Pazartesi, 14 Şaban 1447 | 2026/02/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Mısır Rejimi, Mısır Hükümetlerinin, Mısır Medyasının ve Siyasi Çıkarcıların Suç Ortaklığıyla Kendisine Sığınan Sudan Halkını Aşağılıyor

Mısır otoriteleri bugünlerde, Sudan’da devam eden o lanetli savaşın dehşetinden kaçıp Mısır’a sığınan Sudan halkına karşı adeta intikam operasyonları yürütüyor. Kahire ve İskenderiye’de yaşayan Sudanlılar korku ve panik içindeyken, Sudan hükümeti ve Kahire’deki büyükelçiliğinin suskunluğu, hatta işbirliği dikkat çekmekte!

Meselenin en acı tarafı; ikamet ihlali bahanesiyle tutuklananların dondurucu soğuklarda hapishanelere atılmasıdır. Kadın, çocuk, yaşlı ve kronik hasta olmalarına bakılmıyor. Günlerce, bazen aylarca hücrelerde tutuluyorlar. Geçerli ikamet izni olanlar bile tutuklanıyor, ancak rüşvet ödediklerinde serbest kalabiliyorlar!

Sarı ve beyaz kartların (geçici koruma belgeleri) Mısır makamları nezdinde hiçbir değeri yoktur. Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne kayıtlı olan pek çok kişi, aşağılayıcı yöntemlerle ve zorla sınır dışı ediliyor. Ne kayıtları ne de taşıdıkları kartlar onları kötü muameleden ve zorla sınır dışı edilmekten kurtaramıyor.

Aslında Mısır rejiminin bu yaptıkları şaşırtıcı değil; zira bu rejim kendi halkına bile baskı ve aşağılamadan başka bir şey reva görmemektedir. Ancak asıl hayret verici olan; Sudan hükümetinin ve elçiliğinin kendi vatandaşlarını bu aşağılanmadan korumak için kılını bile kıpırdatmamasıdır. Sudan halkının durumu, adeta yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibidir!

Bütün bunlar; başta resmi devlet medyası olmak üzere, gerçekleri söylemekten ve kardeşlerine sahip çıkmaktan korkan ya da Kahire’deki varlıklarını korumak veya rejime yaranmak adına hükümetin tavrıyla uyumlu hareket eden köşe yazarlarının sessizliği altında gerçekleşmektedir. Aynı şekilde, Sudan dosyasını Amerika adına elinde tutan Mısır makamlarının bu onur kırıcı muamelesine karşı, siyasi çevreleri ve medyayı ehlileştirip Sudan halkına güven içinde zulmeden Sudanlı siyasi partilerden de tek bir ses çıkmamıştır.

Eğer Müslümanları birleştiren, Mısır ile Sudan halkı arasında ayrım yapmayan bir Hilafet Devleti olsaydı Mısır’da Sudanlı kardeşlerimize reva görülen bu muamele asla yaşanmazdı! Zira İslam Devleti çatısı altında Mısır ve Sudan aslında tek bir bütündür. Sömürgeci kafirin icadı olan bu fonksiyonel küçük devletçikler (ulus-devletler) yüzünden, Müslüman Sudanlılar Mısır’da, Mısırlılar da Sudan’da yabancı muamelesi görmektedir. Bu ne İslam’a ne de Müslümanlara yakışır. Bu konuda bizim için en güzel örnek Ensar’dır. Ensar Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e nusret vermiş, muhacir kardeşlerine karşı diğerkâmlığın (isar) en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Evlerini ve mallarını paylaşmışlar, onları hoşgörüyle karşılamışlardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ onları şöyle övmüştür:

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” [Haşr 9]

Ümmetin birliğini, izzetini ve onurunu yeniden tesis edecek olan Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafete bugün ne kadar da muhtacız!

Ey Sudan halkı! Haydi bizleri bu zulüm ve tâğût nizamlarından kurtaracak olan Hilafeti yeniden ikame etmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya koyulun. Zafer, güç (temkin) ve güvenlik Hilafettedir; Allah Azze ve Celle’nin rızası ise daha büyüktür.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

İslam’a ve Onun Hâkim Kılınmasına Davet Etmek, Kamu Düzenini ve Huzurunu Bozmak mı Oldu?!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti El-Ubeyyid şehrindeki Büyük Camii meydanında bir protesto gösterisi gerçekleştirdi. Hilafet’in yıkılışının H. 105. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen bu eylemde, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad en-Nezir Muhammed Hüseyin, Cuma namazı sonrası kalabalığa bir konuşma yaptı. Konuşmasında Ümmete farzların tacı olan Hilafeti hatırlattı. Hilafeti kurmak için çalışmanın farz olduğunu, kişinin üzerindeki günahı kaldıracağını anımsattı. Bu eylemin ardından güvenlik birimleri; hükümet ve organları da dahil olmak üzere pek çok insanın geri durduğu şeri farzı yerine getirmeleri sebebiyle Hizb-ut Tahrir gençlerinden dördünü gözaltına aldı. Gençler güvenlik birimlerinin zindanlarında üç gün tutulduktan sonra 18 Ocak 2026 Pazar günü serbest bırakıldılar.

Ancak güvenlik birimleri dün, 27 Ocak 2026 Salı günü gençleri tekrar ifadeye çağırdı ve haklarında Sudan Ceza Kanunu’nun 69. maddesi uyarınca dava açtı. Söz konusu madde; “Umumi bir yerde genel barışı bozan veya barışı ya da huzuru bozmaya meyilli eylemlerde bulunan kimseler bir aya kadar hapis, para cezası veya yirmi kırbaçla cezalandırılır” hükmünü içermektedir!

Şimdi soruyoruz: İslam’a ve Hilafet Devleti altında hâkim kılınmasına davet etmek, kamu barışını ve huzurunu bozmak mı oldu?! Bir Müslümanın, mevkisi ne olursa olsun böyle bir şeyi söylemesi veya böyle bir tutum sergilemesi akla ve izana sığar mı?!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz; sömürgeci kâfirle, özellikle de Amerika ile “terörle mücadele” adı altında iş birliği yapan rejimlerin baskıcı tutuklamalarına ve zalimce yargılamalarına alışkınız. Bu sözde savaş, gerçekte İslam’a ve onun davetini taşıyanlara karşı yürütülen bir savaştır. Öyle görünüyor ki; Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nin Hilafetin yıkıldığı Recep ayı boyunca gerçekleştirdiği faaliyetler Amerika’yı rahatsız etmiş, o da uşaklarına hakkın sesini kısmaya çalışmaları için emir vermiştir. Onlar bilseler de bilmeseler de hak apaydınlıktır, batıl ise bulanıktır. Efendilerini korkutan Hilafet, onlar isteseler de istemeseler de mutlaka geri dönecektir. Zira Hilafet, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bir vaadidir:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ  “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Ve Sevgili Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, Ümmetin bugün içinde yaşadığı ceberut saltanattan sonra Nübüvvet Metodu üzere Hilafetin geri döneceğine dair bir müjdesidir:

ثُمَّ سَكَتَ ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.

Devamını oku...

Dava Taşıyıcısı Hüseyin El-Terhani’nin Vefat Duyurusu

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً
“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”
[Ahzab 23]

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti, dava erlerinden biri olan kıymetli kardeşimiz ve amcamız Hüseyin el-Terhani’nin vefatını derin bir teessürle duyurur. Kardeşimiz, H. 07 Şaban 1447, M. 26 Ocak 2026 Pazartesi günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet etsin merhum, baskı ve zorbalığın en karanlık dönemlerinde Hizb’in saflarında çalışmış, davasına sımsıkı sarılmış, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’e davet ederek davayı taşımada büyük fedakarlıklar göstermiştir. Rabbi Azze ve Celle’nin vaadine ve Kerim Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine sonsuz güvenmiş, son nefesine kadar bu kutlu yol üzerinde sebat etmiştir. Biz onu böyle biliyoruz, ancak kimseyi Allah’a karşı temize çıkarmayız.

Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, onu Salihler zümresi arasında kabul buyurmasını, derecesini ‘illiyyîn’e yüceltmesini, geride kalan kederli ailesine, yakınlarına, sevdiklerine ve dava arkadaşlarına sabır, metanet ve ecir ihsan etmesini niyaz ederiz.

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.”
[Bakara 156]

Devamını oku...

Siyaset Salonu Oturumuna Davet

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Bürosu, basın mensubu kardeşleri, siyasetle ilgilenenleri ve kamu meseleleriyle ilgilenen tüm kesimleri, Siyasi Salonun yeni bir oturumuna davet etmekten memnuniyet duyar. Bu oturumda, Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Merkezî İrtibat Komitesi Başkanı Üstat Nasır Rıza Muhammed Osman konuk edilecektir. Oturumun başlığı:

Nahda Barajı’nda Amerika’nın Şüpheli Rolü

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezî Temas Komitesi üyesi Üstat Abdullah İsmail siyasal salon oturumunun moderatörlüğünü yapacaktır.

Tarih: 12 Şaban 1447 / 31 Ocak 2026 Cumartesi Saat: 12.30 (öğleden sonra) – İnşallah

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Devamını oku...

Özbek Rejimi “Barış Kurulu” Maskesi Altında İşlenen Suça Ortaktır

22 Ocak’ta, ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen törende Barış Kurulu belgesinin imza merasimine katıldı. Bu bağlamda danışmanı Abdülaziz Kamilov, “Özbekistan 24” kanalına verdiği bir röportajda; Özbekistan’ın bu kurula katılımının temel sebebinin, güvenlik faktörlerinin ve girişimin amaçlarının ülkenin dış politika ana hatlarıyla örtüşmesi olduğunu savundu. Ayrıca Özbekistan’ın Orta Doğu bölgesinde “ciddi ve önemli çıkarları” bulunduğunu vurguladı. Kamilov, “Barış Konseyi” girişimine destek verilmesinde üç temel unsurun etkili olduğunu açıkladı: Birincisi, güvenlik alanındaki ulusal çıkarlarla örtüşmesi. İkincisi, kurulun hedef ve görevlerinin dış politika ilkeleriyle uyumlu olması. Üçüncüsü: Orta Doğu’da hayati çıkarların bulunması. Kamilov’a göre girişimin temel amaçlarından biri Gazze Şeridi’ndeki askeri ve ekonomik krizi sona erdirmektir. Barış Konseyi kurulması girişiminin bizzat ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya atıldığını da belirtti. Kamilov, “önemli ve ciddi çıkarlar” ifadesini bölgesel, küresel ve ulusal güvenlikle ilişkilendirerek, Özbekistan’ın Orta Doğu’ya olan ilgisinin “aşırılık tehlikesi” nedeniyle de arttığını dile getirdi.

Bu bağlamda biz şunları vurguluyoruz:

Birincisi: Kamilov; Yahudi varlığının Mübarek Toprak Filistin’de Müslümanlara karşı uyguladığı ve uygulamaya devam ettiği saldırgan savaşı, vahşi soykırımı, zulmü, baskıyı ve şiddeti “askeri ve ekonomik bir kriz” olarak nitelendirmektedir. Esasında bu rejim, bugüne kadar Yahudi varlığının işleri suçları açıkça kınamaya bile cesaret edememiştir. Bu durum, Özbek rejiminin bu varlığın suçlarını gizleme ve görmezden gelme yönündeki tutumunu sürdürdüğünü bir kez daha kanıtlamaktadır. Yine onun “krizin çözüme kavuşturulması” ifadesi, Yahudi varlığının suçlarının ortadan kaldırılması değil; bu suçların, bu azgın varlığın çıkarlarına göre yönlendirilmesi anlamına gelmektedir.

İkincisi: Kamilov’un “ciddi ve önemli çıkarlar” olarak adlandırdığı faktörlerin tamamı, Özbek rejiminin güvenliğini ve uluslararası imajını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Yani bu hususların Özbekistan’ın Müslüman halkının çıkarlarıyla hiçbir alakası yoktur; zira halk, Yahudi varlığından nefret etmekte ve bu nefreti sosyal medya üzerinden de olsa dile getirmektedir. Özbek rejiminin izlediği dış politika ise bu durumla asla örtüşmemektedir. Bu da rejimin, yalnızca Amerika’nın kendisine sunduğu geçici “itibar ve nüfuz”un peşinde olduğunu göstermektedir.

Üçüncüsü: Kamilov’un, “bölgesel, küresel ve ulusal güvenlik” ile “aşırılık tehdidi” gerekçeleriyle Özbek rejiminin Orta Doğu’ya ilgisinin arttığı yönündeki açıklamaları, bu rejimin Müslümanların toplu katledilmesiyle ilgilenmediğini açıkça göstermektedir. Aksine rejim, Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere —daha doğrusu İslami uyanışın artması ve Müslümanlar arasında Hilafet Devleti’nin kurulmasının bir hayat-memat meselesi olduğu yönünde oluşan genel kanaatin yol açacağı küresel değişimlere— bir tehdit olarak bakmaktadır. Bu tehdidi yalnızca kendi ulusal güvenliği için değil, tüm bölge ve hatta dünya için bir tehlike olarak görmektedir. Basitçe ifade etmek gerekirse; Özbek rejimi, Hilafet Devleti’nin kurulmasının, kendi otoritesinin ve onunla birlikte mevcut yozlaşmış uluslararası sistemin çöküşüne yol açacağından aşırı derecede endişe duymaktadır. Bu nedenle Mirziyoyev liderliğindeki Özbek rejimi, Trump Amerika’sının öncülük ettiği projelere katılarak mevcut çürümüş uluslararası sistemi korumaya ve kendi iktidarının güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.

Yukarıdakilere dayanarak Müslüman halkımıza diyoruz ki:

Ey Özbekistan Müslümanları! Sizi yöneten bu rejim, sizin çıkarlarınızı ve güvenliğinizi değil; kendi çıkarlarını ve güvenliğini esas alan bir siyaset izlemektedir. Bu yüzden rejim, Filistin’i Yahudilerden temizlemeyi reddeden, bilakis onları güçlendiren ve Müslümanları yüzüstü bırakan, “Barış Kurulu” adı verilen iğrenç Amerikan projesine katılmaktadır. Bunun, ne şer’î ne de aklî olarak gerekçelendirilemeyecek son derece tehlikeli bir adım olduğunu idrak etmeliyiz!

Dolayısıyla size düşen, Özbek rejiminin izlediği bu gayri İslami dış politikayı reddetmek ve suskunluğa son vermektir. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi bundan hesaba çekecektir! Çünkü Gazze’nin, Mescid-i Aksâ’nın ve tüm Filistin’in kurtuluşu; Amerika’nın ve diğer kâfirlerin sömürgeci projeleriyle değil, ancak Müslüman ordularının genel seferberliğiyle gerçekleşecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın.” [Bakara 191]

Özbek rejimine de diyoruz ki: Bu kurula katılmak, yalnızca bir dış politika adımı değildir; Gazze’de soykırıma maruz kalan kardeşlerimize ve İslâm ümmetine karşı yürütülen düşmanca bir plana ortak olmaktır. Bu, son derece ağır bir suça iştirak anlamına gelmektedir. Mirziyoyev liderliğindeki bu rejimi bir kez daha uyarıyoruz: Mübarek Filistin’i zayi etmek gibi bir cürmün sonu, dünyada ve ahirette ancak zillet olacaktır! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ“Birr ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” [Maide 2]

Devamını oku...

Trump’ın Gazze’yi Sömürgeleştirmek İçin Kurduğu Kurula Katılan Ülkelere Uyarı

ABD Başkanı Trump, İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu marjında düzenlenen resmi bir törenle, bir dizi ülkeyi temsil eden yetkililerin ve liderlerin katılımıyla Barış Kurulu’nun Kurucu Şartı’nı imzaladı. Washington’un kurula katılma davetini kabul eden liderlerin hazır bulunduğu törende Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Tebrikler Sayın Başkan Trump, tüzük artık yürürlüğe girdi ve Barış Konseyi resmi bir uluslararası örgüt haline geldi.” dedi.

Trump’ın Barış Kurulu’nun kurucu şartını imzalayan ülkeler şunlardır: Ürdün, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, BAE, Türkiye, Fas, Kazakistan, Macaristan, Endonezya, Arjantin, Ermenistan, Paraguay, Pakistan, Kosova, Azerbaycan, Bulgaristan, Moğolistan, Özbekistan ve bu konseyin başkanı sıfatıyla Amerika.

Bu kurul fikri temelde Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını denetlemek amacıyla ortaya atılmış olsa da, şartnamesi, dünyanın farklı bölgelerindeki diğer çatışmaları çözmek gibi çok daha geniş görevler öngörmektedir. Trump, Gazze’nin “Barış Kurulu’nun fiilen başladığı yer” olduğunu belirterek, “Gazze’de başarılı olabilirsek bunu başka konulara da genişletebileceğimize inanıyorum” dedi.

Amerika ve Yahudi varlığının Gazze ve tüm Mübarek Toprak üzerindeki sömürgeci emellerine meşruiyet kazandırmaya çalışan bu gerçeklik karşısında, Hizb-ut Tahrir olarak biz şunları vurguluyoruz:

1- Trump, küstahlığı ve kibriyle Amerikan sömürgeciliğini dünyaya dayatmaya ve bu sömürgeciliğe her ne pahasına olursa olsun meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Venezuela Devlet Başkanı’nı ve eşini kaçırmakla yetinmemiş, Grönland’ı da ele geçirmekle tehdit etmiştir. Kanada, Meksika, Kolombiya, Küba ve diğer ülkeleri de baskı altına almıştır. Rusya-Ukrayna savaşını Amerikan çıkarları doğrultusunda sonlandırmak istemekte, uluslararası teamülleri hiçe sayarak devletlerin egemenliğini ihlal etmekte ve pek çok devleti kendi hırsları için birer araç olarak kullanmak istemektedir.

2- Suçlu sadece suçu işleyen değildir; bilakis onun suçuna ortak olan herkes onun gibi suçludur. Suçu engellemeye gücü yettiği halde hiçbir şey yapmayan ve bu suça sessiz kalanlar da aynı şekilde suçludur. Bu nedenle, bu kurucu tüzüğü imzalayan ve daha sonra imzalayacak olan tüm devletler de Amerika’nın Gazze’yi sömürgeleştirme suçuna ortaktır.

3- İslam Ümmeti, kendisine karşı işlenen her suçu hafızasına kaydetmektedir ve üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin bunu asla unutmayacaktır. İslam Ümmeti, Allah’ın zafer vermesiyle birlikte Hilafeti kurduğunda; Gazze’de, tüm Filistin’de ve diğer yerlerde bu suça ortak olan Amerika’dan ve diğer devletlerden mutlaka hesap soracaktır.

4- Hizb-ut Tahrir, halkına asla yalan söylemeyen bir lider olarak, İslâm ümmetinin evlatlarıyla ve ümmet içindeki güç ve kuvvet sahipleriyle birlikte, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için adımlarını sıklaştırmaktadır. Hizb, Müslüman beldelerini tek bir sancak altında birleştirecek, Müslümanların ordularını tek ve muazzam bir ordu haline getirecek ve Müslümanlara karşı suç işleyen herkesten intikam alacaktır. Ümmetimize karşı işlediğiniz bu büyük suçun büyüklüğü ve ümmetin gazabının sonuçları konusunda sizi uyarıyoruz! Bu yüzden pişmanlığın fayda vermeyeceği o gün gelmeden önce aklınızı başınıza alın ve bu sömürgeci kuruldan çekilin.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ“Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin, Hilafet’in Yıkılışının Acı Dolu 105. Yıl Dönümünde Düzenlediği “Normalleşme ve Teslimiyet mi Yoksa Allah’ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!” Başlıklı Konferansının Sonuç BildirgesiHizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin

  • Kategori Lübnan
  •   |  

Alemlerin Rabbi olan Allah’a, çokça, hoş ve mübarek bir hamd ile hamdolsun.

  مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ“Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” [Âl-i İmrân 26] Salat ve selam, Allah’ın yardımıyla bir on yıl içinde Arapları boyun eğdiren, Heraklius’un tahtını yıkan ve Kisra’nın ateşini söndüren, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammed’e ve O’nun tertemiz aline olsun. Allah, en zor şartlarda O’nun hükmüne sarılan, bu sayede halifeler ve önderler olan o şanlı sahabeden razı olsun.

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يُوقِنُونَ“Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, emrimizle doğru yolu gösteren önderler tayin ettik.” [Secde 24]

Müslümanlar, böylesi bir günde H. 28 Recep 1342 M. 3 Mart 1924 tarihinde Hilafetleri yıkılana dek bin üç yüz yılı aşkın bir süre izzet ve şeref içinde yaşamışlardır. O günden beri ümmet, “kurtlar sofrasındaki yetimler” gibi büyük ve süper devletler tarafından oradan oraya savrulup durmuştur. Beldelerimiz, bugün gördüğünüz gibi Batı’nın ajanı olan Ruveybida yöneticilerin eline düşmüştür. Filistin’i yok pahasına satmışlardır! Sonra Allah’ın ve kendilerinin düşmanlarıyla barış masasına oturmuşlardır; Yahudi varlığı ve arkasındaki Amerika’nın Filistin halkını güpegündüz boğazlamasına ve katletmesine imkân sağlamışlardır.

Küstahlığı ve kibri iyice artan Amerika; Trump’ın birinci ve ikinci başkanlık dönemlerinde, sözde “İbrahim Anlaşmaları” yoluyla bölgeye bir barış dayatabileceğini sandı. İddiasına göre bölge dinleri (Hak din İslam ile tahrif edilmiş Yahudilik ve Hıristiyanlık) arasında ortak paydalar oluşturup çatışmayı önlemek ve şeriatlardan tahrif edilmiş bir karışım (İbrahimi Din) ortaya çıkarmak istemiştir. Buradan hareketle dünyaya zorbalık taslamakta; burada bir devlet başkanını tutuklamakta, orada başka bir devletin toprağını almakla tehdit etmektedir. Güney Lübnan ve Gazze’deki ateşi söndürmek istemesinin sebebi de buraları kendi vatandaşları ve askerleri için ekonomik ve turistik bölgelere dönüştürmek, sahillerinde fuhşu yaymak istemesinden kaynaklanmaktadır. Yemen’de de savaşın ateşini körüklemektedir, çünkü Hadramut’un nadir maden servetlerini istemektedir... Görüldüğü gibi Amerika’nın utanç listesi uzayıp gitmektedir!

İşte ABD, bölgedeki normalleşme ve teslimiyet kervanına liderlik ediyor. Yöneticiler ise koltuklarını, paralarını ve her şeyden önce kellelerini korumak için ona boyun eğiyorlar. Vatanseverlik, milliyetçilik ve yok olmuş komünizm kırıntılarına takılıp kalan çok az sayıdaki ses dışında herkes sessizliğe gömülmüş durumda! Milli duygu illüzyonlarına veya komünizm/milliyetçilik gibi yok olup gitmiş ideolojilerin kırıntılarına tutunanların çığlıkları ise ümmetin vadisinden uzakta, yankısız kalmaktadır.

Bu nedenle; hareketlerin, cemaatlerin ve grupların bu Amerikan saldırısına karşı koymaktan geri durması ve Allah’ın şeriatının bir farzı olması nedeniyle Marufu emreden ve Münkerden nehyeden, bölgesel ve uluslararası siyasi hareketliliğin farkında olan, değişim için çalışan, normalleşme ve teslimiyet sürecine karşı mücadele ve mücahede eden kimselerin bu işi yapması kaçınılmazdır. Onlar bu duruşlarını, insanların defterlerinden ziyade Allah Azze ve Celle’nin defterine yazdırmaktadırlar ki Allah onların kendisine yardım etmelerinden razı olsun ve böylece onlara yardım etsin:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ“Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” [Muhammed 7]

İşte bu konferans, Amerika’nın “Yeni Ortadoğu” planına karşı “Normalleşme ve Teslimiyet mi, Yoksa Allah’ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!” başlığı altında gerçekleştirilmiştir.

Konferansta yapılan konuşmalarda bu hayati meseleye ilişkin net ve açık tutum net bir şekilde ortaya konulmuştur. Lübnan, Suriye, Türkiye ve Gazze’den temsilcilerin yaptığı konuşmalar, bir inci tanesi gibi partinin görüşünü açıkça ortaya koymuştur. Bu konferansın, gayeye ulaşma yolundaki adımlar olduğunu; imkân ve potansiyelin Ümmet genelinde ve özellikle Bilad-ı Şam’da mevcut olduğunu; bu potansiyelin İslam esasınca bir değişime elverişli olduğunu vurgulamışlardır. Esed rejiminin yaralarına ve acılarına sabredenlerin, bu ceberut yönetimler bir süre daha devam etse bile Allah’ın izniyle bu yürüyüşü tamamlaya muktedir olduklarını ifade etmişlerdir. Onlar Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu buyruğunun bilincindedirler:

وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” [Yusuf 87] Türkiye, bunun en canlı örneğidir. Amerikan hegemonyasına karşı durmak gerektiğine dair merkezi rollerinin bilincinde olan Hilafet çalışanları, Türk halkının işleri dinlerini temsil edenlere havale edildiğinde laiklikten Hilafete geçebileceklerini göstermişlerdir. Tüm acı ve cazibesine rağmen Lübnan da Allah’ın vaadinin ve O’nun devletinin en yüce olduğunu, Amerika’nın projesi ve küstahlığının üstesinden geleceğini tüm dünyaya haykırmıştır. Gazze’den gelen kan ve şehadetle çizilmiş mesaj da imkânlar az olsa da en büyük güçlere karşı durulabileceğini, meselenin silahın kendisinde değil silahın arkasındaki adamlarda bittiğini göstermiştir. Kısacası konuşmalar bu manzarayı “Bu, İslam beldelerindeki zararlı yöneticilerin de peşinden gittiği Amerikan hegemonya projelerine karşı, İslam ve İslam devleti projesidir.” şeklinde özetlemiştir.

Sonuç olarak Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti şunları vurgulamaktadır:

Birincisi: Amerikan planı, geçici politikaların bir birikimi ya da anlık bir kriz yönetimi değil; askeri, siyasi, ekonomik ve fikri boyutları olan, bölgeyi kontrol altında tutmayı, siyasi yapısında köklü bir değişim meydana gelmesini engellemeyi hedefleyen uzun erimli bütüncül bir hegemonya projesidir.

İkincisi: Hizb, bu planın temel dayanaklarını şöyle belirlemektedir:

1- Yahudi varlığını Batı çıkarlarının ileri karakolu olarak tahkim etmek; askerî ve siyasî üstünlüğünü garanti altına almak ve güvenliğini tüm bölgesel politikaların belirleyici ölçütü kılmak.

2- İster ulus sınırları koruyarak, ister mezhepsel ve etnik bölünmeleri yöneterek, isterse herhangi bir birlik söyleminin içini siyasi içerikten boşaltarak olsun; İslam Ümmeti’nin siyasi birliğinin kurulmasını engellemek.

3- Yerel ekonomileri uluslararası finans kuruluşlarına bağlayarak, siyasi kararları yardım ve yaptırımlara endeksleyerek ve orduları ile kurumları “istikrar” başlığı altında iç kontrol araçlarına dönüştürerek bağımlılığı kalıcı hale getirmek.

4- Siyasal İslam ile savaşıp onu terör saymak, onu savunanlara karşı uluslararası kararlar almaya çalışmak ve İslam ile onun fikrine alternatif olarak sözde “İbrahimi Dini” dayatmaya çalışmak.

Üçüncüsü: Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, ister çözüm, ister reform, ister tarafsızlık, isterse istikrar olarak adlandırılsın; ABD’nin gözetimindeki süreçlere dahil olmanın, Amerikan projesinin çatısı altında bir kriz yönetiminden öteye gitmediğini ve gerçek bir kurtuluşa veya egemenliğin geri kazanılmasına yol açmayacağını vurgular. Bu nedenle, bu süreçler içindeki şartları iyileştirmek, onların özünü değiştirmez, bilakis onlara ek bir meşruiyet kazandırır.

Dördüncüsü: Bu noktadan hareketle Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet projesini; duygusal bir tepki veya tarihi bir nostalji olarak değil, bütüncül bir yönetim nizamı ve tek kapsamlı siyasi alternatif olarak sunuyor.

Beşincisi: Hizb, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmanın izole edilmiş seçkinlerin görevi değil, bir Ümmet projesi olduğunu ifade eder. Bu proje; genel siyasi bilinci inşa etmekle, çatışmanın doğasını ifşa etmekle, kavramları saptırmalardan kurtarmakla ve Allah’ın indirdiğiyle hükmetmek için Ümmet ve onun içindeki güç ve kuvvet ehliyle birlikte örgütlü siyasi çalışma yapmakla başlar.

Altıncısı: Hizb-ut Tahrir, Bilad-ı Şam’ın -özellikle Filistin, Lübnan ve Suriye’nin- Amerikan hesaplarında merkezi bir konuma sahip olduğunun altını çizer. Bu sadece coğrafi öneminden değil, Yahudi varlığının güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olmasından ve İslam Ümmeti için uygarlık ve siyasi bir derinliği temsil etmesinden kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle bölgeye yönelik her Amerikan planı Filistin’den başlar, Lübnan’a yansır, Suriye’de tamamlanır ve çevre rejimler aracılığıyla kontrol edilir. Buna binaen Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti; eylem ve analizde bu bütünlüğün parçalanmasının Amerikan vizyonuna hizmet ettiğini, yapılması gerekenin ise durumun bağlantılılığını ve hedefin birliğini kavramak olduğunu savunur.

Yedincisi ve sonuncusu: Hizb-ut Tahrir; araçların değişmesinin gayelerin değiştiği anlamına gelmediğini; herhangi bir devletin Amerikan şartlarına göre sözde uluslararası sisteme yeniden entegre edilmesinin, egemenliğin iadesi değil, bağımlılığın pekiştirilmesi anlamına geldiğini vurgular.

Ey değerli konuklar! Gönül isterdi ki bu konferansa Hizbin 45 ülkedeki temsilcileri ve başta Emiri Celil Alim Atâ bin Halil Ebu Raşta da katılsın; ki Amerika’nın projesi karşısında sarsılmaz dağlar gibi duran bir iradenin olduğunu görsün. Fakat sınırlar ve güvenlik engelleri buna mâni olmuştur. Allah’ın izniyle bir sonraki buluşmanın, Nübüvvet Minhacı üzere ikinci Raşidi Hilafet Devleti’nin çatısı altında olmasını niyaz ediyoruz. O gün bu acılar, zorluklar, konferanslar ve duruşlar çocuklarınıza anlatacağınız birer hatıra ve kıssa olarak hafızalardaki yerini alacaktır. O zaman sizler de tıpkı ilk İslam Devleti kurulduğunda müşriklerin yaptıkları işkenceleri yad eden ve kimin daha çok ecir aldığını konuşan Habbab bin Eret ve Sahabeler gibi size yapılanları konuşacaksınız.

وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ“Hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde azınlıktınız, güçsüzdünüz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken O, sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi ve şükredesiniz diye sizi temiz rızıklarla rızıklandırdı.” [Enfal 26]

Yürüyüşünüz ve gayretiniz mübarek olsun. Allah bu amellerinizi kıyamet gününde nur ve kurtuluş vesilesi kılsın, sizi Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Sahabeler, Tabiin, Tebe-i Tabiin ve din gününe kadar onlara güzellikle uyanlarla birlikte en yüce Firdevs cennetinde buluştursun.

ثُلَّةٌمِّنَالْأَوَّلِينَ* وَقَلِيلٌمِّنَالْآخِرِينَ“Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.” [Vâkıa 13-14]

Dualarımızın sonu, Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Devamını oku...

Siyasi Mücadele ve Fikri Çatışma Sabit Bir “Metot” mudur Yoksa Değişken “Üsluplar” mıdır?

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fikri” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Siyasi Mücadele ve Fikri Çatışma
Sabit Bir “Metot” mudur Yoksa Değişken “Üsluplar” mıdır?

Ahmed Bekir’e

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh. Emirimiz ve Şeyhimiz, Allah sizi korusun, desteklesin ve size yardım etsin.

Siyasi mücadele, metot hükümlerinden midir yok üsluplardan bir üslup mudur? Allah sizi korusun, azminizi ve başarınızı daim kılsın, sizi faydalı kılsın, size kapılar açsın ve makamınızı yükseltsin.

Açıklığa kavuşturmak gerekirse bunun, fikri çatışma gibi metottan olduğunun bilincindeyim; ancak bu konu, buradaki toplantıların birinde gençler arasında tartışmaya ve farklı görüşlere yol açmış, konu çözüme kavuşmamış ve bir süre geçince soru sormaya karar verilmiştir; tatmin edici bir cevap ve kesin bir açıklama bekliyoruz.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Böyle bir soruyu daha önce, yani H. 14 Saferu’l Hayr 1429 M. 20/02/2008 tarihinde cevap vermiştik ve orada şöyle geçmektedir.

[.. Siyasi ve fikri çalışmanın her ikisi de metottandır. Zira kaynaşma merhalesi bunu gerektirir ve onsuz tamamlanmaz, dahası siyasi ve fikri çalışma olmadan kaynaşma olmaz.

Siyasi “mücadele” ve fikri “çatışma”ya gelince; bu ikisi siyasi ve fikri çalışmayla açıkça meydan okumaktır. İşte bu meydan okuma üsluptur. Bazen gerekir, bazen de gerekmez.

Meseleyi somutlaştırmak için diyoruz ki; beyan dağıtmak, açıkça meydan okuyarak aleni bir şekilde dağıtmak gibi mücadeleci bir üslup ile olabileceği gibi… normal bir dağıtım ile de olabilir.

Çatışma ile mücadelenin her ikisi de, bu meydan okumanın ekleriyle birlikte açıkça meydan okuma anlamındadır… İşte bu üsluplar, durumun gerektirdiği hususlara göre değişkenlik gösterir. Şimdi size bazı örnekler vereceğim:

Nitekim Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem kâfirlere karşı değişik güçte üsluplar kullanıyordu. Örneğin; (Utbe olsa gerek) Kureyş’in ileri gelenlerinden biri Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gittiğinde, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslam’ı ona, ikna edici bir hüccet, beliğ bir hikmet ve etkili bir sükunet üslupları ile arz etmiştir… O kadar ki adam Kureyş’e, kendisini gönderen Kureyş liderlerinin nitelendirdikleri gibi gittiğinden başka bir yüzle geri dönüyor ve özellikle Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den işittiği sözü onların önünde övüyordu.

O sırada (Vâil olsa gerek) Kureyş’in ileri gelenlerinden biri Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı; o sırada küfrün başı, elinde çürümüş bir kemik taşıyordu ve onu Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e göstererek şöyle dedi: [هل ربك يستطيع أن يعيد هذا إلى الحياة ؟] “Senin Rabbin bunu hayata geri getirmeye güç yetirebilir mi?” Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle cevap verdi: {نَعَمْ وَيَبْعَثَهُ حَيّاً} “Evet, onu canlı olarak diriltecektir.” Sonra Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem şunu ekledi: وَيُدْخِلُكَ جَهَنَّمSeni de cehenneme sokacaktır…” Burada Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece onun sorusuna cevap vermekle kalmayıp artı bir de onu azarlamıştır…

İşte böylece üslup, karşılaşılan cihetin durumuna göre ağır kuvvette de olur, hafif kuvvette de olur.

Resmi daha çok netleştirmek için:

اذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي * اذْهَبَا إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَىٰ * فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَّيِّناً لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰSen ve kardeşin ayetlerim ile gidin ve zikrimde (ısrardan) yılmayın. İkiniz de Firavun’a gidin, muhakkak ki o, tağut oldu. Ona, yumuşak bir söz söyleyin, umulur ki o aklını başına alır yahut korkuya kapılır.” [Taha 42-43-44] Bu ayette talep edilenin, sakin ve yumuşak bir fikri tartışmanın olduğu açıktır.

Şimdi aynı konu hakkındaki şu ayet-i kerimeyi okuyun; aynı şekilde bu da Musa ile Firavun arasında geçmektedir ancak farklı bir tutumla. Nitekim ona beyyineleri ve delilleri arz ettikten sonra… buna rağmen kibrine devam etmiş ve zulmünün sürdürmüştür; işte o zaman Musa Aleyhisselam’ın ona yönelik sözü yumuşak olmamış, bilakis onu, [مثبوراً] “Mesbûr” yani lanetlenmiş ve helak olmuş şeklinde nitelendirerek azarlamıştır…

İşte o ayet-i kerime şudur: وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَىٰ تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا مُوسَىٰ مَسْحُوراً * قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنزَلَ هَٰؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا فِرْعَوْنُ مَثْبُوراًAndolsun biz, Masa’ya dokuz beyyine ayet getirdik. Haydi İsrailoğullarına sor! Hani (Musa) onlara geldiğinde, Firavun O’na dedi ki: ‘Doğrusu ben, ey Musa, senin sihirlenmiş olduğunu zannediyorum. Dedi ki: Gerçekten bildin ki işte bu inzal edilenler, basiretler (ibretler) olarak semanın ve arzın Rabbinden başkasından değildir ve doğrusu ben de, Ey Firavun, senin (lanetlenmiş halde) helak olduğunu zannediyorum.” [İsra 101-102]

Zira yumuşak tartışma, başlangıçta delilleri ve beyyineleri arz etmek içindi; ancak kesin beyyineler ve deliller, basiretler olarak sunulduğu halde o, kibrine ve zulmüne devam etmiştir; işte o zaman tartışma şiddetlenmiştir.

Umarım resim tamamen açıklığa kavuşmuştur.

Bunun nedenle kaynaşma merhalesindeki siyasi ameller hakkında kitaplarımızda şöyle dediğimizi görürsünüz: “… bu siyasi ameller de, fikri çatışma ile siyasi mücadele barizleştirilir …” 

Nitekim çatışma ve mücadele; küfrün ileri gelenleriyle ile çatışma nedeniyle genellikle bu merhalede barizleşir ki onlara karşı uygun olan bu üsluptur. Ancak başka kafirlere karşı veya başka bir zamanda, siyasi ve fikri çalışma başka bir üslup gerektirebilir.

Tekrarlıyorum; siyasi ve fikri çalışma metottandır. Zira kaynaşma merhalesi, bu ikisini kaçınılmaz olarak gerektirmektedir. Fakat siyasi ve fikri çalışmanın şiddetlenmesi, yani mücadele ve çatışma üsluptur ve uygun zamanda ve mekanda kullanılır.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 06 Şaban 1447

M. 25/01/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122119732521129051

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER