Çarşamba, 08 Ramazan 1447 | 2026/02/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Üç Protesto Gösterisi

Avustralya'nın başkenti Canberra, 09.06.2012'de, yani geçen cumartesi günü, hizbin şebabı, şebabatı ve çocuklarından büyük bir kalabalığın katıldığı Hizb-ut Tahrir / Avustralya'nın üç protesto gösterisine tanıklık etmiştir.

 

Birinci Gösteri, İran Büyükelçiliği'nin Önünde Olmuştur:

Zira Hizb-ut Tahrir / Avustralya, İran Büyükelçiliği vasıtasıyla İran yöneticilerine açık bir mektup yöneltmiş olup mektupta, İran'ın on yıllar boyunca takip ettiği tüm politikalarını kınamıştır:

- İran politikası, Allah'ın şeriatına ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in metoduna aykırıdır. Zira Amerika'nın, Irak ve Afganistan işgalini doğrudan ve lojistik olarak desteklemektedir.

- İran politikası, sadece İslam düşmanlarına hizmet etmek için çatışma bölgesine girdirilen mezhepçi, taifeci ve kavmiyetçi bir projeyi benimsemektedir.

- Silah, adamlar ve takipçiler yoluyla Suriye halkının doğranmasına aktif olarak katılmakta, burada İslam'a karşı savaşmakta ve mücrim Beşar'ı desteklemektedir.

Mektup, Büyükelçiliğin önünde Arapça ve İngilizceye çevrildiği gibi teslim alacak birisi çıkmadığı için de mektup, Büyükelçiliğin posta kutusuna konulmuştur.

Gösteri sona ermeden önce bacılardan biri, Suriye'deki bacılarına destek vermek için bir annenin evladını kaybetmesinin ne anlama geldiğini bilen bir anne gibi etkili bir konuşma yapmıştır. Sonra bir gurup çocuk, Hamaney ve Ahmedinejad'tan her birine İran yöneticilerinin yardımıyla Esad'ın doğradığı Suriyeli çocukların cesetlerinin temsil edildiği bir hediye göndermişlerdir.

 

İkinci Gösteri, Suudi Arabistan Büyükelçiliği Önünde Olmuştur:

Zira biri Arapça ve diğeri de İngilizce olmak üzere iki konuşma yapılmış ve Suriye halkı ile birlikte olan Harameyn ülkesindeki hain rejimin sahte iddialarını ifşa etmişlerdir. Zira bu alanda gerçek hiçbir adım atmamasının yanı sıra ordusunu hiç tereddüt etmeden fasit Bahreyn tagutları için gönderirken sığır gibi doğranan Suriyeli kadın ve çocukların kurtarılması için göndermekten kaçınmıştır. Ayrıca Suudi yöneticilerinin, Suriye, özellikle de Amerika ile ilgili uluslararası projeler ile olan bağlantıları kınanmıştır.

Diğerleriyle birlikte Suudi yöneticileri de daha önce Filistin'i yok ettikleri gibi daha dün Irak'ı da yok etmişler ve bugün de onlar ve diğerleri, halkına destek vermeyi ötelemek yoluyla Suriye'yi yok etmek için çalışmaktadırlar. Ayrıca konuşmacılar, yabancıların Suriye'ye müdahalede bulunmalarının sonuçları hakkında uyarıda bulundukları gibi bunun haramlılığını ve tehlikelerini de açıklamışlardır.

 

Üçüncü Gösteri, Türkiye Büyükelçiliği Önünde Olmuştur:

Zira biri Arapça ve diğeri de İngilizce olmak üzere iki konuşma yapılmıştır.

Erdoğan ve Türkiye yöneticileri, hiçbir sözlerini yerine getirmedikleri gibi Müslümanlara destek verme noktasındaki şeri vaciplerini de yerine getirmemişler, Suriye konusunda Amerikan politikasına bağlı kalmaya rıza göstermişler ve Türkiye'yi, Suriye halkına karşı komplo kurmak, sorumluluklar satın almak ve ajan hazırlamak için bir yuva yapmışlardır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerika'nın Cürmünün Bir Sınırı Yok mu?!

Dün, yani 14.06.2012 Perşembe günü, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen karşımıza çıkarak Afganistan'ı terk etmeyeceklerini söyledi!! Görünen o ki sekreter, bu sözüyle Afganistan'daki Müslümanların kanlarını dökmeye devam edeceklerini, onların mallarını çalıp yağmalamayı ve ülkelerini işgal etmeyi terk etmeyeceklerini kastetmektedir! Zira NATO'ya bağlı düşman güçleri, 06.06 Çarşamba günü şafaktan önce başkent "Kabil'in" 30 kilometre güneyine düşen Lugar eyaletinin başkenti "Baraki Barak"şehrine hava saldırısı düzenlemiş ve çoğunluğu çocuk ve kadın olmasının yanı sıra 18'i de fertlerinden birinin evlilik töreni için hazırlanan tek bir aileden olmak üzere 27 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine sakinler, ölenlerin sivil olup silahlı olmadıklarını kanıtlamak için kurbanların cesetlerini bölge valiliğine götürmüşlerdir. Nitekim bu olay karşısında sakinlerden bir kısmı da NATO'nun her gün ve her hafta tekrarladığı cürümlerini kınamak için şehrin sokaklarına dökülmüşlerdir.

NATO'nun bu iğrenç cürümsel fiili işlemesi, üyelerinin 20.05 Pazar günü Amerika Birleşik Devletleri'nin Chicago şehrinde toplandığı zirvede zelil teslimiyet belgesini imzalamasından birkaç gün sonraki bir tepkiden öte bir şey değildir. Zira o gün NATO liderleri, 2014 yılının sonunda ölüm ve işkencenden on küsur yıl sonra hayal kırıklığına uğramış bir şekilde ve şekli bir zafer umudu bile olmaksızın Afganistan'dan çekilecekleri tarihe vurgu yapmışlardır.

Artık kindar Batı'nın kusurları tüm dünya Müslümanları için ifşa olmuştur. Dolayısıyla onların, silahlı gurupları takip edip hedef aldıkları iddiaları yoluyla olan hileleri ve yalanları hiçbir kimseyi aldatamayacaktır. Zira onların kendi kavimlerinden olan kardeşleri bile bu iğrenç hususu itiraf etmişlerdir. Mesela Afganistan'daki Birleşmiş Milletlere bağlı Uluslararası "Önemli Bir Yardım" Kuruşu, 07.05 Perşembe günü şöyle bir ifadede bulunmuştur: "Bu ülkede çok sayıdaki sivil ölümler endişe vericidir."

Amerika ile bu şeytanî ittifakında onunla birlikte olanlar, bir İslam ülkesinden bir diğerine hareket etmekteler ve buralarda fesada ve yıkıma yol açmaktadırlar. Mesela Irak'ı boşaltmalarının ve bugün de Afganistan ve Pakistan'da geriye kalanları tamamlamalarının ardından aha şimdi de onlar, Yemen'i yakmak için harekete geçmekteler ve oranın yöneticileriyle işbirliği yapmaktadırlar. Dolayısıyla insansız hava uçakları, köy ve şehir demeden insanları toplu ve bireysel bir şekilde öldürmektedirler. Zaten savaşçılar ile barışçıların arasını nasıl ayırt edecek ki?! Ardından Amerika'nın cürümleri, Uganda ve Cibuti gibi civar ülkelerden olan ajanlarla birlikte Somali'ye intikal etmiştir ki bu, hadaratsal buluşlarının sonuncusu olmuştur! Zira birbirlerini ispiyonlamaları için Somali'nin evlatlarını ayartmışlar ve Müslüman kardeşine karşı onlarla işbirliği yapanları ödüllendirmek için milyonlarca dolar tahsis etmişlerdir. Ancak iş, onların aleyhine dönecek ve Allah'ın izniyle hayal kırıklığına ve hüsrana uğrayanlardan olacaklardır.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ "Şüphesiz ki kafirlik edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar, daha da harcayacaklardır. Sonra bu onlar için hasret (yürek acısı) olacak ve sonra (nihayetinde) mağlup olacaklardır. Kafirlikte ısrar edenler ise Cehenneme toplanacaklardır." [el-Enfâl 36]

Bizler, bu büyük meselede aşağıdaki tutumları sergilemekteyiz:

Birincisi: Onlarla birlikte kendilerini aldatanlara, Batı hadaratının parıltısıyla aldananlara, onlardan bir kısmının bazen bilerek veya diğer bazı zaman da bilmeyerek Batı hadaratının çökmüş olan fikirlerini pazarlamaya çalışanlara, işte tüm bunlara deriz ki; artık Batı'nın sürekli olarak sığındığı ve iğrenç yüzünü arkasına gizlediği maske düşmüştür. Zira onların cürümleri, doğusu ve batısıyla tüm yeryüzünü kaplamış olup bunu, uzak yakın herkes bilir bir hale gelmiştir. O halde aklınızı başınıza alıp Rabbinize tevbe etmeyecek misiniz? Zira olaylar bizler ve sizler için ortaya koymaktadır ki; onların demokrasileri katliam ve işkenceden öte bir şey olmadığı gibi özgürlükleri de zulüm ve köleleştirmeden öte bir şey değildir... Dolayısıyla Müslümanların kanlarının hiçbir kıymeti olmadığı gibi ne bayramlarının ne sevinçlerinin nede hüzünlerinin bir kutsallığı vardır. Ancak zulüm günleri sayılıdır. O halde onların gemilerinde olmayın. Zira onların gemileri kesinlikle batacaktır. Aha işte Afganistan, bizim söylediklerimizin kanıtıdır. Haydi o zaman ümmetinize geri dönün ve Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Zira kurtuluş bundadır ve bunun dışında bir kurtuluş da yoktur.

İkincisi: Afganistan'daki mustazaf halkımıza da deriz ki; düşmanınız avurtlarını şişirerek hezimetini ilan etmiş ve kendi eliyle yırttığı belgeyi imzalamıştır. Haydi o zaman güzel bir şekilde sabrediniz. Zira nusrete, birkaç saatlik bir sabır kalmıştır. O halde düşmanlarınıza sebatkar ve dayanaklı olduğunuzu gösterin ve Rabbinize hakkıyla tevekkül edenlerden olun. Zira sizinle nusret arasında sadece birkaç gün vardır ve düşmanlarınız da yenilgi içerisinde olup günden güne ölüme sürüklenmektedir. O halde ümmetinizin evlatlarından muhlis bir şekilde çalışanlarla birlikte çalışarak ve kuvvetinizi ve sultanınızı geri iade edecek olan İslamî Raşidi Hilafet'i kurarak üzerinizdeki hayrı tamamlayın. Zira düşmanlarınızı kahrı perişan edecek ve onları zelil ve hüsrana uğramış bir şekilde ülkelerine geri gönderecek olan sadece ama sadece Hilafet'tir.

Üçüncüsü: Pakistan ve İran'dan Endonezya ve Fas'a kadar her nerede olurlarsa olsunlar İslam ümmetine düşen, Rablerinin bir, nebilerinin bir ve düşmanlarının da bir olduğunu idrak etmeleridir. Dolayısıyla Amerika'nın, Afganistan'daki evlatlarını ve kardeşlerini katletmesi tüm İslam ümmetine yapılmış bir saldırı olup İslam da Amerika ile müttefiklerine karşı kaçınılmaz icraatları almayı Müslümanlara vacip kılmaktadır. Eğer Müslümanların yöneticileri, doğrudan yada dolaylı olarak Amerika'nın cürmü için gizli anlaşma yapıyorlarsa tüm ümmete düşen, onları söküp atmak ve siyasetinde şeri hükümlere dayanacak, ülkesini ve ırzlarını koruyacak ve düşmanını caydıracak olan bir İmama biat etmek için çalışmasıdır.

إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ "Onlara vaat olunan (helak) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?" "Hud 81"


Devamını oku...

Beşar Esad, En Son Konuşmasında ve Hula Katliamına Dönük Yorumda Kendisini, İnsan Cinsinden Olmayan Korkunç Bir Canavar Olarak Nitelendirmiştir

  • Kategori Suriye
  •   |  

Beşar Esad, 03.06.2012 Pazar sabahı, yeni  (kukla) Suriye Halk Meclisi'nin yeni yasama döneminin açılış konuşmasını yapmıştır. İlginçtir ki devlet televizyonu aracılığıyla zamanı dışında bunun hakkında bir açıklama yapılmamıştır; nitekim rejimin her hangi bir güvenlik sarsıntısına maruz kalmasından dolayı korktuğuna ve bunun da başını ağrıttığı gibi yakın bir zamandan beridir de midesine vurduğuna, buda kendisini Halk Meclisi'nde görülmemiş güvenlik önlemleri almaya sevk ettiğine işaret etmiştir. Zira kendi sarayı ile Halk Meclisi arasında çok kısa bir mesafe olmasına rağmen Meclisin tüm pencerelerini kapattığı gibi tanklar ve kamyonların yanı sıra sokaklara yayılan çekirgeler gibi şebbihalar bulundurmak yoluyla meclisin önemli sokaklarını da kapatmıştır. Ayrıca Beşar'ın konuşması, mübarek ayaklanmanın patlak vermesinden buyana yaptığı daha önceki konuşmalardan farklı yeni bir şey taşımadığı gibi (reformlar yapacağı davası, diyaloga çağrı, fitne, terörizm ve dış komplolar hakkındaki konuşması...) aynı kelimeleri geveleyip durmak, güvenlik çözümü üzerinde ısrarcı olmak ve kendisini, "ellerine teslim oldum" demeyi hak eden cerrah bir doktora benzetmek suretiyle katletmeye ve doğramaya devam etmek gibi kendi tutumlarının tekrarından başka bir şey de taşımamaktadır.

Beşar'ın, haydutlarını doldurduğu bu (kukla) Meclis'teki konuşmasında, "biz şehitlerin ruhlarının önünde saygı ve hürmetle durmaktayız" şeklindeki sözleri bir ironiden ibarettir. Zira o bu sözleriyle, kendisini eğlendiren şaşkın ve komik görüntülü kağıttan meclisin üyeleri duruncaya kadar bunu yapmadım demek istemektedir... Dolayısıyla da bu, Beşar'ın olası reformlarının görüntülerinden bir görüntüdür.

Siyasî analistler, Beşar'ın konuşmasını psikologların analistlerine dönüştürmüşlerdir. Zira konuşmasının satır araları ve onun boyutlarıyla meşgul olmak yerine vakıadan ayrı büyüyen bir hastanın psikolojisini analiz etmeye ve hakikatleri alt üst etmeye başlamışlardır. Halbuki gerçekte Beşar da yönetimi gibi sarsılmış bir haldedir. Örnek bununla da sınırlı değildir. Zira o, şebbihaları ile bir gurup çetesinin, kendisinin emriyle Hula, Kazaz, Midan, Deir ez-Zor ve Halep'te... "çirkin, acımasız ve iğrenç" bir şekilde işledikleri katliamları nitelendirirken şöyle demiştir: "Özellikle Hula katliamındakiler olmak üzere gördüklerimizi vahşi hayvanlar bile yapmazlar." Ve tüm küstahlığıyla da şöyle demiştir: "Arapçanın, genel olarak gördüklerimizi nitelendirmeye muktedir olamayan insanlığın dili olabileceğine inanıyorum." İşte bu şekilde o, hakikatlerin çarpıtılması gerçeği ile birlikte başkasını suçlayarak Suriye'de meydana gelenleri, "sağlam temel üzerine bina edilmiş sahte bir kriz olarak" nitelendirmektedir.

Evet, artık Beşar uluslararası toplumun dikkatini çekmemektedir. Zira konu, artık Beşar'dan sonrasıyla ilgili olmaya başlamıştır. Dolayısıyla bu konuşma, rejimin ayaklanmayı yok etmede başarısız olduğunu açıklamak için yapılmıştır. Bilakis ayaklanma, halkının imanı ve metanetleri sayesinde Allahuteala'nın izniyle rejimi yok edecek bir ayaklanmadır... Ayrıca bu konuşma, Beşar'ın özellikle ayaklanmanın Şam ve Halep'in içlerine kadar genişlemesinin ardından kendisini de sıkmaya başlayan (verilmiş sürenin) geldiğini açıklamak için yapılmıştır.

Mübarek ayaklanma noktasında Suriye'de meydana gelenler, İslamî proje açısından gerçekten umut verici olduğu gibi aynı zamanda Amerika'nın bölgedeki projesi açısından da gerçekten korkutucudur. Dolayısıyla bahis, bu iki at üzerinedir. Bizler, ayaklanmaya katılmaya başlayan Şam ve Halep'teki halkımızdan, bu rejim için ölümcül olan zümreye sımsıkı sarılmalarını ve helak olmuş bu rejimden kurtulmak için bir kez daha kitlelerinin toplanmasını talep ediyoruz. Aksi taktirde başkalarına uygulandığı gibi onlara karşı da kavrulmuş toprak politikası uygulanacaktır... Dolayısıyla onların üzerine düşen, bu mücrim rejimi bir kez daha ödüllendirmenin, ayaklanmanın kervanına yetişmelerini geciktirecek olan günahın farkına varmalarıdır.

Ey Suriye'deki Sabırlı Mümin Müslümanlar!

Sizleri, şu ana kadar korkunç ölümcül araçların karşısında sebat göstermeye sevk eden şey, Kahhar olan bir tek Allah'a imanınızdır. O halde bu iman üzere sebat gösteriniz, onun Allahuteala'nın kendisinden razı olacağı Raşidi Hilafet'in olduğu meyvesini elde edeniz ve liderliğinizi, ne bir haine ne bir ajana ne bir kafir Batı ülkeleriyle bağlantısı olan birine nede ondan yardım arayan bir kimseye veriniz. Zira bunların hepsi Allah'ın öfkelendiği şeyler olduğu gibi Allahuteala'nın şu kavline de aykırıdır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, Kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

O halde güç ve kuvvet ehlinden olan evlatlarınıza uğrayınız ki dinlerine ve halklarına nusret vermede geç kalmasınlar ve onlara uğrayınız ki sizleri ve sizinle birlikte ümmetinizi zalim ve mücrim yöneticiler ile sizleri ifsat etme ve saptırmaya dönük hiçbir çalışmadan geri kalmayan ve sizleri yoksullaştırmak ve katletmek için çalışan onların arkasındaki kafir kapitalist Batılı ülkelerden kurtaracak Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek üzere olan bir biat ile Hizb-ut Tahrir'e biat etsinler. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا "Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir ecir verecektir." [Fetih 10]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Navit Butt, Kaçırılmasının Üzerinden Üç Hafta Geçmesine Rağmen Hala Mahkemeye Çıkarılmamıştır

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt, kaçırılmasının üzerinden üç hafta geçmesine ve Yüksek Mahkeme, mahkemeye çıkarılmasıyla ilgili bir emir yayınlamasına rağmen hala mahkemeye çıkarılmamıştır. Nitekim hükümetin avukatı, ilgili odakların şu ana kadar bildirimleri teslim almadıkları, bunun için avukatının ek süre talep ettiği ve bu nedenle de mahkemenin, Navit Buttûn kaçırılmasının üzerinden tam bir ayın geçmiş olduğu bu haziran ayının 11'ine ertelendiği şeklinde boş bir gerekçe sunmuştur.

Mesajların birkaç dakika içerinden dünyanın dört bir tarafına gönderildiği iletişim devrimi çağında İslamabad'taki Yüksek Mahkeme bildirimleri ilgili odaklara teslim etmemiştir! Bilakis mahkeme, son hafta verilmelerini "rica etmiştir." Dolayısıyla ne üzücüdür ki bağımsız olduğunu iddia eden yargı otoritesi, sadece siyasi kurumun değil bilakis aynı şekilde askerî kurumun da emirlerini uygulayacağının garantisini verememektedir. Yoksa bizzat yargı otoritesi de, meşru olmayan faaliyetlerini yerine getirmeleri için ellerinde geniş bir zaman olsun diye hükümetin baltacılarıyla işbirliği yapmakta ve usul ve teknik kanunları yoluyla da onlar için yasal bir kılıf mı olmaktadır? Ayrıca "bağımsız" yargı otoritesi, diplomatlar oldukları gerekçesi altında Amerikalıların ruhsatsız silahlarıyla ülkenin dört bir tarafında dolaşmalarına göz mü yummaktadır? Zira onlarla birlikte olan bu silahlar ele geçirildiğinde onlara karşı davalar kaydedilmemekte bilakis onlarla büyük şahsiyetler sıfatıyla muamele edilmekte ve büyük bir saygıyla serbest bırakılmaktadırlar?! Diğer taraftan Amerika'nın ülke üzerindeki hegemonyası ile mevcut kapitalist rejimin sona ermesi için çağrıda bulunanlar ve Pakistan'da Hilafet Devleti'nin kurulmasını talep edenler, gece gündüz fark etmeksizin eşlerinin ve çocuklarının gözleri önünde kaçırılmaktalar ve Hilafet'i kurmak için olan barışçıl mücadelelerinden vazgeçmeleri için onlara baskı uygulamak amacıyla işkenceye ve ölümle tehdide maruz kalmaktadırlar.

Çok gariptir ki "bağımsız" yargı otoritesi, yürütme erkinin başkanı Gilâni, emerlerinin uygulanmasını reddettiğinde onu huzuruna çağırırken ancak Keyâni'nin baltacılarının, Afiyet Sıddîk, Mecid-il Ahmar, Adyala cezaevinden kaçırılarak akrabalarına cesetleri teslim edilen kişilerin olaylarının yanı sıra diğer bir çok olaylar gibi çok sayıda insan kaçırmaya karıştıklarına dair yeterli deliller sağlanmasına rağmen aynı yargı otoritesi Keyâni'yi mahkemenin huzuruna çağırma cüretinde bulunamamaktadır. Buda Keyâni ile siyasî ve askerî liderlikteki hain arkadaşlarının, Amerika'nın Pakistan'daki hegemonyasını sona erdirmek ve İslam'ın tatbik edilmesini talep etmek için çalışan herkese karşı korkunç bir örnek olmak istediklerinin kanıtıdır.

Hizb-ut Tahrir, Keyâni'ye ucuz taktiklerinin Hizb-ut Tahrir'e karşı başarılı olamadığı gibi başarılı da olamayacağına ve Keyâni'nin Kaddafi, Hüsnü Mübarek ve Bin Ali'nin sonunu unutmaması gerektiğine dair açık bir mektup göndermek istemektedir. Zira Keyâni, onlardan daha güçlü olmadığı gibi Batı'ya ve Amerika'ya onlardan daha fazla yakın da değildir.

Allah'ın izniyle Hilafet, çok yakında kurulacak ve işte o gün, Müslümanların sevineceği ve Keyâni ile baltacılarının da korkup dehşete düşeceği bir gün olacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Alimlerin, Yemen'de Allah'ın Şeriatıyla Hükmedilmesine Dönük Açıklaması... İşte Nebilerin Varisleri Böyle Olur

Görsel ve yazılı medya organlarının yayınlarında Yemen alimlerinin açıklaması geçmiştir. Bunlardan biri de Ahbar el-Yevm Gazetesi'nin şu başlıklı yayınıdır: "Hayatın tüm alanlarında Allah'ın şeriatıyla hükmedilmesi ve Yemen'in bir çok yerlerindeki silahlı çatışmadan dolayı Yemen'de akan kanın durdurulması için Yemen Devlet Başkanı Hâdi'ye bir Çağrı." Nitekim açıklamada geçen çağrının ilk maddesinde şöyle geçmektedir: "Hayatın tüm alanlarında Allah'ın şeriatıyla hükmedilsin, mutlak egemenlik Allahuteala'nın şeriatına ait kılınsın, yerine getirmek için yemin ettiğiniz ve başbakanın güven oyu alırken parlamentonun önünde taahhüt ettiği gibi aynı şekilde bizim ulaşmayı ve kabul etmeyi umduğumuz ve alimlerin, oylama için şeri hükümlere boyun bükmenin kutsallığının azametine, Rabbani alimlerden oluşan, hakkı açıklayan ve İslam'a aykırı her şeyi reddeden şeri bir referansın oluşturulmasının vacibiyetine vurgu yapan Yemen alimlerine yönelik mektubunda taahhüt ettiği Allah'ın şeriatına aykırı olan yada onu küçümseyen anayasa veya kanunlar veya yönetmelikler veya da yapılan her türlü anlaşmalar boyutundaki tüm kanunların çıkarılmasının yasaklanması."

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, iman ve hikmet beldesinin alimlerinin, hiçbir korku yada utanç duymamaksızın ve bu hususta kendilerini hiçbir kınayıcının kınaması korkusu sarmaksızın Müslümanların emrine dayalı bu kerim çağrısından dolayı duyduğumuz sevinci ve memnuniyeti ifade ederiz. Bu ise iman ve hikmet dolu bu beldenin halkının nebevî vasfının tasdik edilmesinden öte bir şey değildir. Zaten bu, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Selem]'in kendileri, evlatları ve evlatlarının evlatları için dua ettiği ensarın torunları için hiç de şaşırtıcı olan bir şey değildir.

Bizler, sayın celil alimlerin, doğrudan ve fiili olarak bu vasiyetin uygulanmasını denetlemeleri ve Allah'ın şeriatının tatbik edilmesinden kıl kadar sapmamaları için kendimizi paralamaktayız. Zira bütün Müslümanları gayesi, hayatın her alanında fiili olarak Allah'ın şeriatıyla hükmedilmesi ve sadece Yemen'de değil tüm dünyada Allah'ın şeriatının egemen olmasıdır.

Sayın celil alimler: Allah, sizin yolunuzu hayırlı bir yol olarak belirlemesinin yanı sıra sizleri, mevcut zamanımızda oluşan zulüm karanlığında Müslümanlara doğru yolu gösteren bir fener kıldığı gibi ayrıca Allah sizleri, her yerde Allah'ın şeriatıyla hükmedilmesi için çalışan Müslümanların aydınlanacağı bir meşale kılmıştır.

Hizb-ut Tahrir, Allah'ın bizlere vaat ettiği ve Nebisi [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın müjdelediği Hilafet'i kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak için İslamî ümmetin içerisinde çalışmaktadır. Dolayısıyla sömürgeci Batı fikirleri ile saptırıcı fikirlerinin yanı sıra sömürgeci fikirleri pekiştirmek ve onu yaşatmak için çalışan ve ümmetin İslam'ı yaşamasını engelleyen kiralık Müslüman yöneticilerin, ümmeti kendisinden engellediği doğal talebi işte budur. Nitekim şayet alimler bunu fark ederlerse kesinlikle ümmetimize yönelecekler ve İslamî hayatı yeniden başlatmak ve Allah'ın şeriatıyla hükmetmek için çalışmak yoluyla Allah rızası için onlara liderlik edeceklerdir. Ki böylece Müslümanlar, Allah'ın rızasıyla hoşnut olacakları gibi insanlıkta İslam'ın hayrıyla hoşnut olacaklarıdır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mazlumlardan Zulmü Kaldıracak ve Fasit Zalimlerden İntikam Alacak Olan Bizzat Mübarek Şeri Hükümlerdir

"Zaman sustu ve küfür konuştu;" zira şehitlerin aileleri ile tüm Mısırlıların uzun bekleyişinin ardından Yargıç Ahmet Rıfat'ın, devrik lider Mübarek ile İçişleri Bakanı Habib Adlî'nin cinayet cürümlerinin yanı sıra diğer cinayet cürümlerine teşebbüste bulunmakla ilgili cinayet cürümlerine iştirak ettikleri suçlamasıyla müebbet hapse mahkum oldukları ve diğer tüm sanıkların ise beraat ettikleri şeklindeki ifadesi herkesi şoke etmiştir. Dolayısıyla buda birçok kişiyi şu soruları sormaya sevketmiştir: Mübarek ve Habib Adlî provokatörler olarak yargılanırken nasıl olur da asıl fail ve cürümün ana uygulayıcısı olan İçişleri Bakanı'nın yardımcıları beraat edebilirler? Suç kanıtlarının yok olmasına yol açanlar neden yargılanmamaktadır? Mübarek ayaklanmanın ateşlenmesinde ana sebep olan polis karakollarındaki işkence dosyalar neden açılmamaktadır?!

Karardan dolayı şaşkınlık yaşayan ve karara itiraz ederek meydanlara çıkanlara deriz ki; şu an Mısır'da uygulanan beşerî  kanun hükümleri sınırlı olduğu gibi aranızda adaleti sağlamaktan da acizdir. Zira o, eksik, aciz ve muhtaç olan insanın koymuş olduğu bir şeydir. Dolayısıyla mazlumlardan zulmü kaldıracak ve fasit zalimlerden intikam alacak olan bizzat mübarek şeri hükümlerdir. Çünkü o, asla insanlara zulmetmeyen Alîm ve Habîr olanın katındandır. Ancak insanlar, Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla hükmedilmesini dayatanlara, Allah'ın kitabını bir kenara atarak onun yerini o gün kendisine karşı ayaklandıkları dini hayat ve devletten ayıran İslam'ın dışındaki bir sistemle değiştirenlere karşı sessiz kalarak kendilerine zulmetmektedirler. Zira ona karşı Allah'ın şeriatından başkasıyla hükmetmesinden dolayı ayaklanmadılar, bilakis onun zulmünden ve fesadından dolayı ayaklandılar. Nitekim rejimi devirdiler... ama nizamı ve esasına göre yargılanmak üzere olan beşerî kanunları olduğu gibi kalmaya devam etmektedir. Zira o, Yakup'un oğlunun kanı üzerinden kurdun beraatının önünü açmaktadır!

Alahuteala, şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا جَزَآءُ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلأَرْضِ فَسَاداً أَن يُقَتَّلُوۤاْ أَوْ يُصَلَّبُوۤاْ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ أَوْ يُنفَوْاْ مِنَ ٱلأَرْضِ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى ٱلآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ "Allah ve resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri ya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır." [Nisa 33]

Peki insanların ölmesi, malların yok edilmesi, namusların çiğnenmesi, fesada ve zulme karşı ayaklananların öldürülmesi  ve adil olan şeriatın uygulanmasının engellenmesi, işte tüm bunlar yeryüzünde fesat çıkarmak olup failleri ölümü ve asılmayı hak etmiyorlar mı? İşte Rabbinizin hükmü budur. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır: هَذَا كِتَابُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ "Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk." [Casiye 29] Yoksa batılı söyleyen Yargıç Ahmet Rıfat'ın kitabı değil.

Bizler sizleri, bu beşeri kanunlar ile kokuşmuş beşerî cumhuriyet sistemini kaldırıp atmaya ve yeniden Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek ve aranızda adaleti sağlayacak, zalimlerden intikam alacak, İslam'a ve Müslümanlara izzet kazandıracak, -Müslümanı ve Kıptisiyle- bütün insanlara İslam'ın sınırları içinde mutlu bir hayat yaşatacak olan İslamî Raşidi Hilafet'i kurmak yoluyla durumları köklü ve kapsamlı bir değişimle değiştirmek için çalışmaya davet ediyoruz.

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنْ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Yoksa onlar hala cahiliye hükmünü mü istiyorlar. İnanan bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren mi vardır?" [el-Maide 50]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Maliye Bakanı'nın Bütçeye Dönük Konuşması, Şayet Hilafet'in Kurulmasından Önceki Son Konuşma Olursa Gerçekten "Tarihsel" Bir Konuşma Olacaktır

Maliye Bakanı Şeyh Hafız'ın bugün yaptığı ve bunu, - beş yıl uzatılan görevinin sonuna gelen- hükümet için bir ilk olduğu gerekçesiyle "tarihsel" olarak nitelendirdiği bütçe konuşması, her yılki bir bütçe sunumundan ibarettir. Bu nedenle bu bütçe, enerjiyi makul bir fiyatla temin edecek olmasından veya sanayi ve tarımı canlandıracak olmasından veya yüksek fiyatlardan dolayı belleri kırılan insanlara rahat bir nefes aldıracak olmasından veya onları zalim vergilerden muaf tutacak olmasından dolayı olan "tarihsel" bir bütçe değildir. Bilakis basitçe bu, zaten atılmış olan Maliye Bakanı'nın bakış açısından dolayı "tarihseldir!"

Hizb-ut Tahrir der ki; bu konuşmayı tarihsel kılacak olan şey, insanların içerisinde dünyanın dört bir tarafındaki sömürgeci, insafsız ve çökmüş bir sistem olan kapitalizme dayalı diğer baskıcı politikaların bildirgesini işiteceği son konuşma olmasıdır. Bunu tarihi bir olay kılan şey ise İslam ile hükmedecek, Pakistan'daki Müslüman toprakları ekonomik patlamaya dönüştürecek bir nizam olan Hilafet Devleti kurulmadan önce türünün son konuşması olmasıdır. Şimdi burada, Allah'ın izniyle Hilafet'in yürürlüğe koyup uygulayacağı bazı kanunları yayınlayacağız:

1- Makul Enerji Fiyatları ve Yükselen Sanayi:

Hilafet'in kurulması halinde makul ve kabul edilebilir enerji fiyatları bakımından bir rahatlama hissedeceksiniz. Çünkü Hilafet Nizamı'nda, kamu mülkiyetlerinin özelleştirilmesi ve özel mülkiyetlerin de kamulaştırılması imkansızdır. Bilakis bu kaynakların gerçek sahipleri bizzat insanlardır. Dolayısıyla Hilafet zamanında bu kaynaklar, sadece insanlar adına idare edilecektir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلَإِ وَالنَّار "Müslümanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, mer'a ve ateş."

Buna göre petrol kuyuları, doğalgaz, kömür madenleri ve enerji santralleri de dahil tüm enerji kaynaklarının, özelleştirmeye tabi tutulması imkansızdır. Hilafet'in gölgesindeki devlet, mevcut kapitalist hükümetlerin yaptıkları gibi bu kamu mülkiyetlerini kendi tekeline almayacak bilakis kullanımının tüm topluma geri dönmesini garantileyecektir. Bunun için enerji ve yakıt fiyatlarının yükselmesi önemli ölçüde azalacak ve insanların refahı sağlanacağı gibi felç olan sanayi ve tarım sektörleri için de yeni bir hayat sağlanacaktır.

2- Gelir Kaynaklarının Etkinleştirilmesi:

Hilafet'in kurulması halinde toplumu felç eden vergilerin kaldırılması yüzünden insanlar tam bir refaha tanık olacaklardır. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ "Gümrük vergisi alan cennete giremez."

Buna göre devletin, ister isteyerek olsun isterse de Dünya Bankası ve İMF'ye bir yanıt olarak olsun insanlara kalıcı vergiler koymasına izin verilmeyecektir. Bilakis Allahu [Subhânehu ve Te'âla] tarafından meşru kılınan sadece Hilafet Devleti'nin hazine gelirleri olup İslam'da insanların mülkiyetleri kutsaldır. Dolayısıyla Hilafet Devleti'nin, "vergi" kılıfı altında insanları soyması imkansızdır. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla], devletin gelirlerini adil bir şekilde belirlemiştir. Mesela Hilafet Devleti'nde vergi koymak caiz değildir. Ancak şeriatın belirlediği mücbir sebepler kapsamında geçici bir dönem için sadece zenginlere vergi konulabilinir. Dolayısıyla İslam, doğalgaz, petrol, bakır ve altın gibi kamu mülkiyetleri gelirleri ile öşür ve haraç gibi tarımsal üretim de dahil ticarî arzların üzerindeki zekat yoluyla insanları ezmeye gerek kalmaksızın onların işlerinin gözetimi için fon sağlayacak gelirlerin tahsilinde nevine münhasır bir sistemdir.

3- İstikrarlı Makul Fiyatlar:

Hilafet'in kurulması halinde insanlar, mevcut fiyatların yüksek olmasına karşın rahat bir nefes alacaklardır. Çünkü İslam, bütün servetin gerçek para birimi değerinin karşılığının sadece altın ve gümüş olmasını farz kılmıştır. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Müslümanlara, devletin para birimi olarak 4.25 gram ağırlığındaki altın dinar ile 2.975 gram ağırlığındaki gümüş dirhemin bir araç olmasını emretmiştir. Buda Hilafet'in, kendi isteği ve hevasına göre kağıt para basmasının imkansız olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Hilafet'i, bin küsur yıldır mal ve hizmetlere dönük istikrarlı fiyatların keyfini çıkarmaya iten neden işte budur.

4- Tarımsal Devrim:

Hilafet'in kurulması halinde tarımsal üretimde benzersiz önemli bir artışa tanık olacağız. Zira İslam, tarım arazisinin mülkiyetini, onun işletilmesine bağlı kılmıştır. Zira Resulullah [Salllallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَعْمَرَ أَرْضًا لَيْسَتْ لأَحَدٍ فَهُوَ أَحَقُّ "Her kim bir kimseye ait olmayan bir araziyi imar ederse o, onudur."

Dolayısıyla İslam, üç yıl peş peşe ekmemesi halinde tarım arazisinin sahibinden alınmasını farz kılmıştır. Buda sahibinin, tarım arazisinden tam olarak yararlanmasını sağlamaktadır. Ayrıca Hilafet Devleti, araziyi ekme imkanları olmayanlara hibe yada faizsiz bir şekilde krediler verecektir. Hakeza birkaç ay içerisinde hem tarım arazilerinde hem de kırsal alanlara erişimde bir artış olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Müslümanları, kafir kapitalizmi kaldırıp atmaya ve Hilafet'i yeniden kurmak için ciddi bir şekildeki çalışmayı benimsemeye davet eder.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER