Cumartesi, 17 Şevval 1447 | 2026/04/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Faşist Burma Rejimi, Rakhine Müslümanları Arasındaki Etnik Temizlik İçin Bir Kalkan Olarak Rohingyalı Müslüman Kadınlara Karşı Doğum Kontrol Silahını Kullanmaktadır!

Faşist Burma rejimi, Batılı Rakhine eyaletinde etnik temizliğe dönük sistematik kampanyasının bir parçası olarak Müslüman köylerinin yıkılması, tecavüz edilmesi, işkence edilmesi, öldürülmesi ve 120.000'den fazla Rohingyalının yerinden edilmesi için gizli anlaşma yapmakla yetinmemektedir. Dahası faşist Burma rejimi, Müslüman kadınlar için doğum kontrol politikası takip etmektedir ki ülkedeki Müslüman azınlığa karşı uyguladığı en son ölümcül politikaları işte budur. Nitekim 29 Nisan Pazartesi günü, -hükümet tarafından desteklenen ve aslında Rakhine bölgesindeki şiddet eylemlerini gerçekleştirmek için kurulan- Burma komitesi, ülkedeki etnik sorunların çözüm keyfiyetine dönük önerilerini yayınlamıştır. Rapor, komitenin Rohingya nüfusunun hızlı büyümesinden dolayı Rakhine Budistleri arasında duyulan korkuları gidermek için Rohingya toplumlarında doğum kontrol politikasının geliştirilmesine dönük önerilerini de kapsamaktadır. Dolayısıyla bu tür bir öneri, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, تزوجوا الودود الولود فإني مكاثر بكم الأمم يوم القيامة "(Ey insanlar!) Vedud (sevecen) ve velud (doğurgan) olanla evlenin. Zira ben kıyamet günü (diğer) ümmetlere karşı çokluğunuzla övüneceğim" şeklindeki kavline göre İslam'ın tavsiyesine ve Müslümanların çoğalmasına övgüler yağdırmasına saldırmak içindir.

Birbiri ardına gelen Burma hükümetleri, yüzyıllarca Rohingyalıların etnik temeldeki vatandaşlığını engelleyen 1982 yılına ait vatandaşlık yasası gibi katı sosyal yasalar kullanmak yoluyla Rohingyalı Müslümanları ülkeden kovmaya çalışmıştır. Ayrıca Rohingya Müslümanları evlilik noktasında engellerle karşı karşıya kalmışlar ve Burma Güvenlik Güçleri [NASAKA], evlenmeye veya çocuk yapmaya çalışan Rohingyalılardan devasa meblağlar talep etmişlerdir. Dolayısıyla doğum kontrole dönük bu son politika, Burma otoritelerinin, gelecek neslin sayısını azaltmak için toplumsal etnik temizlik stratejisi yoluyla Rohingyalı Müslüman azınlığı ülkeden çıkarmaya dönük en son girişimleri olmakla birlikte aynı şekilde zorla yer değiştirme politikalarına ve Rohingyalı kadın ve çocuklara karşı katliamlara da devam edilmektedir. Nitekim Burma rejimi, Rohingyalı Müslümanlara karşı vahşi şiddete ve engelleyici toplumsal politikalara devam ederken Avrupa Birliği, bu Nisan ayında Burma'ya dayatılan ticarî ve ekonomik yaptırımları kaldırmıştır. Aynı şekilde Amerika da daha kısa bir zaman önce ülkedeki yatırımlar için dayatmış olduğu yaptırımların çoğunu kaldırarak Myanmar ile olan ticarî ilişkileri güçlendirmiştir. Zira Batılı kapitalist ülkeler, Burma'ya olası malî mükafatlar vermek için rekabet etmektedirler. Açıktır ki onlar, Rohingya Müslümanlarının hayatına, ülkedeki ticarî ve yatırım çıkarlarını garantilemek için hiçbir şey ile karşılaştırmaya bile değmeyen önemsiz bir mesele olarak bakmaktadırlar. Dolayısıyla bu da onların önceliklerinin, insanların hayatları ve onurları pahasına finansal kazanımları korumakta yattığını bir kez daha göstermiştir. Bunun yanı sıra Rohingyalı Müslüman kadınların vatansız olarak kabul edilmelerine rağmen vahşî ve katı eylemlere ve etnik temizlik gibi baskıcı politikalara en çok maruz kalanlar onlar olmuştur. Aynı şekilde onlar, yıkıcı ulusal sistemleri ve politikaları nedeniyle Bangladeş, Malezya ve Endonezya gibi İslam dünyasındaki rejimler tarafından da terkedilmişlerdir. Zira bu kör ulusalcılık, onların gözlerini kör etmiş ve bundan dolayı da Myanmar'daki Müslümanların kanlarını savunmada başarısız olmuşlar, onların ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri güvenli bir limana kaçmalarını engellemişler ve genellikle kendilerine sığınma talebinde bulunanları ise bir kez daha denize ve orada boğulmaya itmişlerdir. Çünkü onlar, kendilerine sığınma talebinde bulunanlara, İslam'ın emrettiği gibi kardeşler ve bacılar olarak bakmak yerine ekonomileri üzerinde bir yük teşkil eden yabancılar olarak bakmaktadırlar. Halbuki üzerlerine, onları gözetmek için büyük bir sorumluluk düşmektedir.

Ey Müslümanlar!

Hizb-ut Tahrir sizleri, İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak ve sonra da Müslümanların Halifesi olarak Hizb-ut Tahrir'in emiri celil alim Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'ya biat etmek için kendisiyle birlikte çalışmaya davet etmektedir. Çünkü Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın emrettiği gibi sadece bir Halife'nin varlığı ve Hilafet Sistemi'nin tatbiki sayesinde Batı'nın bize dayattığı yapay sınırlar ortadan kalkacak, dolayısıyla ülkelerimiz birleşecek ve bununla birlikte kalplerimiz de birleşecektir. Ayrıca sadece Hilafet Devleti, Müslümanların zulüm görmelerine izin vermeyecek, onurlu bir yaşam için güvenli bir yer ve devlet içerisinde eşit tebâlar olarak onların barınaklarını, gıdalarını ve haklarını sağlayacak, dahası aynı şekilde Müslümanların ordularını birleştirecek ve işgal ve zulüm altında yaşayan Müslümanların kanlarını korumak için onları harekete geçirecektir. Nitekim buna dair bir örnek Haçlılar döneminde olmuştur. Zira Hilafet Devleti'nin başkenti Irak'ta bulunan bir vali harekete geçtiğinde en iyi generallerinden biri olan Kürt Salahaddîn Eyyubî de Filistin topraklarını işgalci Haçlılardan kurtarmak için harekete geçmiştir. Bu da Hilafet Sistemi'nin imajını yansıtmaktadır ki o Müslümana, cinsine, ırkına ve rengine bakmaksızın bir Müslüman sıfatıyla bakmaktadır. Dahası Hilafet, her nerede olurlarsa olsunlar Müslümanları korumak ve onların kanlarının akmasını önlemek için çalışacaktır. Dolayısıyla Hilafet, milletlerin hakimiyetleri altında yaşayan bir Müslüman'a sadece eziyet etmeyi düşünmekten dolayı bile ürpermelerini sağlayacak olan bir devlettir.


Devamını oku...

Britanya: ''Avami çapulcusunu yönetimden silip atın'' gösterisi

  • Kategori Britanya
  •   |  

Sömürgeci kafir, hindu ve mecusilerin çıkarı uğruna Müslümanlara sürekli zulüm eden, parçalayan zorba Bangladeş yönetimini protesto etmek amacıyla Hizb-ut Tahrir / Britanya, Londra'nın doğusunda bir yürüyüş düzenlemiş ve yürüyüş hakkında görüntüler özet olarak aşağıdaki linkte yer almaktadır.

Yürüyüş başlamadan önce bir kaç konuşmacı söz almış ve sonrada bir çok caddede yürüyüş yapılarak, Müslümanlar olarak bizler beldelerimizde küfür nizamını istemiyoruz, bizler gördüğünüz üzere tek ümmetiz ve Allah'ın hükümlerinin hakim olacağı bir nizamı hakim kılmak için çabalıyoruz, bizler Alimul Mecid olan Allah'ın bahşettiği eşsiz Hilafet yönetiminin ikamesi için çabalıyoruz nidalarıyla geçtikleri güzergahları inletmişlerdir.

Cumartesi, 17 Cumadilahir 1434 H., elmuvafık 27 Nisan 2013 M.


Devamını oku...

Tefsir'ul Furkan

  • Kategori Ses
  •   |  

Programcı: Ercan Tekinbaş



"Furkan'ı âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) yüceler yücesidir!" (Furkan 1)

Kuran’ı doğru anlamanın ve yaşamanın, hidayetine tâbi olmanın, hayata hâkim kılmanın ne kadar bilincindeyiz?

Cevaplarımız yüzümüzü ağartmıyorsa

Öyleyse gelin;

Karanlıkları yırtan aydınlığı ayetler arasında arayalım,

Hidayet rehberini sure sure birlikte anlayalım,

Kur’an’ın çağrısını birlikte günümüze, saatimize, dakikamıza, anımıza taşıyalım,

Hakkı batıldan ayıran Furkan’ı hayatımıza hâkim kılalım,

O’nunla nefes alalım, O’nunla adım atalım, O’nunla bakalım, O’nunla görelim...

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ürdün Hükümetinin, Hizb-ut Tahrir Şebâbatının Suriye Kadınlarını Desteklemeye Dönük Sempozyum Düzenlemesini Engellemesi, Ürdün Rejiminin de Esed Rejiminin Ortağı Olduğunu Göstermektedir!

İslam dünyasının yöneticileri ile rejimlerinin eylem ve davranışları, ihanetin son haddine kadar ulaşmıştır! Nitekim Ürdün rejimi, 27 Nisan 2013 Cumartesi günü Hizb-ut Tahrir şebâbatının, "Şam Özgürlerini Koruyacak Olan Hilafet'i Kurmak İçin Acele Edin" başlığı altında Suriye özgürlerini ve çocuklarını desteklemeye dönük sempozyum düzenlemesini engellemiştir.

Konferansın düzenlenmesinin engellenmesiyle ilgili bu aşağılık davranış Ürdün rejimini, mücrim Suriye rejiminin Şam'daki halkımıza karşı işlediği cürümlerde suç ortağı ve işbirlikçi olduğu konumuna düşürmektedir. Zira gücünü, halkımızın Suriye'deki mücrim Beşar'ın mubah kıldığı kanlarının dökülmesini önlemek ve özgürlerimizin gece gündüz çiğnenen ırzlarını ve onurlarını savunmak için tagut Esed ile savaşmak için yönlendirmek yerine Abdullah, bu güçlerini aralarında nenelerin, hamile ve çocuk emziren kadınların da olduğu yüzlerce kadını ve çocukları terörize edip korkutmak için yönlendirmiştir.

Ürdün liderliği, kadınların Suriye'deki bacılarına yönelik desteklerini ifade etmelerini engellediği bu aşağılık davranışıyla kafir Baas rejiminin Şam'daki iffetli kızlarımıza karşı işlemiş olduğu iğrenç cürümleri kabul eden bir liderlik olduğunu ifşa ettiği gibi artık Ürdün liderliğinin mücrim Beşar rejiminin safında yer aldığı noktasında hiçbir şüpheye de mahal bırakmamaktadır. Bundan dolayı Esed rejimi ile Abdullah rejimi, dahası bu Ümmete hıyanet etmek için bir araya gelen ve tertemiz iffeti kadınlardan intikam almaya susamış İslam dünyasındaki tüm rejimler arasında herhangi bir farkın olduğuna dair en ufak bir kayıt yoktur!

Aşağılık, ödlek, kalpsiz ve insanlığını kaybetmiş Ürdün rejimi, Suriye kadınlarından vazgeçtiği ve onların hayatlarını savunmak için hiçbir askerini harekete geçirmeyerek onları kaçınılmaz akıbetleri için Beşar'ın eline terk ettiğinde Suriye kadınlarına ihanet etmekle yetinmemiş ve yine Suriye kadınları kendisine iltica edip yardım istediği zaman yaşam için mücadele etmeleri amacıyla onları ez-Zaateri ölüm kamplarına koyduğunda da onlara ihanet etmekle yetinmemiş, evet rejim Şam özgürlerine dönük tüm bu hıyanetlerle yetinmemiş bilakis o, bu üst düzey sempozyumu engelleyerek kara sahifelerine başka bir ihanet daha eklemiştir. Dikkat edin o, Suriye'deki kardeşlerinin ve bacılarının doğranmasını reddeden ve muhlis ayaklanmacıların bu baskıcı laik diktatörlüğü İslamî yönetimle değiştirmek için girdiği bu saf savaşı destekleyen kimseleri susturmak için hazırlık yapmaktadır.

Ürdün ve diğer İslam dünyasındaki yöneticiler, Suriye'deki sadık ayaklamanın başarıya ulaşmasını engellemek amacıyla Batı'nın kendileri için çizdiği şeylere göre yürümektedirler. Bunu da Şam'da Hilafet'in kurulmasını engellemeyi hedefleyen Batı'nın planlarını desteklemek için yapmaktadırlar. Zira uzak yakın herkes, Hilafet'in yeniden kurulmasının Batı'nın İslam dünyası üzerindeki hegemonyasının sona ermesi ve bu Ümmetin kızlarına acı, yoksulluk ve hurumatların çiğnenmesinden başka bir şey getirmeyen ülkedeki Batının kukla ajanlarının ortadan kalkması anlamına geldiğini bilmektedir...

Ürdün rejimi, bu olayı engellemelerinin kendilerini güven içerisinde yaşamaya sevkedeceğini sanmaktadır. Zira onlara körlük isabet etmiştir! فَإِنَّهَا لا تَعْمَى الأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُور "Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur." [Hac 46] Bilakis bunun aksine bu davranışlar rejimin düşmesini hızlandıracak ve Müslüman kadının şerefi ve onurunu hiçe sayan beşerî rejimlerin yerine Hilafet Sistemi'nin kurulmasının Müslümanlar için önemli bir ihtiyaç olduğunu ortaya çıkaracaktır. Nitekim kadının hak etmiş olduğu yüksek konumunu ve onurunu geri iade edecek olan bu İslamî Sistem'dir. Şayet onlar bu hareketin, Hizb-ut Tahrir'in kadınları ile Ürdün'deki muhlise kadınları susturacağını ve onların İslamî Hilafet Devleti'ni kurmaya dönük çalışmaya devam etmelerini engelleyeceğini sanıyorlarsa aldanıyorlardır! Çünkü onların bu hareketleri, bizim İslamî Hilafet Devleti'ni kurmaya dönük kararlılığımızı daha da artırmıştır.

Hizb-ut Tahrir kadınları, -sizin bize karşı olan bu saldırgan davranışlarınıza hiç aldırış etmeyerek- korkmaksızın cesur bir şekilde Suriye'deki bacılarını desteklemek ve bu konferansı engellemenizi kınamak amacıyla kuvvetlerinizin önündeki protestoda yer almışlar ve "Özgürlük, Özgürlüğü Savunur" şeklinde sloganlar atarak ve kendilerini koruyup savunacak olan Hilafet'in acil bir şekilde kurulmasına dönük propagandalar yaparak Ümmetlerinden vazgeçmeyi ve İslamî vaciplerini terk etmeyi reddetmişlerdir. Dolayısıyla bizler de açıkça ve cesur bir şekilde kamuoyuna ve medya organlarına dönük bu bayağı hareketlerinizi ifşa edeceğiz ve Allah'ın izniyle bu eylemler de sizin devrilmenizi ve yönetiminizin sona ermesini hızlandıracaktır.

Ey Müslümanlar! Ey Güç ve Kuvvet Ehli! Ey İslamî Ordular İçerisindeki Evlatlarımız!

Hepinizi, bu yöneticilerin kökünü kazımaya davet ediyoruz. Zira onlar, bu Ümmetin bedenindeki bir kanser ve onun harap olmasının kaynağıdır. Bu yüzden sizleri, Hilafet'i yeniden kurmak ve Müslümanların Halifesi olması amacıyla celil alim, büyük düşünür ve uzman siyasetçi Hizb-ut Tahrir'in emiri Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'ya biat etmek için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeye davet ediyoruz. Zira bu Ümmetin kızlarını koruyup gözetecek ve onların kanlarını ve şereflerini savunmak için hiç tereddüt etmeksizin veya gecikmeksizin Hilafet'in ordularını harekete geçirecek olan odur. Bu ise ancak fikrinde, fiilinde ve ihsasında İslam'ın somutlaştığı bir yönetici yoluyla olacaktır!

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ "Şüphesiz resullerimize ve iman edenlere, hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret veririz." [Mumin/Ğâfir 51]


Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'dan Pakistan Halkına Bir Mesaj

Elhamdulillah, Ve's Salatu Ve's Selamu Alâ Resulillehi ve Âlihi Sahbihî Vve Men Velâhu Ve Ba'd,

İslam ve Müslümanlar için ilk kurulduğu günden bu yana güzel ve temiz bir ülke olan Pakistan halkına;

Onun alimlerine, aydınlarına, siyasetçilerine, bunlardan sadık, dininde ve imanında muhlis olanlara...

Pakistan yöneticilerine, özellikle de ülke ve insanları Amerika, casusları ve istihbaratları için mubah kılan Zerdâri ve kuyruklarına...

Orduyu Afganistan'da Amerika'ya hizmet etmeye boyun büktüren ve orduyu Hindistan cephesinden Kabileler ve Belucistan cephesine sürükleyen Keyâni ve zümresine...

Kendisi için hazırlanılan ve 11 Mayısta yapılması için hazırlık yapılan seçimleri denetleyecek olan komisyona...

 

Bu açık beyanı, tüm onlara ve şunlara yöneltiyoruz; ben biliyorum ki Zerdâri, Keyâni ve çetelerinin kalpleri vardır ama anlamazlar, kulakları vardır ama işitmezler ve gözleri vardır ama görmezler. Buna rağmen Pakistan'da hakkı işiten, gözleri yaşlarla dolan, söz dinleyen ve sözün en güzeline tâbi olanlar vardır. İşte bizim hedeflediğimiz kimseler de onlardır. Ama şunlara gelince; Rabbinize özür beyan edin. Umulur ki onlar da ittika ederler:

Birincisi: Ey güzel ve temiz bir ülke olan Pakistan halkı: Ey Muhammed İbn-u el-Kasım'ın torunları ve ilk Müslümanların fethinde onunla birlikte cihad eden nesil! Allah'ın kitabını ve Resulü [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetini sırtının arkasına atan, şerî hükümleri yerine getirmeyen ve ülkeyi Amerika ve müttefikleri için mubah kılan zalim ve vahşî bir hükümetten nasıl hoşnut olabilirsiniz?! Zira onlar, ekini ve nesli ifsat etmekteler... İnsanları uçaklarla öldürmekteler, patlayıcılar ekmekteler ve fitne yaymaktadırlar. Ayrıca Keşmir ve Keşmir dışındaki İslam toraklarını işgal eden müşrik Hindulara direnen bir cepheyi alıp Kabileler, Belucistan ve Afganistan'daki diğer bölgelerde bulunan kardeşlerinizle savaşması için transfer eden bir hükümetten nasıl hoşnut olabilirsiniz?! Yine sadık ve muhlis kardeşlerinizi alenen sokaklardan, okullardan ve mescitlerden kaçıran sonra da Allahu Subhânehu'dan, Resulü [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'den ve müminlerden hiç utanmadan kaçırdıklarını inkar eden bir hükümetten nasıl hoşnut olabilirsiniz?! Nitekim onlar, Rabbimiz Allahu Subhânehu dediklerinden dolayı Hizb-ut Tahrir şebâbından bir çoğunu kaçırmışlar ve kaçırdıkları insanlara yaptıkları gibi onları da bir ay, dahası bir aydan daha fazla bir zaman ağır işkence altında tutmuşlar. Aynen şuan hizbin Resmî Sözcüsü'ne ve onun ardından kaçırdıklarına yaptıkları gibi. Belki sizler de gücünüz yettiği halde bir şey yapıyorsunuz diyebilirsiniz? Haydi o zaman çabalarınızı hizbe ilhak ediniz ki Subhânehu'nun izniyle Rabbiniz sizleri rahmetiyle kuşatsın. Zira hizib, Allah'ın izniyle bu zalim yönetim değişine ve hak sahibini bulana kadar hiç bıkmadan ve usanmadan şerî hükümlere göre amel etmeye devam edecektir. O halde hareketinde hizib ile birlikte olunuz ve hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmayınız. Zira güzel akıbet muttakilerindir...

Allah'tan korkan alimlere! Allah'ın hükümlerinin askıya alındığını görmüyor musunuz? Amerika'nın istihbaratları, uçakları ve patlayıcılarıyla birlikte ülkenin dört bir tarafını dolaştığını ve tüm bunları da iktidar tabakası ve kuyruklarıyla gizli anlaşma yaparak gerçekleştirdiğini görmüyor musunuz? Ümmetin servetlerinin yağmalandığını ve yolsuzluğun devletin belkemiğini ve kurumlarını kemirdiğini görmüyor musunuz? Allah'a ve Allah'ın şeriatını tatbik etmek için Hilafet'i kurmaya davet edenlerin kampanyasını ve Hizb-ut Tahrir'in Resmî Sözcüsü Navit Butt gibi bunların sizin yanı başınızdan kaçırılıp ağır işkence araçlarıyla işkence çektiklerini görüp işitmiyor musunuz? Nitekim Navit Butt, alenen kaçırılıp rejimin zebanileri onu bir yıldan daha fazladır bu güne kadar işkence altında tutmuyor mu? Tüm bunları görmüyor musunuz Allah aşkına? Bunları reddetmek sizin vacibiniz değil mi? Şayet diyorsanız ki bir devlet değiliz ki onu elimizle değiştirelim, o halde dilinizle reddetmediğinize dair deliliniz nedir? Hangi cihadın daha faziletli olduğu sorulduğunda SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu gibi hak sözü söylemek cihadın en üstünü değil midir? Nitekim SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur: كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِر "Zalim sultanın yanında hak sözü söylemektir." [Nesai tahric etti] O halde neden susuyor ve konuşmuyorsunuz?

Aydınlara ve siyasetçilere... ve onların içerisinden muhlis ve doğru olanlara gelince; bugün, sizin gününüzdür. Zira Amerika, rejimi kontrol edip istediği şekilde yönlendirdiği gibi ekonomisinin bozulmasına da o liderlik etmektedir. Çünkü ekonomiyi, İMF ve Dünya Bankası rehin almıştır. Bu da insanların acı çekip yorgun düşmelerine ve omuzlarındaki ağır vergilere neden olmaktadır... Aynı şekilde ülkedeki güvenliğin çökmesine ve sakinleri arasında fitnenin yayılmasına da Amerika liderlik etmektedir. Oysa sizler Karaçi'nin, Hinduların zulmünden kendisine hicret edenleri kucaklamaktan ve ilk Muhacir ve Ensarlar gibi onlarla birlikte yaşamaktan dolayı güven ve itminan içerisinde olduğuna tanık olmaktasınız. Yine sizler, bazen komplo planları ve bazen de bombalama uygulamalarıyla onların aralarında nasıl fitnenin tırmandırıldığına da tanık olmaktasınız... Sonra rejimin, Keşmir'i sattığına, onu unutulmaya yüz tutulur hale getirdiğine ve onun Müslümanların topraklarını işgal eden Hindulara karşı olan cephesini Kabileler, Belucistan ve diğer bölgelere transfer ettiğine de tanık olmaktasınız... Amerikan casuslarının, toprakların dört bir tarafında dolaşıp durduklarına, hava sahasının Amerika'nın insansız uçaklarına izin verildiğine ve hesapsız veya gözetimsiz bir şekilde bombalayıp katlettiğine de tanık olmaktasınız! O halde çok korkunç bir münkere karşı nasıl susabiliyorsunuz? Yoksa musibetin, sadece zalim, hain ve fasit yöneticilere mi isabet edeceğini sanıyorsunuz? Bilakis musibet, hem zalime hem de onun zulmü karşısında sessiz kalanlara da isabet edecektir...

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ "Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmaz. Bilin ki Allah'ın azabı çetindir." [el-Enfâl 25]

Ve Salavâtullahi ve Selâmuhû Aleyh, şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ لا يُعَذِّبُ الْعَامَّةَ بِعَمَلِ الْخَاصَّةِ، حَتَّى يَرَوْا الْمُنْكَرَ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، وَهُمْ قَادِرُونَ عَلَى أَنْ يُنْكِرُوهُ فَلَا يُنْكِرُوهُ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ، عَذَّبَ اللَّهُ الْخَاصَّةَ وَالْعَامَّةَ "Muhakkak ki Allah, özelin (belirli kimselerin) yaptıklarından ötürü geneli (insanların genelini) cezalandırmaz. Tâ ki onlar, kendi aralarında münkeri görürler ve onu reddetmeye muktedir oldukları halde onu reddetmezler. Ne zaman ki böyle yaparlar, o zaman Allah hem özeli hem de geneli cezalandırır." [Ahmed tahric etti]

İkincisi: Zerdâri, casusları ve kuyruklarının olduğu iktidar tabakasına; akıllı bir kişi, başkasından ders çıkarandır. Sen, sömürgeci kafirlerle birlikte ülkelerine karşı komplo kuran, fitne fesat saçan, malları batıl yolla yiyen ve Rabbimiz Allah'tır dedikleri için inanları kaçıran tüm hainleri gördüğün gibi... onların sonlarının çok kötü olacağını ve hatta kendilerine hizmet etme rolleri sona erdiğinde sömürgeci efendilerinin onları yolun bir kenarına fırlatıp atacaklarını da biliyorsun!

İstedikleri şekilde fesat çıkarsınlar diye nasıl Amerika ve casuslarının topraklara girmelerine izin verilir? Yine istedikleri gibi ve istedikleri yeri bombalansınlar diye nasıl Amerika ve casuslarına hava yollarını kullanmalarına izin verilir?... Bizler, Amerika'nın sana emredip nehyettiğini ve senin de onun istediğine karşı koyamadığını biliyoruz. Ancak hainler bazen şöyle diyorlar; hayır, senin bir ölçek tufanında yüzdüğün halde konuşmaman dayanılmaz oldu artık!

Amerika ile müttefiklerine dönük bu korkunç köleliğe rağmen sen, Hizb-ut Tahrir şebâbına karşı zorbalık yapıyor ve onları kaçırıp vahşî araçlarla işkence etmeleri için casuslarını ve zebanilerini konuşlandırıyorsun! Yoksa sen onların arkasında ailesinin ve adamların olmadığını mı sanıyorsun? Ya da sen, kötü akıbete ve sonuca karşı kendini güvende mi hissediyorsun? Ya da onlarla birlikte hiçbir kimsenin olmadığını mı sanıyorsun? Veya onların, yardım ve desteği kaybettiklerini mi sanıyorsun? Ama senin tüm zanların boşa çıkacaktır. Zira Allah, Resulü ve müminler onlarla birliktedir... ve Hizb-ut Tahrir onların ailesidir... Eğer Hizb-ut Tahrir bugün, misilleme olarak maddî eylemlerde bulunmuyorsa bu ne korkaklığından ne de ödlekliğindendir. Bilakis o, davet aşamasında şeriatın buna izin vermediğine inanmaktadır. Ancak hizib, Allahu Subhânehu'nun vaadi ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesi olan Hilafet'i kurmak için adımlarını hızlandırmıştır. İşte o zaman sen ve zebanilerinden seni takip edenler hak etmiş olduğunuz ağır bir cezaya çarptırılacaksınız...

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ "Zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını çok yakında bileceklerdir." [eş-Şu'arâ 227]

Şayet sen, bu dünyanın cezasından kaçsan da çocukların saçlarının beyazladığı o günde Allahu Teâlâ'nın şu kavlini fark edeceksin:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ * مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاءٌ "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah, onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor. (O gün) zihinleri bomboş olarak, kendilerine bile dönüp bakamaz durumda ve gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar." [İbrâhîm 42-43]

Üçüncüsü: Keyâni ve çetesine gelince; o, kötülükte, şerde, zulümde ve fücurda Zerdâri'nin de ötesine geçmiştir. Zira ülkenin büyük bir bölümünü Amerika için yasal hale getirmek, Amerikan insansız uçaklarının Müslümanları çok şiddetli ve tehlikeli bir şekilde bombalamasını sağlamak, ordunun ana cephesini müşrik Hindularla olan sınırdan Kabileler, Belucistan ve Afganistan'daki diğer bölgelere transfer etmek onun rolüdür. İşte bu en aşağılık ve utanç verici rol, onun rolüdür. Ayrıca onun Allah'ın ve insanların nefret ettiği en büyük rolü, Hizb-ut Tahrir şebâbının kaçırılmasını sağlamak, onları gizlemek ve onlara işkence etmektir. Yine Amerika ile Afganistan'daki müttefiklerine, lojistik, ilaç, gıda ve su tedarik etmek rolü de diğer hainlerin ötesine geçen bir hainin rolüdür... Aynı şekilde Karaçi ve diğer yerlerdeki patlamalar sayesinde fitne saçmak için Amerikan casuslarıyla gizli anlaşma yapma rolü de onun en büyük rollerinden biridir. Halbuki o, şayet bu trajedileri ve musibetleri durdurmak ve bu patlamalar ile insansız uçakların bombalamalarını engellemek istese elinde bunu yapmaya yeterli askerî bir güç bulunmaktadır... Ancak o, dinini unuttuğu gibi ordu içerisine girdiğinde Amerikan casuslarına izin vermeye değil her saldırıya karşı ülkeyi koruyacağına dair yeminini de unutmuştur!

Keyâni ve çetesi, Allahu Subhânehu ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i seven cesur ve muhlis tüm subayların tutuklanmasında Amerika ile müttefiklerinin ön hattıdırlar. Aynen subay Ali'ye, kardeşlerine ve diğer muhlis subaylara yapıldığı gibi. Herhalde Keyâni ve onun arkasındakiler, bu şekilde Müslümanları katletmeye ve sömürgeci kafirleri hoşnut etmeye dönük planları için ordunun sadakatini sağlayabileceklerini sanmaktadırlar...  Ama Keyâni, Pakistan ordusunun tamamının, Allah yolunda savaşmak için silah taşıyan Müslüman bir ordu olduğunu ya görmemekte ya da görmezden gelmektedir. Her ne kadar bu ordu, belli bir zamandır susuyor olsa da her zaman susmayacaktır. Özellikle de askerlere giydiğini giydiren ve taşıdığı silahı taşıttıran Keyâni'nin hıyaneti, hiçbir açıklama ve şerh yapmaya gerek kalmayacak şekilde ortaya çıktığı zaman... Dolayısıyla bu ordunun uyanışı, Keyâni ve çetesini şaşkına çevirecek, Allah'ın izniyle onlara hiç hesap etmedikleri yerden gelecek ve hainler hak ettikleri cezaya nail olacaklardır.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir, muktedirdir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler! [Yûsuf 21]

Dördüncüsü: Seçim komisyonuna; Sizler Müslümanlarsınız ve kanun koyucunun da Allahu Subhânehu olduğunu biliyorsunuz. O halde Allah'ın dışında kanun yapacak bir meclis üretmek için nasıl olurda seçimleri idare edebilirsiniz? Allah'ın dışında helal ve haram kılan seçimleri nasıl idare edebilirsiniz? Seçimleri perde arkasından idare edenlerin Zerdâri, Keyâni, kuyrukları ve çeteleri olduğunu bildiğiniz halde nasıl olurda seçimleri idare edebilirsiniz? Siyasî ve askerî liderliklerin çıkarlarına, doğal olarak da bu ikisinin çıkarlarının üstünde Amerika'nın çıkarına hizmet edecek olan beşerî kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için nasıl olur da seçimleri idare edebilirsiniz? Nitekim seçimler bir vekalettir, şerî olmayan bir konunun vekaleti ise caiz değildir. O halde nasıl olurda şerî olmayan seçimler için hazırlık yapar ve insanlardan ona katılmalarını talep edebilirsiniz? Allah'ın dışında helal ve haram kılacak bir yasama meclisini oluşturmanın çok büyük bir günah olduğunu bilmiyor musunuz? Nitekim Taberâni Kebir'de Adiyy İbn-u Hâtim'in şöyle dediğini tahric etmiştir... Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in yanına gittiğimde o, Bera [Tevbe] suresinden şu ayeti okuyordu: اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ "(Yahudiler) hahamlarını, (Nasraniler de) rahiplerini, Allah'tan başka rabler edindiler." [et-Tevbe 31] Tam oradan ayrılacakken dedim ki: Biz, onlara ibadet etmiyorduk ki. Resulullah da şöyle buyurdu: أَلَيْسَ يُحَرِّمُونَ مَا أَحَلَّ اللهُ فَتُحَرِّمُونَهُ، ويُحِلُّونَ مَا حَرَّمَ اللهُ فَتَسْتَحِلُّونَهُ؟ "Onlar, Allah'ın helal kıldıklarını haram kılıyor, sizde bunları haram kılıyor ve Allah'ın haram kıldıklarını helal kılıyor, sizde bunları helal kılmıyor musunuz?" Dedim ki: Evet. O da dedi ki: فَتِلْكَ عِبَادَتُهُمْ "İşte onlara ibadet böyledir."

Ey seçim komisyonu: Bugün Pakistan'da talep edilen, Allah'ın dışında kanun yapacak ve Allah'ın hakkında bir sultan indirmediği kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için seçimlerin yapılması değildir... Bilakis talep edilen, Raşidî Hilafet'in kurulması ve sadece şerî hükümleri ikame edecek raşid ve adil bir Halife'ye biat edilmesidir... Ayrıca talep edilen, Pakistan'ın Hilafet Devleti'nin önemli bir parçası olmasa da Hilafet Devleti'nin çekirdeği olmasıdır... Yine talep edilen, Pakistan'ın dininin, ordusunun ve nükleer silahının gücünü hakkı ve adaleti ikame edecek bir güç olarak artırması... Müşriklerin işgal etmiş olduğu İslam topraklarından Keşmir'i ve Keşmir dışındakileri kurtarması... Sadece deniz ve hava yolu olarak değil, bilakis Müslümanların topraklarından bir toprak parçası olarak Doğu Pakistan "Bangladeş" ile birlikte bünyesine geri döndürmesi... Ordunun, Pakistan ile Afganistan'daki Müslümanların karşısında olmak yerine bu iki ordunun sahih bir bakış açısıyla Amerika ile müttefiklerinin karşısında tek bir silah olması, dolayısıyla bu sömürgeci kafir devletlerin horlanmış ve aşağılanmış bir şekilde yuvalarına geri çekilmesi... Ardından Allahu Subhânehu ile Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesinin gerçekleşmesidir. Böylece Pakistan, Hilafet'in merkezi veya Hilafet Devleti'nin bir parçası olacak, yeniden yeryüzüne Hilafet'in nuru doğacak, yeryüzü hazinelerini dışarı çıkaracak, gökyüzü bereketlerini indirecek ve Allah, mümin kavmin göğsüne şifa verecektir...

Son olarak Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar da bunları dinleri aldatmış dediler. Zaten bunların, daha önceki taraftarları da bu şekilde söylemişlerdi. Ancak bizler de Subhânehu'nun şu şekilde buyurduğu gibi söylüyoruz:

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَؤُلاء دِينُهُمْ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَإِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ "O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a tevekkül ederse, bilsin ki Allah Aziz'dir ve Hakîm'dir." [Enfal 49]

Dolayısıyla kesinlikle Allah, Aziz'dir ve Hakîm'dir.

En son olarak da ben sizlere; uzak ama Allah'ın izniyle yakın olan bir yerden bu beyanla sesleniyor ve Allahu Subhânehu'dan bizleri, Hilafet'in ilan edildiği, bir Halife'ye biat edildiği, insanların sokaklarda, evlerinin çatılarında, minarelerinde ve mescitlerinde sevinçli ve neşeli bir şekilde tekbir getirdikleri gibi... askerlerin de İslam'ın nurunu koruyan, fetihler yapan ve dünyanın dört bir tarafına hayrı yayan Müslüman bir ordu olarak asli işlerine geri dönerek sevinçli ve neşeli bir şekilde tekbir getirdikleri tek bir noktada bir araya getirmesini temenni ediyorum.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Ve's Selamu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh

 

Kardeşiniz
Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta
Hizb-ut Tahrir'in Emiri

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Erdoğan!  Banyas Halkının Mektubu Sana Ulaştığında Niçin Sustun? Nasıl Bu Kadar Değişebiliyorsun?

Suriye'de 2011 yılında Tartus'a bağlı Banyas kasabası, rejim milisleri tarafından kuşatılmış ve nerdeyse tüm erkekler meydana toplanıp ağır işkencelere tabi tutulmuşlardı. Müslüman gençlerin çoğu tutuklanmış, bazıları şehid edilmişti. Katil Suriye rejimi ve hayvandan daha aşağılık cani şebbiha çeteleri, üç gün önce Banyas kasabasına  yeniden saldırdılar ve çoluk çocuk demeden, genç yaşlı, kadın erken yüzlerce Müslüman kardeşimizi katlettiler. Evleri yaktılar ve kasabayı talan ederek  çekip gittiler.

Erdoğan dün Müslüman Türkiye halkının gözlerinin içine baka baka yalan söyleyerek Banyas katliamı hakkında şu konuşmayı yaptı: "Banyas'ta çocukların feryadı aşrı inletirken biz susan dilsiz şeytan olmayacağız. Ey Beşşar Esad! vallahi bunun hesabını vereceksin. Başkalarına göstermediğin cesareti ağzında emzik olan kundaktaki bebelere göstermenin bedelini çok ama çok ağır ödeyeceksin. Yaşananlar tahammül sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Uluslararası camia Suriye konusunda hala beklenen adımları atmamıştır. Katledilen masumların vebali bu gayri meşru rejime destek verenlerinde üzerindedir. Kendisini Müslüman olarak gören hiç kimse hiç bir devlet böyle bir vahşetin arkasında duramaz."

Şimdi biz soruyoruz. Ey Başbakan! 12 Nisan günü rejim askerleri ve şebbiha çeteleri Banyas'a yakın köylere saldırıp halkı öldürünce Banyas halkını temsilen kasabanın ileri gelenleri sana bir mektup yazmışlardı. Ve Müslümanların acısına ortak olursunuz, sıkıntılarına çare bulursunuz ümidi ile sizden yardım beklemişlerdi. Peki siz ne yaptınız? Kör olup sağır kesildiniz ve sustunuz. Şimdi ise mikrofonların başında sizi alkışlayacak taraftarlarınız karşısında şov yapıyorsunuz ve "biz susan dilsiz şeytan olmayacağız" diyerek Müslümanlara karşı yalanlarınıza bir yalan daha ekliyorsunuz.

Ey Erdoğan! Siz Türkiye Devleti olarak Suriye Kıyamı başladığı günden bugüne uluslararası camianın peşine takılıp katil rejimin ömrünü uzatmadınız mı? Siz Suriye'de ABD ve Batının istediği Demokratik Suriye'nin inşa edilmesi için toplantılara ev sahipliği yapmadınız mı? Rejimin sütunlarını korumak için Suriye'de demokrasinin yerleşmesini desteklediğinizi söylemediniz mi? Peki şimdi nasılda peşine takıldığınız uluslararası camiaya suçu atıp kendinizi temize çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Unutmayın ki Suriye'de katledilen her bir çocuk, iffeti lekelenen her bir kadın ve gözleri kan ağlayan her bir babanın vebali sizinde üzerinizdedir. Çünkü siz iki yıldır Suriye kıyamına destek verdiğinizi söylediğiniz halde aslında ABD ve Uluslararası camia ile birlikte hareket ederek katil Baas rejimini desteklediniz. Nasılda bu kadar değişebiliyorsunuz?

((لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ))

"Yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz" [Saff: 2]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yemen'deki Kaçırmaların Arkasında Duranlar Batılı Ülkeler Olup Bu Bir İran-Suudi Arabistan Çatışması Değil Bir Amerikan-İngiliz Çatışmasıdır

Yemen'de çıkarılan Ahbar el-Yevm Gazetesi 15.04.2013 Pazartesi günkü 2987. sayısında ve Mareb Bars da 16.04.2013 Salı günkü 108. sayısında, İngiliz Financal Times raporundan alıntılar yayınlamışlar ve burada birbiri ardına şunları söylemişlerdir: "-Analistlerin lisanıyla- rapor, Yemen'deki kaçırma operasyonlarının sadece stratejik öneme sahip bir ülkede dış güçler tarafından kullanılan araçlardan biri olduğuna dikkat çekmiştir. Zira buradaki huzursuzluklar, bölgede siyasî bir değişlik oluşturmak için büyük bir fırsat sağmaktadır.) Ve (İngiliz Financal Times Gazetesi, Yemen'deki çatışmanın sürmesi, İran, Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkeleri ve Batılı ülkeler arasındaki çatışmayı açık bir tiyatro mesabesinde kıldığını söylemiş ve gazete, dün kendi web sitesinde yayınlanan analitik bir makalede şöyle demiştir: "Yemen'deki bu çatışma, Suriye'de alevlenen savaşın yankılarından gelmektedir. Böylece Yemen tamamen, Amerika, Avrupa, Suudi Arabistan, İran ve hatta sırf Yemen'deki nüfuzunu güçlendirmek için çalışan Katar gibi tüm dış etkileri üzerine çekmiştir.")

Burada kayda değerdir ki yabancı ve diğer yerel diplomatik kişileri kaçırma operasyonları, Yemen'deki çatışmadan dolayı Batılı ülkeler tarafından kullanılan tek araçlardan değildir. Bilakis bu günlerde tekrarlanan petrol boru hatları ile elektrik kulelerinin bombalanması ve diğer bir dizi siyasî eylemler ve kirli araçlar da buna dahildir.

Kendi planlarını uygulamak için Yemen'deki kaçırmaları gerçekleştirenler Batılı ülkeler olsa da bizler, Yemen'in evlatlarından onlara destek verenleri, ülkelerindeki bu yabancı planlara hizmet etmek için bu eylemleri üstlenenleri ve buradaki yabancı müdahaleleri caydırmaya güç yetiremeyen, dahası Batılı ülkelerin müdahalede bulunması için Yemen'in kapılarını ardına kadar açan ve açmaya devam eden, onların eylemlerini görmezden gelen, kaçırma eyleminde bulunanları yaptıklarından dolayı cezalandırmak yerine onlara kamu hazinesi ve diğerlerinden milyonlarca riyal bağışta bulunan iktidar rejimini suçluyoruz!

Suudi Arabistan'ın Yemen'deki rolü, yeni bir şey değildir. Zira o, "Saatler çaldığı sürece ben İngiltere ile beraberim" şeklindeki sözün sahibi olan Abdulaziz İbn-u Abdurrahman Âli Suud'un günlerinden bu yana İngiliz politikasının çıkarları ve Amerika'nın Arap Yarımadası'nı elde etmeye dönük planlarının karşısında durmak için hareket etmektedir. Ayrıca Körfez'deki iktidar rejimleri de onunla birlikte hareket etmektedir.

İran'ın Yemen'deki rolü eski-yenidir. Ancak o, Şah Muhammed Rıza Pehlevî günlerinde İngilizlerin safından artık kendisinin Kuzey Yemen Saada'da bulunan Husilerle ve el-Beyda'da bulunan Güney Yemen Hareketi ile birlikte olduğunu gizleme imkanı bulamadığı İslam Cumhuriyeti günlerinde Amerikalıların safına geçmiştir!

Batılı ülkeler, Yemen üzerindeki egemenliklerini devam ettirmeye ve beş on yıldan bu yana egemenliği altında bulunan Yemen üzerindeki kontrolünü kesin olarak söküp atmaya yol açacak olan kapitalist iktidar rejimi ve fikirleriyle bir bağlantısı olmayan diğer farklılıklarla birlikte mevcut rejimi değiştirmemeye çok ama çok hırslıdırlar. Dolayısıyla çatışma mesele, "Yemen'e göz diken yeni sömürgeci" Amerikalılar ile "bugüne kadar Yemen'de kalmaya devam eden" İngilizler arasında bir gizlilik içerisinde gerçekleşmeye devam ederken aleni olarak bu çatışma meselesi, bir sadaka olduğu veya Yemen halkının kara gözlerine hasret kaldıkları veya aslı kendi paraları olduğu için değil bilakis "zalim anlaşmalar yoluyla yarısını kendi şirketlerinin aldığı petrol paraları ile uygulayıcılar hesabına kendi bankalarına yatırılan paralardan basit olmayan bir kısmı gibi" sömürme imkanı buldukları, sonra da onlardan yeniden yardımlar, hibeler ve krediler şeklinde almaya gittiğimiz bizim servetlerimizden milyarlarca dolar ile desteklenen siyasî bir çözüm bulmakla ilgili olduğu şeklinde gösterilmektedir!

Yemen'deki çatışmada Batılı ülkelerin araçlarına gelince; partilerden, kuruluşlardan, cemaatlerden ve aşiret liderlerinden oluşan yerel siyasî çevrelerin yanı sıra kendilerini Batılı efendilerine sadık bir hizmetçi olarak adayan bölgesel ülkelerdir.

İslam'daki dışişlerinin gözetilmesi kapsamında devletin üzerine düşen, İslam ülkelerine girmeleri için Batılı Büyükelçilere ve diplomatlara eman vermektir. "Bu eman, İslam ülkelerinin Büyükelçileri için geçerli değildir. Zira onlar tebâdan oldukları gibi içişleri kapsamına girmektedirler." Nitekim bu eman gereğince devletin, Batılı Büyükelçilere ve diplomatları koruması ve onların kendisi için gelmiş oldukları diplomatik işlerini aşmalarını engellemesi gerekmektedir. Ayrıca devletin üzerine düşen, İslam ülkelerine yönelik Batılı müdahalelerin kökünü kazımak ve partiler ile cemaatlerin onlarla ilişki kurmalarını engellemektir. Çünkü bu, devletin işlerinden olup partilerin ve cemaatlerin bunu yapması caiz değildir. Bu, bizimle fiili muharip hükmünde olmayan Batılı ülkeler açısındandı. Fiili muharip olan ülkelere gelince; bu ülkelerle kesinlikle diplomatik bir ilişki kurulmayacaktır.

İçişleri kapsamında devletin üzerine düşen, İslam ülkelerinin güvenliğini korumakla, insanların kaçırmalara maruz kalmamalarıyla, petrol, elektrik ve benzeri tesisler gibi tahribata maruz kalan tesis ve kuruluşları korumakla sorumlu olmaktır.

Her ne kadar Yemen'deki iktidar rejiminde bulunan politikacılar bunu yapmasalar da onların, derhal Yemen üzerindeki kapitalist yönetim ile fikirlerinin tatbik edilmesini durdurmaktan başka çareleri yoktur. Çünkü Yemen halkı Müslümandırlar. Dolayısıyla onlar, üzerlerine İslam'ın tatbik edilmesini kabul etmekteler ve İslam'ın fikirlerinden ve hükümlerinden razı olmaktadırlar. Çünkü devlet, insanların kendisiyle yöneltildikleri tüm mikyasları, mefhumları ve kanaatleri tatbik eden uygulayıcı bir varlıktır.

Yemen'deki iktidar rejiminde bulunan politikacıların yapması gereken bir kenara çekilip Hilafet Devleti'ni kurması, halkı üzerine İslam'ı tatbik etmesi ve diğer İslam ülkelerini ona dahil etmesi için yönetimi Hizb-ut Tahrir'e teslim etmeleridir.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER