Cuma, 25 Şaban 1447 | 2026/02/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Saad Cagravî'den Bir Mektup Kaçırılmam ve Yargılanmam, Hilafet Devleti'ni Kurmaya Dönük Çalışmadaki Azmimi ve Israrımı Artıracağı Gibi Kaçırılmam, Ajan Yöneticilerin Tu

Ben Saad Cagravî, 39 yaşında ve yedi çocuk babasıyım. 26 Kasım 2012 pazartesi günü evimim yakınlarından kaçırıldım. Zira otomobilimi, kendi otomobilleriyle çevirdiler, her tarafımı kuşattılar, sonra da beni ordu liderliğindeki hainlerin talimatlarıyla aldılar ve kaldığım hücredeki gözetleme kamarasının kapatılması derecesinde bulunduğum yerin gizlenilmesini emrettiler! Sanki Keyâni, Zerdâri ve bir avuç hainler, cürümlerinin Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'dan gizli kalacağını sanıyorlar gibi görünmektedir. Halbuki onlar, hiçbir şeyin Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'dan gizli kalmayacağını bilmiyorlar.

O hainler çok iyi bilsinler ki; benim kaçırılmam, sorgulanmam ve yargılanmam, asla beni hak kelimeyi söylemeye karşı sessiz kalmaya zorlamayacağı gibi Hizb-ut Tahrir şebâbından olan bu muhlis siyasî kardeşlerimi de asla korkutamayacaktır. Ayrıca İslam dünyasının dört bir tarafındaki hain yöneticiler de Hilafet'in geri dönüşünü engelleyemeyeceklerdir. Burada Keyâni'nin baltacıları tarafından sorgulandığım sırada Allahu [Subhânehu ve Te'âla] ile müminlerin karşısında Hizb-ut Tahrir üyesi olduğumu vurgulamak için sorgulayan kişilere söylediklerimi tekrarlıyorum. Hizb-ut Tahrir, tüm Müslümanları tek bir devlet altında birleştirmek ve insanların hayat işlerini tanzim etmek amacıyla İslam'ı kamilen bir nizam olarak tatbik etmek için Nebi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna göre Hilafet Devleti'ni yeniden kurmak için çalışan küresel siyasî bir hizibtir. Buna rağmen ben kendimi; bizleri Amerika'nın hegemonyasına boyun büktürmek ve İslam ile yönetimden engellemek için Silahlı Kuvvetlerimizdeki liderliği ve bütün ülkemizi kaçıran bir avuç hainlerin olduğu asrımızdaki gerçek mücrimlerin olduğu bir zamanda sanki suçlu birisiymişim gibi 29 Kasım 2012 günü yargılanmayı beklemek için polis merkezinde buldum. Bunun yanı sıra Keyâni, Zerdâri ile onların yardakçıları olan bu hainler bizden, kendilerine yönelik her türlü suçlamayı ve neredeyse göklere ulaşan ifşa olmuş hıyanetlerini -ki bunlar Silahlı Kuvvetlerimiz ve ülkemize karşı işlenmiş olan suçlardır- onaylamamızı istemektedirler!

Ey Müslümanlar çok iyi biliniz ki; Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın dinini ikame etme ve onu, Hilafet Devleti yoluyla bir yaşam metodu olarak tatbik etme yolundaki herhangi bir fedakarlık, ne kadar küçük olursa olsun  Allahu [Subhânehu ve Te'âla] katında çok büyüktür. Ey Müslümanlar yine çok iyi biliniz ki; Keyâni ile asrımızdaki diğer yalancılar, tutumlarının zayıflığının boyutunu fark etmektedirler. Dolayısıyla kendilerini her taraftan kuşatan gerçekleri susturma girişiminde bulunmak için onları bu çöküntüye iten işte budur. Zira onların Amerikalı efendileri, sömürgeci yönetimin sonunun yaklaştığını gördükleri gibi dünyanın dört bir tarafındaki İslamî ümmetin buna tanık olduklarını da görmektedirler.

Ey Müslümanlar emin olunuz ki; Allah'ın izniyle zafer günü çok yakındır. Ve zafer, benim, Navit Butt'un ve hak sözü söylemelerinden dolayı zulüm gören ve bizim müttefikimiz olacak olan tüm Müslümanların zaferi olacaktır. Dolayısıyla Hilafet'in geri dönüşünü kutlamak için muhlislerin insanların omuzları üzerinde taşınacağı, Keyâni ve Zerdâri gibilerin iğrenç cürümlerinden dolayı yargılanacakları ve zincirlere vurulacakları gün, Allah'ın izniyle çok yakındır. وَيُحِقُّ اللَّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ "Mücrimlerin hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır." [Yunus 82]

Not: Yerel ve uluslararası medya organlarındaki kardeşlerimiz, Lahor / Pakistan'da Gazi Caddesi karşısındaki polis merkezinin A bölümünde benimle röportaj yapabilirler. Merkezin telefon numarası: (0092) 423-572-7470

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İmtiyazlı Ortaklık Anlaşması

Bu girişime, buna eşlik eden medya yaygarasına ve bir taraftan tarafsızlık diğer taraftan da kurtarıcılık çağrılarına muttali olmamızın ardından aşağıdaki hususları mülahaza ettik:

19.11.2012 geçen pazartesi günü, Tunus ile Avrupa Birliği arasında Tunus'un ayrıcalıklı ortaklık mertebesinin gereksinimlerine izin veren bir anlaşma imzalanmıştır ki böylece o, bu mertebeyi veren Fas'ın ardından ikinci Arap devleti olmuştur.

Ne yazık ki ülkenin yöneticileri, bu durumu bir kazanç ve kurtuluş vesilesi olarak sunmuşlar ve her zaman olduğu gibi de uzağı görememelerinin yanı sıra bunun, inanılmaz bir şekilde Batı ile tuzaklarına bağımlılık olduğunu görememişlerdir. Dolayısıyla bu, bugünkü otoritenin bir alternatife ve değişime sahip olmadığını, bilakis İslamî olan her şeye darbe indiren Batı'nın vekili olan Bin Ali otoritesinin yaklaşımını uzattığını teyit etmektedir...

Ülkenin maslahatlarını benimseme ve komploları ifşa etme babından aşağıdaki hususları zikrederiz:

 

1-Bu anlaşma, daha önceki rejimin kurduğu ve propagandasını yaptığı bir anlaşma olup ancak bir takım tekniksel ve koşulsal nedenlerden dolayı gecikmiştir... Nitekim 1995 yılında Tunus ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık anlaşmasının sonuçlarının bir felaket olduğu bilinmektedir. Zira Avrupa sermeyesi ile Avrupa ürününün ülkeye ulaşmasını sağlamış, dahası yatırımcıların sonsuza dek kapsamlı gayrimenkullere sahip olmalarına imkan vermiştir... Ülkenin paralarına gelince; simsarlığa, "araçlara" ve sadece şeklî ortaklığa daha yakın bir hale gelmiş ve iş adamları, her türlü ekonominin mızrak ucu olan sanayilerini değiştirir hale gelmişlerdir. Ticaretmiş, hangi ticaret acaba? Ayrıca sürekli olarak küresel (Avrupa) fiyatı haklı çıkaran fiyatlardaki fahiş pahalılık ile birlikte Batı'nın silip süpüren hegemonyası karşısında rekabet etme düşüncesine bile cesaret edilemeyen "güvenli" kazancı kolaylaştırır hale gelmişlerdir. -Bir kazanç olduğu iddia edilen- gümrüğün iptal edilmesine gelince; devlet bunu, çeşitli başlıklar altında ürüne bağlı dolaylı vergiler yoluyla dengelemektedir...

2-Avrupa Birliği, eşi benzeri görülmemiş büyük bir karışıklık yaşamaktadır. Zira önümüzdeki (2014-2020) yıllarına ait bütçesini onaylamada başarısız olmuştur. Dolayısıyla büyük devletler, zayıflamakla birlikte Avrupa ülkelerinin kurtarıcısı olma rolünden bıktığı gibi Fransa için hayatî önem taşıyan tarım harcamalarını desteklemekten de bıkmıştır. Nitekim Yunanistan, İspanya, Portekiz ve diğerlerinde devam eden çöküntüleri, bunun sonucundaki toplumsal sorunların Birliğin trajik kemer sıkma tavsiyelerini daha da artırdığını bütün herkes bilmektedir. Peki o halde bu yöneticiler, Tunus için nasıl bir gelecek beklemektedirler acaba??

3-Avrupa'nın, diğer ülkelerle olan sözleşmelerinin tamamının, daha fazla müzakere, ülkenin değerler sistemi ve yasal güvenlik temeliyle ilgili olan şartlar içerdiği herkes tarafından bilinir hale gelmiştir. Nitekim bunlardan bir kısmı eşcinsel evliliğin kabul edilmesi ve ceza sistemine "idamın" dahil edilmesidir... Bu öldürücü dikteler gibi bir otorite nerede var acaba??

4-Bu anlaşma, bağımlılığı devam ettirmekte ve ülkenin ve insanların faydasına olan ekonomik programın değişimi noktasındaki cesur icraatların tamamını engellemektedir. Dolayısıyla bu Avrupa Komisyonu Üyesi Stefan Füle, anlaşma sırasında ve sonrasında ülkeye sadece tüketici bir ülke olarak bakmaktadır: "Bizler hızlı sürede yapılacak müzakerelerin, turizm, istihdam ve Tunus ekonomisinin canlanmasında büyük faydaları olacağına inanıyoruz." Nitekim o, gerek havacılık alanında gerekse taşımacılık alanındaki ortaklığa dair yeni anlaşmaların olacağını vurgulamaktadır. Buda doğal olarak şahısların değil hizmetlerin ve paraların taşınacağı anlamına gelmektedir. Çünkü dört yıl önce bu anlaşamaya imza atan bizzat Fas olup hala vatandaşları aşağılayıcı vizelere boyun eğmektedirler...

5-Bu anlaşma, tüm yardım çeşitlerinin azaltılmasına yönelik bir yoğunlaşmanın olacağı daha sonraki ayrıntılı müzakere formülü için bir giriştir. -Aslında bu adlandırmaya izin verilmesi halinde bu olacaktır.- Çünkü Birlik, Avrupa'daki az zengin olan ülkelere yönelik yardımların, daha ziyade bölgesel yardımların azaltılması kararı almıştır. Dolayısıyla söz konusu müzakere göz önüne alındığında o, "sadaka" arayan bir zayıfı, yani güç kaynağının teyit edilmesini arayan Birlik karşısında sadece tek bir devlet olmayı ortaya koymaktadır. Nitekim terörle mücadeleye dönük icraatların talep edilmesi de bundan daha az değildir. Zira buda istihbarat, güvenlik ve belki de askerî tesisleri gerektirecektir... Nitekim çelişkilerden biri de şuan otoritede bulunanlardan çoğunun, boyut ve stratejik farkı olması itibarıyla doksanlarda Tunus ile Avrupa arasında yapılan ortaklık anlaşmasını tasvip etmemeleri, Tunus'un güç sahibi topluluğun içine müzakere için gitmesini talep etmeleri ve Mağrip ülkelerini de bir birlik olarak düşünmeleridir...

Bugün onlar, hiçbir destek, örtü ve garanti olmadan toplumdan habersiz ve izinsiz bir şekilde dolanıp durmaktadırlar...

6-İşi ellerinde tutunlar, Avrupa'daki birçok ülkenin, Avrupa'nın öncelikli çözmesi gereken ve Birliğin önemle odaklandığı nokta olan tarım ve turizm sorununda Tunus benzeri olduğunu bilmiyorlar mı? Peki o halde onlar, çıkar çatışmalarının olduğu bir sırada Tunus için nasıl asillikler yada ganimetler beklemektedirler acaba?

 

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, mugalatalardan ve sapmalardan vazgeçmeye davet ediyoruz. Çünkü yönetimde asıl olan sadece idare değil irade, sorumluluk ve güvenilirliktir... Ayrıca Tunus'un, kendisiyle güçlü, ümmetiyle güçlü olduğunu ve mesela Libya ile birlik olabileceğini vurgularız... Dolayısıyla çok az düşünüp çok az çaba göstermelerinin yanı sıra açık bir şekilde dış bağımlılığa karışan bu yöneticiler, öncelikle bizim iç servetlerimiz için çalışmalı, onu sömürgeci yatırımların bağlarından kurtarmalı ve bu servetleri ayni yada fayda olarak ülke halkına ve Müslümanlara geri vermelidirler. Aynı şekilde öncelikle kendimizi, gerek aşağılık ve sömürü gibi ucuz iş gücü gerekse evlatlarımızın çabalarını gasbaden ve onların ömürlerini tehlikeli sınıra varacak kadar emen ve hiçbir gücü olmayan aşağılık liderliklerin yanı sıra ayrıca bizzat devletin egemenliğini kaybettiği ayrıcalıklı yatırımcıların kazançları yoluyla ülkeyi sadece ucuz üretim istasyonu olarak gören yabancı yatırımlardan kurtarmalıyız. Zira ülkede, finansal açıklama yükümlülüğü olmayan ve korkunç yakıtlar kanunu yoluyla yağmalamaları korunan yada altının çıkarılması gibi aynı şartlar yoluyla yeraltındaki herhangi bir madenin çıkarılmasında yasaya itibar eden yabancı şirketlerin bulunması utanç vericidir. Bu bağlamda insanları, nüfusu sadece 10 milyon olan, bu tehlikeli dosyadaki gerçeklerin gizlenip yalanlanmasıyla yetinilen... sonra da ülkenin, zaruret adına bizim üzerimize daha fazlası imkansız olan kısıtlamalar koyan bu tür anlaşmalara sürüklendiği ülkedeki devasa servetlerden oluşan stratejik stokları keşfetmeye davet ediyoruz...

Allah'ın yeniden inşa etme (yöneticilerinin kuruluş olduğunu iddia ettiği) fırsatı verdiği bu ülkede, yalancı şahitlik yapan, dahası bizzat ümmetin ve gücünün geri dönmesine dönük bu harika özleme karşı suç işleyen politikacıların olması utanç vericidir...

يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّباً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ "Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Zira şeytan, sizin apaçık düşmanınızdır." [el-Bakara 168]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER