, Hilafeti istiyorlar ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in râyesinden hoşlanıyorlar ancak sömürgeci ülkelerin kışkırtmalarından korktukları için sevdiklerini ve hoşlandıklarını açıklayamıyorlar ve vatancıların kışkırtmalarından korktukları için de râyeyi kaldıramıyorlar! 

- İslami yönetime çağrıda bulunan grup iki kısımdır:

- Maddi eylemleri kullanan ve İslami yönetime çağrıda bulunan ancak mevcut vakıada olduğu gibi İslam’ın fikirleri ve hükümleri hakkında tam ve doğru bir bilince sahip olmayan grup. 

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in takip ettiği metot yoluyla İslami bir yönetim olan “Raşidi Hilafeti” isteyen ve halkından nusret talep eden sadık ve samimi grup…

Kerim kardeşim, bizler tüm amellerimizde Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodunu bağlı kalıyoruz, eğri hattın yanına doğru bir hat çiziyoruz, hakkı izhar ediyoruz ve buna hırs gösteriyoruz. Bunu ise sadece Şam’da yapmıyoruz, bilakis özellikle Şam civarında olmak üzere diğer bölgelerde yapmış olduğumuz çalışmalarımız da var. Bunlar Allah’ın izniyle şahit olunan çalışmalardır. Allah Subhanehu’dan yardım ve başarı temenni ediyoruz.

Sonuç olarak Amerika ve müttefikleri, zalimin güvenliğini güvence altına alacak anlaşmalar oluşturmaya ve kasvetli olanları yüzleri daha karanlık olanlarla değiştirmeye hazırlanıyor. Cumhuriyetçi Laik rejimin yapısının kalmasını sağlamak ve Şam topraklarında İslami yönetimin gelmesini geciktirmek için her türlü çabayı gösteriyorlar. Zira İslami yönetim, kafirleri, Münafıkları, tabiileri ve yandaşları helak edecektir. Bu yüzden ümmetin üzerine düşen, onların şerir hedeflerini gerçekleştirmelerine imkan vermemek, dahası hak üzere sebat etmek, Hilafete alternatif olan bir şeyi kabul etmeyeceklerine dair Allah’a söz vermek, geçiş hükümeti veya geçici hükümeti müzakere edip duran İslam düşmanlarının yaptıklarına aldanmamaktır. Zira bu hükümetler, sömürgeci kafirlerin ve Münafıkların durumunda olduğu gibi kendilerine övgüler yağdıran ve İslam’a ve Müslümanlara tuzak kuran hükümetlerdir. Nitekim ne eski ulusal koalisyon, ne bir sonraki koalisyon, ne de gelecek olan Hito bunlardan uzak değildir. Bunlar mı bu ümmete iyilik yapacaklar. Aksine bunlar, Amerika ve müttefiklerinin yolundan yürümektedirler…   

Kardeşiniz H. 8 Receb 1434
Ata İbn Halil Ebu Raşta M. 18 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3331

Devamını oku...

Çatışmalar Açısından Suriye’deki Eksenler Hakkındaki Mektubun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Çatışmalar Açısından Suriye’deki Eksenler Hakkındaki Mektubun Cevabı

Fatih El-Cedid’e

Soru:

Esselemu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh

Kerim emirimiz,

Emirimiz bu sayfa, fıkhi meselelere özel bir sayfa mıdır? Şayet değilse şöyle bir sorum olacak: Şam’da devam eden savaş sırasında, iki temel uluslararası eksene ek olarak birçok bölgesel eksenin olduğunu mülahaza ettim: 1- Suudi Arabistan ekseni; buradaki çalışmanın anahtarı Şeyh Arur’dur. Örneğin kendisi Duma’da İslam Tugayı’na sahip olup (Müslüman Kardeşler) Tayfur ile ortak askeri komutanlık oluşumundaydı. 2- Katar ekseni: Koalisyonu ihtiva etmesine ve başından beri Ulusal Konseyi ve onun Ulusal Koordinasyon Komitesi’ne verdiği desteği engelleme rolüne ek olarak Suriye Kurtuluş Cephesi’ni desteklemeyi benimsemekte olup en önemlisi Azmi Bişare olmak üzere onun birçok anahtarı bulunmaktadır. 3- Türkiye ekseni: Kırılgan iç dengeyi istikrara kavuşturmaya hırs göstermekte olup birinci olarak Kürt meselesini ikinci olarak da Suriye’de demokrasiyi önemsemektedir. Dolayısıyla o, uluslararası sınırları ve Amerikan siyasetini kontrol eden bir eksendir. 4- Ürdün ekseni: Türkiye ekseniyle açıkça çeliştiği görülmektedir. Nitekim Ürdün gözünde sözde ulusal bir ordu kurmak için çeşitli girişimlerde bulundu ancak Türkiye ve Amerika, (ABD istihbaratının ve Savunma Bakanlığı’nın Ürdün toplantılarında daimi olarak bulunmasına rağmen) aralarında Mustafa Şeyh’in de bulunduğu ilgili taraftarlarıyla bağlantıya geçerek bunu engellediler. 5- Kuveyt Ekseni: Birtakım şahıslar yoluyla İslami gruplar aracılığıyla: Esas olarak (Ahraru’ş Şam) onlar için kurulmuş olup özellikle Şam’da olmak üzere birçok tarafları kazanmak için çalışmaktadırlar. Uluslararası bağlamda: Amerikan ekseni, ardından İngiliz ve Fransız ekseni. Tüm bunlar muhalefetle ilgili olup soru şudur: Devam eden çatışmanın resmi nedir? Bağımlılık (tabiyet) açısından bölgenin görüntüsü nedir? Çatışmanın ana ekseni nelerdir? Her bir tarafın çözüm vizyonu nedir? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.                  

Cevap:

Fatih El-Cedid’e

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Sayfanın siyasi mi, fikri mi yoksa fikhi meseleler için mi olduğunu soruyorsun…

Kardeşim sayfa, buradan iletişime geçme lütfunda bulunan her hayır içindir. Dolayısıyla hayır kapılarından herhangi bir kapı hakkındaki hiçbir soru engellenmez Allah’ın izniyle.

Çatışma açısından Suriye ekseni hakkındaki soruna gelince. Mesele aşağıdaki şekildedir:

1-      Hafız ve Beşşar döneminden beri fiili siyasi nüfuz, Amerikan nüfuzudur. Dolayısıyla bu rejim, bölgedeki Amerikan çıkarlarını gerçekleştirmek ve sadece 48 işgali değil aynı şekilde Golan’daki 67 işgali de dahil Yahudi varlığının güvenliğini korumak için vardır.

2- Suriye’de halk hareketleri meydana gelip tırmanmaya başlayınca Beşar işleri eski haline getirmekten aciz kaldı. Amerika zalim ajanının yönetimden düşebileceğini fark etti ve ondan sonraki alternatif ajanı nasıl güvence altına alabileceği endişesi taşımaya başladı. Bunun üzerine sıkı bir şekilde çalışarak komite ve koalisyon kurdu…Ancak içeride bu ikisi için bir taban oluşturamadı ve alternatif olgunlaşmadan önce devrimcilerin zalimi devirebileceklerinden ve ardından mekanı Amerika’nın hesabına olmayan güçlerin doldurabileceğinden korkmaya başladı.     

3- Bundan dolayı Birlik ve Birleşmiş Milletler yoluyla yaptığı sonuçsuz saçma sapan projelerle Beşar’a mühlet üzerine mühlet vermeye başladı. Dolayısıyla kendini bile koruyamayan, orada burada sonuçsuz toplantılar yapan ve içerideki insanlar kendilerini yöneticiler olarak kabul etsinler diye onun yurt dışında ikamet eden türettiklerini pazarlayabilmek için sadece zaman geçiren gözlemciler oluşturdu. 

4- İster İslami fikirlerin ve hükümlerin bilincinde olanlar olsun isterse bilincinde olmayanlar olsun içerideki çoğunluğun İslami duygulara sahip olması Amerika’yı şaşkına çevirdi. Nitekim insanların Hilafet çağrıları ve çığlıkları Amerika’nın uykusunu kaçırdı. Hatta diğer Laik sesler ve benzerleri, medya organlarının yoğun ilgi göstermesine rağmen kalabalığın içerisinde kaybolup gittiler. 

5- Bu atmosfer, Amerika’nın ve müttefiklerinin kalbine korku saldı ve işlerin elinden kayıp gitmesinden korkmaya başladı. Bu nedenle şu üç şey üzerine odaklandı: 

Birincisi: Amerika’nın dışarıda türettiği kişileri, sonra bu türeyen kişilerin girdirilmesini ve Suriye’de Laik sivil bir yönetimin kurulmasını, yani yüzlerin değiştirilmesini ve rejimin temel yapısının devam etmesini kabul etmeleri için içerideki insanlara baskı uygulanması gibi Beşar’ın olabildiğince öldürmesi ve zulmetmesi için ona yeşil ışık yaktı.  

İkincisi: Beşar’ın katliamlarıyla türettiklerini pazarlayamadı. Dolayısıyla hükümetine dayatmada bulunmak için uluslararası müdahaleye başvurması bekleniyor ve gerektiğinde müdahalede bulunmak için argümanlar ve mazeretlerle ilgili bir tiyatro hazırlıyor. Ancak birçok iç ve dış sorunları ve krizleri nedeniyle, müdahaleye projelerinin arka planlarında yer verdi ve yukarıda belirtilen ilk planının başarısızlığına kadar da buna başvurmadı.        

Üçüncüsü: Bu süre zarfında ülkeyi yıkıma sürüklemiş olacaktı. Hatta İslam Suriye’deki yönetime galip gelmiş olsaydı, Amerika ve müttefikleri, ümmeti yeise, umutsuzluğa, kıyamı ve harekete geçmeyi bırakmaya sevk edeceğini düşünerek ülkede daha çok yıkım ve tahribat olacaktı. Ancak Amerika ve tüm İslam düşmanları, bu ümmetin azametini idrak edemiyorlar. Zira ümmetin köklerinde, zalimlerin burunları sürtülmesine rağmen yeryüzünü imar edecek ve Münafıkların tuzaklarına rağmen ekini ve nesli çoğaltacak adam gibi adamlar vardır. Çünkü bu ümmet, daha önce onların taraftarlarıyla karşılamıştır: Bunlar, yeryüzünde fitne, fesat, ölüm ve yıkım saçan Haçlılar ve Tatarlardır. Buna rağmen ümmet, onları bozguna uğratmış, onları kötü bir şekilde kovmuş ve sanki dün hiç yaşamamışlar gibi varlıklarından eser kalmamıştır. Nitekim ümmet yeniden canlandı ki böylece düşmanlarını yıkıma uğratıyor, onları hesap etmedikleri yönden yok ediyor ve ümmet, insanlar için çıkarılmış en hayır ümmet olmaya geri dönüyor:  كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَSiz insanlar arasında çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Marufu emredersiniz, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Âl-i İmran -110]

6- Bu, Amerika hakkında… Rusya, Türkiye, İran ve Lübnan’daki müttefiklerine gelince; bunlar, Beşar’a silah sağlayan ve ona destek veren Amerika’nın ön hatlarında yer almaktadırlar…Dolayısıyla Amerika’nın planına göre tiyatroyu ısıtıp soğutmaktadırlar. Bu bağlamda ABD Dışişleri Bakanı'nın Rusya Dışişleri Bakanı ile yaptığı son görüşme, kararlardan ziyade bürokrasilerin konuşmasına daha yakın olduğu için bir “zaman geçirme” olmuştur…    

7- Avrupa’ya gelince; özellikle Katar ve Ürdün olmak üzere ajanları yoluyla “kargaşa çıkarmaya” çalışmaktadır. Amerika’nın onlara hiç değer vermediği bilinmektedir. Dolayısıyla Avrupa’yı peşinden koşan metresi olarak bırakmıştır. Nitekim Amerika Rusya’ya gittikten ve onunla Suriye konusunu görüştükten sonra, Avrupa’nın rolünü görmezden gelmiştir! İngiltere Başbakanı, Amerika’nın izini takip ederek, sanki İngiltere’nin bu konuda bir rolü varmış gibi yüzsuyunu kurtarmak için vakıf olabileceği bir şeyin olup olmadığını görmek amacıyla Rusya’ya gitmiştir. Fransa’nın konumu da bundan farklı değildir. Ancak Fransa yüksek sesle çığlık atıp İngiltere’nin habis ve kurnaz sesi kısık olsa da Suriye’de aktif bir rol oynamamaları bakımından sonuç aynıdır.      

8- Geriye Suriye’deki ümmetin ekseni kaldı, oradaki hareket aşağıdaki şekildedir:

- Batı kültürüne aldanan, onun fikir ve mefhumlarıyla yoğrulan, onun söylediğini söyleyen ve dini devletten ayıran Laik, demokratik, sivil devlet çağrısı yapan küçük bir grup var…

- Bu küçük gruptan daha fazla sayıya ve ağırlığa sahip olan başka bir grup daha var ki… onlar da gözlerine perde çekilmiş Müslümanlardır: Bunlar, İslam’ı seviyorlar, Hilafeti istiyorlar ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in râyesinden hoşlanıyorlar ancak sömürgeci ülkelerin kışkırtmalarından korktukları için sevdiklerini ve hoşlandıklarını açıklayamıyorlar ve vatancıların kışkırtmalarından korktukları için de râyeyi kaldıramıyorlar! 

- İslami yönetime çağrıda bulunan grup iki kısımdır:

- Maddi eylemleri kullanan ve İslami yönetime çağrıda bulunan ancak mevcut vakıada olduğu gibi İslam’ın fikirleri ve hükümleri hakkında tam ve doğru bir bilince sahip olmayan grup. 

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in takip ettiği metot yoluyla İslami bir yönetim olan “Raşidi Hilafeti” isteyen ve halkından nusret talep eden sadık ve samimi grup…

Kerim kardeşim, bizler tüm amellerimizde Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodunu bağlı kalıyoruz, eğri hattın yanına doğru bir hat çiziyoruz, hakkı izhar ediyoruz ve buna hırs gösteriyoruz. Bunu ise sadece Şam’da yapmıyoruz, bilakis özellikle Şam civarında olmak üzere diğer bölgelerde yapmış olduğumuz çalışmalarımız da var. Bunlar Allah’ın izniyle şahit olunan çalışmalardır. Allah Subhanehu’dan yardım ve başarı temenni ediyoruz.

Sonuç olarak Amerika ve müttefikleri, zalimin güvenliğini güvence altına alacak anlaşmalar oluşturmaya ve kasvetli olanları yüzleri daha karanlık olanlarla değiştirmeye hazırlanıyor. Cumhuriyetçi Laik rejimin yapısının kalmasını sağlamak ve Şam topraklarında İslami yönetimin gelmesini geciktirmek için her türlü çabayı gösteriyorlar. Zira İslami yönetim, kafirleri, Münafıkları, tabiileri ve yandaşları helak edecektir. Bu yüzden ümmetin üzerine düşen, onların şerir hedeflerini gerçekleştirmelerine imkan vermemek, dahası hak üzere sebat etmek, Hilafete alternatif olan bir şeyi kabul etmeyeceklerine dair Allah’a söz vermek, geçiş hükümeti veya geçici hükümeti müzakere edip duran İslam düşmanlarının yaptıklarına aldanmamaktır. Zira bu hükümetler, sömürgeci kafirlerin ve Münafıkların durumunda olduğu gibi kendilerine övgüler yağdıran ve İslam’a ve Müslümanlara tuzak kuran hükümetlerdir. Nitekim ne eski ulusal koalisyon, ne bir sonraki koalisyon, ne de gelecek olan Hito bunlardan uzak değildir. Bunlar mı bu ümmete iyilik yapacaklar. Aksine bunlar, Amerika ve müttefiklerinin yolundan yürümektedirler…   

Kardeşiniz                                                                                                                         H. 08 Receb 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                    M. 18 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3331

Devamını oku...

Şeyh Abdulkadim (Rahımehullah) Döneminde Hizbe Muhalefet Edenler Hakkındaki Mektubun Cevabı

بسم الله الرحمن الرحيم

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Şeyh Abdulkadim (Rahımehullah) Döneminde Hizbe Muhalefet Edenler Hakkındaki Mektubun Cevabı

Munir Youka’ya

Mektup:

Esselemu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh

Saygıdeğer Alim Ata İbn Halil Ebu Raşta

Ben ve diğerleri, Şeyh Abdulkadim Zellum (Rahımehullah) döneminde Hizib’ten ayrılanlar olarak Avrupa ülkelerinde ikame etmekteyiz… Şayet Hizib ile ihtilaf ettiğimiz aynı yaklaşımı kendilerinde görmemiş olsaydık Ürdün’deki ayrılan kardeşlere katılacaktık… Bu bağlamda bizler, (bizimle ya da sizinle) olsun herhangi bir cihetten hakikati destekleyen dikkatli kulaklar bulabilir miyiz diye yeni sorumlular döneminde fikrimizi netleştirmeye çalışıyoruz…O vakit Hizb ile çalışmak için dönmekte asla tereddüt etmeyeceğiz…Tabi bu, taraflardan birinin, diğer tarafın sunduğu delillere ikna olması ve bağlanması durumunda olacaktır.        

Şimdi size Hizbin, İslam Devleti’ni kurma metodunu açıkladıktan sonra buna aykırı davrandığını söylesem…

Herkes, nasıl diye soracak? İslam Şahsiyeti kitabının 1. cildinde geçen kesin bir delilim var…

Sizi bana karşı sabırlı olmaya davet ediyorum. Zira size, aynı kitapta geçenleri tek tek açıklayacağım…

Hizbin kültürünün, özellikle sorunun vakıasını, değişimin vakıasını ve sahih kalkınma metodunu idrak etme açısından üst düzey bir İslam kültürü olduğunu herkes biliyor (Allah’a hamd olsun.) Ancak buna rağmen Hizb, gençler arasında (akliyet ve nefsiyet olarak) İslami şahsiyetin oluşmasının ve ümmete verilen (fikirler) maddesinde onlar için belirlenen rollerinin keyfiyeti ile bu son maddenin veriliş keyfiyeti açısından hata yapmıştır. 

İslam Şahsiyeti kitabının birinci cildinde şöyle geçmektedir: “İslami şahsiyetin oluşması, düşünme ve meyillerin birlikte tek bir fertte İslam akidesinin temeli üzerine inşa edilmesiyle olur. İslami şahsiyet işte böyle oluşur. Ancak bu oluşum, sonsuza dek devam edecek anlamına gelmez, sadece şahsiyetin oluştuğu anlamına gelir. İslam akidesinin temeli üzerine inşa edilen bu şahsiyetin devamlılığı garantili değildir. Çünkü insan bazen düşüncesinde bazen de eğilimlerinde İslam akidesinden dönüş yapabilir. Bazen dalalete (İslam’dan çıkmaya) bazen de fasıklığa dönüş olabilir. Bu nedenle ferdin, İslami şahsiyet üzere kalmaya devam edebilmesi için hayatının her anında düşünme ve meyillerinin İslam akidesi üzerinde kalmasına dikkat etmesi gerekir.

Buradan da İslami şahsiyetin oluşmasının, fertte akliyetin ve nefsiyetin birlikte oluşmasıyla, bu sonuncusunun (şahsiyetin) sürekli olarak gözlemlenmesi veya mülahaza edilmesi ve sürekli olarak şarj edilmesiyle olabileceği sonucuna varıyoruz. Bundan sonra, aynı kitapta ve aynı konuda şu ekleme yapılıyor. “Bu şahsiyetin oluşturulmasının ardından, akliyetin ve nefsiyetin geliştirilmesi için çalışılarak şahsiyet geliştirilir. Nefsiyet, yaratıcıya ibadet etmek, O’na itaatle yaklaşmak ve her şeyde bütün meyillerini İslam akidesi üzere bina kılmaya devam etmekle geliştirilir. Akliyetin gelişmesi ise fikirlerin İslam akidesine dayalı olarak açıklanması ve bunların İslam kültürüyle izah edilmesiyle olur.” Benimle birlikte “… Şahsiyetin oluşturulmasının ardından, onun geliştirilmesi için çalışılır” ifadesine dikkat edin. Bunun anlamı ise, itaatleri yerine getirmek ve kültür için çaba sarf etmenin, İslami şahsiyetin akli ve nefsi olarak, yani düşünme ve meyiller olarak arındırılmasından sonra gelmesidir. 

Ve ekliyor: “Bu, İslami şahsiyeti oluşturma ve onu geliştirme metodu, Rasul’ün metodunun aynısıdır. Zira o, İslam akidesine çağırarak insanları İslam’a girmeye davet ediyordu. Müslüman olduklarında ise onların nefislerinde bu akideyi kuvvetlendirmeye, düşünmelerinin ve meyillerinin bu akidenin temeli üzerine inşa edilmesine özen gösteriyordu.” Yine aynı şekilde şunu ekliyor: “Bundan dolayı fertte başlayan temelin, onda İslam akidesinin oluşması, sonra düşünme ve meyillerin bu akide üzerine inşa edilmesi, bunun ardından da itaatlerin yerine getirilmesi ve fikirlerle kültürlenmesi için özen gösterilmesi olduğu açığa çıkıyor.” Buradan da Hizbin yaptığı çalışmanın, akliyet ve nefsiyetin birlikte oluşturmasıyla, kesinlikle tam anlamıyla sahabenin şahsiyetleri gibi İslami şahsiyetin oluşmasına yol açtığı bizim için netlik kazanıyor. (Maalesef) bizim halimizde gördüğümüz gibi değil.

Hizbin kurulduğu günden beri yapmış olduğu hata, benimsemiş olduğu düşünceye muhalefet etmesi, dolayısıyla da gençlerindeki nefsiyete itina göstermeyerek Allah’ın Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in) metoduna muhalefet etmesi olmuştur. Zira nefsiyetin oluşmasını gençlere emanet etmiş, yani onu Hizbin sorumluluğu değil fertlerin sorumluluğu haline getirmiştir. Allah’ın Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e) gelince; öğüt vermeyi üstelenen oydu, dolayısıyla Hizbin lideri olması vasfıyla zaman zaman sahabesine öğüt veriyor, onların itaatlerini, hayır fiillerini, namazlarını, gece namazlarını ve ahlaklarını gözetliyor ve onlara güven veriyordu. Bunu ise sahabelerinin arasından, lisanı halleri ve lisanı sözleriyle davette bulunan adamlar ve davetçiler çıkarmak için yapıyordu. Zamanımızda gördüğümüz gibi düşüncenin fenerleri olmak yerine düşünce üzerinde bir vebal olan davetçilerden değildi… Allah yardımcımız olsun.              

Kardeşiniz Munir

Mektuba cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Mektubunuzda, şu ifadelere yer verdiğinizi gördüm:

(Ben ve diğerleri, Şeyh Abdulkadim Zellum (Rahımehullah) döneminde Hizib’ten ayrılanlar olarak Avrupa ülkelerinde ikame etmekteyiz… Şayet Hizib ile ihtilaf ettiğimiz aynı yaklaşımı kendilerinde görmemiş olsaydık Ürdün’deki ayrılan kardeşlere katılacaktık… Bu bağlamda bizler, (bizimle ya da sizinle) olsun herhangi bir cihetten hakikati destekleyen dikkatli kulaklar bulabilir miyiz diye yeni sorumlular döneminde fikrimizi netleştirmeye çalışıyoruz…O vakit Hizb ile çalışmak için dönmekte asla tereddüt etmeyeceğiz…Tabi bu, taraflardan birinin, diğer tarafın sunduğu delillere ikna olması ve bağlanması durumunda olacaktır.)

Bu sözün bir anlamı olsa da… yine de ben onu, iyi niyet besleyerek hüsnü zan kabilinden ele alacağım: 

Sen, şahsiyetin birinci cildinden şunları aktarıyorsun: “… Nefsiyet, yaratıcıya ibadet etmek, O’na itaatle yaklaşmak ve her şeyde bütün meyillerini İslam akidesi üzere bina kılmaya devam etmekle geliştirilir. Akliyetin gelişmesi ise fikirlerin İslam akidesine dayalı olarak açıklanması ve bunların İslam kültürüyle izah edilmesiyle olur.

Bunu da şu sözlerle yorumluyorsun:

(Hizbin kurulduğu günden beri yapmış olduğu hata, benimsemiş olduğu düşünceye muhalefet etmesi, dolayısıyla da gençlerindeki nefsiyete itina göstermeyerek Allah’ın Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in) metoduna muhalefet etmesi olmuştur. Zira nefsiyetin oluşmasını gençlere emanet etmiş, yani onu Hizbin sorumluluğu değil fertlerin sorumluluğu haline getirmiştir. Allah’ın Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e) gelince; öğüt vermeyi üstelenen oydu, dolayısıyla Hizbin lideri olması vasfıyla zaman zaman sahabesine öğüt veriyor, onların itaatlerini gözetliyor ve onlara güven veriyordu.) Bitti. 

Sizinle anlaşılmasını karıştırdığınız hususu tartışmadan önce, size bir soru soracağım: 

Şeyh Ebu İbrahim, şahsiyet kitabının sahibi değil midir?

Bahsetmiş olduğunuz bu sözleri yazan o değil midir?

Yazdıklarını en iyi anlayan o değil midir? 25 yıl Hizbe liderlik eden o değil midir? Bu mesele hakkında yazdıklarını, ondan daha iyi anlayan biri olabilir mi? 

Öyle değil mi?

O halde nasıl olur da Şeyhin sözlerini aktarıp dediğiniz gibi Hizbin kurulduğu günden beri yazdıklarına muhalefet etmekle suçlayabilirsiniz?

Bu söz doğru değil… Senin bahsettiğin bu sözleri yazan Şeyh Rahimehullah, yazdıklarını insanlardan daha iyi anlayan, bunun daha çok bilincinde olan ve uygulanmasına hırs gösteren biridir. Çünkü onu yazan da benimseyen de odur…  

Koordinasyonsuz bir şekilde sağa sola gittiğin için sana cevap vermemem gerekirdi ama yine den sana cevap vermeyi tercih ettim:

Binaenaleyh söylediklerinize bir bakalım:

Sen, Hizbin, nefsiyetin oluşmasını Hizbe değil fertlere bırakmış olarak görüyor ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in fertlere bırakmadığını, bilakis “Allah’ın Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e) gelince; öğüt vermeyi üstlenen oydu, dolayısıyla Hizbin lideri olması vasfıyla zaman zaman sahabesine öğüt veriyor, onların itaatlerini gözetliyor ve onlara güven veriyordu” diyorsun. 

Sen nasıl olur da bundan, söylediğin gibi Hizbin kurulduğu günden beri Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metoduna muhalefet ettiği şeklinde bir anlam çıkarabilirsin?!  

Evet, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onlara öğüt veriyor, onlara farzları ve mendupları açıklıyor, onları farzlara bağlıyor, onları menduplara teşvik ediyor ve onlara, Buhari’nin Ebi Hureyra’dan şöyle dediğini tahriç ettiği gibi söylüyordu: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ قَالَ... وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ: كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَإِنْ سَأَلَنِي لَأُعْطِيَنَّهُ، وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لَأُعِيذَنَّهُ... “Allah şöyle buyurmuştur: Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı mesabesinde olurum. Diliyle de her ne isterse muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak kulumu sığındırır, korurum…”

Şimdi sana soruyorum; Hizbin, tüm konularında gençleri hayra teşvik eden neşriyatlarını, beyanlarını ve mesajlarını gördün mü? 

Hizbin yayınladığı ve herhangi bir gencin Hizbi olabilmesi için (okunmasını) şart koştuğu Nefsiyetin Dinamikleri kitabını gördün mü? 

Sonra Hizbin gençlerinin mücadele ve çabalarında göstermiş oldukları ışık saçan azim örnekleri gördün mü?  

Zalimlerin zindanlarında çektikleri acılarını ve şehadete varan işkencelerini gördün mü?

Onlardan bir kısmı her hususta mücadele ederken bir kısmının ise ailesini ve evlatlarını çok zor görebildiğini biliyor musun?

Bizler yaklaşık altmış yıldır yaşımın zorlukları ve çeşitli musibetler içerisinde dönüp duruyoruz. Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ashabı Rıdvanullahi Aşeyhim’e şöyle hitap ederken ne kadar da doğru söylemiş:

فَإِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ أَيَّامًا الصَّبْرُ فِيهِنَّ مِثْلُ القَبْضِ عَلَى الجَمْرِ، لِلْعَامِلِ فِيهِنَّ مِثْلُ أَجْرِ خَمْسِينَ رَجُلًا يَعْمَلُونَ مِثْلَ عَمَلِكُمْ» قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ المُبَارَكِ: وَزَادَنِي غَيْرُ عُتْبَةَ قِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَجْرُ خَمْسِينَ رَجُلًا مِنَّا أَوْ مِنْهُمْ. قَالَ: «بَلْ أَجْرُ خَمْسِينَ رَجُلًا مِنْكُمْ “Sizden sonra sabır günler gelecek ki o günler de (din üzerine) sabretmek kor ateşi elinde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde (zorluğa rağmen) amel edenler sizden amel eden elli kişinin sevabı kadar sevap alacaktır. Abdullah ibn Mubarek dedi ki; Utbe’den başkaları bana şunu ilave ettiler: Ey Allah’ın Rasulü, bizden elli kişinin amelinin sevabı mı yoksa onlardan elli kişi mi?’ denilince, sizden elli kişinin (amelinin) sevabı buyurdular.” [Tirmizi, Ebu Salebe el-Huşeni’den tahriç etmiştir.]

Nefsi saf ve temiz olmadıkça, içimizden herhangi birinin sebat edebileceğini düşünüyor musun?

Allah’ın izniyle azim bir nefsiyete sahip olmadıkça bu azim davete devam edilebilir mi?

Ey Munir, Allah senin yolunu aydınlatsın, Hizbe, gençlerine, hatta kendine bile insaflı davranmadın. Zira azim bir farzı terk ettin ve bıraktın. Çünkü sen, anlaşılmasını karıştırdığın sözlerine dayandın ve oturanlarla birlikte sen de oturdun!

Sonuç olarak hak, tabi olmaya daha layıktır. Dolayısıyla Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in siretini iyi etüt et, Hizbin yolunu iyi etüt et, şahsiyette bahsetmiş olduğun hususları çok dikkatli bir şekilde tedebbür ederek tekrar oku, Hizbin neşriyatlarını ve beyanlarını, gençlerin mesajlarındaki yönlendirmelerini gözden geçir, sonra Nefsiyetin Dinamikleri kitabını da tedebbür et…Umulur ki onda aradıklarını bulursun. Doğru yola ileten Allah’tır. 

      Kardeşiniz                                                                                           H. 07 Receb 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                            M. 17 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3330/

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER