Perşembe, 23 Ramazan 1447 | 2026/03/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Rusya: Eğitim Kurumlarında Başörtüsünü Yasaklama Yönünde Bir Başka Girişim

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Rusya: Eğitim Kurumlarında Başörtüsünü Yasaklama Yönünde Bir Başka Girişim

Haber:

Salehard kentindeki Yamalo Çok Disiplinli Koleji'nde, genç Müslüman kızların başörtüsü takmasını engellemek için bir başka girişimde bulunuldu.Kimliğinin ifşa olmamasını tercih eden kullanıcılardan biri, Salehard News forumunda şunları yazdı: “Yamalo Çok Disiplinli Koleji'nde neler oluyor? Başörtüsü takan kız öğrencilerin mezuniyet törenine katılmaları yasaklandı. Ayrıca mezuniyet törenlerini onurlu bir şekilde düzenlemeleri de engellenmiştir; çünkü onay için kıyafetlerinin fotoğraflarını göndermeleri talep edilmişti ve idare bunları beğenmezse, kıyafetlerini değiştirmek zorundaydılar.”

Sonuç olarak resmi üniversite etkinliklerinde başörtüsü takmanın yasaklandığı iddiası hakkında sosyal medyada bir tartışma dönmektedir. Görünen o ki skandal çıkmasından korkan üniversite yönetimi, kararını hızla yeniden gözden geçirmiş, gazetecilerle yaptığı konuşmada bu tür kısıtlamaların varlığını reddetmiş ve hatta üniversitede başörtüsü takan dokuz kız öğrencinin varlığıyla övünmüştür.

Yorum:

Ukrayna ile savaşın başlamasından bu yana geçen dört yıl boyunca, Rusya'da peçeli kadınlara yönelik saldırılar önemli ölçüde artmıştır. Ayrıca sürekli olarak başörtülü kızların sokaklarda saldırıya uğradığı veya taciz edildiğini gösteren videolar yayınlanmaktadır. Ancak bunlar sadece gelişigüzel olaylar değildir, aksine nihayetinde eğitim kurumları da dahil olmak üzere sıradan insanlar ve kurumlar tarafından uygulanan devlet politikasının bir parçasıdır.

Bu nedenle özellikle İslam beldeleri dışındaki bölgelerdeki eğitim kurumları, başörtüsünü bir olgu olarak ortadan kaldırmak için yoğun çaba sarf ediyorlar. Örneğin geçen yıl Ekim ayında, Hantı-Mansi Özerk Okrugu bölgesindeki okullar başörtüsü, peçe, başlık, şal ve şapka takmayı yasaklamıştı.

Kayda değerdir ki Salehard, nüfusu sadece 50.000 civarında olan ve bu nüfusun en az 5.000 ila 7.000'i Müslüman olan bir kuzey Rusya şehridir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Sözlerin, İhanetini Örtbas Edemez

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Sözlerin, İhanetini Örtbas Edemez

Haber:

Ürdün Kralı, bölgedeki mevcut gelişmelerin Filistin'de yeni bir gerçeklik dayatmak için bir bahane olarak kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. (Kermalkom)

Yorum:

Bu aptal, Yahudilerin açıklamalarının ötesine geçtiklerini ve tüm Filistin'in Tevrat'taki devletlerinin bir parçası olduğunu, dahası devletlerinin nehirden denize kadar uzandığını ve bunu öldürme, bombalama ve yerinden etme yoluyla uyguladıklarını çok iyi bilmesine rağmen, ne kadar saçma bir açıklamada bulunmuştur.

Yoksa senin bu açıklaman, düşmek üzere olan tahtın için duyduğunuz korkudan mı kaynaklanıyor? Ya da hain bir ailenin soyundan olan bu kişi, maymunlar ve domuzların kardeşlerinin elleriyle öldürülen Filistin halkını yüzüstü bırakmasını örtbas etmek için mi bunu yapıyor? Yoksa Yahudilere fırlatılan füzeleri düşürerek, dikkatleri ihanetinizden ve Yahudileri açıkça savunmanızdan başka yöne çekmek için mi bunu yapıyorsunuz? Ya da Gazze'de öldürdükleri ve yok ettikleri sırada Yahudilere gıda yardımı sağladığını örtbas etmek için mi bunu yapıyor?

Ey sen... Şunu bil ki düşmanın bu toprağı sadece bir toz parçası olarak görmemekte, aksine bu toprağı demir yumrukla savaşacağı kutsal bir miras olarak görmektedir; nitekim Yahudi varlığının politikacılarının ve aynı şekilde küfrün başı Trump ve onun Yahudilerdeki büyükelçisinin açıklamaları bunun kanıtıdır.Bu arada siz ve sizin zararlı yöneticiler ise barış yanılsaması ve uluslararası meşruiyetin kısıtlamalarıyla meşgul olmaktadır; Allah sizi kahretsin, nasıl da döndürülüyorsunuz!

Reel ve pratik gerçekler, peygamberlik yalanlarıyla gasp edilen toprakların, ancak kılıçların çarpışması ve Müslüman orduların harekete geçmesiyle geri alınabileceğini teyit etmektedir. Bu da Peygamberimiz Salavatu Rabbi ve Selamuhu Aleyhi'nin İsra'sını temizlemek içindir.

Ey İslam ümmeti ve ey Müslüman orduları: Sizin felaketiniz, başınızdaki yöneticilerinizdir; çünkü tüm kötülüklerin kaynağı ve tüm hastalıkların başı bizzat onlar olup ayrıca onlar, Yahudiler için koruyucu bir kubbe mesabesindedirler. Onlar ve kindar efendileri şunu bilsinler ki; eğer arkasında savaşıp kendisiyle korunacağınız kalkanınız, yani Halifeniz kaybolmamış olsaydı, size ve İslam'a saldırmaya asla cesaret edemezlerdi; zira sizler, Allah Celle Celaluhu'nun izniyle zulüm ve baskıyla dolmasının ardından dünyaya adalet ve huzuru yaymak için dünya liderliğine layık olan enerji ve potansiyele sahipsiniz.

Ey İslam ümmeti: Bizler, Allah'ın yardımı, İslam'ın izzeti ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşi Hilafetin dönüşü konusunda mutmain olduğumuz gibi Yahudilerle savaşıp onların öldürüleceği ve Roma'nın fethedileceği konusunda da mutmainiz; o halde onun kurulmasına yardım eden askerlerden olun; Allah'a yemin olsun ki dünya ve ahiretin izzeti işte budur.

Bizler Hilafetin yıkılışının 102. yıldönümünü kutlarken sizleri işte bu hayra davet ediyoruz; o halde ellerinizi, saf ve muttaki davet taşıyıcı kardeşlerinizin ellerinin üzerine koyun ve ordu içerisindeki evlatlarınız ve kardeşlerinizden, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için nusret talep edin. İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi'nin, Hilafetin Yıkılışının Hicri 105. Yıl Dönümündeki Küresel Faaliyetleri Derlediği DVD'si - 1447 H – 2026 M

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi'nin,

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi'nin, Hilafetin Yıkılışının Hicri 105. Yıl Dönümündeki Küresel Faaliyetleri Derlediği DVD'si - 1447 H – 2026 M

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi, takipçileri ve ziyaretçileri için derlediği Hilafetin Yıkılışının Hicri 105. Yıl Dönümündeki Küresel Faaliyetler - 1447 H – 2026 M DVD'sini sunmaktan mutluluk duyar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Arşiv ve Yayıncılık Bölümü tarafından hazırlandı.

105 Sticker

DP

DVD'yi indirmek için: TIKLAYINIZ

105 Cover

DP

Kampanya Sayfası İçin TIKLAYINIZ

 

merkezi medya ofisi
 
Devamını oku...

SAYI 590 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 10/03/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 10/03/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Sayın Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

- ABD - İran Savaşı
- Avusturalya Hizb-ut Tahrir'i Yasakladı

H. 21 Ramazan 1447 - M. 10 Mart 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

Kelimeler Medeniyetler Arası Çatışmanın Bir Aracı Haline Geldiğinde Medya ve Kamuoyunun Oluşturulması

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Kelimeler Medeniyetler Arası Çatışmanın Bir Aracı Haline Geldiğinde
Medya ve Kamuoyunun Oluşturulması

Medya artık sadece gerçeklikleri aktaran bir araç değildir, aksine belirli bir medeniyet vizyonuna göre zihinleri şekillendirmek ve kamuoyunu yönlendirmek için stratejik bir aygıt haline gelmiştir. Zira medyanın etki araçlarına sahip bir devlet, sadece haberi aktarmakla kalmamakta; aksine haberin bakış açısını da belirlemekte, haber için bir yorum çerçevesi sunmakta ve kolektif bilince belirli mefhumlar aşılamaktadır ki böylece insanlar gerçeklikleri, hiç hissetmeden bu mefhumlar üzerinden görmeye başlasınlar.

Müslüman ülkelerdeki sorun, sadece teknik imkanların zayıflığı değildir, aksine tüm medya aygıtının kapitalizmin çıkarlarına tabi olmasıdır. Küresel ana akım medya, dini hayattan ayırma akidesinden kaynaklanmakta ve değerlendirme kriterini Batılı bakış açısına göre çıkar ve fayda olarak belirlemektedir. Bu yüzden Müslümanların zihnindeki mefhumların, kendi akidelerine göre değil de, bu kapitalizme uygun olarak yeniden şekillendirilmesi doğaldır.

Kapitalist sistemdeki medya, tasvir edildiği gibi tarafsız değildir, aksine devletin siyasi ve ekonomik yapısının bir parçasıdır. Kanalların ve platformların sahibi olan büyük şirketler, sınır ötesi ekonomik çıkarlarla bağlantılı olduğu gibi yayın politikaları da genellikle nüfuz ve finansman hesaplarına tabidir. Bu nedenle konular, güç merkezlerine hizmet edecek şekilde yeniden tanımlanmaktadır. Böylece direniş "terörizm", işgal "nefsi müdafaa" ve bağımlılık ise "stratejik ortaklık" olarak tanımlanmaktadır..

Egemen medyanın yaptığı en tehlikeli şey, eşyaları yargılama kriterlerini yeniden şekillendirmektir. Zira helal ve haram, hak ve batıl, değerlendirmenin temeli ve amellerin ölçüsü olmak yerine, bunların yerini fayda ve ulusal çıkar, uluslararası hukuk veya küresel kamuoyu gibi kriterler almıştır. Böylece egemenlik, açık bir beyan olmaksızın şeriattan çekip alınmış ve ümmetin bilinci, akidesiyle çelişen mefhumları kabul edene kadar aşama aşama (tedrici olarak) yeniden şekillendirilmiştir.

İslam tarihinde kamusal söylem, açık temellerle düzenleniyordu. Bu yüzden dostu ve düşmanı, vela ve berayı (sevmeyi ve buğzetmeyi) ve savaş ve barışın gayesini belirleyen akideydi. Dolayısıyla bir Müslüman, çelişkili anlatıların denizinde kaybolmuyordu; çünkü ölçü sabitti; yani şeriata uygun olan her şey haktı, ona aykırı olan her şey de batıldı. Bugüne gelince; bilgi selleri ve platformların çokluğu, gerçeklerin çokluğu değil, aksine insanların ayırt etme gücünü kaybettiren kasıtlı bir kafa karışıklığı anlamına gelmektedir.

Müslüman ülkelerdeki bölgesel ajan rejimler bu çerçevenin dışına çıkmamışlar, aksine genellikle medyayı ümmete hizmet etmek için değil, kendi bekasına hizmet etmek için kullanmışlardır. Resmi medya, mevcut politikaları meşrulaştırmakta ve yeniden bölgesel vatancılığı en yüksek bir bağ olarak pekiştiren bir söylem üretmekte, insanları İslam akidesi bağı olan gerçek ideolojik bağdan uzaklaştırmakta ve ümmetin sorunlarını devlet sınırları içine indirgemektedir. Özel medya ise, savunduğu ilkelere dayalı siyasi vizyonu canlandırma projesinin bir parçası olmaktan ziyade, onu etki oyunlarının bir parçası haline getiren ekonomik veya siyasi çıkarlarla bağlantılıdır. Medya savaşının, Hilafeti kurma çalışmalarının temel direklerinden biri olan entelektüel mücadelenin bir parçası olduğu öncülünden hareket eder. Siyasi gerçeklik değişmeden önce, hakim kavramlar değişmelidir. Demokrasiyi tartışılmaz bir gerçek olarak gören, sekülarizmi ilerlemenin ön koşulu olarak gören ve İslam'ın uygulanmasından Batı'ya bağımlı olmaktan daha çok korkan bir entelektüel ortamda İslami sistem kurulamaz.

İslam Devleti'nde medya, yönetici için bir propaganda aygıtı değil, aksine hakkı ortaya çıkarmak, ümmeti şeriat hükümler konusunda aydınlatmak, komploları ve düşmanlığı ifşa etmek ve daveti dünyaya taşımak için bir araçtır. Bu ise işlerin gözetilmesi konusunda devletin görevinin bir parçasıdır; çünkü bu, şeriatla disipline edilen bilinçli bir kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunur. Bu da görüş çeşitliliğini ortadan kaldırmak anlamına gelmez, aksine onun akide çerçevesinde disipline etmek anlamına gelir ki böylece durum, İslam'ın sabiteleri hakkında şüphe duymaya veya İslam'a aykırı olan mefhumların propagandasını yapmaya dönüşmesin.

Müslüman ülkelerde kapitalist medyanın en tehlikeli etkilerinden biri de acizlik duygularının pekiştirilmesidir. Zira ümmet her zaman zayıf, geri kalmış, kendini yönetmekten aciz olarak tasvir edilirken, Batı ise ilerlemenin tek modeli olarak sunulmaktadır. Bu görüntünün tekrarlanmasıyla birlikte aşağılık duygusu kesin bir kanaate dönüştüğü gibi Batı'nın siyasi ve ekonomik sistemini taklit etmek de birçok kişinin gözünde “doğal” bir hale gelmektedir.

Ancak gerçek şu ki bu medya çerçevesi, tekrarlayan ekonomik krizler, ailelerin parçalanması, iç çatışmalar ve çifte standartlar gibi kapitalist sistemin içindeki derin krizleri gizlemektedir. Ancak bu yönlere vurgu yapılması, aynı ilgiyi görmemektedir; çünkü medya kendi imajını koruyan sistemin bir parçasıdır.

Ümmetin medya bilincinin yeniden tesis edilmesi, izole olmak veya teknolojiyi reddetmek anlamına gelmez; aksine bakış açısını yeniden inşa etmek ve görüşünü insanlara bu temelde pazarlamak anlamına gelir. Dolayısıyla bir Müslüman haberi iki yönlü okumalıdır; gerçeklikler ve yorumlama. Gerçeklikler doğru olabilir, ancak bunların yorumlanması belirli bir vizyona hizmet edecek şekilde formüle edilebilir. Bu nedenle bir Müslümanın olayları, egemen söyleme göre değil de, şeriata göre yargılamasını sağlayan akideden kaynaklanan siyasi bilincin önemi ortaya çıkmaktadır.

Bugün mefhumlar savaşı, herhangi bir askeri savaştan daha az tehlikeli değildir. Zira fikri olarak yenilen bir ümmetin, siyasi ve ekonomik olarak boyun eğmesi kolay olacaktır. Net bir fikri pusulaya sahip bir ümmet ise, hak ile batılın arasını ayırt edebilir, kendini saptırmadan koruyabilir ve medeniyet projesini güvenle benimseyebilir.

Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışmak, bu medya savaşına bilinçli bir şekilde katılmayı, kapitalist mefhumların sahteliğini ifşa etmeyi, bunların ümmetin akidesiyle çelişkisini açıklamayı ve İslami alternatifi sadece sloganlar olarak değil, kapsamlı bir yaşam sistemi olarak sunmayı gerektirir. Zira İslam ile yönetilmesini talep eden bilinçli bir kamuoyu oluştuğunda, siyasi değişim mümkün bir hale gelecektir; çünkü gerçek güç, gerçeğini fark ettiğinde ümmetten kaynaklanır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُواEy iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, o haberin doğruluğunu araştırın.” [Hucurat 6]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

ABD-İran Çatışmasının Arkasında Olan Şey Çıkarlara Hizmet Etmenin Son Bulması ve Yeni Bir Hegemonya Projesidir

Haber-Yorum

ABD-İran Çatışmasının Arkasında Olan Şey
Çıkarlara Hizmet Etmenin Son Bulması ve Yeni Bir Hegemonya Projesidir

Haber:

Amerika ve Yahudi varlığının İran'a yönelik savaşı.

Yorum:

Siyasi ve popüler çevrelerde şu temel soru tekrarlanıyor: Amerika, on yıllardır bölgedeki politikalarının denkleminden ayrılmaz bir parçası olan İran'a neden bugün saldırıyor?

Bu soruyu cevaplamak için egemen olan şu anlatıya bir göz atmamız gerekir; İran hiçbir zaman sadece ABD'ye tabi bir devlet olmamış, aksine bölgesel nüfuzunu genişletme hayalini gerçekleştirmek için tamamen pragmatik bir alan içerisinde ABD politikasının yörüngesinde dönmüştür. -Bazen hesaplanmamış olanlar da dahil- 21. yüzyılın başından bu yana yaşanan siyasi gelişmeler, Tahran'a art arda fırsatlar sağlamıştır; zira Tahran'ın çıkarları, Washington'un Afganistan, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi bölgelerde Tahran'ın hizmetlerine olan ihtiyacı ile kesişmektedir. Nitekim o ikisinin ilişkilerinin tarihi, kirli anlaşmalar ve karşılıklı çıkarlarla doludur. Ancak Amerika'nın bölgeye yönelik projesi artık olgunlaşmış ve yeni bir aşamaya girmiş gibi görünmektedir; işte bu aşamada Amerika, görevi sona eren İran'ın nüfuzunu sona erdirmeye karar vermiştir. Bugün Amerika, doğrudan ve tam nüfuzunu genişletmeye ve on yıllardır engellenen eski bir plana göre Orta Doğu haritasını yeniden çizmeye çalışmaktadır. İran, Amerika'ya hizmet edip sonra da kurban edilerek bir kenara atılan ilk ülke değildir; zira modern siyasi tarih, bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Bu karmaşık sahnenin karşısında sevinmeli miyiz? Yoksa öfkelenmeli miyiz? Ya da gerçekte neler olup bittiğini anlayıp uygun bir şekilde mi tepki vermeliyiz?

Bu çatışmaya ilişkin tutumun, İran rejimine duyulan herhangi bir sempatiden kaynaklanmadığını vurgulamak önemlidir; zira rejim değişmemiş ve utanç verici bölgesel geçmişinden vazgeçtiğine dair herhangi bir işaret göstermemiştir; dolayısıyla bu rejim, çıkarları Afganistan ve Irak'ın Amerikan işgaliyle kesişen, Suriye'deki Esad rejimini desteklemeye katkıda bulunan ve Yemen'in parçalanmasında kilit rol oynayan bir rejimdir. Merkezi konular düzeyinde bu rejim -diğer tüm rejimler gibi- Gazze Şeridi'ni yüzüstü bırakmıştır, hatta Lübnan'daki partisini bile kaderine terk etmiş ve bıçak boğazına dayandığında doğrudan çatışmaya girmeye karar vermiştir. Eğer İran müzakereler yoluyla savaşı önlemeyi başarabilseydi, Amerika ile yürüttüğü gizli anlaşma konusunda ilk izlediği yolu tamamlamaya geri dönerdi.

Bu utanç verici tarihe rağmen mevcut Amerikan savaşını daha geniş bir perspektiften değerlendirmek gerekir: bu ise bunun İslam beldesine yönelik bir saldırı olması ve bundan daha da tehlikelisi, bunun sadece muhalifleri devirmenin ötesinde eşi görülmemiş felaket hedefleri taşıyan yaklaşan bir Amerikan projesi bağlamında gerçekleşmesidir.

ABD yönetimi tarafından desteklenen bu proje (ve özellikle de Trump'ın projesi), askeri ve siyasi hegemonyadan daha fazlasını hedefliyor ki projenin özellikleri şu şekilde özetlenebilir:

Fikri ve psikolojik olarak boyun  eğdirmek, sözde İbrahimi dinleri yeni bir kültürel çerçeve olarak dayatmakta olup İslami siyasi kalkınma projelerini kesinlikle yasaklamaktadır.

Coğrafi ve demografik parçalanma, bölgeyi yeniden siyasi, mezhepsel ve ırksal kantonlara bölerek halklarını (özellikle Sünni çoğunluğu), başta Yahudi varlığı olmak üzere dış güçlerin liderlik ettiği bir okyanustaki mezhepsel adalar arasında yaşayan sırf bir mezhebe dönüştürmektir.

Şam ve Arap Doğu'yu Amerikan sermayesi için devasa bir yatırım bölgesine dönüştürme projesindeki ekonomik köleleştirme, bu bölgenin evlatlarının, yeni hegemonyanın çıkarlarına hizmet eden sırf çalışanlar ve işçiler haline getirilmesidir.

Bu nedenle sahneyi sadece “düşmanın düşmanı yenmesi” düzeyine indirgemek, dar görüşlü bir yaklaşımdır. Sahnenin tamamlanması, Washington'un tam ve doğrudan hegemonya için çabasında ve rejimlerin itaatkarlık halini istismar ederek Yahudi varlığının hesap verme veya denetim olmaksızın arbede çıkarmaya terk edilmesinde ortaya çıkmaktadır. Eğer halklar bu tabloyu bir bütün olarak anlamış olsaydı, bir yandan sevinç ve tehlil, diğer yandan da sempati ve yas tutma gibi ikilemlerin ötesine geçerek bilinç alanına intikal ederlerdi. İşte bu bilinç, samimi güç sahiplerinin sorumluluklarını üstlenmelerini ve bu planın gerçekleşmesini önlemek için dizginleri ele almalarını ve sadece pasif dualarla yetinmemeyi gerektirmektedir: Allah'ım, zalimleri vur ve bizleri onların arasında sağ salim çıkar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Kasas

Devamını oku...

El-Burhan, Müslüman Ülkeleri Savunanları Tehdit Ediyor

Haber-Yorum

El-Burhan, Müslüman Ülkeleri Savunanları Tehdit Ediyor

Haber:

Sudan Egemen Geçiş Konseyi Başkanıve Sudan ordusunun başkomutanı Abdulfettah el-Burhan, Müslüman Kardeşler grubunun askeri üniforma giyen üyelerine, ABD veya Yahudi varlığının kara saldırısı durumunda mücahitleri İran'ın yanında savaşmaya çağırmasının ardından sert önlemler alacağına dair söz verdi. Al-Burhan, silahlı kuvvetlerin hiçbir tarafın kendi adına konuşmasına veya siyasi ya da ideolojik hedeflerine ulaşmak için onu kullanmasına izin vermeyeceğini vurgulayarak, sert önlemler alacağına işaret etti ve bu grubun tutumundan vazgeçip onun doğru yol olarak tanımladığı yola dönmemesi halinde bu gruba göz yumulmayacağı tehdidinde söyledi.

Ramazan ayı boyunca düzenlenen toplu iftar sırasında bu grup, ABD veya Yahudi varlığının kara saldırısına maruz kalması durumunda İran'ı savunmaya hazır olduğunu açıkladı ve bu açıklama siyasi ve medya çevrelerinde geniş çaplı tartışmalara yol açtı. (Şarkul Avsat, 05/03/2026)

Yorum:

Din konusundaki zaruretlerden biri de kafirlerin herhangi bir Müslüman ülkeye saldırması halinde Müslümanların o ülkeye yardım etmesinin vacip olmasıdır; nitekim Irak saldırıya uğradı ancak ümmet ona yardım etmedi, Afganistan saldırıya uğradı ancak hiçbir yardımcı bulamadı ve Burma, Orta Afrika ve Keşmir'deki Müslümanlar saldırıya uğradılar ancak hiçbir yardımcı bulamadılar; şimdi de İran, hava, kara ve denizden yaygın bir saldırı altında ama kendisine çağrıdan bulunulan kişi de hayat yok.

Ancak Müslümanların başındaki yöneticiler sömürgecileri dost ediniyorlar, onlardan emir alıyorlar ve sadece Amerika ve Yahudiler ile Hıristiyanlardan oluşan diğer İslam düşmanlarının yasakladığı şeyleri yasaklıyorlar; bu ise yöneticilerin kendi elleriyle yaptıklarından ve bu suçlar karşısında sessiz kalmalarından dolayı İslam milletinin başına gelen bir felakettir.

El-Burhan'ın bu tehditleri, ajan devletlerin yöneticilerinin sömürgeci efendilerinin onlara söylemelerini emrettiği şeylerden başka bir şey söyleme hakkına sahip olmadıklarını teyit etmektedir. Aksine bu yöneticiler, sevinçte ve üzüntüde ya da sıkıntılı anlarda sömürgeci efendilerini destekliyorlar ve halkların yok olmasına yol açsa bile onların arkasında duruyorlar; çünkü bu yöneticilerin tek endişesi efendilerini memnun etmektir. O halde el-Burhan'ın sömürgeci kafirler tarafından işgal edilen bir ülkeyi savunmak isteyen küçük bir milis gücünü tehdit etmesinin anlamı, Trump'ı razı etme arzusundan başka ne olabilir ki?!

Bu, azami enerji ve azami hızla kendisinden kurtulunması gereken bir felakettir; bu ise ancak Allah'ın ümmete yardım etmesini, bu dini egemen kılmasını ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurulmasını umarak gece gündüz çalışarak gerçekleştirilebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yakup İbrahim – Sudan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER