Pazartesi, 06 Ramazan 1447 | 2026/02/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Husi Yetkililer Yine Bir Hizb-ut Tahrir Gencini Gözaltına Aldı!

Husilere bağlı emniyet birimleri, 22 Ocak 2026 (3 Şaban 1447) Perşembe günü, Hizb-ut Tahrir genci Abdülvahab Sultan Zayid el-Baruşî’yi, Umran vilayetindeki bir camide öğle namazını kıldığı sırada gözaltına aldılar. Genç bu bildirinin yazıldığı ana kadar hala gözaltında tutulmaktaydı. Gözaltına alınmasının sebebi ise, bir kişiye cumhuriyet rejiminin Müslümanların işlerini gözetmeye uygun olmadığını, zira bu sisteminin, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan ve laikliğin beşiği olan Fransa Cumhuriyeti’nin bir taklidi olduğunu, İslam’daki yönetim şeklinin cumhuriyet veya krallık olmadığını, bilakis egemenliğin Allah’ın şeriatında olduğu, içeride İslam’ı tatbik eden ve dışarıya da onu bir mesaj olarak taşıyan Hilafet olduğunu anlatmasıdır.

Batı menşeli ve kaynağı beşerî yasalar olan laik cumhuriyet rejimiyle hükmeden Husi yetkilileri, bu tartışmadan duydukları rahatsızlığı gizleyemeyerek genci takibe almışlardır. Nihayetinde camide namaz kılan bir genci pusuya düşürüp, onlarca asker ve araçla üzerine çökerek onu gözaltına alma küstahlığı göstermişlerdir!

Söylediği bu hak sözle Abdülvahab, Husilerin gözünde adeta şehitlerin efendisi Hamza bin Abdulmuttalib gibi devleşmiştir. Ona verecek hiçbir cevapları olmayan Husiler; Hilafet’e ve İslami yönetime davet edilmekten rahatsız olmuşlar, tıpkı İslam beldelerindeki diğer tüm zalim yöneticiler gibi bu davete cevap vermekten aciz kalıp sadece terör ve hapishane silahına başvurmuşlardır.

Husiler, Hizb-ut Tahrir gençlerini çok iyi tanırlar. Partinin, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurmak için yürüttüğü değişim metodunu da çok iyi bilirler. Rejimlerin zorbalığını ifşa eden, İslam’ın yönetim sistemi Hilafet’ten sapıp Batı’yı kıblesi, cumhuriyet ve benzerlerini de yönetim sistemi edinen bu rejimlerin ayıbını ve batıllığını ortaya çıkaran aydın fikir taşıyıcılarına cevap verememek, en çok korktukları şeydir. Zira fikrin onlar üzerindeki etkisi kurşun yarasından daha şiddetlidir. Bu yüzden Hizb-ut Tahrir gençlerine karşı gözaltına yöntemine başvurmaktadırlar!

Husi yetkililerine diyoruz ki: İslam beldelerini İslam ile hükmedecek ve tüm dünyaya hayrı yayacak olan Hilafet Devletinin gölgesinde birleştirmeye çağıran Hizb-ut Tahrir gençlerinin karşısında duran sadece siz değilsiniz. Sizden önce Yahudi varlığı da aynısını yapmıştır. Filistin’de Hizb-ut Tahrir gençleri hâlen onların zindanlarındadır. Aynı şekilde Abbas Yönetimi, Ürdün yöneticileri, Suriye’nin Colani’si ve yeryüzünün dört bir yanındaki tüm zalim yöneticiler de aynısını yapmaktadır. Hizb-ut Tahrir gençlerinin hem onların hem de sizin zindanlarınızda olmasını neyle açıklayacağız?! Rejimleriniz mi benzeşti yoksa kalpleriniz mi benzeşti bilemiyoruz?! Hiç şüphesiz rejimler, ortaya çıkış itibarıyla birbirine benzemektedir. Zira hepsi dini hayattan ayırma akidesinden fışkırmış ve kapitalist ideolojinin rahminden doğmuştur. Kur’anî Yürüyüş adı altındaki yaldızlı sloganlar ve isimlendirmeler sizi kurtaramayacaktır. Kur’an ve Sünneti hakem kılmak yerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk tağutunu hakem kılmakta, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran gençleri hapse atmaktasınız!

İçinizdeki akıl sahiplerine Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu kavliyle sesleniyoruz:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24] Allah’ın şeriatının hakem kılmak ve küfür kanunlarını reddetmek için yapılan bu davet hem size hem de İslam Ümmetine hayat verecek, insanlığı kapitalizmin zulmünden ve karanlığından kurtaracaktır. Fani dünyanın makamları ve gücü sakın sizi aldatmasın. Kibir sizi günaha sürüklemesin, yoksa dünyada rezil rüsva olur, ahirette ise elim bir azaba çarptırılırsınız.

Güvenlik teşkilatındaki görevlilere mesajımız ise şudur: Allah’tan korkun ve Hizb-ut Tahrir gençlerine savaş açan kişilerin zulüm aracı olmayın. Bu gençler, kafir Batı’nın medya merkezlerinin lanse ettiği gibi değildirler. Şunu bilin ki, bugün sizi zulümde kullananları, yarın Allah başınıza musallat edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ  “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” [Hud 113] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَعَانَ ظَالِماً سَلَّطَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ“Kim bir zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”

Hizb-ut Tahrir gençleri ise kendilerini İslam’ın emin bekçileri olmaya adamışlardır. Onlar, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar; zalimlerin zindanları onları durduramaz, tutuklamalar onları yıldıramaz. Ne Netanyahu ne Abbas ne Colani ne Suud hanedanı ne siz ne de diğer yöneticiler, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurma yolundaki yürüyüşümüzü asla durduramayacaktır. Hilafet, İslam Ümmeti’nin ölüm kalım meselesidir, Allah’ın vaadi ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir. O halde nerede durduğunuza bir bakın; Hilafet’in ve onu kurmaya çağıranların safında mısınız, yoksa terörist damgası yemekten korkarak Batı’yı dost edinmeye koşanların ve kapitalizmin mihrabında yerlere kapananların safında mı?!

فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ“İşte kalplerinde bir hastalık bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.” [Maide 51-52]

Yemen halkını da İslam Devleti Hilafet’i ikame etmek, kapitalizme ve onun zulmüne son vermek için Hizb-ut Tahrir’e yardım etmeye ve bu büyük hayırda öncü olmaya davet ediyoruz.

Devamını oku...

Beşerî Kanunların Meşrulaştırılması ve İslamileştirilmesi Sadece Daha Fazla Bedbahtlık ve Perişanlık Getirecektir, Şam Halkı İçin İslam Devleti’ni Kurmak ve Hükümlerini Uygulamaktan Başka Köklü Bir Kurtuluş Yoktur

Suriye sahası son zamanlarda, özellikle devrimin ana omurgasını oluşturan kitleler arasında, kasıtlı ötekileştirme ve riayet (hizmet) eksikliği nedeniyle dikkat çekici bir gerginlik ve öfke patlamasına sahne olmaktadır. Bu durum, sel felaketlerinin çadırlarını söküp attığı ve kışın dondurucu şartlarında açıkta bıraktığı muhacir halkımızın bitmek bilmeyen çilelerinden, fahiş fiyatlara ulaşan elektrik krizine; onurlarına yakışır bir hayat sürmeleri için hakları teslim edilmeyen ve diğer kesimlere kıyasla düşük maaşlara mahkûm edilen fedakâr öğretmenlerin grevlerine kadar bir dizi kronik krizin fitilini ateşlemiştir. Devrik rejimin devrilmesinden sonra hayatın iyileşeceği umuduyla yıllarca sabreden halkın alım gücü iyi tükenmiştir. Ayrıca bir yanda “seçici adalet” anlayışıyla şebbiha ve suçlular affedilirken; diğer yanda dava taşıyıcıları, fikir suçluları ve ihlaslı devrimcilerin yıllardır zindanlarda çürütülmesi infiali daha da artırmıştır. Tüm bunları nedeni; başta Amerika olmak üzere dış güçlerin devletin laikleştirilmesi, “terörle mücadele” adı altında İslami ruhun tasfiye edilmesi ve Yahudi varlığıyla normalleşme adımlarının atılması yönündeki taleplerine boyun eğilmesidir.

Halkın maruz kaldığı bu devasa zorluklar, sadece devletin insanların işlerini gütmedeki (riayet) kusurundan veya yiyecek, giyecek, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel hayat gereksinimlerinin karşılanmamasından kaynaklanmamaktadır. Aksine bu kronik krizler, İslam’ın ve onun çözümlerinin hayat sahasında uygulanmamasının doğal bir sonucudur. Zira devrimin sabitelerine (değişmez ilkelerine), hedeflerine ve sloganlarına darbe vurulmuş; İslam yönetimden, hayattan ve devletten uzaklaştırılmış, insanlara sefalet, yoksulluk ve mutsuzluktan başka bir şey getirmeyen laik beşerî bir anayasa uygulanmaya başlanmıştır.

Geçtiğimiz günlerde, Suriye Adalet Bakanı Müzher el-Veys’in medeni kanunların şeriatla çelişmediği yönündeki sözleri halkı hayretler içinde bırakmıştır. El Veysi, “Dini değerlerle hukuki değerler arasında çelişki olduğu yönünde yanlış anlayışlar var, bunların hepsi hakikattir” diyerek, beşerî anayasa ve kanunlara meşru bir kılıf kazandırmaya çalışmıştır. Bakan, Suriye anayasa bildirisinde yer alan “İslam fıkhı yasamanın temel kaynağıdır” ifadesinin, Suriye’deki anayasa ve kanun hükümlerinin İslam Şeriatına uygun olduğuna delil saymıştır. Ancak “temel kaynak” ifadesinin, İslami olmayan (Doğu ve Batı menşeli) diğer kaynakların varlığını reddetmediği gerçeğini göz ardı etmiştir.

Yine bakanın “hükümler zaman ve mekânın değişmesiyle değişir” sözü de İslam’ın vakıayı değiştirip şer’i hükme uydurmak için geldiği gerçeğini unutturma çabasından başka bir şey değildir. Bakan İslam’ın, vakıayı tedavi etmek ve onu şer’i hükme uygun hale getirmek için geldiğini; ahkâmı vakıaya uydurmak veya düşmanlarımızın emirlerine boyun eğen, değişimden kaçan korkakların heva ve heveslerine göre hükmü değiştirmek için gelmediğini unutmuştur!

Beşerî kanunlara şer’î bir kılıf giydirilmesi, mahkemelerin eski rejim dönemindeki sistemle işlemeye devam etmesi; Şeriatın sadece ahval-i şahsiye (evlilik, boşanma, miras) ile sınırlandırılması; yönetim, devlet, iç ve dış siyasetin ise İslam’ın hüküm ve nizamından uzak tutulması en büyük tehlikelerden biridir.

Asıl olan, İslami Akide’nin anayasa ve kanunların yegâne kaynağı olması ve tüm çözümlerin detaylı şer’î delillerden istinbat edilmesidir. Adalet ancak böyle tesis edilebilir; devlet ancak o zaman vergi toplayan bir devlet olmaktan çıkıp halkının işlerini güden bir devlet haline gelebilir.

Chevron gibi Amerikan şirketlerine ve diğer yabancı sermayeye peşkeş çekilen petrol, gaz ve madenler gibi kamu mülkiyeti kapsamındaki zenginlikler, halkın refahını sağlayacak şekilde devlet tarafından bizzat yönetilmelidir. Sömürgeci şirketlere verilen imtiyazlar, yağma ve bağımlılık krizini daha da derinleştirmektedir.

Biz İslam ve onun hayat nizamı yok sayıldığı sürece zulüm baki kalacağına inanıyoruz. Şam halkı için tek köklü ve şer’î kurtuluş, İslam Devleti’ni kurmaktır. Bu devlet insanlara izzetlerini, güvenliklerini, haklarını geri verecek, kaynaklarının gelirlerinin kendileri için harcanmasını sağlayacaktır. Bu devlet, sadece can güvenliğini değil, dünyevi ve uhrevi saadeti de teminat altına alacaktır. İnsanlar böyle bir devlette İslam’ın himayesi altında adaletle yaşayacak, bugün uğrunda mücadele ettikleri haklı talepleri de ancak o zaman gerçekleşecektir. Allah’tan, Peygamber Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dönüşünü müjdelediği, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet’in yakın olmasını niyaz ediyoruz.

O halde İslam ile izzet bulmak isteyen her ihlaslı kişi kollarını sıvayıp dinine yardım etmek ve Şeriatı hâkim kılmak için çalışmalıdır. Zira Allah’ın, dinini değiştirmeyen mümin kullarına yardım edeceğine ve onları yeryüzünde hâkim kılacağına dair vaadi Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Çünkü Subhânehu ve Teâlâ muhkem Kitabında şöyle buyurmaktadır:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Devamını oku...

Nijerya ve Küresel Çatışma

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Nijerya ve Küresel Çatışma

Haber:

Afrika'da türünün en büyük projesi olarak kabul edilen Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı Projesi, Ramazan ayının ardından hemen çalışma aşamasına girecek ve Cezayirli Sonatrach şirketi, Nijerya topraklarından geçecek boru hattının döşenmesi için ilk çalışmaları üstlenecek olup üç ülke arasındaki bağlantıyı tamamlamak için kalan mesafe tam olarak 1.800 km'dir ve bu mesafenin çoğu Nijer'de bulunmaktadır. (El Cezire Net)

Yorum:

Nijerya'dan Avrupa'ya doğal gaz taşımak amacıyla inşa edilen bu boru hattı, 4.000 km'den fazla bir uzunluğa sahip olup Cezayir kıyıları üzerinden Avrupa pazarlarına yılda yaklaşık 20 ila 30 milyar metreküp Nijerya gazı taşımayı hedefliyor; on yıllık gecikme ve teknik ve mali zorlukların ardından bu duyuru, enerji sektöründe stratejik işbirliğini güçlendirmek ve Avrupa'ya enerji tedariki alanında Sahel ve Kuzey Afrika ülkeleri arasındaki bağları derinleştirmek için Cezayir, Nijerya ve Nijer liderleri arasında yapılan bir toplantının ardından gelmiştir.

Bu projenin önemi, Afrika'nın en büyük enerji altyapı projelerinden biri olarak kabul edilmesinde yatmaktadır; zira proje, Nijerya'yı Avrupa için önemli bir gaz kaynağı haline getirecek ve Rusya veya Orta Doğu gazına bir alternatif olacaktır. Ancak Rusya'dan Almanya'ya gaz taşıyan Stream 1 ve Stream 2 boru hatlarında yaşananları bildiğimizden dolayı bu proje birçok engelle karşı karşıya kalabilir.

Silahlı grupların saldırıları ve güvenlik durumunun giderek kötüleşmesi nedeniyle Nijerya'da halihazırda var olan gerginlikten bahsetmiyorum bile. ABD, Hıristiyan sivilleri korumak ve aşırılıkla mücadele etmek bahanesiyle askeri müdahale tehdidinde bulunmuş ve bu ülkedeki askeri varlığını genişletmiştir. Ne yazık ki böylesine büyük bir proje, Büyük Sahel bölgesi, yani Nijerya ve Nijer'de güvenlik olarak istikrarı gerektiriyorancak durum tam tersidir; zira güvenlik alanında bir bozulma, onların tanımlamalarına göre aşırılıkçı grupların varlığı ve en önemlisi de Nijerya'ya müdahale etmesine izin veren ABD olmak üzere yabancı müdahaleler söz konusudur. Nitekim bu müdahale, özellikle insan hakları argümanının dünya çapında yaptıkları ve Jeffrey Epstein sızıntıları nedeniyle çökmesinden sonra sırf insan hakları meselesi olmaktan çok daha geniş yönlere sahiptir.

Bu müdahaleyle ortaya çıkan şey, Amerika'nın kendi kontrolü altında olmadan enerjinin Avrupa'ya ulaşmaması gerektiği konusundaki endişesi olup enerjinin Avrupa'ya ulaşmasına da hiç izin vermeyebilir. Bugün Nijerya'daki askeri varlığı, Nijerya hükümetini kökten değiştirebilir ve bu da projenin engellenmesine yardımcı olabilir; elbette ABD'nin Nijer veya Cezayir'de ciddi krizler yaratarak bu ülkelerdeki projeleri devre dışı bırakmasını engelleyebilecek hiçbir şey yoktur.

Bu proje Afrika kıtası için büyük bir ekonomik ve ticari fırsat olsa da, ancak aynı zamanda Amerika'ya yönelik de bir meydan okuma ve Avrupa'nın, sert bir kışın yaklaşması ve boğucu bir ekonomik krizin yaşanmasıyla birlikte, enerji alanında da olsa Amerika'nın pençesinden kurtulmaya yönelik bir girişimini teşkil etmektedir.

Küresel enerji haritasındaki hızlı dönüşümlerin gölgesinde, Sahra doğal gaz boru hattı projesi sadece geçici bir ekonomik proje değil, aksine jeopolitik çıkarların uluslararası pazarların ihtiyaçlarıyla kesiştiği yeni bir aşamanın başlığı gibi görünmektedir; ancak ABD'nin hegemonyası bu projeyi, gerçekleşmesi imkânsız olan bir hayale dönüştürebilir.

Bu nedenle bu doğal gaz boru hattı üzerindeki savaş, sadece yatırım ve finansman konusunda değil, aynı zamanda egemenlik ve karar verme bağımsızlığı konusunda da bir savaştır. Dolayısıyla bu savaşın sonucu Afrika'nın gelecekteki küresel düzende, değişimler masasında enerji denkleminin aktif bir ortağı olarak mı, yoksa büyük güçlerin çekiştiği bir çatışma alanı olarak mı yer alacağını belirleyecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Müslümanların Başındaki Yöneticiler… İhanet Edenlerin İlki Yardım Edenlerin İse Sonuncusudurlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Müslümanların Başındaki Yöneticiler… İhanet Edenlerin İlki Yardım Edenlerin İse Sonuncusudurlar

Haber:

Perşembe günü yapılan Barış Kurulu toplantısında Endonezya cumhurbaşkanı, “İstikrar gücüne katılmak üzere 8.000'den fazla asker sağlamayı taahhüt ediyoruz” dedi ve “Başkan Trump'ın planını kabul ettik ve buna bağlı kaldık; bu nedenle Barış Kurulu'na katıldık ve Kurul'un başarısı için kararlı olacağız” eklemesinde bulundu. (Ma’an Ajansı)

Yorum:

Gazze Şeridi'ndeki halkımıza karşı iki yıldan fazla bir süredir acımasız ve yıkıcı bir savaş yürütülmekte olup bu savaşta şehitler, yaralılar ve kayıplar da dahil olmak üzere yaklaşık çeyrek milyon kişinin hayatı mahvolmuştur; ayrıca Gazze Şeridi'nin tüm sakinleri yerlerinden edilmiş olup, bunların dörtte üçü şu anda barınak ve yiyecekten yoksundur. Bu manzara, tüm Müslümanların, hatta dünyadaki tüm canlıların yüreklerini paramparça etti ancak Müslümanların başındaki yöneticilerin tek bir Müslüman askeri bile Gazze'ye gönderdiğini görmedik. Oysa Gazze halkı, Müslümanların başındaki yöneticilerin kardeşleri ve ümmetlerinin evlatları olup onları desteklemek ve yardım etmek üzerlerine bir hak olmuştur. Nitekim Abdullah ibn Ömer Radıyallahu Anhuma’dan, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir Müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.” [Buhari ve Müslim rivayet etti]
     Ancak ABD Başkanı Trump, Uluslararası İstikrar Gücü adı altında Gazze için yeni bir işgal gücü ve Barış Kurulu adını verdiği savaşa ve sömürgecilik kurulu kurmaya karar verdiğinde, Müslümanların başındaki yöneticiler Trump’ın emirlerine uyarak kurula fon sağlamak, taahhüt ve katkılarda bulunmak ve Müslüman orduları göndermek amacıyla kurula katılmak için akın ettiler; ancak bu, Gazze ve Filistin'i kurtarmak için değil, aksine Gazze Şeridi'ni işgal etmeyi ve Yahudi varlığını korumayı amaçlayan Amerika’nın planını uygulamak içindi!

Trump, Gazze'yi silahsızlandırmak, sömürgeleştirmek ve burayı turistik tatil beldelerine dönüştürmek yoluyla Yahudi varlığını güvence altına almayı hedeflediğini açıklamaya devam etmesine rağmen ancak bu, Amerika'nın isteklerini uygulamak için katkıda bulunup inisiyatif alan Müslümanların başındaki yöneticiler tarafından engellenmemiştir. Böylece bu yöneticiler, kendilerinin Müslümanlarla savaş halinde ve kafirlerle ve sömürgecilerle de barış halinde olduklarını kanıtlamışlardır. Bu yüzden onlar bizden değil, biz de onlardan değiliz.

Bu Endonezya cumhurbaşkanı da, ümmetin düşmanlarının yanında yer alan bu yöneticilerin bir örneğidir; nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim ki, onları dost edinirse; o da, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.” [Maide 51]

Başkalarının dünyaları için kendi dinlerini satan yöneticileri Allah kahretsin; Allah'ım, bir an önce bize, ümmetin içinden ve ümmet için bir Halife nasip et ki Gazze'yi ve tüm Filistin'in kurtarmak ve Müslümanların tüm davalarına yardım etmek için ümmetin ordularını harekete geçirsin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman

Devamını oku...

Doğu ve Batı'nın Yöneticilerinden Oluşan Epstein Çetesinin Suçları Demokratik Sistemin Gerçek Pisliğini Ortaya Koyuyor Tek Çözüm İse Hilafettir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Doğu ve Batı'nın Yöneticilerinden Oluşan Epstein Çetesinin Suçları Demokratik Sistemin Gerçek Pisliğini Ortaya Koyuyor Tek Çözüm İse Hilafettir

Jeffrey Epstein dosyalarında ortaya çıkan, Batı'nın yönetici elitleri ve ülkelerimizdeki aşağılık ajanlarının karıştığı skandallara dünyanın tanık olduğu şey, bir tesadüf ya da arızi bir olay değildir, aksine demokratik sistemin bir gerçeğidir.

Allah Azze ve Celle'nin koymuş olduğu kanunlarını reddeden ve terörle mücadele, aşırılıkçılık ve köktencilik adına Allah'ın dinine ve şeriatına karşı savaşan demokratik sisteme, Müslüman ülkelerdeki bir avuç yönetici ve siyasetçi katılıyor.

Demokratik sistem, parlamentolar ve yasama meclisleri aracılığıyla insanı yasa koyucu yapmaktadır; bu nedenle parlamentolardaki üyeler, haramı helal ve helali de haram kılarak kendi nefislerini ilah edinmişlerdir; bu yüzden onlar, çocuklara tecavüz eden, kadın ticareti yapan, kan döken ve can alan ve hâlâ da bunları yapmaya devam eden Allah’ın düşmanlarıyla aynı saftadırlar.

Günümüz yönetici eliti, ateizmi teşvik eden ve Yaradan'ın varlığını inkar eden beyin yıkama yöntemleriyle, Epstein ailesi ve onların yozlaşmış rejimiyle bağlantılı politikacılar, liderler ve kapitalistler arasında en kötü şöhretli suçluların kontrolündeki yanıltıcı medya aracılığıyla, temel içgüdüleri ve arzuları kışkırtarak dünyayı kontrol etmektedir.

Gün yüzü gibi açık olan gerçek şudur ki, Allah Azze ve Celle'nin hükümleri insanların hayatından kaybolduğunda, şeytanın avenelerinin hükümleri galip gelir, böylece insanları rezil eder ve onlara eziyetlerinin en kötüsünü tattırır. Şeriatın hükmünün olmadığı her hüküm, insanlığa sefalet, sıkıntı ve sefil bir yaşam miras bırakır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَىBirbirinize düşman olarak hepiniz cennetten inin. Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de beni zikrimden yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 123-124]

Aynı şekilde her bir Müslümanın bildiği inkar edilemez gerçek şudur ki, eğer Allah'ın hükümleri insanların hayatından uzaklaşırsa, cehaletin hükümlerinin hakim olacağıdır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” [Maide 50]

İnsanlık bugün, İslam'ı ikame edecek, onun şeriatını uygulayacak, insanlığı onurlandıracak ve onu kirli ve önemsiz demokratik sistemin sapkınlıklarından ve cehaletinden kurtararak İslam'ın ferahlığına ve onun doğru ve adil hükümlerine ulaştıracak onurlu bir devlete ihtiyaç duymaktadır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَأَنَّ هَٰذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَٰلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَŞüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” [En’am 153]

Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde, sahabeler sorunlarını çözmek ve kendileri için bir yaşam sistemi kurmak için yabancı ülkelere başvurmadılar. Sahabelerin liderleri ve Müslüman ordusunun komutanları, Perslere veya Romalılara bağlılık yemini ederek onların ajanları olmak ve düşmanların gündemini uygulamak gibi bir şey yapmadılar. Bugün İslam'ın düşmanlarına ihanet ve teslimiyet politikası izleyen Müslüman yöneticilerde olduğu gibi. Aksine Sahabeler, dini ikame etmek ve dünyayı İslam'a göre yönetmek için yönetim makamında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e halef olan bir Halifeye biat etme emrine bağlı kaldılar; zira bir araya geldiler ve Allah'ın şeriatını koruyacak ve insanları İslam'a göre yönetecek birini seçtiler. Böylece zorlu koşullarda ve ümmet gerçek bir sıkıntı içinde olduğu halde yönetimi üstlenen Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anh'a biat ettiler. Ancak o, dini ikame etti, şeriatı uyguladı ve müminin izzeti ve Allah Azze ve Celle'ye olan güveniyle İslam'ın bayrağını dalgalandırdı ve Allahu Teala'nın hükümlerinin hiçbirinden taviz vermedi. Aksine şöyle dedi: “Ben hayattayken din mi zayıflayacak?! Allah'a yemin ederim ki, eğer Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e verdikleri bir deve yularını bile bana vermezlerse, onlarla savaşırım.”

İslam ümmetinin şerî vacibi işte budur: Yani Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kurduğu ve sahabelerinin (Allah onlardan razı olsun) muhafaza ettiği gibi bir devlet kurmaktır; zira bu devlet, İslam'ı tatbik edecek, Müslümanları birleştirecek, otoriteyi suçlu gaspçılardan çekip alacak, mazlumlara yardım edecek, saldırganları ortadan kaldırmak için cihat edecek ve alemlerin Rabbi Allah'ın şeriatının hükümlerinin hiçbirinde taviz vermeyecektir.

Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti, Allah Subhanehu’nun vaadidir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِAllah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] Ve şöyle buyuran Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in de müjdesidir: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.

Dolayısıyla çıkış yolu ve bu zulmün, fesadın, kaosun ve yıkımın ağırlığı altında inim inim inleyen dünyanın çehresini değiştirecek ve Allahu Teala'nın izniyle sömürgeci kafirlerin ve onların aşağılık değersiz ajanlarının etkisini ve kontrolünü sona erdirecek köklü çözüm Hilafettir.

Zira bu, yalanlanamayacak bir vaattir... Allah'ım bunu yakın bir zamanda nasip et ey alemlerin Rabbi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
Muhammed Cami (Ebu Eymen) - Sudan

Devamını oku...

Altının Yükselişi ve Düşüşü Arasındaki Gerçek

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Altının Yükselişi ve Düşüşü Arasındaki Gerçek
Doların Sürdürülebilir Bir Gidişatı Yok; Dolayısıyla Sürekliliğini Koruyamayacaktır

Investing.com internet sitesi, 1 Şubat Pazar sabahı erken saatlerde, bir ons altının (31,1 gram, 24 ayar) fiyatının 5.600 Dolardan 5.300 Dolara düştüğünü bildirdi. Ardından bunu, “Altının düşüşü tersine dönüşün başlangıcı mı?” “Çinli spekülatörler altın ve gümüş fiyatlarının çöküşünün yolunu açtılar”, “Yarım asırdır piyasalarda görülmemiş gümüş fiyatı dalgalanmaları”, "Altın tahmin müzayedesi: çılgın rakamlar - göz kamaştırıcı rakamlara aldanmamak için gerçeği bilin”, “Altın ve şartlı yükseliş - işte bir geri dönüş senaryosu” ve ”Bu stratejiste göre, en kötü senaryoda altın %99,9 oranında çökebilir" gibi benzer başlıklar takip etti. Altın fiyatlarını aşağı çekme gücüne sahip olanların arzularının aksine, düşüş daha çok serbest bir düşüşe benziyor.

Ekonomistlerin, ekonomi analistlerinin ve diğer tutkulu gözlemcilerin, banknotlar ve altın arasındaki muazzam fark nedeniyle altının, özellikle de "kapitalist ekonominin temel direği" olan Dolara karşı üstünlük sağlayıp hakimiyet kurma gücüne sahip olduğunu ısrarla savundukları bir zamanda, bu çelişkili haberler arasında altının geleceği nereye doğru gidiyor?

Buna cevap verebilmek için, bir ons altının fiyatının ortalama 3.500 Dolara yükseldiği Nisan 2025'ten, bir ons altının fiyatının 5.600 Dolardan 5.300 Dolara düştüğü 30 Ocak 2026 Cuma gününe kadar olan dönemdeki altın ticaretinin gidişatına hızla bir göz atmak gerekiyor.

Gerçek şu ki, altın fiyatları Doların düşüşü ve çöküşü için gerçek bir tehdit oluşturmaktadır; zira Doların çökmesiyle birlikte küresel finans sistemi ve kapitalist ekonomik sistem de çökecektir.Bu durum ABD yönetimini iki şey yapmaya sevk etmiştir: Birincisi; iki gün süren ve 28 Ocak Çarşamba günü sona eren ABD para politikası toplantısı. İkincisi; 30 Ocak 2026 Cuma günü, yani altın fiyatlarının düştüğü günde Başkan Trump’ın, selefi Jerome Powell'ın yerine Kevin Warsh'ı Federal Rezerv Başkanı adayı olarak göstermesi.

ABD para politikası görüşmeleri için yapılan toplantıya gelince; altın fiyatlarındaki istikrarlı artışa bir son vermek ve Doların çöküşünü durdurmak için açık bir girişimdi. Bu toplantıya dayalı olarak Kevin Warsh, Jerome Powell'ın yerine Federal Rezerv Başkanı adayı olarak gösterilmiştir.

Trump'ın Kevin Warsh'ı ataması, onun siyasi görüşlerine ve faiz oranlarını düşürme arzusuna Trump’ın da kabul ettiği "şahinlerden" risk almayı seven bir isim olarak değerlendirmesinden dolayıdır. Peki onun selefi ilk faiz oranını düşürmemiş miydi? Evet, öyle yapmış ve 2025'te üç kez düşürmüştü; peki sonuç ne oldu? Altın fiyatları yükselmeye devam etti!

ABD Merkez Bankası'nın Doların ve onunla birlikte küresel finans sisteminin çöküşünü önlemek için iki sınırlı aracı vardır. Bunlardan biri; enflasyona yol açan yeni banknot basmak, diğeri ise; deflasyona, durgunluğa, iş aksamalarına, yüksek işsizliğe, düşük ekonomik büyüme oranlarına ve hesapsız kredilendirmeye yol açan kısa vadeli faiz oranlarını düşürmek. Bu politika, 2007'de Federal Rezerv Başkanı Bernanke’nin başkanlığı döneminde 2008 ekonomik krizi sırasında benimsenmiştir ki bu politika ağrı kesici gibi olup etkisini hızlı gösterir ama ağrı kalmaya devam eder.

Kevin Warsh'ın Federal Rezerv Başkanı olarak atanması, Trump'ın Doları korumak ve Doların ve küresel finans sisteminin çöküşünü önlemek için umutsuzca bir ekonomik düzeltme getirmeyi amaçlayan siyasi müdahalelerini onayladığını göstermektedir.

Ekonomist ve finans uzmanı James Rickards'ın şu sözlerine bir kulak verelim: "Mali politika, para politikası, bankacılık ve risk yönetimi sisteminin tamamı fikri olarak yozlaşmış ve aldatıcıydı ve bu kusurlar günümüze kadar devam etmektedir."

Öte yandan, altın fiyatları üç günlük bir düşüşün ardından tekrar yükselmiştir; bu da altın fiyatlarındaki düşüşün gerçek olmadığını, sadece birkaç ekonomik faktörden kaynaklanan yapay bir düşüş olduğunu ve Doların güçlenmesinin geçici ve kısa vadeli olduğunu, insanların yakında piyasalarda altın almaya yönelik tercih ettikleri işlemlere geri döneceklerini, diğer ABD Hazine tahvillerine ve anonim şirketlerin hisselerine yönelmeyeceklerini göstermektedir.

Bir ons altının değerinin sadece 35 Dolardan 5.000 Dolara ulaşması, Doların altına karşı değerinin yaklaşık 143 kat azaldığı anlamına gelmektedir; bu da tasarruf sahiplerinin birikimlerinin erimesi demektir. Peki tüm bunlardan sonra Dolar nasıl toparlanacak ve altın fiyatı nasıl tekrar düşecek? Bu pratikte imkansızdır.

2008 yılında ekonomik krizin başlamasından bu yana, dünya çapındaki merkez bankaları para rezervlerinin %15-20'sini altına dönüştürmeye başlamış ve altın rezervlerinin payını para rezervlerinin %30'una çıkarmıştır. Yatırım fonları ve yatırımcılar da aynı şeyi yapmıştır. Böylece insanlar, ekonomik göstergelerin ve faktörlerin fiziksel uygulamalarıyla finans piyasalarındaki ABD Hazine tahvilleri ve şirket hisselerinin hayali ekonomisinden uzaklaşarak gerçek ekonomiye geri dönmüşlerdir.

Doların savunulması ve çöküşünün önlenmesi görevi, ekonomistler, finansçılar, istihbarat teşkilatları, Pentagon vb. kurumların tüm rasyonel ve irrasyonel güçlerini kullanarak üzerinde çalıştıkları temel bir ikilem haline gelmiştir; çöküş işte burada yatmaktadır! Çünkü onlar, iyiliğin tüm değerlerinden ve anlamlarından uzaklaştılar ve dünyayı sonsuza dek kontrol altında tutma hayallerinin peşinde bunları ayaklar altına aldılar. Dolayısıyla onlar, Karun'un, biriktirmeye hırs gösterdiği servetiyle sonunun geleceğini hesap etmediği gibi hiç hesap etmedikleri yerden son bulacaklardır; zira Karun, servetinin ve zinetinin çokluğuyla insanları baştan çıkarmıştı ama sonunda kendi evi yıkılmıştı. Hilafet Devleti altın bazlı finansal işleme geri döndüğünde, tüm planlar ve senaryolar geri dönülmez bir şekilde yok olup gidecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Şefik Hamis – Yemen

Devamını oku...

Müslüman Ülkelerde Gıda Güvensizliği Giderek Artıyor

Haber-Yorum

Müslüman Ülkelerde Gıda Güvensizliği Giderek Artıyor

Haber:

Sudan'da 19 milyon kişi yüksek düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıyadır.

Yorum:

Allah'ın indirdikleriyle hükmetmenin kaybolmasının ve sömürgeci kafirin tuzağına düşmesinin akabindeki bu dönemde İslam ümmetinin başına gelen en büyük felaketlerden biri,ülkesinin muazzam servetlerine ve zenginliklerine rağmen, evlatlarının başına daha önce hiç tanık olmadığı yoksulluk, ihtiyaç, sefalet ve açlığın gelmesidir! 

Müslüman ülkelerdeki alışılagelmiş manzara, sefalet, zorluk ve sıkıntılı bir yaşam çerçevesinden çıkamamaktır.Bakın işte Gazze Şeridi'ndeki halkımız, insani yardımların Gazze Şeridi'ne girmesine izin veren sahte bir ateşkesin ilan edilmesine rağmen, katliamların devam etmesinin ve en temel yaşam ihtiyaçlarından mahrum bırakılmalarının gölgesinde üst üste üçüncü mübarek Ramazan ayını karşılayacaklar.Filistin Merkezi İstatistik Bürosu, Gazze Şeridi'nde soykırım savaşının başlamasından bu yana çocuk şehitlerin sayısının 18.592'ye ulaştığını açıkladı.

Yemen'e gelince; 2015 yılında çatışmaların başlamasından bu yana 11.500'den fazla çocuk ölmüş veya yaralanmış olup 2,7 milyondan fazla çocuk akut yetersiz beslenme sorunu yaşamaktadır.

Irak'ın kuşatılması da bize çok uzak değildir; zira on binlerce çocuk ilaç ve gıda eksikliği nedeniyle hayatını kaybetmiş olup tarihte bunun birçok örneği vardır.

Bu rakamlar, çocuklar arasında yaşanan büyük kayıpların boyutunu ve insani koşulların benzeri görülmemiş bir şekilde kötüleştiğini yansıtmaktadır.Sömürgeci kapitalist Batı ülkelerine boyun eğen bu bağımlı rejimlerin gölgesinde halklar, muazzam servetlerine rağmen temel ve lüks ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan şeyleri elde edemeyeceklerdir. وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاًKim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” [Taha 124]

Tüm bu halkların, şu anda yaşadıklarından daha da kötü bir açlık ve yoksulluk salgınına kapılmadan önce bu durumu değiştirmek için aşağılık yöneticilerine karşı ayaklanmalarının zamanı gelmiştir; bu değişim ise ancak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde İslam'ın hükümlerinin yeniden uygulanmasıyla gerçekleşebilir; hepimizin kendisi için çalışmamız gereken çıkış yolu işte budur. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Bu kasvetli tablo, ancak yeryüzüne Allah'ın şeriatıyla hükmetmenin geri dönmesi ve Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde İslam'ın hükümlerinin ikame edilmesiyle aydınlatılabilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Rana Mustafa

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER