Perşembe, 16 Safer 1448 | 2026/07/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yahudi Varlığı, Necis Rejimlerin Gölgesinden Başka Bir Şey Değildir

Haber-Yorum

Yahudi Varlığı, Necis Rejimlerin Gölgesinden Başka Bir Şey Değildir

Haber:

Kudüs Valiliği, sabah ve akşam saatlerinde gerçekleştirilen baskınlar sırasında 677 yerleşimcinin işgal güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlediklerini duyurdu. (Arabi21)

Yorum:

İşgalci güçlerin sıkı koruması altında yerleşimci sürülerinin mübarek Mescid-i Aksa'yı ihlal etmeye cüret etmeleri, ümmete isabet eden amansız bir hastalığın doğal belirtilerinden başka bir şey değildir; dikkat edin bu, kendisiyle korunulacak ve arkasında savaşılacak kalkanın yokluğudur.

Tek dertleri sömürgecinin bekçilik rolünü yerin getirmek, bu gaspçı varlığı korumak ve ona bekasının gerekçelerini ve yaşam nedenlerini sağlamak olan bu Ruveybida yöneticiler bağrımıza çöreklenmeye devam ettikleri sürece, Mescid-i Aksa'mız, dünyanın dört bir yanından toplanmış bu güruhun elinde esir kalmaya ve hak ve toprak sahipleri olarak bizler de, onun özgür havasını solumaktan mahrum kalmaya devam edeceğiz.

Bu varlığın gerçeği, kerim Kur’an’da geçen Allahu Teala'nın şu kavlinde en mükemmel şekilde somutlaşmıştır: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِّنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ النَّاسِOnlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur.” [Al-i İmran 112] Peygamberleri onları lanetlediğinden beri Allah’ın ipi onlardan kopmuştur; bugün ellerinde kalan tek şey insanların ipidir; bu da Batılı kapitalizmin destek ipi ile Müslüman beldelerdeki mevcut rejimlerin suç ortaklığı ve koruma ipinden ibarettir.

Batı liderleri bu sömürgeci gerçeği son derece açık bir şekilde dile getirmişlerdir; bakın işte eski ABD Başkanı Joe Biden, şu meşhur sözünü defalarca tekrarlamıştır: “İsrail olmasaydı, bölgedeki çıkarlarımızı korumak için onu icat etmemiz gerekirdi”, bu da bu varlığın sömürgecilerin çıkarlarına hizmet eden ve İslam ümmetinin birliğini engelleyen bir ileri askeri üsten başka bir şey olmadığını teyit etmektedir.

Tarih, Allah’ın yarattıkları üzerindeki sünnetlerinin en güzel şahididir; dolayısıyla bu yapay varlığın gecesi uzun sürmeyecektir. Tıpkı Haçlıların, o dönemde Müslüman emirliklerin bölünmüşlüğünden ve Ubeydilerin suç ortaklığından faydalanarak Kudüs’ü doksan yıl boyunca işgal edip orada bozgunculuk çıkardıkları gibi; zira Haçlılar, ümmetin çabaları Şam ve Mısır’ı birleştiren tek bir sancak altında toplanmasının ardından yenilgiye uğramış ve Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuşmuştur; zira Selahaddin, bu birleşik ordulara liderlik ederek Hıttin’de onların kökünü kazımıştır.

Bugün ümmet de yeni bir şafağın eşiğindedir; Allah’ın izniyle çok yakında gerçekleşecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin güneşi doğduğunda ve ümmetimizin yaşadığı zorba yönetiminin karanlığı dağıldığında Raşid Halife, Müslümanların üzerindeki zillet tozunu silkip atacak, tüm orduları Kudüs’e doğru yönlendirecek, bu kırılgan varlığın kökünü kazıyacak ve böylece izzet, Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere geri dönecektir. Bizim kurtuluşumuz Hilafetimizdedir; sizleri bu farzı gerçekleştirmek için çalışmaya davet ediyoruz ey Müslümanlar; gelin döneminizin sahabeleri olun ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti yeniden tesis edin ki Alemlerin Rabbi sizden razı olsun ve sizler de güven içinde yaşayın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

Samimi Suriye Halkının Devriminin ve Onların Tertemiz Akan Kanlarının Ardından Ahmed Şara, Suriye’yi Amerika’nın Otlağına Dönüştürdü!!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Samimi Suriye Halkının Devriminin ve Onların Tertemiz Akan Kanlarının Ardından Ahmed Şara, Suriye’yi Amerika’nın Otlağına Dönüştürdü!!

Haber:

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye'yi 2009'dan bu yana ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri oldu. Guterres'in selefi Ban Ki-moon, Suriye'yi iç savaşın başlamasından iki yıl önce, 2009 yılında ziyaret etmişti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beşar Esad'ın devrilmesinin ardından geçiş sürecindeki Suriye halkına uluslararası toplum tarafından destek verilmesi çağrısında bulundu. Guterres'in ziyareti, 2009'dan bu yana bir BM Genel Sekreteri'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu.

Şam'a varışının ardından X hesabından paylaşım yapan Guterres, "Dayanışma ziyareti kapsamında Şam'a yeni geldim. Mesajım açık: BM, bu kritik dönemde Suriye'nin yanındadır. Uluslararası topluma da Suriye halkını desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmama çağrısında bulunuyorum," ifadelerini kullandı. (euro.news, 25/7/2026)

Yorum:

Bir gün aslan, kurt ve tilki birlikte avlanmak için yola çıkarlar. Ormanda büyük bir inek, bir koç ve bir de yaban öküzü avlarlar. Av bittikten sonra aslan, kurda dönerek: "Ey kurt, şu avı aramızda adaletle paylaştır bakalım," der. Kurt kendine güvenerek öne atılır ve şöyle der: "Büyük av olan bu inek senindir sultanım. Orta boydaki koç benim hakkım olsun. Küçük olan yaban öküzü de tilkiye düşer. Payımız boyumuza ve gücümüze göre böyle olmalıdır." Aslan bu paylaşıma çok sinirlenir. "Sen kim oluyorsun da benim yanımda 'benim' diyebiliyorsun?" diyerek bir pençe vuruşuyla kurdun kafasını koparır ve oracıkta öldürür. Aslan daha sonra başını tilkiye çevirir ve emir verir: "Ey tilki, şimdi sen paylaş bakalım şu avı!" Tilki, kurdun feci sonunu görmüştür. Akıllıdır; ama kurnazlığını bu kez zıt bir yolla, tamamen aslanı yüceltmek ve kendini yok saymak için kullanır. Yere kadar eğilir ve şöyle der: "Sultanım, arz edeyim: Şu büyük inek kahvaltınız olsun. Orta boydaki koç kuşluk yemeğinizdir. Küçük yaban öküzü de akşama yemeniz için en nazik lokmanızdır. Hepsi ve her şey emrinizdedir, benim hiçbir hakkım yoktur." Aslan bu cevaptan çok memnun kalır. Gözleri parlar ve tilkiye sorar: "Ey tilki, sen bu harika ve kusursuz adaleti kimden öğrendin? Seni böyle akıllıca ve mükemmel paylaştıran kim oldu?" Tilki, başı önde, ibretlik şu cevabı verir: "Sultanım, adaleti ve nasıl paylaşmam gerektiğini şurada kafası kesik yatan kurdun akıbetinden öğrendim." Bu ibretlik kıssa da olduğu gibi ajan ve gizli düşman (tilki); karşısındakinin duymak istediklerini söyler, dost gibi görünür, içindeki zehri ve düşmanlığı ise tamamen saklar. Hayatta kalmak ve zarar vermek için sinsi bir rol keser. İşte Şara da; Suriye devrimini gerçekleştiren samimi mücahitlerin arasına sızmış, onların duymak istediklerini söylemiş, dost gibi görünmüş ve içindeki zehri ve düşmanlığı ise tamamen saklamıştır. Bu zehir ve düşmanlık ise, öğretmeni Erdoğan liderliğinde efendisi Amerika’ya hizmet etmekti. Nitekim efendisi Amerika, ajan ve gizli düşman (tilki) konumundaki Şara’nın ihanetinden ve ajanlığından, samimi mücahitleri yok edeceğinden ve onların kanlarını Amerika’nın çıkarları için satacağından emin olunca, Suriye topraklarını artık kendi çıkarları için kullanmaya başlamıştır. Kafir Amerika’nın Suriye’deki çıkarları ise; Amerikan petrol şirketleri aracılığıyla Suriye’nin petrol ve enerji kaynaklarını kontrol altına almak; Suriye’yi Körfez ülkeleri ve Irak’tan gelen enerji tedarikinin en önemli koridorlarından biri haline getirmektir; nitekim Tom Barrack bunu, 17 Nisan 2026 tarihinde Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı dikkat çekici bir açıklamada şöyle dile getirmişti: “Bölgenin geleceği, yeni enerji ve veri koridorlarına bağlıdır.”

Ayrıca Amerika Suriye’de; ulusal devleti pekiştirmek, Şam Devrimi sırasında hakim olan İslamcı eğilimi çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırmak, terörle mücadele için uluslararası koalisyona katılmasını ve Yahudi varlığıyla güvenlik anlaşmaları imzalamasını sağlamak ve güney bölgesini silahlardan arındırarak Yahudilerin tekrarlanan saldırılarına karşılık verilmemesini sağlamak istemektedir. İşte Amerika; Suriye üzerindeki sömürgeciliğini ve ihanetlerini meşrulaştırmak için her zaman olduğu gibi zehirli aracı BM’yi devreye sokmuş ve bu bağlamda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i Suriye’ye göndermiştir. Böylece Suriye topraklarındaki tüm ihanetlerini uluslararası topluma deklare ederek meşrulaştırmış olacaktır. Zira X hesabından paylaşım yapan Guterres’in şu açıklaması bunu teyit etmektedir: "Dayanışma ziyareti kapsamında Şam'a yeni geldim. Mesajım açık: BM, bu kritik dönemde Suriye'nin yanındadır. Uluslararası topluma da Suriye halkını desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmama çağrısında bulunuyorum."

Sonuç olarak Suriye’deki Müslümanlar ve samimi mücahitler, aralarına tilki gibi girip dost gibi görünen, sonra da İslam’a, Müslümanlara ve samimi Şam devrimine ihanet ederek içindeki zehri akıtan Şara’yı bir an önce devirip İslam’ı iktidara taşısınlar ki Suriye kafir Amerika’nın otlağı değil, İslam’ın ve Müslümanların merkezi olsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

Müslümanların Askerleri, Ülkelerini Düşmanlarının Elinden Çekip Alsınlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanların Askerleri, Ülkelerini Düşmanlarının Elinden Çekip Alsınlar

Haber:

Medya ve sosyal medya kuruluşları, şehit Şeyh Faruk Adnan Ramazan’ın bir yerleşim yeri güvenlik görevlisinin silahını ele geçirdiği ve Nablus’un güneybatısındaki Tel köyüne saldıran yerleşimcilere ve işgal askerlerine ateş açtığı anı gösteren görüntüleri aktardılar; zira şehit, bu saldırı sırasında işgal ordusundan bir subay ve bir askeri öldürmeyi başarmış, diğerlerini yaralamış, ardından da diğer üç şehit kuzenleriyle birlikte şehit olmuştur.

Yorum:

Nablus’taki Tel köyünün şehitlerinin, özellikle de şehit Faruk Ramazan’ın sergilediği kahramanca sahne, Filistin halkı da dahil olmak üzere Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin kahramanlarının yazdığı ve hala da yazmaya devam ettiği kahramanlık sahnelerinden biridir. Ancak özellikle bu ve benzeri sahneler, bünyesinde birçok insanın, hatta birçok Müslümanın farkına bile varamadığı akidevi ve imani yönler barındırmaktadır. Kahraman şehit Faruk, askerin silahını ele geçirip ona saldırmasının yanı sıra diğer askerlere ve yerleşimcilere saldırmaya karar verdiğinde, bunun bu dünyadaki son anları olacağını ve o andan itibaren şehit olarak Allah’ın huzuruna çıkacağını kesin olarak biliyordu. Buna kesin olarak ya da neredeyse kesin olarak inanmamızı sağlayan şey, onun kendi gözleri ve tüm bilinciyle, kendisinin bir kaçış yolunun olmadığını ve diğer askerlerin kendisini kuşattıklarını görmesidir; dolayısıyla onun davranışı, silahını alıp düşmanına pusu kuran ve rastgele birini vuran kimsenin davranışı gibi değildir; zira o, önceden geri çekilme planı hazırlamış ve ardından tekrar saldırıp kaçmayı planlamıştı; Filistin halkının, özellikle de varlığın ordusunun kontrolü altındaki Batı Şeria’da yaşayanların, kendilerini bu ordudan koruyacak bir sığınak bulamadıkları bilinmektedir.

Öyleyse şehit Faruk, askerin silahını ele geçirdiği anda şehadetin geldiğini, cennetin rüzgârının estiğini ve kendini Allahu Teala'ya adadığını biliyordu.

Bu muhteşem manzaranın, cihad ümmeti olan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti için, özellikle de ümmetin askerleri için bir teşvik olması gerekir; zira silahsız bir adam, göğsüne doğrultulmuş olan silahı çekip alarak, bedeli hayatı olsa bile düşmanına karşı kullanmaya karar verebiliyorsa, o zaman ellerinde silah bulunan Müslüman askerlerin, bu silahları kullanarak rejimlerden otoriteyi çekip alıp onu ümmete geri vermeleri ve ellerindeki silahları, ülkelerini kontrol altına almak, buraları işgal etmek ve evlatlarının kanını dökmek için getirilen tüm düşman silahlarını ya da Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sını gasp edenleri destekleyen ve koruyan silahları çekip almak için kullanmaları daha evladır.

Müslüman askerlerin öncelikle işlerinde kararlı olmaları, silahlarını çekmeleri, düşmanlarının silahlarını çekip almaları ve Rablerinin şu kavlini okuyarak ilerlemeleri gerekir:إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُAllah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” [Tevbe 111]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

“Önce Sen Onları Öldür!” Siyonist Faşizm, Din Kisvesine Büründüğünde!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

“Önce Sen Onları Öldür!” Siyonist Faşizm, Din Kisvesine Büründüğünde!

Haber:

Önce sen onları öldür... Netanyahu, Talmud'a dayanarak Yahudi varlığının güvenlik akidesinde değişiklik yapıldığını duyurdu. (Vatan El Yevm)

Yorum:

Netanyahu’nun güvenlik akidesinin değiştirilmesi ve Talmud metinlerine başvurulması konusundaki açıklamasının üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş olmasına rağmen, ancak günlük sahadaki gelişmeler, karşımızda sadece geçici siyasi söylemlerin değil, aksine sahada harfiyen uygulanan akidevi bir yol haritasının olduğunu teyit etmektedir; zira bu varlığın giderek tırmanan davranışları, herkesi insanlıktan çıkaran bu faşist vizyondan kaynaklanmaktadır.

Netanyahu’nun yaptığı bu açıklama, eğitim müfredatlarında öğretilen katı bir akideyi ve Yahudi varlığı içindeki yerleşimcilerin bu doğrultuda eğitilip yetiştirildiği toplumsal bir davranışı yansıtmaktadır; bu akidenin özü ise, tüm insanların, Allah'ın seçilmiş halkı için yarattığı düşmanlar ve hayvanlar olduğunu; yani kendi iddialarına göre Yahudilerin, evlerinde, çiftliklerinde, atölyelerinde, fabrikalarında ve ticaretlerinde onlarla muamele ederken ya da onlara ihtiyaç duyduklarında bu durumun tanıdık ve kabul edilebilir görünmesini ifade etmektedir.

Bu bakış açısı, bu kişilerin (Yahudi olmayanlar/Goyimler) yenilen ve binek olarak kullanılan hayvanlardan bile daha aşağı olduklarını dışlamaz; zira onlar, Allah'ın kendilerini seçtiğini iddia eden ve bunları Talmud'larına yazan Yahudiler dışındaki yeryüzündeki herkestir; bu nedenle Allah onlara, herhangi bir gerekçe veya mazeret olmaksızın ya da özür dileme veya gerekçe sunmaya gerek duymadan, istedikleri zaman istedikleri insanı öldürme yetkisi vermiştir; zira onlar kendilerini kanunların ve geleneklerin üstünde görmektedirler.

Ayrıca bunu, Knesset üyeleri, ordularının komutanları, hahamları, bakanları ve özellikle de Gazze’de yaptıklarını, bölgenin suçlarının sahası haline gelmesi için şimdi de Lübnan’da tekrarladıklarını ifade eden Smotrich ve Ben-Gvir açıklamaktadır; bu yüzden öldürüyorlar, yıkıyorlar; -Sünniler, Şiiler, Maruni Hıristiyanlar ve Dürziler- olmak üzere Lübnanlıların hepsini “Hizbullah” olarak görüyorlar; tıpkı daha önce Gazze’deki çocukları, kadınları, yaşlıları ve meslek sahiplerinin hepsini “Hamas” olarak nitelendirdikleri gibi. Buna binaen onlar için öldürme ve yıkım, öğretilen bir akide ve tartışmaya açık olmayan katı Talmud öğretileri olup bu öğretiler, hiçbir uluslararası veya yerel yasaya ya da insani geleneğe tabi değildir.

Şüphesiz bu grup, Filistin’de ve onun dışında kitleleşmektedir; dolayısıyla insanlığın, bu tür kişileri ve kendi aralarında yer alan bu tür yok edici akideyi kabul etmesi doğru değildir; aksine onları kaldırıp atması ve onlara baskı uygulaması gerekir.

En zor ve en zorunlu görev ise, Müslümanlar boyunlarında ve Allahu Teala'nın izniyle gelecek olan devletlerinin üzerinde kalmaktadır; insanlığı bu yaygın kötülükten kurtaracak olan işte budur. Bunu da Allahu Teala’nın şu kavli doğrulamaktadır: فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراًArtık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mabedine) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).” [İsra 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...

Haberlere Bakış: 26/07/2026

Haberlere Bakış

26/07/2026

* Birleşik Kıbrıs - İki Toplumlu Barış İnisiyatifi, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs'ı ziyareti kapsamında “Federal Çözüm Hemen Şimdi” sloganıyla yapılacak eylemlere katılım çağrısı yaptı.

İnisiyatif’ten yapılan açıklamada, bu kapsamda 28 Temmuz Salı günü saat 10.30'da, bu girişimi destekleyen örgütlerden oluşacak iki toplumlu bir heyetin, Dayanışma Evinde BM Genel Sekreteri'ni kuzeye geçişi sırasında karşılayarak, ortak çözüm ve barış talebi mesajını ileteceği ifade edildi.

Açıklamada, BM Genel Sekreteri'nin bu girişimi, “Kıbrıs'ta barışın ve yeniden birleşmenin önünü açmayı hedefleyen cesur bir adım” olarak değerlendirilirken, her iki toplumdaki sivil toplumun; “müzakerelerin yeniden başlamasına ve siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde çözüme yönelik çabalara güçlü destek verdiğini açık biçimde ortaya koymasının önem taşıdığı” ifade edildi. (Kıbrıs Postası, 22/07/2026).

Bu eylem; Amerika’nın iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir birlik vizyonuna ivme kazandırılması çerçevesinde gerçekleşmektedir. Zira İnisiyatif’ten yapılan açıklamada, BM Genel Sekreteri'nin girişiminin, “Kıbrıs'ta barışın ve yeniden birleşmenin önünü açmayı hedefleyen cesur bir adım” olarak değerlendirilmesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu federal yapıda, iç işleri her bölgenin kendi denetiminde olacak, ancak savunma ve dış politika gibi kritik alanlar ağırlıklı olarak federal hükümetin, yani Kıbrıslı Rumların kontrolünde olacaktır. Eğer Amerika’nın bu planı başarılı olursa; Kıbrıs’ı yabancı güçlerden (adadaki iki İngiliz üssünden ve Türk askerlerinden) arındırmayı de içerecek, sonuçta da kuzeyde yalnızca Amerikan üslerinin kalması sağlanacaktır! Bu gibi grupların, sömürgeci kafirlerin projelerinin propagandası yapmasına sevk eden şey, başta Türkiye yöneticileri olmak üzere Kuzey Kıbrıs yöneticilerinin, İslam topraklarında İngiltere ve Amerika gibi sömürgeci kâfirlerin projelerinin uygulanmasına yönelik hırslarıdır.

*Hür İşçi Sendikaları Federasyonu (HÜR-İŞ) ve Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-İŞ) Başkanı Ahmet Serdaroğlu, ülkede gecikmeden hayata geçirilmesi gereken üç temel başlığın narh, denetim ve vergi olduğunu vurgulayarak, adaletli bir vergi sisteminin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Serdaroğlu yaptığı yazılı açıklamada, karı olanın vergisini de adil şekilde ödemesi ve devletin hem vergi toplama hem de piyasa denetimi konusunda görevini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Vergi sistemini eleştiren Serdaroğlu, kamuda çalışan bir emekçinin bazı büyük iş insanlarından daha fazla vergi ödediğini savunarak bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Muhasebe sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Serdaroğlu, şirket giderleri üzerinden yapılan usulsüz vergi avantajlarına dikkat çekti, araç ve benzeri kişisel harcamaların şirket gideri gösterilerek vergiden düşülmesinin önüne geçilmesini istedi. (Kıbrıs Haber Ajansı, 23/07/2026)

Kapitalist ekonomik sistem, ana gelir kaynakları olarak sadece haksız vergilere dayanmaktadır. Bu yüzden Kuzey Kıbrıs dahil kapitalist ekonomik sistemi benimseyen tüm hükümetler, her zaman sıradan insanlar üzerinde açıkça bir yük haline gelen bir dizi vergiler koyarak Müslümanlara zulmetmektedir. Ayrıca kapitalist demokratik hükümetler, vergi yükünü ortadan kaldırmak için çözümler üretip çalışmak yerine sadece herkesin vergi ödemelerini vurgulamakla ilgilenmektedirler. Oysa İslam’da insanlardan alınan vergiler yoktur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların işlerini idare ediyordu ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlara vergi koyduğu sabit olmamış ve ondan kesinlikle böyle bir şey rivayet edilmemiştir. Hatta devletin sınırlarında bulunanların ülkeye giren mallardan vergi aldıklarını öğrendiğinde bundan nehyetmiştir. Nitekim Ukbe Bin Amir’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittiği rivayet edilmiştir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍGümrük vergisi (Meks) alan cennete giremez.” Meks sahibi, ticaret üzerinden vergiler alan kişidir. Bu ise Batı’nın ifade ettiği anlamda vergi almanın yasaklandığını göstermektedir. Ancak şeriatın onay verdiği bir durum vardır ki bu durumda, artış yapılmaksızın yeteri kadar para almak caizdir ve sadece zenginlerin fazla paralarından alınır. Bu yüzden Müslümanların başındaki yöneticiler, haram olan vergi sistemini düzenleme girişiminden vazgeçip İslam’ın ekonomik sistemine dönmedikleri sürece asla ekonomik sistemde bir iyileştirme gerçekleştirmeyeceklerdir.

* Özbekistan Kültür Günleri, 27-28 Temmuz tarihlerinde Çolpon-Ata şehrinde düzenlenecek. Bu bilgi, Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür, Enformasyon ve Gençlik Politikası Bakanlığı basın servisi tarafından duyuruldu. (Kabar (Kırgız Ulusal Haber Ajansı), 24/07/26).

Kültür programı kapsamında, yaklaşık 200 sanat ve kültür temsilcisinden oluşan Özbekistan'dan bir yaratıcı heyet ülkeye gelecek. İki gün boyunca, Isık-Köl bölgesinin sakinleri ve ziyaretçileri için ünlü sanatçıların, müzik gruplarının ve dans topluluklarının yer aldığı konserler düzenlenecek.

Özbekistan Halk Sanatçıları Ozodbek Nazarbekov, efsanevi "Yalla" grubunun sanat yönetmeni Farruh Zakirov, Kamoliddin Urinbaev, Aygül Nadirova ve Zulayho Boyhonova sahne alacak.

Seyirciler ayrıca "Navbahor" ve "Tumor" dans topluluklarının gösterilerini ve Özbekistan Devlet Senfoni Orkestrası'nın konser programını da izleme fırsatı bulacaklar.

Kültür Günleri'nin açılış töreni 27 Temmuz'da saat 18:30'da Çolpon-Ata'daki Ruh Ordo Kültür Merkezi'nde yapılacak. Kapanış töreni ise 28 Temmuz'da saat 18:30'da Bosteri köyündeki Dordoy Göçebe Arenası'nda gerçekleştirilecek.

Bakanlık, Kültür Günleri'nin Kırgızistan-Özbekistan kültürel ve insani iş birliğinin geliştirilmesi, iki ülke halkı arasındaki dostluğun güçlendirilmesi, yaratıcı bağların genişletilmesi ve Kırgızistan ile Özbekistan'ın zengin kültürel mirasının tanıtılması açısından önemli bir etkinlik olacağını belirtti.

Öncelikle söylemek gerekir ki; izzetli Gazze’de Yahudi varlığı Müslüman kardeşlerimiz katlederken, çocuklar, kadınlar ve yaşlıların kanlarını oluk oluk akıtırken ve diğer İslam beldelerindeki Müslümanlar envaiçeşit zulümlere maruz kalırken, Kırgız yöneticilerinin fitne ve fesadı yayan bu rezil festivalleri düzenlemeleri, İslam’a ve Müslümanlara zerre kadar değer vermediklerini göstermektedir. Ayrıca Müslüman Kırgız halkı başta enerji olmak üzere hayatın temel kaynaklarından mahrum kalırken, halkın paraları, aşağılık ve rezil görüntüleri yaymak için bu festivallere harcanarak heba edilmektedir. Dahası bu rezil festivaller İslam şeriatına göre haram olduğu halde Kırgızistan alimlerinin, yöneticilerini bu iğrenç fiilden dolayı hesaba çekmemekte ve halkı yöneticilerini muhasebe etmeye yönlendirmemektedir. Oysa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: والَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بالْمَعْرُوفِ، ولَتَنْهَوُنَّ عَنِ المُنْكَرِ، أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّه أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَاباً مِنْهُ، ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلا يُسْتَجابُ لَكُمْNefsim elinde olana yemin ederim ki, ya marufu (iyiliği) emreder ve münkerden nehyedersiniz. Yahut Allah sizin üzerinize katından bir ceza gönderiverir de sonra O'na dua edersiniz, ama size icabet edilmez.” Bu manzara gösteriyor ki; ümmet tarihindeki en düşük, en geri kalmış ve Allah’ın dininden uzak olan bir dönemi yaşamaktadır. Bu durumdan kurtulmanın yolu ise; bu rezil festivalleri gerçekleştirmek bir yana, onu dile getirenlere bile haddini bildirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

Yönlendirilmiş Eğlence ve Bunun Gençlerin Rolünün Ortadan Kalkması Üzerindeki Etkisi

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Yönlendirilmiş Eğlence ve Bunun Gençlerin Rolünün Ortadan Kalkması Üzerindeki Etkisi

Gençler bu günlerde Dünya Kupası (futbol) maçlarını takip etmekle meşguller; hatta durum, genç neslin uykusunu kaçıran önemli ve hayati meseleler olmasına rağmen maçları takip etme takıntısına, şerî ve dünyevi görevlerini aksatmalarına ve bu maçları izlemek için genel, özel, aile ve arkadaş toplantıları düzenlemelerine kadar ulaşmıştır. Hatta bu nesil, kendi geleceğini inşa etmek için artık sevinebileceği bir emare dahi göremez hale gelmiştir. Buna ilaveten bu ümmete karşı kurulan komplolar, bu günlerde yaşanan büyük olaylar ve Mübarek Toprak Filistin ve diğer Müslüman ülkelerde ümmetlerinin bedenindeki yaralardan akan kanlar da ortadayken… Ancak bu meşguliyet gözlemcilerde, mevcut neslin etrafında dönen olaylara, kendisine karşı kurulan komplolara, kendi geleceğine ve tıpkı Allahu Teala’nın kavlinde; وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةًHatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi.” [Bakara 30] şeklinde geçtiği gibi İslam akidesinin açıkladığı egemenlik (istihlaf) mefhumu çerçevesinde ümmetinin akıbetine ne derece ciddi ilgi duyduğu konusunda şüphe uyandırmaktadır.

Şüphesiz insanların büyük bir kesimi, İslam ümmetinin ve tüm insanlığın içinden geçtiği acı gerçekliğe dair çözümlerin bilincine sahip olamamanın gölgesinde derin bir öfke ve hayal kırıklığı durumu hissetmektedirler. Genç neslin bu "oyunu" takip etmesinin sebebi de işte budur; yani genç nesil bunu, gerçeklikten ve istihlaf ve sorumluluğunu yerine getirmekten bir kaçış olarak görmektedir. Oysa bu nesil; değişimi gerçekleştirmek için çalışması ve ümmetin ve insanlığın derdini omuzlarında taşıması gereken bir nesildir. Ancak hemen bu nesli önemsizlikle suçlamamalıyız; aksine gerçekliğin baskısından ve değerli olan her şeyi feda etmeyi gerektiren değişim yolunda yürümenin zorluğundan dolayı onu mazur görmeliyiz.

Bir de bu sebebe İslam beldelerindeki mevcut rejimlerin komplolarını ve Batı’nın bu oyundan kazandıklarını eklediğimizde, gençlerin karşı karşıya olduğu zorluk hiç de kolay değildir. Zira bu rejimler, ortaya çıktıkları günden bu yana ümmete, onun sömürgeci kâfirin hegemonyasından azat olma ve ondan kurtulma, diniyle ve yaşam tarzıyla ve hatta ümmetin ve gençlerinin ciddiyet doğasıyla uyumlu meşru eğlence yöntemleri de dâhil olmak üzere ümmetin asil hadaratının doğasından kaynaklanan ve onunla uyumlu olan medeni yaşam tarzıyla bağımsız olma arzularına dil uzatmaya soyunmuşlardır. Nitekim ajan rejimler, genç neslin ciddiyetini zedeleyen birçok plan hazırlamışlardır ki böylece tek derdi eğlence ve keyif olan bir nesil ortaya çıksın ve ciddiyet ile fedakârlık gerektiren değişimin yükünü üstlenmekten aciz bir nesil yetişsin. Suud hanedanının Eğlence Otoritesini, -içerisinde iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklamanın hakikatinden sapmaların olduğu- iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama otoritesi ile değiştirmesi bu rejimlerin politikası ve amaçlarının bir örneğinden başka bir şey değildir. Bu örnek, lafızların daha önce geçenlerle örtüşmesi açısından zikredilmiştir; ancak diğer rejimlerin yaptığı da tıpatıp aynısıdır, eksiği yok fazlası vardır; zira tüm bu rejimlerin gençlik ve spor bakanlıkları vardır ve bunlara bazen sağlık, eğitim ve sanayi bütçelerini, hatta savunma bütçesini bile aşan devasa bütçeler ayrılmaktadır. Buna ilaveten, sadece insanları haramla eğlendirmek için değil, aynı zamanda genç nesli bu ehemmiyetsiz şeylere ve haramlara bağımlı kılmak için rezilliği ve sapkınlıkları kollayan sanat bakanlıkları da vardır; böylece bu rejimlerin gölgesinde Müslümanların meselesini önemsemek bir yana kendi meselesini ve karanlık geleceğini önemsemek dahi aklına gelmeyen sorumsuz bir şekilde önemsiz şeylerle meşgul olan bir nesil inşa edilmiştir.

İslam’da eğlencenin aslen mubah olduğu doğrudur; ancak bunun şeriata uygun olması ve İslam’ın gözeticilik doğasıyla, tüm insanlara taşıdığımız davetle, özellikle de daveti taşıyan kişinin şahsiyeti ve ciddiyetiyle çelişmemesi gerekir. Ayrıca eğlence yöntemleri ile bu nesli gözetleyip duranların bu yöntemleri kullanma şekli arasında bir bilinç oluşturup bağlantı kurulması gerekir; nitekim bu, efendimiz Ömer Radıyallahu Anh’ın hakkında şöyle dediği bir Müslümana yakışan durum değildir: “Ben hilekâr değilim. Hiçbir hilekâr da beni aldatamaz.” Yanibir Müslümana, habis birinin kendisi için hazırlayıp milyonları harcadığı mezbahaya bir sürü gibi sürüklenmesi yakışmaz.

Bir Müslümanın, özellikle de davet taşıyıcısının, ciddiyete, davet fikri ve şeriatıyla meşgul olmaya dayalı ayırt edici bir şahsiyeti olmalıdır; bu nedenle bu şahsiyeti zayıflatacak, karakteriyle çelişecek ya da ciddiyetini ve vakarını alıp götürecek türden eğlenceleri kabul etmemelidir. Bir Müslümanın ve davet taşıyıcısının toplumda ve genç akranları arasında etkili olabilmesi ve ümmetin ve tüm insanların liderliğini alabilmesi için, bu sıfatları koruması gerekir; zira bunlar, özellikle ümmetin, hatta laikliğin zifiri karanlığında bocalayan ve bu karanlığın ortasında kendisini kurtarmak ve elinden tutmak için uzanacak herhangi bir eli arayan insanlığın içinden geçtiği bu dönemde mubahlardan olsa bile sahipleri oyun ve eğlenceyi kabul etmeyen devlet adamı ve davet taşıyıcısının sıfatlarıdır. Bu nedenle davet taşıyıcısının nezdinde kriter, sadece genel şerî mubah değil, aynı zamanda şu olmalıdır: Bu türden bir eğlence, davet taşıyıcısının şahsiyetinin doğasıyla, genel olarak da ciddiyetle, fikri ciddiyetle, disiplinle ve davet taşıyıcısının vakarıyla uyumlu mu yoksa bunları zayıflatıp bozuyor mu? Batı kültürünü taklit etmeye ya da boş eğlence programlarını izlemeye sürüklenen veya kalbi önemsiz şeylerle dolduran eğlencenin, açıkça haram olan unsurlar içermese bile, davete ve onun taşıyıcısının şahsiyetine zarar verdiği açıktır; çünkü bunların bilinç ve azim üzerinde giderek biriken etkisi tehlikelidir.

Ümmetin ve insanlığın yükünü taşırken eğlence ile ciddiyetin arasını birleştirmeye ve nefsin usanıp bıkmaması için bir ölçüde dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu kabul etmek gerekir; ancak davet taşıyıcısının üzerindeki sorumluluk ile dinlenme ihtiyacı arasındaki dengenin gözetilmesi gerekir; bu dinlenmenin, bir savaşçının dinlenmesi gibi istisnai bir durumdan öteye geçmemesi ve umursamaz ve gafil bir kişinin dinlenmesi gibi olmaması gerekir. Ayrıca Selman ile Ebu Derda Radıyallahu Anh arasında geçen bir hadiste şöyle geçmektedir: “Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Şu halde her hak sahibine hakkını ver.” Davet taşıyıcısının kendisi için spor ve yürüyüş gibi fiziksel aktiviteler içeren düzenli bir eğlence programı hazırlaması ile düşmanı olan rejimler, medya kuruluşları, spor ve kültür bakanlıkları ve benzerleri tarafından onun için hazırlanan eğlence yöntemleriyle kendisine verilen zehri yudumlaması arasında fark vardır. En önemli kural şudur: Müslüman ve davet taşıyıcısı eğlencesini, tafsili şeri hüküm ölçüsü ile bunun devlet adamının şahsiyeti ve davet derdi üzerindeki etkisinin ölçüsü gibi iki ölçüye göre değerlendirmelidir; şayet bu iki ölçü de sağlamsa, işte o zaman eğlence yerilmeye değil, övülmeye layık olur.

Allah'ım, Sen insanı bu yeryüzünde Halife kıldın ve ona, bu istihlafın hakkını yerine getirmesini ve Sana hakkıyla ibadet etmesini emrettin; öyleyse bizi risaletlerinin bilincinde olan ve görevlerini yerine getirenlerden kıl ve bizi gafillerden ve eğlenceye dalanlardan eyleme. Allah'ım, bize bu dinin yükünü taşıma konusunda dürüstlük, değişim yolunda sebat ve hak ile batılın, faydalı ile zararlı olanın arasını ayırt eden basiretle rızıklandır. رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.” [Al-i İmran 8]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...

Ey Müslüman Orduları! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra Yurdunun Yardımına Siz Koşmayacaksanız, Peki Kim Koşacak?

Sözde Mabed Örgütleri ile aşırılık yanlısı yerleşimci gruplar, tek bir günde beş binlik baskın bariyerini aşma gayretiyle 23 Temmuz 2026 Perşembe günü Mescid-i Aksâ’ya geniş çaplı bir baskın düzenlemeye hazırlanıyor. Hazırlıklar yalnızca baskınlara katılacak kişi sayısını artırmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda Mescid-i Aksâ avlusunda toplu Talmud ayinlerinin yoğunlaştırılması, toplu ibadetlerin yapılması, secde edilmesi ve dinî tomarların içeri sokularak alenen okunması da planlanıyor.

Selahaddin Eyyubi’nin unutulmayan meziyetlerinden biri de, Kudüs’ün fethinden önce arkadaşlarının kendisine neden az güldüğünü ve nadiren tebessüm ettiğini sormaları üzerine verdiği şu cevaptır: “Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki! Vallahi oradaki kardeşlerim azap çekip katledilirken Allah’tan utanırım gülmeye.” O, Mescid-i Aksâ’yı kurtarmak için hazırlık yapıyor, bütün gayretiyle fethe doğru yürüyordu. Peki, günün sadece bir saatinde bile Kudüs’ü ve tüm Mübarek Toprak Filistin’i kurtarmaya gücü yeten bu ümmetin ordularına ne oluyor da kılını bile kıpırdatmıyor?!

Mesele son derece vahimdir. Gücü yettiği hâlde sorumluluğunu yerine getirmeyen herkes büyük bir vebal altındadır. Mübarek Toprak Filistin işgal edildiği günden bu yana Yahudi devleti, halkını yurtlarından çıkarmaya ve kutsal mekânlarını kirletmeye çalışmaktadır. Ümmet ve Filistin’e karşı kendisiyle işbirliği yapmaktan ve komplo kurmaktan başka bir şey yapmayan yöneticileri zerre kadar umursamamaktadır. Batılı devletler ise ona her türlü desteği sunmaktan bir an bile geri durmamışlardır. Eğer ümmetin orduları, Mescid-i Aksa ve Sevgili Peygamberleri Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra mekanına yardım için harekete geçmeyecekse, peki kim geçecek?

Yaklaşan kurtuluş savaşına katılacak olanların elde edeceği şeref, son derece büyük bir şereftir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın çetin güç sahibi kulları olarak nitelendirmesi onlara şeref olarak yeter. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْداً مَّفْعُولاً“Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir vaat idi.” [İsra 5]

فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيراً“İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7]

Dolayısıyla, her bir askerin ve subayın kollarını sıvayıp Müslümanların ilk kıblesi ve üçüncü haremi olan Mescid-i Aksa’ya yardım için derhal yola koyulması boynunun borcudur. Bunu yapmayanın akıbeti ise ancak pişmanlık ve hüsrandır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ“Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 39]

Devamını oku...

Siyaset, Alenen Dış Talimatlarla Övünmeye Dönüştüğünde

Haber-Yorum

Siyaset, Alenen Dış Talimatlarla Övünmeye Dönüştüğünde

Haber:

Lübnan Cumhurbaşkanı'nın 21 Temmuz 2026'da ABD'ye gerçekleştirdiği ziyaret ile bunun öncesinde bölge başkanları ve yöneticilerinin yaptığı ziyaretler ve görüşmeler.

Yorum:

ABD Başkanı, iki haftadan kısa bir süre içinde bölgedeki birçok liderle bir araya geldi ve bunlardan bazıları şunlardır: 8 Temmuz’da Suriye Cumhurbaşkanı, 14 Temmuz’da Irak Başbakanı ve 21 Temmuz’da Lübnan Cumhurbaşkanı ve bunun dışında doğrudan temaslar, bakanlar ve heyetlerle yapılan görüşmeler de gerçekleşmiştir.

Dış devletlerin iç işlerimize karışmasına izin vermemek de dahil olmak üzere egemen siyasi kurallar, artık geçerliliğini yitirmiş teoriler, aldatma ve sahte vehimlerle süslenmiş örtülü sloganlar ile siyasi uyuşturma amacıyla kullanılan medya kılıfları haline gelmiştir.

Sadece iki hafta içinde, Lübnan’dan Suriye’ye, Irak’a ve diğer ülkelere kadar bölgenin yöneticilerine ABD’nin dikteleri dayatılmakta olup her ülkenin rolü ve eylemleri ABD’nin politikasına hizmet edecek şekilde belirlenmekte ve ülkeler, Yahudi varlığıyla normalleşme süreçlerini hızlandırmak, İbrahim Anlaşması’nı uygulamak, daha önce kendi çıkarları anında ABD’nin kendisinin büyüttüğü İran’ın bölgedeki nüfuzunu kuşatmak ve bölge ülkelerinin sözde istikrarı ve egemenliği pahasına ABD ile Yahudi varlığının çıkarlarını güvence altına almak için, artık rolünü yitirmiş silahlı grupların yapısını parçalamak gibi katı bir şekilde belirlenmiş bir yol haritası çerçevesinde konumlandırılmaktadır.

Bu egemenliği kabul etmek, onu diplomatik bağlar gerekçesiyle örtbas etmek, dahası Trump’ın bölge başkanlarına yönelik çağrısıyla övünmek, onun emirlerini almaktan gurur duymak ve bunu büyük bir zafer ve fetihmiş gibi göstermek; bölgenin sadece yabancı nüfuzun acısını çekmediğini, aynı zamanda bölge halkından kopuk olan ve hiçbir şekilde onuru, ideolojiyi veya ülkenin çıkarını bile dikkate almadan tavizler vererek ve Amerika'nın çıkarları doğrultusunda hareket ederek ayakta kalmaya çalışan bağımlı rejimler tarafından yürütülen rehine krizinin ve maskeli sömürgeciliğin de acısını çekmektedir.

Bu nedenle gerçek egemenlik veya bu rehine durumunu sona erdirmek, ancak ümmetin iradesinden kaynaklanan tam bir kurtuluşla ve bölge halklarının izzetlerinin ve gerçek egemenliklerinin simgesi olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin gölgesinde onları İslam’ın yönetimi altında birleştirecek birleştirici bir projeye ve kapsamlı bir yönetime geri dönmekle gerçekleşecektir; zira bugünkü mevcut zorba yönetim sistemlerinden sonra bu ümmetin geleceği hakkındaki son siyasi aşama işte budur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Şeyh Muhammed İbrahim - Lübnan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER