Pazar, 03 Şevval 1447 | 2026/03/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Trump ve Siyasi Akıl

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump ve Siyasi Akıl

 

Haber:

Financial Times gazetesi, Trump'ın şu sözlerini aktardı:

· NATO ittifakı, Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yardım etmekte başarısız olursa son derece kötü bir gelecekle karşı karşıya kalacaktır.

· NATO’ya Ukrayna’da yardım etmek zorunda değildik, ama yaptık ve şimdi bize yardım eli uzatıp uzatmayacaklarını göreceğiz.

· Müttefiklerin mayın tarama gemileri göndermesi gerekiyor ve Avrupa bunlardan çok sayıda sahiptir.

· Hürmüz Boğazı’ndan yararlananların, onun güvenliğini ve emniyetini sağlamaya katkıda bulunması doğaldır.

(RT Arabic)

Yorum:

Siyasi ya da askeri bir karar, sadece alınan ve etkisi sona eren geçici bir önlem değildir; aksine devletin saygınlığı ve yöneticilerinin konumuyla yakından bağlantılı bir karardır. Bir yöneticide asıl olan, herhangi bir siyasi karar alırken, kendisini siyasi bir çıkmaza sokacak ve çıkış yolları aramaya ya da çözüm için yardım istemeye zorlayacak bir tepkiyle ya da aceleci bir tavırla hareket etmemesidir. Ayrıca karar, beklenmedik gelişmeler ve durumların dalgalanmaları üzerine yeterli inceleme yapılmadan ya da uygulanma gücüne sahip olmadan alınmaması gerekir.

Siyasi ve askerî karar son derece önemli bir karar olup iktidardaki kişinin ve maiyetinin siyasi zihniyetinin bir ürünüdür. Karar verme sürecinde asıl olan, gerçekliğin son derece doğru bir şekilde okunması, diğer tarafların tüm siyasi ve askeri tepkilerinin incelenmesi ve kararın uygulanmasının etkisinin veya başarısızlığının sonuçlarının değerlendirilmesidir. Bir yöneticinin düşüncesini, sadece kararın kendi seçim geleceği veya partisinin geleceği üzerindeki etkisiyle sınırlaması büyük bir felaket ve siyasi düşüncede bir çöküş sayılır; çünkü esas olan, kararın devletin bütün siyasi varlığı üzerindeki etkisini araştırmaktır.

El Cezire, "Düşüş Anındaki Amerikan Devi" başlıklı bir makalede şunlara işaret etmiştir: “Düşünürlerin tartışması, Batı'nın gücünün temel dayanağı olan Amerikan gücünün geleceği ve akıbeti ile bu gücün sönmesi ya da devam etmesi olasılıklarına kadar uzanmıştır; bu tartışma, gücün faktörleri ve kaynaklarının analizi ile gücün aşınma ve çöküş süreçlerine dayandırılmaktadır.”

Sorun sadece Trump'ın şahsında değil, aksine lider siyasetçiler yetiştirecek verimli zemini yitirmiş olan tüm Batı sistemindedir; öyle ki siyasi yeterlilikten yoksun olanlar bile bu sistemde iktidara gelmiştir. Bu sorunun temel nedeni, liderliğin kısır kalmasına yol açan siyasi ideolojinin yokluğudur.

Peki biz, Amerika'yı sadece bir devlet projesinden dünyaya hakim olan süper bir ülkeye dönüştüren ve o dönemde İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlerle rekabet edip onları geride bırakmayı başaran kurucu ataların zamanının neresindeyiz? Bu söz, onlara yönelik bir övgü değil, aksine tarihe yönelik gerçekçi bir okumadır. Churchill gibi liderlerini kaybeden İngiltere nerede? De Gaulle’ü kaybeden Fransa nerede? Bismarck’ı kaybeden Almanya nerede? Artık bu ülkeler siyasi lider yetiştirmiyor; sahneyi ancak değersiz olarak nitelendirilebilecek kişiler işgal ediyor.

Bu görüş, Batılı düşünürler tarafından da doğrulanmıştır; zira önde gelen Amerikalı yazar Thomas Friedman, New York Times’ta yayınlanan bir makalesinde, Trump’ın ikinci döneminin (eğer gerçekleşirse) başarılı olamayacağı konusunda uyarıda bulunmuş ve bunu aşağıdaki noktalara dayandırmıştır:

1- Trump'ın politikaları tutarlılıktan yoksun olup kişisel zulüm ve intikam arzusuyla yönlendirilmektedir.

2- Çağdaş dünyada olayların gidişatına dair tutarlı bir vizyonun yokluğu.

Mevcut politikaların etkisi, Trump ya da onun zümresine indirgenmemesi gerekir ki bu, son derece yüzeysel bir yaklaşımdır; aksine bu politikaların devletin stratejik konumu üzerindeki etkisinin araştırılması gerekir. Günümüzde bu süper gücün, genel vizyonlar yerine dar çıkarları gözeten bir zihniyetle yönetiliyor olması, Amerikan gemisinin, pervasız bir politika ve büyüklük delilik ve saplantılı bir zihniyet nedeniyle tehlikeli bir yamaca doğru yöneldiğini ve kayalıkların arasında seyrettiğini göstermektedir.

Alfred McQuay, 2010 yılında yayınladığı bir öngörü makalesinde şöyle demiştir: “ABD'nin bir süper güç olarak çöküşü, herhangi bir kişinin tahmin ettiğinden çok daha hızlı gerçekleşebilir... 2025 yılına gelindiğinde her şey sona ermiş olabilir.”

Ardından Ocak 2024’e geri dönersek, dört yıl daha sürecek Trump diplomasisi (Önce Amerika) politikasının, ülkenin zaten zayıflayan küresel gücünden geriye kalanları da yok edeceğini vurgulamıştı.

Sonuç olarak: Sağlam ilkelerini kaybetmiş olan devletler, devletlerin aşamalarını kurucu nesil, ardından taklitçi nesil ve son olarak yıkıcı nesil şeklinde üç nesil boyunca geçen beş aşama olarak tanımlayan İbn Haldun’un (Allah rahmet eylesin) tanımını doğrulamaktadır. Dolayısıyla devletlerin de insanlar gibi doğal bir ömrü vardır ve görünen o ki Amerika bugün, Allah’ın izniyle yıkım aşamasını yaşamaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Hasan Hamdan

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan 1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan
1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun. Ve badu

İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan İslam ümmetine:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ  “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” [Ali İmran 110]

Allah’a davet ederek sözün en güzelini söyleyen ve salih amel işleyen, saf ve muttaki olan —Allah’a karşı kimseyi temize çıkarmayız— dava taşıyıcılarına... Ki Allah bu sıfatlara sahip olanları şöyle övmüştür:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ  “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” [Fussilet 33]

Sayfamızı hak ve samimiyetle takip eden, taşıdığı hayra erişmeye çalışan kıymetli takipçilerine... Allah onları hayırla mükafatlandırsın.

Hepinizin mübarek İydü’l Fıtr’ını tebrik ediyorum... Allah, tuttuğunuz oruçları ve yaptığınız ibadetleri kabul etsin, size katından güzel bir ecir ihsan etsin. Şüphesiz Allah, büyük lütuf sahibidir.

Ey değerli kardeşlerim! Bu bayram, Müslümanların durumunun ne dostu sevindirdiği ne de düşmanı çatlattığı bir zamana denk gelmektedir! Zira zorba Trump ve beslemesi Netanyahu, 28 Şubat 2026’dan bu yana İran’a ve Lübnan’a karşı vahşi bir saldırı düzenlemektedir... Tıpkı Gazze ve tüm Filistin’de yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri gibi oralarda da yakıp yıkmakta, bombalamakta, katletmektedirler... Bu saldırganlık devam ederken Trump, saldırıya uğrayanların etrafındaki yöneticilerin bu saldırganlığa karşı herhangi bir etkili eylemde bulunmasını engellemeyi başarmıştır. Bu yöneticiler, olan biteni hareketsiz bir şekilde sadece izlemektedirler! Tarafsızmış gibi davransalar da aslında Trump’a ve Yahudilere daha yakındırlar!

İslam ülkelerindeki yöneticilerin kendi aralarındaki şiddet ve husumetleri giderek şiddetlenmekte, başta Amerika olmak üzere sömürgeci kafirlere olan sadakat ve dostlukları da giderek artmaktadır... Onlar, bu sadakatin kendilerini o eğreti ve çarpık koltuklarında tutacağını sanıyorlar! Oysa bu sadakatin, dünyada kendilerine bir zillet ve küçüklük, ahirette ise elem verici bir azap miras bırakacak büyük bir cürüm olduğunun farkında değiller.

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ  “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124] Amerika’ya olan hizmetleri bittiğinde, Amerika’nın onları bir çekirdek gibi kenara fırlatacağını ya unutuyorlar ya da unutmuş gibi yapıyorlar... Eğer akletselerdi, geçmişte yandaşlarının başına neler geldiğini anlarlardı...

Bu yöneticilerin sömürgeci kâfirlere olan sadakati öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, İslam beldelerinden biri saldırıya uğradığında diğerleri onun yardımına koşmamakta, içlerinden en mutedili ve aklı başında olanı ise, sadece ölüleri ve yaralıları saymakla yetinmektedir! Oysa İslam Ümmeti’nin durumunda aslolan Ümmetin Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadiste buyurduğu gibi olmasıdır: Müslim’in (12/468) Numan b. Beşir’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى  “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamette ve birbirlerine atıfet göstermekte müminlerin misali, bir beden misalidir ki, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateş sarar.” Fakat bu Ümmet; kendisini Allah’ın indirdikleriyle yönetecek, onunla Allah’ın düşmanlarına karşı cihat edecek, onu, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateşin saracağı tek bir vücut haline getirecek olan Hilafetini kaybetmiştir.

Ey Müslümanlar! Şüphesiz izzetiniz, devletiniz olan Raşidi Hilafetin geri dönüşünde saklıdır. Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir, ihlasla ve samimiyetle kendisini İslami hayatı yeniden başlatmaya ve Raşidi Hilafet’i kurmaya adamıştır. O, gerçekten de halkına yalan söylemeyen bir liderdir; O, kokusu tertemiz olan ve bu temizliğe tahammül edemeyenlerin uzak durduğu bir partidir... Biz onun ve onunla birlikte çalışan tüm gençlerin böyle olduğunu düşünüyoruz; onların ciddi, çalışkan, ihlaslı olduklarını, Allah’ın izniyle dünyaya baktıklarından katbekat fazlasıyla ahirete baktıklarını, Allah’ın vaadini ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek için Allah’ın rahmetini umarak gecelerini gündüzlerine kattıklarını biliyoruz. Kuşkusuz bu, Allah’a hiç de zor değildir.

İşte ümmeti kurtaracak, izzetini geri verecek ve düşmanların ona saldırmadan önce bin kez düşünmesini sağlayacak olan şey budur. Bu da ancak Hilafetinin yeniden geri dönmesiyle ve yeryüzünün onun hayrı ve adaletiyle aydınlanmasıyla mümkündür. Hilafet, geçmişte Kayserlerin ve Kisraların kibrini nasıl yerle bir ettiyse, bugün de zorba Trump ve benzeri sömürgeci kâfirlerin kibrini yok edecektir.

Yahudi varlığına gelince; o, dikkate alınmayacak kadar değersizdir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ Yahudiler hakkında söyle buyurmuştur:

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  “Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Ali İmran 111] Yahudi varlığı, kendi başına ayakta duramaz, çünkü savaş ehli değildir, Aziz ve Kaviyy olan Allah’ın buyurduğu gibi ancak insanların ipi sayesinde ayakta kalabilmektedir:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ  “Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Yahudiler, Allah’ın ipini kesip atmışlardır. Geriye yalnızca Amerika, Avrupa ve Müslüman ülkelerdeki hain ve ajan yöneticilerin ipi kalmıştır. Bu yöneticiler, Yahudilerin acımasız saldırganlığı karşısında parmaklarını bile kıpırdatmamaktadırlar... Eğer o ip olmasaydı, Yahudi varlığının işi çoktan biter ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almış olurdu... Dolayısıyla asıl sorun, bugün İslam beldelerinde kurulu olan devletlerdir. Çünkü bu devletlerin yöneticileri, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan sömürgeci kâfirleri dost edinmişlerdir... İşte Müslümanların musibeti, yöneticileridir; onlar, sömürgeci kâfirleri dost edinmektedirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı dost edinmek, O’nun hükümlerini ikame etmek, O’nun yolunda cihat etmek, Rasûlünü örnek almak, İslam ve Müslümanlar ile izzet bulmak, küfür ve kafirleri zelil kılmak yerine; sömürgeci kâfirlere dost edinmekte, onların emirlerine göre hareket edip yasaklarına göre durmaktadırlar.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ  “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Son olarak ey kardeşlerim; tekrar bayramınızı tebrik ediyor, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bu mübarek ayın oruç ve kıyamını Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i razı edecek şekilde eda etmiş olmanızı diliyorum... Ayrıca Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bu bayramın İslam ve Müslümanlar için hayırlara, bereketlere ve izzete vesile olmasını niyaz ediyorum.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ  “Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

H. 1 Şevval 1447
M. 19 Mart 2026

Kardeşiniz
Ata bin Halil Ebu El-Raşta
Hizb-ut Tahrir Emiri

Devamını oku...

H. 1447 Yılı Şevvâl Hilalini Gözetleme Sonucunun Duyurusu ve Mübarek İyd’ul Fıtr Tebriki

Basın Açıklaması

H. 1447 Yılı Şevvâl Hilalini Gözetleme Sonucunun Duyurusu ve Mübarek İyd’ul Fıtr Tebriki

Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallahu Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Bismillahirrahmanirrahim. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Ali’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun.

Buhari’nin Sahihinde Muhammed ibn Ziyad yoluyla rivayet ettiğine göre «صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ، وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُبِيَ عَلَيْكُمْ فَعُدُّوا ثَلَاثِينَ» Ben, Ebu Hurayra’yı şöyle derken işittim: Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar edin. Eğer hilal bulutlu bir günde görünmezse otuza tamamlayın.”

Bu mübarek Perşembe gecesi Şevval hilalinin gözetlenmesi sonucunda bazı İslam ülkelerinde hilalin şeran görüldüğü saptanmıştır. Buna göre yarın Perşembe günü İnşallah Şevval ayının ve mübarek İyd’ul Fıtr’ın ilk günü olacaktır.

Bu münasebetle şahsım, Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi Başkanı ve tüm çalışanları adına, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil âlim Ata b. Halil Ebu Raşta’ya tebriklerimi sunuyor, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan kendisine nusret vermesini, onun elleriyle İslam’a ve Müslümanlara güç ve iktidar nasip etmesini ve en kısa zamanda ümmetin Müslümanların Halifesi olarak ona biat etmesini niyaz ediyorum.

Şüphesiz ki Hizb-ut Tahrir, Emiri ve dünyanın dört bir yanındaki erkek ve kadın gençleriyle Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bu yılki İyd’ul Fıtr’ın İslam Ümmeti için bir müjde olmasını, Allah’ın İslam Ümmetine yeryüzünde istihlaf, temkin ve emniyet bahşetmiş olduğu bir halde bu yıl bayrama kavuşmasını niyaz etmektedir.

Bu yıl İyd’ul Fıtr, İslam beldelerinde hızla gelişen olayların ümmetin vicdanında derin izler bıraktığı, onu safsatalar ve kuruntulardan kurtaracak ibretler ve dersler verdiği bir zamana denk gelmektedir. Sömürgeci kâfir Batı’dan yardım dilemenin, onun rızasını kazanmak veya eziyetinden korunmak bahanesiyle çıkarlarına hizmet etmenin; sahibine dünya ve ahiret zilletinden başka bir şey kazandırmayan zararlı bir ticaret olduğu İslam Ümmeti için artık ayan beyan ortadadır.

Müslüman ülkelerin yöneticileri, Amerika’nın güya korumasını satın almak bahanesiyle İslam Ümmetinin milyarlarca, hatta trilyonlarca dolarını Trump’a peşkeş çekmişlerdir. Ama yine de Amerika, onların ülkelerini savaş yangınına çevirmiştir. Dahası Trump, kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için onları kendisiyle birlikte savaşa girmeye zorlamaktadır.

Aynı şekilde, on yıllardır Amerika’nın yörüngesinde dönen, Afganistan ve Irak’ın işgalinde ABD ile koordinasyon kuran İran’ın durumu da ortadadır. Eski İran cumhurbaşkanlarından biri; “İran olmasaydı Amerika bu iki ülkeyi işgal edemezdi” diye itirafta bulunmuş olmasına rağmen, Amerika, İran’ın bu iyiliğini tanımamış, ona savaş ilan etmiş, hatta bizzat Dini Lideri’ne suikast düzenlemiştir ve rejimini de devirmeye çalışmaktadır.

Müslüman beldelerinde yaşananlar, şu iki mesele üzerinde durmamızı gerektirmektedir:

Birinci mesele: Sömürgeci kâfir Batı’nın eziyetinden sakınmak veya rızasını kazanmak için ona yaltaklanma çağrılarının tamamı, olayların da kanıtladığı gibi sonu yıkım ve hüsranla biten siyasi intihardan başka bir şey değildir. Üstelik bu, haramdır; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metoduna ve Raşit Halifelerin izlediği yola aykırıdır. Dünya ve ahirette Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın gazabına davetiye çıkarır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُم مِّنَ الْحَقِّ “Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler.” [Mümtehine 1]

İkinci mesele: Müslümanlar, sömürgeci kafir Batı ve ajanlarının, Müslüman halkların otoritelerini kafir Batıdan geri almaya güç yetiremeyecekleri yönündeki yalan çağrılarına asla aldanmamalıdır. Batı’nın sahip olduğu kapasite sadece göz boyamadan ibarettir, gözle görülenin ötesine geçemez. İşte, tüm dünyanın, dünyanın en güçlü askeri gücü olarak propagandasını yaptığı Amerikan ordusu, İran savaşının da tıpkı Venezuela’da olduğu gibi bir gezinti olacağına dair dünyayı inandırmaya çalıştığı yanılsamasını gerçekleştirmekten aciz kalmıştır. Nitekim savaş uzamış, karmaşıklaşmış, Trump ve efendileri köşeye sıkışmıştır. Bunun üzerine İran’ın askeri kapasitesini yok etme konusundaki başarıları hakkında birbiri ardına yalanlar savurmaya başlamışlardır. Ama aslında içine düştükleri bu açmazdan bir çıkış yolu aramaktadırlar.

Bu nedenle bu mübarek vesileyle İslam ümmetini; düşmanlarına inat bayram sevincini diri tutmaya, bu yıl bu bayramı zafer ve temkin için bir umut durağı kılmaya davet ediyoruz. Ayrıca Hilafet’in bizzat Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in rehberlik ettiği, Sahabe-i Kiram’ın tatbik ettiği ve İslam Ümmeti’nin de tarih boyunca izzetini teminat altına aldığı yegâne siyasal sistem olduğunu hatırlamaya çağırıyoruz. Ümmetin bu nizamın gölgesi dışında bir izzeti asla olmamıştır. Dolayısıyla Ümmet, onu yeniden kurmak için derhal çalışmalara dâhil olmalı ve bunu ölüm-kalım meselesi haline getirmelidir.

Hiç şüphesiz Hizb-ut Tahrir gençleri, bu büyük farzı yeniden ikame etmek için İslami kültür ve siyasi farkındalık gibi her türlü hazırlığı yapmışlardır. Onlar sizin aranızda ve sizinle beraberdirler; Allah’ın bizi ve sizi zafere ve iktidara ulaştırması umuduyla ellerini size uzatmaktadırlar. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, bize Huzeyfe’nin rivayet ettiği bir hadiste, bu ceberut saltanattan sonra bu büyük farzın gerçekleşeceğinin müjdesini vermiştir. Zira Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: «ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، ثُمَّ سَكَتَ»“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Bayramınız mübarek olsun

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

19 Mart 2026 Perşembe gecesi, H. 1447 yılı Şevval ayının birinci günüdür.

 

Mühendis Selâhaddin Addade
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Eğer Kinane’de Amr ibn al-As Gibi Biri Olsaydı, Tek Bir Hamleyle Küfür Milletinin Can Damarını ve Boğazını Sıkardı

Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına dair giderek artan söylemler, sıradan, geçici bir ekonomik haber olmaktan öte, enerji üzerindeki uluslararası çatışmanın gerçek yüzünü ortaya koymaktadır ve İslam beldelerindeki rejimlerin bu mücadeledeki konumunu gözler önüne sermektedir. Dünyanın en büyük deniz geçiş yollarına ve en devasa enerji rezervlerine sahip olan bu Ümmetin karar ve egemenlik sahibi olması gerekirken; servetleri ve stratejik geçitleri büyük güçlerin elinde birer oyuncağa, uşak rejimler de Batı’nın ve özellikle Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden birer bekçiye dönüşmüşlerdir.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı, küresel enerjinin ana damarıdır. Bölgedeki gerilimin tırmanması ve seyrüseferin tehdit altına girmesiyle birlikte Amerika, hem kendi hem de müttefiklerinin pazarlarına petrol akışını garanti altına almak için derhal alternatif rotalar arayışına koyulmuştur. İşte tam bu noktada, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarının sadık bekçiliğini yapan Suud Hanedanı ve Mısır rejimi için daha önce biçilen rol hemen devreye girmiştir.

Suud yöneticileri, Arap Yarımadası’nın doğusundan batısına petrol taşıyan boru hatlarını tam kapasite çalıştırarak petrolün Kızıldeniz’deki Yanbu limanına, buradan da tankerlere yüklenen petrolün, Süveyş Kanalı veya “SUMED” olarak bilinen Mısır boru hattı üzerinden Akdeniz’e, oradan da Avrupa ve Amerika’ya ulaşmasını sağlamışlardır.

Bu operasyon, petrol ihracatını güvence altına almayı amaçlayan salt teknik bir prosedür değildir; aksine gerçekte tamamen Batı’ya hizmet etmek için kurgulanmış siyasi bir sistemin parçasıdır. Aslında İslam ümmetine ait olan Yarımada’daki petrol serveti; bugün küresel kapitalist hegemonyayı perçinlemek için kullanılmakta, Müslüman topraklarını işgal eden, Yahudi varlığını destekleyen ve ümmete her yerde savaş açan devletlerin enerji ihtiyacını karşılamak için seferber edilmektedir.

Dünyanın en önemli deniz koridorlarından birini kontrol eden Mısır rejimi ise, Süveyş Kanalı ve SUMED boru hattını Batı’nın kriz anlarında güvendiği bir güvenlik ağının parçası haline getirmiştir. Bu geçitler, Ümmetin düşmanları üzerinde baskı kuracağı birer güç aracı olması gerekirken; Ümmetin evlatlarını katleden, servetlerini yağmalayan ve onları köleleştiren haçlı Batı’nın ekonomilerini ve ordularını beslemek üzere Müslümanların servetlerinin geçtiği güvenli köprüler haline gelmişlerdir.

Mısır yöneticileri için mesele bununla da sınırlı kalmamış, Mısır’ın bölgedeki askeri rolünü Batı’nın çizdiği düzenlemelere hizmet edecek şekilde yeniden şekillendirme çabası içerisine girmişlerdir. Bu bağlamda Kahire, son zamanlarda bölgede yaşanan askeri gerilim ışığında Arap Ortak Savunma Anlaşması’nın etkinleştirilmesi ve Arap Ortak Gücü kurulması çağrısında bulunmuştur. Sözde Arap ulusal güvenliğini koruma sloganı altında öne sürülen bu çağrı, gerçekte bölge ordularını Batı’nın stratejisine hizmet eden bölgesel güvenlik düzenlemelerinin içine çekme eğilimini yansıtmaktadır.

Filistin’i işgal eden, topraklarını gasp eden ve halkını katleden gerçek düşmana yönelmesi gereken bu orduların, mevcut rejimleri koruyan, enerji hatlarını ve Batı’nın çıkarlarını teminat altına alan bölgesel bir polis gücüne dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Böylece bu askeri işbirliği sloganları; Filistin’i kurtarmak veya Batı hegemonyasını kırmak için değil, bölgesel çatışmaları Batılı güçlerin istediği şekilde yönetmek ve Müslümanların ordularını uluslararası düzeni koruyan güvenlik ağının bir parçası haline getirmek için dillendirilip gündeme getirilmektedir.

İşte tam burada, samimi bir siyasi liderliğin yokluğu sebebiyle Ümmetin ne kadar derin bir uçuruma sürüklendiği ayan beyan görülmektedir. Eğer bugün Mısır, İslami fetihler zamanındaki gibi olsaydı ve Kinane topraklarında Amr bin As gibi bir adam bulunsaydı; Mısır’ın coğrafi konumu düşmanları krizden kurtaran güvenli bir kapı değil, onların boğazını sıkan stratejik bir silah haline gelirdi!

Ancak acı gerçek şudur ki; bu stratejik mevkiler bugün bir Risâlet sahibi ümmet zihniyetiyle değil, uşaklık zihniyetiyle yönetilmektedir. Kuşatma altındaki Gazze halkına sınırlarını tamamen kapatan Mısır rejimi, koridorlarını Ümmetin düşmanı ve işgalin destekçisi olan Batı ekonomisini besleyen petrol tankerlerine ardına kadar açmaktadır. Suudi hanedanlığı rejimi de, savaşlarda ve krizlerde bitap düşen ümmetin hizmetine sunmak yerine Arap Yarımadası’nın servetlerini Batı pazarlarının hizmetine sunmaktadır.

Ey Kinane halkı! Ülkeniz sıradan bir ülke değildir; bölgenin kalbi ve dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birinin anahtarıdır. İmkânlarınızın düşmanlarınıza peşkeş çekildiği bu zillet dolu gerçeklik, sadece ümmetin, İslam’ın bir hayat sistemi olarak uygulanmasıyla, İslam’ın hükümlerini uygulayacak ve Müslümanları tek bir sancak altında toplayacak bir Devlet kurulmasıyla ancak izzetine kavuşacağını idrak etmesiyle değişecektir.

Ey Kinane askerleri! Sizler, adı İslam tarihiyle ve fetihleriyle anılan büyük bir ordunun evlatlarısınız. Bu Ümmetin ne adam ne de imkân eksikliği olmadığını çok iyi biliyorsunuz. Bu ümmet, sadece bu gücü doğru yöne sevk edecek siyasi karar yoksunudur. Gücünüzü, sömürgecinin çizdiği sınırların bekçisi veya onun ülkenizdeki çıkarlarını koruyan bir maşası yapmak yerine Ümmetin kalkanı ve onu savunan bir kılıç yapmanız elde edeceğiniz en büyük şereftir. Ümmet; tarihi boyunca olduğu gibi Mısır’ın yeniden İslam’ın kalesi ve devletinin rükünlerinden biri olacağı, Ümmetin siyasi iradesinin geri alınacağı ve İslam’ın hayata, devlete ve topluma liderlik etmek üzere geri döneceği o günü dört gözle beklemektedir.

Ey Kinane askerleri! Sizler, her zaman ümmetin kalkanı ve elindeki silahı oldunuz ve olmaya da devam ediyorsunuz. Hadi hürriyetinizi geri alın, ümmetinizin yanına geçin! Sizi tutsak eden liderlerin zincirlerini kırın, rütbelerini, maaşlarını, makamlarını elinizin tersiyle itin. Sizi genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennete götürecek olan kimsenin elini tutun. Zira cennet, sizin için daha faydalı ve Allah katında daha kalıcıdır. Gelin, onlarla birlikte ümmetinizin derdiyle dertlenin ve İslam’ın ve İslam devleti Raşidi Hilafet’in gölgesinde, ümmetin kaybettiği otoritesini geri alın.

وَلَيَنصُرَنَّ اللهُ مَنْ يَنصُرُهُ إِنَّ اللهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ“Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” [Hac 40]

Devamını oku...

Batının Müslüman Ülkelerdeki Askeri Üsleri Yıkım ve Haraptan Başka Bir Şey Getirmemiştir!

Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı yürüttüğü savaşın gidişatı; bölgede bulunan Amerikan, İngiliz, Fransız ve diğer Batılı sömürgeci askeri üslerin yanı sözde erken uyarı ve savunma sistemlerinin Müslüman ülkelerine bedbahtlık ve yıkımdan başka bir şey getirmediğini bir kez daha kanıtlamıştır. Müslümanlar bu üslerden sadece zarar görmüş, hatta bu üsler çoğu zaman Müslümanlara dayatılan savaşların fitili olmuş ve topraklarını saldırıların ve düşmanlığın hedefi haline getirmiştir.

Meydana gelen olaylar, uşak yöneticilerin yıllardır güya ülkeyi korumak ve güvenliği artırmak maskesiyle pazarladığı bu üslerin aslında sadece düşmanların çıkarlarını korumak ve onların habis hedeflerini gerçekleştirmek için kurulduğunu kanıtlamıştır. Hatta öyle ki, ülke ve askeri olanakları bile bu üsleri korumakla yükümlü kılınmıştır!

Amerika ve İngiltere, Fransa gibi diğer Batılı devletler, Müslüman beldelerindeki bu üsleri dilediklerine saldırıda kullanmak, diledikleri yerde yangın çıkarmak, sömürgeci hedeflerine ve beslemeleri Yahudi varlığının yayılmacı emellerine ulaşmak, özelde Ortadoğu’yu genelde ise tüm İslam beldelerini kendi ihtiraslarına boyun eğdirmek için ellerinde tutmaktadırlar. Hatta onlar bu emellerini gizleme gereği bile duymamaktadırlar. Nitekim Amerika’nın Yahudi varlığı nezdindeki büyükelçisi Mike Huckabee; “Tevrat geleneklerinin, İsrail’e Ortadoğu’nun büyük bir kısmına uzanan ve Nil’den Fırat’a kadar Büyük İsrail’i oluşturan topraklarda haklar tanıdığını” söylemiştir. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth de İslam’a duyduğu gizli Haçlı kinini saklamayarak “İslami peygamberlik hayallerine tutunan rejimlerin asla nükleer silahlara sahip olamayacağını” söylemiştir.

Bölgede en az 18 askeri tesisten oluşan geniş bir ağı yöneten Amerika, 23 üssü bulunan İngiltere, keza çeşitli üsleri ve operasyon merkezlerini elinde tutan Fransa ve diğer sömürgeci devletler; güvenlik anlaşmaları, ittifaklar ve ortak çıkarlar bahanesiyle Müslüman beldelerini kendilerine helal görmüşlerdir. Böylece Müslüman beldeleri, bizi vurdukları o günahkâr askeri operasyonlarının bir sahnesi haline gelmiştir. Bu üsleri ve merkezleri, sömürgeci çıkarlarını ve Yahudi varlığını korumak amacıyla yürütülen hava ve deniz operasyonları ile istihbarat toplama faaliyetleri için bir birer hareket noktası edinmişlerdir.

Bu nedenle Müslümanların beldelerini korumakla görevli olan İslam Ümmeti orduları, bu üsleri derhal ülkemizden kovmalıdır. Zira bu üsler, yöneticilerin bize karşı işlediği ihanetlerden bir tanesidir. En basit ifadeyle bu üsler; Allah’ın dost edinmeyi veya yardım istemeyi haram kıldığı bir düşmanla işbirliği yapmak demektir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

فَإِنَّا لَا نَسْتَعِينُ بِالْمُشْرِكِينَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ“Biz, müşriklere karşı müşriklerden yardım istemeyiz.” Üstelik bu üsler, kâfirlerin bizim üzerimizde bir yol bulmasına neden olmuştur ki, Allah Subhânehu ve Teâlâ bunu da şu sözüyle haram kılmıştır:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141]

Hakikatler basiret sahipleri için ayan beyan ortadadır. Geriye sadece İslam Ümmeti orduları içindeki samimi kimselerin, Ümmeti sömürgeciliğin ve uşaklarının nüfuzundan kurtarmak ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilâfet’i kurmak için harekete geçmesi kalmıştır. Hilafet, İslam’ı ve Müslümanları izzete kavuşturacaktır.

هَذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهِ“Bu Kur’an kendisiyle uyarılsınlar diye insanlara bir bildiridir.” [İbrahim 52]

Devamını oku...

Mescid-i Aksa’yı Kurtarmak İçin İçlerinden Bir Tanesinin Bile Yeterli Geleceği Sekiz Ülke, Yine Sadece Kınama ve Telinle Yetinmektedir!

Suudi Arabistan, Ürdün, BAE, Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye Dışişleri Bakanları; Çarşamba günü yaptıkları açıklamada, işgal makamları tarafından özellikle mübarek Ramazan ayında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişinin engellenmesini şiddetle kınadıklarını açıkladılar. Açıklamada, bu yasadışı ve haksız uygulamaları kesinlikle reddettiklerini ve kınadıklarını vurgulayan bakanlar, Yahudi varlığından Mescid-i Aksa’nın kapılarını derhal açmasını, namaz kılanların Mescid’i Aksa’ya ulaşımına engel olmamasını, Kudüs’teki Eski Şehir’e erişime getirilen kısıtlamaları kaldırmasını ve Müslümanların Mescid’i Aksa’ya ulaşımını engellemekten vazgeçmesini talep ettiler. Ayrıca uluslararası toplumu, Yahudi varlığını, Kudüs’teki İslami ve Hristiyanlara ait mukaddesata yönelik devam eden ihlallerini ve yasadışı uygulamalarını, bu kutsal mekânların hürmetini çiğnemesini durdurmaya zorlayacak kararlı bir tutum almaya çağırdılar.

Müslümanların yöneticilerinin bu sefil ve aciz duruşları artık ispata muhtaç olmayacak kadar aşikârdır. Zira içlerinden birinin bile Yahudilerin küstahlığına ve Mescid-i Aksa’ya yönelik süregelen saldırganlığına son verebilecek ve hatta Filistin’in tamamını özgürleştirebilecek güçte olan sekiz ülkenin temsilcileri, her zamanki gibi yalnızca kınama, protesto ve telin ifadeleriyle yetinmektedirler. Onlar, mübarek toprak Filistin’le hiçbir bağı olmayan, oradaki savunmasız ve güçsüz halka karşı hiçbir sorumluluk taşımayan birer yabancı gibi davranmaktadırlar.

Oysa Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Endonezya veya Türkiye gibi ülkelerden sadece biri bile istese, kısa sürede Filistin’in tamamını kurtarabilecek güce sahiptir. Bu ülkeler, Yahudi varlığını kökünden söküp atabilecek ordular ve silahlara ve Allah yolunda sefere çıkmak için yanıp tutuşan halklara sahiptirler. Üstelik bu sefer; ilk kıbleleri, Haremeyn-i Şerifeyn’in üçüncüsü ve sevgili peygamberimizin İsra’sı uğrunda cihat etmek için olursa durum nice olurdu bir düşünün?! Buna rağmen bu yöneticiler, kınama ve lanetleme ile yetinmekte, uluslararası sistemi Yahudilerin ihlallerine son vermeye çağırmaktadırlar.

Mescid’i Aksa ve Allah’ın etrafını mübarek kıldığı topraklar, Allah’ın Aziz Kitabında ondan bahsetmesinden bu yana Ümmetin sabitelerinin ve yükümlülüklerinin ayrılmaz asli bir parçası olmuştur:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescidi Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [İsra 1] Aynı şekilde Habib-i Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem de Mescid-i Aksa hakkında şöyle buyurmuştur:

لَا تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلَّا إِلَى ثَلَاثَةِ مَسَاجِدَ: الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِي هَذَا، وَالْمَسْجِدِ الْأَقْصَى“Sadece üç mescit için (ibadet maksadıyla) binekler hazırlanıp yolculuğa çıkılır: Mescid-i Haram, benim bu mescidim (Mescid-i Nebevi) ve Mescid-i Aksa.” Filistin, Faruk Ömer RadıyAllahu Anh’a tarafından fethedildiğinden beri bir İslam toprağıdır ve kıyamete kadar da tüm Ümmetin boynunda bir emanet olarak kalacaktır. Bu emanet, İslam ordularına; bu İslam toprağına karşı görevlerini üstlenme yükümlülüğü yüklemektedir. Bu yükümlülük de o İslam toprağını kurtarmak, başlarındaki yöneticilerin Filistin’i peşkeş çekmelerini ve ona karşı komplo kurmalarını izlemeye bir son vermektir.

Filistin davasının bu yöneticiler ve onların rejimlerinin iradesine ipotek edilmesi; işgalin devam etmesi, Yahudilerin artık bir sınırı olmadığı açıkça görülen küstahlık, saldırganlık ve Mescid’i Aksa’yı kirletmelerinin daha da artacağı anlamına geliyor. Sizlerin de gördüğü gibi artık Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” topraklarından bahsetmeye başlamışlardır bile.

Ümmetin orduları, bir an önce Ümmeti ezen, kutsallarını korumasına, dinini ikame etmesine, Filistin’i ve işgal altındaki tüm İslam beldelerini kurtarmak ve sömürgecilerin kökünü kazımak için kendisine liderlik edecek bir Raşit Halife’ye biat etmesine engel olan bu yöneticilerden Ümmetin otoritesini geri almak zorundadır.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden İyd’ul Fıtr Tebriği

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, mübarek Ramazan Bayramı’nın gelişi münasebetiyle genelde tüm İslam Ümmetini, özelde ise Sudan halkını bayramını tebrik etmekten büyük bir mutluluk duyuyor, Yüce ve Kudretli olan Allah’tan tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namazları ve yaptığımız salih amelleri kabul buyurmasını niyaz ediyoruz. Yüce Allah’tan Ümmetin Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin gölgesinde Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ukab sancağı altında bir sonraki bayrama kavuşmasını diliyoruz.

Bu yıl ülkemizin hâlâ o meşum savaşın ateşiyle kavrulduğu, Sudanlı kardeşlerimizin muhacir ve mülteci durumuna düştüğü bir iklimde bayrama kavuşuyoruz. Sudan’daki savaş dosyasını tekelinde tutan Amerika, kendi zehirli reçetesi olgunlaşana dek savaşın ömrünü bilerek uzatmaktadır. Amerika, yerli uşaklar aracılığıyla Güney Sudan’ı ayırmayı başardıktan sonra şimdi de Darfur’u Sudan’ın gövdesinden koparmaya çalışmaktadır. İnsanların çektiği sıkıntılar, katliamlar, tehcir, açlık ve hastalıklar Amerika’nın umurunda bile değil. Amerika, Libya senaryosu ile Darfur’u Sudan’dan koparmaya çalışmaktadır; nitekim bugün biri Darfur ve Kordofan’ın bazı kısımlarında, diğeri ise Sudan’ın geri kalanında olmak üzere Sudan’da fiilen iki hükümet bulunmaktadır.

Hükümet her ne kadar kamuoyu önünde isyanı bitirmekten ve Sudan’ın birliğini korumaktan bahsetse de gerçek tamamen farklıdır. Zira hükümet, Sudan’ı parçalama planının bizzat içindedir, dahası İslam’la savaşın da tam kalbinde yer almaktadır. Oysa İslam, kâfir Batı’nın planlarına kürtaj yapacak ve Ümmeti zirvelerden zirvelere taşıyacak uyanıklığın yegâne teminatıdır.

Bu gerçeklikten kurtuluş, ancak siyasi uyanıklıkla mümkündür. Bu siyasi bilinç; ülkemiz ve kaynaklarımız üzerinde pervasızca oynayan sömürgeci kâfirin elini kesip atmak için Allah Azze ve Celle’ye güvenerek ciddi bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu ise, ancak ideolojik devleti kurmakla mümkündür. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet, ideolojik bir devlettir. Bu devlet, ümmeti birleştirecek, onu sömürgeci kâfire olan bağımlılıktan kurtaracaktır. Bu devlet Rabbimizin farzı, izzetimizin kaynağı ve topraklarımızın temizleyicisidir.

Ey Sudan halkı! Allah’ı razı etmek, izzet ve onur içinde yaşamak için Hilafet’i ikame etmekten başka kurtuluş yolu yoktur.

Her yılınız hayırla dolsun. Bayramınız mübarek olsun.

Önemli Not:

Bayramlaşma programı, inşallah mübarek Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü partinin Hartum ve Port Sudan’daki ofislerinde gerçekleştirilecektir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER