Pazartesi, 04 Şevval 1447 | 2026/03/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Irak Vilayeti: Mübarek İyd’ul Fıtr Tebriki

وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”
[Bakara 185]

Ramazan Bayramı’na kavuştuk. Ancak Müslümanların hali ne bir dostu sevindirecek ne de bir düşmanı öfkelendirecek bir durumdadır. Ümmet, sömürgeci kâfirin saldırıları altında paramparçadır. Kavmin en bedbahtı ve İngiliz ajanı Mustafa Kemal’in 3 Mart 1924’te Hilâfeti ilga edip Ümmetin devletini yıkmasından bu yana ümmet paramparça bir haldedir. O zamandan beri İslam, ümmetin hayatından dışlanmış, düşman ona egemen olmuş, kendi beşerî siyasi nizamını ona dayatmış, evlatlarını katletmiş ve servetlerini yağmalamıştır. Öyle ki ümmet, Allah’ın yarattıklarının en korkağı olan Yahudilerin bile karşısında zillete düşmüştür! Gazze’deki Müslümanların kanı henüz kurumamışken; Myanmar’daki Rohingyalar, Doğu Türkistan’daki Uygurlar, Hindistan’daki ve Sudan’daki Müslümanlar katliamlara maruz kalmaktadır. Bugün ise Amerika ve beraberinde Yahudi varlığı, Afganistan, Irak ve Suriye’de on yıllarca kendisine hizmet eden rejimi tasfiye etme bahanesiyle İran’a karşı bir savaş yürütmekte ve Müslümanları bu savaşın yakıtı haline getirmeye çalışmaktadır.

Tüm bunlar sayımız az olduğundan dolayı başımıza gelmemektedir, zira bizler sayıca çoğuz. Fakat biz, Sadık ve Masduk olan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in haber verdiği gibi “Sel sularının üzerindeki çer çöp gibiyiz.” İki milyarlık Ümmet, gerçek bir değişim için harekete geçmemekte; orduları kışlalarında yatmakta ne çocukların çığlıkları ne de evladını yitirmiş anaların gözyaşları onları harekete geçirebilmektedir. Çünkü onlara vehin isabet etmiştir:

حُبُّ الدُّنْيَا وَكَرَاهِيَةُ الْمَوْتِ“Dünyayı sevmek ve ölümden korkmak”

Ey yaratılmışların en hayırlısı olan Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem’in Ümmetinin evlatları! Allah size farz kıldığı orucu tuttunuz. Mendup kıldığı teravihi de eda ettiniz. Allah dinini hâkim kılmayı de üzerinize farz kılmıştır. Allah katında; sizinle Allah’ın bu farzı arasına engel koyan, İslam’ın hükümlerinin uygulanmasını ve farzların tacı olan Hilâfetin kurulmasını engelleyen o hain yöneticilere karşı sessiz kalmanızın hiçbir mazereti yoktur!

Ülkemizi yeniden tek bir imam tarafından yönetilen Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devletinin şemsiyesi altına sokmak için sizleri tekrar bu büyük farza davet ediyoruz. Hilafet; sizi birleştirecek, oruç ve bayram günlerinizi bir kılacak, Mescidi Aksa’yı Yahudilerin pisliğinden temizleyecek, zalimlerden intikam alacak ve kafirlerin kökünü kazıyacaktır. Zillet ve meskenet elbisesini üzerinizden çıkarıp atacak, size izzet ve şeref elbisesini giyecek; bayram ve zaferin tadını tattıracaktır.

Son olarak, başta Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta olmak üzere bilhassa dava taşıyıcılarının ve genel olarak da İslam Ümmeti’nin mübarek Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyoruz. Yüce Mevla’dan İslam Ümmetini emniyet, iman, selamet ve İslam’la bir sonraki kavuşturmasını niyaz ediyoruz. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır ve Allah’ın yardımı yakındır. Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

Her yılınız Allah’a daha yakın olsun... Ve her yılınız hayırla dolsun ey İslam Ümmeti!

Devamını oku...

Ey Lübnan halkı! İktidarın Yahudi Varlığıyla Doğrudan Müzakereye Girmesinden Sakının!

  • Kategori Lübnan
  •   |  

28 Şubat 2026 tarihinde Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı başlattığı vahşi saldırı devam etmektedir. İran’ın uzun süre Amerika’nın yörüngesinde dönmesi ve bölgenin birçok yerinde ona hizmetler sunması kendisine hiçbir faydası dokunmamıştır. Karşılıklı askerî hamlelerin ve çatışma alanının genişlemesi ve özellikle Lübnan’a yönelik saldırıların artmasıyla birlikte, Lübnan’da yönetim çevrelerinden doğrudan Yahudi varlığıyla müzakereye girme ihtimalinden söz eden açıklamalar ve girişimler yükselmeye başlamıştır. Bu açıklamalarla eş zamanlı olarak başta Fransa olmak üzere uluslararası girişimler de söz konusu. Bu girişimlerde genel olarak bölgenin, özel olarak Lübnan’ın büyük siyasi, askeri ve güvenlik baskılarına maruz kaldığı bir dönemde, gaspçı varlıkla müzakereye başlanılmasından ve resmî olarak tanınmasından söz edilmektedir.

Kimi zaman doğrulandığı kimi zaman yalanlandığı bu çelişkili açıklamalar ve bununla paralel olarak Amerika ve Avrupa’nın sergilediği tutumlar, perde arkasında tehlikeli bir siyasi projenin pişirildiğini göstermektedir. Siyasette nabız yoklama balonları olarak bilinen bu yöntemle, halkın ve ülkenin geleceğini ilgilendiren kader tayin edici adımlar atılmadan önce kamuoyunun tepkisi ölçülmeye çalışılmaktadır!

Lübnan’ın geleceği ve dış ilişkileriyle ilgili böylesine hayati kararların bombardıman ve tehdit altında alınması, gerçekte uluslararası dayatmalara boyun eğmekten başka anlama gelmez. Savaş ve askerî baskı altında ve güç dengesi bu denli bozuk iken yürütülen müzakere, hakikatte iradenin güç zoruyla dayatılmasından başka bir şey değildir. Bu müzakere, bugün Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin “Güç Yoluyla Barış” olarak adlandırdığı politikanın ta kendisidir; diğer bir deyişle siyasi çözümlerin savaş ve yıkım etkisi altında dayatılmasıdır.

Yahudi varlığını tanımanın veya onunla müzakere masasına oturmanın, bölgedeki hiçbir ülkeye güvenlik getirmediği ayan beyan ortadadır. Körfez ülkeleri bunun en açık örneğidir; Ne Yahudilerle yaptıkları barış anlaşmaları ne de Amerika ve Avrupa ile imzaladıkları askeri anlaşmalar güvenliklerini korumaya yetmemiştir. Aksine bu anlaşmalar, daha fazla siyasi, ekonomik ve askerî tahakkümün kapısını aralamış; Ümmetin çıkarları ve egemenliği pahasına Batılı siyasetlere bağımlılığı dayatmanın bir aracı kılınmıştır.

Biz burada genel olarak Lübnan halkına, özelde ise Müslümanlara sesleniyoruz:

Bu tehlikeli gidişatı reddetmekle yükümlüsünüz. Bu varlığın saldırılarından ve cürümlerinden acı çeken ülke halkının net bir tutumu olmadan böylesi hayati projelerin yürürlüğe konulması caiz değildir. Bu tehlikeli uçuruma sürüklenmekten sakının. Savaşın, tehdidin, yerinden edilmenin ve çekilen acıların baskısı altında Yahudi varlığını tanıma projelerinin yürürlüğe konulmasına sakın izin vermeyin. Bugün yaşanan savaşlar her ne kadar uluslararası çıkarlar ve bölgesel çatışmalar çerçevesinde yürütülüyor olsa da, bölge halklarına barış adı altında siyasi teslimiyetin dayatılması veya halkların on yıllardır reddettiği şeyleri kabule zorlanması büyük bir günahtır ve asla kabul edilemez.

Bugün tanınması dayatılmak istenen Yahudi varlığı, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere ancak büyük güçlerin desteğiyle ayakta kalabilmektedir. Bu destek olmadan Yahudi varlığı kendi başına ayakta kalamaz. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ“Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Bugün bu varlığın sergilediği azgınlık ve zorbalık, kendi öz gücüne değil, büyük güçlerin ona verdiği desteğe dayanmaktadır. Ancak Allah Subhânehu ve Teâlâ bu azgınlık ve taşkınlığın sonunun onlar için hüsran ve yıkım olacağını bize haber vermiştir:

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً“İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7] Hatta Allah’ın, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı tattıracak kimseleri üzerlerine göndereceğine dair vaadi vardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ“Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti.” [Araf 167]

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti sizleri, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın gösterdiği izzet ve kurtuluş yoluna sımsıkı sarılmaya davet etmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ * وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” [Saf 10-13]

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, -Allah, vuku bulması mukadder olan emrini yerine getirinceye dek— Ümmetin izzeti ve gücünün, ancak birleştirici siyasi varlığının geri dönmesiyle mümkün olacağını vurgulamakta ve yinelemektedir. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti, ümmetin enerjisini birleştirecek, kutsallarını muhafaza edecek, topraklarını koruyacak, Ümmete izzetini geri verecek, düşmanlarını caydıracak ve saldırmadan önce bin kez düşünmelerini sağlayacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ“Ey iman edenler! Sabredin. Birbirinize sabır tavsiye edin. Hazırlıklı olun ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” [Ali İmran 200]

Devamını oku...

Ya Tarihi İttifakların Dağıtılması Ya Da Yeniden Formüle Edilmesi

Haber-Yorum

Ya Tarihi İttifakların Dağıtılması Ya Da Yeniden Formüle Edilmesi

 

Haber:

ABD Başkanı Trump, İran'a karşı savaşın devam etmesiyle birlikte NATO ve müttefiklerin çoğunun Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlama görevine katılmayı reddettiğini vurgulayarak, bunu büyük bir hata olarak nitelendirdi. (El Cezire Net)

Yorum:

Trump, ilk görev döneminden itibaren NATO içindeki Avrupalı müttefiklerine duyduğu hoşnutsuzluğu gizlememiş ve onları güvenlik ve savunma alanlarında Amerika’ya aşırı bağımlı olmakla suçlamıştı. İkinci görev döneminde ise, her ülkeden talep edilen mali katkı oranını gayri safi milli gelirin %2’sinden %5’e çıkarmıştır.

İran'a yönelik savaşa katılmayı reddetmeleriyle ilgili herhangi bir şikâyet, yalnızca taktiksel bir anlaşmazlık olarak değil, aksine tarihi ittifaklar yeniden tanımlanmış olsa bile, “Önce Amerika” ilkesine dayanan daha geniş bir vizyonun parçası olarak anlaşılmalıdır.

Trump'ın bakış açısına göre NATO, sadece bir güvenlik ittifakı değil, aksine dengesiz bir ilişkidir; zira o, Avrupa ülkelerinin özellikle Rusya karşısında tamamen ABD'nin şemsiyesine güvendiğini düşünmektedir.

Buna karşılık Avrupalılar, İran'a yönelik bir savaşın kendi çıkarlarına hizmet etmediğini, aksine ekonomik ve güvenlik istikrarlarını tehdit ettiğini düşünmektedirler.

Trump'ın bu şikayetinin amacı, Avrupa'dan tamamen vazgeçmek değil, aksine ilişkileri yeni şartlara göre yeniden formüle etmeye başlamaktır ki bu şartların başında ABD'nin yükümlülüklerinin azaltılması gelmektedir. Yani Avrupa'yı güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye sevk etmektir. Dolayısıyla ittifakı, ortaklıktan çıkar ilişkisine, hatta bir bağımlılık ilişkisine dayalı bir ilişkiye dönüştürmektir. Bu ise Avrupa için, özellikle ABD'nin artık güvenilir bir ortak olmadığını hissederse -ki bunu son günlerde hissetmeye başlamıştır- bir tehdit teşkil etmektedir.

NATO’nun bütünlüğündeki herhangi bir zayıflama, yani Avrupa içindeki bölünmelerin daha da derinleşmesi, enerji ve politikanın baskı araçları olarak kullanılması ve Rusya’nın ABD’nin rolünden kısmen vazgeçtiğini hissetmesiyle birlikte, Rusya tarafından stratejik bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle Trump'ın ortaya attığı şey, sadece NATO ile geçici bir anlaşmazlıktan ibaret değildir, aksine bizzat Batı düzenini yeniden şekillendirme projesidir.

Ancak sorun şu ki, ittifakların dağılması onları yeniden kurmaktan çok daha kolaydır; dolayısıyla bu eğilim devam ederse, sonuç Amerika’nın Avrupa’nın yükünden kurtulmasıyla değil, aksine daha da parçalanmış bir dünya, daha kırılgan bir Avrupa ve daha cüretkâr bir Rusya olabilir.

Bugün yaşanan son derece hızlı gelişmeler, açgözlü kapitalist uluslararası düzenin fiili çöküşünün başlangıcı olup artık İslam devinin ortaya çıkıp onu yeryüzünden silip süpürmesinin zamanı gelmiştir; zira onu ortadan kaldırabilecek tek ideoloji, İslam ideolojisidir.

İslam ideolojisinin uluslararası arenaya yeniden kazandırmak için çalışanlar, gerekli her şeyi hazırladılar ve İslami hayatı yeniden başlatmak ve İslam devini, dünyayı nuru ve adaleti ile aydınlatacak Raşidi Hilafet Devleti şeklinde geri getirmek için bu fırsatı değerlendirmek üzere çalışıyorlar; bu ise Allah’ın bize yönelik bir vaadidir; zira eğer biz halimizi değiştirir, dinimize sımsıkı sarılır ve dini de Allah’ın kullarını yönetmesi için hayata geçirirsek, Allah da bizim bağlılığımızdan dolayı bize yardımını vaat etmiştir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Çağın Paradoksu

Haber-Yorum

Çağın Paradoksu

 

Haber:

ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının ortasında, papazların Beyaz Saray'daki Amerikan Başkan Trump'ın üzerine dua ettiklerini gösteren bir video gündeme geldi. (El Cezire Net)

Yorum:

Batılın karanlığında yaşayan kâfirler, Haçlı zihniyetlerini açıkça ilan etmekten utanmak bir yana, aksine bununla övünüyorlar ve bunu siyasetlerinin bir sloganı haline getiriyorlar. Bu sadece kişisel bir ritüel değil, aksine saldırganlığı meşrulaştırmak ve Batı kamuoyunu “kutsal” Haç bayrağı altında Müslümanlara karşı seferber etmek için kullanılan siyasi ve dini bir gösteridir.

Oysa hak ehli olarak, tevhit ve nebevi sünnet ehli olarak bizler, dinimizi ortaya koyduğumuzda suçlular gibi muamele görmekteyiz; zira pek çok ülkede ezan okumamız engellenmekte, okullarda ve üniversitelerde başörtüsü yasaklanmakta, cihada çağrı yapan ya da kâfirlerle ittifakı reddedenler hapse atılıp onlara “terörist” ve “aşırıcılık” yaftaları yapıştırılmaktadır. Nitekim bu terimler kendiliğinden ortaya çıkmamıştır; aksine İslam'ın imajını çarpıtmak, ümmetin dinine olan bağlılığını zayıflatmak ve onun boyun eğmiş ve kırılmış bir durumda kalmasını sağlamak için Amerika ve onun medya ve istihbarat teşkilatları tarafından formüle edilmiştir.

Bugün, dünyanın doğusu ve batısındaki Müslümanlar acı bir zilletin ve dayanılmaz bir hakaretin baskısı altında yaşamaktadır; zira Allah'ın düşmanları tarafından yönetilen zorba rejimler, açgözlülükleri ve hırslarından dolayı halklarına felaketler yaşatmakta, onların servetlerini çalmakta, özgürlüklerini bastırmakta ve Allah'ın şeriatına dönülmesini talep eden her sesi susturmak için güvenlik güçlerini halklarının başına musallat etmektedirler. Dolayısıyla katliam, yerinden edilme, yoksulluk ve yolsuzluk her yeri sarmış durumda olup ümmet, “terörle mücadele” adı altında katledilirken, Haçlı papazlar ise en üst düzey karargahlarda kendi savaşlarını kutsamaktadırlar.

Bu ümmetin, onun izzetinin ve onurunun kurtuluşu, ancak hayatın tüm işlerinde Allahu Teala'nın şeriatını tatbik edecek, insanları kullara ibadet etmekten kurtarıp kulların Rabbine ibadet etmeye kavuşturacak, Müslümanlara heybetini geri kazandıracak, onların kanlarını, namuslarını ve mallarını koruyacak ve küfür ehlinden barış dilenmek yerine küfre hakkıyla karşı koyacak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin kurulmasıyla mümkündür.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

“O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.)” [Âl-i İmran 140]

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ

“O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.)” [Âl-i İmran 140]

Haber:

59 yıl sonra ilk kez Mescid-i Aksa'da tekbir sesi duyulmamakta, avlusunda Iydul Fıtr namazı kılınamamaktadır; dolayısıyla Mescidi-i Aksa’nın avluları boş kalırken, her zaman namaz kılanların ve murabıtların atan kalbi olan koridorları, onların dualarına, gözyaşlarına ve bitmek bilmeyen sabır öykülerine tanıklık ederken şimdi ise derin bir sessizliğe bürünmüştür.

Bu yıl, son Cuma, Kadir Gecesi ve Ramazan'ın son on günü de dahil olmak üzere günlerce süren kapatmanın ardından El-Aksa'da Iydul Fıtr namazının kılınmasına izin verilmedi; bu da Müslümanların ilk kıblesinin alanlarında ibadetlerini yerine getiremeyen Filistinlilerin kalplerinde hüzün ve kederin hakim olmasına neden oldu. (El Cezire)

Yorum:

Evet, bugün El-Aksa'nın durumu bu olup Yahudi varlığı, İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşmak için elinden gelen her şeyi yapmaya devam etmektedir; yani Yahudi varlığı, ABD'nin desteğiyle Müslümanları öldürmekten vazgeçmiyor.

Evet, bizim durumumuz budur; bunun sebebi ise Müslümanların başındaki yöneticilerin, ya Yahudi varlığı ile normalleşerek ya da ordularının ona karşı savaşmalarını engelleyerek bu varlığı korumaları veya her iki suçu birden işlemeleridir.

Evet bu, arkasında savaşacağımız ve kendisiyle korunacağımız Halifemizin yokluğu nedeniyle yaşadığımız bir zayıflık durumudur.

Ancak Allah'a hamd olsun ki bu durum devam etmeyecektir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُ وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَاء وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَ “ Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez. ” [Al-i İmran 140]

Ancak bize düşen görev, orduları harekete geçmeye teşvik etmek, Müslümanları hain yöneticilerden kurtarmak ve bu gaspçı varlığı kökünden söküp atmak için çaba gösterip çalışmamızdır.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللهِ يَنصُرُ مَن يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-5]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nezir İbn-i Salih – Tunus

Devamını oku...

Avrupa, İran'a Yönelik Savaşta Trump'ın Umutlarını Boşa Çıkarıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Avrupa, İran'a Yönelik Savaşta Trump'ın Umutlarını Boşa Çıkarıyor

Haber:

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares 19/03/2026 Perşembe günü, “Avrupa Birliği'nin bizim savaşımız olmayan ve bize bildirilmeyen tek taraflı bir savaşa karşı çıkmakla yükümlü olduğunu” vurguladı ve “Çatışmanın, şu anda enerji fiyatlarındaki artıştan muzdarip olan Avrupalıları etkilediğini” belirtti.

Yorum:

Uluslararası arena, ABD ve Yahudi varlığının İran'a karşı yürüttüğü savaşa ilişkin tutumlarda net bir açılığa tanık olurken, Avrupa Birliği ülkeleri savaşa dahil olmayı şiddetle reddeden bir tutum sergilemekte ve bunun bir Avrupa savaşı olmadığını vurgulamaktadır.

Geçtiğimiz Şubat ayının sonlarında İran'a yönelik saldırının başlamasından bu yana, Avrupa Birliği'nin dışişleri sorumlusu savaşın durdurulması çağrısında bulunarak, çözümün diplomatik yolla sağlanması gerektiğini ve Avrupa'nın bölgeye askeri güç göndermeden gerginliği azaltma çabalarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurgulamıştı.

Daha sonra Avrupalı liderler ABD'nin baskılarına rağmen savaşa katılmayı reddettiler ve önceliğin Orta Doğu'da yeni bir savaşa girmek değil, ekonomik istikrarı ve enerji güvenliğini korumak olduğunu vurguladılar.

Dünya petrol üretiminin %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama konusunda Trump’ın yardım talebine yanıt olarak İspanya, İngiltere ve İtalya'nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, Hürmüz Boğazı'na asker veya deniz kuvvetleri göndermeyi reddettiklerini ve siyasi çözümlerin gerekliliğini vurgulayarak çatışmanın bölgesel olarak yayılmasının tehlikelerine karşı uyarıda bulundular.

Avrupa’nın savaşa ilişkin en son tutumları arasında, İspanya Dışişleri Bakanı’nın açıklaması gelmiş ve ABD ve Yahudi varlığıyla aynı safta yer almayı reddetme konusunda ülkesinin en kararlı ve net tutumunu bir kez daha teyit etmiştir.

Avrupa'nın bu tutumu, savaşın sonuçlarına, özellikle de enerji fiyatlarındaki artışa ve yeni göç dalgalarının ortaya çıkma olasılığına yönelik Avrupa’da artan endişelerin gölgesinde gerçekleşmiştir ancak aynı zamanda bu, Amerika ile Avrupa arasındaki bölünmeyi ve Trump'ın en yakın müttefiklerini İran'a karşı savaşına katılmaya ikna edememesini yansıtmakta olup özellikle güçlerinin savaşı sonuçlandırmaya güç yetirememesi ve İran'ın bölgedeki Yahudi varlığına, Amerikan üslerine ve enerji tesislerine yönelik saldırılarının devam etmesi, Trump'ın içinde bulunduğu çıkmazını daha da derinleştirmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Sa’d

Devamını oku...

Soluk İlkeler: Prabowo’nun Amerika ve Yahudilerin İran’a Karşı Savaşına Yönelik Temkinli Tutumu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Soluk İlkeler: Prabowo’nun Amerika ve Yahudilerin İran’a Karşı Savaşına Yönelik Temkinli Tutumu

Haber:

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı savaşında bir rasyonellik görmediğini söyledi ve bunu, İran’ın sadece hayatta kalmayı hedeflediği asimetrik bir çatışma olarak nitelendirdi. İran'ın iki kez aldatıldığını hissettikten sonra ABD ile müzakerelere güvenmediğini belirtti. Prabowo, tek başına hava saldırılarının, rastgele bombalamalar olmadan rejim değişikliğini sağlamasının pek olası olmadığı uyarısında bulundu. Endonezya, Barış Kurulu kapsamında Gazze'ye barış gücü gönderme planlarını askıya aldı. Prabowo, diplomasiye, Filistin için iki devletli çözüme ve Endonezya'nın dış politikadaki savunmacı ve tarafsız tutumuna olan desteğini yineledi. (channelnewsasia.com)

Yorum:

Prabowo’nun ABD ve Yahudi varlığının İran’a karşı yürüttüğü savaşa verdiği tepki, birçok kişinin açık bir egemenlik ihlali olarak gördüğü durumu ele almada endişe verici bir kararlılık eksikliğini yansıtmaktadır. Zira binlerce sivilin öldüğüne ve binlerce kişinin yaralandığına dair haberlere rağmen, yaptığı açıklamalarda ABD ve Yahudi varlığını doğrudan kınamamıştır.

Bu temkinli tutum, saldırıları daha açık bir şekilde kınayan Malezya ve Brunei Darussalam gibi bölgesel odakların daha kararlı tepkileriyle çelişmektedir. Bu nedenle Endonezya’nın tutumu, uluslararası standartlara bağlılığa ve ahlaki sorumluluğa ilişkin tutarlılık konusunda soru işaretleri uyandırmaktadır.

Prabowo’nun yaklaşımı, hükümetinin daha geniş jeopolitik duruşu ışığında kısmen anlaşılabilir. Zira son yıllarda Endonezya'nın, özellikle Trump dönemindeki gümrük vergisi politikalarıyla bağlantılı ekonomik baskıların ardından, Yahudi varlığına karşı daha uzlaşmacı bir tutum ve ABD’ye karşı daha temkinli bir yaklaşım benimsediği görünmektedir. Bununla birlikte bu tür bir pragmatizm, temel ilkelerden taviz vermek olarak görülebilir.

Endonezya’nın anayasal temeli, 1945 Anayasası’nın önsözünde geçtiği üzere sömürgeciliği açıkça reddetmekte ve tüm ulusların bağımsızlığını desteklediğini vurgulamaktadır. Geniş çapta saldırgan ve orantısız olarak görülen eylemlere karşı gösterilen soluk tepki, bu temel değerlerden bir sapma olarak yorumlanabilir.

Maddi hususlar bir yana -dünyanın en büyük Müslüman çoğunluklu ülkesi olarak- Endonezya, ahlaki ve sembolik bir sorumluluk üstlenmektedir. Dolayısıyla onun, sadece ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek için değil, aynı zamanda adaleti ve ideolojik ilkelerini korumak için çalışması beklenmektedir. Zira daha güçlü ve etkili bir tutum, bu ikili rolü daha iyi yansıtacaktır.

Endonezya’daki görece özdenetim de Gazze Savaşı’ndan bu yana izlediği daha geniş bir çizgisiyle uyumludur; zira büyük ölçüde tepkiler, önemli bir stratejik etkisi olmayan diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmıştır. Bu da Müslüman çoğunluğa sahip birçok ülkedeki daha geniş bir eğilimi yansıtmaktadır.

Sonuç olarak Amerika ve bölgedeki Yahudi varlığının kararlı politikalarını sürdürmesi, onların sadece güçlerinden değil, aksine diğer ülkelerin dağınık ve çoğu zaman olumsuz tepkilerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla daha fazla birlik ve kararlılık olmadan, bu tür adımlara karşı çıkma çabalarının sınırlı kalması muhtemeldir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Asvar

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER