Cuma, 25 Şaban 1447 | 2026/02/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Amerika, Geçiş Sürecinin Liderliğini Pazarlaması İçin Şişesinden Faruk Şara'yı Çıkarmaktadır

17.12.2012'de  Kasap Beşar'ın Yardımcısı Faruk Şara, mücrim Suriye rejiminin yanlısı Hizbullah'a bağlı el-Ahbar Gazetesi aracılığıyla, faşist Suriye rejiminin bir benzerine izin vermeye alışık olmadığı birtakım görüşler ifade etmek için "askerî  barikatları geçtikten sonra evine bir araba ulaştı" şeklinde şüpheli bir izlenim bırakmıştır. Dolayısıyla buda otomatik olarak bu iğrenç izlenimin arkasında "kim"  ve "nelerin" olduğunu düşünmeye sevketmektedir!

Faruk Şara'nın rejimin araçlarından birisi olduğunu ve onun karar vericilerinden olmadığını anlamak çok zor değildir. Nitekim Amerika onun hakkında, ajanı Beşar'a alternatif olarak Yemen tarzı müflis bir düşünce düşünmüştür. Bundan dolayı Amerika onu, mücrim Suriye rejiminin herhangi bir rüknünün kendisine kötülükle dokunması yasak olan kırmızı bir çizgi olarak belirlemiştir. Bu ise bunun gerekli olduğu ve Amerika'nın arzu ettiği içindir. Sonra bu Amerika'nın çözüm halakaları iyice daralmış olup ayaklanmanın kıvılcımı başkente ve dumanı da ajanı Beşar'ın sarayına kadar girmiştir. Dolayısıyla Amerika, artık çözümleri ertelemenin faydalı olmadığını görmüş ve şişesinden ölü bir girişimi sunması için Faruk Şara'yı çıkarmıştır. Zira Amerika ile yeryüzünde kendisi için yenilgiden ve utançtan başka bir şey gerçekleşmeyecek olan ajanı Beşar'ın rejiminin düştüğü derin çıkmaz ifşa olmuştur. Evet, Amerika, geçiş sürecinin liderliğini pazarlaması için Şara'yı deliğinden çıkarmıştır. Özellikle de durumlar, gerek kendisi gerekse de ajanı kasap Beşar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyorken. Dolayısıyla bu, her şeyin önüne geçebilir. Zira Amerika'nın daha önce halkını öldürmesi için Esad'a mühlet vermesi uygun iken şuan onun için bu uygun değildir. Çünkü artık zaman, kendisi için bir tehdit haline gelmiştir. Dolayısıyla genel olarak Amerika'nın manzarası hakkında şöyle diyebiliriz: Çözümlerde ve değerlerde iflas etmiş, hareket alanı daralmış ve artık hiçbir faydası olmayan katliam ve cürüm yolundan başka bir yolu da kalmamıştır... Buda vatandaşlardan çoğunun kendisini kınamasının yanı sıra güvenlik çözümünün tercihini benimsemede başarısız olduğu ortaya çıkan Şara'ya eşi benzeri görülmemiş bir adım için izin verilmesi, rejim ile Devlet Başkanı'nın son derece zayıf olduğunu göstermektedir... Buda Şara'nın, kendisini diğer tarafa kabul ettirmek için mutedil, özgür görüş sahibi, dengeli tutum sahibi, uzlaşmacı bir lehçesi olan biri olarak pazarlamak ve Amerika'nın planını başarmak içindir.

Esad'ın bundan önce Suriye'yi terk etmeyeceğini açıkladığında onun bu konuşması, yönetimdeki durumunun çok zor bir sürece girdiği anlamına gelmektedir. Zira o, kendi taifesinin olduğu bölgeye kaçacak ve burada korunacaktır. Buda başkentte bir boşluk oluşturacaktır. Dolayısıyla şimdilerde askerî durumlar bu yöne doğru bir baskı yapmakta ve Amerika da bu boşluğu Faruk Şara'nın doldurmasını istemektedir...  Binaenaleyh şöyle diyebiliriz; Amerika için durum, çok kritik bir hal almıştır. Bundan dolayı Şara'nın konuşması ve rejimin de susması talimatını vermektedir. Bizler de mücrimlerin vaftiz babası Faruk Şara'ya deriz ki; efendine deki; "Sen ve Beşar cehenneme gidin." Allahuteala'nın izniyle sen de cehenneme onun yardımcısı olarak gireceksin. Vallahi bizler, her ikinizi ve rejiminizi kökünden söküp atıncaya ve her ikinizi yıkıncaya kadar evlerimize dönmeyeceğiz. "

Ey Nusret Şam'ındaki Müslümanlar ve Kuvvet Ehlinin Evlatları!

Sizlerin, dininiz ile babalarınızın, analarınızın ve evlatlarınızın kanları üzerinde pazarlık yapması olacak şey değil... Zira sizler, gerçekten çok ama çok büyük bir bedel ödediniz. Dolayısıyla Raşidi Hilafet'i kurmaktan başkası buna eşdeğerde değildir. O halde onu, dârınızın merkezi yapınız ve "Bu Allah İçin, Bu Allah İçin" şeklinde ilan etmiş olduğunuz şey üzerine sabit kalınız. Vallahi o, sizlerin düşmanı olan kafir kapitalist Batılı ülkeler ile onların ajanları olan Ruvaybida yöneticilerin akıllarını kaçıracaktır. Vallahi sizler, onunla güçlü ve onsuz çer çöp gibi olacaksınız. Şimdi bizler, kuvvet ehlinden olan evlatlarımıza, özellikle de hala görev yapmaya devam eden subaylara sesleniyoruz: Dininiz, ümmetiniz ve halkınızla birlikte olunuz, onların dinlerine nusret veriniz ve Allah ile anlaşma yapmaları için elinizi, Hizb-ut Tahrir şebâbından Hilafet'i kurmak için çalışan davet ehline uzatınız ki Allahuteala'nın şu kavlindeki emrine riayet ederek Müslümanlar arasında Allah'ın hükmünü ikame etsinler:

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا "Muhakkak ki Allah, emanetleri sahiplerine iade etmenizi, İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir." [Nisa 58]

Böylece hem Müslümanlara hem de gayrimüslimlere onunla ihsanda bulunsun.


Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mescid-il Ahmar Katliamının Yıldönümünde Pakistan'daki Amerikan Savaşının Güçlendirilmesi Suçundan Sorumlu Olanların Mahkemeye Verilmesi Gerekmektedir Zira Mescid-il Ahmar Operasyonu, "Terörizme" Karşı Savaş Gerekçesi Altında Amer

Pakistan Yüksek Mahkemesi, Mescid-il Ahmar'a yönelik muhasara ve saldırı sırasında kurban düşenlerden sorumlu olanların kimler olduğunu öğrenmek amacıyla bir yargı komisyonu oluşturulacağını açıklamıştır. Nitekim mahkeme, operasyonun bariz liderlerinden birinin mevcut ordu komutanı General Eşfak Pervez Keyâni olduğunu bilmesine rağmen bu komisyonun oluşturulmasını emretmiştir. Zira o vakit o, Pakistan Genel İstihbarat Başkanı olduğu gibi eski komutanı General Pervez Müşerref'in emirlerine binaen Mescid-il Ahmar katliamında esas rol oynayan ana oyunculardan biri olmuştur. Dolayısıyla Mescid-il Ahmar operasyonu, "terörizme" karşı savaşta Pakistan'ın rolünü değiştiren bir nokta olmuştur. Zira askerî liderlik içerisindeki hainler tarafından Pakistan ordusunun "fitne" savaşının içine çekildiği askeri operasyonlar silsilesinin başlangıcı olmuştur. Dolayısıyla Pakistan'daki Kabileler Bölgesi'nde öfkeyi alevlendiren operasyonun vahşî yolunu ateşlemiş ve operasyon, Amerika'nın Svat Vadisi'nde ve ardından da Kabileler Bölgesi'nde tutuşturduğu fitne savaşı kıvılcımının tetikleyicisi olmuştur.

Mescid-il Ahmar operasyonunun akabinde Müşerref, Pakistan / Kabileler Bölgesi'nde asker sayısının artırılmasını ve en büyük askerî operasyonlara zemin hazırlamak için bu bölgedeki çatışmaların yükseltilmesini emretmiştir. Nitekim 12 Temmuz 2007'de ABD'nin Güney ve Orta Asya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Boucher, Mescid-il Ahmar operasyonundan dolayı Müşerref'i kutladığı sırada şöyle demiştir: "Pakistan'ın vizyonu işte budur. Dolayısıyla Devlet Başkanı Müşerref, sınır bölgelerindeki "Talibanları" durdurmaya ve aynı şekilde Mescid-il Ahmar Camisi gibi kentsel alanlardaki aşırıcılığa son vermeye yönelik azmini kanıtlamıştır. Dolayısıyla Amerika'nın gerekli ulusal çıkarlarından biri de Pakistan'ın bu vizyonu gerçekleştirmeyi başarmasıdır."

Müşerref'in düşmesinin ardından, Richard Boucher'un bahsetmiş olduğu bu vizyonu gerçekleştirme sorumluğunu General Keyâni yüklenmiştir. Zira yaklaşık dört milyon Müslümanın yerinden edilmesine yol açan operasyonlarda kardeşleriyle savaşmaları için Svat'taki Müslüman Pakistan ordusunun askerlerine liderlik etmiştir. Dolayısıyla bu, Pakistan'ın ortaya çıkmasından bu yana Pakistan halkının en büyük yerinden edilmesi olmuştur. İşte o zamandan bu yana, Amerikan dolarlarının finanse edilmesiyle tutuşturulan ve Amerika'nın bölgedeki çıkarlarının garantilenmesi hedeflenen savaşta on binlerce sivil ve asker ölmüştür. Bu yüzden Yüksek Mahkeme, bir yargı komisyonunun oluşturulmasını emretmiş olsa bile General Keyâni ve Dışişleri Bakanı Hina Rabbani Khar Brüksel'de, Batılı efendilerini destekleyeceklerine, bu devam eden cürümsel savaşa Pakistan'ın desteğinin garanti olduğu gibi Richard Boucher'un Pakistan'a dönük vizyonunun uygulanmasının da garanti olduğuna dair söz vermişlerdir. Nitekim ajanı General Müşerref tarafından uygulamaya konulan ve hala Amerika'nın Pakistan'daki bekçisi General Keyâni tarafından tatbik edilen Amerika'nın Pakistan'a dönük vizyonu işte budur.

Ancak Hizb-ut Tahrir'in de, Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin, bölgedeki Amerikan "ihalelerini" değil de halkını korumak için kullanılacak olduğu Pakistan' dönük alternatif bir vizyonu vardır. Nitekim hizbin vizyonlarından biri de Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ni, Amerika'yı bu bölgeden çıkarmaya zorlamak için Peştun Bölgesi'ndeki kardeşleriyle birlikte yan yana durdurmak ve Afganistan, Pakistan ve Orta Asya'yı, İkinci Raşidi Hilafet'in gölgesindeki tek bir İslamî Devlet altında birleştirmektir. Zira Keşmir'i Hindistan devletinin pisliklerinden kurtaracak, vatandaşlarına semavî hükümleri tatbik edecek ve İslamî ülkelerin kaynaklarını halkının maslahatı için kullanacak olan Hilafet'tir.

Peki o halde ey nusret ehli! Pakistan için destek vermeye değer gördüğünü vizyon hangisidir? General Keyâni'nin vizyonu mu yoksa Hizb-ut Tahrir'in vizyonu mu?

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sanaa'daki Rusya Büyükelçiliği, Hizb-ut Tahrir Heyetini Kabul Etmeyi Reddetmiştir

Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti 19.11.2012 pazartesi günü, Rus Güvenlik Güçleri'nin 06.11.2012'de Moskova ve varoşlarında Hizb-ut Tahrir'e üye olmaları suçlamasıyla tutukladıkları, silah bulundurdukları suçlamasını uydurdukları ve öldürmekle tehdit ettikleri çok sayıdaki Müslümanları serbest bırakması için ülkesinin hükümetiyle konuşması amacıyla Sanaa'daki Rusya Büyükelçisiyle görüşmek için Rusya Büyükelçiliği'ne gitmiştir. Dolayısıyla Rus Güvenlik Güçleri, hiçbir suç işlemedikleri halde onların ailelerini ve akrabalarını takip etmeyi ve sıkıntı vermeyi durdurmalıdırlar...

Ancak Sanaa'daki Rusya Büyükelçiliği, adeti olduğu üzere yönetmenlik kararı gereği beklemesini istediği heyet ulaştığında ertelemiş ve Büyükelçi'nin heyetle görüşmek istemediğini ifşa etmemiş ve on küsur gün boyunca bu hal üzere kalmaya devam etmiştir.

Rusya Büyükelçiliği'nin önündeki Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti heyeti, Rusya hükümetinden mezkur tarihte tutuklanan Müslümanların serbest bırakılmasını talep eden Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti'nin mektubunu 02.12.2012 Pazar günü Rusya Büyükelçiliği'ne teslim etmiştir. Ayrıca mektupta, Rusya hükümetinin Hizb-ut Tahrir'i çok iyi bildiği, kartları karmaya gerek olmadığı, Rusya'nın dünkü komünizm olmak yerine bugün kapitalist olduğu, ancak Rus kamuoyunun dikkatlerinin Sovyet yöneticileri dönemindeki aynı üsluplara çekildiği zikredilmiştir.

Ayrıca mektuba, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Rusya'nın Stavropol şehrindeki okul idaresinin Müslüman kız öğrencilerin başörtü takmalarını yasaklamasıyla çakışan İslam'a saygı hakkındaki konuşması da eklenmiştir! Rusya'nın Müslümanlara karşı tutumu, Hilafet Devleti kurulup İslamî hayat yeniden başladığında tamamen farklı olacak olup Hilafet'in fecrinin doğmasının yaklaşması ve hızlanmasıyla birlikte, doksanlardan bu yana Şanghay Örgütü'nü kurması, Çin ile Batı Türkistan'da onunla ilişkili olan iktidar rejimlerinden her biriyle yan yana hareket etmesi, sonra tutuklama, işkence ve iğrenç cürümler yoluyla Hizb-ut Tahrir'e yönelik çılgın kampanyasında Özbekistan'daki mücrim Kerimov'u desteklemesi ve bugün de Suriye kasabı Beşar'ın arkasında durması Rusya'nın paniklediğinin kanıtıdır.

Rusya'nın İslam hakkındaki tutumu, yeni değildir. Zira "1917" yılında Bolşevik Devrimi gerçekleştiğinde Osmanlı Hilafet Devletine karşı "1914-1918" Birinci Dünya Savaşı'nda savaşmaktan da çekilen bizzat odur. Nitekim Sovyetler Birliği'nin İslamî Karadeniz havzası ile onun arkasındaki İslam ülkelerini işgal ettiğinde burasını tekeline aldığı sonra da bunu Batı Türkistan'ın takip ettiği de açıkça ortaya çıkmıştır.

Rusya hükümeti, Müslümanları gözetecek ve onları destekleyecek Müslümanların bir gözeticisi olmadığından dolayı Müslümanların İslam'ına cüretkar olmaktadır. Dolayısıyla o, özgürlüklere çağıran, kapılarını insan fıtratına aykırı olan boyuta ulaşacak derecede açan kapitalist hadarata sahip olan Avrupa ülkelerinin çizgisi üzerinde yürümektedir. Dolayısıyla o, kadının başındaki bez parçasına tahammül edememekte ve Müslümanların yaşamlarını sınırlandırmaktadır. Peki o halde konuşmalarında fikir ve ifade özgürlüğüne çağrıda bulunmaları nerede kalmaktadır? Yoksa onlar bunu arzularıyla mı sınırlandırmaktadırlar?

Bir dahaki sefere Rusya'ya cevap, onun Büyükelçiliği'ne giden Hizb-ut Tahrir'den bir heyet olmayacak, bilakis Rusya'nın yeni Çarını tir titretecek ve onun yönetiminin rükünlerini sendeletecek Müslüman orduların takip ettiği Müslümanların Halifesi olan müminlerin emirinden bir mesaj olacaktır.

Nitekim Müslümanların dünyadaki izzeti ve ahiretteki güzel yaşamı, İslam ile yönetecek, İslam ülkelerini birleştirecek, İslam'ı davet ve cihad yoluyla kendilerine İslam ulaşmayanlara taşıyacak olan Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla İslamî hayatı yeniden başlatmaktır.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti'nin, Rusya Rejiminin Rusya'daki Hizbin Şebâbına Karşı Düzenlediği Devam Eden Tutuklama Kampanyaları Hususunda Sanaa'daki Rusya Büyükelçiliği'ne Teslim Ettiği Mektubun Metni

  • Kategori Yemen
  •   |  

 

بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم

 

Yemen'deki Rusya Federasyonu Büyükelçisi,

Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun;

 

Rusya Güvenlik Güçleri, 06.11.2012'de, Hizb-ut Tahrir'e üye oldukları şüphesiyle Moskova şehri ve varoşlarında Müslümanlara karşı geniş bir tutuklama kampanyası başlatmıştır. Bu güçler, Rus otoritelerinin dünya kamuoyu, özellikle de Rusların önünde tutuklamalara dönük bir gerekçeleri olması için gözaltı sırasında bazı tutukluların zabıtlarına el bombası ve silahlar sokuşturmuşlardır.

Rusya güçleri tarafından Müslümanlara karşı şu anki gelişigüzel tutuklamalar, yeni değildir. Zira Rusya güçleri, selefi olan Sovyetlerin, yeryüzünde bulunan hadaratın en kısası olarak yaklaşık yüz yıl süren varlığı dönemi boyunca uyguladığı baskı ve terörist eylemlerini miras almıştır.

Rusya İçişleri Bakanlığı 12.11.2012 Pazartesi günü, kendisine bağlı güçlerin silah bulundurdukları suçlamasını yapıştırarak Moskova ve varoşlarındaki Müslümanları tutukladığını onaylayan bir açıklama yayınlamıştır.

Şimdi bizler sorarız: Terörist kim? Sadece siyasî eylemlerde bulunanlar mı yoksa siyasî eylemlerini hiçbir gerekçesi olmayan gelişigüzel tutuklamalarla karıştıranlar, tutukluların akrabalarını takip edenler ve zarar vermek için onları sıkıştıranlar mıdır?!

Müslümanlar, vakıa zeminindeki gerçeğine değinmeksizin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in İslam'a saygı hakkındaki konuşmasını takip etmişlerdir. Nitekim Putin bu konuşmasında, açık bir şekilde Rusya'nın laik bir devlet olduğunu ve Stavrapol şehrindeki Müslüman kız öğrencilerin başörtüsü takmalarının yasaklanmasının, Fransa, Belçika ve diğerleri gibi İslam düşmanı mikrop Avrupa ülkelerinin çizgisinde olduğunu açıklamıştır... Ayrıca Rusya, kendi topraklarında yayılmasını engellemek amacıyla Hizb-ut Tahrir'e baskı yapması için Orta Asya'daki mevcut rejimlere her türlü desteği vermektedir!

Rusya'nın, gerek eskiden gerekse şimdi İslam'a ve Müslümanlara karşı eylemlerde bulunduğu akıl sahibi hiç kimseye gizli değildir. Zira Alaska eyaletini Amerika'ya parayla satarak kendisine yeni topraklar dahil edip Güney Kudüs'e ulaşma tazminatını hayal eden de Rusya'dır!

Hizb-ut Tahrir / Yemen Vilayeti olarak bizler, Hizb-ut Tahrir'e maddî eylemler suçlaması yapıştıranların ne ilki nede sonuncusu olacak olan Rusya Federasyonu'na, girişimlerinin başarısız olacağını müjdeleriz. Çünkü Hizb-ut Tahrir, ideolojisi İslam olan ve Hilafet Devleti'ni kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışan ve İslamî Devleti kurmayı gerekleştirirken Resul Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metodunu benimseyen siyasî bir hizibtir. Ayrıca çetelerinin yapmış olduğu eylemlerinin, daha öncekiler gibi çöküşünü hızlandıracağı ve Hilafet Devleti'nin kesinlikle gelmekte olduğunu yakinen bilmesi gerektiği hususunda da uyarırız. Dolayısıyla Rusya'nın yapması gereken, Müslümanlara işkence etmekten vazgeçmesi ve Hilafet Devleti'nin yokluğunda Sovyetler Birliği'nin miras bıraktığı İslamî ülkeyi terk etmesidir.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ "Zulmedenler nasıl bir inkılap ile yıkılacaklarını bileceklerdir." [Şuara 227]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir'de Bir Heyet, Şehitlerin Ailelerini Kutlar

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti'nden büyük bir heyet, Trablus'taki yaralı bölgeyi ziyaret etmiştir. Zira Esad'ın tugaylarının öldürdüğü şehitlerin aileleri, evlatlarının şehit olmasını kutlamak için bir çadır kurmuştur.

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Ahmed el-Kasas, ümmete olan sadakatin ve din kardeşliğinin ne anlama geldiğini bilen gençleri öven bir konuşma yapmış ve günleri döndürüp bu ümmetten, tagutlarına acı ve sefalet tattıran, izzetin anlamını yaşatan ve batıla karşı hak sözü yücelten kimseleri çıkaran Allahuteala'ya hamd etmiştir. Ayrıca Allahuteala'nın kendilerinden birçok ebrar şehitler seçtiği bölge ailelerini kutlamış ve onları, evlatlarının kahramanlıklarından dolayı başlarını dik tutmaya davet ettiği gibi Esad'ın Lübnan'daki müttefiklerini de, Esad'ın alametleri ortaya çıkan ve zamanı yaklaşan kaçınılmaz karanlık akıbetinden ders almaya davet etmiştir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerika İle Askerî ve Sivil Liderliklerdeki Hainler Arasındaki Kanlı İttifak, Pakistan'ı Yok Etmek İçin Çalışmaktır

İngiliz "Daily Telegraph" Gazetesi 28 Kasım 2012'de, 2003 yılında İngiliz özel kuvvetlerindeki bir subayın, Amerikan ordusu tarafından desteklendiğini ve Pakistan topraklarını, Pakistan ordusu içerisindeki hainlerin onaylayıp desteklediği özel kuvvetlerin idare ettiğini yayınlamıştır. Bu rapor, CIA ajanı Raymond Davis'in tutuklanması ve 2011 yılının başlarında serbest bırakılması olayının geniş medya organlarında yer almasının ardından gelmiştir. Nitekim yabancı  özel güvenlik kuvvetlerinin varlığına ve bunların Pakistan'ın kent merkezlerinde bulunan "güvenli evlerde" oturduklarına dair birçok raporlar da yayınlanmıştır. Ayrıca Amerikalı gazeteci Bob Woodward, "Obama'nın Savaşları" adlı kitabında, aynı şekilde Pakistan'da "terörizmle" savaşmak için çalışan CIA'ya bağlı ölüm mangaları ile Pakistan askerî ve sivil liderliklerin tam desteği ve korumasıyla Pakistan'da çalışan "Raymond Davis Şebekesinin" olduğunu ve bunun da Amerika ile Pakistan'daki egemen elitler arasındaki işbirliğini derinleştirdiğini ortaya koymuştur!

Hizb-ut Tahrir, Amerika ile Pakistan ordusu liderliğindeki Keyâni ve sivil liderlikteki Devlet Başkanı Asıf Zerdâri gibi hainler arasında Pakistan ve halkına karşı yapılan bu kanlı ittifakı ifşa etmeyi bir borç bilmektedir. Zira Amerika ile Pakistan askerî ve sivil liderliklerindeki hainler arasındaki bu ittifak, binlerce Pakistanlı sivil ve askerin ölmesine, Pakistan ekonomisinin milyarlarca dolar kaybetmesine ve Pakistan'ın dört bir tarafındaki güvenliğin kötüleşmesine yol açmıştır. Mesela Kuta, Karaçi ve Peşaver gibi şehirlerde hemen hemen her gün onlarca kişi ölmektedir. Nitekim General Keyâni, Amerikan ordusu ile istihbaratının Pakistan'da bir dayanak bulmasına izin vermek yoluyla bölgenin kapılarına Amerika'ya açan selefi ve akıl hocası olan General Pervez Müşerref'in politikalarına devam etmektedir.  Dolayısıyla Keyâni'nin eski teknik direktörünün Pakistan içerisindeki konsensüsle işlemiş olduğu işte bu cürümlerdir. Zira eski Devlet Başkanı,  Pakistan ve halkına karşı işlemiş olduğu cürümlerinden dolayı yargılanacaktır. Şimdi bizler de açıkça Müşerref'in yargılanması çağrısında bulunanlara sorarız: Müşerref'in üvey oğlu Keyâni tarafından aynı cürümlerin devam ettiğini görmüyor musunuz? İşte Amerika ve istihbaratı, Müşerref zamanındaki durumda olduğu gibi General Keyâni'nin altındaki tam destek ve korumadan faydalanmayı sürdürmekte ve NATO [Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü]'nün ikmal hatları, hala Pakistan üzerinden geçmektedir. Nitekim Afganistan'daki Müslümanlara karşı haçlı savaşlarını genişleten, hala Belucistan'daki ateşleri tutuşturan ve Karaçi'deki kaosu artıran bizzat odur. Ayrıca Pakistan, General Keyâni'nin dönemindeki egemenlik için açık ihlallere tanık olmuştur Zira Amerika'nın, Pakistan'daki Abbottabad'a yönelik saldırılanı tanık olduğu gibi Salale'de 24 Pakistanlı askerin öldürülmesine tanık olmuştur. Peki o halde bu insanların, asırlarının tagutu Keyâni'yi muhasebe etmelerine engel olan nedir acaba?

Hizb-ut Tahrir, hizbin Resmî Sözcüsü Navit Butt'un kaçırılmasının ve nerede olduğu bilinmeksizin üzerinden tam altı ay geçmesinin ve hizbin Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Saad Cagravî'nin kaçırılmasının, evet bunların, kendisini tagutları muhasebe etmekten ve hak sözü söylemekten asla vazgeçiremeyeceğine dair Allahu [Subhânuhu ve Te'âla]'ya söz vermiştir. Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır: ...أَلا إِنَّ أَفْضَلَ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ.." Dikkat edin! Cihadın en efdali zalim sultan karşısındaki hak sözdür." [Müsnedi Ahmed]

Allah'ın izniyle çok yakında Hilafet Devleti kurulduğunda hesabının çok zor olacağı noktasında General Keyâni'yi uyarırız. Allahu [Subhânuhu ve Te'âla]'nın ahiretteki öfkesi ise daha şiddetlidir. Bu yüzden cürümlerinin kefareti için en az yapacağı şey, istifa etmesi ve Hilafet Devleti'ni kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri amacıyla Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ndeki muhlis subayların önündeki yolu açmasıdır.فَلَمَّآ آسَفُونَا ٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ "Böylece bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk." [Zuhruf 55]

Devamını oku...

Böyle Bir Anayasa Taslağı İle mi Nusret Bulacaksınız?!.. İslam Tamamen Bundan Beridir!

  • Kategori Mısır
  •   |  

Devlet Başkanı'nın, geniş bir ajitasyona ve destekçilere ve muhaliflere kadar Mısır sokaklarının bölünmesine yol açan yeni anayasayı ilan etmesiyle birlikte herkesi şaşkınlığa çevirmesinin ardından, kurucu meclis yeni bir anayasa yazılmasını hızlı ve hummalı bir şekilde sonlandırmış ve "maraton" oturumunda hızla oylanmasını onaylanmıştır... Hem de bu ilan edilen yeni anayasa gereğince anayasanın sonlandırılması için verilen zaman aralığının iki ay daha uzatılmasına rağmen, bu zaman diliminden ve kitlelerin dolup taşmasından beri tüm hızıyla devam etmiştir... Sanki bu anayasa taslağı, İslam'ın tatbik edilmesi ve Mısır'ın İslamî kimliğinin korunması savaşında "aslanın ağzından" kapıp kaçırılıyormuşçasına!! Bununla birlikte o, daha önceki ana maddelere hiçbir şekilde muhalefet etmemekte, dahası İslam'a aykırı olan maddelerin ifadesinde, hatta numaralandırılmasında bile bir değişiklik yapılmamıştır! Her ne kadar bazı maddelerin ifadeleri, şeriattaki sahih ifadelerin benzeri olsa da onun alınması, İslam akidesine dayalı olarak değil bilakis demokratik çıkarlara göre olmuştur. Dolayısıyla bizler, bu anayasayı tamamen reddederek, -nasihatin vacip olması ve beraat-ı zimmet babından- aşağıdaki hususları açıklarız:

Birincisi: Anayasa taslağının birinci maddesinde, "Mısır Arap Cumhuriyeti'nin demokratik bir rejim" olduğuna karar verilmiştir. Bu İslam'a aykırıdır. Çünkü demokratik cumhuriyet rejiminin, Ortaçağ'da aydınlar ile Kilise arasındaki acı çatışmanın ardından Avrupa'da ortaya çıkan akidesi dini devletten ayırmaktadır. Ayrıca bu akide, egemenliği halka vermektedir. Yani yasamayı insana vermektedir... Dolayısıyla istediği gibi haram ve helal kılmaktadır!! Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:  إِنْ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ "Hüküm sadece Allah'a aittir." [Yûsuf 40]

İkincisi: Anayasa taslağının ikinci maddesi, "İslam şeriatının ilkelerinin, yasamanın ana kaynağı olduğunu" ve İslam şeriatının "ilkelerinin", "hükümler" olmaksızın zikredilmesinin, insanın yasa koyması için kapıları ardına kadar açtığını söylemektedir. Dolayısıyla yorumladıkları gibi "ilkeler", onların anladıkları üzere İslam'ın "kesin temelleri" olup, zannî hükümler bir tarafa hadler ve birçok benzerleri gibi kesin hükümler buna dahil edilmemektedir. Dolayısıyla bizler, kesin ve zannî hükümleriyle birlikte İslam'ın tam olarak tatbik edilmesini talep ediyoruz. Zira bunların tamamı, tabi olunması gereken şeri vaciptir. "Şeriatın ana kaynağının" şeriat olmasına gelince; bu, feri bile olsa diğer kaynakların varlığını engellememektedir. Buda bizzat yönetimde Allah'a ortak olmaktır!!

Üçüncüsü: Anayasa taslağının dördüncü maddesinde, özellikle de el-Ezher, davet ve cihad yoluyla İslam'ı taşımak İslamî Devlet'in vaciplerinden iken İslamî daveti taşımayı bir sorumluluk yönü olarak belirlemektedir. Halbuki Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] ve ondan sonraki halifeler, bu devletin liderleri olmaları vasfıyla bu farzı yerine getirmişlerdir. Dolayısıyla onun, bir öğretim kurumuna aktarılıp hasredilerek cihad farzının ilga edilmesi caiz değildir.

Dördüncüsü: Anayasa taslağının beşinci maddesinde, "Egemenlik, onu koruyup savunan halka ait olup halk, otoritenin kaynağıdır" metni geçmektedir. Dolayısıyla bu madde, "Mısır Arap Cumhuriyeti'nin demokratik bir rejim" olduğunu söyleyen birinci maddeyi teyit etmektedir. Zira demokraside de "egemenlik halka ait olup halk da otoritenin kaynağıdır." Dolayısıyla kanun koyucu ve yasamada güç sahibi halk olduğu gibi uygulayıcı ve uygulama yetkisi olan da halk olmasının yanı sıra meşru, etkili ve bağlıyıcı olan yasa gücü de halk olmaktadır. Dolayısıyla da yargıç-hakim ve yargıda güç sahibi halk olup halkın hüküm verdiği hususlar olmadıkça ne yasa nede kendisiyle yargılanılan mahkeme olur. O halde Allahuteala'nın şu kavli nerede kalmaktadır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ "Allah ve resulü, bir işe hükmettikleri zaman mümin bir erkek ve mümin bir kadına kendi işlerinde artık seçme hakkı yoktur." [el-Ahzâb 36]

Beşincisi: Anayasa taslağının altıncı maddesi, -devletin nizamı olan- demokratik nizamın, "şura ve vatandaşlık ilkelerine" dayalı olduğunu açıklamaktadır... İslam'da şura, akide ve nizam olarak demokrasiden farklıdır. Zira demokraside, kanunların ve hükümlerin alınıp alınmayacağını oylayan insandır. Şura ise şeri hükmün mubah olarak getirdiği işlerde görüş almak olup bizzat şeri hüküm üzerinde oylama yapmak değildir! Dolayısıyla bu iki husus arasında büyük bir fark vardır!!

Anayasa taslağında, buraya sığdıramadığımız İslam'a aykırı olan diğer birçok maddelerin olması da cabası. Dolayısıyla yeni anayasa taslağının, hem esas hem de tafsılî olarak İslam'a aykırı olduğuna dair bu kadar istidlal yeterlidir. Ne aç bırakan nede doyuran, dolayısıyla da ne İslam ile hükmeden nede herhangi birinin izinden yürüdüğü "uyumlu" ifadelerin olması da cabası! Ayrıca bu yeni anayasa, bizim için ne İslamî bir ekonomik sistemi ne İslam esası üzerine yargılama ne İslamî bir öğretim sistemi nede İslam'a davet esası üzerine bir dış siyaset belirtmektedir!

Bizi şaşırtan ise şudur: Ümmeti harekete geçirecekleri ve kendisini savunmak için meydan okuyacakları böyle bir anayasa mıdır?! Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar!

Ey Müslümanlar, Ey Kenane-Mısır Halkı!

Mevcut siyasî kriz, önlerinde ve arkalarında hala devletin birçok mafsallarına hükmeden ve hala çözmeye, iptal etmeye ve engel olmaya devam eden  "helak olmuş rejimin güçlerinin" olduğu bir tarafta sözde İslamî akımların diğer tarafta da laik akımların olduğu muhtelif güçler arasındaki çatışmanın bir sonucudur. Buda bu fasit rejimin içeriden değiştirilmesinin imkansız olduğunu bilakis temelden ortadan kaldırılması ve helak olmuş anayasası, eski-yeni anayasası ve fesat saçan kalıntılarıyla tamamen silip süpürülmesi gerektiğini kanıtlamaktadır. Dolayısıyla ümmetin hali, sadece onun yerine İslam'ı kamilen tatbik edecek İslamî Hilafet Sistemi'nin kurulmasıyla düzelecektir. Böylece alemlerin Rabbi razı olacak, Müslüman olsun gayrimüslim olsun bütün insanlığı onunla nimetlendirecek ve dünyanın dört bir tarafına refahı yayacaktır.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, bizimle birlikte bu azim farzı gerçekleştirmeye davet ediyoruz. Peki o halde icabet edecek misiniz?

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz. Biliniz ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız." [Enfal 24]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Birleşmiş Milletleri'ne Yönelmek, Kafirlerin Mübarek İslam Topraklarının Kaderine Hükmetmeye ve Ümmetin Bilincinden Filistin'in Kurtuluşunu Silmeye Dönük Başka Bir Girişimdir

Dün Abbas, zümresi, tekrarlanan hıyanet sofralarındaki kırıntılardan istifade eden ve büyük medya saptırmalarıyla birlikte sürüklenenler, sözde Filistin devletinin Birleşmiş Milletlerde "üye olmayan gözlemci" devlet sıfatını elde etmesinden dolayı kutlama yapmışlar ve meydana gelenlere de büyük bir zafer ve kurtuluş olarak itibar etmişlerdir.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, Yahudiler, Amerika, tüm Batılı ülkeleri, zırar yöneticiler ve otoritenin adamları tarafından insanlara uygulanan saptırmanın boyutunun farkındayız. Dolayısıyla bu saptırmaya, bir çok taraflı medya da yardımcı olmaktadır. Ne üzücüdür ki İslamî akımların içerisindeki bazı liderlikler de akıntıya kapılmaktalar ve Abbas'ın saptırmanın boyutunun genişlemesine katkıda bulunan adımlarını desteklemektedirler. Nitekim Yahudi varlığının "uluslararası" meşruiyetinin kutsanması, büyük bir zafer olarak nitelendirilmektedir. Yani aslında bu kutlama, Filistin Kurtuluş Örgütü ile (Abbas'ın şahsında temsil edilen) Filistin otoritesinin, 1948 yılında işgal edilen ve Filistin topraklarının %80'den fazlasını oluşturan topraklardan feragat ettiklerine dair bir kutlama olmuştur.

Bu adım, kafirlerin, kurumlarının ve cürümsel kuruluşlarının, mübarek topraklardaki Müslümanların en özel konularına hükmetmesidir. Zira İslam topraklarının kalbindeki zehirli bir hançer olan Yahudi varlığının kurulması kararını alan bizzat Birlemiş Milletleri olup bunu meydana getiren büyük ülkeler de İslam ümmetine ve İslam ülkelerine yönelik bir zarar ve komplo olmadıkça İslamî ümmetle ilgili bir karara gözlerini ve kulaklarını kapamaktadırlar.

Bizler, özelikle Filistin Kurtuluş Örgütü'nün liderliği ile otoritenin liderliğinin, Fetih kadrolarında Filistin'in Karzai'si olarak bilinen Mahmud Abbas'a teslim edilmesinin ardından Filistin Kurtuluş Örgütü ile onun liderliklerinin hıyanetlerinin farkındayız. Zira bu Ruvaybida, fırsatı kaçırmadan Yahudi varlığının meşruiyetini, 1948 yılında işgal edilen toprakların sonsuza dek işgal edilmiş topraklar olduğunu ve Filistin halkının buralarda hem hakkının olmadığını hem de buralara geri dönüş hakkının olmadığını onaylamıştır. Aynen 01.11.2012'de bir "İsrail" ikinci televizyon kanalına yaptığı açıklamadaki şu sözlerinde olduğu gibi: "Şuan benim nazarımda Filistin, 67 sınırları olup Doğu Kudüs de buranın başkentidir. Şuan ve sonsuza dek de durum bu şekilde olacaktır... İşte benim nazarımda Filistin budur." Ve şöyle demiştir: "Benim açımdan Filistin, Batı Şeria, Gazze olup diğer parçalar ise "İsrail'dir" " Ve şöyle demiştir: "Ben Safed'i görmek istiyorum ve orada yaşamasam da benim onu görme hakkım vardır..." Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Toplantısı'ndaki en son adımı da; aynı yönde, yani uluslar arası forumlarda işgalci Yahudilerin meşruiyetini artırma, Filistin halkında yeniden 1948 yılında işgal edilmiş toprakların yabancılaşmasını kabul etmeye dönük bir bilinç oluşturma ve Filistin'in tamamının kurtuluşunu değil sadece 67 yılında işgal edilen toprakları kurtuluşunu talep etmeleri için ayaklanan hakları saptırma yönünde devam etmiştir.

Ümmet, bu saptırmaya ve Allah'ın mübarek kıldığı Filistin topraklarının yabancılaşmasın katkıda bulunanları asla affetmeyecektir. Ahiret azabı ise daha şiddetli ve daha çetindir. Keşke bilmiş olsalardı. Ancak Filistin'in, mücrim yöneticileri kökünden söküp atmak ve onların yerine, tüm Filistin'i kurtarmak ve değişime uğramış Yahudi varlığını tamamen ortadan kaldırmak için hem kendilerine hem de ümmetin ordularına liderlik edecek Müslümanların Halifesi'ni nasbetmek için kendisini hazır hisseden ve ümmetiyle birlikte sabit adımlarla yürüyen adamları vardır. Nitekim Hizb-ut Tahrir olarak bizler, bunun için çalışıyor ve Allah'ın izniyle bunun çok yakın olduğuna inanıyoruz. إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا "Kesinlikle Allah emrine galiptir. Allah, her şey için bir kader koymuştur." [et-Talâk 3]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER