Perşembe, 07 Şevval 1447 | 2026/03/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Karzai ve Keyâni'nin Halklarını Aldatmalarının ve Pakistan-Afganistan Arasındaki Yapay Gerginliğin Amacı, Amerika'nın Bölgedeki Varlığını Güçlendirmektir

Son birkaç gün içerisinde, Amerikan askerî üslerinin sözde sınırlı çekilmenin son tarihi olan 2014 yılının ardından da Afganistan'daki kalıcı varlığı için uygun bir ortam oluşturmak maksadıyla Pakistan-Afganistan arasındaki diplomatik ve askerî gerilimler tırmanmıştır. Zira Karzai hükümeti, Pakistan'ı iç savaş ve Afganistan'daki çeşitli sorunların arkasında durmakla suçlarken Pakistan'da Karzai'yi, Pakistan'daki Kabileler Bölgesi'nde çalışan "teröristleri" desteklemekle suçlamaktadır. Dolayısıyla Karzai ve Keyâni, gerçek mücrim olan Amerika'nın yüzünü gizlemeye çalışmaktadırlar. Zira Pakistan ve Afganistan'da meydana gelen bütün bombalamaların ve katliam operasyonlarının arkasın duran bizzat Amerika olduğu halde onun ajanları da Amerika'nın bölgedeki varlığını güçlendirmek için birbirlerini suçlamaktadırlar.

Amerika, güçlerinin sınırlı çekilmesi kılıfı altında askerî varlığını 2014 sonrası için de garantilemeye çalışmaktadır. Ancak Amerika, Afganistan'da bu hedefin gerçekleşmesine karşı olan güçlü bir kamuoyu ile karşı karşıyadır. Bundan dolayı Karzai hükümeti, Afgan halkının Pakistan'ın Afganistan'ın iç işlerine müdahalede bulunmasına son vermek için Afganistan'ın 2014 yılı sonrasında da Amerikan askerî üslerine ihtiyacı olduğuna ikna olmaları için iç sorunlar konusunda Pakistan'ı suçlamaktadır! İşte bu hedefin gerçekleşmesi için Amerika'nın Pakistan'daki varlığını destekleyen ve güçlendiren General Keyâni, aynı şekilde Amerika'nın Afganistan'daki varlığına dönük hizmetlerini de genişletmektedir. Nitekim General Keyâni'nin Ürdün'e yaptığı en son ziyareti, bu hedefi garantilemek içindir. Zira kendisi, Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry ile bir araya gelmiştir.

Pakistan ile Afganistan'ın karşı karşıya kaldığı tüm bu sorunların temel nedeni, bölgedeki Amerikan varlığıdır. Bu varlığını ise şerir planları ve fasit kapitalist sistemi yoluyla sağlamaktadır. Bundan dolayı Pakistan ve Afganistan'daki hain yöneticiler, Amerika'nın çıkarlarını ve hedeflerini garantilemek için sözde "terörizmle" mücadele adı altında Müslümanların tertemiz kanlarını dökmektedirler. Bunun içindir ki Pakistan ile Afganistan'ın bu trajik durumdan kurtulmasının tek yolu, hain yöneticileri kökünden söküp atmak, kapitalist sistemi ortadan kaldırmak ve onun yerine Hilafet Sistemi'ni getirmektir. Zira Pakistan ve Afganistan güçlerini bir tek Halife'nin liderliği altında bir araya getirmeye muktedir olacak ve ardından da silahlı kuvvetler ve muhlis mücahitlerle birlikte Amerika'yı bölgedeki dayanak noktasını terk etmeye ve hezimete uğramış bir şekilde kuyruğunu kıstırarak arkasını dönük kaçıp gitmeye mecbur bırakacak ortak bir güç oluşturacak olan sadece Hilafet'tir.

Hizb-ut Tahrir, Pakistan Silahlı Kuvvetleri içerisindeki muhlis subaylara, saflarındaki hainlerden kurtulmaları gerektiğini hatırlatır. Zira gerek bu Amerikan savaşı gerek Amerika için başka bir başarı hikayesi gerekse Amerika'nın başka bir şer planı için bilfiil elli binden fazla asker ve sivil Müslümanı kurban verenler bizzat onlardır. Bundan dolayı Amerika'nın bölgedeki varlığının devam etmesi, asker ve sivillerin tertemiz kanlarının akmaya devam etmesi anlamına gelmektedir. Bu sırada ise ödlek Amerikalılar, bu fitne savaşından elde ettikleri semerinin sevinciyle klimalı odalarında oturacaklardır.

Ey Muhlis Subaylar: Artık Pakistan ve Afganistan'daki insanların, orduların ve bol doğal kaynakların arasını birleştirecek olan Hilafet Devleti'ni kurmak ve Hilafet Devleti için güçlü bir zemin hazırlamak amacıyla Hizb-ut Tahrir'e nusret vermenizin zamanı gelmiştir. Bu da Amerika'yı, bu bölgeden aşağılanmış ve utanç verici bir şekilde kaçmaya mecbur bırakacaktır.


Şeyh Şehzad
حزب التحرير   
Hizb-ut Tahrir   
Resmi Sözcü Yardımcısı
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir Şebâbına Yönelik Keyfi Yargılamayı Protesto Etmek İçin Tulkerim'deki Sulh Ceza Mahkemesi Önünde Yapılacak Gösteriye Davet

Bir haftadan daha uzun bir süredir aralarında Hizb-ut Tahrir / Filistin Medya Bürosu Üyesi Bahir Salih'in de olduğu altı Hizb-ut Tahrir şebâbı, Tulkerim'de siyasî tutuklamayı ve baskıyı reddetmek için yapılan kitlesel mitinge katılmaları nedeniyle Filistin otoritesinin cezaevlerinde tutulmaktadırlar. Nitekim otoritenin mahkemesi, geçen Perşembe günü şebâbın kefaletle serbest bırakılmalarını reddetmek ve 01.04.2013 Pazartesi günü bir kez daha gözden geçirilmesini talep ederek şebâbın parmaklıklar arkasında kalmaya devam etmesini sağlamak amacıyla güvenlik birimleriyle işbirliği yapmaktadır.

Bu bağlamda siyasî tutuklamayı reddetmek ve yargının işbirlikçiliğine ve güvenlik birimlerinin de yargıya boyun eğmesine karşı çıkmak için Hizb-ut Tahrir / Filistin, tutukluların ailelerin de katılacağı bir protesto gösterisi düzenleyecektir. Gösteri, H. 20 Cumade'l Ûlâ 1434 el-Muvafık M. 01 Nisan 2013 Pazartesi günü Tulkerim'deki Sulh Ceza Mahkemesi önünde öğlen saat 12:00'de yapılacaktır.

Katılımınız ve siyasî tutuklamaya karşı hakkı haykırmanız hasenat mizanınıza yazılacaktır.

 

Devamını oku...

Panel’e Davet "Suriye Devrimine Yön Verenler"

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

"Birbirlerine karşımerhamette, birbirlerine karşı sevgide ve şefkatte müminlerin misali, bir vücudun misali gibidir. (O vücudun) organlarından biri şikayetlendiği zaman, vücudun diğer (organları) birbirlerini uykusuzluk ve ateş ile (o acıya ortak olmaya) çağırırlar."

Mübarek Şam ayaklanması üçüncü yılına girerken Batı ve Bölge devletleri, devrimi çalmaya, yönünü değiştirmeye onu kirletmeye yönelik birçok girişim içerisindedir. Sabır ve cesaretle tüm katliamlara, komplolara rağmen direnen, “Suriye Devrimine Yön Verenlerin” anlatılacağı Panel’e davet ediyoruz.

Konuşmacı: Osman YILDIZ

(Köklü Değişim Dergisi Yazarı)

Tarih : 21 Nisan 2013

Saat : 18.00


Adres: Yavuztürk Mh. Gazanfer sok. No: 07 Çamlıca-Üsküdar
Malatyalılar Kültür Ve Yardımlaşma Derneği

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: el Meadi büyük Hilafet projesine olan ahdini yineliyor

  • Kategori Video
  •   |  

İslam gençleri Halep kırsalı El Meadi'de Ukab bayrağını dalgalandırarak ve 'Ümmet İslami Hilafeti İstiyor' ,'Hilafet güneşi yeniden Şam'da doğacak' şeklindeki yazılı pankartlarla gösteri düzenlemişlerdir. Gösteriye İslam'ın aslanları Hizb-ut Tahrir'li gençler, ahali ve devrimciler, Allah'a ve İslam ümmetine karşı Şam'da Hilafet projesi için çalışmak üzere olan ahidlerini yenilemek amacıyla katılımda bulunmuşlardır. Ne ayıplayanın ayıbına ne de dalga geçenin dalgasına aldırış etmeden, Israrla İslam davetini taşımışlardır. Allah amellerimizi kabul buyursun

16 Cumadilula 1434 H., elmuvafık 28 Mart 2013 M.

Devamını oku...

"لا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ" "Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz."

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Müslümanlar, delikten sadece iki defa sokulmadılar, bilakis Pakistan'daki mevcut rejim tarafından sayılamayacak kadar sokuldular. Her defasında insanlar eski yüzlere lanet ettilerse de darbeler veya seçimler yoluyla Pakistan'a yeni yüzler getirildi. Ancak bu yeniz yüzler, çok geçmeden eski yüzlerden daha iğrenç ve daha kötü bir şekilde ortaya çıktılar. Dolayısıyla mevcut rejim, insanların işlerini gözetmeye muktedir olamadığı gibi ırkına veya cinsiyetine veya dillerine veya dinlerine bakmaksızın Allahu Subhânehu'nun garanti altına aldığı insan haklarını garantilemeye de muktedir değildir.

Mevcut Pakistan rejimi, ilk olarak Hindistan Yarımadası'ndaki İslam yönetimini ilga eden bir sistem olan eski İngiliz işgali sistemini sürdürmektedir. Nitekim Pakistan Müslümanları, İslam adıyla Pakistan'ı tesis etmek için tahir kanlarını feda etmelerine rağmen İngiliz parlamentosu, 1947 yılında Hindistan bağımsızlık yasası gereği Pakistan için yeni bir yasa koymuştur. Pakistan için ilk anayasa 1956 yılında konulmasına rağmen bu, şu ana kadar uygulanagelen 1973 yılı anayasası ile değiştirilmiştir. Ancak bu anayasanın temeli de laik İngiliz yasası etrafında dönmektedir. Her ne kadar laiklik, yaratıcının varlığını inkar etmemesinden dolayı ateizm ile farklılık gösterse de ancak insanların fiillerini helal ve haram kılma bakımından yaratıcı Subhânehu ve Teâlâ'nın anayasa koyma hakkını inkar etmede ateizmle örtüşmektedir. Dolayısıyla laiklik, Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'ya itaat etmede ve O'na isyan etmede insana muhayyerlik vermektedir. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, ne mümin bir erkek ne de mümine bir hanım için o işlerinde herhangi bir serbestlik olur. Her kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." [el-Ahzâb 36]

Mevcut laik anayasa, yönetimde erkelere ve kadınlara anayasada egemenlik hakkı verdiği gibi onlara kendi arzu ve isteklerine göre kanun çıkarma izni veren parlamentoya dayalı demokratik sistemi benimsemektedir. Hem de Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'nın, şöyle buyurmasına rağmen:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!" [el-Mâide 49]

Ayrıca bu demokrasi, herhangi bir Bakan'a veya yöneticiye veya parlamento üyesine Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'nın emirlerine itaat etmede veya etmemede muhayyerlik hakkı vermektedir. Dahası bu demokraside, insanın [Sunhânehu ve Teâlâ]'ya ortak olması kutsanmaktadır. Nitekim Beyhakî, Adiyy ibn-u Hâtim [Radıyallahu Anh]'ın şöyle dediğini zikretmiştir:

أتيت النبي صلى الله عليه وسلم وفي عنقي صليب من ذهب قال فسمعته يقول اتخذوا أحبارهم ورهبانهم أربابا من دون الله  قال قلت يا رسول الله إنهم لم يكونوا يعبدونهم قال أجل ولكن يحلون لهم ما حرم الله فيستحلونه ويحرمون عليهم ما أحل الله فيحرمونه فتلك عبادتهم لهم "Boynumda altından bir haç olduğu halde Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldim ve ondan şunu okurken işittim:

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَاباً مِّن دُونِ اللّهِ "Allah'ı bırakıp rahiplerini ve hahamlarını.... Allah'tan başka Rabler edindiler..." [et-Tevbe 31]

Dedi ki: Dedim ki; Ey Allah'ın Resulü, İnsanlar onlara ibadet etmiyorlar ki. O da buyurdu ki:  Tamam velakin onlar, Allah'ın haram kıldığı şeyi kendilerine helal kılıp onu helalleştiriyorlar, Allah'ın helal kıldığı şeyi de kendilerine haram kılıp onu haramlaştırıyorlar. İşte bu şekilde  onlara ibadet ediyorlar."

1949 yılı temel yasası, laik demokrasinin ve Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'nın egemenliğinin inkarını onaylamasa da egemenliği sadece insana vermektedir! Ancak buna rağmen "tüm kainat üzerindeki egemenlik sadece Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'ya aittir" metni geçmektedir. Ancak pratikte bu egemenlik, erkek ve kadınlardan oluşan parlamentoya verilmektedir. Tüm yasalar "İslam'ın öğretilerine göre" olmalıdır metninin geçtiği anayasanın 227 sayılı maddesiyle ilgili olana gelince; bu madde, ilk ve son tercihi genel kurula vermektedir. Dolayısıyla Pakistan'da demokrasi, altı on küsur yıl boyunca bir biri ardına gelen hükümetlere izin vermekte ve tamamı olmasa da İslam'ın genelinin tatbik edilmesini engellemektedir. Hem de Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'nın, şöyle buyurmasına rağmen:

أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ "Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; Kıyamet Günü'nde ise en şiddetli azaba itilmektir." [el-Bakara 85]

Ey Pakistan Müslümanları!

Gerek Mısır gerek Pakistan gerek Türkiye gerek Tunus gerekse Endonezya'da olsun Ümmetimizi İslam'dan ve onu Hilafet'in olduğu yönetim sisteminden ayıran sömürgeci kafirin miras bıraktığı işte bu demokrasidir. Bu sistemin altında yapılan seçimlerin sistemi değiştirdiği iddiaları ise batıl bir iddiadır. Bundan maksat ise helak olmuş bu sistemi korumaktır. Dolayısıyla demokrasinin bir parçası haline gelen bir kimsenin, yönetildiği duruma ve uzun süreye bakmaksızın demokrasi sayesinde değişmesi imkansızdır. Bundan dolayı bizim yapmamız gereken husus, bu fasit sistemden kurtulmamız ve İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışmamızdır.

Egemenliği sadece Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'ya ait kılacak olan yalnızca Hilafet'tir. Hilafet Devleti'nin anayasa kaynakları ise Kur'an, sünnet ve bu ikisinin irşat ettikleridir. Gerek seçilen  Halife'nin gerekse Ümmet Meclisi'ne seçilen erkek ve kadınların, İslam'ın tatbik edilip edilmemesinde herhangi bir tercih hakları yoktur. Bunun yanı sıra şerî delillere dayalı tüm anayasa maddelerini koyan sadece Halife'dir. Dolayısıyla Hilafet, öğretimin, dış siyasetin, yargının ve şûranın İslam'a göre olmasını garantilemektedir. Dolayısıyla da işlerimizi İslam'ın emrine göre gözetecek olan da bizzat Hilafet'tir. Aynen Resulullah [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'in, şu hadisinde geçtiği üzere:

كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ فُوا بِبَيْعَةِ الأوَّلِ فَالأوَّلِ أَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ "İsrail oğulları, nebiler tarafından siyâset ediliyordu (yönetiliyordu). Bir nebi vefat edince, bir diğer nebi ona halef oluyordu. Artık benden sonra nebi yoktur. Halifeler olacak da çoğalacaklardır." Dediler ki: "Öyleyse bize ne emredersiniz?" Dedi ki: "İlk olana, ilk olana biatinize sadâkat gösterin. Muhakkak ki Allah size karşı görevlerini yerine getirip getirmediklerini onlardan soracaktır." [Müslim rivayet etti]

Yine çok iyi biliniz ki; özellikle bu fasit sistem ile bu sisteme dahil olmak için saf tutanların dışındakilere bakarsanız Pakistan'da hiçbir liderlik krizinin olmadığını görürsünüz. Zira aramızda bulunan Hizb-ut Tahrir, Hilafet'i kurmak için bizlere liderlik ettiği gibi Kur'an ve sünnetten olan şerî delilleriyle birlikte tam 191 maddelik bir anayasa hazırlamış olmasının yanı sıra İslam'ın metodunu ve tatbik keyfiyetini açıklayan bir gurup kitap hazırlamış ve istişare yapmaya ve İslam'ın tatbik edilmesi hususunda yöneticiyi muhasebe etmeye muktedir kadın ve erkeklerden oluşan nitelikli ve uyanık ordular çıkarmıştır. Şimdi bir tek geriye kendimize, çoğumuzun ortaya attığı şu soruyu sormak kalmaktadır: "Hilafet Devleti'ni kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nasıl bir yardımda bulunabiliriz?" Bu sorunun cevabı aşağıdaki şekildedir:

İlk görevimiz, demokratik ve diktatör küfür rejimlerine karşı Hizb-ut Tahrir ile birlikte seslerimizi yükseltmektir. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir'in, insanın imal ettiği diktatör ve demokratik rejimleri reddetmek için ülkenin dört bir tarafında gerçekleştirdiği kampanyaya katılmamız gerektiği gibi bu fasit rejimlere davet eden herhangi bir siyasinin veya siyasî bir partinin kapılarını çalmamız ve onları, Hilafet'i kurmak yoluyla gerçek bir değişim için çalışmak amacıyla Hizb-ut Tahrir ile birlikte hareket etmeye davet etmemiz gerekmektedir.

İkinci görevimiz, İkinci Raşidî Hilafet'i kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte seslerimizi yükseltmektir. Derhal Hizb-ut Tahrir'e katılmalı ve Hilafet'i ikinci kez yeniden kurmak için kendimizi hazırlamalıyız. Zira Hizb-ut Tahrir, risaleti ve uyanıklığı başkalarına taşımaya muktedir olmamız için aramızdan erkekler hazırlamaya muktedirdir. Bundan dolayı Allahu [Sunhânehu ve Teâlâ]'nın şeriatını tatbik etme vacibimizi yeri getirmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmalıyız.

Üçüncü görevimiz, Hilafet'i yeniden kurmak için nusreti garantilemeliyiz. Bundan dolayı bizim üzerimize düşen, Hilafet Devleti'ni kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri amacıyla silahlı kuvvetleri içerisindeki babalarımız, kardeşlerimiz ve evlatlarımızla irtibat kurmak, hain Keyâni'nin ikinci turda da demokrasiyi desteklemeye dönük batıl çağrılarının reddedilmesine davet etmek, onları ellerini hemen Hizb-ut Tahrir'in elleri üzerine koymaya teşvik etmek ve onlara, Medine-i Münevvara'da İslam Devleti'ni kurması için Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'e nusret veren kendilerinden önceki silah arkadaşlarını hatırlatmaktır. Nitekim Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], Sa'd vefat etiğinde annesi ağlayınca ona şöyle demişti:

أَلا يَرْقَأُ (ينقطع) دَمْعُكِ، وَيَذْهَبُ حُزْنُكِ، فَإِنَّ ابْنَكِ أَوَّلُ مَنْ ضَحِكَ اللَّهُ لَهُ، وَاهْتَزَّ لَهُ الْعَرْشُ "Gözyaşın dinsin ve hüznün bitsin. Zira oğlun, Allah'ın kendisine güldüğü ve kendisi için arşı salladığı ilk kişidir." [Tabarani]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Korkunç Bir Tecavüz ve Vahşî Laiklik

Anaokulunda iğrenç bir şekilde tecavüze uğrayan üç yaşındaki bir kız çocuğu, ... Gözü önünde tecavüze uğradığından dolayı eşi tarafından öldürülen bir kadın ... İçki içip saygısızlık yaptığı için annesinin kendisine kızmasından dolayı kasten annesini öldüren bir adam... Bunlar ise sadece buz dağının görünen kısmı... Daha bir biri ardına gerçekleşen birçok korkunçluklar ve dehşetler... Bununla birlikte arkasında öğrencilerimizi yok etme niyeti ve ısrarı olan uyuşturucular... Buna mukabil de insanın kanını dondurun vahşetler...

Allahu Teâlâ'nın öncelikli düşmanı laik rejimin altında on yıllardır yaşadığımız bu sıkıntılı, zor, sefil ve cürüm dolu bir hayat: وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ"Kim Allah'ın hudutlarını aşarsa, kendi nefsine zulmetmiş olur."[Talak 1]

Dolayısıyla laik sistemin dini hayattan ayırması, hayatı da anayasa ve yönetimden ayırması anlamına gelmektedir. Müslümanların hayatı şerî hükme kıyas edilirken haklarımızı, bireysel ve toplumsal görevlerimizi bizlere dengeli bir şekilde dağıttığı gibi otomatikman bizlere güzel ve güvenli bir hayatı da garanti ediyordu. Ancak bunun ardından, Batı'nın dostları ve taklitçi takipçileri üzerimize üşüşmüşlerdir... Muhlisler onlarla fikrî olarak savaşmışlar ancak onlar da uygulama konumuna ve yönetime Batı'nın kefaletinde geçmişler, anayasayı, kanun yapmayı ve insanların işlerinin gözetimini ele geçirmişler ve bizleri hiç umursamadıkları tehlikelere sürüklemişlerdir...

İşte bunlar, onların Ümmetin düşmanları olduklarına dair tanık olunan sıkıntılı, iğrenç ve korkunç sonuçlardır. Bize dair benimsedikleri karşıt sistemlerden... olmasına rağmen bizleri kuşatan ve bizleri boğan fuhşiyatın, rezilliğin ve cürümlerin zeminlerini hazırlamaya devam etmektedirler...

İslam'ın gözetimin ve yeterliliğin olduğu bir metot ve sistem olduğunun, ülkemizdeki laiklerin ise inkarın, kibrin ve düşmanlığında dışındaki her şeyi reddettiklerinin, efendilerine vekaleten yönetimi gözetlemek, ayrıntılı olarak takip etmek ve sıkı bir şekilde korumak niyetiyle İslam'ın hükümlerini yönetimden uzaklaştırmak için Ümmete yönelik küstahlığın ve cüretin derecesini artırdıklarının ve tek gerekçelerinin ise bu yönetim veya bu İslam'ın olduğunun tüm dünya farkındadır. Evet, bu şekilde değil midir? Bunu ise halkı ve Ümmeti, fırtınanın esintisine salıvermek, efendisine (işittik ve isyan ettik) diyen vahşî laiklik adına yağmalamak ve gasbetmek için milletlerle oynamak, Ümmette var olan doğruluk ve ıslah gücünü, yani hak, merhametli ve adil olan azim İslam dinlerinin gücünü kırmak amacıyla yapmaktadırlar.

Ancak artık muhlislerin, son çizgisinde olan savaşa girmelerinin zamanı gelmiştir. Zira ana ve babaları öldürülmekte, bebeklerin ve çocukların ırzları çiğnenmektedir... Ve artık muhlislerin, Allahu Teâlâ'nın, إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ "Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve resulüne davet edildikleri zaman, müminlerin sözü ancak "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir!" [en-Nûr 51] şeklindeki kavline uyarak Rablerine, (işittik ve itaat ettik) demelerinin zamanı gelmiştir. Ve yine artık muhlislerin, Allahu Teâlâ'nın şu kavlinden dolayı onları engellemelerinin zamanı gelmiştir:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü de kör olarak haşrederiz." [Tâhâ 124]

Ey Tunus Halkımız: Rızkınız, sadece şeriatınızla helal olacağı gibi ırzlarınız da sadece şeriatınızla korunacaktır... Dahası sizlerin ve evlatlarınızın güvenliği de şeriatınızdadır...

O halde herkesi İslam esası üzere muhasebe ediniz ve ölçünüzü de kaybetmeyiniz ki hem dünyanın hem de ahiretin iyiliklerini kazanabilesiniz...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Zulmüne Devam Eden ve "Büyük" Subaylarını "Küçük Şebbihalara" Dönüştüren Aşağılık Dayton-Muller Otoritesinin Parmakları Arakasındaki Hizb-ut Tahrir Şebâbına Yönelik Yeni Bir Saldırı

Mücrim Filistin otoritesi ile onun Kuzey Batı Şeria'daki ücretli ekabirleri, otoritenin hain projelerine, ağızları tıkama girişimlerine ve güvenlik birimlerinin saldırılarına karşı baş kaldıran ve seslerini yükselten Hizb-ut Tahrir şebâbına karşı daha fazla cürüm işlemede ısrarcı olmaktadırlar. Zira güvenlik birimleri, geçen ay Tulkerim, Cenin ve Ramallah'daki diğer gurupları tutuklamasının ardından daha dün onlardan on kişiyi daha tutuklamış ve yine bu beyanı hazırlama saatine kadar Tulkerim'de yürütülen Hilafet projesi kampanyasından, aralarında merkezdeki ahlaksız üst rütbeli (adı bizim tarafımızdan bilinen) bir subayın üzerine saldırdığı ve birçok polislerinin de kendisine yardım ettiği Hizb-ut Tahrir / Filistin Medya Bürosu Üyesi Mühendis Bahir Salih'inde olduğu yedi kişiyi tutuklamıştır. Nitekim 24.03.2013 Pazar günkü siyasî baskı ve tutuklamayı, özellikle de güvenlik birimlerinin üniversitedeki öğrenci gurupların ajandasına hizmet etmek için Mihran Azmî'yi yeniden tutuklamasını ve hala da tutuklu bulunmasını reddetmek için Hizb-ut Tahrir'in davet ettiği Tulkerim'deki mitingde hak sözü haykırmasının ardından Mühendis Bahir'in kafasını kırmışlar ve elbiseleri kana bulanıncaya kadar kanlar akmıştır.

Bu iğrenç cürüm bağlamında otorite ekabirlerine deriz ki;

Çok ileri gittiniz ey işgalcinin hizmetçileri ve Amerika'nın uşakları! Hizb-ut Tahrir'in sizlere yaptığı her çağrıya iğrenç bir şekilde karşılık verdiniz. Halbuki Hizb-ut Tahrir'in istediği, orduların, dahası Pakistan'daki nükleer gücün, Özbekistan'daki demir yumruğun ve Şam tagutunun vahşetinin bile üstesinden gelemediği akideden kaynaklanan Hilafet projesini taşımaktır. Peki ya sizler, nasıl olurda bayağı bir yağmacılığı isteyebilirsiniz ey işgalci Yahudilerin muhafızları!

Sizler, yok olup giden tagut yöneticilerin cüceleşmiş bir kopyasısınız ve sizin yanınızda gerek insanın gerekse onurun hiçbir kıymeti yoktur. Zira sizler, sizlere hizmetçi ve köleler gibi davranan, onurlarınızı aşağıladığı halde boyun büktüğünüz işgalci Yahudilerin sizlere yaptıklarına sessiz kalıp itirazda bulunmadığınız gibi insanların da sizlere karşı sessiz kalacaklarını ve itirazda bulunmayacaklarını zannederek dinleri, onurları, malları ve evlatları hususunda insanlara köleler gibi muamele ediyorsunuz. Bunun da ötesinde Ümmetin evlatlarının aleyhine ve düşmanların lehine casusluk yapıyor ve insanların ve yoksulların mallarını yiyorsunuz. Nasıl hayır! Zira sizin birimleriniz, kara bir delik gibi otoritenin bütçesinin büyük bir kısmını yalayıp yutmakta, sonra işgalci yerleşimciler ve askerleri Filistin halkına işkence etmekte, onların evlatlarını katletmekte, ağaçlarını kesmekte, onlara işkencenin en kötüsünü yapmaktadır. Ama siz hala onların bekçiliğini yapıyorsunuz.

Çok iyi biliniz ki sizler, geçici bir serap gibisiniz ve yağmalanmış Filistin halkının mallarına zarar veren güvenlik merkezlerinizin İslam davetine savaş açması sizleri, gerçek yöneticilerden olan tagutları kaldırıp atan Ümmetin öfkesinden asla koruyamayacaktır. Zira otoritedeki yönetici kılıklılar, sadece Ümmetin düşmanı olan Yahudileri hoşnut etmek için otoritenin başına gelmektedirler! O halde etrafınıza bir bakın ve kendinize gelin! Zira zaman, artık o eski zaman değildir. Dolayısıyla İslam davetine savaş açmaktan vazgeçin. Zira bunun akıbeti, dünyada da ahirette de çok vahim olacaktır.

إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ "Allah, iman edenleri korur. Muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan hiç kimseyi sevmez." [Hac 38]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Bir Davet Taşıyıcısının Ölüm İlanı

بسم الله الرحمن الرحيم

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً

"Müminlerden, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren nice adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. ahitlerini hiç değiştirmemişlerdir." [el-Ahzab 23]

 

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti,

El-Hâc Müfîd Cemil el-Havâce [Ebu Lu'ya]'nın ölümünü ilan eder.

 

El-Hâc Ebu Lu'ya [Allah rahmet eylesin], 1941 doğumlu olup hizbin sabırla çalışan şabâbından biridir. Zira kendisi, hizbin saflarına 1968 yılında dahil olmuş ve eceli gelip ölünceye kadar sabırla ve sevabını Allah'tan umarak Hilafet Devleti'ni kurmaya dönük daveti taşımada ciddi bir fedakarlık ve çalışma örnekliği göstererek geride bir nam bırakmıştır. Bizler de Allahu Subhânehu'dan, kaybımızı bağışlamasını, onu rahmetiyle kuşatmasını, bizi ve onu Rahman'ın arşının gölgesi altında nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle bir araya getirmesini temenni ediyoruz. Zira onlar, ne güzel arkadaştırlar.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER