Perşembe, 09 Ramazan 1447 | 2026/02/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Endonezya Müslümanları, İslamî Hilafet'i Kurmak İçin Suriye'deki Müslümanları Desteklemektedirler

Hizb-ut Tahrir / Endonezya 10 Şubat 2013 Pazar günü, Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan Suriye Müslümanlarını desteklemek amacıyla Cakarta'daki Peng Karno Stadyumu Kompleksi'ndeki Albina mescidinde bir sempozyum düzenledi.

Hizb-ut Tahrir / Endonezya Merkezî Yürütme Meclisi Liderlerinden Biri Olan Lebib Rokmat, yapmış olduğu konuşmasında Hilafet'in yeniden kurulmasının çok yakın olduğunu söyledi. Ve şöyle bir eklemede bulundu: "Hiç kimsenin Hilafet'in gelişini durdurması imkansızdır. Çünkü o, Allah'ın bir vaadidir. Dolayısıyla Batı, bu yolda her türlü çabayı göstermesine rağmen kesinlikle Hilafet'in geri dönüşünü durduramayacaktır. Bu yüzden bizler, Suriye'deki Müslümanların bütün İslam ülkelerini birleştirecek ve onları sömürgeciliğin ve kapitalist sistemin hegemonyasından kurtaracak olan İslamî Hilafet'i kurmaya dönük çalışmaya devam etmelerini ümit ediyoruz."

Ayrıca Lebib, katılımcıları İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için çabalarını güçlendirmeye davet ettiği gibi Suriye ayaklanmasını Hilafet için bir yol kılması amacıyla Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya dua etti.

Medya "ümmetin" editörü Ferid Vecdî şöyle dedi: Suriye'deki Müslümanlar, ayaklanmalarının Allah'ın çağrısına karşılık vermek için olduğunu söylemektedirler:

"Suriye'deki bütün Müslümanlar, Suriye'deki ayaklanmanın Allah için, sadece Allah için olduğunu söylemektedirler!" Dolayısıyla Suriye, Hilafet'i kurmak için bir çalışma yeridir. Zira Ferid'e göre Suriye'yi Hilafet'i kurmak için bir çalışma yeri kılan dört neden bulunmaktadır: Birincisi: Suriye'de güvenliğin Müslümanların elinde olması. İkincisi: Suriye'deki insanların, şeriat ve Hilafet anayasası ile hükmedilmesine hazır olmaları. Üçüncüsü: Suriye'deki kamuoyunun, medyanın buna yönelik karartmasına rağmen Hilafet'i istemesi. Dördüncüsü: Suriye'nin büyük oranda insan kaynağına sahip olması. Dolayısıyla 20 milyon nüfusa ve devasa doğal kaynaklara sahip olması onu Hilafet'i kurmaya elverişli bir ülke yapmaktadır.

Ayrıca Ferid, katılımcılara ilk kurulduğu andan itibaren Hilafet'in Batı'nın saldırısıyla karşı karşıya kalacağını ancak Batı'nın bir krizden geçmesinde dolayı bu saldırının kolaylıkla bertaraf edileceğini, dolayısıyla tüm dünya Müslümanlarıyla karşı karşıya geleceğini hatırlattı.

Bu sempozyuma, Cakarta ve civar bölgelerden gelen 3000'den fazla erkek ve kadın katıldı. Nitekim sempozyumda, Suriye ayaklanması tugaylarının liderlerinin şehadetlerine yönelik bazı video kasetlerinin sunumu yapıldığı gibi aynı şekilde Hizb-ut Tarir'in Suriye'de çok büyük bir şekilde desteklendiğini söyleyen Hizb-ut Tahrir / Suriye Medya Bürosu Başkanı'nın açıklamasının sunumu da yapılmıştır.

"Suriye'de Neler Oluyor(?)" başlığı altında yapılan sempozyuma, Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Üyesi Üstad Tun Kilana Jaya, (Hizb-ut Tahrir Cakarta Sorumlusu) Faysal Abbas ve (Suriye'ye gönüllü giden) Ebu Haris gibi diğer konuşmacılar da katılmıştır.

Devamını oku...

Avustralya Medya Bürosu: Pakistan'daki Hizb-ut Tahrir Gençleri İçin Nusret

  • Kategori Avustralya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Avustralya 11 Rabiussani 1434, elmuvafık 21 Şubat 2013 Perşembe günü Pakistan'da tutuklu Hizb-ut Tahrir'li gençlere nusret amaçlı geniş bir kampanya düzenlemiştir. Zira Allah'a, Rasulune ve mü'minlere düşman olan Pakistan yönetimi; Raşidi Hilafet devletini kurarak yeniden İslami hayatı başlatmak için omuzlarına İslam davetini yüklenen İslam gençlerine işkenceye, bu gençleri kaçırmaya, tutuklamaya ve türlü zorbalıklarına devam etmektedir.

Hizb-ut Tahrir'den bir grup genç Avustralya'nın başkenti Sydney kentindeki Pakistan konsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenlemişler ve Hizb-ut Tahrir'den bir heyet de konsolosluğa girerek Pakistan'daki Hizb-ut Tahrir gençlerine yönelik Pakistan yönetiminin düşmanca tutumunu protesto eden bir mektup teslim etmişlerdir. Ayrıca heyetle mektubu teslim alan konsolosluk görevlisi arasında çok ciddi münakaşa cereyan etmiş ve görevliye Pakistan'ın meşru bir devlet olmadığını, Hizb-ut Tahrir'in onu yıkarak yerine ülkeyi ve vatandaşları birleştirecek Hilafet devletini kuracağını, İslam'a ve Müslümanlara düşmanca davranan yöneticileri ve onların yardakçılarını hesaba çekeceğini beyan etmişlerdir.

 

Hizb-ut Tahrir Avustralya Medya Temsilcisi Mühendis İsmail Vahvah'ın konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'in başlattığı kampanya çerçevesinde Pakistan konsolosluğu önünde Arapça olarak yapılmıştır.

 

Hizb-ut Tahrir Avustralya Medya Temsilcisi Mühendis İsmail Vahvah'ın konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'den konsolosluğa giren heyet ve içerde gerçekleştirdikleri münakaşa hakkındadır. Arapça olarak yapılmıştır.

 

Üstad Hamza El-Girşi'nin Konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'in başlattığı kampanya çerçevesinde Pakistan konsolosluğu önünde İngilizce olarak yapılmıştır.

 

Üstad Harun Bakş'ın konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'in başlattığı kampanya çerçevesinde Pakistan konsolosluğu önünde Urdu'ca olarak yapılmıştır.

 

Üstad Uveys Razvinin konuşması:

Bu konuşma Hizb-ut Tahrir'den konsolosluğa giren heyet ve içerde gerçekleştirdikleri münakaşa hakkındadır. Urduca olarak yapılmıştır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Moskova'da 06 Kasım'da Tutuklanan Müslümanlar Hakkında Yayınlanan Hükümler!

Rusya otoriteleri, aldatıcı doğasını ve davet taşıyıcıları karşındaki ideolojik acziyetini bir kez daha kanıtlamıştır. Bu ise Moskova'da 28 Ocak 2013 tarihinde Hizb-ut Tahrir şebâbı hakkında yayınlanan aşağıdaki hükümler yoluyla tecelli etmektedir: Zira "Desmatov Şerif Galmoviç", ceza kanununun 1. cüzünün 222. maddesi gereğince iki yıl hapse mahkum olduğu gibi "Eşravof Sedloh", 31 Ocak 2013 tarihinde aynı madde ile ceza kanununun 1. cüzünün 228. maddesi gereğince iki yıl hapse mahkum oldu. Nitekim hüküm, iddialarına göre "sözde" silah ve uyuşturucu bulundurmaları nedeniyle "teröristleri" azaltmak için verilmiştir.

Bunun aksi olması imkansızdır; zira yayınlanan hüküm, tutuklama sırasında meydana geldiği üzere "medyada" geniş bir şekilde yer aldığı gibi yer almış olsaydı herkes, sadece iktidardaki zümrenin politik emirlerini uygulayan yargı sisteminin sahtekarlığını ve şerrini idrak edecekti.

Bu gibi ceza davalarının geniş bir şekilde yer alması, tüm kanıtların sadece varsayımlar aşamasında olduğu ve yetkililere gerçeği açığa çıkmamış olan suçları araştırmalarına izin verildiği zaman sadece soruşturma sürecinde olur. Ardından bu soruşturma rivayetlerinin daha fazla sahte olduğu açığa çıktığında yetkililer, ya birkaç yorumda bulunmaktalar ya da kesinlikle bunu yapmamaktadırlar.

Emniyet birimleri, istihbarat birimlerinin dîni aşırıcılığı "ispatlamadaki" acziyeti açık bir şekilde ortaya çıkınca olabildiğince çarpıtmada bulunmak için büyük bir çaba sarfetmelerine rağmen başlangıçta uyuşturucu bulunduğunu kanıtlamak ve "daha önceden saklandığı" rivayetinin yayılmasının tercih edilmesi için bir "medya" ortamı oluşturmayı başaramamıştır. Nitekim uyuşturucuların (güvenlik tarafından) "sokuşturulduğuna" dair birçok tanıkların olmasına rağmen Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Servisi'nin (FSB) yargıcı, bu skandalı gizlemiştir.

Bizleri sabırlı kardeşlerimizle izzetlandiren Allah'a hamd olsun. Zira onların sabırları sayesinde her zaman olduğu gibi İslam'a ve Müslümanlara karşı olan insan Şeytanlarının entrikaları bozulmuştur.

Kesinlikle Allahu [Subhânehu ve Te'âla] onlara rıdvanını verecek ve her iki dünyada da onları yüceltecektir:

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ إِلا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ "İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır." [el-Asr 2-3]


Osman Salihov

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Rusya Medya Bürosu Başkanı

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي "Allah'ın Laneti, Rüşvet Verenin ve Rüşvet Alanın Üzerine Olsun" [İbn-u Mace ve Tirmizi Rivayet Etti]

07 Şubat 2013 Perşembe günü, Afganistan'daki Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi [UNODC], 2012 yılında ülkede verilen rüşvetin 3.9 milyar dolara ulaştığını açıklayan bir rapor yayınladı. Bu miktar, Tokyo Konferansı'nda uluslar arası toplum tarafından Afganistan için vaadedilen miktarın yaklaşık dörtte biri kadar olduğu gibi bir de buna 2010 yılı boyunca yetkililere verilen 2.5 milyar dolara ulaşan rüşvetler eklenince Afganistan'ın son iki yıllık gayri safi milli hasılasının sonuçlarına denk gelmektedir.

Afganistan hükümeti, reform operasyonları ve değişiklikleri yoluyla yolsuzluğu ve gasbı azaltmaya çalışmakta ancak o, yolsuzluğun ana körükleyicisinin kapitalizm olduğunu göz ardı etmektedir. Dolayısıyla bizim için utanç verici olan Afganistan'daki Müslümanlar olarak bizlerin, Allahuteala bizlere mütekamil ilahî bir sistem bahşetmesine rağmen sömürgeci kafirin üzerimize işgal, sömürgecilik ve yolsuzluk felaketlerini tattıran kapitalist sistemi tatbik etmesine seyirci kalmamızdır.

Afganistan'daki mücahit Müslümanlara, artan yolsuzluğu, kaçırmayı, aşırı, yoksulluğu, ahlakî çürümeyi ve diğer musibetleri dayatan kapitalist sistemdir. Zira kapitalizm, Müslümanlar arasında haram maldan elde edilen bir kazanç olan haram yeme fikrini yaymaktadır. Oysa bunu yapanlar, Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in günlerinde lanetlenmişlerdir. Dolayısıyla yöneticiler, yargıçlar, yetkililer ve hata tüm insanlar, müminlere meydan okuyan ve hainleri destek veren kapitalizm belasının içine düşmüşlerdir.

Müslüman Afgan halkının üzerine düşen, 12 küsur yıldan beri Batılı haçlılar ile onların  ajanları tarafından kendilerine dayatılan kokuşmuş demokrasinin ve yolsuzluğun karşısında durmasıdır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Keyâni, Amerika'nın "Terörizme" Yönelik Savaşında Daha Çok Çaba Sarfetmeye Çağırıyor Biz de Deriz ki: Yeter Artık Amerika'ya Hizmet Ettiğin ve Fitne Savaşına Ortak Olduğun

07 Şubat 2013'de General Keyâni, Afganistan'daki işgalci haçlı güçlerinin eski komutanı Amerikalı General John Allen ile yaptığı görüşmede "ortada yapması gereken birçok şeyin" olduğunu söyledi.

Neden daha çok? Sanki Müslümanların, Amerikan fitne savaşından dolayı çekmiş oldukları acılar yetmiyormuş gibi! Neden daha fazla? Halbuki Amerikalıların ifade ettikleri savaşta mücadele etmeye muktedir olamamalarından dolayı Kabileler Bölgesi'nde Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nden binlerce kişi öldürüldü. Bu yeterli değil mi? Zira Amerikan ajanları ile Raymond Davis benzeri katillerin çatışma ortamı oluşturmak için Kabileleri suçlamaları nedeniyle yapılan "hatalı" saldırılarda on binlerce sivil öldürülmüştür. Bu yeterli değil midir? Ayrıca Pakistan ekonomisi, Amerikan savaşının desteklenmesi nedeniyle milyarlarca dolar kaybetmenin acısını çekmektedir. Bu yeterli değil midir? Bunun için mi ortada yapman gereken birçok şey var ey Keyâni?

Silahlı Kuvvetleri'nin, daha çok muhlis subaylara ve cesur liderliklere ihtiyacı vardır. Aslında bu gibi subaylar bulunmakta ancak onlar, Keyâni'nin aşağılayıcı Abbottabad işgalinden sonra Silahlı Kuvvetleri Amerika'ya kurban vermeyi amaçlayan bir kampanyanın ortasında Keyâni'nin baltacıları tarafından tutuklanan Tuğgeneral Ali Hân gibi Silahlı Kuvvetler tarafından cezalandırılmaktadırlar. Nitekim şu an olay, Hollywood'da alay konusu haline gelmiştir.

Aslında Silahlı Kuvvetleri'nin, İslam ile hükmedecek ve yüzyıllarca olduğu gibi İslam'ın tüm bölgede egemen olması için çalışacak bir liderliğe ihtiyacı vardır. İşte bu gibi bir liderlik, Amerika'nın Pakistan topraklarında bulunan diplomatik, istihbarat ve askerî varlığının tüm şekillerine son vermeye muktedir olabilir. İşte bu tür bir liderlik, Raymond Davis'in askerleri gibi katillerden oluşan özel askerleri kovabilir. İşte bu tür bir liderlik, haçlı güçlerinin istihbarat paylaşımını, teknik desteğini ve askerî yardımını kesebilir. Dolayısıyla şu an acilen Hilafet'i kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret verecek uyanık cesur subaylara ihtiyaç vardır. İşte ancak bu pratik adımlarla Amerika'nın işkencesine bir son verilebilir ve yeniden İslam'ın egemenliği geri dönebilir.

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ "O (Allah), dinini bütün dinlere hakim kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir, velev müşrikler kerih görseler de!" [Saf 8]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Suudi Arabistan Rejimi, Tahtı İçin Kadın ve Çocukları Tutuklamaktadır

CNN ve diğer haber ajansları 10 Şubat Pazar günü, avukat tutmalarına izin verilmeksizin veya mahkemeye sevkedilmeksizin yıllardır tutuklu olan ve kendilerini Suudi Arabistan rejimini eleştirdikleri ya da muhalefet ettikleri şeklinde suçladıkları siyasiler gibi tutuklu akrabalarının serbest bırakılmasını talep etmek için Riyad ve Bureyda'da gerçekleşen gösterilerin ardından Suudi Arabistan otoritelerinin en az on kadın ve beş çocuğu tutukladıklarını ifade etmişlerdir. Kadınların ve çocukların tutuklanmaları, bu rejimin despot iktidarına muhalefet eden her türlü sesi susturmak ve otoriteye sımsıkı tutunmak için yaptığı utanç verici bir durumdur. Nitekim Uluslar arası Af Örgütüne göre, geçen Ocak ayında Bureyda'da devlete karşı yapılan gösteriler sırasında 28 kadın ve çocuk tutuklanmıştır.

İktidarı zulümle özdeşleşmiş olan bu despot rejim, mesele tahtını kurumakla ilgili olduğunda kırmızı çizgilerinin olmadığını, hatta kadın ve çocuklar tutuklansa bile yolunun bu olduğunu dünyaya bir kez daha ifşa etmiştir. Zira kerim Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in onurlarının dünyanın bütün hazinlerinden daha değerli olduğu şeklinde nitelendirdiği ümmetin asil ve masum kızlarının tutuklanmalarına nasıl cüret edilebilinir ki? Yine erkeklerin Müslüman kadınları tutuklamalarına izin verilmesine nasıl cüret edilebilinir ki? Nitekim İslam'ın bekçisi olduğunu ve şeriatı tatbik ettiğini iddia eden rezil Suud Ailesi iktidarı, aslında hiç çekinmeden kadınları köleleştirmek ve onları siyaset, ekonomi ve toplumdaki meşru haklarından soyutlamak yoluyla İslam'ı mutlak şekilde küçümsediğini defalarca ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu en son uygulamalar, onların İslam'ın kadınlara bahşettiği yüksek konumu ve erkelerin de kadınlarla bu temel üzerine muamele etmeleri meselesini tamamen göz ardı ettiklerini bir kez daha kanıtlamıştır. Rejimin, kadınları tutukladığı bir sırada rejimi reforma ettiğinin bir göstergesi olarak sunmak için Ocak ayında Şura Meclisi'nde üye olmaları amacıyla kadınları seçmesi gerçekten bir saçmalıktır! Bundan dolayı bu rejim, bu şekildeki makyajlama operasyonuyla iğrenç yüzünü ve çirkinliğini asla gizleyemeyecektir.

Müslüman kadınlara yönelik bu tür aşağılık eylemler, Suudi Arabistan ve dünya kadınlarının bu baskıcı rejime ve iktidarına acilen son vermeye ve İslam'ı ve ehlini koruyacak olan Hilafet Devleti'nin olduğu adil bir devletteki gerçek İslam liderliğini arzulamaya dönük isteklerini geliştirmelidir. Zira kadın için onurlu bir hayatı garantilemek amacıyla İslam hükümlerine bağlı kalacak ve kadınların tüm haklarını koruyacak olan Hilafet'tir. Nitekim o, tek kaygısı yöneticilerin ve kralların koltuklarını veya otoritedeki siyasî partileri korumak olmayan bir sistemdir. Bilakis tek kaygısı adaleti ikame edecek ve tebanın fertlerinden her bir ferdin ihtiyaçlarını garantileyecek olan İslam'ı sahih bir şekilde tatbik etmek olan bir sistemdir. Yine o ümmete, her türlü baskı halinde veya uygulamadaki fesatta veya tebalığa, sorgulamaya, şeffaflığa ve kadın ve erkeklerden her ikisinin siyasî görüşlerinin alınması şeklinde yönetim için sabit ilkeleri olan şeriatın hakimiyetine karşı olan görevlerindeki herhangi bir ihmalkarlıkta yöneticileri muhasebe etmesini vacip kılan bir sistemdir.

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ "Her kim Allah'ın indirdikleri ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin tâ kendileridir." [el-Mâide 45]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Tulkerim ve Cenin'deki Sembol Gösterilerimiz, Filistin Otoritesinin Güvenlik Birimlerinin Şam Halkına Dönük Destek Film Sunumumuzu Engellemesini Protesto Etmek İçindir

Hizb-ut Tahrir / Filistin 09.02.2013 Cumartesi öğlen vakti Tulkerim ve Cenin'in her birinde Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyelerini ve üzerinde "Ağızları Tıkayan Politikaya Hayır", "Sizden Önceki Yöneticilerden İbret Alın Ey Zalimler!"ve "Şam Halkına Destek Veren Ağızlar mı Tıkanıyor?" yazılı afişler taşıyan onlarca hizbin şebâbının katıldığı iki sembol gösteri düzenledi. Bu gösteriler; güvenlik birimlerinin temsil ettiği otoritenin, kapalı salonlarda "Ümmet İslamî Hilafet'i İstiyor" başlığı altında mübarek Şam ayaklanması hakkındaki filmin sunulacağı -ki salonlar bu maksat için kiralanmıştır- sempozyumların düzenlenmesini engellemesinin ve boş gerekçeler altında salon sahiplerini tehdit etmesinin akabinde gerçekleşti.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, siyasî amellerimize yönelik bu engeli ve bu vesayeti reddederiz. Ayrıca otoritenin herhangi bir müdahalesi olmaksızın siyasî amel hakkımızı koruyan tüm prosedür ve meşru işleri yerine getirecek olmamızın yanı sıra aşağıdaki hususları da vurgularız:

1-Otoritenin sunumunu engellediği kültürel film, medyanın Şam ayaklanması hakkında gizlediği birçok hakikatleri açıklamaktadır. Mesela ayaklanmanın nasıl Allah için bir ayaklanma olduğu, ayaklanmanın Hilafet'i ve Allah'ın şeriatını talep ettiği, kiralık medya organlarının iddia ettiği gibi demokratik ve sivil devleti talep eden bir ayaklanma olmadığı, ayaklanmacılardan birçoğunun nasıl da Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesini taşıdıkları, onların Hilafet fikri etrafında toplandıkları, Hizb-ut Tahrir'i ve onun davetini destekledikleri şeklindeki hakikatleri açıklaması gibi. Dolayısıyla ayaklanan halk, kafirlerin ayaklamanın gidişatını çarpıtmak için getirdiği kimselerden oluşan Türkiye ve Avrupa'daki otellerin öncülerinden değillerdir.

2-Amellerimizin meşruiyetini, İslam'ı taşımamızı, ona daveti ve tagut ve mücrimlere karşı siyasî mücadelede bulunmamızı bizlere vacip kılan İslam'dan aldık. Yoksa kendisini ümmetin düşmanlarına ipotek eden ve ülkeyi ve insanları helak eden otoriteden almadık.

3-Kendisine dayananların övünüp durdukları otoritenin yasası bizlere, siyasî ve kültürel aktiviteler yapma hakkı vermektedir. Dolayısıyla kapalı salonlarda siyasî aktiveteler yapılırken, herhangi bir izne veya otoriteye bildirimde bulunmaya ihtiyaç duyulmaz. Zira bu, otoritenin yasasının kendisine vurgu yaptığı bir husustur. Nitekim temel yasanın "26." Maddesinde şöyle geçmektedir: İnsanların, polis bulunmaksızın ve ister sözlü isterse de yazılı olsun herhangi bir bildirime gerek duyulmaksızın özel toplantılar düzenleme hakları vardır... Dolayısıyla bu, İnsan Hakları Örgütleri'nin otoritenin ihlallerini gözlemlediği periyodik raporlarında vurguladıkları bir husustur.

4-Batı Şeria'da, Şam halkına destek vermek için onlarca amel düzenledik ve el-Halil, Kudüs, Ramallah, Kalkilya, Beyt Lahim ve benzerleri gibi birçok bölgelerdeki onlarca salonda bu filmin sunumu yapıldı. Dolayısıyla bu, Tulkerim ve Cenin şehirlerinden her birine dayananların ve bunların güvenlik birimlerinin yasayı sırtlarının arkasına attıklarını ve İslam'a ve ona davet edenlere dönük savaşlarında çok ileri gittiklerini göstermektedir.

5-Genel olarak otoritenin uygulamaları özel olarak da Cenin ve Tulkerim'deki emniyet birimlerinin uygulamaları bizleri, daveti taşımaya ve İslam için çalışmaya devam etmekten asla vazgeçiremeyecektir. Zira onlar, bu yaptıklarıyla bizimle insanlar arasına engel koyabileceklerini zannetmektedirler. Halbuki onlarınki sadece bir vehimden ibarettir. Bilakis sokaklar, meydanlar, mescitler ve samimi aile meclisleri, İslam'a davet etmek ve Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafet'i kurmak için bizim minberlerimiz olacaklardır.

Bizler, Allah'ın dinine yönelik eylemleri ve saldırılarının sonuçları hususunda otoriteyi uyarır, kendisini Filistin halkı ile onu muhlis davet taşıyıcılarının üzerinden elini çekmeye davet eder ve otoriteye deriz ki; güzel akıbet muttakilerindir ve saldırganlık da zalimleredir. O halde geçmişteki zorba ve küstak olanlardan ibret alın. Zira, Firavun ve Karun'da sizler için bir ibret vardır. İşte Mübarek ve Bin Ali'de de sizler için bir ibret vardır. Dahası İslam'ın fecri doğmak üzeredir ve Allah, Kendisine nusret verenlere kesinlikle nusret verecektir. Şüphesiz Allah, Kavî'dir ve Azîz'dir. Nitekim Subhânehu, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ  يَوْمَ لا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّار "Muhakkak ki Resullerimize ve iman edenlere hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret vereceğiz. O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lanet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır!" [Mümin 51 52]

Son olarak bugün yapılan bu sembol gösteriler, kamuoyunun dikkatlerini tüm Filistin halkını etkileyen bu meseleye çekmek için olup bu tür ameller devam edecek ve Allah'ın izniyle hakkımızı eksiksiz bir şekilde tam olarak alıncaya kadar da yükselip genişleyecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Gazze Otoritesinin, Hizb-ut Tahrir'e Siyasî Vesayetini Dayatmaya Dönük Tüm Girişimleri Allah'ın İzniyle Başarısız Olacaktır

Hizb-ut Tahrir, Refah'tan başlayıp Gazze kenti üzerinden Cebaliye'ye kadar Gazze Şeridi'nde birçok protesto gösterileri düzenledi. Bu ise Gazze otoritesinin, kent meydanlarda Suriye ayaklanmasını desteklemeye dönük "Şam Ayaklanması Hak İle Geldi" başlıklı belgesel film gösterimini engellemesine karşı olmuştur. Bunlara karşın bu gösterilerinin tamamı tamamlanmış ve gösterilerde, "Fikir ve Görüşlerimizi İfade Etme Hakkımızdan Asla Vazgeçmeyeceğiz", "Siyasî ve Fikrî Çalışma Hiçbir Otoritenin Vesayetini Kabul Etmez" ve "Neden Hizb-ut Tahrir Engelleniyor da Hamas'ın Gün Boyu Gösterimine İzin Veriliyor?" gibi protesto sloganları atılmıştır. Ayrıca bu gösteriler, kamuoyunun dikkatini çekmiş ve bir etkileşim olmuştur.

Hizb, otoritenin halka açık toplantılarla ilgili 1998 yılına ait (12) sayılı yasasına göre yetkili makamlara bir bildirim sunmuştur. Ancak Hamas otoritesi, vesayet, erteleme, geciktirme ve tehdit girişimine başvurmuştur...

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, çalışmamızın şeri bir farz olan İslamî siyasî bir çalışma olduğunu, hiçbir kimsenin bu çalışmayı kendi maslahatına ve arzusuna göre ipotek altına almasının caiz olmadığını ve yaşadığımız sürece asla buna izin vermeyeceğimizi vurguladığımız gibi bu girişimlerin, geçmişteki ve şu andaki zalim rejimlerin girişimleri gibi kesinlikle başarısızlığa mahkum olacağını vurgularız.

Gazze otoritesinin, her defasında yeterince güçlü olmayan ve Filistin halkının aldanmayacağı saçma argümanları gerekçe göstererek bütün siyasî çalışmanın kendi pozisyonlarıyla tutarlı olması için İslamî siyasî çalışmaya vesayet dayatma girişimlerini şiddetle reddederiz.

Gazze otoritesinin uygulamaları, iddia ettiği gibi yasayla hareket eden bir otoritenin uygulamaları değildir. Zira onun ilk ve son saplantısı, kendi güvenliği ve çıkarıdır. Otoritenin yasasına gelince; ondan kendisine uygun olanı almakta, bunun dışındakileri ise sırtının arkasına atmaktadır. Yoksa Gazze otoritesi, kent meydanlarında Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesinin yükseldiği Suriye ayaklanmasını destekleyen bir film olan belgesel film gösterimini engellemesini nasıl izah edecek ki? Ayrıca gerek şeriat gerekse kendi yasası, engellemeyi ya da sunum yerini açık mekanlardan kapalı mekanlara dönüştürmeye izin vermemektedir. Şayet hizib, sunumu kapalı salonlarda yapmak istemiş olsaydı, otoriteye bir bildirim sunma ihtiyacı hissetmezdi. Çünkü bildirim, kendi yasasına göre sadece açık kamusal alanlar içindir.

Her ne zaman yasalarını yüzlerine vursak, bunu bir kenara bırak diyorlar! Halbuki yeryüzündeki her bir otoritenin, bu yasa ne şekilde olursa olsun insanları bu yasayla yönetmesi kaçınılmazdır. Şayet Gazze otoritesi, şariatı bir kenara bırakıyor ve insanlardan da otoritenin yasasını bir kenara bırakmalarını istiyorsa, bunların her ikisi de kayıtsız şartsız İslamî siyasî çalışma hakkını garanti etmektedir. Yoksa insanlar, Gazze otoritesinin kalıcı olağanüstü hal yasası gibi yazılı olmayan yasalarıyla mı muhakeme olunacaklar?! Dolayısıyla sadece bu bile Gazze otoritesinin kapalı salonlarda her türlü kültürel ve siyasî çalışmalar için güvenlik izni alanlara yönelik dayatmasını açıklamaya yeterlidir.

O halde Gazze otoritesi, bu durumunu düzeltecek ve İslam ümmetinin hayatındaki çok önemli bir çalışma olan Hizb-ut Tahrir'in siyasî çalışmasını engellemekten geri vazgeçecek mi? Yoksa Gazze otoritesi, Hizb-ut Tahrir'in kamusal etkinliklerle ilgili idari uygulamalarına bundan daha fazla bağlı kalacağını mı düşünüyor?

قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلاَّ مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلاَّ سَبِيلَ الرَّشَاد "Firavun dedi ki; ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum." [Mümin 29]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER