Pazartesi, 27 Ramazan 1447 | 2026/03/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Mısır, Sözde Arap Gücü ile Rehin Alınmışlık Gerçeği Arasında Sıkışıp Kalmıştır, Ordular Amerika’yı Kurtarmak İçin Nasıl Göreve Çağrılabilir?!

Bölgede yaşanan askerî tırmanışın ortasında medya, Mısır rejiminin bazı Arap ülkelerine yönelik İran saldırılarını görüşmek üzere yapılan acil bir Arap toplantısında “ortak bir Arap gücü” kurulması çağrısında bulunduğunu aktardı. Bu teklif, “Arap güvenliğini koruma” ve “bölgeyi savunma” kılıfıyla ambalajlanmış olsa da; çatışmanın gerçekliğine ve Arap rejimlerinin bu denklemdeki konumuna dair yapılacak ferasetli bir okuma, meselenin Ümmeti korumaktan fersah fersah uzak olduğunu gösterecektir. Gerçekte bu öneri, bölgede batağa saplanan Amerika’yı kurtarmaya yönelik yeni bir hamleden ibarettir.

Bu bağlamda idrak edilmesi gereken ilk şey; Ortadoğu’daki çatışmaları alevlendiren baş aktörün Amerika olduğu gerçeğidir. Amerika, on yıllardır Körfez’de, Irak’ta ve bölgenin geri kalanında askeri üsler kurmuş; Müslümanların topraklarını kendi askeri ve siyasi tahakkümü için birer platforma dönüştürmüştür. Bu üsler Ümmete ait değildir, bilakis Amerika ve Batı’nın çıkarlarını korumak, Ümmetin kaynakları ve zenginlikleri üzerindeki kontrollerini sürdürmek için inşa edilmiş sömürgeci birer karakollardır.

Dolayısıyla Irak’ta, Körfez’de veya başka yerlerde bu üslere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, aslında doğrudan Amerikan askeri varlığını hedef almaktadır. Hal böyleyken Arap rejimleri, özellikle de Mısır rejimi, meseleyi Arap güvenliğine yönelik bir saldırı gibi göstermekte ve böylece bölgeyi Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek bir askerî hizalanmaya sürüklemeye çalışmaktadır.

Buradaki en çarpıcı paradoks; İran ile çatışmanın fitilini ateşleyen, askeri saldırıları düzenleyen, abluka ve yaptırımları dayatan ve tüm bölgeyi bir savaş alanına çeviren bizzat Amerika’nın kendisidir. Ancak ne zaman ki Amerika’nın askeri çıkarları bir misillemeyle karşı karşıya kalsa, ona tâbi olan rejimler hemen hizmete koşmakta ve Amerika’yı kendi saldırgan politikalarının sonuçlarından korumak için ordularını pazara çıkarmaktadırlar.

İşte meselenin özü burada ortaya çıkmaktadır: Ortak Arap Gücü çağrısı gerçekte Ümmeti koruma projesi değildir; aksine orduları, Amerika’nın bölgedeki nüfuzunu koruma sisteminin bir parçası kılma ve Yahudi varlığı için yeni bir “Demir Kubbe” yapma projesidir. Böylece bu orduların Ümmetin kalkanı ve işgal edilmiş topraklarını kurtaracak kılıcı olması gerekirken, Amerika ve Yahudi varlığının çıkarlarını bekleyen birer gardiyan olmaları istenmektedir.

Bugün Amerika, çok sayıda uluslararası cephede boğuştuğu için stratejik yorgunluk yaşamaktadır. Bu nedenle doğrudan müdahalesini azaltmaya çalışırken, politikalarını yürütecek yerel vekilleri (ajanları) aracılığıyla nüfuzunu korumaya çalışmaktadır. İşte zaman zaman gündeme getirilen bölgesel ittifaklar ve ortak askerî güç projeleri de bu stratejinin bir parçasıdır.

Bu çerçevede bakıldığında Ortak Arap Gücü çağrısı; özellikle Körfez bölgesini Amerika’nın yürüttüğü savaşın yükünü taşımaya zorlamak ve Arap ordularını Amerikan stratejisine hizmet eden birer yedek güç haline getirmekten başka bir şey değildir.

Ey Kinane halkı! Sizler İslam’ı dünyaya taşıyan, bir zamanlar İslam uygarlığının ve kuvvetinin merkezi olan azametli bir ümmetin evlatlarısınız. Ülke, Batı’nın çatışmalarına meze edilmeye çalışılırken sakın güvenlik ve istikrar adına yükseltilen sahte sloganlara aldanmayın. Büyük insan potansiyeline ve köklü bir tarihe sahip olan bu ümmet, hakikatini idrak edip akidesi ve ondan doğan hükümler temelinde kalkınma gerçekleştirdiğinde yeniden rolünü eda edebilecek güç ve kudrete sahiptir.

Ey Kinane askerleri! Ordular, Batı’nın elinde bir aparat veya onun çıkarlarının bekçisi olmak için değil; Ümmetin kalkanı olmak, mukaddesatını savunmak ve topraklarını özgürleştirmek için vardır. Tarih bize askerlerin akidelerine bağlandıklarında yenilmez bir güç olduklarını, akidelerinden koparıldıklarında ise başkalarının savaşlarında kullanılan araçlara dönüştüklerini hatırlatmaktadır. Askerlerin Ümmetlerine sunabilecekleri en büyük hizmet; sadakatlerini her türlü düşüncenin üstünde sadece dinlerine ve Ümmetlerine has kılmaları olacaktır. Bilin ki bu Ümmet, ordusunun kendisine ait olmasını hak etmektedir; kendisini sömürenleri kurtarmak için göreve çağrılan bir lejyoner olmasını değil!

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141]

Devamını oku...

Amansız Savaşın Kurbanları Masum Çocuklardır

Lübnan’ın güneyinden her gün, Yahudi varlığının günlerdir süren kudurmuş saldırıları neticesinde başta kadın ve çocuklar olmak üzere savunmasız sivillerin katledildiğine dair haberler geliyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, bu saldırganlık sonucu ölü sayısının 294’e, yaralı sayısının ise 1023’e yükseldiğini duyurdu. Bakanlık Perşembe akşamı yaptığı açıklamada; Bekaa Vadisi’ndeki Maşgara kasabasında bir evin hedef alınması sonucu aralarında 5 ve 7 yaşlarında iki çocuğun da bulunduğu 4 kişinin katledildiğini bildirdi. Yine Bekaa’daki Lebaya kasabasına düzenlenen saldırıda 2 kişi hayatını kaybederken, ikisi ağır yaralı çocuklar olmak üzere 3 kişi yaralandı. Nebatiye vilayetine bağlı Zevter eş-Şarkiye kasabasında ise Yahudi varlığına ait savaş uçaklarının bir evi hedef alması sonucu bir karı-koca ve iki çocuklarından oluşan koca bir aile yok edildi. Bint Cubeyl bölgesinde de anne, baba ve dört çocuktan oluşan koca bir aile hedef alındı.

Bu acımasız savaşta sivillerin, özellikle de kadın ve çocukların kasten hedef alındığı ayan beyan ortada. Güven içindeki insanları evlerinde, hatta yatak odalarında bile öldürüyorlar. Müslümanların semalarında pervasızca dolaşan, insan, taş veya ağaç ayırt etmeyen bu füze ve dronlar, herkesi acımasızca ezip geçiyor. Masum çocukların hayalleri çalınıyor, körpe bedenler parçalanıyor ve koca aileler yok ediliyor. Lübnan makamlarına göre 83 binden fazla insanın yerinden edildiği bu savaş, on binlerce Müslümanı yersiz yurtsuz bırakmıştır.

Lübnan’ın güneyi, Amerika ve Yahudi varlığının İran üzerindeki hesaplaşmalarının bir yansıması olarak şiddeti artan bir askeri tırmanışla karşı karşıyadır. Yahudi varlığındaki sağcı çevreler, aylardır Litani Nehri’nin güneyini işgal edip orada bir güvenlik bölgesi kurma çağrıları yapmaktadırlar. Tüm bunlar, uluslararası bir komplo ve Müslümanların yöneticilerinin utanç verici ihaneti gölgesinde yaşanmaktadır. Yıllardır Gazze’deki binlerce çocuğun feryadına kulak tıkayanlar, buradaki onlarca kişinin çığlığını elbette duymazlar! Dehşet verici katliamlara, yıkım manzaralarına kılı kıpırdamayanlar; uykusunda katledilen koca bir ailenin “son dakika” haberiyle elbette harekete geçmezler!

Bu yöneticilerin ihaneti artık herkesçe malumdur. Onların müstebit babalarından miras aldıkları Batı sömürgeciliğine olan bağlılıkları, Yahudi varlığının bugüne kadar ayakta kalmasının yegâne sebebidir. Kıyamet günü o çocukların Allah’ın huzurunda kendilerinden davacı olacağından hiç mi korkmuyorlar?! Bu mübarek ayda Allah’tan hiç mi utanmıyorlar?!

Ey Lübnan Müslümanları! Zalimin zulmü uzamış, beldenizde zulüm had safhaya ulaşmıştır. Büyük devletlerin üzerinde çatıştığı, bir o yana bir bu yana savrulan bir top gibi fitnelere maruz kaldınız ve hala da kalıyorsunuz. Sizi güç yetiremeyeceğiniz savaşların içine itiyorlar. Çocuklarınızın kanı ve uzuvları üzerinden yürütülen bu zalim siyasi planların uygulanmasına asla rıza göstermeyin! Düzenlenen konferanslar ve sunulan çözümler sakın sizi aldatmasın. Eğer Batı sizin iyiliğinizi isteseydi, elini ve uşaklarının elini beldelerimizden çekerdi. Bilin ki Batı, bölgeyi ateşe vermek, normalleşme ihanetini ve gasıp varlıkla sözde barış süreçlerini dayatmak için sizi birer yakıt olarak kullanmaktadır. Sakın sinlerini yöneticilerin, onların yardakçılarının ve efendilerinin dünyası karşılığında satarak apaçık bir hüsrana uğrayanlardan olmayın.

Ey ordular! Bu sessizlik ve boyun eğmişlik daha ne kadar sürecek? Düşmana ve uşaklarına olan bu uyduluk daha ne zamana kadar devam edecek?! Müslüman topraklarında akan bu temiz kan daha ne zamana kadar devam edecek? Bu zillet ve aşağılanmaya daha ne kadar katlanacaksınız, yoksa buna alıştınız mı?

Sizin asıl göreviniz ümmeti savunmaktır! Sizin asli vazifeniz; Allah’ın şeriatını hâkim kılmak isteyenlere yardım elini uzatmak ve Raşidi Hilâfet Devletini kurmaktır. Hilafet akan kanların intikamını alacak, onurları koruyacak, ülkeyi kurtaracak ve Allah’ın kullarını koruyacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ“Allah uğrunda, hakkını vererek cihat edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size «Müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla’dır, ne güzel yardımcıdır!” [Hac 78]

Devamını oku...

İki Sınır Kapısı Arasında Kalan Mısır, Refah Sınır Kapısını Gazze Halkının Yüzüne Kapatırken, Yahudilere Taba Sınır Kapısını Ardına Kadar Açmaktadır!

Büyük dönüşlerin yaşandığı anlarda rejimlerin gerçek yüzleri açığa çıkar ve medyanın propagandasıyla gizlenemeyecek tutumlar gün yüzüne çıkar. Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı yürüttüğü savaşın gölgesinde son günlerde yaşananlar, Mısır’ın nasıl bir siyasetle yönetildiğini, bölgedeki konumunu ve Amerika ile Yahudi varlığının bölgedeki hegemonyasını yansıtan son derece ibretlik bir tabloyu gözler önüne serdi. Gazze halkı bombardıman ve kuşatmaya maruz kaldığı, açlıktan nefes alamaz hâle geldiği sıralarda Refah Sınır Kapısı kapalı tutulmuş, Gazze halkı kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Buna karşılık Taba Sınır Kapısı, savaştan kaçan ve Sina’ya akın eden binlerce Yahudi’ye sonuna kadar açılmıştır.

Sadece bu manzara bile şu can alıcı soruyu sormak için yeterlidir: Müslümanların topraklarını gasp eden ve evlatlarını katledenlere, kapılarını açan, ancak yardımlarına koşulması, korunması ve topraklarının kurtarılması gereken kardeşlerimize kapılarını kapatan bu nasıl bir siyasettir?

Geçtiğimiz günlerde Taba Sınır Kapısı; savaş ve hava sahasının kapatılması nedeniyle işgal altındaki Filistin’den Sina’ya geçen, oradan Şarm el-Şeyh Havalimanı üzerinden Avrupa’ya veya başka yerlere kaçan binlerce Yahudi ve yabancı için bir kaçış güzergâhı haline gelmiştir. Sınırda bu kaçış için kuyruklar oluşurken ve geçişlerine izin verilirken; sadece birkaç kilometre ötedeki Gazze halkı, en temel yaşam maddelerinden bile mahrum bırakılarak boğucu bir abluka altında ölümle pençeleşmektedir.

Bu tablo; Mısır’ı Yahudi varlığıyla çatışma denkleminden çıkaran ve siyasi-güvenlik kararlarını Amerika’nın bölge siyasetine endeksleyen Camp David anlaşmasıyla şekillenen siyasi gerçekliğin doğal bir yansımasıdır. O anlaşmadan bu yana Mısır’ın doğu sınırları, işgale karşı bir cephe olmaktan çıkıp adeta Gazze’yi kuşatan ve hayat damarlarını kesen bir duvara dönüşmüştür. Bu gerçeklik, 1952 Temmuz devriminden sonra Amerika yanlısı askerlerin yönetime gelmesiyle ve Mısır’da İngiliz nüfuzunun yerini Amerikan nüfuzunun almasıyla daha da kökleşmiştir.

Bugün Refah Sınır Kapısı’na bakan kimse trajedinin boyutunu daha iyi fark eder. İki milyondan fazla insanın yaşadığı Gazze, yıllardır boğucu bir kuşatma altında inlemekte; halkı sınırlı miktarda giren insani yardımlara muhtaç bırakılırken hareket, tedavi ve seyahat özgürlükleri engellenmektedir. Sınırlar, Gazze halkı için bir kurtuluş ve yardım yolu olması gerekirken, onlara karşı bir baskı aracına dönüştürülmüştür.

Buna karşın, Yahudiler güvenli bir çıkış yoluna ihtiyaç duyduklarında, Sina toprakları onlara ardına kadar açılmıştır. Sanki Mısır halkının ve askerlerinin kanlarıyla sulanmış bu topraklar, Müslümanların topraklarını gasp eden ve onların çocuklarını öldürenler için güvenli bir geçiş koridoruna dönüşmüş gibidir!

Bu bariz çelişkiyi, bölgeyi on yıllardır yöneten ihanet sarmalı dışında anlamak mümkün değil. Batı’ya göbekten bağlı bu rejimler; Mısır halkının kanı ve Gazzeli Müslümanların abluka altına alınması pahasına olsa bile, Yahudi varlığını koruyan ve güvenliğini sağlayan gerçek “Demir Kubbe” işlevini görmektedirler.

Bu nedenle bu mesele sadece bir sınır kapısının açılması veya kapanması meselesi değildir; bu bir siyasi sadakat meselesidir. Pusulanın yönü Ümmet ve onun davası mıdır, yoksa gasıp varlığı koruyan ve Ümmetin yeniden güçlenip topraklarını kurtarmasını engelleyen Batı projelerine hizmet etmek midir?

Mısır rejimi Filistin’e, kurtarılması gereken işgal edilmiş bir toprak olarak değil; uluslararası ve bölgesel uzlaşılarla yönetilen bir güvenlik dosyası olarak bakmaktadır. Bu bakış açısıyla abluka siyasi bir aygıta, sınır kapıları ise yardım yolu yerine baskı aracına dönüşmektedir.

Bugün yaşananlar, İslam ülkelerini yöneten rejimlerin ne denli büyük bir alçalma içinde olduklarını ifşa etmektedir. Sömürgecilerin çizdiği sınırlar Müslümanları birbirinden ayıran ve birbirlerine yardım etmelerini engelleyen setler haline gelirken, aynı sınırlar düşmanlara sonuna kadar açılmaktadır.

Ey Kinane halkı! İslam, Müslümanların duruşunu belirleyen bağın ulusal sınırlar değil, onları birleştiren akide bağı olması gerektiğini belirtmiştir. Müslüman Müslümanın kardeşidir; kanı onun kanı, toprağı onun toprağı, davası onun davasıdır. Dolayısıyla Gazze ablukası sadece Filistinlilerin meselesi değil, tüm Ümmetin onur ve akide sınavıdır, dinine ve inancına bağlılık ve sadakatinin bir sınavıdır.

Ey Kinane askerleri! Ümmet bugün içi boş nutuklara veya sloganlara değil; ellerindeki gücün bir emanet olduğunun bilincinde olan, Allah’ın huzuruna çıktıklarında bu güçten hesaba çekileceklerini bilen adamlara muhtaçtır. O halde Allah’ın sizden istediği gibi İslam’ın askerleri ve ümmetin muhafızları olun! Zulmü kesip atan, İslam ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletinin gölgesinde ümmete izzetini yeniden kazandıracak olan bir kılıç olun!

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” [Nisa 75]

Devamını oku...

El Vakiye TV: Tâğût Trump ve Beslemesi Yahudi Varlığı İran’a Vahşi Bir Saldırı Başlattı

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  

El-Vakiye TV
Hizb-ut Tahrir Bildirisi:
Tâğût Trump ve Beslemesi Yahudi Varlığı İran’a Vahşi Bir Saldırı Başlattı


Sunan: Müh. Selahaddin Adada
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Müdürü

Bildiriyi Okumak İçin Tıklayınız

Cumartesi, 10 Ramazan 1447 Hicri - 28 Şubat 2026 Miladi

Daha fazlası için TIKLAYINIZ

el vakiye tv

#طوفان_الأقصى
#الجيوش_إلى_الأقصى
#الأقصى_يستصرخ_الجيوش
#AksaTufanı
#OrdularAksaya
#ArmiesToAqsa
#AqsaCallsArmies

el vakiye tv

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER