Cuma, 11 Şaban 1447 | 2026/01/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ruhsat ve Azimet

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen CevaplarSilsilesi)

Soru-Cevap

Ruhsat ve Azimet

Zahid Talip Naim’e

Şeyhimiz Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta,

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Umarım bu sorum size, tamamen sağlık ve esenlik içindeyken ulaşır; Allah'tan, mümin kullarına bir an önce yeryüzünde egemenlik ve iktidar nasip etmesini ve genel olarak Müslümanların ve özel olarak Gazze'deki halkımızın sıkıntılarını gidermesini diliyorum.

İslam Şahsiyeti kitabının üçüncü cildinin 67. sayfasında şöyle geçmektedir: (Şöyle ki burada yemekten kaçınmak olan azimetle amel mubahtır. Fakat bu mubah kesin olarak insanın ölmesi olan harama götürüyorsa [الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.” şer’î kaidesine göre haram olur. Böylece bu durumda azimetle amel etmek haram olduğundan ölüm tahakkuku olan bu arizi nedenden dolayı ruhsatla amel etmek vacip olur.)

Ruhsatı terk edip azimetle amel etmek haram mıdır? Azimeti terk edip ruhsatla amel etmek haram mıdır? Bu, bir şeyin emredilmesi zıddının nehyedilmesi değildir ve bir şeyin nehyedilmesi de zıddının emredilmesi değildir kaidesiyle çelişmiyor mu? Yemekten kaçınmak, haram olarak mı yoksa vacibi terk etmek olarak mı nitelendirilmelidir? Bu durumda yiyen bir kimse, vacibi yerine getirmiş ve haramdan kaçınmış olarak mı nitelendirilmelidir?

Allah bizim ve sizim salih amellerini kabul etsin ve Allah sizi mübarek kılsın.

23/6/2024 – Zahid Talib Naim

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Güzel dualarınız için Allah sizi mübarek kılsın ve biz de senin için daha hayırlısıyla dua ediyoruz.

Sizin hakkında sorduğunuz konu, İslam Şahsiyeti kitabının üçüncü cildinde geçen (azimet ve ruhsat) bölümünde geçmekte olup tam metni şöyledir:

[Bu nasslar, ruhsatın mubah olduğuna, kişinin azimet ve ruhsattan dilediği ile amel etme hakkının olduğuna açıkça delalet etmektedir.

Denilebilir ki: “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَلَّهَ يُحِبُ أَنْ تُؤْتَى رُخَصُهُ، كَمَا يُحِبُّ أَنْ تُؤْتَى عَزَائِمُهُAllah, azimetleri ile amel edilmesinden hoşlandığı gibi ruhsatları ile amel edilmesinden de hoşlanır.” [İbn-i Hibban tahric etti] Bu bir taleptir, ruhsat ve azimetle amelin mendup olduğuna delildir. Zorda kalan kimse, kendisinin ölmesinden korkarsa ölü etinden yemesi ona vacip olur, yemek istememesi ise haram olur. Boğazına bir şey tıkanıp yutkunamayan kimse, içkiden başka bir içecek bulamıyorsa ölmekten korktuğundan tıkayan şeyi içki ile gidermesi ona vacip olur, içmeyip ölmesi haram olur. Oruçlunun karşılaştığı zorluk onun ölümüne yol açabilecek bir sınıra ulaştığında orucunu bozması üzerine farz olur, oruca devam etmesi haram olur. İşte, bu örnekler ruhsatla amel etmenin farz olduğu durumlardandır. Bunun içindir ki ruhsatla amel etmek bazen farz, bazen mendup ve bazen de mubah olur.” Buna cevap şudur: Ruhsat hakkındaki izahlar ruhsat olması bakımındandır. Ruhsatın ruhsat olması bakımından hükmü kesinlikle mubahtır. Bunun delili yukarıda geçen delillerdir. Ruhsatın teşriî bakımından hükmü mubahlıktır.Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in: إِنَّ الَلَّهَ يُحِبُ أَنْ تُؤْتَى رُخَصُهُAllah ruhsatlarının kullanılmasını sever.” hadisine gelince bu hadiste ruhsatın mendup oluşuna dair bir delalet yoktur. Bilakis bu hadis ruhsatın mubahlığına delalet etmektedir. Çünkü hadis, Allahu Teâlâ’nın ruhsatlar ve azimetlerle amel edilmesinden hoşlandığını açıklamaktadır. Bu açıklama birini diğerinden evla kılan bir talep değildir. Zira hadisin nassı/metni şöyledir: إِنَّ الَلَّهَ يُحِبُ أَنْ تُؤْتَى رُخَصُهُ، كَمَا يُحِبُّ أَنْ تُؤْتَى عَزَائِمُهُAllah, azimetleri ile amel edilmesinden hoşlandığı gibi ruhsatları ile amel edilmesinden de hoşlanır.”Onun için hadiste ruhsatlarla amel etmenin mendup olabileceğine dair bir delalet yoktur.Ölü etinin yenilmesi meselesine gelince “zorda kalan kimse” ifadesi ölecek durumda olan kimse anlamına gelmez. Bilakis sadece ölüm korkusu “zorda kalma” olarak değerlendirilir. Bu durumda olan kimsenin yemesi ona vacip değil, mubah olur. Fakat yemediğinde ölüm tahakkuk edecek olursa yemekten kaçınması ona haram olur ve bu yiyeceği yemesi vacip olur. Ancak bu ruhsat olduğundan değil, bilakis vacip olduğundandır. Şöyle ki burada yemekten kaçınmak olan azimetle amel mubahtır. Fakat bu mubah kesin olarak insanın ölmesi olan harama götürüyorsa [الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.” şer’î kaidesine göre haram olur. Böylece bu durumda azimetle amel etmek haram olduğundan ölüm tahakkuku olan bu arizi nedenden dolayı ruhsatla amel etmek vacip olur. Bu durum, ruhsat hükmünden kaynaklanan bir sonuç değildir. Bilakis [الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.”şer’î kaidesine uyan durumlardan bir durumun varlığından dolayıdır. Üstelik bu durum sadece ruhsata has değil, bütün mubahlar için genel bir husustur. Boğazı tıkanan kimsenin içki içmesi, ölüm durumunda olan kimsenin orucunu bozması ve başka durumlar da böyledir.Buna binaen ruhsat, ruhsat olduğundan ve ruhsat olarak konulduğundan hükmü mubahtır. Ruhsatın terk edilmesi ve azimetle amel edilmesi kesin olarak harama götürdüğünde o mubah, haram olur.] Bitti.

Sen şöyle soruyorsun:

[Ruhsatı terk edip azimetle amel etmek haram mıdır? Azimeti terk edip ruhsatla amel etmek haram mıdır? Bu, bir şeyin emredilmesi zıddının nehyedilmesi değildir ve bir şeyin nehyedilmesi de zıddının emredilmesi değildir kaidesiyle çelişmiyor mu? Yemekten kaçınmak, haram olarak mı yoksa vacibi terk etmek olarak mı nitelendirilmelidir? Bu durumda yiyen bir kimse, vacibi yerine getirmiş ve haramdan kaçınma olarak mı nitelendirilmelidir?] Bitti.

Buna cevap şöyledir:

1- İslam Şahsiyeti kitabının üçüncü cildinde geçtiği gibi ruhsat ile amel etmek, ruhsatın olması bakımındandır. Ruhsat için asıl hüküm budur… Doğal olarak bu, ruhsatın belirli bir durumda mendup olduğuna ve azimete tercih edildiğine veya azimetin belirli durumda mendup olduğuna ve ruhsata tercih edildiğine dair tafsili bir delil varit olması sürece böyledir… Nitekim bu durumları, Teysiru'l-vusul ile'l-usul kitabında açıkladık; kitabın word dosyasının 42-44. Sayfalarında şöyle geçmektedir:

(Teşri bakımından ruhsat, mubah hükmünden olan mubahtır; dolayısıyla azimetle amel edilmeye devam edilse de bu böyledir, ruhsatla amel edilse de bu böyledir.

Azimet ve ruhsatın, neden mubah hükmünde eşit olduğuna gelince; çünkü Allah’ın Rasulü şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَلَّهَ يُحِبُ أَنْ تُؤْتَى رُخَصُهُ، كَمَا يُحِبُّ أَنْ تُؤْتَى عَزَائِمُهُAllah, azimetleri ile amel edilmesinden hoşlandığı gibi ruhsatları ile amel edilmesinden de hoşlanır.” Bu da eda edilmesi bakımından, Allah’a itaat konusunda her ikisinin de eşit olduğunu göstermektedir.

Azimet veya ruhsatın, eda edilmesi Allah'ın daha çok hoşuna giden bir durum olduğunu belirten bir nass olmadığı sürece böyledir.

Örneğin; Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَيَّامًا مَّعْدُودَاتٍ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْSayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir.Ama oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” [Bakara 184] Bundan anlaşılan şudur; özürden dolayı orucunu bozmasına ruhsat verilen ve zorluk çekmeden oruç tutabilen bir kişinin, oruç tutması orucunu bozmasından daha hayırlı olması; bu, ruhsat olan mesafeye uçakla veya konforlu bir otomobille seyahat eden kişi gibidir; zira bu kişi oruç da tutabilir ve orucunu bozabilir de; ancak bu durumda, ayetin delaletinden dolayı oruç tutması daha hayırlıdır: وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ “Ama oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”      

Aynı şekilde Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den, oruçlu halde yolculuk eden ve oruçtan bitkin düşmüş bir adamı görünce şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: لَيْسَ مِنَ الْبِرِّ الصِّيَامُ فِي السَّفَرِYolculukta oruç tutmak iyilikten/zühtten değildir.” Dolayısıyla bu hadisten, eğer birinin yolculuğu zorlu ve yorucu ise, orucu bozmasının daha iyi olduğu anlaşılmıştır.

Birinci durumumda; ayetten, oruç tutmanın, yani azimetle amel etmenin daha iyi olduğu anlaşılmaktadır. İkinci durumunda ise; hadisten orucu bozmanın, yani ruhsatla amel etmenin daha iyi olduğu anlaşılmaktadır.

Ama eğer belirli durumlarda azimet ve ruhsatın arasında tercih yapılmasına dair özel bir nass vait olmamışsa, o zaman daha önce konunun başında geçen hadisin delaletine dayalı olarak azimet ve ruhsatla amel etmek, her ikisinde de mubahlık konusunda eşittir.]

2- Zorda kalma halinde haram olan bir şeyi yeme veya içme durumu ise, yukarıda açıkladığımız şekildedir; yani: (Ölü etinin yenilmesi meselesine gelince “zorda kalan kimse” ifadesi ölecek durumda olan kimse anlamına gelmez. Bilakis sadece ölüm korkusu “zorda kalma” olarak değerlendirilir.) Dolayısıyla ruhsatın hükmü, diğer ruhsatlarda olduğu gibi mubahlıktır.

3- Haram olanı yememekten ve içmemekten dolayı ölümün tahakkuku olursa, bu şu anlama gelmektedir:

a- Bu durumda (haram olanı yemeyerek) azimetle amel etmek, [الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.” kaidesine intibak etmektedir; çünkü haram olan şeyi yemediği veya içmediği takdirde ölmekten korkarak zor durumda kalan için azimetin hükmü mubah olur… Ancak haram olan şeyi yemediği ve içmediği takdirde ölümün tahakkuku olan kimse için olana gelince; bu durumda asıl olarak mubah olan azimet, onun hakkında haram olur; tıpkı üzerine [الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.” kaidesinin intibak etmesi durumunda, mubah olan başka herhangi bir şeyin haram olması gibi. Zira bu kaideye göre, harama götüren mubah olan şey, haram olur… Dolayısıyla bu kaideye göre, bu kaide uygulanmadan önce mubah olan azimetin hükmü, harama dönüşmektedir; çünkü bu harama götüren vesile olmaktadır ki bu da nefisin ölmesidir… Nitekim nefsi öldürmeyi haram kılan deliller varit olmuştur

b- Benzer şekilde, haram olan şey yenilmediği veya içilmediği taktirde ölümden korkanın yemesiyle ilgili ruhsatın hükmü, ruhsata yönelik asli hükmüne dayalı olarak mubah olur… Ancak ölüm tahakkuku olursa, o zaman hükmü vacibe dönüşür; çünkü nefsi ölümden kurtarmak, vacip olan bir husustur; zira ölümün tahakkuku durumunda haram olan şeyi yemediği ve içmediği takdirde nefsin kurtulması gerçekleşmez, ancak haram olan şeyi yediği ve içtiği takdirde nefsin kurtulması gerçekleşir. Böylece belirli durumda canın kurtarılması olan farzın gerçekleşmesi, haram olan şeyin yenmesini ve içilmesini gerektirir. Dolayısıyla canın kurtarılması olan vacip, ancak haram olan şeyin yenmesi ve içilmesiyle tamamlanmaktadır; bu da vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir babından farz olmaktadır… Böylece belirli durumda ruhsatla amel etmek farz olmaktadır.

4- Yukarıda belirtilenler, (Bir şeyin emredilmesi zıddının nehyedilmesi değildir ve bir şeyin nehyedilmesi de zıddının emredilmesi değildir) kaidesiyle çelişmemektedir; zira ölümün tahakkuku gibi belirli durumda azimetle amel etmenin haram olduğu sözünün delili şu kaidedir: ([الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.”) Haram olan şeyin yenmesinin ve içilmesinin haram olması sözü, yemeden ve içmeden kaçınmanın haram olmasından kaynaklanmıyor, aksine şu şerî kaideden kaynaklanıyor: (Vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir.) Aynı şekilde haram olan şeyi yemeden ve içmeden kaçınarak azimetle amel etmenin haram olması sözü de, ruhsatla amel etmenin farz olmasından kaynaklanmıyor, aksine şu şerî kaideden kaynaklanıyor: ([الوسيلة الى الحرام حرام] “Harama götüren vesile de haramdır.”) Buradaki araştırma, emir ve nehyin delaleti konusundaki lügavi bir araştırma değildir, aksine bunların tafsilatlarıyla ilgili şerî delillerin araştırılmasıdır.Dolayısıyla ruhsatla amel etmenin vacip olması sözü, azimetin nehyedilmesinden alınan lügat anlamı babından olmadığı gibi aynı şekilde azimetle amel etmenin haram olması sözü de, ruhsatla ilgili meselenin lügat anlamı babından değildir.

Umarım mesele açıklığa kavuşmuştur.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 06 Receb 1447

M. 26/12/2025

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122113869909129051

Devamını oku...

Yangını Alevlendiren İtfaiyeciler

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Yangını Alevlendiren İtfaiyeciler

Haber:

ABD Başkanı Trump, Davos Dünya Ekonomik Forumu'nda, katılmayı kabul eden 35 ülkeden 21'inin katılımıyla “Barış Kurulu'nu” başlattı ki, katılımcı ülkelerin çoğu Arap ülkeleriydi. Nitekim ABD, Fas ve Bahreyn temsilcileri, kurulun tüzüğünü ilk imzalayanlar oldu ve sadece üç üye ülkenin imzalaması şartına uygun olarak tüzük resmen yürürlüğe girdi. (Ajanslar)

Yorum:

Sözde “Barış Kurulu'nun”, barışı Amerikan mefhumuna indirgediğini, Amerikan örfündeki anlamları ortaya koyduğunu ve sözde kurulu, bu mefhumu yaygınlaştıran kalıcı bir kurum haline getirmeyi istediğini söylersek hiç de abartmış olmayız.

Bu mefhuma göre, bakanlığının adını Savunma Bakanlığı'ndan Savaş Bakanlığı'na değiştiren Trump'ın barıştan sorumlu kurulun başkanı olmasını engelleyecek hiçbir şey yoktur; sonra Trump her konuşmasında Amerikan gücüyle tehdit ederek, F-35 ve benzeri uçaklarıyla övünerek, başkanları karargahlarından kaçırarak ve ülkeyi sahiplerinden kaçırma niyetini açıklayarak, sağda solda düşmanlıklar ilan etmeye ve savaş uyarısında bulunmaya başlamıştır; ayrıca Gazze'deki soykırımın en büyük sorumlusu olan, Gazze'ye cehennemi yaşatmakla tehdit eden ve adını bilmediği füzelerle övünen aynı Trump’dır. Onun ortaklarına gelince, onlar da bizzat katillerdir.

İronik olan ise, “Barış Kurulu'nun” kurulmasının, İran'a yönelik saldırılar, bölgeye silah sevkiyatları, uçak gemilerinin seferber edilmesi ve askeri üslere askerlerin konuşlandırılmasıyla bölgenin savaş bulutlarıyla kaplandığı bir dönemde gerçekleşmiş olmasıdır.

Amerikan yönetimi için barış, Amerika'nın çıkarları ve bu çıkarların yönetilmesi anlamına gelmektedir; özellikle de bu yönetimdeki adamların kelimenin tam anlamıyla müteahhitler ve emlakçılardan oluşmuşken; zira Amerika'nın çıkarları, Trump'tan Wittkopf ve Kushner'e, gaspçı varlıktan gelen ve finans ve gayrimenkul yatırımlarının sahibi olan iş adamı Yakir Gabay'a kadar yönetimdeki bireylerin çıkarlarıyla iç içe geçmiştir.

Gazze Barış Kurulu, Gazze halkıyla ilgili değildir; zira Amerika'da barış genellikle, savaşların ardından kalan enkazı yeniden inşa adı altında yönetmek anlamına gelmektedir; bu yüzden savaşların ve katliamların ardından gelen aşamaya "barış" demek Amerika’da bir adet haline gelmiştir; dolayısıyla Barış Kurulu ya da barış konferansı olarak adlandırılmasına bakılmaksızın bu, dökülen kanların günahkar bir şekilde hasat edilmesinden başka bir şey değildir.

Amerika'nın barışı hakkındaki bu gerçekler artık iyi bilindiği gibi Müslüman ülkelerdeki ajan rejimlerin rolü de iyi bilinmektedir; dolayısıyla ajan rejimlerin sözde kurula katılımları, ister savaş ve soykırım durumunda olsun, isterse bunların sonuçlarının yönetilmesinde olsun, Amerikan politikalarının uygulanmasında kirli araçlardan öte bir şey olmadıklarını göstermektedir; bu yüzden onların Gazze'ye yönelik savaş sırasında oynadıkları aşağılık rol, Trump'ın kurulda oynadığı aşağılık rolden farksızdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Leddavi

Devamını oku...

Amerika'nın Yeni Ulusal Savunma Stratejisi Müttefikleri Pahasına Kendi Çıkarlarını Güvence Altına Almaya Yönelik Küstahça Bir Plandır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika'nın Yeni Ulusal Savunma Stratejisi Müttefikleri Pahasına Kendi Çıkarlarını Güvence Altına Almaya Yönelik Küstahça Bir Plandır

Haber:

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), özellikle Kore Yarımadası ve Çin ile ilgili olarak ABD savunma politikasında bir dönüşüm olduğunu ortaya koyan yeni bir savunma stratejisi yayınladı; belge, “Önce Amerika” felsefesini benimsemekte ve en büyük önceliği vatan savunması ve iç güvenliğe vermekle birlikte dış müdahaleleri azaltmakta ve uluslararası ittifakların yönetilme biçiminde keskin değişimin olmasını talep etmektedir. Nitekim Pentagon tarafından yayınlanan strateji, ABD'nin müttefiklerini eleştiriler yöneltmekte ve onları, kendi güvenliklerinin sorumluluğunu yüklenmeye teşvik etmektedir.

Yorum:

23 Ocak 2026 tarihinde ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan 2026 Ulusal Savunma Stratejisi'nin ana eksenlerinden biri, ABD'nin müttefikleri ve ortaklarının, ABD'nin dünya çapındaki çıkarlarını gerçekleştirmeye yönelik çabasında maliyetlerini ve kayıplarını kendisiyle birlikte paylaşmalarını talep etmektedir.Dolayısıyla strateji açıkça şunu belirtmektedir: “Üçüncü eksen: ABD'nin müttefikleri ve ortaklarıyla yüklerin paylaşımını artırmak.”Ayrıca strateji, ABD'nin diğer ülkelerden daha fazla çaba talep edeceği coğrafi alanları da belirlemekte olup, “Bakanlık, ABD kuvvetlerinin kararlı ancak sınırlı desteğiyle birlikte müttefiklerin ve ortakların, Avrupa, Orta Doğu ve Kore Yarımadası'nda kendi savunmalarının sorumluluğunu üstlenmelere yönelik teşvikleri güçlendirmeye öncelik verecektir."

Müslüman ülkelerdeki güç ve kuvvet ehlinin, stratejinin İslam ümmetinin yani Orta Doğu'nun kalbinde “yük paylaşımı” ilkesini ayrıntılı olarak idrak etmeleri gerekir ki stratejide şu şekilde geçmektedir: "Başkan Trump'ın Riyad'daki tarihi konuşmasında açıkladığı gibi, ABD daha barışçıl ve müreffeh bir Orta Doğu için çabalamaktadır. Ancak Başkanın da açıkladığı gibi bu dönüşüm, sadece bölgenin geleceğinde en büyük çıkarı olanlar, yani bölgedeki müttefiklerimiz ve ortaklarımız tarafından gerçekleştirilebilir."

Burada Orta Doğu ve onun dışındaki güç ve kuvvet ehlinin, bu konuya çok büyük bir önem vermesi gerekir.Zira Amerika'nın bölgeye yönelik politikası, Afganistan ve Pakistan'ı da içeren ve “Büyük Ortadoğu” olarak adlandırılan şeye dayanmakta olup bu politika özellikle Gazze'nin işgali, Filistin topraklardan kalıcı olarak vazgeçilmesi ve Yahudi varlığıyla kapsamlı normalleşme gibi Amerika'nın temel çıkarları ile ilgilidir.Bu nedenle tüm İslam ülkelerindeki güç ve kuvvet ehlinin, 2026 Ulusal Savunma Stratejisi'nin sonuçlarını dikkatlice düşünmesi gerekir.

Trump yönetiminde Amerika, sadece tüm pastasını elde etmeyi istemiyor, aksine İslam beldelerindeki ajanlarının kendi servetlerinden cömertçe harcama yaparak pastayı kesip kendisinin ağzına koymalarını istiyor.ABD stratejisindeki değişimin boyutu, doksanlarda ve yirmi birinci yüzyılın başında küresel nüfuzunun zirve yaptığı dönemle karşılaştırıldığında anlaşılabilir.Zira bu dönemde Amerikan derin devleti, “Amerika'nın küresel liderliğini güçlendirmek” amacıyla 1997 ile 2006 yılları arasında “Yeni Amerikan Yüzyıl Projesi (PNAC)”ni kurmuştur.O dönemde ABD, çıkarlarını güvence altına almak için zenginliğinden ve adamlarından cömertçe harcama yapmış ve Ağustos 1990 ile Şubat 1991 yılları arasında 42 ülkeden oluşan bir koalisyonu yöneterek Irak'ı işgal etmek için ağır bir yük üstlenmiştir; ayrıca 2004 ile 2009 yılları arasında Irak'ta çok uluslu bir güce liderlik etmiş ve 2001 ile 2021 yılları arasında da Afganistan'ı işgal etmiştir.O dönemde Amerika, İslam ülkelerindeki ajanlarına cömert davranmış ve Müslümanlar ve kutsalları pahasına olsa bile çıkarlarını korumak için onlara para ve silah sağlamıştır.Dolayısıyla yolsuzluk yoluyla Amerika'nın ajanları büyük servetler biriktirmişler ve orduyu rüşvetle, Müslümanlara ve İslam'a karşı kendilerinin ve Amerika'nın yanında yer almasını sağlamışlardır.

Bugün ise Amerika, siyasi, askeri ve ekonomik çıkarlarını güvence altına alma yolunda gücünü tüketmiştir. Siyasi olana gelince; Amerika, çılgın bir şekilde maddi çıkarların peşinde koşarken sivil canların ağır kayıplarını görmezden gelmesinin yanı sıra ormanlardaki vahşi hayvanların bile işlemekten çekineceği korkunç askeri suçlar işlediği açığa çıkınca, dünya üzerindeki ahlaki otoritesini kaybetmiştir.Nitekim bu gerileme, Amerikan derin devletinin saflarında yaşanan şiddetli iç çatışmanın yanı sıra Gazze'deki soykırım savaşında Yahudi varlığını desteklemesiyle daha da güçlenmiştir. Askeri olana gelince; Amerikan kuvvetleri, özellikle İslam ülkelerindeki harekatlarında karşılaştıkları şiddetli direniş nedeniyle psikolojik şok ve moral bozukluğu yaşamışlardır ve silahlarındaki teknolojik gelişmelerin hiçbirinin, askerlerinin korkaklığını veya zayıflığını telafi etmesi imkansızdır. Ekonomik ve finansal olana gelince; 2008 mali krizinin ve COVID-19 pandemisinin yol açtığı durgunluğun etkilerinin devam etmesinin gölgesinde ABD ekonomisine odaklanmak, harcamaları kısmak ve gelirleri artırmak zorunda kalmıştır.

Bu nedenle Amerika'nın ajanlarından beklentileri değişmiştir; zira artık kendi çıkarlarını koruma arzularıyla yetinmemekte, aksine Müslümanların servetleri ve ordularını kullanmaları pahasına bunu yapmalarını istemektedir. Böylece Amerika'nın ajanları, Trump'a hizmet etmek için İslam ümmetinin servetlerini ve çocuklarını benzeri görülmemiş bir cömertlikle harcayacaklardır; bu da zaten vergiler ve enflasyonun yükü altında ezilen halkların vergilerinin artmasına ve ister petrol ve gaz, isterse nadir mineraller olsun ümmetin ana kaynaklarının Amerikan şirketlerine satılmasına yol açacaktır.

Ey İslam ümmeti içindeki güç ve kuvvet ehli: 2026 Ulusal Savunma Stratejisi, Amerika'nın maskesini ortaya çıkarmıştır; o halde Allah'ın size bahşettiği fırsatı değerlendirin.Amerika, kendisini doyurmak için boğucu kısıtlamalarla karşı karşıya kalan ormandaki hasta bir aslan gibidir ve bugün her zamankinden daha fazla başkalarının gücüne bağımlıdır.Bu yüzden eski gücünün hatıralarını kullanarak halkları korkutmaya ve boyun eğdirmeye çalışıyor; ancak bu terör, durumun gerçekliğini değiştirmeyeceği gibi Müslüman ülkeler üzerindeki hakimiyetinin parçalanmasını da engelleyemeyecektir.

Amerika’nın ajanlarına gelince; Amerika artık Hüsnü Mübarek, Beşar Esad ve diğerleri gibi eski ajanlarına yaptığı gibi onlara destek, finansman ve silah sağlayamadığında dolayı onlar da zayıflamışlardır. Bugüne gelince; Asim Munir, Sisi ve Ahmed Şara gibi kişiler, iktidarda kalmak için dış desteğe ihtiyaç duyduklarından dolayı seleflerinden çok daha zayıftırlar.Öte yandan İslam ümmeti içinde bu ajanlara karşı öfke artmakta olup Müslümanlar servetlerini ve ordulardaki evlatlarını kaybederken bu yöneticiler Amerikan çıkarlarını korumaya devam ettikçe bu öfke daha da artacaktır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَAllah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]Allah Subhanehu ve Teala, Gazze'deki sıkıntı sayesinde uluslararası durumda köklü değişiklikler meydana getirmiş olup artık yeniden hesap etmenin zamanı gelmiştir.Öyleyse ey kardeşler, Amerika'yı, onun ajanlarını ve Allah'ın size yüklediği şerî vacibinizi eda etme ve Nübüvvet Minhacı Raşidi Hilafeti kurmak için Müslüman ülkelerdeki arzu edilen değişimi gerçekleştirme fırsatını gözden geçirin.İşte Hizb-ut Tahrir, Raşidi Hilafeti kurmak için sizden yardım istemektedir; o halde ona icabet edin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER