Çarşamba, 06 Şevval 1447 | 2026/03/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İran Savaşı, Amerika’nın Süper Güç Efsanesini Yerle Bir Etmiş, Ordularımızın Eksikliğinin Askeri Kapasite Değil, Siyasi İrade Olduğunu Kanıtlamıştır

Yirmi günü aşkın süredir Amerika ve Yahudi varlığı İran’a karşı savaş yürütmektedir. Amerika bölgeye uçak gemileri, destroyerler, mayın tarama gemileri ve dünyanın en gelişmişleri sayılan 160’tan fazla stealth (hayalet) ve konvansiyonel savaş uçağı sevk etmiştir. Amerika, deniz filosunun üçte birinden fazlasını —ki bu Fransa’nın tüm deniz filosuna denktir— bölgeye sevk etmiş durumdadır. Ona 200’den fazla savaş uçağıyla katılan Yahudi varlığı ve Ortadoğu ile Körfez’de konuşlanmış 20’den fazla ana üs, onlarca küçük mevki ve yayılma noktası da bu saldırganlığın emrindedir. Ayrıca İngiltere’nin bölgedeki ve kendi topraklarındaki üslerinden, Fransız üslerinden ve ülkelerini, hava sahalarını ve askeri imkânlarını Amerika’nın hizmetine sunan bölgedeki yöneticilerden de destek almaktadır. Bütün bu devasa güce rağmen Amerika, şimdiye kadar İran rejimini dize getirme ve onu bir gecede kendi sömürgeci şartlarına boyun eğdirme hayalini gerçekleştirememiştir.

Başkan Trump ve yönetim kademesi, dünyanın en güçlü ve en gelişmiş ordusuna sahip olmakla övünüp duruyorlar. Venezuela Devlet Başkanı’nı bir gece yarısı operasyonuyla kaçırmalarının ardından da büyük bir özgüven patlaması yaşadılar. Bu sarhoşlukla, dilediklerini yapabileceklerini, istediklerine emredip itaat ettirebileceklerini sandılar. İran savaşını da tereyağından kıl çeker gibi kolayca bitirip zafer kazanacakları zannıyla İran’a saldırdılar. Öyle ki Trump, Amerikalıların bölgedeki askeri yığınağını gördüklerinde İranlıların neden hemen teslim olmadıklarına bile şaşırmıştı!

Ancak hesapları tutmamış, hevesleri kursaklarında kalmıştır. Zira İran ordusu bugüne kadar direnmeyi başarmıştır; dahası Amerika’nın beslemesi Yahudi varlığını, bölgeye yayılmış askeri üslerini, radar ve erken uyarı sistemlerini hedef alarak bunların bir kısmını veya çoğunu körleştirip Amerika’ya bölgede acı verici darbeler indirmiştir. Hürmüz Boğazı’ndaki Amerikan gemilerini ve deniz trafiğini hedef almıştır. Bu durum, Amerika’da net bir kırılmaya yol açmış; bu kırılma, gerçekçilikten uzak ve kibir dolu açıklamalarına ve yüz ifadelerine yansımıştır. Savaş hâlâ tüm şiddetiyle sürmekte, tehdit ve gözdağı da devam etmektedir; buna karşılık İran ordusu, Amerika ve Yahudi varlığının dayatmaya çalıştığı yenilgiyi bertaraf etme konusunda kararlılık ve direnç göstermektedir.

Müstebit ve küstah Amerika; 3700’den fazla nükleer başlığa, sadece komşularını değil tüm dünyayı tehdit eden kıtalararası balistik füzelere, dünya genelinde 128’den fazla askeri üsse ve uşaklara sahiptir; ama güç ve küstahlık mantığıyla İran’ın nükleer silaha veya balistik füzelere sahip olma hakkı olmadığını savunmaktadır. Bu, geçmişteki Firavun mantığının aynısıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ“Ben size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum; sizi ancak doğru yola götürüyorum.” [Mümin 29]

Artık her basiret sahibi için şu gerçek ayan beyan ortadadır: Amerika, tüm gücüne, yardakçılarına ve beslemesi Yahudi varlığına rağmen ne süper bir güçtür ne de mucizeler yaratan biridir. Ümmetin orduları, Amerika’nın küstahlığına, istikbarına ve sömürgeciliğine karşı durabilecek kapasiteye fazlasıyla sahiptir. Ordularımızın tek eksiği, hain yöneticilerin çarçur ettiği siyasi iradedir. Eğer orduları kışlalara hapseden, sömürgeci kâfiri ihanet anlaşmaları ve zillet ittifaklarıyla Ümmetin tepesine çıkaran, iradelerini kâfire rehin bırakan bu hain yöneticiler olmasaydı; Ümmetin orduları Amerika ve müttefiklerini kesinlikle hezimete uğratır, burunlarını yere sürterlerdi. Bugün yaşananlar, Ümmetin bu yöneticilerden kurtulmaya ve dizginleri, kendisini izzet, kurtuluş ve hakimiyete taşıyacak samimi kimselere teslim etmeye ne kadar acil ve hayati ihtiyaç duyduğunu kanıtlamaktadır. Amerika’nın nobranlığına, Yahudilerin küstahlığına ve bölgedeki sömürgeci hayallerine son vermenin yegâne yolu budur. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ“Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 39]

Devamını oku...

Mısır Firavunu, İslam ve Müslümanlara Karşı Savaşta, Sömürgeciliğe ve Sömürgecilere Karşı Barıştadır!

Mısır’daki Firavun rejimi, Washington’daki efendilerinin emirlerine boyun eğerek; mübarek Ramazan ayının son günlerinde ve bayramda, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilâfet devletini kurmak için çalışan dava taşıyıcılarına yönelik geniş çaplı bir ev baskını ve gözaltı kampanyası başlatmıştır. İslami şiarları ve mübarek günlerin kutsiyetini hiçe sayan rejim; Müslümanların mahremiyetini, onurlarının ve evlerinin kutsallığını ayaklar altına almıştır. Teheccüd (kıyam) gecelerinde evlerdeki kadın, çocuk ve yaşlıları terörize etmiş; evlere kapıları kırarak ve eşyaları tahrip ederek vahşice girmiş, kadınları ve çocukları dışarı atmış ve iletişim cihazlarına el koymuştur. Bu sahneler, adeta gasıp Yahudi ordusunun mübarek toprak Filistin halkımıza yaptıklarını andırmaktadır.

Biz, bu baskın ve gözaltı kampanyasının, rejimin davet taşıyıcılarından korktuğu için geliştirdiği yerel bir refleks olmadığını biliyoruz. Bu savaş rejimin savaşı, bu çatışma da onun asli çatışması değildir. Bilakis bu savaş, Hilafet davetinin tehlikesinin büyüklüğünü çok iyi bilen Haçlı Amerika’nın emirlerinin uygulanmasından ibarettir. Nitekim Haçlı Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son açıklamaları da bunu teyit etmektedir. Çünkü Amerika, tıpkı Firavun’un Musa Aleyhisselam’ın eliyle helâk edilmesi gibi, İslâm beldelerindeki sömürgeci nüfuzunun da ancak Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetinin eliyle son bulacağını çok iyi biliyor. Bu yüzden Mısır rejimi, Amerika’nın İslam Ümmeti’ni Raşidi Hilafet ile yeniden ayağa kaldırmak isteyenleri bastırmak için kullandığı kirli bir araçtan başka bir şey değildir. Zira ABD, kurulacak olan bu devletin; Müslüman ülkelerini birleştireceğini, Batılı sömürgeciliğin nüfuzunu söküp atacağını, Yahudi varlığına son vereceğini ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi uyarınca on sekiz gündür kapalı olan Mescid-i Aksa’yı özgürleştireceğini ve mübarek toprak Filistin’i Yahudilerin pisliğinden temizleyeceğini biliyor.

Ey Mısır Kinane halkı! Siz Mısır rejiminin, Hilafetin yıkılışından bu yana Haçlı ittifakının hizmetkârı ve uşağı olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Filistin’de ucube Yahudi varlığının işlediği katliamlar karşısında sergilediği aciz/rezil tutumu; İmam Müslim ve Buhari’nin beldesi olan İran’da Amerika’nın katliamlarına seyirci kalması ve Amerikan donanmasına Süveyş Kanalı’nı açması, onun ümmetin bir düşmanı olduğunun açık bir kanıtıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ ne kadar da doğru söylemiştir:

وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ“Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?” [Münafikun 4] Öyleyse bu iğrenç Firavun rejimine engel olun. Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmak için gerçek kalkınma projesinin sahibi olan Hizb-ut Tahrir ile birlikte hareket edin. Ki Onu kurma şerefine nail olasınız, başkalarının önüne geçesini, hayırlarda yarışasınız; böylece dünyanın izzetine, ahiretin nimetine ve Allah’ın en büyük rızasına nail olasınız. Şunu iyi bilin ki sizler buna ehilsiniz ve Allah’ın izniyle bunu gerçekleştirebilecek kapasitedesiniz. Rejim sizi bastırmak ve nefesinizi kesmek için tüm enerjisini seferber etse de, o, Allah’ın denizde boğarak helak ettiği atası Firavun’dan daha çetin ve daha zorba olamaz:

وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ“Hani sizin için denizi yarmıştık da sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun hanedanını boğmuştuk.” [Bakara 50]

Ey güvenlik birimlerindeki Müslümanlar! Allah’ın gazabından sakının! Yoksa Firavun’u helak ettiği gibi sizi de helak eder. Bu ise; İslam’ın ve Müslümanların mahremiyetini çiğnemeyi, masumları dehşete düşürmeyi, dava taşıyıcılarını hapse atıp işkence etmeyi emrederek sizi kendi ellerinizle tehlikeye (helake) atan o emir kulunun emirlerine isyan etmenizi gerektirir. Unutmayın ki Kureyş’in müşrikleri bile size verilen bu tür emirleri yerine getirmeye yanaşmamış; “Muhammed’in kızlarını korkuttular” denilmesinden çekinmişlerdir. Siz, Ebu Cehil ve Velid b. Muğire’den daha mı aşağıdasınız?! Onların mertliği kadar mertlik yok mu?! “Biz sadece emir kuluyuz” bahanesinin sizi kurtarmayacağını ve günahta Firavun ve Haman ile eşit olduğunuzu sakın unutmayın. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِئِينَ “Doğrusu Firavun da, Haman da, askerleri de yanılıyorlardı.” [Kasas 8] Sizlerin örnek alması gerekenler Ashab-ı Kiram’dır. Sizi ateşten kurtarmak için Mısır’ı fetheden Amr bin el-As’ın askerleri gibi olun; müminleri imanlarından dolayı kovalayan, dinlerinden döndürmeye çalışan ve Ümmetin İslam ile kalkınmasına engel olan Firavun’un ordusundaki askerler gibi olmayın! Allah’tan korkun; ne kadar çok ve cebbar olurlarsa olsunlar, Allah yolunda Firavunların ve Hamanların kınamasından sakın korkmayın!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Ramazan Serisi: İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları | Otuzuncu Bölüm | Ramazan… Ümmetin Gerçek Kalkınma Yönündeki Başlangıç Noktasıdır

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ramazan Serisi: İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları

Otuzuncu Bölüm

Ramazan… Ümmetin Gerçek Kalkınma Yönündeki Başlangıç Noktasıdır

 

Otuz gün ama etkisi yıllarca sürer. Ramazan sadece oruç ve ibadetlerden ibaret değildir; aksine kişinin kendini yeniden şekillendirmesi ve ümmetin gidişatını yeniden gözden geçirmesi için bir fırsattır. Zira her anı bir tefekkür, her saati bir sabır, her fiili bir hayır ve değişime doğru bir adımdır. Bu ayda birey, disiplin kapasitesini test edebilir ve kendisine ve ümmetine karşı sorumluluklarının bilincini yeniden kazanabilir.

Ramazan gerçek bir hayat okuludur. Çünkü Ramazan disiplini öğretir: zira ibadet ile iş arasındaki, birey ile toplum arasındaki, ihtiyaç ile görev arasındaki zamanı düzenler. Ayrıca tarihi okuma, gerçekliklerin verilerini anlama ve hakkı batıldan ayırma bilincini öğretir. Yoksulluğa, sıkıntıya, zulme ve bugün ümmetin karşı karşıya olduğu zorluklara karşı sabretmeyi öğretir. Hatayı ve doğru yolu görme ve akide ile maslahata uygun olacak şekilde hayatın önceliklerini belirleme yönünde kişinin kendini gözden geçirmesini öğretir.

İslam tarihi örneklerle doludur: Sahabeler büyük zorluklarla karşılaştıklarında, sadece silahlarla başlamadılar; aksine öz bilinçlenmeyle ve fikirlerini ve ilkelerini şeriata göre yeniden düzenlediler. Mekke'nin fethi, Bedir Savaşı ve zafer ile kurtuluş kıssaları; evet bunların hepsi, sahada gerçekleşmeden önce Müslümanın kendi konumunu ve rolünü anlamasıyla başlamıştır. Ramazan, bugün her bir Müslümana aynı fırsatı sunmaktadır: zira Müslümana rolünü anlama, önceliklerini yeniden belirleme ve ümmetin geleceğinin inşasına katkıda bulunmaya hazırlanma fırsatı sunmaktadır.

Eğer Müslümanlar Ramazan'dan, tarihlerine dair daha derin bilinçle ve kendi konumlarını ve ümmetlerine karşı sorumluluklarının boyutunu daha iyi bir şekilde idrak ederek çıkarlarsa, bu bilinç değişim için itici bir güç olacaktır. Bu sadece duygusal ya da ruhani bir his değildir; aksine bir Müslümanın nasıl çözümün bir parçası olabileceğinin, toplumunun ıslahına nasıl katkıda bulunabileceğinin ve ümmetin, evlatları net bir hadari projeye yöneldiğinde onun vahdetini ve gücünü nasıl geri kazanabileceğinin pratik olarak idrak edilmesidir.

Bugün ümmet, ekonomik, siyasi ve fikri krizlerle karşı karşıyadır; bu yüzden her Müslümanın, çözümün dışarıdan ve başkalarını beklemekten gelmediğini, aksine bilinç ve amelle başladığını görmesi gerekir. İşte Ramazan, Müslümanlara, bireysel tefekkür aşamasından toplumsal amele, kendini sorgulama aşamasından ise ümmetin ilkelerine göre yeniden inşasına katkıda bulunmaya geçme fırsatı sunmaktadır.

Haydi bu yılki Ramazan, gerçek bir başlangıç noktası olsun. Bir ayın sonu değil, aksine yeni bir vizyonun başlangıcı olmasının yanı sıra ümmetin fikrine ve projesine ciddi bir bağlılığın başlangıcı da olsun. Zira her namaz, her oruç ve her sadaka, disiplin ve sorumluluk üzerine bir eğitime dönüşebilir. Bir Müslümanın tarihi okumaya ve gerçekliği düşünmeye ayırdığı her saat, toplumda oynaması gereken gerçek rolü anlama yönünde atılmış bir adımdır.

Milletler ancak bilinçli ve sadık evlatlarıyla ayağa kalkabilir; ancak her birey en büyük hedef yönünde, yani ümmet milletler arasındaki gerçek konumunu geri kazanması yönünde harekete geçtiğinde ihtişamına geri dönecektir. Dolayısıyla Ramazan, sadece bir ibadet ayı değildir; aksine bir değişim okulu, iradeyi test etme meydanı ve ümmetin yeniden güçlü, muvahhit, zorluklarla yüzleşebilecek ve geleceği şekillendirebilecek bir hale gelmesi için ihtiyaç duyduğu dönüşümün bir başlangıcıdır.

Umut var, fırsat mevcut ve en önemli nokta da şudur: Değişim şimdi başlıyor; yani Ramazan ayında her Müslümanın, kendi rolünü ve ümmetine karşı sorumluluklarının bilincine varmasıyla, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin olduğu İslam Devleti'nin gölgesinde yeniden yaşamayı hak eden tek bir ümmet olma bilincine varmasıyla başlar.

 

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu

Devamını oku...

Çıkarlar Onu Düşürdüğünde Batı İttifakının Başarısız Olması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Çıkarlar Onu Düşürdüğünde Batı İttifakının Başarısız Olması

 

Haber:

ABD Başkanı Trump, NATO liderlerine sert bir saldırıda bulunarak onları korkak olarak nitelendirdi ve ABD'nin onların tutumlarını unutmayacağını vurguladı. Trump, İran'a karşı devam eden savaşla ilgili gelişmelere karşı ittifak ülkelerinin tutumunu eleştirirken yaptığı açıklamada, bu ülkelerin kendileri için “çok düşük risk” olarak gördüğü bir durumda bile askeri müdahaleye hazır olmadıklarını söyledi. ABD'siz NATO'nun kağıttan bir kaplan olduğu eklemesinde bulunarak kendi ifadesiyle NATO liderlerinin, savaşın askeri olarak sonuçlanmasının ardından petrol fiyatlarındaki artıştan şikayet etmeye başladıklarını belirtti. (El Cezire Net)

Yorum:

Giderek tırmanan uluslararası gerilimlerin ortasında, Batı'nın birlik ve ittifak sloganlarının arkasına saklamaya çalıştığı gerçeği ortaya çıkaran bir sahne öne çıkmaktadır. Sözde Batı birliği, dağınık çıkarların kırılgan bir örtüsünden başka bir şey değildir; zira ilk gerçek sınamada hızla çatırdamaya başlamıştır. Bunun en belirgin örneği, siyasi ve medyatik baskılara rağmen NATO’nun, İran’la herhangi bir çatışmada ABD’nin arkasında saf tutma konusunda aciz kalmasıdır.

ABD her zaman kendisini Batı'nın lideri olarak sunmakta ancak gerçeklik bunun tam aksini ortaya koymaktadır. Zira mesele büyük savaşlar veya hassas çatışmalarla ilgili olduğunda Avrupa ülkeleri, kendi çıkarlarını gözeterek bu tür olaylara karışma konusunda tereddüt etmektedirler. Bu tereddüt, ittifakın ideolojik bir bağlılık değil, kâr ve zarara yönelik dakik hesaplamalardan ibaret olduğunu yansıtmaktadır. Zira İran ile ekonomik ve siyasi olarak karmaşık dosyalarla bağlantısı olan Avrupa ülkeleri, kendilerine büyük maliyetler getirebilecek ABD’nin askeri maceralarının peşine takılmada bir çıkarın olmadığını düşünmektedirler.

Batı söylemi her zaman demokrasi ve insan haklarını terennüm edip durmakta ancak gerçekte bu, sadece çıkarlara hizmet etmek için kullanılan seçici bir söylemdir. Çünkü Batı ülkeleri birleştirici bir ideoloji etrafında toplanmamakta; aksine birbirinden farklı, hatta bazen de çatışan çıkarlardan dolayı bölünmüş durumdalardır.

Bir devlet tırmanışı, ekonomik ya da siyasi bir fırsat olarak görürken, bir diğeri ise onu iç istikrarı veya ticari ilişkileri için bir tehdit olarak görmektedir. Burada Batı birliğinin gerçek bir birlik olmadığı, aksine çıkar sona erdiğinde sona eren geçici bir koordinasyon olduğu ortaya çıkmaktadır.

Zahiri olarak bir uyum görünmesine rağmen ancak Batı ülkeleri, ekonomik, siyasi ve hatta kültürel yönelimleri bakımından kökten farklılık göstermektedir. Zira Batı ülkelerinin bazıları dışa açılıma ve bazıları ise içe kapanmaya meylederken bazıları ithal enerjiye bağımlı olup diğer bazıları ise onların üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmaktadır. İşte bu farklılık, aralarında gerçek bir birliğin kurulmasını imkansız kılmaktadır; zira onları bir araya getiren şey, hayata dair ortak bir vizyon değil, aksine kısa sürede değişebilen geçici çıkarlardır.

Batı'nın sunduğu şey ise, feshedilebilir anlaşmalara ve çökebilecek ittifaklara dayalı olan şekli bir birliktir. Gerçek birliğe gelince; tek bir akideye, ortak bir vizyona ve ortak bir kadere dayalı olan bir birliktir.

Bu ise tarihsel olarak İslam Devleti'nin gölgesinde gerçekleşmiştir; zira insanlar arasındaki bağlar ırk ya da dar çıkarlara dayalı olmamıştır, aksine onları bir araya getiren ve saflarını birleştiren akide olmuştur.

Tarih, İslami sistemin, kırılgan bir birlik değil, gerçek bir birliği gerçekleştirmeye muktedir olan bir birlik olduğunu kanıtlamıştır. Zira İslami sistemin gölgesinde, Müslümanlar ve gayrimüslimler tek bir yasa ve tek bir hayat vizyonu altında, güvenlik ve adalet içinde yaşamışlardır. Yani İslami sistemde dar çıkarlar üzerine çatışmalar olmamış, aksine asıl geye adaleti sağlamak ve halkın çıkarlarını gözetmek olmuştur.

Küresel krizlerin artmasıyla birlikte insanlığın sadece geçici ittifaklara değil, gerçek bir birliği sağlamaya muktedir olan yeni bir modele ihtiyaç duyduğu giderek daha açık hale gelmiştir.

Bu model ise İslam'dır; zira İslam, sadece devletler arasında bir birliği değil, aksine sağlam bir akideye, adil bir düzene ve dünyada yeniden güvenlik ve barışı tesis edebilecek güce dayalı halklar arasında bir birliği de sunmaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Trump Döneminde Amerika'nın Geri Çekilmesi ve Gerilemesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump Döneminde Amerika'nın Geri Çekilmesi ve Gerilemesi

 

Haber:

ABD Terörle Mücadele Merkezi Direktörü: “Asıl tehlike İsrail'dir ve Trump İran konusunda dünyaya yalan söylemiştir” (El-Hades Kanalı, 19/03/2026)

Yorum:

İster içeriden, isterse Batılı müttefikler tarafından olsun ABD ve politikalarına yönelik açıklamalar ve itirazlar çoğalmış, sesler yükselmiş ve lehçe değişmiş olup Trump döneminde, 1991'den beri uluslararası sahnede hakim konumda olan ABD'nin daha önce hiç görmediği ölçüde sınırlar aşılmıştır.

Bu, birkaç gün önce İran'a yönelik savaşa karşı çıkmasının akabinde istifa eden ABD Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Jeo Kent'in açıklamasıdır; kendisi ABD'nin karar alma çevrelerinin tam kalbinde yer alan bir isim olan Kent, dünyaya İran'ın tehlikesi hakkında sunulan anlatının yanıltıcı olduğunu ifade etmiştir.

Bu ABD'li senatör ve Kongre üyesi, Trump ile yaptığı gizli görüşmeden bahsederek şöyle diyor: “Trump'ın söylediği her şey yalandır; zira Amerika'yı yeni bir savaşa sokmayacağına dair verdiği sözü tutmamış ve savaşa girmiştir; sonra İran'ın nükleer programını hedef aldığını söyledi ancak biz İran'ın nükleer silah üretme kapasitesi olmadığını biliyoruz; dahası geçen yıl bu programı yok ettiğini bize kendisi söylemişti. Sonra İran'ın bizi balistik füzelerle hedef alacağını söylüyor; ancak biz İran'ın Amerika'ya ulaşabilecek balistik füzeleri olmadığını bildiğimiz gibi savaş kararını verenin Netanyahu olduğunu ve Trump'ın aptallığı yüzünden onu bu kararı almaya ittiğini de biliyoruz.”

Batı liderlerinin açıklamalarına gelince; işte şu, Fransız General Yakovleff'in açıklaması: “Trump bize Titanik için ucuz biletler satıyor; Trump'la ittifak kurmak, Titanik'te dans etmek gibi bir şeydir! Amerika'nın içine düştüğü bu savaşın içinde boğulmak istemediğini ifade etmek istiyor.”

İşte bu da İngiliz Parlamentosu'ndaki Liberal Demokratların lideri Duarodev'in açıklaması: “Başkan Trump, uluslararası gangsterler gibi davranıyor.”

Alman Danışman Friedrich Merz ise ABD'ye saldırarak, “Çin ile bir ortaklık kurmayı çalışıyoruz ve önümüzdeki hafta Çin'e gideceğim” diyor.

Bakın işte Kanada Başbakanı da, Hürmüz Boğazı krizinin enerji açısından olduğu kadar ekonomik açıdan da felaket niteliğinde olacağı konusunda dünyayı uyarıyor.

Tüm bu açıklamalar, 17 Mart 2026 tarihinde Trump'ın El Arabiya kanalında İrlanda Başbakanı ile birlikte düzenlediği basın toplantısından bir veya iki gün sonra gelmiştir; bu toplantıda Trump, konuşmalarında dağınık ve çelişkili bir izlenim bırakmış ve hiçbir şekilde bir politikacıya yakışır bir tavır sergilememişti; aynı zamanda İran'da ordusuyla birlikte her şeyi yok ettiğini söylerken aynı mecliste İran'ın Körfez ülkelerine saldırmasını beklemediğini de ifade etmişti. Ayrıca Hark Adası'nı vurmak istemediğini, İran'ın elektrik şebekesini vurduğunu ve dört ila altı hafta arasında sürecek olan operasyonların çok yakında sona ereceğini de belirtmişti.

NATO müttefiklerine Hürmüz Boğazı'nın açılması için yardım talebine yanıt vermedikleri için eleştirdiği anda, bizim kimsenin yardımına ihtiyacımız yok demiştir.

Son olarak kesin olan şey, Amerika'nın Körfez’i işgal ettiğinden beri bir başarısızlıktan diğerine sürükleniyor olmasıdır; belki de bu, Allah’ın yardımıyla onun geri dönüşü olmayan bir şekilde Batı yarımküreye geri çekilmesine, böylece uluslararası dengelerin değişmesine ve en önemlisi de Amerika ile Batı’nın özellikle ülkemiz üzerindeki hakimiyetinin sona ermesine yol açacak en büyük başarısızlıktır.

Ey Müslümanlar: Sizler insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetisiniz ve Allah sizi bu yeryüzünde Halife kılmıştır; o halde bu ümmetin ihtişamını yeniden tesis etmek için çıkarıldığınız rolünüzü unutmayın; haydi o zaman ümmetin egemenliğini yeniden tesis ettikten sonra adaleti sağlayarak bu risaleti dünyaya yeniden taşıyın. Bu ise ancak bilinçli olanların yoğun ve sürekli çabasının yanı sıra bu emrin gerçekleşmesi ve yücelmesi için ümmet ve güç ve kuvvet ehliyle kaynaşarak çalışmanın gece gündüz sürdürülmesiyle mümkündür. فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُوا إِلَى السَّلْمِ وَأَنتُمُ الْأَعْلَوْنَ وَاللهُ مَعَكُمْ وَلَن يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ “Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O amellerinizi asla eksiltmeyecektir.” [Muhammed 35]

وَقُلِ اعْمَلُواْ فَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ
De ki: ‘Çalışın! Çalışmanızı Allah da, Rasulü de, müminler de göreceklerdir.” [Tevbe 105]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Hamdânî - Irak

Devamını oku...

Bölgemizde Barış ve İstikrarı Sağlamanın Yolu, Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı Cihat İlan Etmektir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bölgemizde Barış ve İstikrarı Sağlamanın Yolu, Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı Cihat İlan Etmektir

 

Haber:

Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar 17 Mart 2026 Salı günü, diyalog ve diplomasinin bölgedeki sorunları çözmek ve kalıcı barış ve istikrarı sağlamak için tek pratik yol olmaya devam ettiğini vurguladı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre bu açıklama, İran'ın Pakistan Büyükelçisi Rıza Amiri Moghadam ile yaptığı görüşme sırasında yapıldı. X platformunda yayınlanan bir gönderide bakanlık, büyükelçinin “bu zor dönemde Pakistan halkının gösterdiği güçlü manevi destek” için minnettarlığını dile getirdiğini belirtti.

Yorum:

Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığı tarafından İran’a karşı gerçekleştirilen saldırı, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler ile Uluslararası Adalet Divanı gibi uluslararası kurumların, İslam beldelerinin güvenliğini sağlamak için güvenilmez olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır; zira bunlar, Büyük Şeytan Amerika ve büyük güçlerin elindeki araçlardır.

Ayrıca Amerika ve Batılı müttefiklerinin, kendileriyle ne kadar işbirliği yaparsa yapsın ya da ne kadar taviz verirse versin herhangi bir Müslüman ülkesinin askeri gücünün varlığını asla kabul etmeyeceğini de kanıtlamıştır. Zira ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, “İran gibi, peygamberi İslamist hezeyanlara saplanmış çılgın rejimler nükleer silaha sahip olamayacağını” söylemiştir. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio 3 Mart 2026'da, “Din adamları tarafından yönetilen bu aşırıcı terörist rejimin nükleer silahlara sahip olmasına asla izin verilemez” demiştir.

İran rejimi, son yirmi altı yıl boyunca Amerika’nın Afganistan, Irak, Yemen ve Suriye’deki hedeflerini tam anlamıyla desteklemiş olsa da ancak Amerika’nın çıkarları gereği İran’ın Ortadoğu’daki rolünün azaltılması gerektiğinde, kendisine sağladığı hizmetleri göz ardı etmiştir; işte bu, Müslümanların başındaki her Müslüman yöneticinin unutmaması gereken bir ders niteliğindedir.

Pakistan'da entelektüel çevreler, Amerika ve Yahudi varlığının İran'dan bir sonraki hedefinin Pakistan olacağını açıkça dile getiriyorlar; zira onlar, İran'ın nükleer silah ve füze üretme potansiyeline müsamaha göstermezlerken, İran'dan daha gelişmiş füzelere sahip bir nükleer devlet olan Pakistan'ın bu kapasitesine nasıl müsamaha gösterebilirler ki? ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard 18 Mart 2026 Çarşamba günü, Pakistan’ın gelişmiş füze programının yakında ABD’yi hedef tahtasına oturtabileceği uyarısında bulunmuştur; bu nedenle Pakistan’ın nükleer ve füze kapasitelerini ortadan kaldırmak için şimdiden zemin hazırlıyorlar.

Mevcut uluslararası ve bölgesel durum, Pakistan için altın bir fırsat teşkil ediyor; zira Pakistan, manevi destekle yetinmek yerine İran’a askeri destek sağlayarak inisiyatif alabilir, kontrolü ele geçirebilir ve ABD’nin bölgedeki hakimiyetini ortadan kaldırabilir. Bugün Amerika, uluslararası ve bölgesel olarak izole olmuş durumda olup onun kibirli tavırları, İran ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına alma çabalarında Batılı müttefiklerini kendisinden uzaklaştırmıştır. Rusya ve Çin, Avrasya’da Amerika’ya meydan okuyor ve Arap ülkeleri ise artık Amerikan koruma şemsiyesi altında kendilerini güvende hissetmiyorlar, zira Amerika’nın sadece Yahudi varlığının güvenliğine önem verdiği açığa çıkmıştır.

Bu nedenle Pakistan bugün nükleer şemsiyesini İran ve tüm Körfez bölgesine genişletmiş olsa, Amerika bu bölgeden kolayca kovulacak ve Yahudi varlığı günler, hatta saatler içinde ortadan kaldırılacaktır. Şimdi Pakistan'ın önünde, Kureyş'in Hudeybiye Anlaşması'nı bozduğunda Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında yaşadığına benzer altın bir fırsat bulunmaktadır. Zira Ebu Süfyan barışı yenilemeye çalıştı ancak Peygamberimiz ona icabet etmedi; aksine Müslüman ordusuna Mekke'ye doğru ilerlemesi emrini verdi; böylece Mekke, Hicret'in sekizinci yılının Ramazan ayının yirminci gününde fethedilmiş ve bir buçuk yıl sonra tüm Arap Yarımadası İslam Devleti'nin sancağı altında birleşmiştir. Pakistan'a gelince; Mayıs 2025'te hava kuvvetleri Hindistan Hava Kuvvetleri'ni tam iki gün boyunca felç ettiğinde, Keşmir'i kurtarmak için eline geçen altın fırsatı kaçırmıştı. O zaman ordu Srinagar'a doğru harekete geçmiş olsaydı, Hindistan bir karşılık veremezdi. Ancak Pakistanlı yöneticiler Trump'ı memnun etmeyi tercih ederek, Hindu devletinin hakimiyetine son verme fırsatını kaçırmışlardır.

Bakın işte Allah Subhanehu ve Teala Pakistan’a, tüm bölgeyi Amerika’nın hakimiyetinden kurtarmak için öncekinden daha büyük bir altın fırsat sunmaktadır; bu da mübarek Mescid-i Aksa'nın ve tüm Filistin’in kurtarılmasına zemin hazırlayacaktır. Eğer yöneticiler bu fırsatı değerlendirmezlerse, ordudaki sadık subaylar, şimdi Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri gerekir; böylece Halife, İslam dinini yüceltmek ve ümmeti yeniden kalkındırmak için cihatta onlara liderlik edecektir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَن يَتَوَلَّ اللهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ اللهِ هُمُ الْغَالِبُونَ “Kim Allah’ı, Rasulü’nü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır (Hizbullah).” [Maide 56]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Şahzad - Pakistan

Devamını oku...

Akıllı Biri Aynı Delikten İki Kez Isırılmaz

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Akıllı Biri Aynı Delikten İki Kez Isırılmaz

Orta Asya Ruslar'ın işgalinden önce üç hanlıktan oluşuyordu: Buhara Hanlığı, Hokand Hanlığı ve Hiva Hanlığı. Bu hanlıklar sürekli olarak birbirleriyle çatışıp savaşıyorlardı; üstelik her hanlığın içinde de taht mücadelesi yaşanıyordu. Ayrıca hanlıklardan her biri diğerinin zayıflamasını istiyor ve hasmına karşı kendisine yardım edecek bir dost arıyordu.

O dönemde Rusya, bu hanlıkların her birini yakından izliyor ve bu hanlıkları işgal ederek servetlerine el koymak istiyordu.

Her bir hanlık, diğerine karşı Rusya'dan yardım istiyor ve onu kendisine yardım eden bir dost olarak görüyordu. Rusya, her birine tarafsız bir dost gibi görünerek, kendisiyle birlikte olmanın daha mutlu olacağına ikna ederken, aynı zamanda onlardan her birini diğerinin düşmanı haline getiriyordu. Zira Rusya, Orta Asya'yı işgal etmeyi, buradaki zenginlikleri yağmalamayı ve güney sınırlarını güvence altına almayı ve korumayı hedefliyordu. Sonra beklediği fırsat geldi ve Orta Asya hanlıkları ona tek tek kapılarını açtı. Bunun üzerine Rusya başlangıçta bir dost olarak bölgeye girmiş, ancak kısa sürede üç hanlığın da hepsini işgal etmiş, sakinlerine karşı katliamlar işlemiş, yüzyıllar boyunca biriktirilen servetleri yağmalamış, ardından da bölgeyi, aralarında sürekli çatışmalar ve anlaşmazlıklar içinde boğulan beş zayıf devletçiğe bölmüştü.

Orta Asya bugün, Asya ile Avrupa’yı, Avrupa ile Asya’yı ve güney ülkeleri birbirine bağlayan stratejik bir merkez olması ve doğal kaynaklar ile enerji kaynakları açısından zengin bir bölge olması nedeniyle, daha önce hiç görülmemiş derecede büyük bir jeopolitik ve jeoekonomik önem kazanmıştır. Nitekim Rusya eski dostluğunu hatırlatmaya çalışırken, Çin, Amerika ve Avrupa ise yeni dostluk biçimleri sunmaktadır. Aynı zamanda Afganistan gibi bazı komşu ülkeler ve özellikle de İslam'a davet edenler, son derece dikkat edilmesi gereken düşmanlar olarak tasvir edilmektedir.

Bu güçlerin her biri, beş ülkenin liderlerini ya kendi ülkesine davet etmek ya da Orta Asya’da ziyaret etmek suretiyle, onları ittifaklar ve ortaklıklar kurmaya, yani (5+1) formatı çerçevesinde Rusya'nın eski dostluğu gibi yeni bir dostluk kurmaya teşvik etmeye çalışıyor. Tüm bu güçler, bölgenin stratejik olarak jeopolitik ve jeoekonomik konumunu kontrol altına almayı ve bitmez tükenmez muazzam servetlerini ele geçirmeyi hedeflemektedir. Bugün Rusya'nın Ukrayna savaşının bataklığına saplanmasının gölgesinde, eski dostluktan kurtulmak ve yeni dostluklara aldanmamak için altın bir zaman gelmiştir.

Bugün Orta Asya liderlerinin ve bilinçli seçkinlerinin önünde gerçek bir meydan okuma durmaktadır; bu ise sadece dağınık ve zayıf beş devlet arasında bir iş birliği düzenlemekten ibaret değildir, aksine herkesi birleştirecek ve kimin dost kimin düşman olduğunu net bir şekilde idrak edecek tek, güçlü ve bilinçli bir devlet ortaya çıkarmaktır.

Yakın geçmişte bir dost seçtiler ve sert bir şekilde ısırıldılar; bugün ise altın bir fırsat doğmuşken geriye şu soru kalmaktadır: Yeni bir dost mu seçecekler ya da aynı delikten bir kez daha mı ısırılacaklar? Çünkü akıllı insan aynı delikten iki kez ısırılmaz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Hadi

Devamını oku...

Yahudi Varlığı Büyük Bir Bölgesel Güç Haline Geldiğini İddia Etti, Gerçekten Öyle Mi?!

Haber-Yorum

Yahudi Varlığı Büyük Bir Bölgesel Güç Haline Geldiğini İddia Etti, Gerçekten Öyle Mi?!

Haber:

Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu, Perşembe akşamı yaptığı basın toplantısında, konuşmasını yaparken fırlatılabilecek füze saldırılarına karşı önlem olarak yeraltında korunaklı bir katta düzenlenen toplantıda, Tel Aviv ve Washington’un İran’a karşı yürüttüğü savaşın 20. gününden sonra İran’ın uranyum zenginleştirme ve balistik füze üretme yeteneğini kaybettiğini vurguladı. İran'ın nükleer programını ortadan kaldırmak, balistik tehdidi sona erdirmek ve İran halkına özgürlük getirmek gibi üç hedefimiz var dedi ve askeri harekâtın, İran'ın füze ve nükleer programının tamamen yok edilmesine odaklanacağını belirtti. Ayrıca “Ortadoğu’nun değiştiğini ve İsrail’in bölgesel bir güç haline geldiğini” vurguladı. (Sema Haber)

Yorum:

Hiç şüphe yok ki Netanyahu ve iktidar koalisyonunun hayalleri ileri bir aşamaya ulaşmıştır; zira artık Nil ile Fırat arasında olan bir devletten, "Büyük İsrail’den", Orta Doğu üzerindeki hakimiyetten ve bölgesel bir devletten bahsettikleri gibi şimdi de Tevrat'a dayalı akidevi hayallerle siyasi hırsları harmanlayarak büyük bir devletten bahsediyorlar.

Yahudilerin kibir ve Müslümanlara yönelik saldırganlıklarının çok büyük boyutlara ulaştığına da şüphe yoktur; bu da daha önceden bildiğimiz, dahası gerçekleşeceğine inandığımız bir durumdur; bunu da Allahu Teala'nın şu kavli doğrulamaktadır: وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوّاً كَبِيراًBiz, Kitap'ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.” [İsra 4] Dolayısıyla onlar, Gazze'yi yerle bir ettikten ve Gazze, Batı Şeria, Yemen, Suriye ve Lübnan'daki Müslümanların kanını akıttıktan sonra, şimdi de tüm vahşet ve küstahlıklarıyla İran ve Lübnan'a yönelik saldırganlık ve kibir politikalarını sürdürüyorlar, dolayısıyla da öldürüyorlar, bombalıyorlar ve yıkıyorlar.

Ancak Netanyahu’nun zihinlerden silmeye çalıştığı şey - ki ben bunun zihninden silindiğini sanmıyorum-, onun varlığının bugüne kadar yaptığı ve yapmaya devam ettiği her şeyin, Amerika, Avrupa, birçok kafir ülke ile onlarla birlikte olan Müslümanların başındaki yöneticilerin ipleriyle gerçekleşmiş olmasıdır; zira Müslümanları ve ülkelerini bombaladığı uçaklar Amerikan uçaklarıdır. Füzeler, roketler ve tonlarca patlayıcı Amerikan ve Avrupalıdır. Masrafları, kayıpları ve savaşı karşılayan paralar ise Amerika'nın yağmaladığı ve Yahudi varlığına cömertçe sunduğu bizim paramızdır. İşgal altındaki Filistin'de ve bölgede konuşlandırılmış savunma ve erken uyarı sistemlerinin çoğu Amerikan ve Batılıdır. Örneğin Yahudilerin hava sahasını koruyanlar Amerika, İngiltere ve Fransa ve onlarla birlikte komşu olan Müslümanların başındaki yöneticilerdir. Dahası saldırı veya savunma konusunda zikretmekle bitmeyecek daha pek çok nokta vardır ve bunların hepsi, Yahudilerin Allah ile olan ipleri koptuktan sonra güçlerini kendilerinden almadıklarını, aksine onları ümmetin bedenine ve onu atan kalbi olan Filistin'e saplayanlardan aldıklarını kanıtlamaktadır. Dolayısıyla onların ve onlarla birlikte olan Müslümanların başındaki yöneticilerin ipleri olmadan, Yahudilerin kaderi zillet, zayıflık ve aşağılanmadır. Bunu da Allahu Teala’nın şu kavli doğrulamaktadır: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُواْ إِلاَّ بِحَبْلٍ مِّنْ اللّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ النَّاسِ وَبَآؤُوا بِغَضَبٍ مِّنَ اللّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَيَقْتُلُونَ الأَنبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَAllah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara zillet damgası vurulmuş; Allah’ın gazabına uğramışlar ve aşağılanmaya mahkûm olmuşlardır. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Bu (cüretleri de) onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.” [Al-i İmran 112]

ABD'nin silah ve teçhizat nakliyesi için hava köprüsü olmadan, ABD, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlerin koruması olmadan ve onlarla birlikte tüm ajan komşu ülke liderleri olmadan, birkaç haftalık savaşa bile tahammül edemeyen büyük bir güçten veya bölgesel bir güçten bahsedilebilir mi?!

Sonra bu nasıl bir güçlü devlettir ki sınır ötesi korumanın tüm biçim ve katmanlarına rağmen, yöneticisi basın açıklamalarını ancak yeraltındaki zırhlı bir odadan yapmaya cesaret edebiliyor?!

Evet, Yahudi varlığı kırılgan ve zayıf bir varlıktır; eğer Amerika, Batı ve Müslümanların başındaki yöneticiler onun yanında durmasaydı, Müslüman ordularının en küçüğünün karşısında bile günün bir saati dayanamazdı; Netanyahu, bir aslanın kükremesiyle övünen bir kedi gibi davranmaya devam edebilir ancak onun varlığının hakikati, zillet ve meskenet damgası vurulmuş bir şekilde kalmaya devam edecektir.

Bizler Amerika ve Batı’daki halkların ve birçok yöneticinin, Yahudi varlığını, artık üzerinde bahis oynayamayacakları kaybeden bir at olarak görmeye başladıklarına tanık olmaktayız; bu da Allah’ın izniyle, yakında onun etrafından dağılacakları anlamına gelmektedir; zira Yahudiler, Allahu Teala’nın şöyle buyurduğu gibidir: تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَSen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.” [Haşr 14]Müslümanların başındaki yöneticilere gelince; ümmetin orduları içindeki bir grup muhlis kişi, onların tahtlarını devirmek ve Allah’a, Rasulü'ne ve ümmete yönelik ihanetlerinin bir cezası olarak zindanların karanlıklarına atmak için harekete geçtiğinde, onların bir ağırlığı ve varlığı kalmayacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER