Pazartesi, 02 Rebiu’s Sânî 1448 | 2026/09/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Birini Gösterdi, Binlercesini Yok Saydı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Birini Gösterdi, Binlercesini Yok Saydı!

Haber:

Spor giyim şirketi Adidas'ın, Gazze Şeridi'ne yönelik savaşa katılmasından dolayı bacağını kaybeden Yahudi bir askeri, tek ayakkabı hizmetine yönelik kampanyasında temsilci olarak seçmesi, sosyal medya platformlarında geniş çaplı bir öfke dalgasına yol açtı ve şirketi boykot etme çağrıları yapılırken, işgal saldırıları yüzünden uzuvları kesilen binlerce Filistinli çocuğu görmezden gelmekle suçlayan eleştiriler de yöneltildi. Söz konusu asker, Nahal Tugayı’nın eski keskin nişancısı Şaliv Beiton’dur; Beiton, 2021 yılında Gazze’ye yönelik işgal savaşına katılmış olup bu savaşta, aralarında 65 çocuk, 39 kadın ve 17 yaşlı kişinin de bulunduğu 232 Filistinli hayatını kaybetmiş, yaklaşık 1.900 kişi de yaralanmıştı; ayrıca Kudüs de dahil işgal altındaki Batı Şeria’da 28 Filistinli öldürülmüş, yaklaşık 7 bin kişi yaralanmış ve bu sırada 13 Yahudi de öldürülmüştü.

Yorum:

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2025 yılında Gazze Şeridi'nin “modern tarihin en fazla uzuv kaybı yaşayan çocuk sayısına sahip” bölge olduğunu söylemiştir; ayrıca bir haber raporunda, Gazze Şeridi'ndeki uzuv kaybı yaşayan çocukların sayısının, on yıllardır kara mayınlarının yaygınlığından muzdarip olan Kamboçya'daki sayıyı aştığı belirtilmiştir.

Adidas şirketi övünerek, bu reklamın tek amacının, kapsayıcılığı güçlendirmek ve engelli kişilerin sadece ihtiyaç duydukları ayakkabıyı satın alabilmelerini sağlamak amacıyla tek ayakkabı hizmetini tanıtmak olduğunu iddia etmiştir. Doğrusu ise onun, işgalin Gazze Şeridi'nde işlediği soykırım suçlarını allamak-pullamak için kullandığı cani bir katilin tek bir ayakkabısından başka bir şey görmemiş olmasıdır; nitekim Hamad Rehabilitasyon ve Protez Hastanesi Genel Müdürü Hamad Naim'in Ağustos 2026'da yaptığı açıklamaya göre bu durum, %25'i çocuk ve %12,5'i kadın olmak üzere yaklaşık 8 bin kişinin uzuvlarını kaybetmesiyle (ampute kalmasıyla) sonuçlanmıştır. Daha da acısı, amputasyonun verdiği acı yetmiyormuş gibi, sağlık sisteminin çökmesinin, yaralıların günlük yaşamlarını yeniden sürdürebilmeleri için gerekli tıbbi ekipmanlardaki ciddi eksikliğin, ablukanın devam etmesinin ve protezlerin çift kullanımlı olduğu gerekçesiyle girişlerinin engellenmesinin gölgesinde, amputasyon geçiren kişi sağlık rehabilitasyonundan da mahrum bırakılmaktadır! Böylece işgal, sadece sivilleri hedef almak ve uzuvlarını kesmekle kalmamış, aynı zamanda engelliliği kalıcı hâle getirmekte ve onların normal, bağımsız bir yaşam sürdürme umutlarını yok ederek onurunu ihlal etmekte de ustalaşmıştır.

Adidas, celladı öne çıkararak kurbanı gizleyen iğrenç, yanıltıcı ve kamufle edilmiş kapitalizmin yüzlerinden başka bir şey değildir; hatta özrü bile, insanların reklamını kınaması ve boykot çağrısı yapması sonucu zarar görmekten korktuğu için yayınlanmıştır. Bakın işte Gazze, bir kez daha insan hakları, özellikle de engelli bireylerin hakları hakkındaki bir başka safsatanın yalanını ortaya çıkarmakta ve insanlığı kiralayıp çıkarlar gerektirdiğinde onu satan bu tek gözlü sistemi ifşa etmektedir.

Gazze’nin onlara ihtiyacı yoktur; çünkü küfür tek millettir; bilakis Gazze'nin size ihtiyacı vardır ey Müslümanlar ve size ihtiyacı vardır ey Müslüman orduları; o halde onu yüzüstü bırakmayın; zira onun, çağrısına kulak verecek ve çığlıklarına icabet edecek kimselere ihtiyacı vardır; Rabbinin emrine uyacak, hak sancağını taşıyacak, onun yardımına koşacak ve Yahudilerden intikam alacak kimselere ihtiyacı vardır; öyleyse sizi bu izzetten alıkoyan bu zincirleri kırın ki Allah'tan bir yardım ve apaçık bir fetih olsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Durra El-Bakuş

Devamını oku...

El-Vakiye TV: Anayasa Müzakereleri Programı -Halaka 18- Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – İkinci Bölüm

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  
El-Vakiye Televizyonu
Anayasa Müzakereleri Programı
 
-Halaka 18-
[Hilafet Devleti’nde Siyasi Partiler – İkinci Bölüm]
İslami Anayasa İle İnsan Yapımı Anayasalar Arasındaki Anayasal Ayrılıklar
 
Müh. Usame Es-Suveynî ile Üstad Ahmed El-Kasas Arasında “Anayasa Mukaddimesi veya Esbab-ı Mucibesi” Kitabı Hakkındaki Diyalog Programı
 
Bu Bölümde Anayasa Mukaddimesi’nin (21.) Maddesi Ele Alınmıştır:
Madde-21: Esasının İslami akide olması ve benimsediği hükümlerin şer’i hükümler olması şartıyla, yöneticileri muhasebe etmek veya ümmet yoluyla yönetime ulaşmak üzere siyasi parti kurmak Müslümanların hakkıdır. Parti kurulması için hiçbir izne ihtiyaç yoktur. İslam esası dışındaki her türlü kitleleşme ise yasaklanır.

H. 25 Recebu’l Muharrem 1441 El-Muvafık M. 20 Mart 2020

El Vakiye sitesindeki diğer bölümler için TIKLAYINIZ
Websitemizdeki diğer bölümler için TIKLAYINIZ

 

Devamını oku...

Kazakistan’da İslam’a Karşı Savaş Devam Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kazakistan’da İslam’a Karşı Savaş Devam Ediyor

Haber:

Kazakistan Ulusal Güvenlik Komitesi Basın Bürosu şunları ifade etti: “2026 yılının Haziran-Ağustos döneminde, Ulusal Güvenlik Komitesi tarafından soruşturulan ceza davalarında, 19 kişi terör ve aşırılık yanlısı suçlar işledikleri gerekçesiyle farklı sürelerde hapis cezalarına çarptırıldı.”

Komiteye göre, Almatı'da ikamet eden mahkumlardan biri, uluslararası terör örgütlerinin faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle 2017 yılından beri aranıyordu. Nitekim kendisi Türkiye'de yakalanmış, 2025 yılında buradan Kazakistan'a sınır dışı edilmiş ve bir ceza davası kapsamında gözaltına alınmıştır. Mahkeme, sanığa sekiz yıl hapis cezası vermiştir. Ayrıca Çikment'te ikamet eden bir başka sanığın, sosyal medyada terör fikrini yaydığı ve tanıdıklarını şiddet eylemlerine kışkırttığı bildirildi ve bu sanığa dokuz yıl hapis cezası verildi.

Aynı dönemde Astana, Almatı ve Çimkent’in yanı sıra Akmola, Aktobe, Almatı, Jambıl, Mangistau ve Türkistan bölgelerinde de, güvenlik arama operasyonları sonucunda 28 kişi gözaltına alındı.

Ulusal Güvenlik Komitesi’ne göre, gözaltına alınan kişilerin terör propagandası yaptıklarından, dinci fitneyi kışkırttıklarından, internette ve tanıdıkları arasında yasaklanmış materyaller yaydıklarından ve ayrıca aşırıcı bir örgütün faaliyetlerine katıldıklarından şüpheleniliyor. Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca ön soruşturma yürütülmektedir.

Yorum:

Kısa bir süre önce Nazarbayev rejiminin yerini alan Tokayev rejimi, İslam’a ve Müslümanlara karşı mücadele yaklaşımını sürdürmektedir. Bunun nedeni Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Orta Asya ülkelerinde iktidara gelen rejimlerin, başlangıçlarından itibaren İslam'ın bu ülkelere geri dönmesini engellemek amacıyla özel olarak kurulmuş olmalarıdır.

Tam da bu nedenle, İslam'ın hükümlerine uymasını engellemek için halkın üzerindeki baskı düzeyi, bu ülkelerde dünyadaki en yüksek baskı düzeylerinden biri olarak kabul edilmektedir. Sakalları uzatmanın ve başörtüsü takmanın yasaklanması, gençlerin camilere gitmesinin engellenmesi, ileri yaşa gelmeden hac ibadetinin yerine getirilmesinin yasaklanması ve herhangi bir dini törenin düzenlenmesinin yasaklanması; evet tüm bunlar ve daha fazlası, Müslümanların dinlerine dönmelerini engellemeyi hedeflemektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Eski Bir Planın Taslak Maddeleri, Amerika’nın Zayıflığını ve Güçsüzlüğünü Teyit Etmektedir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Eski Bir Planın Taslak Maddeleri, Amerika’nın Zayıflığını ve Güçsüzlüğünü Teyit Etmektedir

Haber:

Trump yönetimi, savaş sonrası Orta Doğu için eski bir plan taslağı hazırladı; taslakta şunlar geçmektedir:

1- İran’ı kontrol altına almak amacıyla ABD’nin müttefikleri arasında bölgesel bir ittifak kurulması ve ABD’nin bu ittifakın garantörü olması.

2- 7 Ekim 2023 olaylarının bölgesel yansımalarını sona erdirmek için koordineli çabalar gösterilmesi.

3- İbrahim Anlaşmalarının Suriye, Suudi Arabistan ve diğerlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi. (El Cezire Net)

Yorum:

Amerika’nın yaşadığı büyük başarısızlık ve İran’a karşı savaşında ilan ettiği hedefleri gerçekleştirememesi, İran’la ilişkilerinde izlediği politikayı değiştirme konusundaki zayıflığı ve kararsızlığının ortaya çıkmasının ardından; başarısız askeri saldırılar, bozguna uğrayan kara harekatı, askeri liderlik değişiklikleri, görevden almalar ve istifalar, sonuç getirmeyen bir deniz ablukası, şu ana kadar pek bir şey başaramayan ekonomik yaptırımlar ve kendisini bu bataklıktan çıkaracak bir sonuç elde etmek ve Cumhuriyetçi Parti’ye iki ay sonra yapılacak ve sonuçları gelecek başkanlık seçimlerini etkileyecek ara seçimlerde kullanabileceği bir koz sağlamak amacıyla dünya ülkelerini ablukasına dahil etmeye yönelik sürekli çabaları...

İşte buradan hareketle, Amerika’nın hayalini kurduğu plan taslağının bazı maddelerinin sızdırılma zamanlaması anlaşılabilir; zira bu, birden fazla ABD başkanının, Ortadoğu’daki ajanları ve yandaşlarının kontrolünü ele geçirip onları arka plandan yönetecekleri, böylece Çin’e odaklanarak tartışmasız birincil devlet olarak kalmaya çalışırken öldürme, yıkma ve yağmalama faaliyetlerine devam edebilecekleri “yeni bir Ortadoğu” oluşturmak için uygulamaya koymaya çalıştıkları eski bir plandır. Ancak İran’a karşı savaşında, iki gözü olan herkes için zayıflığının, ciddi bölünmüşlüğünün ve güçsüzlüğünün boyutu ortaya çıkmıştır; bunun üzerine dünya ülkeleri ona yardım etmeyi veya yanında durmayı reddetmek için harekete geçmiş ve Amerika’da ve başka yerlerde bu anlamsız savaşın durdurulmasını talep eden gösteriler ve yürüyüşler düzenlenmiş, hatta olaylar Çin’i, Trump’ın onu ziyaretinde kendisini karşılaması ve uğurlaması sırasında ve ona yönelttiği sözlerle onu aşağılamaya cüret ettirmiştir.

Amerika’nın bölgede bir bölgesel ittifak kurma çabası, Allah’ın izniyle onun canlanmasını uzatmaya yönelik bir başka başarısız girişimden ibarettir; zira Amerika yıllardır canlanma odasında bulunmaktadır. Dolayısıyla kendisini İran bataklığından çıkarmak için ajanlarını ve alçaklarını seferber ettikleri gibi onlar da Gazze’yi yok etme konusunda Amerika ve üvey evladı olan Yahudi varlığına da destek verdiler ki bu da Müslümanların duygularına ve beklentilerine yönelik açık bir meydan okumadır.

Bu, ajanların ve tabiilerin bir alışkanlığıdır; zira onlar, kâfir Batı’nın Müslüman ülkeler üzerindeki hakimiyetini korumak, Müslümanların kanını ve zenginliklerini bu hakimiyetin yakıtı haline getirmek, Müslümanların uyanışını engellemek, eski izzetlerine geri dönmesini ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmalarını engellemek için var olmuşlardır.

Amerika şunu bilsin ki, artık onun güneşi batmış ve karanlığı herkes için açığa çıkmıştır ve bu çağın köle ruhlu ajanları da şunu bilsinler ki, İslam ümmetinin gafleti sayesinde Müslüman ordularını, Rabbimin merhametine sığınan hariç, hain, ajan ve boyun eğen liderlerin emrine sokmayı başarsalar bile, Müslüman ordularında, Allah'a hamd olsun ki, sadık ve sizin iplerinizi ve sizi tahta çıkaranların iplerini kesmeyi arzulayan çok sayıda asker olduğunu bilsinler.

Ey insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin askerleri, kararınızı verin ve halkına asla yalan söylemeyen Hizb-ut Tahrir'e yardım edin ki, Müslümanların kafir Batı'nın kini ve zulmüyle yanıp kavruldukları yüz yıllık kıtlık dönemi sona ersin. Hizb-ut Tahrir'e yardım edin; zira Allah'a yemin olsun bunda, eğer sırf Allah rızası için olursa dünya ve ahiretin izzeti vardır. Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar!

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِن تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا أَمْثَالَكُم “Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” [Muhammed 38]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

Özbek Askerin Silahı, Namaz Kıldığında İşlevsiz mi Kalıyor?!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Özbek Askerin Silahı, Namaz Kıldığında İşlevsiz mi Kalıyor?!

Özbekistan’da askerlik görevini yapan bir Müslümanın namaz kılmasına izin veriliyor mu? Askerî itaat nerede bitiyor, Allah'ın emirleri nerede başlıyor? Namaz, âlemlerin Rabbinin her bir erkek ve kadına farz kılmış olduğu bir emirdir, kulların zimmetinde olan bir vaciptir ve devletin ve tüm insan yapımı kanunların da üstündedir.

Peki insanın koyduğu yasa bu konuda ne diyor? 29 Kasım 2024 tarihinde, O'RQ-1008 sayılı Kanunun 45-1. maddesi uyarınca askeri personele bir dizi kısıtlama getirildi; bu kısıtlamalar kapsamında, askerlik hizmeti süresince dini ritüellerin ve törenlerin uygulanması sınırlandırıldı. Yasanın metninde “namaz” kelimesi açıkça geçmemesine rağmen, ancak temel bir ibadet olan namaz, bu ritüellerin kapsamına girmekte ve bu da hizmet sırasında namazın eda edilmesini doğrudan etkilemektedir. Sonuç olarak Silahlı Kuvvetler saflarındaki bazı kişiler, şu anda bu yasal metne dayanarak askerlerin Rablerine ibadet etmelerini engellemektedirler!

Burada şu soru akla geliyor: Eğer Özbekistan anayasası insanların düşünce ve inanç özgürlüğünü güvence altına alıyorsa, o halde neden askeri üniforma giyenlerin dini ibadetlerine ya da kadınların başörtüsüyle, erkeklerin de sakalıyla ulusal kimlik kartı ve kişisel kimlik kartı fotoğraflarının çekilmesine kısıtlamalar getiriliyor? Asker de bu ülkenin evladı değil mi? Bir fikir, askeri kışlanın kapısından içeri girer girmez devletin mülkiyetine mi dönüşüyor? Peki ülke dışardan bir saldırıya maruz kalsa, dinimizin hükümlerini hatırlayacak mısınız ve bazı şeyhlerin sık sık dile getirdiği gibi, “sınırlarda ribat ve cihat” adı altında ülkeyi savunmayı talep edecek misiniz?

Görünen o ki işbirliği yapılan bazı Batılı veya Rus tarafların sunduğu tavsiyeler, “silahlı kuvvetler içinde ibadetlere veya dini gösterilere izin verilmemesini” öngörmektedir. Aksi takdirde Müslümanların namaz kılmasının ve başörtüsü takmasının, yani ibadetlerin yasaklanması nasıl açıklanabilir ki? Şunu biliniz ki namaz, tercihe bağlı bir husus değildir; aksine bir farz-ı ayn’dır.

Nitekim Allahu Teala, Kur'an-ı Kerim'de korku ve çatışma durumlarında bile namazın eda edilmesinin keyfiyetini açıklamıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً “Şüphesiz ki, namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş olarak farz kılınmıştır.” [Nisa 103]

İslam, korku ve savaş koşullarında bile namazı düşürmemiş; aksine “korku namazını” koymuştur. Bu da savaşın namazı düşürmeyeceği, korkunun namazı düşürmeyeceği ve askerlik hizmetinin namazı düşürmeyeceği; aksine namazın kılınış şeklinin ve zamanının koşullara göre değişebileceği anlamına gelmektedir. Buna göre Müslüman bir askerin namaz kılabilmesi için uygun bir ortam sağlanması gerekir ki bu, askeri disiplinle çelişmez, aksine övgüye değer bir durumdur.

Diğer Müslüman ülkeleri bu konuyu nasıl ele alıyor? Modern ordu ile namazın arasını birleştirmek imkânsız mı? Gerçeklik bunun aksini kanıtlamaktadır:

Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri: Askerî birimler içinde manevi ve bilinçlendirme ihtiyaçları ile dinî yönlendirmeyle ilgilenen özel bir din işleri birimi bulunmaktadır.

Mısır Silahlı Kuvvetleri: Askeri kurumlarda camiler bulunmakta olup Savunma Bakanlığı’nın resmi verilerine göre, subaylar, astsubaylar ve askerlerin katılımıyla Cuma namazının kılındığı kaydedilmiştir.

Pakistan Ordusu: İslami ibadet, askeri yaşamın temel bir parçasıdır ve askeri akademilerde ve birimlerde namaz ve Cuma namazı kılmak için gerekli kolaylıklar sağlanmaktadır.

Endonezya Silahlı Kuvvetleri: Askeri üslerde Cuma namazı ve Ramazan ayında teravih namazı gibi cemaat namazlarının kılınmasına ilişkin resmi raporlar yayınlanmaktadır.

Türk Ordusu: Çok daha da ilgi çekici bir örnek; uzun süredir devam eden laik geleneklerine rağmen, bugün askeri üslerde camiler bulunmakta ve namaz kılmak yasak bir emir sayılmamaktadır; zira düzenlenen yönetmeliklere göre askeri görev ile ibadetin arası uzlaştırılmaktadır.

Bu Müslüman ülkelerindeki deneyim, askeri disiplinin askerin namazını kılmasıyla çelişmediğini göstermektedir. Dolayısıyla orduya katılmak, bir Müslümanın kışlanın kapısında İslam’ını terk etmesi anlamına gelmemektedir! Peki Özbek askerin silahı, namaz kıldığında işlevsiz mi kalıyor? Tabii ki hayır. Zira mesele silahta değildir; aksine devletin kul ile Rabbi arasındaki ilişkiye müdahale etme boyutundadır.

Siyasi açıdan bakıldığında, bu Müslüman ülkelerindeki mevcut rejimlerin tamamı, Batı’ya ve onun ajanlarına boyun eğme konusunda bir adım öndedir. Bununla birlikte kendi silahlı kuvvetlerinin saflarında namaz kılınmasına yönelik herhangi bir yasak da bulunmamaktadır. O halde onlara karşı neyi tercih ediyorsunuz?! Özbekistan’daki sorun nerede yatmaktadır?

Sorun, Kerimov döneminden kalma eski zalim rejimin kalıntılarında yatmaktadır; zira onlar, mahkumların namaz kılmasının ve Ramazan orucunu tutmasının yasaklandığı, bazılarının ise eziyet gördüğü o iğrenç eylemlerini tekrarlamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle devlet kurumlarının bu kalıntılardan temizlenmesi ve bunların izlerinin tamamen ortadan kaldırılması gerekir. İşte o zaman işler, mevcut hükümetin göreve gelmesiyle ordu içerisindeki ibadetlere kolaylık sağlanması gibi bir düzene girecek ve Müslüman askerlerimiz Rablerine olan ibadetlerini tam bir huzur içinde yerine getirebileceklerdir; bu da kesinlikle ordunun gücünü artıracaktır. Bir Müslüman, Allah’ın emrini insanların emrinden üstün görmeli ve şeriata muhalif olmadığı sürece, mübah olan konularda ve yasal emirlerde yetkililere itaat etmelidir; ancak Allah’a isyanda hiç kimseye itaat yoktur. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ اللَّه “Allah’a isyanda mahluka itaat yoktur.

Namaz, İslam’ın en azim farzlarından biridir ve namazın engellenmesi vahim sonuçlara yol açar. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ “Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER