Cumartesi, 08 Zilkâde 1447 | 2026/04/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Devletin Ekonomiye Müdahale Etmesi ve Vergiler Hakkındaki Sorunun Cevabı

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Devletin Ekonomiye Müdahale Etmesi ve Vergiler Hakkındaki Sorunun Cevabı

Anis Labidi’ye

Soru:

Esselamu Aleykum Celil Şeyhimiz, Allah sizi gözetsin ve korusun.

İslam Devleti Sultanının ekonomiye ne ölçüde müdahale ettiğini ve bir bütün olarak vergi koyma yetkisinin ne ölçüde olduğunu öğrenmek istiyorum. (Genel olarak vergilerin fıkhi düzenlemesi nasıl olacaktır?)

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekatuh.

Devletin ekonomiye müdahale etmesi ve vergiler hakkındaki sorunuza gelince: 

1- Devletin ekonomiye müdahale etmesine gelince; İslam’da ekonomik nizam, devletin görev ve hakları ile insanların görev ve haklarını, hem yöneticinin hem de tebanın yetkilerini düzenleyen şeri hükümlerle belirlemiştir. Çünkü ekonomik nizam, mülkiyet ve harcama araçları açısından mülkiyetleri büyük ölçüde etkilemektedir… Nitekim İslam, bu mülkiyetleri belirtmiş ve onları her türlü ihlalden korumuştur. Dolayısıyla ferdi mülkiyet, devlet mülkiyeti ve kamu mülkiyeti vardır ve bunlardan biri diğerini ihlal edemez… Nitekim devletin, bugünkü bilinen tarzıyla müdahalesi şöyledir; özel mülkiyete el koyup onu kamu veya devlet mülkiyeti yaptığı gibi içeride ve dışarıda petrol ve madenlerin imtiyazlarının özel sektöre verilmesi gibi kamu mülkiyetini özel mülkiyet de yapabilir… Tüm bunlar İslam’da caiz değildir, bilakis her birinin kendi mülkiyetinin sınırları vardır: Fertler, özel mülkiyetlerine sahiptir, devlet ganimet ve haraç gibi kendi mülkiyetine sahiptir… Ümmet de petrol, maden ve enerji kaynakları gibi kendi mülkiyetine sahiptir… Binaenaleyh bugünkü ekonomik sistemlerde bilinen müdahalelerin vakıası İslam Devleti’nde mevcut değildir.              

2- Vergilere gelince; İslam’da insanlardan alınan vergiler yoktur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların işlerini idare ediyordu ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlara vergi koyduğu sabit olmamış ve ondan kesinlikle böyle bir şey rivayet edilmemiştir. Hatta devletin sınırlarında bulunanların ülkeye giren mallardan vergi aldıklarını öğrendiğinde bundan nehyetmiştir. Nitekim Ukbe Bin Amir’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittiği rivayet edilmiştir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Gümrük vergisi (Meks) alan cennete giremez.” Ahmed tahriç etmiş ve Hâkim sahihtir demiştir. Meks sahibi, ticaret üzerinden vergiler alan kişidir… Bu ise Batı’nın ifade ettiği anlamda vergi almaktan nehyedildiğine delalet etmektedir. Zira Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Bekre yoluyla rivayet edilen müttefikun aleyh olan hadiste şöyle buyurmuştur: إِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَاSizin bu gününüz, bu ayınız ve bu şehriniz haram olduğu gibi kanınız, malınız ve ırzınız da aranızda haramdır…” Dolayısıyla bu, genel olup devlet de dahil herkesi kapsar. Bu yüzden vergi almak, bir Müslümanın malını kendi rızası olmadan almak olup bu da vergi almanın caiz olmadığına delalet etmektedir.           

Ancak şeriatın onay verdiği bir durum vardır ki bu durumda, artış yapılmaksızın yeteri kadar para almak caizdir ve sadece zenginlerin fazla paralarından alınır. Bu durum, şayet Beytu’l Mâl ve Müslümanlar için zorunlu olan bir harcama olursa ve Beytu’l Mâl’de bulunan (miktar) da yeterli değilse, bunun karşılanması için bu harcamanın miktarı zenginlerin fazla paralarından alınmasıdır. Ama şayet harcama, Müslümanlar için değil de sadece  Beytu’l Mâl için zorunluysa, Beytu’l Mâl’de olanlar yeterli olmasa bile Müslümanlardan bunun için para alınmaz, bilakis bu harcama Beytu’l Mâl’den yapılır.

Örneğin, fakirlerin gıda, barınma ve giyim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması. Bu, hem Beytu’l Mâl’den devletin üzerine hem de aynı şekilde Müslümanların üzerine vaciptir. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَأَيُّمَا أَهْلُ عَرْصَةٍ أَصْبَحَ فِيهِمْ امْرُؤٌ جَائِعٌ فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُمْ ذِمَّةُ اللَّهِ تَعَالَىHerhangi bir yerde, bir adam aç olarak sabahlarsa, o yerde yaşayan insanların hepsi Allah’ın zimmetinden uzaklaşır.” Ahmed, İbn-i Ömerden tahriç etmiştir. Dolayısıyla fakirlerin temel ihtiyaçlarının karşılanması için Beytu’l Mâl’de yeterli para yoksa, bu ihtiyaçların karşılanması için artış yapılmaksızın yeteri kadar Müslümanların zenginlerinden alınır…     

Örneğin cihad, hem Beytu’l Mâl’in hem de aynı şekilde Müslümanların üzerine farzdır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِMallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin.” [Tevbe-41] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur: وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْMalları ve canlarıyle Allah yolunda cihad edenler.” [Nisa-95] Dolayısıyla cihad ihtiyacının karşılanması da aynı şekilde ele alınır.     

Bu nedenle iki şartın gerçekleşmesini gerektiren bu durum dışında İslam’da vergi yoktur:

Birincisi: Açık şeri delillerle Beytu’l Mâl’in ve Müslümanların üzerine zorunlu olması durumu.

İkincisi: Bu ihtiyaçların karşılanması için Beytu’l Mâl’de yeterli miktarın olmaması durumu.

Sadece bu durumda, artış olmaksızın ihtiyacı karşılayacak kadar zenginlerin mallarının fazlasında alınır. Fazlası, yani zenginin emsaline göre yiyeceğinden, giyeceğinden, konutundan, hizmetçisinden, ailesinden, ihtiyaçlarını karşılamak için bindiği şeyden ve benzerlerinden fazlası olduğunu söylüyoruz. Çünkü Subhnanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَMallarından neyi vereceklerini soruyorlar. De ki; fazlasını.” [Bakara-219] Yani harcanmasında çaba olmayan şey demektir. Diğer bir ifadeyle marufa (çevrede bilinene) göre yeterli miktardan fazla olanı demektir. Zira Rasul Sallalhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أفضلُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنًىSadakanın en hayırlısı, zenginlik üzerinden olanıdır.” Hakim Bin Hizam ve Ebu Hureyra yoluyla Müttefikun Aleyh’tir. Zenginlik üzerinden olanın anlamı, yani marufa göre yeterli miktardan fazla olanı demektir.          

Sonuç olarak artış olmaksızın yeteri kadarın alındığı bu durumun dışında İslam’da vergi yoktur ve sadece zenginler üzerinden alınır. Bu ise İslam tarihinde nadiren meydana gelen bir durumdur. Çünkü İslam’ın beyan ettiği devletin daimi kaynakları bunun için yeterlidir. Ancak şayet böyle bir durum olursa, yukarıda yapılan açıklamaya göre böyle bir durumda vergi almak caiz olur.

Kardeşiniz                                                                                                                              H. 01 Şaban 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                                                         M. 10 Haziran 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3358/

Devamını oku...

Filistin: Hilafet'in yıkılış yıldönümü münasebetiyle Tulkerim'deki yürüyüşe binler katıldı

  • Kategori Foto
  •   |  

Cumartesi, 08 Haziran 2013'de Hizb-ut Tahrir / Filistin tarafından Hilafet'in yıkılış yıldönümü münasebetiyle ''Hilafet Aksa'yı özgürlüğüne kavuşturacak, Müslümanların imdadına yetişecek, İnsanlığı felaha kavuşturacak'' başlığı altında düzenlenen etkinlikler çerçevesinde gerçekleştirdiği yürüyüşe binlerce kişi katılmıştır. Yürüyüşe Osman bin Affan mescidinden başlanmış ve şehir merkezinde yer alan Cemal Abdunnasır bulvarında son bulmuştur.

Yürüyüş esnasında Hilafetin yeniden kurulması ve Suriye'deki ve Myanmar'daki Müslümanların yardımına koşulması gibi bir çok taleplerde bulunulmuştur.

Filistin Medya Bürosu üyelerinden Üstad ala ebu Salih bir konuşma yaparak, Filistin halkının kendileri ve bütün müslümanlar için yegane kurtarıcı olarak Hilafeti gördüklerini beyan etmiştir.

Hizb-ut Tahrir / Filistin Medya Bürosu

 

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

Filistin: Mübarek Mescid-i Aksa'da Hilafetin yıkılış yıldönümünü anma faaliyetleri

  • Kategori Foto
  •   |  

07 Haziran 2013 Cuma günü Yahudi varlığının almış olduğu sıkı güvenlik tedbirlerine rağmen Hizb-ut Tahrir gençleri, destekçileri ve namaz kılan vatandaşlar Hilafetin doksan ikinci yıkılış yıldönümü münasebetiyle yapılan anma programına iştirak etmişlerdir. Cuma namazına müteakiben iki saf halinde grup oluşturarak ellerinde Allah Rasulu (SAV)'in bayraklarını dalgalandırarak tekbir ve tehlillerle dışarı çıkmışlardır. Ayrıca Hilafetin yeniden kurulması ve İslami hayatın yeniden başlaması için sloganlar atmışlar, Şam ehline, Mescid-i Aksa'ya ve Obama'ya yönelik mektuplar okumuşlardır. Son olarak başta Şam ehli olmak üzere bütün Müslüman beldelerden zulmün kalkması ve Şeyh Ata EburRaşta'ya tevfik, temkin ve nasr dualarında bulunmuşlardır.

 

daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Şam Müslümanları: Mücrim Rejimle Diyalog Kurmak, Beşer İle Zümresi İçin Can Simidi Olup Sizin İçin Menfur Bir Yenilgi ve Şehitlerinizi İnkar Etmektir O Halde Aman Ha Aman Hem Ondan Hem de Ona Katılanlardan Sakının!

Rus bir kaynak, 27 Mayıs 2013 tarihinde, Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rus mevkidaşı Sergev Lavrov arasında Suriye krizi hakkında geçen bir anlayışa dayalı olarak, Güvenlik Bakanlıklarının, Silahlı Kuvvetlerinin, İstihbarat Servislerinin ve Merkez Bankası'nın "2. Cenevre'deki" tartışmanın dışında tutulması üzerinde anlaşıldığını açıkladı. Ve kaynak, şöyle bir eklemede bulundu: Kery ile lavrov arasındaki ittifak, her iki tarafında diğer bir tarafa itiraz etmesine izin vermektedir. Bu da Suriye hükümetinin heyetine, Muhalefetin heyetindeki herhangi bir üyenin katılımına itiraz etme hakkı verildiği anlamına gelmektedir. Kaynak şöyle devam etti: Kery-Lavrov ittifakı, sadece Ulusal Koalisyon Heyetini kapsamayan, bilakis aynı şekilde Suriye rejimi üzerinde hesaplananlar da dahil olmak üzere diğer Muhalif tarafların da dahil olacağı Muhalefet dairesini genişletmektedir.

İçinde bulunduğu komplonun iyice ifşa olmasından dolayı Amerika'yı destekleme ve karşı çıkma arasında gidip gelen küstah Rus'un bu tür konuşması hakkında uyarıda bulunmuş ve "2. Cenevre'nin", Allah'ın ve gururlu Şam ayaklanmasının düşmanlarının bir tuzağı ve ihaneti olduğunu açıklamıştık. Evet, Amerika'nın gözetimindeki bu konferansın, müttefiklerinin yanında bile denklemin dışında olan kasap Beşar'dan sonraki sürece önem verdiği gayet açıktır... Nitekim bu tür bir konuşma, kasap Beşar ve onunla birlikte güvenlik rejiminin cürümlerdeki iğrenç misyonunu, şu andaki tüm tespitlerini ifşa olmuş bazı mücrim yüzlerin ifşa olmamış diğer yüzlerle değiştirilmesinin ardından kendi bekaları için yapan Amerikalı hocaları için gerçekleştirdiğini daha da ifşa etmektedir. Hatta heterojen bir mozaik şeklinde bir hayal kırıklığı olan Ulusal Koalisyon'u onlar, kendi çıkarları için genişletmek istemektedirler. Çünkü onun genişlemesi, daha sonra alınacak kararlara etki edecektir. Ayrıca Ulusal Koalisyon'a, facir rejim yanlısı olan İç Muhalefeti de dahil etmek istemektedirler. Tüm bunlar ise Suriye'deki nüfuzlarının devam etmesini sağlamak amacıyla "2. Cenevre" kararlarının gerçekleşmesini garantilemek içindir.

Suriye ayaklanmasına karşı daha önce benzeri görülmemiş bir komploya liderlik eden Amerika, Suriye ve Çin'in tutumu ile İran ordusu ve yeryüzündeki gücünüzü kırmak için askerlerini istihdam eden Lübnan ve Irak'taki yanlılarını kendi maslahatı için istismar etmek amacıyla kuyrukları olan yöneticilere boyun büktürmektedir. Bu yüzden onlar, lavlarını el-Kusayr'a, sonra Şam kırsalına ve sonra da Kuzey'e boşaltmaktadırlar ki böylece sizleri, şartlarını kabul etmeye ve tagutlarına teslim olmaya mecbur bıraksınlar. Ancak Allahu Teâlâ onları gözetlemektedir. Zira onca kalabalıklarına ve dünya savaşlarındaki cürümlerin bile ötesine geçen cürümlerine rağmen, ayaklanmacıların gücünü kırmayı başaramamışlardır. Dolayısıyla savaşlar, onların devasa silahlarına ve ayaklanmacıların mütevazi gücüne rağmen saldırıp geri çekilme savaşlara olarak kalmaya devam etmiştir. Buna rağmen komplonun boyutu çok büyük olup bunun bilincinde olmak kaçınılmazdır.

Ey Şam-Suriye'deki Müslümanlar!

Artık tüm uluslararası anlaşmalara, ortaklıklara ve görüşmelere bir el çırpmamızın, Ulusal ve Askerî Konseylerden ve ayaklanmayla birlikte yürümek ve halkı için susanlara yetki vermeksizin onun zor dilini kullanmak yerine ayaklanmaya binmek isteyen laiklerin Koalisyonundan uzaklaşmamızın zamanı gelmiştir. Zira sadece Allah'a ve onun dostlarına boyun bükmek ve sadece O'na başvurmak kaçınılmazdır. Nitekim Allahu Teâlâ, doğru söylemiştir:

وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا "Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." [Talak 3]


Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yahudiler, Mescid-i Aksa'yı Sinagog'a Dönüştürmek İçin Adımlarını Hızlandırmaktadırlar O halde Mescid-i Aksa'yı Kurtarın ve Onu Yahudilerin Pisliklerinde Temizleyin Ey İslam Orduları!

İki gün üst üste kindar Yahudiler, "Yahudi Knesset" İçişleri Komitesi'nin, Kudüs'ün işgal edildiği ve Yahudi devletinin "ebedi başkentinin" birleştirilmesi günü vasfıyla kutladığı bir gün olan "Kudüs Günü" münasebetiyle sözde "Yahudilerin, Tapınak Dağı'ndaki dua yasasının" değiştirilmesi adı altında Mescid-i Aksa'yı Sinagog'a dönüştürmek amacıyla bir oturum düzenlediği bir sırada işgalci polisin ve askerlerinin korumasında mübarek Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledirler ve dîni törenlerini eda etmek için onu kirlettiler.

Yahudi varlığının son zamanlarda giderek artan bir hızla attığı bu adımlar, Filistin otoritesinin, Arap yöneticilerinin ve barış girişimini canlandırmakla meşgul olan Müslümanların sessizliğine ve komplosuna karşılık yıllardır Kudüs şehrinin Yahudileştirilmesini ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Mesrası'nın Sinagog'a dönüştürülmesini amaçlayan çalışmaların sürmesi ve devam etmesi silsilesi kapsamında gerçekleşmektedir!!

Filistin otoritesi, İslam ordularının mübarek el-Aksa'yı ve Filistin'î kurtarmaları için ağlayıp feryat etmek ve Arap ve Müslüman yöneticilerin de Nebilerinin Mesrası'na, Tahir Filistin topraklarına ve mazlum halklarına yardım etmek için ordularını harekete geçirmek yerine, evet bunun yerine onlar ağlayıp feryat etmekteler, dahası onlarla birlikte hıyanette ve tefritte aşırı giden bir değişiklik formülüyle barış girişimini yeniden başlatmak yoluyla Filistin ve halkı için komplo kurmaktadırlar. Nitekim Filistin otoritesi ve Ürdün rejimi, en son olarak kutsal mekanların denetim hakkının, rolü hareketsiz bir şekilde oturmak olan Ürdün kralına verilmesi üzerinde anlaşmıştır. Dahası otorite, -cılız olmasına rağmen- UNESCO'nun Mescid-i Aksa'yı sınıflandırdığı gibi Yahudilerin "arkeolojinin alameti ve insanlık mirasına" yönelik saldırıları hakkında UNESCO'ya sunduğu bildirileri geri çekmiştir.

Sürekli olarak kirletilen ve Yahudilerin yavaş yavaş Sinagog'a dönüştürdüğü Mescid-i Aksa'ya yardım etmek, hain barış sürecini başarmaya dönük atılan hızlı adımlarla veya Yahudi varlığının inşa etmiş olduğu mücrim uluslararası forumlara gitmekle veya kınamakla veya reddetmekle veya Ürdün Büyükelçisi'nin geri çekilmesine ve "İsrail" Büyükelçisi'nin sınır dışı edilmesine yönelik oylamanın yapılmasıyla yetinmekle olmaz. Bilakis Filistin ve halkına karşı görevini yerine getirmesi için İslam ordularını harekete geçirmekle olur. Dolayısıyla Şeyh Kardavî ile onun alimlerden oluşan heyetine yakışan, işgalcinin süngüsü altında Gazze'ye gelmek yerine İslam ordularının önüne geçerek onları Yahudilerle savaşmaya teşvik edip heyecanlandırmalarıdır. Ancak onlardan, Filistin'i kurtarmak için Ümmetin ordularını mobilize etmek ve gerek onlara gerekse arkalarındaki yöneticilere Filistin'i cihadla kurtarmanın üzerlerindeki şerî bir farz olduğu açıklamak şeklinde Allah'ın ve Resulünün razı olduğu bir kelime dahi işitmiyoruz.

Ey Müslümanlar!

Önümüzdeki tek yol, yöneticilerin aşağılıkları ve orduların yöneticilerin bağlarından kurtulma noktasında çekingen davranmaları altında el-Aksa'ya yardım etmek değildir. Bilakis hızla orduları Filistin'i kurtaracak, daha önce Abbasî Halifesi en-Nâsır döneminde ve kahraman komutan Salahaddin Eyyubî'nin emirliği altında İslam orduları tarafından temizlendiği gibi Mescid-i Aksa'yı Yahudilerin pisliğinden temizleyecek olan Hilafet Devleti'ni kurmaktır. Zira Allah, Yahudileri zelil kılmıştır. Dolayısıyla şayet Yahudiler, el-Aksa'nın ve tahir halkının arkasında tugayların ve taburların öfkesini harekete geçirecek, haykırışı zalimlerin tahtlarını sarsacak ve ona karşı korkudan dolayı ülke liderlerinin ve krallarının tüyleri ürperecek bir Halife'nin olduğunu bilmiş olsalardı mübarek el-Aksa'ya ve tahir halkına karşı cesur olamazlardır. O halde İslamî Hilafet'i kurmak için çalışmaya karşı sessiz kalıp çekingen davranmaktan sakının ey Müslümanlar! Zira Müslümanların ve Filistin'in tek kurtuluşu budur. Aha işte el-Aksa, size ağlayıp feryat etmektedir. Peki o halde icabet edecek misiniz?

وَقُلِ اعْمَلُواْ فَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ "De ki: (Yapacağınızı) yapın! Muhakkak ki yaptıklarınızı Allah da resulü de müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." [et-Tevbe 105]

Devamını oku...

Ey Bangladeş Müslümanları! Şayet Müslümanların Katillerinden Kurtulmak İstiyorsanız Yapmanız Gereken Tagut Şeyha Hasina'nın Enkazının Üzerine Hilafet Devleti'ni Kurmanızdır

  • Kategori Bangladeş
  •   |  

Zulüm ve hıyanet manzaralarından en son manzara, Emperyalist Haçlıların ajanı (Şeyha Hasina'nın) zulmüne ve vahşetine müdahale etmemesi olmuştur. Zira bir gece yarısı, 06 Mayıs 2013 tarihinde Şable/Dakka bölgesinde İslam'a ve Resulullah [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'e yönelik ihanetleri protesto etmek için bir araya gelen yüz binlerce Müslümanın üzerine vahşi bir şekilde saldırmıştır. Nitekim 10.000'den daha fazla polis, Acil Müdahale Taburu ve Sınır Muhafızları elemanlarından oluşan son model silahlarla donanmış ortak bir kuvvet, yaklaşık sabah saat 2:30'da -Hasina'nın emriyle- Haçlı Amerika'nın Irak ve Afganistan işgalindeki yöntemine benzer bir tarzda her yönden masum Müslümanların üzerine binlerce mermi sıkmıştır. Bu iğrenç cürümün sonucunda, binlerce Müslüman yaralanmış ve 2500-3000 kişi soğukkanlılıkla öldürülmüştür.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, -Allah'tan korkan- alimlere yönelik bu sert ve utanç verici saldırıyı şiddetle kınıyor ve Allah'tan, onların şehadetini kabul etmesini temenni ediyoruz.

Ey Şable/Dakka'da hazır olan Müslümanlar!

Şu andan itibaren sizin vacibiniz, hareketinizde Hilafet Devleti'ni kurmak için ciddi bir şekilde çalışmayı kabul etmektir. Zira bu, şerefini savunmak için kanlarınızı feda ettiğiniz sevgili Nebimiz [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in mücadele ettiği bir vaciptir. Nitekim Resulümüz, tüm hayatını İslamî Devleti kurmak için harcamış ve onu genişletmek için çalışmıştır. Zira İslam'a ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e yönelik tekrarlanan eziyete kalıcı olarak engel olacak olan sadece Hilafet Devleti olduğu gibi Hasina'dan şehitlerin saf kanlarının intikamını olacak olan da Hilafet Devleti'dir. Bu yüzden gecikmeden ve zaman geçmeden İslam'ı geri getirip Hasina'yı kaldırıp atmak için harekete geçin, Hilafet Devleti'ni kurmaya davet eden sloganları haykırın ve şu gibi sloganları atın: "Şehitlerin Kanlarının İntikamı Hilafet'le Alınacaktır", "Kurtuluşun Tek Yolu Hilafet'tir", "Hilafet, Resulullah'ın Sünnetidir" ve "Hilafet, Sahabenin İcmasıdır." Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ "İmam [Halife], ancak arkasında savaşılan ve onunla korunulan bir kalkandır." [Sahih-i Muslim]

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, protesto hareketinin liderlerinden olan muhlis alimlerin, 06 Mayıs katliamı hususunda -nebilerin varisleri olarak- büyük sorumlulukları olduğunu vurgularız. Zira - tüm korkuları ve engelleri aşarak- sokaklara inen Müslümanlar, sadece İslam'ı ve Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i sevdikleri için sokağa dökülmüşlerdir. Bu yüzden Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın dostları olun, Avami Birlik Partisi ve Bangladeş Halk Partisi gibi iktidar partilerinden herhangi birinin menfaati için bu saf kanların heder olmasına izin vermeyin ve onların iktidara sımsıkı sarılmalarına veya ikinci defa iktidara gelmelerine imkan vermeyin. Şu andan itibaren hareketinizi, Hilafet Devleti'ni kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışan harekete dönüştürmek yoluyla sadece şerî çözüm yönünde liderlik edin. Şayet bunu yapmazsanız, almış olduğunuz emanet hususunda ifrata kaçanlardan olacaksınız.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ "Ey iman edenler! Allah'a ve rasule hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz." [el-Enfâl 27]

Ey İnsanlar!

Bizler, sizlerin de Şable/Dakka'da bulunan kardeşleriniz gibi olduğunuzu biliyoruz. Zira aynı şekilde sizler de -ifade özgürlüğü ile övünüp duran- Hasina ile onun laik müttefiklerinin İslam'a ve Nebi Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefine yönelik saldırılarına öfke kusuyorsunuz. Yine bizler, Hasina'ya yönelik öfkenizin sadece bu saldırıyla sınırlı olmadığını da biliyoruz. Zira sizler, son dört yıl içerisinde Sınır Muhafızları katliamının acılarını taşıdığınız gibi yolsuzluk, yüksek enflasyon, Pazar payı, hükümetin sahtekarlığı ve "Rana Plaza" binasındaki moda fabrikasının çökmesinden dolayı sevdiklerinizin ölmesi nedeniyle hala damarlarınızdaki kanlar kaynamaktadır. O halde bu cürümlere daha ne zamana kadar sessiz kalacaksınız?! Haydi o zaman Hilafet'i talep etmek için sokaklara dökülün ve babalarınızı, evlatlarınızı, kardeşlerinizi ve ordu içerisinde muhlis subaylardan oluşan tüm akrabalarınızı Hasina'yı kaldırıp atmaya ve otoriteyi Hizb-ut Tahrir'e vermeye çağırınız.

Ey Ordu İçerisindeki Muhlis Subaylar!

Daha ne zamana kadar kışlalarınızda sessiz bir şekilde oturmaya devam edeceksiniz? Oysa insanlar, İslam için saf kanlarını feda etmekteler ve Hasina'yı reddedip kerih görmektedirler. O halde kışlalarınızda silahlarınızı temizlemek yerine insanlara yardım etmek için harekete geçin ve Hasina'yı zorla kaldırıp atın. Zira demir ancak demirle zayıf düşer. Dolayısıyla sizin göreviniz, insanların ve sizin içinizdeki muhlis subayların katilleri olan Amerika ile Hindistan'ın ajanı tagut Hasina'nın tahtını korumaktan başka bir anlamı olmayan demokrasiyi korumak değildir. Bilakis sizin göreviniz, İslam'ı ve Müslümanları onların zulmünden korumaktır. O halde Hasina'yı ortadan kaldırmak ve iktidarı Hizb-ut Tahrir'e vermek yoluyla insanları Avami Birlik ve Bangladeş Halk Partisi'nin başarısız politikasının pençesinden kurtarın. Böylece Müslümanların Halifesi olarak, ülke insanlarını birleştirecek olmasının yanı sıra İslamî Ümmeti de birleştirecek, Nebi Muhammed [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şerefini koruyacak, ordu subaylarının katillerini cezalandıracak ve orduyu Amerika ile Hindistan'ın hegemonyasından kurtaracak olan Hizb-ut Tahrir'in Emiri Şeyh Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'ya biat edileceği Hilafet Devleti'ni kurma imkanı bulabilelim.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerikan Savaşına Katılmaktan Geri Durun ve Hilafet Devleti'ni Kurun Keyâni-Zerdâri Rejimi, Amerika İçin Haram Bir Kanı Akıtmaktadır

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Pakistan'daki ajan yöneticilerin 11 Mayıs'taki seçim tarihinin yaklaşmasıyla birlikte tetiklenip patlak veren sistematik ölüm operasyonları ile geniş ölçekli bombalama noktasındaki rolünü kınar. Şayet bu hain yöneticilerde zerre kadar dürüstlük ve cesaret olmuş olsaydı, kanların akıtılmasını kararlı ve kalıcı bir şekilde saatinde durdurmak için efendilerine meydan okurlardı. Zira bizim silahlı kuvvetlerimiz, tüm Konsoloslukları, Büyükelçilikleri ve Amerikan üslerini kapatmaya muktedirdir. Dahası onun içerisinde, Amerikan ve askerî istihbaratlar ile bombalamaları ve suikastları denetleyen özel askerî güçleri sadece birkaç saat içerisinde sınır dışı edebilecek cesur subaylar bulunmaktadır. İşte o zaman yabancı düşman güçlerden herhangi bir yetkiliyle olan tüm ilişikler kesilecek ve sömürgeciliğin "böl-yönet" politikası son bulacaktır.

Cesur evlatlarımızdan oluşan Müslüman Silahlı Kuvvetlerimiz, Amerika'ya darbe indirmek ve onu topraklarımızdan çıkarmak için tamamen hazır bir durumdadır. Ancak hayır! Hainler, sorunları çözmek yerine Amerika'nın artan taleplerini uygulamak için korkunç bir şekilde dökülen kanları istismar etmek yoluyla yangına körükle gitmek dışında her şeyi reddetmektedirler. Nitekim Amerika'nın uzun vadeli talebi, savaşının Karaçi de dahil Pakistan'ın ana şehirlerinde genişlemesidir. Bunun yanı sıra Amerika, ülkemizin yanı sıra Belucistan ve Kabileler Bölgesi'nde yeni bir cephe açmak yoluyla Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ni parçalamaya çalışmaktadır. Bu yüzden hain yöneticiler, güvenliğin sağlanması ve Müslümanların daha fazla kanları aksın ve düşmanlarımız tarafından daha fazla ihanete uğrasınlar diye kapıların ardına kadar açılması için 70.000'den fazla askerin konuşlandırılmasına çağırmaktadırlar!

Ey Silahlı Kuvvetler İçerisindeki Müslümanlar!

Bu tagut yöneticilerden, bu katliama yönelik tek bir kınama kelimesi dahi işitmediğiniz halde daha kaç Müslümanın gözlerinizin önünde Amerikan savaşının kurbanı olması gerekiyor?! Oysa sizin yapmanız gereken, bu yöneticileri kökünden söküp atmaktır. Zira sizler bunu, Hizb-ut Tahrir'in liderliğinde birkaç saat içerisinde yapmaya muktedirsiniz. O halde Hilafet Devleti'ni kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak ve ardından da arkasında savaşılıp kendisiyle korunulacak ve zilleti ve aşağılanmayı izzete ve nusrete  dönüştürecek Müslümanların Halifesi olması için bir siyasî düşünür ve fakih olan Hizb-ut Tahrir'in Emiri Şeyh Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'ya biat etmek amacıyla Hizb-ut Tahrir'e nusret verin!

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأََشْهَادُ "Şüphesiz resullerimize ve iman edenlere, hem bu dünya hayatında, hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret veririz." [Mumin/Ğâfir 51]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mısır Rejimi, Tagut Beşar'ın En Güçlü Destekçilerinden Olan İran'ı, "Suriye Krizine" Dönük  Çözümün Bir Parçası Olarak Görmektedir

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Ömer Amir, 30.04.2013 Salı günü, Mısır'ın Suriye ayaklanması hakkındaki tutumunun açık olduğunu ve Mekke zirvesinde dörtlü girişim önerisiyle başlayan belirtilerinin malum olduğunu vurgulayarak Devlet Başkanı'nın Moskova ziyaretinin, esas olarak Mısır'ın Suriye halkının krizini çözmeye ve kan akmasını durdurmaya dönük girişimini uygulamayı hedeflediğini eklediği gibi Mısır ile Rusya Devlet Başkanlarının görüşmelerinin dörtlü girişim üzerinde yoğunlaştığına dikkat çekmesinin yanı sıra İran'ın, dörtlü girişimin bir parçası olduğunu da ekledi.

İran Fars Haber Ajansı, 30.04.2013 tarihinde İran'ın Kahire'deki Çıkarlarını Koruma Bürosu Başkanı Mücteba Emani'den, "Mısırlı yetkililerin, Tahran'a en son yaptıkları ziyaretleri sırasında, İran'ın, Mısır'ın, Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler Temsilcisi'nin, İslam İşbirliği Temsilcisi'nin, Arap Birliği Temsilcisi'nin, Suriye Hükümeti Temsilcisi'nin ve Suriye Muhalefeti Temsilcisi'nin olduğu 8 tarafın dahil edilmesine dönük diyalog dairesinin genişletilmesi temelinde bir proje sunduklarını" aktardı. Ve şöyle dedi: "Suriye krizini çözmeye dönük işbirliği, İran'ı ziyaret eden ve en sonuncusu da Mısır Cumhurbaşkanı'nın Dış İlişkiler ve Uluslararası İşbirliği'nden Sorumlu Yardımcı Assam e-Haddad'ın katıldığı heyet olan heyetlerin ilgi odağı olmuştur."

Bizler deriz ki; hükümetin üzerine düşen, Şam'daki savaşın hak ile batıl ve Suriye'de kendilerini savunan mazlumlar ile sırf Rabbimiz Allah'tır dedikleri için insanlara zulmeden Şam tagutu ve onunla birlikte olan tüm Amerikan kuyruklarının arasındaki bir savaş olduğunu fark etmesidir! Zira bu savaş, Amerika ile ajanlarının hegemonyasını ortadan kaldırma ve gururlu Şam'da Allah'ın kelimesini yüceltme savaşıdır. Dolayısıyla her kim çatışmayı bu çerçevesinden çıkarmak için Şam tagutuna elini uzatırsa, bu mübarek ayaklanmanın düşmanlarının safında, dolayısıyla başta İran, Türkiye ve Körfez ülkelerindeki ajanları ve araçlarının perdesi arkasından Beşar'ı destekleyen Amerika olmak üzere Ümmetin düşmanlarının safında yer almış olur. Zira onlardan her birinin, "Halk, İslamî Hilafet'i İstiyor", "Aşağılanma Değil. Ölüm" ve "Ey Allah'ım, Senden Başka Kimsemiz Yok" sloganlarının yükseldiği bu ayaklanmaya darbe indirmek için Şeytanî bir rolü vardır.

Ey Suriye ayaklanmasını desteklediklerini iddia edenler! Suriye ayaklanmasına destek vermek, ellerinizi İran gibi bu ayaklanmanın en büyük düşmanlarının elleri üzerine koymakla mı oluyor?! Ayaklanmaya destek vermek, İslam'ın ve Müslümanların düşmanı olmasının yanı sıra Şam Neronu'nun en büyük destekçisi olan Rusya'yı ziyaret etmekle mi oluyor?! Sonra büyük bir küstahlık ve saygısızlıkla, Rusya'nın Suriye ayaklanması noktasındaki tutumunun, "Mısır'ın tutumuyla örtüştüğünü" açıklamakla mı oluyor?! Oysa Rusya, Beşar rejiminin en büyük destekçisi olup bu açıklamayla Mısır'ın da bu şekilde olduğu vurgulanmıştır!! Yine Suriye ayaklanmasına destek vermek, Mısır Büyükelçisi'ni Şam'a geri göndermekle mi oluyor?! Yada silah ve patlayıcı yüklü İran ölüm gemilerinin, kasap Beşar'ın Müslümanları katletsin diye kullanması için Süveyş Kanalı'ndan geçmesine izin vermekle mi oluyor?! Size ne oluyor! Nasıl hüküm veriyorsunuz böyle!

Yeni Mısır rejimi, gün be gün insanlara, Ümmetin düşmanlarını temsil ettiğini ve İslam'ı yönetimden uzaklaştıran, bölgede Amerika'nın planlarını uygulayan ve İslam'a ve Müslümanlara karşı savaş bayrağını kaldıran devrik liderden çokta farklı olmadığını ifşa etmiştir. Ey yeni yöneticiler!  İnsanlar sizleri, Ümmetin düşmanlarının elinde planlarını uyguladığınız uysal bir araç olasınız diye mi seçtiler?! Yoksa sizleri, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve hicret için bir yol bulamayan erkeklere, kadınlara ve çocuklara yardım edecek bir şeriat olan Allah'ın şeriatını uygulayasınız diye mi seçtiler?!

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرً "Size ne oluyor ki Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder ve bize katından bir yardımcı yolla diyen mustazaf erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz!" [Nisâ 75]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER