Cuma, 24 Ramazan 1447 | 2026/03/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ramazan Serisi: İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları Altıncı Bölüm Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabileleri Ziyaret Ettiğinde: Siret Dersleri ile Gerçekliğin Bilinci Arasında Nusret Talep Etmek ve Devleti Kurmak

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ramazan Serisi: İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları

Altıncı Bölüm

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabileleri Ziyaret Ettiğinde: Siret Dersleri ile Gerçekliğin Bilinci Arasında Nusret Talep Etmek ve Devleti Kurmak

Peygamberimizin siretinde geçen nusret talebi, sadece davanın geçici olarak harekete geçirilmesi değildir, aksine daveti koruyacak ve onu güçlendirecek bir varlık hakkında düzenli bir arama yapmak yoluyla zayıflık merhalesinden iktidar-egemenlik merhalesine geçmek için bilinçli bir çalışmadır. Ebu Talib ve Hatice Radıyallahu Anha'nın vefatından sonra, Kureyşlilerin eziyeti şiddetlenmiş ve Mekk'de davet daralmıştı; bu yüzden artık sadece tebliğ etmek yeterli değildi; zira İslam'ı insanların gerçekliğinde ikame etmek için onu koruyacak bir güce ve ona yardım edecek bir otoriteye ihtiyaç vardı.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sakif (kabilesinden) nusret (yardım) aramak için Taif'e gitmişti; onlardan para veya makam talep etmemiş, aksine Rabbinin risaletini tebliğ etmek için kendilerini, kadınlarını ve çocuklarını korudukları şeylerden onu da korumalarını talep etmiştir. Ancak onlar sert bir şekilde karşılık verdiler ve sefihlerini (ayak takımlarını) O’nun başına musallat ettiler. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye geri döndü ancak fikir durmadı; aksine hac mevsiminde Arap kabilelerine kendini arz etmeye, evlerini ve çadırlarını ziyaret etmeye, onları İslam'a davet etmeye ve onlardan nusret ve güç talep etmeye başlamıştır.

Siret kitapları, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yirmiden fazla kabileye kendini arz ettiği rivayet edilmektedir ki bunlardan bazıları şunlardır:Beni Amir Bin Sa’sa, Beni Şeyban, Beni Bekir İbn Vail, Kinde Beni Hanife, Beni Mürre, Beni Abs ve diğerleri. Arz etme, soyut ruhani bir davet değildi, aksine parametreleri net bir arzdı ki o da: Sadece Allah'a iman etmek, putlara iman etmeyi terk etmek ve risaleti tebliğ etmek ve İslam'ı tatbik etmek için Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koruma sağlamak.

En meşhur durumlardan biri Beni Amir bin Sa'sa ile ilgiliydi. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların arasına oturdu, onları Allah Azze ve Celle'ye davet etti ve onlardan nusret talep etti. Onların arasından kendisine Beyhara İbn Firas denilen bir adam, Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle net bir soru sordu: “Şayet senin emrin üzere sana biat etsek, sonra Allah seni, sana karşı çıkanlara karşı üstün kılarsa, senden sonra emir bizim olacak mı?” Soru Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra otoriteyle ilgiliydi ve bu yolun sonuçları büyük olduğu için haksız bir soru da değildi. Peygamberimizden de net bir cevap gelmiştir: الْأَمْرُ إِلَى اللهِ يَضَعُهُ حَيْثُ يَشَاءُBu mesele Allah'a aittir. Onu dilediği yere verir.” Nusretin yönetime varis olmak için bir yol olmadığını anladıklarında, onu reddettiler.Zira onlar, siyasi bir anlaşma isterlerken Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise herhangi bir gizli amaç gütmeden sadece din için nusret talep ediyordu.

Diğer bir durum ise Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendisini Beni Şeyban bin Salebe kabilesine arz etmesi olmuştur ki onların arasında Müsenna bin Harise ve Hâni bin Kubaysa da vardı. Sözleri onların hoşuna gitti ve onların güç ve kuvvet ehli olduklarını, ancak Kisra ile yaptıkları antlaşmaya bağlı kaldıklarını ve onu bozmak istemediklerini söylediler ve Perslerle çatışmaya girmeden Arap beldesinden gelebilecek şeylere karşı yardım etmeyi önerdiler.Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bu dinin kısmiliği kabul etmediğini, talep edilen nusretin kısmi değil kapsamlı olduğunu ve kendisine nusret verenin tüm çatışmanın sonuçlarına katlanması gerektiğini açıklamıştır.Bunun üzerine kibarca özür dilediler ve nusret gerçekleşmedi.

Aynı şekilde Beni Hanife de reddetme konusunda sert bir tavır sergilemiştir; hatta bazı siret yazarları onları, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı en sert tepki gösteren kabilelerden biri olarak nitelendirmişlerdir. Buna rağmen projenin özünden ödün vermeden ve umutsuzluğa kapılmadan her yıl dolaşmaya ve kendisini arz etmeye devam etmiştir.

Sonra Akabe gelmiştir. Nitekim Hazrec'den bir grup Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir araya gelerek O'nu dinleyip iman ettiler, sonra onlar ertesi yıl yanlarında başkalarıyla birlikte geri döndüler ve böylece İkinci Akabe biati gerçekleşti; zira Ensar, işitmek ve itaat etmek üzere ve kendilerini ve çocuklarını korudukları gibi onu da koruyacaklarına dair Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat etti. Burada Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yıllardır aradığı nusret gerçekleşmiştir. Zira onlar, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kendisinden sonra gelecek haleflik hakkında soru sormadılar ve nusret için coğrafi bir sınır şart koşmadılar, aksine davayı kamil bir şekilde korumak ve Araplar ve Acemlerle olan çatışmanın sonuçlarını katlanmak için Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat ettiler.

Burada, bir dizi derin siyasi dersler ortaya çıkmaktadır: Birincisi; toplumda dinin ikame edilmesi için onu koruyacak bir güce ihtiyaç vardır ve otorite olmadan sadece fikri olarak ikna etmek yeterli değildir. İkincisi; nusret çıkarlar ittifakı değildir, aksine kapsamlı ideolojik bir bağlılıktır. Üçüncüsü; devletin kurulması için çalışmak, açık merhalelerden geçmiştir ki bunlar; fikri davet, ardından toplumla kaynaşma ve buna eş zamanlı olarak Medine'de fiili bir varlığın kurulmasına kadar güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmek.

Bunu gerçeklikle ilişkilendirdiğimizde birçok ıslah hareketleri veya projesinin, fikirlerini koruyacak bir varlık için çalışmadan vaaz vermekle yetinmeleri ya da projelerinin özünü boşaltan anlaşmalara girmeleri nedeniyle tökezlediklerini görmekteyiz. Bazı güçler dinle, kamil bir şekilde uygulanacak bir metot olarak değil de, yönetime ulaşmak için bir araç olarak muamele etmektedir; dolayısıyla nusret noktasında samimiyetini kanıtlamadan önce Beni Amir'in sorduğu gibi otoritedeki payını sormaktadır.

Sirette geçen nusret talebi, duygusal bir dürtüden ziyade, vahiyle düzenlenen bilinçli siyasi bir görev ve eylemdir; işte bu eylem, projenin özünden taviz vermeden, ideoloji üzerinde kararlılık ile araçlardaki esnekliğin arasını dengelemektedir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yıllarca kabileler arasında dolaştı ve ardı ardına reddedilmeyle karşılaştı ancak davetinin içeriğini sulandırmadı ve İslam'ın bütünlüğünü bozacak şartlı nusreti de kabul etmedi.

Bu merhaleyi anlamak, değişim meselesine yönelik bakışımızı yeniden şekillendirecektir: Zira davetin koruyucu bir kuluçkaya, projenin onu destekleyecek bir güce ihtiyacı vardır ve nusret, bir slogan değil, aksine onu sunan kişinin külfetine katlandığı bir taahhüttür. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Arapların evlerini dolaşmasını düşünen bir kimse, devletin kurulmasının bir anda ortaya çıkmadığını, aksine şöyle denilen diyen doğru ortam hazırlanıncaya kadar uzun bir sabır, net bir vizyon ve ideoloji üzerinde kararlılık gibi bir bedeli olduğunu anlayacaktır: Size ne üzerine biat edeceğiz? Bedeli öğrenince şöyle dedi: Kârlı bir alışveriş; ne (satıştan) vazgeçeriz ne de vazgeçilmesini kabul ederiz.”

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu

Devamını oku...

Pakistan Ordusunun Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı İran'daki Müslümanlara Yardım Etmesini Engelleyen Şey Nedir?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Pakistan Ordusunun Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı İran'daki Müslümanlara Yardım Etmesini Engelleyen Şey Nedir?

Pakistan'daki Müslümanlar, Amerika ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırıları nedeniyle ciddi acılar çekmektedir; zira bu saldırılar Gazze'de yaşananlara benzemektedir; çünkü saldırılarda çocuklara, kadınlara ve yaşlılara merhamet edilmemekte ve okullar ve oyun alanları istisna kılınmamaktadır. Oysa müminler, tek bir vücut gibidir; tıpkı Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu gibi: مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”[Müslim rivayet etti] O halde şu soruyu sormamız doğaldır: Neden Pakistan silahlı kuvvetleri İran'daki Müslümanları desteklemek için henüz harekete geçmemiştir?

İslam akidesi açısından Pakistan ordusunun bunu yapmasını engelleyen hiçbir şey yoktur; zira İranlı Müslümanlar, Pakistanlı Müslümanların kardeşleridir ve iman bağı, yeryüzündeki en güçlü bir bağdır. Bu yüzden İslam akidesi, Selman-ı Farisi'yi, Bilal-ı Habeşi'yi, Arap Ebu Bekir ve Suheyb Rumi'ye (Allah hepsinden razı olsun) kardeş kılmıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ Müminler ancak kardeştirler.” [Hucurat 10] Dolayısıyla İslam akidesi, Müslümanların birliğini engelleyen milliyetçi ve bölücü bağları ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla da İslam fıkhı açısından Pakistan ordusunu engelleyen hiçbir şey yoktur. Bu yüzdendir ki Pakistanlı Müslümanların takip ettiği Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebu Hanife, İranlı Müslümanların takip ettiği Caferi mezhebinin kurucusu Cafer-i Sadık'ın öğrencisidir. Nitekim Buhari tarih kitabında şöyle demiştir: “Ebu Hanife ondan rivayet etmiştir”. İşte bu, Müslümanların birliğini engelleyen mezhepçiliği batıl kılmaktadır.

Pakistan ordusunun toplumsal olarak müdahale etmesini engelleyen hiçbir şey yoktur; zira Pakistan, İran'dan sonra dünyanın en büyük ikinci Şii topluluğuna sahiptir ve bölgedeki Sünniler ile Şiiler arasında yüzyıllardır süren güçlü bir bağ vardır; bu yüzden onların hepsi, şerî olan namaz kılarlar, şerî olan Ramazan orucunu tutarlar ve mübarek ay boyunca geceleri Rablerine ibadet ederler!

Coğrafi açıdan olana gelince; İran ve Pakistan 909 kilometrelik mesafe boyunca birbirlerine komşu olup İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletini, Pakistan'ın Belucistan eyaletinden ayırmaktadır; dolayısıyla Pakistan Ordusu'nun 12. Kolordusu Ketta'dan cihat ilan etmiş olsa, bu bölgelere ulaştığında, yapay sömürge sınırlarının her iki tarafındaki on binlerce adamla sayıları artmış olacaktır.

Uluslararası sistem açısından olana gelince; Amerika'nın İran'a yönelik saldırısı hakkında büyük güçler arasında derin bir bölünme vardır; zira Avrupa ülkeleri Amerikan askeri ihlallerini açıkça reddettiklerini ifade etmektedirler. Rusya’ya gelince; 6 Mart 2026'da Washington Post, Rusya'nın ABD'nin askeri varlıkları hakkında İran'a hassas istihbarat bilgileri sağladığını bildirmiştir. Çin ise petrol tedarikinden endişe duymakta olup İran ile kanallar açmıştır.

Bölgesel rejimler açısından olana gelince; Batılı ajanlar ve Körfez'deki tabiileriyle yapılan herhangi bir anlaşmanın bir kıymeti yoktur. Zira bu yöneticiler de, Müslüman ordularının Gazze'deki Müslümanlara yardım etmesini engelleyen Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibidirler. Dolayısıyla onlar, Amerika'nın konuşlandırdığı güçlerden çok daha büyük olmalarına rağmen, Müslüman ordularını zincire vurmuşlardır. Nitekim 5 Mart 2026'da ABD Ordusu Genelkurmay Başkan Yardımcısı Christopher C. LaNeve, 160 ülkede sadece 108.000 askerin konuşlandırıldığını veya ileri mevzilerde bulunduğunu, bunların 91.000'inin Hint ve Pasifik Okyanuslarında olduğunu teyit etmiştir. Peki bu, ümmetin milyonlarca askeri ve yüz milyonlarca cesur adamıyla karşılaştırıldığında küçük bir sayı değil midir?

Müslümanlar arasındaki mevcut savaşa gelince;bu, Müslümanları dinlerine yardım etmeye yönelik şerî vacibini engellemez.Ayrıca Pakistan ordusu ile Afganistan'daki mücahitler arasındaki savaşla ilgili olarak; cihadın doğası, ümmetin düşmanlarına karşı duyduğu öfke yoluyla Müslümanlar arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca cihad da, zafer veya şehadetin gerçekleşmesi konusundaki güçlü arzu nedeniyle karşılıklı intikam arzusunu ortadan kaldırmaktadır.Pakistan'ın ordusu ve Pakistan Belucistan bölgesindeki militanlar arasında yaşanan çatışmalar için de aynı durum geçerlidir.Ayrıca bu savaşçılar İran'ın Sistan ve Belucistan bölgelerindeki Müslümanlarla güçlü kabile bağlarına sahiptir ve Haçlı Amerikalılara ve Yahudi varlığına karşı cihat için seferber olmaları, savaş başlamadan önce bile düşmanları korkutacak şekilde Müslümanları birleştirecektir.

Pakistan askeri liderlerinin, Trump ile olan güçlü kişisel ilişkilerinin Pakistan'a zarar gelmesini önleyeceği iddiası ise vehimlerden ibarettir; zira Müşerref'in George W. Bush ile olan ittifakı ve onunla olan güçlü kişisel ilişkileri, Pakistan'ı büyük mal ve can kayıplarından koruyamamıştır. Aksine Müşerref, rolü sona erip artık ona ihtiyaç kalmadığında, kendini Amerika tarafından başka bir ajanla değiştirilmekten kurtaramamıştır. O halde Asim Munir'in hali ve onun Trump ile olan kişisel ilişkileri ve Amerika ile olan ittifakı nasıl farklı olabilir ki? Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin (ağının) durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” [Ankebut 41]

Ey Afganistan, Pakistan ve İran’daki Müslümanlar: Bizler, uzun zamandır karşılıklı birbirimizin düşmanı olan kardeşleriz; zira milliyetçilik ve mezhepçilik bizleri bölmüş olup bizim bölünmemiz, sadece Haçlı Amerikan, Yahudi varlığı ve Hindu devleti gibi düşmanlarımızın işine yaramıştır; bizler eski sömürgeci İngilizlerin "böl ve yönet" politikasını biliyoruz; o halde nasıl olur da şimdi sömürgeci Amerikalıların "böl ve yönet" politikasını görmezden gelebiliriz? Ki bu yüzden Gazze’ye yardım etmek için harekete geçmedik. Şimdi de İran ve Gazze'ye birlikte yardım etmek için harekete geçmiyoruz; o halde gelin Ramazan ayında, Allahu Teala'ya itaat etmeye dönerek samimi bir tövbe ile tövbe dönelim, saflarımızı birleştirelim, Allah'ın Kitabı'na göre hüküm verelim ve bu zaferler ayında cihad için harekete geçelim! Bakın Hizb-ut Tahrir sizinle birlikte, sizin içinizde ve sizin aranızdadır; öyleyse kafirler kerih görseler de diğer rejimlere karşı İslam'ın kelimesini yüceltmek için onunla birlikte hayırlar işleyin.

Ey Pakistan silahlı kuvvetler içindeki Müslümanlar! Sizler ümmet içinde büyük askeri bir güçsünüz; bu yüzden Allah'a karşı en büyük sorumluluğu taşıyorsunuz; o halde liderliğinizdeki Amerikan ajanları yüzünden cehennem ateşine girmeyin. Haydi onları ortadan kaldırın ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret verin; Allah Celle Celaluhu'nun rızasına ve Onun geniş cennetine nail olmak için Allah'a koşun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Ortadoğu’daki Gerginliklerin Gölgesinde Türk Devletlerinin Diplomasisi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ortadoğu’daki Gerginliklerin Gölgesinde Türk Devletlerinin Diplomasisi

Haber:

7 Mart 2026 tarihinde, Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin gayri resmi toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. Bu toplantı aralarında, Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyar Saidov, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ikili görüşmelerde bulundular.

Yorum:

Resmi açıklamalara göre görüşmeler, Orta Doğu'daki mevcut duruma ve bunun bölgesel güvenlik üzerindeki etkilerine odaklanmış olup gerilimin azaltılması ve çatışmaların yalnızca diplomatik kanallar ve barışçıl diyalog yoluyla çözülmesi gerektiği vurgulanmıştır; ayrıca taraflar barış ve istikrarın teşvik edilmesine yönelik kararlılıklarını yenilediler.

Bu görüşmeler Orta Doğu'daki jeopolitik sahnenin, dramatik dönüşümlere tanık olduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. 2025 yılının ortasından bu yana, ABD ve Yahudi varlığının İran'a karşı başlattığı askeri operasyonlar, bölgesel dengeyi ciddi şekilde bozmuştur. Belki de en öne çıkan olay, Şubat 2026'nın sonlarında İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ölümüne yol açan saldırılar olmuştur.

ABD Başkanı Trump, bu hamleleri rejim değişikliği politikasının bir parçası olarak nitelendirmiştir. Resmi açıklamalarda, bu operasyonların İran'ın nükleer programını baltalamak, balistik füze kapasitesini sınırlamak ve vekil güçlerle bağlarını koparmak hedefiyle yapıldığı iddia edilmektedir. Ancak görünen o ki bu süreç, Orta Doğu sınırlarını aşmakta olup bu, tüm Avrasya düzeyinde yeni bir jeopolitik düzen dayatmak için ABD'nin daha geniş kapsamlı stratejisinin bir parçasıdır.

Bu bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı'nın gerginliğin azaltılması ve istikrarın sağlanması yönündeki çağrıları özel bir siyasi önem kazanmaktadır. Zira İran, Orta Doğu, Güney Kafkasya ve Orta Asya'nın arasını bağlayan hayati bir coğrafi bağlantı noktasını temsil etmekte olup Körfez havzası, Hazar Denizi ve uluslararası ulaşım koridorlarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle İran'ın zayıflaması veya iç istikrarsızlığa maruz kalması, daha geniş bir bölgenin dengesine doğrudan yansıyacaktır.

Türkiye, bu durumu Amerikan planına uygun olarak nüfuzunu aktif bir şekilde genişletmek için kullanmakta ve sadece Orta Doğu'da değil, aksine Hazar Havzası, Kafkasya ve Orta Asya'da da stratejik bir aktör olarak konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu ise, Suriye'deki aktif katılımında ve Azerbaycan ve Özbekistan aracılığıyla Hazar Denizi'nde işbirliğinin güçlendirilmesinde ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak Orta Doğu, ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına hizmet eden şiddetli bir rekabet arenası haline gelmiştir.

Orta Asya ülkeleri, özellikle Özbekistan için, Orta Doğu'daki istikrarsızlık, ekonomik ve güvenlik düzeyinde ciddi sonuçlar taşımaktadır. Zira bir yandan enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve petrol ve gaz fiyatlarındaki keskin artışlar ekonomik krizleri daha da kötüleştirirken diğer yandan ise tırmanan askeri çatışmalar göç akımlarının artmasına ve güvenlik tehditlerinin büyümesine yol açmaktadır.

İstanbul toplantıları, karmaşık jeopolitik ortamda siyasi koordinasyonu güçlendirmek için yapılan diplomatik çabalar olarak gösterilse de, analitik okumalar, ABD'nin stratejisinin temel bir parçasını Türkiye kapısı üzerinden uyguladığını göstermektedir. Zira aktif diplomasi, Washington'un çıkarlarına hizmet eden jeopolitik bir mekanizma olarak Türk işbirliği sloganı altında uygulanmakta ve Türk dayanışması maskesi altında Orta Asya ülkelerine yönelik yeni bir siyasi gerçekçilik sunmaktadır.

Orta Doğu'da belirsizlik ve karmaşıklık durumun devam ederken, Orta Asya rejimleri üzerindeki dış baskılar ve jeopolitik manevraların riskleri artmaktadır. Dolayısıyla bu süreç, Müslüman ülkelerin siyasi kaderinin uluslararası güçler arasındaki rekabet çemberi içinde şekillenmeye devam ettiğini bir kez daha teyit etmektedir.

Sonuç olarak bu olaylar, Müslüman halkların önüne şu hayati soruyu getirmektedir; onlar, dış güçlerin çıkarlarına hizmet eden kurbanlar olmaya devam mı edecekler, yoksa Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmak gibi hayati bir dava için çalışmak yoluyla hayat savaşındaki liderliğin dizginlerini geri kazanmak yönünde etkin bir şekilde harekete mi geçecekler? Bu sorunun cevabı, Allahu Teala'nın şu kavlinde açığa çıkmaktadır: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْEy iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...

Hilafet Olmadan Kız Çocuklarının Geleceği Yoktur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hilafet Olmadan Kız Çocuklarının Geleceği Yoktur

Haber:

İran, Cumartesi günü ABD ve Yahudi varlığının ülkenin güneyindeki Minab kentindeki bir kız okuluna düzenlediği ortak saldırıda hayatını kaybeden 165 kız öğrenci ve okul personeli için toplu cenaze töreni düzenledi.

Salı günü İran devlet televizyonu, Minab'da bir meydanı dolduran binlerce insanı gösterdi.Erkeklerİran bayrakları sallıyordu. Kürsüden, Athena'nın annesi olduğunu söyleyen bir kadın, “Amerikan suçlarının belgesi” olarak tanımladığı basılı bir resmi gösterdi ve şunları ekledi: “Onlar Allah yolunda öldüler.” Kalabalıklar Amerikan politikaları ve Yahudi varlığı karşıtı sloganlar atarak “Teslim olmayacağız" diye haykırdılar.

Yorum:

Uydu takibi ve GPS donanımlı dronlardan lazer güdümlü araçlara kadar bugünkü gelişmiş teknolojiler sayesinde artık hata ve gözden kaçma hakkında konuşmaya mahal yoktur.

Gazze'nin, Müslümanları öldürmek için yeni yöntemlerin denendiği bir alan olarak kullanıldığını biliyoruz ve orada keskin nişancılar kasıtlı olarak çocukları hedef aldığında, dünyanın uygulanan derin bir şerrin olduğunu anlaması için yeterli kanıtlar vardır.

Aleni olarak özür dileme veya suçu kabul etme fikri, bu ümmetin geleceği olan yüzlerce annesini daha olgunlaşma fırsatı verilmeden öldürülmesinin gerçek sevincini örtbas etmek için yapılan bir propaganda taktiğinden başka bir şey değildir.

Asıl tehlike, açık düşmanların açık saldırılarında değil, aksine masum çocukları koruma gücüne sahip olanların sessizliği ve hareketsizliğinde yatmaktadır.

Aslında onlar, önleyici saldırıların ve askeri operasyonları genişletme planlarının tamamen farkındalar ama sömürgecilerle işbirliği yaparak kukla yöneticiler olarak aciz bir şekilde kalmaya devam ediyorlar.

İhanet, ümmete yönelik nefretlerini açıkça beyan edenlerden gelmez. Aksine ihanet, otoriteyi korumak için yalan söyleyen ve ümmetin servetini çalanlardan ve ümmete zarar vermeye çalışanlardan gelir.Şu anda bizler, Allahu Teala'ya daha yakın olmamız için O'nunla olan ilişkimizin kolaylaştırılması gereken bir zamandayız ama kendimizi, huzurdan uzak sürekli korku ve tehdit içinde bir yaşam sürmeye zorlandığımız eylemlerle karşı karşıya buluyoruz.Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu tür baskıcı koşulları kabul etmemiştir; hatta Mekke'de namaz kılarken bile, İslam'ın otoritesinin kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere herkesin korkusuzca geleceğini planlayabileceği güvenli bir ortamın inşa edilmesinin zaruretini idrak etmişti.Bugün ise İslam beldelerinde gerçek liderliğin yokluğu nedeniyle kız çocuklarının olduğu bir okul tamamen kaybedilmiştir.

Bayram kutlamasında ana ve babalarıyla birlikte olmaları gereken masum canların kaybolmuş olmalarından dolayı bayram kutlamalarının normal bir şekilde gerçekleşmesi mümkün değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İmrane Muhammed

Devamını oku...

Hilafetsiz 102 Yıl Geçti: Haydi Bu Ramazan Ayında Hilafeti Kurmak İçin Allah'a Yakınlaşın

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hilafetsiz 102 Yıl Geçti: Haydi Bu Ramazan Ayında Hilafeti Kurmak İçin Allah'a Yakınlaşın

Haber:

Mart 2026, Hilafetin resmen yıkılmasının 102. yıldönümüne denk geldiği gibi aynı zamanda mübarek Ramazan ayı ile de çakışmıştır.Nesiller boyu alışılmış olduğu üzere İslam ümmeti bir kez daha Ramazan'ı bölünmüşlük, yapay zayıflık ve acı içinde geçirirken, İslam beldeleri bizim korumamızın yokluğunda yanıp tutuşmaktadır.

Yorum:

Bu ay boyunca Allah'ın rızasını kazanmak için oruç tutuyor, gece gündüz Kur'an okuyor ve Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretini etüt ediyoruz. Ancak görünen o ki birçok kişi, başta Amerika ve Yahudi varlığı olmak üzere İslam düşmanlarının Müslüman ülkelerde fesat yaydıkları ve tüm bölgede fitne ateşini alevlendirdikleri bu içler acısı durumun sebebinden gafildirler.

Amerika'nın yeni Ortadoğu planı, güç ve zorla dayatılmakla birlikte Yahudi varlığı, hiçbir Müslüman beldenin güvende olmadığı kalıcı bir tehdit ve savaş kaynağı olarak görülmektedir. Buna rağmen bu hain ulus devletlerin başındaki yöneticiler bunu görmezden gelmektedir.

Bugün İran rejimi parçalanmakta ya da en azından dizginlenmektedir. Bu rejim, Suriye, Irak ve Afganistan'da sömürgeci Amerika'nın planlarına hizmet etmek için hiçbir çabadan kaçınmamıştı; zira ya Amerika'ya yardım ederek ya da doğrudan onun adına hareket ederek, tiranlığa karşı ayaklanan ve İslam'ın yönetimi altında yaşamayı talep eden Müslümanlara karşı toplu katliamlar ve acımasız baskı uygulamıştı. Nitekim her zaman olduğu gibi bunun bedeli, ümmetin masum kız ve erkek çocuklarının kanlarıyla ödenmiştir.

Gazze'de iki yılı aşkın bir süredir devam eden soykırım boyunca şüpheli bir şekilde sessiz kalan hain Arap yöneticiler ve onların alimlerden oluşan borazanları, bu mübarek ayda tüm İslam ümmetiyle alenen alay ederek, doğrudan veya dolaylı olarak efendileri Amerika'yı savunmak için öne çıkmışlardır.

Aramızdaki yozlaşmışlar, olayları milliyetçi bir bakış açısıyla değerlendirmemizi isterlerken, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabilecilik ve milliyetçilik hakkında şöyle buyurmuştur:دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ Onu (milliyetçiliği) terk edin çünkü o kokuşmuştur.”Sömürgeci kafirlerin saldırılarının, soykırımın, işgalin ve ülkedeki yolsuzluğun tırmanmasıyla birlikte milliyetçiliğin çöküşüne kendi gözlerimizle tanık olmaktayız; bu arada sahte sınırlar ve milliyetçi hainler, Müslüman orduların ümmeti korumak ve onu kurtarmak için ilerlemesini engellemektedirler; öte yandan güncel olaylar, Yahudi varlığından ve ülkemizdeki Batı'nın askeri varlığından kurtulmanın, hikmetli siyasi bir liderliğin gölgesinde Allah'ın yardımıyla kolay olacağını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.

Tüm bunlara rağmen, milliyetçiliğe ve fikri bölünmeye karşı çıkan birçok kişinin olduğunu ancak onların düşüncelerinin, hala Batı sömürgeciliğine ya da gözlerimizin önünde çökmekte olan uluslararası sistem tarafından aramıza çizilen yapay sınırlara hapsolmuş durumda olduğunu görmekteyiz.

Bu fikri zincirlerden kurtulalım ve Ramazan ayında sadece Allah'ın Kitabı'nı ve Peygamberlerin siretini okumakla yetinmeyelim, aksine aynı zamanda Allah Subhanehu ve Teala'nın bize emrettiği gibi o ikisinden çözümler de çıkaralım. وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَAllah ve Rasulü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal 46]

Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem orucu müminler için bir kalkan olarak nitelendirdiği gibi aynı şekilde İmamı yani Halifeyi de ümmeti koruyan ve savunan bir kalkan olarak nitelendirmiştir.

Allahu Teala'dan, İran, Filistin, Sudan, Yemen, Afganistan ve tüm Müslüman ülkelerde kafir sömürgeciler tarafından yakılan savaş ateşini söndürmesini diliyoruz. Yine bu mübarek ayda O'ndan, salihlerin elleriyle bizleri yozlaşmış ülkelerden ve onların hain yöneticilerinden kurtarmasını, bizleri özgürleştirmesini ve Raşidi Hilafetin sancağı altında birleştirmesini diliyoruz. Umulur ki bu, Hilafetsiz son Ramazan olur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İlyas Murabıt

Devamını oku...

Müslümanların Şeref ve İzzeti, Ramazan Ayını Şerefli Kılan (Allah'ın) Kitabı İle Amel Etmektir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Müslümanların Şeref ve İzzeti, Ramazan Ayını Şerefli Kılan (Allah'ın) Kitabı İle Amel Etmektir

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِRamazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.” [Bakara 185]

Allah Subhanehu ve Teala, Kuran-ı Kerim'i inzal ederken bu mübarek ayı seçtiği gibi peygamberlere ilahi kitapların indirildiği ay olarak da bu ayı seçmiştir;

Vâsile ibn Eska’dan Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: أُنْزِلَتْ صُحُفُ إِبْرَاهِيمَ فِي أَوَّلِ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ، وَأَنْزِلَتِ التَّوْرَاةُ لِسِتٍّ مَضَيْنَ مِنْ رَمَضَانَ، وَالْإِنْجِيلُ لِثَلَاثَ عَشَرَةَ خَلَتْ مِنْ رَمَضَانَ، وَأَنْزَلَ اللَّهُ الْقُرْآنَ لِأَرْبَعٍ وَعِشْرِينَ خَلَتْ مِنْ رَمَضَانَİbrahim'in sahifeleri Ramazan ayının ilk gecesinde, Tevrat ise Ramazan ayının altıncı gecesinde, İncil Ramazan ayının on üçüncü gecesinde, Kur'an-ı Kerim ise Ramazan ayının yirmi dördüncü gecesinde nazil olmuştur.

Allah Azze ve Celle, Kerim Kitabı'nı sadece okunacak ayetlerden ibaret kılmamış, aksine insanın Rabbi ile, kendi nefsiyle ve diğer insanlarla olan tüm ilişkilerini düzenlemesi için bir metot kılmıştır; yani Kitap, hayatın her yönü için kapsamlı ilahi bir metottur.

Kur'an'a yönelik bu övgü, ona iman eden, onu tasdik eden ve ona göre amel eden insanlar için bir hidayet olmasıdır; zira Kur'an'da, sapkınlığı ve azgınlığı ortadan kaldıran, hak ile batılın ve helal ile haram arasını ayıran doğruluk ve hidayete dair açık ve net deliller ve hüccetler vardır.

Müslümanlar ona uyup sımsıkı sarıldıklarında, dünyada hükmetmişler ve zilletten izzete kavuşmuşlardır; yani Araplara hükmetmişler ve Acem olanlar da onlara boyun eğmişlerdir; tıpkı Sadıkul Musaddık Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, kavmini ona iman etmeye davet ettiğini haber vermesi gibi. İbn Abbas Radıyallahu Anhuma’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ebu Talib hastalanmıştı. Kureyş onu ziyarete geldi. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de amcasına gelmişti; nihayet eve girdi ve onlarla Ebu Talib’in arasında bir kişilik oturacak yer vardı. Ebu Cehil, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Ebu Talib’in yanına oturması halinde ona karşı nazik olmasından korktu; bu yüzden Ebu Cehil hemen kalkıp o yere oturdu; bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem amcasının yanında oturacak yer bulamamış ve kapının yanına oturmuştu. Ebu Talib şöyle dedi: Ey kardeşimin oğlu! Bunlar senin kavminin ileri gelenleri; sana bir şeyler vermek ve senden bir şeyler almak için toplandılar; bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: نَعَمْ، كَلِمَةٌ وَاحِدَةٌ تُعْطُونِيهَا تَمْلِكُونَ بِهَا الْعَرَبَ، وَتَدِينُ لَكُمْ بِهَا الْعَجَمEvet, söyleyecekleri bir kelimeyle Araplara hükmedecekler ve Acem olanlar da onlara boyun eğecekler.” Başka bir rivayette de şöyle geçmektedir: تَدِينُ لَهُمْ بَهَا العَرَبُ، وَتُؤْدِّي لَهُمْ بِهَا العَجَمُ الجِزْيَةَAraplar onlara boyun eğecek ve Acemler de cizye ödeyeceklerdir.” Onun kelime ve sözlerinden korktular ve oradaki topluluk şöyle dedi: Tek bir kelime mi istiyorsun? Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Evet, dedi. Bunun üzerine Ebu Cehil şöyle dedi: Biz sana on kelime yine söyleriz. Derken Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: تَقُوُلونَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وتَخْلَعُونَ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ Allah’tan başka ilah yoktur diyeceksiniz ve O’ndan başka taptıklarınızdan vazgeçeceksiniz.” Bunun üzerine ellerini çırptılar. Sonra şöyle dediler: Ey Muhammed! Sen tanrıları, tek tanrı mı yapmak istiyorsun?! Senin bu işin şaşılacak bir şey. Dedi ki: Sonra birbirlerine şöyle dediler: Vallahi bu adam size istediğiniz şeyi vermeyecek; haydi gidin atalarınızın dini üzere devem edin; ta ki Allah sizinle O’nun arasında hüküm verinceye kadar; sonra dağıldılar.”  

Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vaadinin ve bu izzetin gerçekleşmesi, Müslümanların Rablerinin metoduna sımsıkı sarılmalarıyla bağlantılıdır; ne zaman ki bu azim metottan uzaklaştılar işte o zaman zelil olup bölündüler, düşmanlarının elinde kolay bir lokma oldular; böylece Müslümanların, yönetim, ekonomi, toplum ve hayatın diğer alanlarındaki yaşamlarının haritasını düşmanları çizmeye başladılar, Allah'ın hükmünü tağutların hükmüyle değiştirdiler, yatırımlar, özelleştirmeler ve faizli krediler yoluyla servetleri çarçur ettiler, böylece fesat ve rezillik yayıldı ve kadın hakları ve kişisel özgürlük bahanesiyle toplum ve aileler parçalandı.

Bu nedenle yaratıcı Azze ve Celle, zararı sadece zulmedenleri değil, insanların genelini ateşiyle yakıp kavuracak olan fitneye karşı uyarıda bulunmuştur; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِSadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının ve bilin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.” [Enfal 25] Peki Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyi askıya almaktan daha büyük bir fitne var mı Allah aşkına?! Allah Azze ve Celle'nin herkese, yani zalimlere, sessiz kalanlara ve oturanlara şiddetli bir ceza vaat ettiği işte bu fitnedir.

Tüm bu bunlardan dolayı diyoruz ki: Allahu Teala'nın emrettiği şeylere uyarak ve Kur'an'ı gece gündüz okumuş olsak bile aziz Kitabı'na uygun olarak amel ederek geçirmediğimiz sürece bu azim ayı onurlandırmış olmayız.

Allah'ın Kitabı'nı tilavet edip yönetim, hadler, ukubatlar ve cihad hükümlerini okuduğu halde ancak bu onu, bunların hayat vakıasında tatbik etme keyfiyetini düşünmeye sevk etmeyen bir Müslümanın haline şaşıyoruz!

Ey Müslümanlar: Eğer içinde bulunduğunuz perişan durumunuzu, Rabbinizin sizin için razı olduğu bir durumla değiştirmek istiyorsanız, tek yapmanız gereken Rabbinizin emrine uymak, O'nun şeriatıyla hükmetmek ve İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için ciddiyetle çalışmaktır; işte o zaman bu mübarek ayı onurlandırmış olursunuz, Rabbinizin rızasına nail olursunuz ve O'nun azabından güvende olursunuz; böylece selefleriniz sahip olduğu izzet ve onuru geri elde ederseniz ve tüm kâfir milletler de size boyun eğerler. Bunu, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavli doğrulamaktadır: إِنَّ اللَّهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَاGerçekten Allah bana yeri topladı da, onun doğusunu batısını gördüm. Hiç şüphe yok ki, ümmetim bana toplanan yerlerin mülküne ulaşacaktır.

Allah’ım Senden, bu mübarek günlerde ve bu kerim ayda bizlere, ümmeti birleştirecek, ülkeleri ve insanları kurtaracak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti ve Raşid bir İmamı bahşetmeni diliyoruz; şüphesiz Sen, işiten ve icabet edensin. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Et-Tâi – Irak

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER