Salı, 07 Ramazan 1447 | 2026/02/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Müslüman Bir Kadının Çarpık Bir Başörtüsüyle Spor Olimpiyatlarına Katılması, Suudi Arabistan Rejiminin Gurur Duyacağı Bir Başarı Değildir!

Medya organları bugün, yani el-Muvafık 05.08.2012 Pazar günü, Prens Navaf Bin Faysal'ın, Suudi Arabistan bayan oyuncusu Vicdan Şehrahâni'nin olimpiyatlara katılımını kutladığını aktarmıştır. Bu ise Suudi Arabistan bayan oyuncusunun Londra'da düzenlenen 2012 olimpiyat oyunu yarışmalarına başörtüsüyle katılması hakkındaki geniş tepki ve tartışmaların ardından gerçekleşmiştir. Nitekim rejim ve onun gibiler, bayan sporcu "Vicdan'ın" uluslar arası olimpiyat komitesine çarpık bir başörtüsüyle kabul edilmesini tarihi bir zafer ve giriş olarak görmektedirler! Halbuki Suudi Arabistan rejiminin, kadınların geçen haziran ayındaki katılımlarını onayladığı da bilinmektedir. Nitekim bu dönemde, Londra'daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği şu ifadelerin geçtiği bir beyanatta bulunmuştur: "Suudi Arabistan Krallığı, olimpiyat oyunlarını ifade eden yüksek anlamları desteklediğini ifade eder."

Hizb-ut Tahrir'in Merkezi Medya Bürosu Üyesi Nesrin Nezav, şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur: "Suudi Arabistan'ın, kadın Suudi sporcuların başörtüsüne benzer bir şeyle olimpiyat oyunlarına katılmalarını bir zafer olarak iddia etmesi, bir saçmalıktan ibarettir! Zira İslam'ın, tamamen şeri bir elbise giymiş olsalar dahi kadınların erkekler tarafından izlenen spor faaliyetlerine katılmalarını yasakladığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu katılım, (başı örten) başörtüsünü ve (genel hayat elbisesine dair) elbiseyi temsil eden Müslüman bir kadının şeri kıyafet mefhumu ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca da bu, İslam'ın büyük önem verdiği kadının yaşam mefhumundan ödün vermektir. Buna ilaveten İslam, bu tür oyunlar temelinde düzenlenen iğrenç kavmiyetçiliği de reddetmektedir. Ancak İslamî olmayan bunak rejim, yeniden İslam hükümlerini ve ideolojisini görmezden geldiğini açıklamaktadır. Zira yüksek olarak nitelendirdiği değerler, - erkeklerin şehvetlerini tatmin etmek için kadınların spor faaliyetlerine ve genel hayata açık bir elbise ile çıkmasını kabul eden bir rejim olan- fasit Batılı liberal ideolojinin değerlerinden öte bir şey değildir."

"Artık aslında kralların ve tagut emirlerin çıkarlarını korumak için yasalar çıkardığı halde halkın desteğini almak için şeriatı tatbik ettiğini iddia eden çelişkilerle dolu bu devletin maskesi düşmüştür. Nitekim rejim, kendisine aykırı bir şey gerçekleştirmektedir. Zira bir taraftan şeri bir delil olmaksızın toplumdaki fitneyi önlemek bahanesiyle kadınların otomobil kullanmalarını yasaklarken diğer taraftan onların yabancı bir şoförle otomobillerde bulunmalarına izin vermektedir. Yine bir taraftan yerel seçimlerde kadınlara oy kullanma hakkı verilmesi gerektiğini iddia ederlerken diğer taraftan yöneticilerin zulmüne karşı gösteri yapan kadınları hapsetmekteler ve onların en temel siyasî haklarını çekip almaktadırlar. Ayrıca bir taraftan cinsiyetler arasındaki ayırımın tam bir şekilde uygulandığını iddia ederlerken ancak diğer taraftan ihtilatın ve şeri olmayan ilişkilerin propagandasını yapan Velid Bin Talal ve diğerlerine ait fasit medya kanallarına açıklamalarda bulunmaktadırlar."

"Devrilmeye doğru giden bu rejim, defalarca açık bir şekilde İslam'ı erozyona uğratmak, yöneticilerinin kaprislerini karşılamak ve kendi nefsini korumak için hazırlık yaptığını kanıtlamıştır."

"Sömürgeci İngiltere'nin kurduğu ve İslam'ın kutsallığına muktedir olamadığı bu rejimi söküp atarak izlerini ortadan kaldırmanın zamanı gelmedi mi? Temeli İslam akidesi olmasının yanı sıra hükümlerinin kaynağı ve amellerinin ölçüsü de şeri hükümler olan "Hilafet Devleti'nin" olduğu muhlis bir devlet ortaya çıkarmanın zamanı gelmedi mi? Kadın ve erkekten her birine Allahuteala'nın bahşettiği şeri hakları veren İslam'ın hükümleri de dahil adaletin dünyanın dört bir tarafına yayılması için İslam'ın tatbik edilmesine önem verecek olan bizzat bu devlettir. Kadına yeniden korkusuz bir şekilde seçme ve yöneticiyi muhasebe hakkı verecek olmasının yanı sıra kadınlara otomobil kullanma ve kendi malî işlerini idare etmek imkanı verecek olan da sadece Hilafet Devleti'dir. Böylece kadınlar, şeri kıyafetlerini ve onurlarını korumasının yanı sıra kendilerini, kadının onurunu ve selametini paha biçilmez bir husus olarak gören İslam siyasetleri temelinde koruyan hükümlerden ödün vermeksizin toplum içinde kaynaşıp etkili olabileceklerdir.

Hizb-ut Tahrir kadınları olarak bizler, Suudi Arabistan'daki bacılarımızı kırıntılara ve cüzi reformlara razı olmamaya davet ettiğimiz gibi onları, değişim serabıyla aldatılma hususunda da uyarırız. Dahası onların, Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'ni kurmak için güçlü bir şekilde bacılarıyla birlikte çalışmaları gerekmektedir. Zira arzu ettiğimiz daha iyi bir geleceği sadece bu şekilde gerçekleştirebiliriz."

Allahuteala, şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً "Ey iman edenler! Allah'a, resule ve sizden olan ulul-emre itaat ediniz. Eğer herhangi bir hususta çekişirseniz, -Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve resule götürün. Bu, hem daha hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir." [en-Nisâ 59]

Devamını oku...

Amerikan Terör Bakanı, Ukbe İbn-u Nâfi'nin Ülkesine Ne Hoş Gelmiştir Nede Hoş Bulmuştur وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ "Sakın zulmedenlere meylet

  • Kategori Tunus
  •   |  

Amerikan Savunma Bakanlığı "Pentagon", Savunma Bakanı "Leon Panetta'nın" bugün, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya Suriye'de meydana gelen olaylarla ilgili siyasî ve askerî gelişmelerin doğasının dikte ettiği bir mekik turu bağlamında Tunus'u ziyaret etmeye başlayacağını ve aynı şekilde Mısır, Ürdün ve "İsrail'i" de kapsaması beklendiğini vurgulamıştır. Nitekim bu ziyaret, Obama'nın "İsrail'e" kısa menzilli füze savunma sistemi üretimini genişletmesine imkan verecek 70 milyon dolar ek askerî yardımlara izin vermesi kararına denk gelmektedir.

Ayrıca Amerikan Savunma Bakanlığı Sözcüsü "George Little", Panetta'nın Tunus'u ziyareti sırasında Tunus askerî yeteneklerinin planlama da dahil birçok alanlarda iyileşmesine yardımcı olmak amacıyla iki ülke arasında gelecekteki askerî ilişkiye dönük bir yol haritası çizmeyi planladığını açıklamıştır.


Ey Müslümanlar! Ey Tunus Halkı!

Amerika'nın, İslam'ın ve dünyanın her bir tarafındaki Müslümanların ilk düşmanı olduğu artık sizlere gizli değildir. Zira o, ümmetler arasında bunlarla iftihar edip övünmektedir. Nitekim Savunma Bakanı için belirlenen görev, İslam ülkelerine başından sonuna kadar şüphe tohumları ekmek ve ölümler yaymaktan öte bir şey değildir. Zaten Afganistan'daki masumların katledilmesi hususundaki gerekçesi terörizmle mücadele olmasının yanı sıra askerî planı da Irak'ı yıkmak, halkına soykırım yapmak ve onlardan birçoğunu da yerinden etmek için bir araç olduğu gibi askerî yardımlar da İsra ve Mirac topraklarını kötüye kullanmak amacıyla hala Filistin halkına karşı saldırgan bir araç olmaya ve onlara baskı uygulamaya devam eden Yahudi varlığına olmuştur. Peki bunların ardından, ayakları ve bütün her yerdeki Müslümanların kanları damlayan elleriyle Ukbe İbn-u Nâfi'nin toprağını kirletmesini kabul mü edeceksiniz?


Ey Müslümanlar! Ey Tunus Halkı!

Tunus'taki ayaklanmayı temsil ettiğini iddia eden mevcut hükümet, Batı'ya boyun eğmede ve yönetim, ekonomi ve sonuncusu da askerî alanın olmayacağı diğer alanlardaki politikalarını ipotek ettirmede zirveye ulaşmıştır. Tabii bizler, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetin kabul etmeyeceği bu zillet ve aşağılanmaya razı olursak. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ "Sakın zulmedenlere meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur." [Hûd 113]

Ve Subhânehu, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Dahası bu ülke, demokratik geçiş sürecine destek olarak adlandırdıkları bir adlandırma adı altında dünyadaki bütün komplocuların kıblesi haline gelmiştir. Hakikatte ise bu, tokalaşmak bilakis gerektiğinde kucaklaşmak için Batı'ya uzanan elleri yok eden ayaklanmanın alevini söndürme sürecidir.

Nitekim anayasa çıkarılmasına temel olarak kitap ve sünnetin alınmasına karşı isteksiz olunurken Burgiba ile Bin Ali tarafından yönetilen ve felaketlerden başka da bir hayrını görmediğimiz laik cumhuriyet rejimi ile rejimin eski yüzlerinin hassas pozisyonlar ile Batı'ya kur yapan ve onu hoşnut etmeyi araştıran diğer pozisyonlara geri getirilmesi kutlanmaktadır. Halbuki Allahu Subhânehu, akide ve İslam düşmanlarının bizden hoşnut olmalarının şartını kerim kitabında bizlere beyan etmiştir. Zira Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ "Yahudiler de Nasraniler de sen onların dinine tabi olmadıkça asla senden razı olmayacaklardır." [el-Bakara 120]


Ey Müslümanlar! Ey Tunus Halkı!

Başta Amerika olmak üzere Batı'nın, ayaklanmaya karşı komplo kurma ve bir biri ardına onu kaçırma girişimi Suriye'ye kadar ulaşmıştır. Zira bölgedeki diğer devletler ve hükümetleri, Allah'ın izniyle Dâr-ul İslam'ın merkezi olacak olan Şam beldesindeki halkımıza gelecek komplonun bir parçası olacak yeni bir ayaklanma istemektedirler. Buda İslam'ın yönetime ulaşmasını ve Halep ile Şam'ın arasındaki hilalini ortaya çıkaracak olan Hilafet'in kurulmasını engellemek içindir.

Bu planları durdurmanın, düşmanları yenmenin, tuzaklarını kendi başlarına geçirmenin ve planlarını iptal etmenin tek yolu, azim İslam ideolojisine sımsıkı sarılmak ve ümmetin ayaklanmasını Hilafet Devleti olan devletini kurmak için İslam temelinde tamamlamaktır.

Aha işte Hizb-ut Tahrir sizlere, Tunus'ta dahil İslam dünyasının her bir bölgesinde bu azim farzı hatırlatmasının yanı sıra şebabı da ümmetin ayaklanmasını tamamlamak ve önemsiz meselelerinin içerisinde boğulduğumuz ve anayasa taslağı meselesini unuttuğu gibi dahası İslam'dan başka bir alternatif kabul etmeyen Müslümanlar için bir formül bile hazırlamayı unutan kurucu meclise benzer Allah'ın dışında yasa yapan meclislerin ayakları altındaki halıyı çekmek için sizin aranızda sizinle birlikte çalışmaktadırlar.

O halde sadece Allah'ı dost edinelim, O'nun dışındakilerden vazgeçelim, Batı'yı razı edip ondan razı olan, onun tarafından bir musibetin ulaşmasından korkan ve böylece kendisi için Allah'ın izniyle Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'in takip edeceği zorba krallığın kalıntılarından olmayı tercih eden hükümetlere iltifat etmeyelim ki O'nun nusretini gerçekleştirmeye ehil olabilelim.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ، فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ "Ey iman edenler Yahudileri ve Nasranileri dost edinmeyin. Çünkü onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Şayet sizden her kim onları dost edinirse o onlardandır. Muhakkak ki Allah zalimler toplumunu hidayete erdirmez. Kalplerinde hastalık bulunanların: Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih yahut katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır." [Maide 51 52]

 

Devamını oku...

"Geçiş Hükümeti" Konferansı Bağlamında (Muhalif) General Manaf Talas İhram Elbiseleriyle Görülmüştür

  • Kategori Suriye
  •   |  

Son zamanlarda, Suriye'deki değişim sürecine liderlik edecek olan geçiş hükümeti hakkındaki konuşmaların yanı sıra Amerika'nın kendi anlayışına göre oluşturulmasını istediği iddia edilen bu "ulusal" hükümet hakkındaki konuşmaların arttığı bir sırada daha önceki şerefli muhlis subay ve askerlerin kendiliğinden gerçekleşen doğal bölünmelerde görmediğimiz özel bir yöntemle ayrılan Suriyeli General Manaf Talas sahnede görülmüştür. Evet General Talas, kendisi için çizilen rolün hakikatini ifşa eden sözleri ekranlarda ve basın yoluyla açıklamak için spekülasyonlara fazla zaman bırakmaksızın sahnede görülmüştür. Zira o, "krizden çıkmak ve Suriye'nin çizgisini olduğu üzere hatta en güzeline hadaratsal bir yöntemle geri iade etmek için bir yol haritası belirlenmesini" umut ettiğini söylemiştir. Buna ek olarak bizler şunu sorarız: Suriye, babası General Mustafa Talas'ın, iktidarı dönemi boyunca ve 1972 2004 yılları arası döneme uzanan mücrim Beşar'ın iktidarının başlangıcına kadar Savunma Bakanı olduğu helak olmuş Hafız'ın iktidarı altında güzel olmuş mudur ki? Nitekim o vakit Manaf, 1994 yılında ölen önceki veliaht Basi Esad'ın yakın bir dostu idi. Böylece miras ikinci oğul Beşar' geçtiği gibi Manaf Talas'ın dostluğu da bununla birlikte geçmiştir. Dolayısıyla akıl sahibi herkes için, muhalif generalin zihninde, Esad ailesi ile Mustafa Talas'ın fitne fesat saçtıkları en karanlık süreçte bile Suriye'ye dönük bir tarih olmadığı gayet açıktır. Ayaklananlara gelince; onlar, derisini değiştirse ve hatta selefleri Hafız, Basil ve Beşar'ın göründükleri gibi ihram elbiseleriyle tam bir umre yapar şekilde ekranlarda görünse dahi onun yalan dolanlarına inanmasınlar. Zira Allahuteala, şöyle buyuruştur:

يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ  فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ "Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun da farkında değillerdir. Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını artırmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır." [Bakara 9 10]

Amerikan "Wall Street Journal" Gazetesi, Barak Obama yönetimindeki Amerikalı yetkililerin şu sözlerine yer vermiştir: "General Manaf Talas'a odaklanılmalıdır. Zira o, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın yakın bir dostu olup Suriye Ulusal Konseyi'nin muhalefeti tek bir cephe altında mobilize edebilme bağlamındaki umutların kaybolduğu sırada yükselişe geçen, bölgedeki Amerikan politikasının vaftiz babası Ahmet Davutoğlu'nun 27.07.2012 günü kabul ettiğini açıkladığı, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre ayrılan Suriyeli subayların çoğalması ve bir küsur yıldır da Türkiye'de bulunmaları üzerine Davutoğulu ile görüşen ilk asker de muhalif general Manaf'tır." Nitekim bu ziyaret, Türkiye başbakanı Recep Tayyib Erdoğan'ın, Esad otoritesini kaybetmeye başlamıştır ve muhalif güçlerin de Suriye'deki işleri kontrol eder hale geldiklerini görmekteyim dediği açıklamalarıyla çakışmaktadır. Böylece iğrenç Amerika ile Türkiye'deki ajanlarının, meyvesini toplamak istedikleri bu ayaklanmaya dönük komplo manzaralarından bir manzara ortaya çıkmaktadır.

Ey Suriye'deki Ayaklanan Müslümanlar!

Esad rejiminin, nasıl bölgedeki Amerikan politikasına hizmet ettiği ve nasıl Yahudi devletinin sınırlarını güven altına aldığı artık sizler için açık bir hale gelmiştir. Peki Manaf ve babası, hıyanet ve ajan elbisesine bürünmüş bu rejimin bir parçası değiller midir?!... Yine Hüseyin Harmuş gibilere kapanan Türkiye kapılarının Manaf Talas'a nasıl açıldığı da artık sizler için açık bir hale gelmiştir!!

Müslümanlar çok iyi bilsinler ki; Amerika, muzdarip Suriye ile özgür ve kahraman halkına karşı olan terörist cürümsel planlarını yürütmektedir. Bunu da akan kanları ve yıkılan şehirleri umursamaksızın gerek nüfuzunu gerekse de Yahudi devletinin güvenliğini garantilemek için yapmaktadır. Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, Amerika'nın planlarını hayal kırıklığına uğratmak ve Amerikan ajanı olmasının yanı sıra Amerika ile "İsrail'in" çıkarları için Suriye'deki insanlara ve ağaçlara karşı en iğrenç cürümleri işleyen mücrim Suriye rejimini devirmeden önce Amerika ile birlikte komplocuları da devirmek için uyanık olmaya çağırmaktadır. Zira bizler, şehitlerin tertemiz kanlarını, kahraman gençlerimizin fedakarlıklarını ve muhlis subaylarımızın çabalarını, Amerika'nın veya ajan Ulusal Konseyin veya Doğu ile Batı'nın kapılarını yol edinen siyasî şahsiyetlerin ucuz bir dağcı gibi istismar etmelerine razı değiliz. Bilakis bizler, bütün özgür ayaklanmacıları (Dâr-ul İslam merkezi) Şam'ın Suriye'sini kurtarmaya çağırıyoruz. Buda ancak Hilafet Devleti'ni kurarak Allah'ın şeriatını ikame etmek için çalışmakla mümkündür. O halde Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, ثم تكون خلافة راشدة على منهاج النبوة "Sonra Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet olacaktır", dediğinde genelde Müslümanlar için kurulacağı ve عُقْرُ دَارِ الإِسْلامِ بِالشَّامِ "İslam Dârı'nın merkezi Şam olacaktır" dediğinde ise özelde Şam ülkesinin halkı için olacağı şeklindeki vaatlerine güvenen Hizb-ut Tahrir ile birlikte olunuz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan, Suriye Ayaklanmasına Destek Vermek İçin Suriye Büyükelçiliği Önünde Bir Gösteri Düzenlemiştir Artık Tagut Beşar'ın Vaktinin Sonu Gelmiştir ve Şimdi Vakit Hilafet Devleti Vaktidir

Hizb-ut Tahrir 26 Temmuz 2012 Perşembe günü, Pakistan'ın başkenti İslamabad'daki Suriye Büyükelçiliği'nin önünde bir gösteri düzenlemiştir. Nitekim göstericiler, Suriye'deki cesur Müslümanlara destek vermek için Büyükelçiliğin önünde durarak üzerinde "Artık Suriye Tagutu Beşar'ın Vaktinin Sonu Gelmiştir ve Şimdi Vakit Hilafet Devleti Vaktidir" ve "Hilafet Devleti, Ümmetin Vahdetidir" yazılı pankartlar taşımışlardır. Protestocuların bu gösterisi, Suriye'de bir küsur yıldır cereyan eden ve hayatını kaybeden binlerce şehidin ortasında ikinci Ramazan'a tanık olan ayaklanmaya destek vermek için gerçekleşmiş olup tagut Beşar'a bağlı tanklara ve savaş uçaklarına meydan okuyan, sürekli "Halk Yeniden Hilafet İstiyor" sloganlarını tekrarlayan ve Hilafet Devleti'nin kurulmasına dönük nusret bulmaları için Silahlı Kuvvetleri içerisindeki kardeşlerinin büyük bir sabır göstermelerini talep eden Müslümanlara sempati duymuşlardır. Ayrıca göstericiler, ayaklanmanın başında tagut Beşar'ın yanında yer alan ancak son zamanlarda taguta karşı olan halka katılan Suriye Silahlı Kuvvetleri'ndeki subaylara ilham veren güçlü bir imana sahip halka da saygı duymuşlardır.

Gösterticiler, müminlere nusret vermesi ve Şam topraklarının mübarek toprağında bulunan Suriye'deki bu ümmeti bu kerim ayda Hilafet ile nimetlendirmesi için Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya dua etmişlerdir. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur:

أَلاَ إِنَّ عُقْرَ دَارِ الإسلام الشَّامُ "Dikkat edin! Dâr-ul İslam'ın merkezi Şam olacaktır."

Bunun içerisinde İsa İbn-u Meryem [Aleyhi's Selam]'ın Deccal'ı öldürmesi ve İsa İbn-u Meryem [Aleyhi's Selam] ile birlikte Müslümanların, krallarının galip gelmesi için Hindistan'dan gelecek olan kimselerle karşılaşması ve onları demirden zincirlerle sürüklemeleri de vardır.

Ayrıca göstericiler, İslam ülkelerindeki Silahlı Kuvvetleri'nin arasındaki en büyük güçlerden birisi olan ve askerlerinin sayısı 5.9 milyonu aşan Pakistan Silahlı Kuvvetleri içerisindeki muhlis subaylara, İslam'ın ve Müslümanların çağrısına karşılık vermeleri çağrısında bulundukları gibi Keyâni ile siyasî ve askerî liderliklerdeki hain dolandırıcı zümresini kaldırıp atmaları ve dünyanın en güçlü devleti olmak için İslam ülkelerini birleştirecek olan Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Devleti'ni kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri çağrısında da bulunmuşlardır.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ بِنَصْرِ اللَّهِ

"İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

Zaferin Yakınlaşması Kalplerde Olan "Korkuyu" Açığa Çıkarmaktadır

  • Kategori Türkiye
  •   |  

18 Temmuz'da Esad'ın kalbine indirilen ağır darbeden sonra, Suriye'nin önemli şehirlerinden biri olan Halep'in kuşatılması ile Müslümanlar Bilad'uş Şam'da zafere daha da yaklaşıyorlar. Ancak kıyamın başladığı günden bu güne zalim Esed'e zaman kazandırmak için türlü planlar uygulamaya koyan Batı, oldukça rahatsız. Eğer sömürgeci Batı'nın Müslümanların topraklarında kendisine hamilik yapan yöneticileri olmamış olsaydı, bu rahatsızlığı tam bir panik ve krize dönüşecekti. Batı'nın bu sinsi planlardan en önemlisi, ayaklanmaların başından beri Suriye konusunda oluşturulmuş olan devletlerarası kutuplaşmadır. ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler güya devrime destek veriyormuş gibi politika güderlerken, Rusya, Çin ve İran ise rejimin destekçisi kesiliverdiler. Lakin ortak dertleri, Suriye'de Baas rejiminin devrilmesinden sonra bir İslam Devleti'nin kurulmasından duydukları endişedir. Küfrün kirli entrikalarla üzerini örtmeye çalıştığı asıl korku, işte budur!

Türkiye ise "iyi polis" konumuyla bu kirli planın bir parçası olarak rol üstlenirken, çirkin yüzünü örten maske ağır ağır düşmeye başlıyor. Zira Suriye'nin kuzeyindeki hareketlilik üzerine Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Erbil'de Barzani ile yaptığı görüşme sonrasında yapılan açıklama bunu yansıtıyor: "Birlikte bazı adımların atılması konusunda anlayış birliğimiz var... Suriye'de güç boşluğundan yararlanmaya çalışacak (etnik ve dini) örgütler ortak tehdittir... Yeni Suriye, terör örgütleri ya da radikal gruplardan hali (boş) olmalıdır" Peki hem Türkiye, hem de Barzani için ortak olan tehdit nedir? PKK ise şayet, PKK'nın zaten hamisi olan Barzani için neden tehdit olsun? Siyasi altyapıları zayıf bilinen Suriye'deki Kürtler ve Türkiye sınırında bir devlet kurmaları ise şayet, Barzani neden onlara destek versin, niçin askeri eğitimden geçirsin? Dolayısıyla geriye yalnız tek bir tehdit kalıyor. Her ikisi de laik olan Türkiye Cumhuriyeti ve Kürdistan bölgesel hükümeti'nin algıladıkları ve birlikte tavır takınma gereği duydukları bu ortak tehdit, Suriye'de İslami bir devlet kurulmasından başka ne olabilir ki?

Türkiye'nin ve aslında ABD ve Batı'nın da ortak kaygısı, rejim yıkıldıktan sonra Suriye'de İslami bir devletin kurulması ile birlikte, kurulması muhtemel bu devletin Müslümanlarda oluşturacağı coşku ve heyecanın diğer Müslüman topraklara sıçramasıdır. Bir buçuk senedir akan kana, yapılan katliam ve tahribatlara seyirci kalan Türkiye'nin, son zamanlarda Suriye sınırında birtakım askeri yığınaklar ve tatbikatlar yapması elbette sadece Suriye'nin kuzeyinden duyulan endişeyle açıklanamaz. Türkiye'nin Kürt oluşumlarına alerjisi vardır madem, neden Irak Kürdistanı ile merkezi Irak hükümetinden daha sıcak ilişkiler kuruyor? Neden Barzani ile ortak tehdit belirleyip, ortak tavır benimsiyor?

Ey Müslümanlar! Suriye'de yaşananlar, insaf ve iman sahibi her Müslümanın kalbini yaralamakta, içerisinde bulunduğumuz şu mübarek Ramazan ayında dualarının ve yakarışlarının parçası olmaktadır. Muhakkak ki Ramazan, İslam tarihi boyunca zaferlerin, başarıların ve fetihlerin ayı olmuştur. Umulur ki Suriye'de süren acımasız vahşet, Allah'ın izniyle bu Ramazan'da son bulacak, Müslümanlar Allah'ın nusreti ve zaferiyle ferahlayacaklardır. Kâfirler ve onları dost edinen rejimlerin iğrenç entrikaları da Allah'ın yardımıyla boşa çıkacak ve bu uğurda sarfettikleri gayretler heder olacaktır.

Ey Müslümanlar! İşte Hizb-ut Tahrir, Suriye kıyamının başından beri azgın zalime karşı Müslümanlarla omuz omuza durmakta ve devrimin Hilafet Devleti'nin kurulması ile taçlanması için Ümmete haykırmaktadır. Aynı zamanda kâfir Batı ile güdümündeki bölge ülkelerinin İslam ve Müslümanlar aleyhindeki şerir planlarını açığa çıkarmakta ve Şam topraklarında İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin yeniden kurulması için tüm gücüyle çalışmaktadır.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ "İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya vardığında hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Şüphesiz Allah hesabı çarçabuk görendir." [Nur 39]

 

 

 

Devamını oku...

إِنَّ أَفْضَلَ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ "Cihadın en efdali zalim sultan karşısındaki hak sözdür."

  • Kategori Bangladeş
  •   |  

Azim olan Allah, şöyle buyurarak doğru söyledi:

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ "Her kim Allah'ın indirdikleriyle yönetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir." [el-Maide 45]

İşte bu ayet, Şeyha Hasina hükümeti ile tatbik etmiş olduğu sisteme, tamamen intibak etmektedir. Zira demokratik sistem, bir küfür sistemi olup zulüm hükümetini tatbik eden ise Şeyha Hasina hükümetidir:

- İnsanlara, İslamî olmayan yasaları dayatmak, bir zulümdür.

- Milyonlarca insanı, temel ihtiyaçlarından mahrum bırakmak ve onları yoksul bir yaşama zorlamak, bir zulümdür.

- İnsanları, temel ihtiyaçlarını karşılamak için gece gündüz çalışmak zorunda bırakan kapitalist ekonomik sistemini tatbik etmek, kağıt paranın kullanılması nedeniyle de yaşam ihtiyaçları fiyatlarının artmasına katlanmak için ceplerini dibine kadar kazımak zorunda bırakmak ve insanları hiçbir kıymeti olmayan şeyleri biriktirmeye sevk etmek, bir zulümdür.

-Anne ve babalara, evlatlarının mezun oldukları gün iflaslarını ilan etmeyi dayatan ayrımcı eğitim sisteminin tatbik edilmesi, ardından hükümetin bu mezun olanlara iş fırsatı sağlamada başarısız olması ve dolayısıyla yüz binlerce öğrenim görmüş kişilerin ortaya çıkması, zulüm amellerinden bir ameldir.

-Uygun iş fırsatları sağlamada başarısız olmak ve dolayısıyla insanları, ağır vasıtalar kullanmaya sürüklemek gibi zor işlerde çalışmak zorunda bırakmak, bir zulümdür.

-Kamu mallarını özelleştirmek, enerji üretimi için özel istasyonlar inşa etmek, jeneratörler kiralamak, elektrik fiyatlarını yükseltmek, hükümetin halka yarım gün bile enerji sağlamakta başarısız olması ve bunun da insanları yaz sıcağında kavrulmaya terk etmesi, aynı şekilde bir zulümdür.

-Halkın servetinin, adaletsiz vergi sistemleri yoluyla devletin hazinesinde depolanması ve ardından da servetlerin yağmalanması, bir zulümdür.

-Hasina ile hükümetinin politikalarını eleştirmelerinden dolayı insanların sıkıştırılması, tutuklanması, kaçırılması ve işkence edilmesi, bir zulümdür.

-İnsanlara casusluk yapması için casuslar ağı kurulması ve bunun da onları, kaçırılmaya ve işkenceye maruz kalmak gibi hayatlarını korku içerisinde yaşamak zorunda bırakması, bir zulümdür.

-İslam davetini taşımalarından dolayı inanların sıkıştırılmaları, tutuklanmaları ve işkence görmeleri, bir zulümdür.

-(Hasina'nın, Sınır Muhafızları katliamında yaptığı gibi) muhlis subaylar İslam'ın yada ulusal çıkarların yanında yer almasınlar diye ordu subaylarını tasfiye etmek yoluyla korku atmosferlerinin oluşturulması ve kaçırma, tutuklama ve görevden ayırma yoluyla da ordunun muhlislerden "temizlenmesi", zulüm amellerinden bir ameldir.

 

Ey Müslümanlar!

Bu, mevcut demokratik rejim ile Hindistan, Haçlı Amerika ve müttefiklerinin ajanı olan Şeyha Hasina hükümeti tarafından gerçekleştirilen sayısız zalim amellerin sadece küçük bir listesinden ibarettir. Peki bu durumda sizlerin vacibi nedir? Ne yapmanız gerekmektedir? Şahsi ihtiyaçlarınızı elde etmekle meşgul olmaya devam mı edeceksiniz? Yoksa sanki bu durum, reddedilmesi imkansız olan Allah'ın bir kazasıymış ve sanki bu konuda hiçbir şey yapamazmışsınız gibi günlük işlerinize gitmeye devam mı edeceksiniz? Yada aynı zulmü işlemeye devem etme imkanı bulsunlar diye -Haçlı Amerika ve müttefiklerinin ajanları olan Bangladeş Ulusal Partisi Koalisyonu gibi- demokratik rejimin diğer bir mücrim yüzü için oy kullanmak amacıyla önümüzdeki seçimleri mi bekleyeceksiniz? Yoksa Amerikalılar ile müttefiklerinin, insanların, Avami Birlik Partisi ile kaynama noktasına gelen Bangladeş Ulusal Partisi hakkında hayal kırıklığını hissettiği bir vakti mi bekleyeceksiniz? Yada onların ajanları olan sivil veya askerlerden diğer bazı yüzlerin otoriteye gelmelerini mi bekleyeceksiniz? Yoksa emperyalistlerin ellerinde bir kukla haline gelmeyi mi bekleyeceksiniz?

Sizler, Subhânehu ve Te'âla'nın şu hak kavli ile Nebi [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın şu kavlini işittiğiniz halde despot demokratik rejim ile tagut Hasina'nın karşısında sessiz kalmayı tercih etmektesiniz:

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ "Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmaz. Bilin ki Allah'ın azabı çetindir." [el-Enfâl 25]

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ "Nefsimi elinde bulunduran zata yemin olsun ki ya marufu emredersiniz ve münkerden sakındırırsınız ve zalimin elini tutar, onu tam bir çevirme ile hak üzere çevirir ve onu tam bir zorlama ile hak üzere zorlarsınız, yahut Allah kiminizin kalplerini kiminiz üzerine kilitler, sonra onları (yani İsrailoğullarını) lanetlediği gibi sizi de lanetler!"

Hizb-ut Tahrir sizleri, Allah'ın öfkesi genelleşmeden önce tagutun ellerinden tutmaya davet etmektedir. Yoksa yapmış olduklarınızdan dolayı pişman olursunuz. İşte Firavun ile mücadele eden müminlerde sizler için bir ibret vardır:

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي أَقْتُلْ مُوسَى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَنْ يُظْهِرَ فِي الأَرْضِ الْفَسَادَ.... وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَانَهُ أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ "Firavun dedi ki: Bırakın beni de Musa'yı öldüreyim. (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum... Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mümin adam şöyle dedi: Siz bir adamı, Rabbim Allah'tır diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir." [Mumin 26 28]

Üzerinde yürümeniz gereken sahih yol ve yapmanız gereken çalışma işte budur. Ayrıca Subhânehu ve Te'âla'nın, tam bir sureyi "Müminler" suresi olarak adlandırdığını da unutmayın. Çünkü onlar, Firavun misali tagutların karşısında durmuşlardır. Nitekim tagutların ve zalimlerin kıssaları hala bugünümüze kadar gelmektedir. Dolayısıyla sizleri, Firavun gibilerin karşısında durmaya davet ettiğimiz gibi bu zamanın Firavunlarından birisi olan Hasina'nın da karşısında durmaya davet ediyoruz.

Ey Müslümanlar!

Kendisini, nefsinizden, herhangi bir kişiden yada bu dünyadaki diğer herhangi bir şeyden daha çok sevdiğiniz Muhammed [Aleyhi's Selam], şu hadiste marufu emretmeyi ve münkerden nehyetmeyi emretmiştir:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ قُلُوبَ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ "Nefsimi elinde bulunduran zata yemin olsun ki ya marufu emredersiniz ve münkerden sakındırırsınız ve zalimin elini tutar, onu tam bir çevirme ile hak üzere çevirir ve onu tam bir zorlama ile hak üzere zorlarsınız, yahut Allah kiminizin kalplerini kiminiz üzerine kilitler, sonra onları (yani İsrailoğullarını) lanetlediği gibi sizi de lanetler!"

Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şayet marufu emredip münkerden nehyetmezseniz, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın dualarınıza icabet etmeyeceğine dair Allah'a yemin etmiştir. Aha işte sizler, bunun doğruluğunu hissetmektesiniz. Zira her gün beş vakit namaz kılmanıza ve her bir vakitte de (ربنا آتنا في الدنيا حسنة Rabbimiz bize dünyada iyilik ver...) diyerek dua etmenize rağmen sefil yaşantınız günden güne arttığı gibi her gün acılarınız da artmaktadır.

Kendi nefsinizi kurtarmak için marufu emretmenin ve münkerden nehyetmenin ferdî bir amel olup yönetici bundan istisnadır şeklinde yanlış bir anlayışa sahip olmayınız. Zira İslam, siyasî bir din olup emirleri yönetimi de yöneticileri de kapsamaktadır. Hakeza Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], anlaşılır bir dille açıklamış ve özellikle de yöneticiye marufu emredip münkerden nehyetmek yoluyla zalimin elinden tutmayı emretmiştir.

Ayrıca Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], zalim yöneticinin elinden tutmayı cihadın en efdali olarak nitelendirmiştir ki sizlerin de bildiği üzere cihad, dinin doruk noktasıdır.

أَفْضَلَ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ "Cihadın en efdali zalim sultan karşısındaki hak sözdür." [Ebu Davud tahriç etti]

Buna ilaveten Nebi [Aleyhi's Salatu ve's Selam], bu farzı yerine getirirken öldürülen kişiyi şehitlerin efendisi Hamza İbn-u Abdulmuttalib [Radıyallahu Anh]'a benzetmiştir.

سيد الشهداء حمزة بن عبد المطلب، ورجل قام إلى إمام جائر فأمره ونهاه فقتله "Şehitlerin efendisi Hamza İbn-u Abdulmuttalib'tir ve zalim yöneticiye karşı çıkıp ona (marufu) emreden ve onu (münkerden) nehyeden ve (bunun için) katledilen kimsedir."

Peki bizim, bu sözün ardından artı bir söze ihtiyacımız var mıdır? Zira söz açık, bu amelin ecri kazançlı, sevabı büyük ve onu eda etmeyi ötelemenin cezası ise şiddetlidir.

Ey Kuvvet Ehli!

İnsanlara intibak eden sizlere de intibak etmektedir. Hatta sizlere intibak eden insanlara intibak edenden daha büyüktür. Zira Kendisini, insanların sevdiği gibi nefsinizden, herhangi bir kişiden yada bu dünyadaki diğer herhangi bir şeyden daha çok sevdiğiniz Nebi [Alehi's Salatu ve's Selam] sizlere, münkeri ortadan kaldırmak için güç kullanma görevini farz kılmıştır. Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

من رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإيمَان "Sizden her kim bir münker görürse onu eli ile değiştirsin. Gücü yetmezse dili ile, gücü yetmezse ona da kalbi ile (buğzetsin). Bu ise imanın en zayıfıdır."

Şüphesiz sizler, gücünüzü kullanmaya muktedir olduğunuz gibi elinizde Şeyha Hasina iktidarının altını üstüne getirmeye muktedir maddi güç de bulunmaktadır. Zira o, subay arkadaşlarınızın katilidir. Bu nedenle sizlerin sorumluluğu sizin dışınızdakilerden daha büyük olmasının yanı sıra aslında kalp ile inkar etmek de yapmaya muktedir olduklarınızı yapmaktan muaf tutmayacağı gibi bu, imanın en zayıfıdır. O halde ellerinizi, bu rejimi ve zalim Şeyha Hasina hükümetini yıkıp Hilafet'i kurmak amacıyla Hizb-ut Tahrir'e nusret vermek için uzatınız.

Ey Müslümanlar! Ey Kuvvet Ehli!

Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın indirdikleriyle olan yönetimi yeniden başlatmak yoluyla sizlere karşı işlenen zulme son verecek olan Hilafet Devleti olduğu gibi insanların temel ihtiyaçlarını garantileyecek olan da sistem de Hilafet Devleti'dir. Dolayısıyla insanlara yakışır görevler sağlayacak olmasının yanı sıra elektrikte ve yakıtlarda özelleştirme olmaksızın insanlara herkesin erişebileceği fiyatlarla mal ve hizmetler sağlayacak ve fakirlerin diğerlerinden daha çok acı çekmesine sevkeden katma değer vergisi (KDV) gibi adil olmayan herhangi bir vergi sistemini dayatmayacak olan da bizzat odur. Böylece insanların servetleri yağmalanmayacağı gibi hırsızlar da korunmayacak yada onların siyaset dünyasına girmelerine izin verilmeyecektir. Ayrıca Hilafet, vatandaşlar için casusluk yapmayacağı gibi onları kaçırmayacak ve işkence de etmeyecektir. Dahası Hilafet, emperyalist düşmanlara hizmet etmek için ordu subaylarını öldürmeyecektir.

Sizleri, kafir demokratik rejimin zulmü ile Hasina ve Halide'nin zulmünden gerçekten kurtaracak olan bizzat Hilafet'tir. O halde zulme karşı korkmaksızın birleşerek Hilafet'i kurmak için acele ediniz. Zira gerek bu rejimden gerekse de Şeyha Hasina'dan korkmanızı gerektirecek hiçbir şey yoktur. Nitekim nefislerinizde, sevdiklerinize ve rızkınıza karşı hissetmiş olduğunuz korku yada sıkıştırılma, tutuklanma veya kaçırma operasyonları korkusu, taşlanmış olan Şeytan'ın vesveseleridir.

إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ "İşte o Şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. O halde -eğer iman etmiş kimseler iseniz- onlardan korkmayın, Benden havf edin (korkun)!" [Âl-i ‘İmrân  175]

Korku duvarlarını yıkan ve rejimleri bir biri ardına kaldırıp atan Arap ülkelerindeki kardeşlerinizden ibret alın. Zira silahların, kurşunların, tankların ve uçakların onlara bir faydası olmamıştır. Dolayısıyla tagutların ve despot rejimlerin hakikati işte budur. Çünkü onlar, giderek artan ayaklanmacılardan oluşan insan seli önünde zayıf ve ödlektirler. Şayet gücünüzü birleştirirseniz başta Hasina ve onu çevreleyen zümresi olmak üzer bu rejimi devirecek ve onların, Zeynel Bin Abidin Bin Ali gibi uçaklara binip kaçtıklarını veya Kaddafi gibi kanalizasyon tünellerinde gizlendiklerini veya da sonunda Mübarek gibi tutuklanıp mahkemelere sürüklenerek cezaevinin derinliklerine gönderildiklerini göreceksiniz. Bu nedenle Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'dan başkasından korkmayınız ve Hizb-ut Tahrir ile birlikte yan yana bu demokratik rejime ve zalim hükümete karşı hak sözü söylemeye başlayınız.

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لا يَحْقِرَنَّ أَحَدُكُمْ نَفْسَهُ أَنْ يَرَى أَمْرًا لِلَّهِ عَلَيْهِ فِيهِ مَقَالا ثُمَّ لا يَقُولُهُ فَيَقُولُ اللَّهُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَقُولَ فِيهِ فَيَقُولُ رَبِّ خَشِيتُ النَّاسَ فَيَقُولُ وَأَنَا أَحَقُّ أَنْ يُخْشَى "Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur: Hiçbiriniz kendisini tahkir etmesin.  Bir kimse öyle bir şey görür ki, onunla ilgili bir şey söylemesi Allah'ın onun üzerindeki hakkıdır. Fakat o, bu hususta konuşmaz. (Yani, insanlardan çekinip konuşmamakla nefsini tahkir etmiş, alçaltmış olur). Allah da (kıyamet günü ona): Şu şu hususta seni konuşmaktan engelleyen neydi? Der. O da: Rabbim insanlardan korktum, der. Allah da: en çok korkulması gereken benim, der."

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيدًا يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا "Ey iman edenler! Allah'tan ittika edin ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir kurtuluşa ermiş olur." [Ahzab 70 71]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İslam Cumhuriyeti, Küfrü Tatbik Eden Laik Bir Sistemdir

Afgan güneş saatine göre 27. Saratan el-Muvafık 17. Temmuz 2012'de Benoc Haber Ajansı, sömürgeci dört Fransız askerini öldüren ve diğer 15'nide yaralayan Afganistan ulusal ordusundaki asker Abdussabbûr'un, Selab askeri mahkeme tarafından ölüm cezasını çarptırıldığını açıklamıştır. Bu asker, askerî mahkemeye sömürgeci güçlerin son on yıl boyunca Afganistan'ın dört bir tarafında hala çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere binlerce masum Müslümanı katletmeye devam ettikleri bir sırada getirilmiştir. Zira onlar, masumları vahşî bir şekilde katletmektedirler. Örneğin katlettiklerinin cesetlerini yakmaktalar ve katletmeden önce de kadınlara tecavüz etmektedirler. Buna dair en meşhur örnek ise Kandahar vilayetindeki Panjwayi katliamıdır. Zira haçlı Amerikan askerleri, daha dört ay önce köylülerden 17 sivili katletmişler, ardından cesetlerini yakmışlar ve onlarca masumu katleden Amerikalı askerlerden herhangi birisi de ne yargılanmış nede mahkemeye çıkarılmışlardır. Çünkü hain Afganistan hükümeti, Afganistan'da cürümler işlemiş olsalar bile sömürgeci güçlere yasal dokunulmazlık vermiştir. Buda Afganistan Cumhuriyeti otoritelerinin köle olduklarının açık bir kanıtıdır.

Diğer bir davada ise bir suçlunun, cinsel saldırıda bulunması nedeniyle Kabil'deki Asliye Mahkemesi tarafından 16 yıl hapsine hükmedilmiştir. Halbuki İslam'a göre evli ise recmedilmesi yok şayet bekarsa 100 sopa vurulması gerekmektedir. Tabii ki bu hükümler, "İslam" Cumhuriyeti olarak adlandırılan yasama sistemi tarafından çıkarılmaktadır. Nitekim İslam vasfının demokrasiyle birlikte kullanılması, bazı İslamî partiler ile küfür rejimleri için nefislerini ve rejimin hakikatine ilişkin bazı ortak noktaları satan birtakım alimleri saptırmıştır. Mesela Sıbgatullah Mecdedî adında alim olarak adlandırılan birisi, Amerika'nın diktiği Afganistan yöneticilerini, Hulafa-i Raşidi'nin halifeleri olan alimler olarak nitelendirmekte ve bu yöneticilere halis nasihatler vermektedir. Hem de bu sivil küfür rejimin, yıllarca Hilafet Devleti'ni yeniden kurmak için siyasî ve fikrî mücadelede bulunan Hizb-ut Tahrir üyelerini hapsettiği ve diğer Müslümanlara da sömürgeci güçlere karşı cihat ettikleri suçlamasıyla onlarca yıl hüküm verdiği bir sırada! Buda demokrasideki beraatta asıl olanın, mücrim olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla eğer özgür bir adam olmak istiyorsan mücrim olman gerekmektedir.

Şeriatı, kaynakları olan Kur'an, sünnet, sahabe icması ve şeri kıyastan alarak yaşamın tüm alanlarında tatbik etmesi İslam ümmetinin üzerine vaciptir. Halbuki Afganistan Cumhuriyeti anayasası anayasa komisyonu tarafından kabul edilirken diğer yasalar ise parlamentodaki oy çokluğu ile kabul edilmektedir. Bu ise İslam'ın usullerine ve fürularına aykırıdır. Allah, bu gibi sistemi Maide suresinde cahiliyye olarak nitelendirirken onunla hükmedenleri ise zalimler, fasıklar ve şayet inanıyorlarsa da kafirler olarak nitelendirmektedir. Zira Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

اللَّهَ حَدَّ حُدُودًا فَلاَ تَعْتَدُوهَا وَفَرَضَ لَكُمْ فَرَائِضَ فَلاَ تُضَيِّعُوهَا وَحَرَّمَ أَشْيَاءَ فَلاَ تَنْتَهِكُوهَا وَتَرَكَ أَشْيَاءَ مِنْ غَيْرِ نِسْيَانٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَكِنْ رَحْمَةٌ مِنْهُ لَكُمْ فَاقْبَلُوهَا وَلاَ تَبْحَثُوا فِيهَا "Allah, birtakım hadler koymuştur, onları da aşmayınız. Birtakım farzları farz kılmıştır, onları zayi etmeyiniz. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları çiğnemeyiniz. Bazı şeyleri de -Rabbinizin unutmasından dolayı değil de- sizin için bir rahmet olsun diye terk etmiştir, onları da araştırmayınız."

Kafirler ve onların ajan yöneticileri, şeriatın gerçek tatbikini aşırılık, terörizm ve köktendincilik olarak nitelendirirlerken cahiliyye sistemini ise binlerce masumun öldürülmesini dayatan demokrasinin hakikatini görmezden gelerek demokratik sivil sistem olarak nitelendirmektedirler.

Hizb-ut Tahrir / Afganistan Vilayeti, bütün hareketleri, otorite alimlerini ve aldatılmış Müslümanları, şeriatın demokratik cumhuriyet sisteminde tatbik edilmesinin imkansız olduğu hususunda uyarır. Çünkü İslam ve hükümleri, sadece Allah'ın Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e vahyettiği metoda göre tatbik edilebilir ki buda; Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet Devleti'dir. Zira içeride şeriatı tatbik edecek ve İslam'ı davet ve cihad yoluyla dünyaya taşıyacak olan bizzat Hilafet Devleti'dir. Yine Hilafet Devleti, söz konusu askeri ödüllendirip denetleyecek, yargılamaları ilerletecek ve kesinlikle sömürgecileri destekleyip onlarla ilişki kuranları da cezalandıracaktır. Nitekim İslam Cumhuriyeti adı altında ümmete dayatılan tagutlar hakkında Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şu hadisi haber vermektedir:

سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ "İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlüler de yalanlanacaklardır. O zaman hainlere güvenilecek, güvenilir olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman ruveybida konuşacaktır." Denildi ki: "Ruveybida da nedir?" Buyurdu ki: "Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) müptezel adamdır!"

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَٱتَّبَعُوهُ إِلاَّ فَرِيقاً مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ "Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. Mümin bir zümrenin dışında hepsi ona uydular." [Sebe 20]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER