Cumartesi, 26 Şaban 1447 | 2026/02/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Doğrudan Yönetim, Belucistan ve Kuta Sorunu İçin Bir Çözüm Değildir Tüm Tebaanın Kamil Bir Şekilde Güvenliğini Sağlamaya Muktedir Olan Sadece Hilafet'tir

Zerdâri ile Keyâni rejiminin, onlarca kişinin öldüğü Kuta patlamalarına karşı gösterdikleri soğukluk ve kayıtsızlık, siyasî ve askerî liderliklerdeki hainlerin insanların canlarının güvenliği bağlamında hiçbir endişelerinin olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Zira sadece geçen yıl, Karaçi ve Kuta'da binlerce insan ölmüştür. Ancak yöneticiler, insanların sevdiklerini kabirlere defnetmek zorunda kaldıkları bir sırada insanlar arasında böl-yönet politikasını güçlendirmek için çalışmışlardır. Ayrıca hükümet, Kuta bölgesindeki ölümlerin yayılması nedeniyle ülkenin dört bir tarafındaki insanlar arasında içerlemenin yayılmasının ardından Belucistan bölgesindeki bölgesel yerel hükümeti görevden almaya ve doğrudan yönetimin Belucistan'daki vatandaşların kalıcı güvenliğini ve barışını sağlamasının kesinlikle imkansız olmasına rağmen doğrudan yönetime başvurmuştur.

Zerdâri, Amerika'nın desteklediği NRO Uzlaşı Anlaşması'nın ve Amerikan Dışişleri Bakanı Yardımcısı John Negroponte ile yapılan görüşmeden ve Amerika'nın Müşerref'i uzaklaştırmasından sonra Keyâni'nin Genelkurmay Başkanı olarak atanmasının ardından otoriteye geldiğinde bunlardan her ikisi de ülkenin dört bir tarafında serbestçe dolaşmaları için Amerikan dış ajanslarına ve diğerlerine fırsatlar sunmak için çalışmışlardır. Zira Pakistan halkını öldürsün diye Raymond Davis gurubu için güvenli sığınaklar oluşturmuşlardır. Bunun içindir ki herhangi bir idarî tedbirin, Kuta, Belucistan ve Pakistan'daki durumu değiştirmesi imkansızdır. Çünkü bu durumun ana nedeni, siyasî ve askerî liderliklerdeki hainler ile İslam düşmanı demokratik yönetim sistemidir.

Geçenlerde Pakistan Savunma Bakanı yaptığı açıklamada, Amerika ile İngiltere ajanslarının ülkede çalıştıklarını vurgulamıştır. Bu da yöneticilerin, ülkenin güvenliği için endişelenmediklerine delalet etmektedir. Ayrıca Sindh bölgesindeki Emniyet Genel Müfettiş Yardımcısının Yüksek Mahkeme'de yaptığı benzer bir açıklamada, Karaçi'deki suç faaliyetlerine bakanların polis memurları olduğunu vurgulaması, ulusal maslahat adına otoriteye gelen tagutlar ile halk adına otoriteye gelen demokrat yöneticilerin Pakistan tarihinin üzerinden altmış beş yıl geçmesine rağmen ülkenin çıkarlarına yada insanların güvenliğine hiçbir önem vermediklerini bir kez daha teyit etmiştir. Buda gerek demokrat gerekse diktatör olsun yasama gücünü, ülkeye sızan ve halkın servetlerini yağmalayan Amerika ile İngiltere gibi düşmanlara izin vermek, dolayısıyla da Pakistan'ın zayıflamasına ve onun Amerika'ya köle olarak kalmasına izin vermek için kullandıklarına dair yeterli bir kanıttır. Nitekim Pakistan'ın tarihi, demokrasi ve diktatörlüğün her ikisinin de Amerika'nın çıkarlarına hizmet ettiklerini kanıtlamaktadır. Dolayısıyla her ikisinin yöneticileri ve siyasî müttefikleri, Amerika'nın çıkarlarını Pakistan halkının maslahatlarına tercih etmişlerdir. Zira Pakistan'ın tarihi, demokrasi ile diktatörlüğün insanları aşağıladıklarını, ülkeyi ekonomik yoksulluğun ve siyasî aşağılanmışlığın içerisinde boğduklarını kanıtlamaktadır. Dolayısıyla bu, demokrasi ile diktatörlüğün yasama gücünü yöneticilere vermelerinden dolayı meydana gelmektedir. Hakeza hain yöneticiler otoriteyi, Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmek için kullanmaktadırlar. Amerika'nın demokrat ve diktatör yöneticileri destekleyip selamlamasının nedeni işte budur.

Bu aşağılık durumun tek çözümü Pakistan'da Hilafet'in kurulmasıdır. Zira Hilafet, Kur'an ve sünnete dayalı bir yönetim sistemidir. Dolayısıyla o, Halife'nin Kur'an ve sünneti tatbik etmesini gerektiren bir sistem olup Hilafet Devleti'nde Kur'an ve sünnetin tatbik edilmesiyle rengine veya sınıfına veya dinine veya ırkına veya taifesine bakmaksızın tüm tebaanın güvenliği ve refahı garantilenecektir.

Hizb-ut Tahrir Pakistan halkını, siyasî ve askerî liderliklerdeki hain yöneticilerin yalan vaatlerine ve beşer rejimlerinin idaresine sırtlarını dönmeye davet etmektedir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir insanları, Hiafet'i kurmak için mücadele etmeye davet ettiği gibi Hizb-ut Tahrir Silahlı Kuvvetler içerisindeki muhlis subaylara da şunu sorar: Kardeşlerinizin ve bacılarınızın doğrandıklarını gördüğünüz halde daha ne zamana kadar sessiz bir şekilde beklemeye devam edeceksiniz? Halbuki sizin göreviniz, siyasî ve askerî liderliklerdeki hainleri ortadan kaldırmak ve Hilafet'i kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermektir.


Şeyh Şehzad
حزب التحرير   
Hizb-ut Tahrir   
Resmi Sözcü Yardımcısı
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Ey Irak Halkı: Aman Federalizmden Sakının... Zira Onda Sizlerin Ölümü ve Başarısızlığı ve Düşmanlarınızın da Başarısı Vardır

Kitlesel gösterilerin hızla artması ve el-Anbar, Ninova, Salahaddin ve diğer şehirlerin yanı sıra başkent Bağdat gibi Irak'ın birçok şehirlerini kapsayacak şekilde genişlemesiyle birlikte bu gösterilere katılanlar yaklaşık bir aydan bu yana hükümetin, tutukluların serbest bırakılması, sorumluluk ve adalet kanunu ile terörizm yasasının (4.) maddesinin kaldırılması, işsizliğin ortadan kaldırılması ve hizmetlerin verilmesiyle ilgili taleplerine cevap vermesinin gerekliliği üzerinde ısrarcı olmaktadırlar... Nitekim bunların tamamı, hükümetin yapabileceği ve istemesi halinde bunları yada bir kısmını uygulayabileceği taleplerdir. İşte o zaman fitne ateşi sönecek ve Irak ile halkının şerrini istediği için bekleyip duran herkesin yolu kesilecektir. Dolayısıyla iddia edildiği gibi ertelemek ve geciktirmek için hiçbir gerekçe yoktur! Yapılmasından dolayı insanların zarar gördüğü gösteri, grev ve sivil itaatsizliğe gelince; bu, kokuşmuş kapitalist sistemin üzerlerine tatbik edilmesi yüzünden içerisine düştükleri zulmün ve zalimliğin sonucundan öte bir şey değildir. Bu da onun fasit olduğuna dair kesin bir kanıttır. Ayrıca şayet halklara yoksulluk getirmemiş olsa bile krizler ve savaşlar şaşılacak bir şey değildir. Zira o, işlerin gerçeklerini anlamaktan aciz olan beşerin koymuş olduğu bir sistemdir. Şöyle buyuran Allah, doğru söyledi:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü de kör olarak haşrederiz." [Tâ-hâ 124]


Ey Irak'taki Müslümanlar!

İşgalci kafir Amerika'nın diktiği hükümet, insanların işlerini asla Allah'ın razı olduğu şekilde gözetmeyecektir. Dolayısıyla onların elleri, izzete, onura, güvenli ve mutmain bir hayata uzanmayacak, bilakis krizleri oluşturacak ve zulümleri artıracak olan her şeyi yapacaklardır. Zira görmüyor musunuz taleplerinize nasıl da alay ederek, sahte suçlamalarla ve askerî kuvvetle bastırmakla tehdit etmekle karşılık vermiştir. Dolayısıyla onun lisan-ı hali şöyle demektedir: Sadece benim gördüğüm gibi göreceksiniz. Bu yüzden hatalı bir yaklaşım üzerinde ısrarcı olmakta ve aklın sesini işitmeye itiraz etmektedir. Böylece insanlar, bölünmenin ve çatışmanın tüm nedenlerine katkıda bulunan ümmetin düşmanlarının hazırladığı bir anayasa altında sıkıntılı ve meşakkat içerisinde kalmaya devam etsinler. Bu ise sadece bir taraftan (kendi çıkarlarını) korumak için kafirler yoluyla giren cepler olsun diğer taraftan Irak'ın Müslüman ülkelerle birleşmesi engellensin bir üçüncü taraftan da Filistin işgalcisi metaformoz Yahudi varlığı güvenli olarak kalmaya devam etsin diye savaşlarla ve aralarındaki çatışmalarla meşgul olan kavmiyetçi ve taifeci parçalara ayrılarak ülkenin lime lime olması için konulan federalizmin kanunlarından başkası değildir.


Ey Müslümanlar!

Bizler, sizleri federalizmin tuzağına düşürmeye çalışanların ve şehirlerinizi tek bir bölge yada parçalanmış bölgeler olarak ilan edenlerin arkasındaki dürtüye karşı şiddetle uyarırız. Çünkü bu yapılanlar sizleri öldürmek içimdir. Zira düşmanlarınız ve kuyruklarının genelinin, kendileri için kolay olan habis Şeytanî araçları kullanmak yoluyla sizlere acılarını yutmak zorunda bırakmak ve ülkenin kıytırık devletçiklere bölünmesi amacıyla bir başlangıç olması için çalıştıkları şey işte budur. O halde aman ha bundan sakının! Dolayısıyla sizlerin içerisine düştüğünüz durum şöyledir: "Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak." O halde buna alternatif olarak büyük-küçük tüm işlerinizde Rabbiniz [Subhânehu ve Te'âla]'nın şeriatıyla hükmetmek için çalışınız, karınlarını şişiren ve ceplerini dolduranların yanlarında yer almayınız ve tek talebiniz de şu olsun: "Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet'in olduğu İslamî Yönetim Sistemi'ni kurmak ve bunun dışındakileri terk etmek."  Vallahi izzetiniz ve kalkınmanız sadece bunda olup bunun dışında asla lider olamayacaksınız. Zira gerek kör olan demokrasi gerekse ahmak olan laiklik, kendileri gibi zulüm ve sıkıntı içerisinde olalım diye kafirlerin bizleri içerisine attıkları pisliklerinden ve kirlerinden öte bir şey değillerdir. Aynen Celle ve Celaluhu'nun, bizlere haber verdiği gibi:

وَدُّواْ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَاء فَلاَ تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ أَوْلِيَاء "Sizin de kendileri gibi inkar edivermenizi isterler ki onlarla eşit olasınız. O halde onları dost edinmeyin." [Nisa 89]

O halde Rabbiniz Azze ve Celle'yi, Resulünü ve müminleri dost edininiz ki Allahuteala'nın buyurduğu gibi kurtuluşa erenlerden olasınız:

وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ "Kim Allah'ı, resulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah'ın tarafını tutanlardır." [el-Mâide 56]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Obama ve Karzai, İslam Ümmetine Yönelik Savaşı Uzatmaya Kararlıdırlar

İslam'a karşı devam eden haçlı kampanyasında, savaşın komutanı "Obama" ile onun ve NATO tarafından başa getirilen ajan Karzai'den her biri, baharın başlamasıyla birlikte Afgan güvenlik sorumluluklarının Afgan güçlerine devredileceği kararı almışlardır. Nitekim Obama, net bir açıklamada bulunarak şöyle demiştir: "Açık bir şekilde şu ifadeleri söyleyebilirim ki; baharın başlamasıyla ordumuz, çeşitli roller oynayacak olup Afgan güçlerini eğitecek, onlara yardım edecek ve onlara kılavuzluk edecektir." Onun bu konuşması, 2014 yılının ardından Amerikan güçlerinin şu iki çalışmasının olacağına delalet etmektedir ki bunlar şunlardır: Birincisi: Afgan güçlerinin eğitilmesi ve ülkenin güvenliğini kontrol etmek için onlara yardım edilip harekete geçirilmesi. İkincisi: El-Kaide üyeleri ile Amerikan halkı için tehlike oluşturan tabiilerinden geriye kalanlarının takip edilmesi.

Hizb-ut Tahrir / Afganistan Vilayeti, bunun aynen Irak'ta olduğu gibi insanları aldatmaya dönük şekli bir taktik değişikliği olduğuna itibar etmektedir. Zira bu işgalciler, bu zamana kadar günlük olarak yüzlerce masum sivilleri öldürmeye devam etmekte olup şimdi de aynı işi yapmak için Afgan güçlerini kullanmak istemektedirler. Böylece onlar, kendi çıkarlarını koruyacakları gibi Müslümanları da birbirlerini öldürmeye sevk edeceklerdir. Dolayısıyla onlar, Irak ve Pakistan'daki aynı taktiği kullanmaktadırlar.

Nitekim Obama şöyle demiştir: "... Böylece bizler, el-Kaide ile Amerika için tehlike oluşturan ortaklarını  takip edebiliriz." Bu ise sömürgeci hedeflerini gerçekleştirmek ve İslam ümmeti ile bölgesel düşmanlarına yönelik savaşlarını uzatmak için askerî üs olarak Afganistan'ı kullanmak istedikleri anlamına gelmektedir.

Ancak Afgan halkı, Amerikan güçlerinin varlıklarına bizzat tanık oldukları gibi insan haklarına saygı, ekonomik yardımlar ve diğer demokratik küfür değerleri olarak adlandırdıkları şeylerin gerçeğini de görmektedirler. Zira dinimize saldırmaktalar, masum çocukları, yaşlıları ve kadınları katletmekteler, evlerimize baskınlar düzenlemekteler, ırkçı, dilsel ve taifeci bölünmeler oluşturmaktalar, ülkemize yoksulluğu, AIDS'i ve şerlerin tüm sınıflarını getirmekteler, stratejik ve güvenlik anlaşmalarına bir zemin hazırlamak amacıyla terörist ve vahşî eylemlerde bulunmak için Afganistan'daki Mikel Semple ve Pakistan'daki Raymond Davis ağı gibi istihbarat ağlarını kullanmaktadırlar.

Resul Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in hadisine göre, bir mümin bir delikten iki defa sokulmaz. Nitekim sömürgeci politikalar, İslamî ümmetin Hilafet Devleti için çalışmak amacıyla bir araya gelmesine yol açmıştır. Ancak çok yakında Hilafet'in kurulmasının ardından onların şerleri ve iğrenç planları yok olacak ve örümcek ağı gibi parçalanacaklardır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İslam İle Müslümanların "Hoşgörüsü" ve "Bir Ötekini Kabul Etmeleri"  Yeniden Mercek Altında

Avustralya Gazetesi [THE AUSTRALIAN], "Şeyhin, "İlk Günden İtibaren" Fosilleşmiş Şeriatı Tatbik Etmeye Dönük Vizyonu" başlıklı Paul Mali'ye ait bir makale yayınlamıştır. Nitekim makalede, yazarın fabrikasyon yalanları temelinde Hizb-ut Tahrir kınanmakta, İsmail Vahvah'ın yaklaşık iki hafta önce Melbourne'de sunduğu genel derse dikkat çekilerek makale sahibi "Şeyh İsmail Vahvah'ın, Avustralya'da kurulması ümit edilen bir yönetim sistemi için gelecek için endişe verici bir vizyon sunduğunu ve Hizb-ut Tahrir'in de İslamî Hilafet'i yada "İslam Şeriatı" ile hükmedecek Hilafet'i kurmayı amaçlayan bu hedefini gerçekleştirmek için çalıştığını" iddia etmektedir. Bunun ardından yazar, "Avustralya'daki İslamî Sistemin" nasıl olacağının profillerini vasıflandırmakta ve Hizb-ut Tahrir'in, bu "radikal" bakış açılarından dolayı neden Avustralya'da yasaklanmadığını sorgulamaktadır.

İşte bu, temel medya sorumluluğunu yerine getirmeyerek yazarın kışkırtılmasına özenle hırs gösterdiği korku duyguları yoluyla İslam'a ve Müslümanlara karşı sosyal gerginlik oluşturan bir "gazeteye" dair tipik bir örnektir. Zira İsmail Vahvah, kesinlikle dersinde "Avustralya'da" ibaresini zikretmemiştir. Nitekim bu, İslam dünyasında Hilafet'in kurulmasının talep edildiği dersi takip eden herkes için açık bir hakikattir. Zaten dersin tüm kayıtları yakın bir zaman diliminde sitemize yüklenecektir. Zira "Avustralya'da Hilafet" noktasına hiçbir paragrafta yer verilmemiştir.

Uzak yakın herkes bilmektedir ki Hizb-ut Tahrir, İslam dünyasında Hilafet Devleti'ni kurmak çalışmakta olup Avustralya'daki siyasî sahneyi değiştirmek için çalışmamaktadır. Sayın Mali, Hizb-ut Tahrir'in bu mesele hakkındaki tutumunu çok iyi bilmektedir. Zira geçmişte birçok münasebetle Medya Temsilciliğimize konuşmuştur. Ancak bu durumda kendisi, belki de kasten hakikate ulaşmayı engellemek ve hakikati çarpıtarak okuyucu için heyecan verici bir hikaye oluşturmak için makaleyi yazmadan önce bize ulaşma zahmetinde bulunmamıştır. Bu sırada SBS Gazetecileri gibi diğerleri, olayın gerçek olup olmadığından emin olmak için Hizb-ut Tahrir / Medya Bürosu ile bağlantı kurmak yoluyla meslekî ahlaka uygun davranmışlardır.

Belki de Avustralya Gazetesi [THE AUSTRALIAN]'indaki editörler, Paul Mali'nin istenilen ve bu makale nedeniyle Medya Büromuzda bilfiil varit olan iğrenç ve nefret dolu mesajlarda ortaya çıkan hedeflerini elde ettiği çalışmasını öğrenmelerinden dolayı şuan çok mutludurlar. Nitekim diğer medya organlarından birçoğu ve aynı şekilde birçok politikacılar makaleyi, saldırının başlamasına ve İslam'a ve Müslümanlara karşı nefret duygularını devem ettirme noktasındaki bu role katkıda bulunulmasına bir gerekçe olarak almışlardır.

Nitekim aynı şekilde son girişimlerden dolayı derhal ortaya çıkan Daily Telegraph Gazetesi de bu sabah aynı hikayeyi yinelemek ve "Şeyh İslam Vahvah" Avustralya'da şeriatın tatbik edilmesinden bahsetmektedir şeklindeki yalanı tekrarlayarak ve diğer taraftan da bu iddiaları araştırmak için Hizb-ut Tahrir ile bağlantı kurma zahmetinde bile bulunmayarak hiçbir değişiklik olmaksızın sadece İslamlarını uygulamak isteyen Müslümanlar hakkında saptırıcı şüpheler oluşturmaya hız vermiştir.

Sorumluluk ve meslekî ahlaktan uzak aynı duygulara sahip olan politikacılar açısından olana gelince; nitekim Queensland Valisi Steve Cebu, Müslümanların üzerine düşenin hoşgörü ve bir ötekini kabul etmek noktasında Avustralya'nın değerlerini benimsemesi gerektiğine dair yukarıda geçen aynı yorumlara eklemede bulunmuş ve "kindarlığa teşvik eden ve Avustralya'nın sahip olduğu ilkelerin ve temellerin devrilmesine çağıran insanların" karşısında durulması gerektiği çağrısında bulunmuştur. Burada Sayın Cebu'ya sorarız: Sen, Avustralya'nın hangi değerlerinden bahsediyorsun Allah aşkına? Avustralya'nın, Avustralya'nın yerli sakinlerini ortadan kaldıran ve kasıtlı ve sistematik bir şekilde onların değerlerini yok eden değerlerinden mi yada Avustralya'nın, medya organları ve politikacılara İslamî kimliklerini korumaya çalışan Müslümanlara saldırmalarına izin veren değerlerinden mi yada Avustralya'nın, masum kadınların, erkeklerin ve çocukların katledilmesi ve sakat bırakılması gibi Afganistan'daki iğrenç değerlerinden mi?

İsmail Vahvah'ın dersi, şayet doğru bir şekilde ele alınmış olsaydı onun, İslam dünyasına dönük bu sömürgecilik gerçeğinin ardından devletinin bir şeklinin olmasından dolayı İslam vizyonunu göstermeye çalışan Hizb-ut Tahrir'in amellerinden bir parça olduğu anlaşılır ki aslında bu, modern kapitalist dünyanın sömürgecilik gerçeğine aykırı bir vizyondur. İşte bu nedenle politikacılar ve medya organları, yurtdışındaki siyasî ve askerî müdahaleyi haklı çıkarmak için içeride İslam'a ve Müslümanlara karşı bir korku oluşturmak yoluyla hep birlikte bu Şeytanî hedef için çalışmaktadırlar.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Halep Üniversitesi Katliamı: Artık Müslümanların Kendi Dışındakilere Karşı Tek Bir Yumruk Olmalarının Zamanı Gelmedi mi?!

Öğrencilerin yoğun bir katılımının olduğu Halep Üniversitesi'nin sınavlarının başladığı bir gün olan 15.01.2012 Salı günü, Üniversite kapılarının kapatılmasın ve Suriye güvenlik birimlerinin üniversiteden çekilmesinin ardından küfür ve ahlaksız el-Esadî rejimi, güvenliğin, muhafızların ve şebbihaların hemen çıkmasının ardından ilki "mimarlığın göbeğine" ikincisi de üniversite konutunun ikinci birimine düştüğü Mig Pilot füzeleriyle üniversiteyi bombalamıştır. Nitekim füzelerin düştüğü sırada üniversitede bulunan öğrenciler, rejimin bazı destekçilerinin bir araya gelerek meslektaşlarının organlarının parçalanmış bir şekilde oraya buraya savrulduğu bir sırada şebbihaların Başkanı kasap Beşar lehine sloganlar atmaya başladıklarını vurgulamışlardır. Bunun üzerine kaşla göz arasında, hazırlanmış görüntüleri ve haberleri yayınlamaya başlayan rejimin "Dünya" televizyonunun kameraları ortaya çıkmış ve patlamanın, bomba yüklü araç sonucunda olduğunu ilan etmiştir. Sonra geri dönüş yaparak ifşa olmuş olan yalan tutumunu şu sözleriyle doğrulamıştır: "Bunlar, silahlı çeteler tarafından atılan termal füzelerdir." Bu sırada katliamdan kısa bir süre önce üniversitenin yakınında bulunan suç ortaklığı ifşa olmuş olan Rus Konsolosluğunun kapatıldığı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Rus otoriteleri, daha sonra Konsolosluğun kapatıldığını ve Halep'teki güvensizlik durumu sonucunda çalışanlarının buradan çekildiklerini açıklamak zorunda kalmışlardır. Nitekim bu, kurbanların sayısının seksenin üzerine çıktığı ve vücut parçalarının geniş alanlara yayıldığı, sadece kasap Beşar'ın değil, bilakis onun yanında ve arkasın duran herkesin felaketini kınayan korkunç bir manzaradır...

Ey Müslümanlar: Yöneticileriniz, işte bu gibi şeyler için ordular inşa etmekteler ve silahlar satın almaktadırlar. Zira onlar, düşmanla savaşmadıkları gibi asla ve asla da toprakları kurtaramayacaklardır. Bilakis onlar kendilerini, düşmanlarıyla işbirliği yapmalarının ve sizlere karşı komplo kurmalarının karşısında durmaya kalkışmanız halinde sizleri katletmek ve öldürmek için hazırlamaktadırlar. Dolayısıyla düşmanlarınız için ajanlık yapmada, sizlere düşman kesilmede ve sizlere kin gütmede biri diğerinden farklı olmayan işte bu yöneticilerinizdir. Zira onlardan her birisi, sizlerle savaşmak için düşmanınızın ok kılıfına katkıda bulunmaktadırlar. Nitekim bunun karşınızdaki en canlı örneği "Mali'dir"! O halde daha ne zamana kadar bekleyeceksiniz? Sizler, Rabbinizin emrettiği gibi diğer ümmetler dışında tek bir ümmet değil misiniz? Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]  sizlerden, uzağınız ve yakınınızda olanlara yardım etmenizi ve sizlerin dışındakilere karşı tek bir yumruk olmanızı talep etmiyor mu?!

Ey Dâr-ul İslam'ın merkezindeki Şam halkı: Gizlisi saklısı kalmayan gururlu ayaklanmanız için cömert olunuz ve İslam'a ve Müslümanlara yönelik savaşın gerçeğine de kör kalmayınız. Yoksa Allahuteala'nın, haklarında şöyle buyurduğu kimselerden olursunuz:

لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَـئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَـئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ "Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir." [el-A'râf 179]

Hizb-ut Tahrir olarak bizler Allahuteala'dan, bu zor doğumun Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in vaadi olan Raşidi Hilafet Devleti'nin doğumuyla ve müminlere nefislerinden daha evla olan bir Halife'ye biat edilmek yoluyla Allah'ın şeriatının kurulmasıyla sonuçlanmasını temenni ediyoruz. İşte sadece o zaman pahalıya mal olan bedel hafifler. Dolayısıyla bizler, bütün günahkar ve yalancı mücrim tarafından aldatılan her bir Müslümana insaflı davranacağımız ve onların kanının pazarlıklar ve komplolar mezbahanesinde heder olmasına izin vermeyeceğiz hususunda Allah'a söz verdik... O halde tüm İslam ümmetini etkileyen musibetinize karşı sabredin ve hiç üzülmeyin ey Halep halkı! Zira Allah'ın izniyle bizim ölülerimiz cennette ve Allah ve Resulünün düşmanları ise cehennemdedir. Şayet bizler zarar görüyorsak Allah'a hamd olsun Allah'ın düşmanlarının hayatları ve çabaları da helak olmaktadır. Nitekim Allahutela, Uhud Savaşı'nın ve şehitlerin çok olmasının ardından kerim Resulü'ne şöyle buyurmuştur:

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلا بِاللَّهِ وَلا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلا تَكُ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ  إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ "Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır. Onlardan dolayı üzülme; kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da kaygılanma! Çünkü Allah, ittika edenler ve muhsinlerle beraberdir." [Nahl 127-128]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

Soru-Cevap: Küresel Ekonomik Kriz

Soru:

Amerika'da başlayan, önce  Avrupa'yı sonra da dünyayı silip süpüren ekonomik kriz nereye doğru gitmektedir?

Cevap:

Bu konuya ışık tutmak için aşağıdaki hususları zikredeceğiz:

1-Amerika'daki gayrimenkul piyasasının çöküşü, dünyanın dört bir tarafına uzanmış ve bu da birçok bankaların çökmesine yol açmıştır.  Bunun üzerine hükümet, küresel ekonomik çöküşü durdurmak için benzeri görülmemiş bir müdahalede bulunmuştur. Bununla birlikte sonuç, şuan büyük buhran olarak adlandırılan şey olmuştur ki buda 1929'dan bu yana en kötü buhrandır. Nitekim bu küresel ekonomik kriz, aslında geçen on yıl içerisindeki (ekonomik) patlamanın gerçeğinin borçlar neticesinde olduğunu ortaya koymaktadır. İşte üzerinden beş yıl geçen bu krizin çözümünde dünyadaki en büyük ekonomilerin başarısızlığı devam etmektedir!

2-Krizin çözümüne ulaşmak için koordinasyon çalışmaları amacıyla dünyanın en büyük ekonomileri tarafından ortak girişimlerde bulunulmuştur. Bu koordinasyonun temeli, küresel etkileri sonucunda küresel ekonominin karşılıklı bağımlılığı ve kolektif global yaklaşımın dünya çıkarı için en iyisi olacağıyla ilgili söz olmuştur. Ancak bu birleştirme yaklaşımı, ekonomik milliyetçiliğin yayılması nedeniyle uzun süre devam etmemiştir. Zira her bir ülke, bireysel olarak kendi bekası için mücadele etmektedir. Çünkü her bir ülke, diğer ülkelerle küresel rezervlerin finanse edilmesi amacıyla çalışmayı beklemektedir. Nitekim bu, G20 ülkelerinin çöken ekonomilerin kurtarılmasını finanse etme girişimleri noktasındaki çeşitli toplantılarında ve konferanslarında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla sonuç, finansman projelerinin genelinin üzeri yazılı kağıtları geçmemesi şeklinde olmuştur. Dolayısıyla da bu, büyük ülkelerin ekonomik milliyetçilik algılarından dolayıdır. Nitekim Ekonomist Gazetesi, 2012 yılında şu ifadeleri yayınlamıştır: "Ancak modern tarihin en karanlık hayalet döneminin yeniden canlanması, çeşitli, dahası ciddi tepkileri gerektirmektedir. Zira içerideki (her ülke içindeki) iş fırsatları ile sermayeleri korumaya çalışan ekonomik milliyetçilik, ekonomik krizin siyasî krize dönüşmesine yol açmakta ve dünyayı durgunlukla tehdit etmektedir. Dolayısıyla ekonomik milliyetçilik acilen defnedilmediği taktirde sonuçlar çok vahim olacaktır."

3- Küresel ekonominin geleceği için en iyi yol hakkında Almanlarla ile Amerikalılar arasında keskin rekabetler meydana gelmiştir. Zira diğer ülkelerin büyük çoğunluğu ile birlikte Angela Merkel, Amerika'nın kullandığı borçlanmayı (kredileri) ve ucuz borçlanmayı körüklediği büyümeye, sürdürülemez bir büyüme modeli olarak itibar etmektedir. Zira hükümetin bakış açısına göre büyümeye teşvik etmek için paranın kullanılmasına, eskimiş bir model olarak itibar edilmektedir. Avrupa'nın yöntemine gelince; her ülkenin bütçe açığı düzeylerinin kemer sıkma önlemleri yoluyla kontrol edilmesine ihtiyaç olduğu şeklinde temeyyüz etmektedir. Dolayısıyla şayet ortada hükümetin, borçları geri ödeme yükümlülüklerini yerine getirmeye güç yetiremeyeceği şeklinde bir tehdit söz konusu olursa genellikle kemer sıkma önlemleri alınmaktadır. Dolayısıyla bu mesele, haddi zatında ekonomik büyümeye aykırı bir hedef olarak görülmektedir. Zira dünyanın en büyük ekonomilerindeki kredi derecelendirmelerinde bir tehdidin varlığıyla birlikte genellikle kemer sıkma politikasına, yani finansal piyasaları tatmin etmek için devlet açığının azaltılmasına başvurulmaktadır. Nitekim kemer sıkma yöntemindeki sorun, aslında toplumda iş ve gelir fırsatları oluşturma bağlamında büyümenin oluşmasını hedeflemeyen, dolayısıyla genel ekonomik büyümeye yol açan, dahası devletin borcunu azaltmayı hedefleyen bu tür bir politikadır.

4-Amerika'nın büyümeye dönük çalışması, en iyi sonuçlar gerçekleştirmeyecektir. Zira teşvik, devletin, öncelikle (Çin gibi) yurt dışından kredi olarak aldığı fonları (Aynen Amerika'nın durumunda olduğu gibi) kullanması yada merkez bankalarının sırf bilgisayarlardaki numaraların girdirilmesi sayesinde pompaladığı paraları kullanması yoluyla daha fazla harcama yapmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla tüm bu önlemler, zayıf ekonomileri belli bir süre harekete geçiren geçici önlemler olup ancak sürdürülebilir ekonomik büyümeyi desteklemek için değildir. Dolayısıyla büyümenin gerçekleşmesi, aslında geçici bir etkisinin olması hedeflenen teşvik icraatlarının sonuçlarının şişirilmesinin neticesidir. Dolayısıyla teşvik, sadece hükümetin işlerine ve teşvik sona erdiği anda son bulacak olan hizmet sektörlerine dönük bir destek olup devlet ekonomisi genellikle, teşvikin başlangıcında olduğu aynı durum üzere bırakılmaktadır.

5-Batılı hükümetler, aynı şekilde elektronik para basma aracı olarak kullanılan yeni bir gelişme olan nicel gevşemeye başvurmaktadırlar. Zira bu politika, geleneksel politikalar başarısızlığa uğradığında ulusal ekonomiyi canlandırmak amacıyla merkez bankaları (yani hükümet) tarafından geleneksel olmayanı kullandığı bir politikadır. Binaenaleyh bu merkez bankaları, daha önceden belirlenmiş miktarı ekonomiye enjekte etmek için tahvil ve hisse sentleri gibi finansal varlıkları [Financial assets] satın almak yoluyla nicel gevşeme [Quantitative Easing] yada [QE] olarak bilinen şeyi uygular hale gelmişlerdir. Nitekim bu satın alma yoluyla hükümet, elektronik fabrikanın yeni parası sayesinde bankalara finansal varlıklar sağlamaktadır. Yani hükümet, söz konusu finansal varlıkların fiyatlarını gerçek olmayan elektronik bankalara ödemektedir. Dolayısıyla bu prosedür, bankaların rezervlerini artırmaktadır. Tüm bunlarla birlikte 2013 yılının başlarındaki küresel ekonomi, 2012 yılının başlarındakinden daha iyi değildir. Bilakis ekonomik durgunluk, kendisini kapsamlı durgunluktan kurtarmaya çalışan bazı ülkelerin kemiklerini kemirmektedir. İşte 2013 yılının başlarından beri ortaya çıkan raporlar, hanesindeki rakamlar trilyon dolarlara uzanmış borçların altında ezilen kendi dışındaki bazı Avrupa ülkeleri gibi kuvvetle muhtemel İngiltere'nin de büyük bir ekonomik durgunluğa gireceğinden bahsetmektedirler. Hakeza aslında etkili bir sonucu olmayan nicel gevşeme de sona ermiştir. Bilakis ekonomik krizden beş yıl sonra küresel ekonomi, özellikle de işsizliğin sürekli artış göstermesi nedeniyle hala acı çekmektedir. Zira Avrupa'da fiilen sosyal bir kaos başlamış ve krizi çözmeye dönük bütün girişimler borçlara dayalı büyüme sorununu çözememiştir. Nitekim sorunun nedeninin borçların olduğu bir sıradaki ekonomik çözüm girişimleri, borçların daha fazla artmasıyla sonuçlanmaktadır. Hakeza Batılı hükümetler, hastalığı hastalıkla tedavi etmeye çalışmaktadırlar.

6- Son olarak, sonunda ekonomik canlanmaya yol açabilecek üç ihtimal vardır ki biz bunları baştan aşağı zikredeceğiz:

Birincisi: Çift dipli durgunluğun, durgunluğa ve fiyatlarda önemli bir düşüşe dönüşmesi. Bu da kredi, gayrimenkul ve emtia fiyatlarının inişine yol açmaktadır. Dolayısıyla ekonomik büyümeyi başlatmaya dönük bir destek olup bu kredilerin kolayca ödenmesini temsil etmektedir. Bu, zayıf bir ihtimaldir. Çünkü kapitalist ekonomi, esasında kredilere ve bundan çıkan faize dayalı olup kredi "faiz" fiyatlarının düşüşü ise kapitalist ekonomi var olduğu sürece uzun bir süre devam etmeyecektir.

İkinci ihtimal: Çin'in Batı sayesinde kurtulması. Nitekim Çin'in büyük ticareti ve artı paraları, Amerika, İngiltere ve euro bölgesindeki geniş kesimlerin borçlarıyla bağlantılı olup bu, sürdürülemez büyük borçlardır. Dolayısıyla Batı'nın kurtulması Çin'in çıkarına olacaktır. Aynı şekilde bu, Batı dünyasının Çin'in küresel liderliğini kabul etmeye mecbur kalması anlamına da gelmektedir.  Ancak buradaki mesele, Batı'nın ileride bu gibi bir kurtarmayı kabul edecek olmasıyla ilgili bir mesele değil, bilakis Çin'in bu gibi bir politikayı benimseyecek olmasıyla ilgilidir.

Üçüncü ihtimal: Hilafet Devleti'nin güneşinin doğması ve İslamî Ekonomik Sistem'in tatbik edilmesidir. Nitekim bundan sadece Hilafet Devleti faydalanmayacak, bilakis onunla ilişkiye giren dünya ülkeleri de faydalanacaklardır. Bu da bu tür küresel krizlerin ortadan kalkmasına yada kontrol edebilecek bir durumda olmasına neden olacaktır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER