Perşembe, 09 Ramazan 1447 | 2026/02/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Laik Demokratik Sisteme Yalvarıp Minnet Etmeksizin Şeri Başörtüsünü Takmak, Türkiye Müslüman Kadınlarının Hakkı Değil midir?!

Türkiye'nin en büyük işçi sendikası olan Kamu Görevlileri Sendikası Birliği (Memur-Sen), 30 yıldan fazladır kadının ıstırapla karşı karşıya kaldığı bir ülkede kamu sektörü çalışanlarından başörtüsü yasağının kaldırılmasını desteklemek için 10 milyondan fazla imza toplandığını açıkladı. Birlik bunun, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile başbakan Erdoğan'a sunulacağını söyledi. Nitekim son aylarda İslamî yüzüyle iktidara gelen (Laik) Adalet ve Kalkınma Partisi liderliğindeki hükümet, üniversitelerde, devlet okullarında, hastanelerde ve kamu binalarında başörtüsü yasağının devam etmesiyle birlikte İslamî okullarda ve mahkemelerde başörtüsü yasağının hafifletilmesi yoluyla çarpık bir şekilde siyasî bir oyun olarak başörtüsü oyununu oynamaktadır.

-Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olan- Türkiye'deki Müslüman bir kadının, basit bir şeri farzı yerine getirme hakkı için hükümete yalvarması, dilekçeler beklemesi ve gösteriler yapması tam bir utançtır. Nitekim otoriteye ulaşmak amacıyla halkın desteğini almak için sisteme İslamî maske giydiren ve iktidara ulaşmasının ardından Erdoğan ve hükümeti, 10 yıllık iktidarı boyunca başörtüsü yasağını çözme noktasında başarısız olmuştur! Dolayısıyla bu, Türkiye'deki kadınlar arasında giderek artan İslamî duygular doğrultusunda hareket etmeyen bir liderliği yansıtmaktadır. Zira bu hükümet, uygar bir hükümet değildir, dahası İslam düşmanı Mustafa Kemal'in çizdiği, bunun gereği olarak da mütevazi şeri kıyafet giymeyi bir cürüm sayan, şeri elbise giyen takvalı kızları ve kadınları toplumdan tecrit eden, kadınları kaliteli bir eğitimden, çalışmadan ve diğer temel haklardan soyutlayan, hatta Allahuteala'ya itaatlerinden dolayı onları cezaevlerine koyan baskıcı laik ilkeleri takip eden geçmişten kalma bir hükümettir. "Laikliğin koruyucusu" tarafından son olarak toplumun bazı kesimlerinde başörtüsü yasağının hafifletilmesi, Allhu [Subhânehu ve Te'âla]'nın hükmü olmaksızın demokratik sistem altında şeri kıyafeti koruma imkanı veren fikri pazarlamak için Türkiye'deki kadınlar arasındaki samimi İslamî duyguları su istimal eden aldatıcı oyundan öte bir şey değildir.

Türkiye'deki azize bacılarım! Demokratik laik sistem, kesinlikle şeri başörtüsüne ya da Allahuteala'nın diğer herhangi bir emrine bağlı kalmanızı garantilemeyecektir. Zira bu, demokratik Türkiye sistemi altında devam eden başörtüsü yasağının yanı sıra kesinlikle Batılı Avrupa'da dahil dünyanın dört bir tarafındaki diğer demokratik laik ülkelerdeki başörtüsü yasağını yansıtmaktadır. Dolayısıyla bu, çarpık ve beklenmedik yönetim şekillerinden bir şekildir. Zira bir gün hakları verirken diğer bir gün ise bu hakları ortadan kaldırmakta ve Müslüman kadını, iktidardaki bir partinin veya yöneticinin insafına terk etmektedir. Azize bacılarım! Başörtüsü takmak, ne kişisel bir özgürlük ne de demokratik bir hak içindir. Bilakis o, İslamî bir farzdır. Bu yüzden sırf şeri hakları için Müslüman kadınlar tarafından devlete savaş açılması, demokratik sistemin sizlerin köklü İslamî akidenizle tamamen tezat olduğunun en iyi kanıttır. O halde sizlerden Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya karşı sevgi besleyenler, bu yönetim şeklini kabul etmesin. Zira politikacılar, Rabbinizin emrettiklerini reddetmektedirler? Dolayısıyla bu yöneticilerin sizleri, yaratıcınıza itaat etmek ve İslamî vaciplerinizi yerine getirmekle eğitim ve çalışma arasında tercik yapmaya zorlama hakları yoktur?!

Sizler, alemlerin Rabbine teslim olan kimselersiniz. Sizler, dünyanın dört bir tarafında İslam râyesini dalgalandıran azim Osmanlı Hilafet Devleti'nin torunlarısınız. O halde devletin sizlerin gerçek İslamî değişime dönük özleminizi sakinleştirmek için olan küçük kırıntılarını kabul etmeyiniz. Hem de Allahuteala'nın bütün hükümlerinin İslamî ülkelerimizde tatbik edilmesi O'nun bir emri iken. Bu yüzden sizleri, bu yanlış demokratik sistemi reddetmeye ve devlet içerisinde bütün İslamî hükümleri tatbik edecek olan Hilafet Sistemi'nin tatbik edilmesini desteklemeye çağırıyoruz. Geçmişte İslamî yönetim, sadece kadına şeri kıyafete bağlı kalma imkanı vermemiş, dahası Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, içlerinden birinin Müslüman kadının şeri kıyafetine saygısızlık yapmasından dolayı Beni Kaynuka'yı Medine-i Münevvera'dan kovmasında görüldüğü üzere herkesi sıkı bir şekilde cezalandırmıştır. Bundan dolayı mümine kadınlar, sadece Hilafet Devleti Sistemi'nin gölgesinde ve kanunların tam olarak korunmasının altında onurlu şeri kıyafetlerini giyme imkanı bulabileceklerdir.

وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!" [el-Mâide 49]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, Trablus ve Beka'da İki Oturma Eylemi Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti bugün, Şam ayaklanmasının yanında yer almak için Trablus, Akar ve Arsal'ı hedef alan Lübnan'daki Amerikan-İran ittifakının esedçi araçlarına karşı Trablus'ta bulunan Büyük Mansur Camisi'nde bir oturma eylemi düzenledi.

Oturma eyleminde, Medya Bürosu Başkanı Ahmed el-Kasas konuştu ve Amerika'nın liderlik ettiği dünyanın Şam ayaklanmasına yönelik suç ortaklığına dikkat çektiği gibi Amerika ile İran'ın, Lübnan'da ayaklanmaya destek verenleri engellemeye ve ona destek verenlere baskı uygulamaya yönelik suç ortaklığına da dikkat çekti ve şöyle dedi: Tahran'dan Lübnan'daki tabiilerine gelen emirler, Şam ayaklanmasına destek verenlerin uygulanan baskıya boyun eğmeleri ve Lübnan halkının beklenen Esed rejiminin düşmesinin ardından özgürlükçü Suriye'den izole olmaları amacıyla devlete, hükümetine, güvenlik ve yargı birimlerine baskı uygulamak için gelmektedir. Ayrıca Lübnan'da, birincisi Amerikan Büyükelçiliği ikincisi Tahran, üçüncüsü Esed rejimi dördüncüsü istihbarat, beşincisi azınlıkların ittifakı adıyla telaffuz edilen uyduların bulunduğuna ve bunların tamamının Şam ayaklanması ile Lübnan'daki destekçilerinin görüntüsünü çarpıtmak şeklinde tek bir amaç için bir araya geldiklerine dikkat çekti.

Ayrıca Şeyh Muhammed İbrahim de Şam ayaklanmasına destek vermesinden ve Suriye'de Esed çetelerine karşı faaliyet gösteren Nusret Cephesi ile bağlantısı olduğu iddiasından dolayı önceden takip edilip tasarlanarak şehit edilen Halid Hamîd'in öldürülmesini şiddetle kınayan bir konuşma yaptı.

Aynı şekilde hizib, Saadnayel-Beka şehrinde bulunan el-İmam Mescidi'nin önünde başka bir oturma eylemi daha düzenledi.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İslam Ümmetini Desteklemek İçin Protesto Gösterisi!

08 Şubat 2013 günü, Dağıstan Cumhuriyeti'nin Mahaçkale şehrinde, Rusya'nın İslam ümmetine yönelik iç ve dış politikalarını kınamak için bir protesto gösterisi gerçekleşti.

Protesto gösterisi, Hizb-ut Tahrir şebâbının denetimi ve organizasyonu ile Sivil Toplum Örgütleri "Adalet İçin Birlik" ve "Ehli Sünnet Cemaati" tarafından düzenlenmiştir. Nitekim gösteride, yaklaşık bin kadar Müslüman erkek ve kadın bir araya geldiler, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in livasını ve râyelerini yükselttiler ve Rusya otoritelerini İslam'a dönük düşmancıl politikalarını durdurmaya çağırdılar.

Ayrıca gösteride, "Müslümanlar, Özel Birimlerin Zulmünün Acısını Çekmektedirler" gibi afişler, "Alçakgönüllülüğünün Yasaklanmasını, Başörtüsünün Yasaklanmasını ve İslam'ın Yasaklanmasını..." kınayan afişler ile "Ey Onurlu Suriye Halkı! Sizin Acınız Bizim Acımızdır" gibi Suriye halkı ile dayanışmayı ifade eden afişler yükselttiler.

Hakeza Müslümanlar, Rusya otoritelerinin ülke içerisinde İslam'a yönelik düşmancıl uygulamalarını protesto ettikleri gibi Suriye'de Beşar Esed'in işlemiş olduğu zulümleri destekleyen Moskova'nın tutumunu da kınadılar.

Bu Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nde yaşayan Müslümanlar, birkaç yıldan beridir Rusya silahlı kuvvetleri tarafından dayanılmaz kötü ve iğrenç muameleyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Mesela yargısız ölüm, insanlık dışı işkence ve sırf (terörizmi) destekledikleri şüphesiyle kaçırma gibi hususlar, Dağıstan'da yaşayan Müslümanların günlük yaşamları haline gelmiştir.

Öldürülen ve kaybolan masum Müslümanların aileleri ve akrabaları, bu suça karışan tüm emniyet ve istihbarattaki adamların cezalandırılmasını talep ettiler.

Gösterinin sonunda protestocular, yerel ve federal otoritelere karşı yükseltilen tüm talepleri benimsemedeki kararlılıklarını ifade ettiler.

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلاَّ أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ "Onlardan sırf Azîz-ul Hamîd olan Allah'a iman etmelerinden dolayı intikam aldılar." [el-Burûc 8]

 

Osman Salihov

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Rusya Medya Bürosu Başkanı

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Enflasyon Sorunu İle İlgili Olarak Siyasî Bir Vizyon Yayınladı "Enflasyon Tehlikesini Ortadan Kaldıracak Olan Sadece Hilafet'tir"

Aslında Rupi, değerli maden şeklindeki gerçek parayla desteklenen dolar, sterlin ve Frank gibi diğer paralara benzemektedir. Zira dolar, altınla desteklenirken Rupi ise gümüşle desteklenmektedir. Nitekim bu rejim, ülke içinde dahili ve uluslar arası ticarette ise harici para biriminin değerinin istikrarı için çalışmaktadır. Buna dair delil, 1910 yılındaki altın fiyat seviyesinin 1890 yılıyla aynı olmasıdır. Bugün ise reel ekonomiyi ve gıda, giyim, konut, lüks ihtiyaçlar, üretim ve teknoloji araçları ve benzeri alım satımlar gibi işlemleri desteklemek için dünyada yeterli oranda altın ve gümüş bulunmaktadır. Ancak kapitalizmin uygulamaları nedeniyle para arzı talebi altın ve gümüş talebini aşmıştır. Dolayısıyla altın ve gümüşün tam bir desteği olmaksızın daha fazla para basılmaktadır. Dolayısıyla da her yeni kağıt paranın değeri bir önceki basılan paradan daha düşük olmaktadır. Çünkü paralar, ya ürün alımı ya da hizmetler için kullanılmaktadır. Bundan dolayı paraların değeri, tamamen değersiz olmasa da daha düşük olmaktadır. Dolayısıyla alım için paraya olan ihtiyaç daha da artmaktadır. Dolayısıyla da tüm ürün ve hizmetlerin fiyatları da yükselmeye başlamaktadır. Nitekim şu an fiyatların sürekli olarak artış göstermesi, geniş ölçüde enflasyon oluşturan sitemin bir parçasıdır. Fiyatların hızla yükselmesinin nedeni işte budur. Hakeza İngiliz işgalinden önce 11 küsur gram gümüşe denk olan Rupi, kapitalizm sisteminin gölgesindeki iki yüz küsur yılın ardından şu an yaklaşık (1/900) gram gümüşe denktir.  Afganistan ve Irak Müslümanlarına yönelik Amerikan savaşından önce... bir (1) Amerikan dolarını almak için 30.97 Rupi'ye ihtiyacın olurdu. Müşerref rejimi döneminde 15.08.2008 Cuma günü 76.9 Rupi'ye ulaşıncaya kadar yükseldi. Bu da Pakistan'da enflasyonun 30 yılın en yüksek seviyesine ulaşmasına neden oldu. Şu an Keyâni ve Zerdâri rejiminin gölgesinde bir (1) Amerikan dolarını satın almak için 98 küsur Rupi'ye ihtiyacın vardır. Dolayısıyla her geçen yıl Rupi'nin değeri düşmekte ve onun satın alma değeri, insanların genelinin ulaşması çok uzak olan et alımı, hayatın lüks ihtiyaçları haline gelen meyve alımı ve insanların omuzlarında büyük bir yük haline gelen sebze alımı gibi fiyatlardaki büyük yükselişten daha düşük bir hale gelmektedir. Bugün Rupi'nin değeri, birkaç on yıl önceki Pizadan daha az değerdedir. Nitekim hükümetin, güven verici yalan iddialarına rağmen hakikat tamamen bunun aksidir. Zira Rupi, sürekli çöküştedir. Zaten fiyatların devasa bir şekilde yükselmesine yol açan ana neden de işte budur. Bununla birlikte hükümet, ekonominin ve para biriminin can damarına koparacak şekilde vahim sonuçlar doğuracak olmasına aldırış etmeksizin daha fazla para basmaya devam etmektedir.

Kapitalizm, ekonomiye egemen olmak için faiz oranını manipüla etmekte ve özel banka sahipleri de yükselen faiz oranlarından kazanmak amacıyla merkez bankası mevduatı için özel hesaplarındaki mudilerin paralarını kullanmaktadırlar. Çünkü devlet bankası, özel bankaların faizini ödemek için artı bir paraya sahip değildir. Dolayısıyla o, banka mevduatlarının faizini ödemek için daha fazla kağıt para basmak yoluyla açığı dengeler.

Kapitalist ticaret politikası dengesi, Rupi'nin değerinin düşmesinden oluşmaktadır. Bu da bir ithalat ülkesi ve zayıf üretim olmasından dolayı enflasyona yol açmaktadır. Dolayısıyla kapitalist Pakistan hükümeti, İMF'nin [Uluslar arası Para Fonu] talimatlarına göre Rupi'nin değerinin düşmesini denetlemektedir. Pakistan'ın ticarî dengesini çözmek için yaptıklarını iddia ettikleri şey işte budur. Bununla birlikte Rupi'nin değerini düşürmek yoluyla Pakistan hükümeti, üretim maliyetlerini artırmaktadır. Bu da tarım, tekstil ve fiilen yüksek faiz politikasının acısını çeken diğer sektörlerde kaosa neden olmaktadır. Dolayısıyla borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, şirketlerin ve birçok sektörlerin ödediği üretim maliyetlerindeki artışı ile paralel olmaktadır. Bu yüzden bu şirket ve sektörler, uluslar arası arenada rekabet etmeye muktedir olamamaktadırlar.

İslam, devletin parasının kıymetli maden zenginliği ile destekleniyor olmasını farz kılmaktadır ki bunu da altın ve gümüş olarak belirlemiştir. Dolayısıyla bu, enflasyonun köklü nedenlerine son verecektir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Müslümanlara devletin parası olarak 4.25 gram ağırlığında altın dinarın ve 2.975 gram ağırlığında gümüş dirhemin olmasını emretmiştir. Hilafet'in, bin küsur yıl boyunca fiyat istikrarını sağlamasının nedeni işte budur. Müslümanlar için pratik çözüm, altın ve gümüş standardına geri dönmektir. Zira Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin altındaki İslam ülkeleri, muhtemelen birçok altın ve gümüş kaynakları içerecektir.

Gelmekte olan Hilafet, sanayi ve tarım sektörlerini, bir defada sonsuza dek felç eden artan enflasyona bir son vermek için altın ve gümüş gibi gerçek servetle desteklemek yoluyla para birimini güçlendirilip istikrarlı hale getirecektir.

Not: Tam bir siyasete ve Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'ndeki ilgili maddelere muttali olmak için aşağıdaki sitenin ziyaret edilmesi rica olunur:

http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti'nin, Fiyatların Yükselmesi Hakkındaki Siyasî Vizyonu

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Müşerref rejimi döneminden insanların belini kıran Keyâni ve Zerdâri rejimine ulaşıncaya kadar özellikle geçtiğimiz on yıl boyunca fiyatlardaki büyük yükseliş hakkında aşağıdaki siyasî vizyonu yayınladı.

 

1-Başlangıç: Fiyatlardaki devamedegelen büyük yükselişin ana nedeni, paranın değerinin sürekli olarak düşmesidir. Çünkü para, altın ve gümüşe dayanmamaktadır.

Aslında Rupi, değerli maden şeklindeki gerçek parayla desteklenen dolar, sterlin ve Frank gibi diğer paralara benzemektedir. Zira dolar, altınla desteklenirken Rupi ise gümüşle desteklenmektedir. Nitekim bu rejim, ülke içinde dahili ve uluslar arası ticarette ise harici para biriminin değerinin istikrarı için çalışmaktadır. Buna dair delil, 1910 yılındaki altın fiyat seviyesinin 1890 yılıyla aynı olmasıdır. Bugün ise reel ekonomiyi ve gıda, giyim, konut, lüks ihtiyaçlar, üretim ve teknoloji araçları ve benzeri alım satımlar gibi işlemleri desteklemek için dünyada yeterli oranda altın ve gümüş bulunmaktadır. Ancak kapitalizmin uygulamaları nedeniyle para arzı talebi altın ve gümüş talebini aşmıştır. Dolayısıyla altın ve gümüşün tam bir desteği olmaksızın daha fazla para basılmaktadır. Dolayısıyla da her yeni kağıt paranın değeri bir önceki basılan paradan daha düşük olmaktadır. Çünkü paralar, ya ürün alımı ya da hizmetler için kullanılmaktadır. Bundan dolayı paraların değeri, tamamen değersiz olmasa da daha düşük olmaktadır. Dolayısıyla alım için paraya olan ihtiyaç daha da artmaktadır. Dolayısıyla da tüm ürün ve hizmetlerin fiyatları da yükselmeye başlamaktadır. Nitekim şu an fiyatların sürekli olarak artış göstermesi, geniş ölçüde enflasyon oluşturan sitemin bir parçasıdır. Fiyatların hızla yükselmesinin nedeni işte budur. Hakeza İngiliz işgalinden önce 11 küsur gram gümüşe denk olan Rupi, kapitalizm sisteminin gölgesindeki iki yüz küsur yılın ardından şu an yaklaşık (1/900) gram gümüşe denktir.  Afganistan ve Irak Müslümanlarına yönelik Amerikan savaşından önce... bir (1) Amerikan dolarını almak için 30.97 Rupi'ye ihtiyacın olurdu. Müşerref rejimi döneminde 15.08.2008 Cuma günü 76.9 Rupi'ye ulaşıncaya kadar yükseldi. Bu da Pakistan'da enflasyonun 30 yılın en yüksek seviyesine ulaşmasına neden oldu. Şu an Keyâni ve Zerdâri rejiminin gölgesinde bir (1) Amerikan dolarını satın almak için 98 küsur Rupi'ye ihtiyacın vardır. Dolayısıyla her geçen yıl Rupi'nin değeri düşmekte ve onun satın alma değeri, insanların genelinin ulaşması çok uzak olan et alımı, hayatın lüks ihtiyaçları haline gelen meyve alımı ve insanların omuzlarında büyük bir yük haline gelen sebze alımı gibi fiyatlardaki büyük yükselişten daha düşük bir hale gelmektedir. Bugün Rupi'nin değeri, birkaç on yıl önceki Pizadan daha az değerdedir. Nitekim hükümetin, güven verici yalan iddialarına rağmen hakikat tamamen bunun aksidir. Zira Rupi, sürekli çöküştedir. Zaten fiyatların devasa bir şekilde yükselmesine yol açan ana neden de işte budur. Bununla birlikte hükümet, ekonominin ve para biriminin can damarına koparacak şekilde vahim sonuçlar doğuracak olmasına aldırış etmeksizin daha fazla para basmaya devam etmektedir.

2-Siyasî Mülahazalar: Daha fazla para talebine yol açan faktörler.

a-Enflasyon, doğrudan faizli kredilerin bir sonucudur. Zira kapitalizm, ekonomiye egemen olmak için faiz oranını manipüla etmekte ve özel banka sahipleri de tarihsel olarak yükselen faiz oranlarından kazanmak amacıyla merkez bankası mevduatı için özel hesaplarındaki mudilerin paralarını kullanmaktadırlar. Mesela 1992 ila 2013 yılları arasında ortalama faiz oranı %12.75 olmuştur. Çünkü devlet bankası, özel bankaların faizini ödemek için artı bir paraya sahip değildir. Dolayısıyla o, banka mevduatlarının faizini ödemek için daha fazla kağıt para basmak yoluyla açığı dengeler. Bundan dolayı özel bankalar, mudilerin paralarını ödemek için kullanmak amacıyla merkez bankasından biraz daha düşük faiz oranıyla faydalanmak için para alırlar ve bu fark, özel bankalar için kar sayılır. Hakeza enflasyonu düşürmek yerine bizzat faiz, daha fazla ya da düşük değerli para basımını empoze etmek için enflasyonun bir sebebi haline gelirken özel sektörlere ait olan bankaların yatırıma yönelmeye ihtiyaçları da kalmamaktadır. Çünkü onlar, faiz yoluyla kredilere ilişkin "kârı" takip etmektedirler. Hakeza kapitalist bankacılık hizmetleri alanında toplumun küçük bir kesimi önemli ölçüde fayda elde etmeye devam etmekte ve insanların ekseriyeti de kredilerin şokları altında kısıtlı harcamanın, Rupi'nin değer kaybının, yüksek fiyatların, kapanan şirketlerin ve işsizliğin acısını çekmeye devam etmektedirler. İşte tüm bunlar, devam eden ekonomik yıkımın sarmalı içinde dönmektedir.

b-Kapitalist ticaret politikası dengesi, Rupi'nin değerinin düşmesinden oluşmaktadır. Aynı şekilde bu, bir ithalat ülkesi ve zayıf üretim olmasından dolayı da enflasyona yol açmaktadır. Dolayısıyla kapitalist Pakistan hükümeti, İMF'nin [Uluslar arası Para Fonu] talimatlarına göre Rupi'nin değerinin düşmesini denetlemektedir. Pakistan'ın ticarî dengesini çözmek için yaptıklarını iddia ettikleri şey işte budur. Devletin, yerli mallarını ithalata değil de ihracata teşvik ettiği şey işte budur. Bununla birlikte Rupi'nin değerini düşürmek yoluyla Pakistan hükümeti, üretim maliyetlerini artırmaktadır. Bu da tarım, tekstil ve fiilen yüksek faiz politikasının acısını çeken diğer sektörlerde kaosa neden olmaktadır. Dolayısıyla borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, şirketlerin ve birçok sektörlerin ödediği üretim maliyetlerindeki artışı ile paralel olmaktadır. Bu yüzden bu şirket ve sektörler, uluslar arası arenada rekabet etmeye ve ana ihracat hacmini düşürmeye muktedir olamamaktadırlar. Çünkü bunlar, pahalıya mal olan ürünlerine alıcı bulmakta zorlanmaktadırlar. Dolayısıyla Pakistan'ın ödemeler dengesi kötüleşmektedir. Bu da temel gıda maddelerinin ithalatının devam etmesini artırmaktadır. Nitekim Pakistan, dünyanın dördüncü büyük tarım ekonomisine sahip olmasına rağmen gıda maddelerinin büyük bir kısmını ithal etmektedir. Bu da Pakistan'ın, paranın değerinin düşmesinin ardından gıda ithalatı için daha fazla ödemede bulunduğu anlamına gelmektedir. Bu ise önemli ölçüde yerel gıda fiyat enflasyonuna neden olmaktadır. Son yıllarda Pakistan Rupisi'nin dolara bağlı olmasından dolayı doların değerinin düşmesi nedeniyle gıda fiyat enflasyonu artışını korumaktadır. Dolayısıyla paranın değerinin düşürülmesi politikasının başarısızlığa uğradığını gizlemek için Pakistan hükümeti, Pakistan'ın ödemeler dengesini güçlendirmek amacıyla daha fazla gurbetçilerin tahvillerine ve temel gıda maddelerinin yurtiçi ihracatına dayanmaktadır. Ancak ödemeler dengesi, Pakistan halkı için gerçekten çok zor olduğundan ve ödemeler dengesini iyileştirmek için döviz kazanımına dönük umutsuz girişimden dolayı Pakistan hükümeti, insanların ihtiyaç duyduğu pirinç ve buğday gibi temel gıda maddelerini ihraç etmeye başvurmaktadır. Bu da yerel piyasaların sıkıntıya girmesine yol açmaktadır. Ayrıca ticarî değişim zorluğu, dövize erişimi ve yerel ekonomi için yeniden yatırım yapılmasını engellemektedir. Ancak yurda geri dönen şey ise yabancı ekonomileri güçlendirmek için borç hizmetleri ödemeleridir. Hakeza Pakistan hükümeti, ödemeler açığına çözüm bulmak için uluslar arası kuruluşlardan kredi almaya mecbur kalmıştır. Bu da ödeme sorunlarının karmaşıklığına yol açmaktadır. Zira bu yeni krediler, faizlerin daha da artmasına neden olmaktadır. Bu ise Pakistan'ı, "gelişmekte olan" birçok ülke gibi asıl krediyi defalarca ödemeye sevketmektedir. Aslında bu, "gelişim" acizliğinden dolayıdır. Çünkü bu krediler, faiz oranlarının başlaması ve paranın değerinin düşmesinin yanı sıra tarım ve sanayinin büyümesi üzerindeki bir dizi kısıtlamalar nedeniyle ekonomiyi boğacak şartlar ortaya çıkarmaktadır.

c-Müslümanlar için pratik çözüm, altın ve gümüş standardına geri dönmektir. Zira Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin altındaki İslam ülkeleri, muhtemelen birçok altın ve gümüş kaynakları içerecektir. Çünkü ümmet, büyük kaynaklara sahiptir. Dolayısıyla diğer ülkeler tarafından, devletin değişimi için altın ve gümüşü kullanacağı petrol, doğalgaz, kömür, mineral ve tarım emtiaları gibi bu kaynaklara acil ihtiyacı olacaktır. Ayrıca İslam ülkelerindeki bankalarda, aynı şekilde değişim için kullanacağı dolar, euro, ve sterlin gibi uluslar arası paralar olacağı gibi İslam ülkeleri de temel emtialarda kendi kendine yeterliliğe muktedir olacaktır. Dolayısıyla reel ekonomi, sırf parazit ekonomiyi iptal etmek için manipülasyon ve spekülasyonlara karşı istikrarlı ve dirençli olacaktır.

3-Altın ve gümüş referansının geri dönmesiyle ilgili şeri emirler.

a-İslam, devletin parasının kıymetli maden zenginliği ile destekleniyor olmasını farz kılmaktadır ki bunu da altın ve gümüş olarak belirlemiştir. Dolayısıyla bu, enflasyonun köklü nedenlerine son verecektir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Müslümanlara devletin parası olarak 4.25 gram ağırlığında altın dinarın ve 2.975 gram ağırlığında gümüş dirhemin olmasını emretmiştir. Hilafet'in, bin küsur yıl boyunca fiyat istikrarını sağlamasının nedeni işte budur. Bugün de Hilafet, bakır ve döviz cinsi emtiaların değişimini altın ve gümüşle yapacak ve devlet, İslam dünyası çoğu şeyde kendi kendine yeterliliğe sahip olmasına rağmen uluslar arası ticarette altın ve gümüşle muamele edecektir. Ayrıca uluslar arası ticarette altın ve gümüş kaidesiyle muamele edilmeye geri dönülmesi, uluslar arası ticarete doları dayatmak yoluyla Amerika tarafından dayatılan adaletsiz sisteme son verecektir. Bunun yanı sıra Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 166, 167 ve 168. maddelerinde şöyle geçmektedir: Madde-166: Devlet, kendisine has, bağımsız bir para çıkartır. Bu paranın, herhangi bir yabancı para birimine bağlanması caiz değildir. Madde-167: Devletin parası, gerek sikkeli gerek sikkesiz olarak altın ve gümüştür. Devletin bu ikisinden başka nakit çıkartması caiz değildir. Devletin, hazinesinde denk miktarda altın ve gümüş karşılığı olması koşuluyla, altın ve gümüş yerine başka bir şey çıkarması caizdir. Dolayısıyla altın ve gümüşten tamamen denk mukabilleri varsa, devletin bakır, bronz, kağıt veya benzerini çıkartıp bunları kendi ismiyle sikkeli nakit yapması caizdir. Madde-168: Devletin kendi parası arasındaki değişim caiz olduğu gibi, kendi para birimi ile diğer devletlerin para birimleri arasındaki değişim de aynı şekilde caizdir. Paralar farklı cinslerden olduğu zaman, -geciktirilmeksizin el değiştirilmesi şartıyla- aralarındaki değişimde birinin fazla olması caizdir.

b-Hilafet Devleti'nin Beyt-il Mâl'i, tarım ve sanayi gelişimi de dahil reel ekonominin gelişmesini desteklemek için bir finansal daire olacaktır. Dolayısıyla Hilafet Devleti'nde ekonomi, faiz yoluyla ekonomik zenginliği boşaltacak bir parazit olmayacaktır. Sürekli para arzı ihtiyacını genişletmeye, paradaki değer kaybına ve fiyatlarda ortaya çıkan artışa ihtiyaç duyan mevcut özel bankalar, canlı ve güçlü bir ekonomik gelişim için tek bir odak olacaklardır. Bu ise yerel tarım ve sanayi sektörlerine teşvik kredileri kullanmak içindir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 169 sayılı maddesinde şöyle geçmektedir: Madde-169: Bankaların açılması kesinlikle yasaklanır. Sadece devletin bankası olur, faiz ile muamelede bulunamaz ve Beyt-il Mâl'in dairelerinden bir daire olur. Şeri hükümlere göre kredi verir ve malî ve parasal işlemleri kolaylaştırır.

c-Mesela Pakistan'da Hilafet'in kurulmasının ardından ekonominin tahrip olması ve aşağılık daha fazla kredilere başvurmak yerine sabit bir temel olacaktır. Dolayısıyla bu, faizlere ve zalim şartlar yoluyla olan kredilere dayalı zalim Batılı sömürgeciliğin adaletsiz modelinden kurtulmak için dünyaya yankılı bir mesaj gönderecektir. Zira bu, faize dayalı ekonomilerinden dolayı birçok kez kredi ödemlerine rağmen devletlerin boğucu şartlar altında kendi ayakları üzerinde durmasını engelleyen zalim bir sistemdir. Nitekim Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'nin 165 sayılı maddesinde şöyle geçmektedir: Maddenin ikinci bölümüne gelince; bunun haram olmasının delili onu, finansal olarak kafir devletlerin paralarıyla bağlantılı olanlara bağlı bir devlet kılmasıdır. Bunun da ötesinde finansal açıdan bu kafir devletlerin insafı altında olacaktır ki bunların her ikisi de haramdır. Zira şeri kaide şöyledir: [الوسيلة إلى الحرام حرام] "Harama vesile olan da haramdır." Bundan dolayı İslam Devleti'nin parasının yabancıyla bağlantılı olması haramdır."

Not: 165, 166, 167, 168 ve 169. maddelerin Kur'an ve sünnetten olan şeri delillerine tam olarak muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'ne müracaat edilmesi rica olunur.

4-Dünyaya ekonomik bir model olması için Hilafet'i almak.

a-Sanayi ve tarım sektörlerini, bir defada sonsuza dek felç eden artan enflasyona bir son vermek için altın ve gümüş gibi gerçek servetle desteklemek yoluyla para birimini güçlendirilip istikrarlı hale getirmek.

b-Faizli özel bankalara son vermek ve faizsiz krediler veren Beyt-il Mâl'e bağlı finansal kurumlar oluşturmak. Bu ise canlı ekonomiyi beslemek için olup tarım ve sanayi sektörlerini finanse etme ve desteklemeye kadar uzanacaktır.

c-Dünya devletlerini dilenci sektörlere dönüştüren küresel boyuttaki sömürgeci kredileri ortadan kaldırmak için çalışmak.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Endonezya Müslümanları, İslamî Hilafet'i Kurmak İçin Suriye'deki Müslümanları Desteklemektedirler

Hizb-ut Tahrir / Endonezya 10 Şubat 2013 Pazar günü, Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan Suriye Müslümanlarını desteklemek amacıyla Cakarta'daki Peng Karno Stadyumu Kompleksi'ndeki Albina mescidinde bir sempozyum düzenledi.

Hizb-ut Tahrir / Endonezya Merkezî Yürütme Meclisi Liderlerinden Biri Olan Lebib Rokmat, yapmış olduğu konuşmasında Hilafet'in yeniden kurulmasının çok yakın olduğunu söyledi. Ve şöyle bir eklemede bulundu: "Hiç kimsenin Hilafet'in gelişini durdurması imkansızdır. Çünkü o, Allah'ın bir vaadidir. Dolayısıyla Batı, bu yolda her türlü çabayı göstermesine rağmen kesinlikle Hilafet'in geri dönüşünü durduramayacaktır. Bu yüzden bizler, Suriye'deki Müslümanların bütün İslam ülkelerini birleştirecek ve onları sömürgeciliğin ve kapitalist sistemin hegemonyasından kurtaracak olan İslamî Hilafet'i kurmaya dönük çalışmaya devam etmelerini ümit ediyoruz."

Ayrıca Lebib, katılımcıları İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için çabalarını güçlendirmeye davet ettiği gibi Suriye ayaklanmasını Hilafet için bir yol kılması amacıyla Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya dua etti.

Medya "ümmetin" editörü Ferid Vecdî şöyle dedi: Suriye'deki Müslümanlar, ayaklanmalarının Allah'ın çağrısına karşılık vermek için olduğunu söylemektedirler:

"Suriye'deki bütün Müslümanlar, Suriye'deki ayaklanmanın Allah için, sadece Allah için olduğunu söylemektedirler!" Dolayısıyla Suriye, Hilafet'i kurmak için bir çalışma yeridir. Zira Ferid'e göre Suriye'yi Hilafet'i kurmak için bir çalışma yeri kılan dört neden bulunmaktadır: Birincisi: Suriye'de güvenliğin Müslümanların elinde olması. İkincisi: Suriye'deki insanların, şeriat ve Hilafet anayasası ile hükmedilmesine hazır olmaları. Üçüncüsü: Suriye'deki kamuoyunun, medyanın buna yönelik karartmasına rağmen Hilafet'i istemesi. Dördüncüsü: Suriye'nin büyük oranda insan kaynağına sahip olması. Dolayısıyla 20 milyon nüfusa ve devasa doğal kaynaklara sahip olması onu Hilafet'i kurmaya elverişli bir ülke yapmaktadır.

Ayrıca Ferid, katılımcılara ilk kurulduğu andan itibaren Hilafet'in Batı'nın saldırısıyla karşı karşıya kalacağını ancak Batı'nın bir krizden geçmesinde dolayı bu saldırının kolaylıkla bertaraf edileceğini, dolayısıyla tüm dünya Müslümanlarıyla karşı karşıya geleceğini hatırlattı.

Bu sempozyuma, Cakarta ve civar bölgelerden gelen 3000'den fazla erkek ve kadın katıldı. Nitekim sempozyumda, Suriye ayaklanması tugaylarının liderlerinin şehadetlerine yönelik bazı video kasetlerinin sunumu yapıldığı gibi aynı şekilde Hizb-ut Tarir'in Suriye'de çok büyük bir şekilde desteklendiğini söyleyen Hizb-ut Tahrir / Suriye Medya Bürosu Başkanı'nın açıklamasının sunumu da yapılmıştır.

"Suriye'de Neler Oluyor(?)" başlığı altında yapılan sempozyuma, Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Üyesi Üstad Tun Kilana Jaya, (Hizb-ut Tahrir Cakarta Sorumlusu) Faysal Abbas ve (Suriye'ye gönüllü giden) Ebu Haris gibi diğer konuşmacılar da katılmıştır.

Devamını oku...

Avustralya Medya Bürosu: Pakistan'daki Hizb-ut Tahrir Gençleri İçin Nusret

  • Kategori Avustralya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Avustralya 11 Rabiussani 1434, elmuvafık 21 Şubat 2013 Perşembe günü Pakistan'da tutuklu Hizb-ut Tahrir'li gençlere nusret amaçlı geniş bir kampanya düzenlemiştir. Zira Allah'a, Rasulune ve mü'minlere düşman olan Pakistan yönetimi; Raşidi Hilafet devletini kurarak yeniden İslami hayatı başlatmak için omuzlarına İslam davetini yüklenen İslam gençlerine işkenceye, bu gençleri kaçırmaya, tutuklamaya ve türlü zorbalıklarına devam etmektedir.

Hizb-ut Tahrir'den bir grup genç Avustralya'nın başkenti Sydney kentindeki Pakistan konsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenlemişler ve Hizb-ut Tahrir'den bir heyet de konsolosluğa girerek Pakistan'daki Hizb-ut Tahrir gençlerine yönelik Pakistan yönetiminin düşmanca tutumunu protesto eden bir mektup teslim etmişlerdir. Ayrıca heyetle mektubu teslim alan konsolosluk görevlisi arasında çok ciddi münakaşa cereyan etmiş ve görevliye Pakistan'ın meşru bir devlet olmadığını, Hizb-ut Tahrir'in onu yıkarak yerine ülkeyi ve vatandaşları birleştirecek Hilafet devletini kuracağını, İslam'a ve Müslümanlara düşmanca davranan yöneticileri ve onların yardakçılarını hesaba çekeceğini beyan etmişlerdir.

 

Hizb-ut Tahrir Avustralya Medya Temsilcisi Mühendis İsmail Vahvah'ın konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'in başlattığı kampanya çerçevesinde Pakistan konsolosluğu önünde Arapça olarak yapılmıştır.

 

Hizb-ut Tahrir Avustralya Medya Temsilcisi Mühendis İsmail Vahvah'ın konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'den konsolosluğa giren heyet ve içerde gerçekleştirdikleri münakaşa hakkındadır. Arapça olarak yapılmıştır.

 

Üstad Hamza El-Girşi'nin Konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'in başlattığı kampanya çerçevesinde Pakistan konsolosluğu önünde İngilizce olarak yapılmıştır.

 

Üstad Harun Bakş'ın konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'in başlattığı kampanya çerçevesinde Pakistan konsolosluğu önünde Urdu'ca olarak yapılmıştır.

 

Üstad Uveys Razvinin konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'den konsolosluğa giren heyet ve içerde gerçekleştirdikleri münakaşa hakkındadır. Urduca olarak yapılmıştır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Moskova'da 06 Kasım'da Tutuklanan Müslümanlar Hakkında Yayınlanan Hükümler!

Rusya otoriteleri, aldatıcı doğasını ve davet taşıyıcıları karşındaki ideolojik acziyetini bir kez daha kanıtlamıştır. Bu ise Moskova'da 28 Ocak 2013 tarihinde Hizb-ut Tahrir şebâbı hakkında yayınlanan aşağıdaki hükümler yoluyla tecelli etmektedir: Zira "Desmatov Şerif Galmoviç", ceza kanununun 1. cüzünün 222. maddesi gereğince iki yıl hapse mahkum olduğu gibi "Eşravof Sedloh", 31 Ocak 2013 tarihinde aynı madde ile ceza kanununun 1. cüzünün 228. maddesi gereğince iki yıl hapse mahkum oldu. Nitekim hüküm, iddialarına göre "sözde" silah ve uyuşturucu bulundurmaları nedeniyle "teröristleri" azaltmak için verilmiştir.

Bunun aksi olması imkansızdır; zira yayınlanan hüküm, tutuklama sırasında meydana geldiği üzere "medyada" geniş bir şekilde yer aldığı gibi yer almış olsaydı herkes, sadece iktidardaki zümrenin politik emirlerini uygulayan yargı sisteminin sahtekarlığını ve şerrini idrak edecekti.

Bu gibi ceza davalarının geniş bir şekilde yer alması, tüm kanıtların sadece varsayımlar aşamasında olduğu ve yetkililere gerçeği açığa çıkmamış olan suçları araştırmalarına izin verildiği zaman sadece soruşturma sürecinde olur. Ardından bu soruşturma rivayetlerinin daha fazla sahte olduğu açığa çıktığında yetkililer, ya birkaç yorumda bulunmaktalar ya da kesinlikle bunu yapmamaktadırlar.

Emniyet birimleri, istihbarat birimlerinin dîni aşırıcılığı "ispatlamadaki" acziyeti açık bir şekilde ortaya çıkınca olabildiğince çarpıtmada bulunmak için büyük bir çaba sarfetmelerine rağmen başlangıçta uyuşturucu bulunduğunu kanıtlamak ve "daha önceden saklandığı" rivayetinin yayılmasının tercih edilmesi için bir "medya" ortamı oluşturmayı başaramamıştır. Nitekim uyuşturucuların (güvenlik tarafından) "sokuşturulduğuna" dair birçok tanıkların olmasına rağmen Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Servisi'nin (FSB) yargıcı, bu skandalı gizlemiştir.

Bizleri sabırlı kardeşlerimizle izzetlandiren Allah'a hamd olsun. Zira onların sabırları sayesinde her zaman olduğu gibi İslam'a ve Müslümanlara karşı olan insan Şeytanlarının entrikaları bozulmuştur.

Kesinlikle Allahu [Subhânehu ve Te'âla] onlara rıdvanını verecek ve her iki dünyada da onları yüceltecektir:

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ "İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır." [el-Asr 2-3]


Osman Salihov

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Rusya Medya Bürosu Başkanı

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER