Erdoğan'ın Bölgesel Görüşme Trafiği Ne Amaçlıyor?
- Kategori Seçkiler
- |
(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhi” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)
Soru-Cevap
Altın Fiyatlarındaki Dalgalanmalar
Ahmed Said’e
Soru:
Celil Şeyhimiz; Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.
Umarım bu soru size sağlık ve afiyetteyken ulaşır ve Allah Subhanehu ve Teala’dan, dinini koruma ve şeriatını uygulama konusunda size yardım etmesini niyaz ederim; benim sorum şudur:
"Son zamanlarda altın fiyatlarında önemli bir artışa tanık olduk ve birkaç yıl içinde asıl fiyatının birkaç katına ulaştı; peki bu, altının sabit bir maden ve para birimleri için bir ölçü olma özelliğini kaybettiği ve değişime tabi bir hale geldiği anlamına mı geliyor? Yoksa bu değişim, bazı rejimlerin tahakkümünden ve bazı siyasi koşullardan mı kaynaklanıyor?
Eğer durum böyleyse, Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan İslam Devleti altının istikrarını nasıl koruyacak ve İslam düşmanlarının manipülasyonundan nasıl koruyacak? Allah sizi mübarek kılsın.
İsra ve Mirac (Filistin) topraklarından Allah için kardeşiniz Ahmed Said.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.
Altın fiyatlarındaki dalgalanmalar, altının bir emtia olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle spekülasyonlar onu etkilemekte ve onun yükselmesine ve düşmesine neden olmaktadır. Özellikle Amerika olmak üzere dünyanın önde gelen ülkeleri, Doların tedavülün ana kaynağı olmasından endişe duymaktadırlar. Bu yüzden bu ülkelerin birçok ülkeyle sömürgeci ilişkileri olduğundan dolayı bir denetim olmaksızın Dolar basımını artırıp azaltmaktadırlar. Bu da birçok durumda altın gibi Doların değerinin de sabit kalmasına yardımcı olmaktadır…Eğer durum böyle olmasaydı, dahası para birimi altın olsaydı, o zaman basılan her kâğıt paranın, herhangi bir vakitte kâğıt parayla değiştirilebilecek miktarda altın karşılığı olması gerekirdi ki -bunlara temsilî kağıtlar denir-,eğer durum böyle olsaydı, tüm zorunlu kâğıt paralar (yani temsili olmayan) paralar, üzerinde yazılı olandan daha fazla bir değere sahip olmazlardı. Resmi netleştirmek adına size, anlamanıza yardımcı olacak iki hususu belirtmek istiyorum:
Birincisi: (Ekonomik Krizler – İslam'ın Bakış Açısından Vakıası ve Çözümü) adlı kitabımda bunu incelemiştim; zira orada şöyle geçmektedir:
[Ekonomik krizler, nakit paranın gerçekliğinin bir sonucudur:
Dünya, parasal işlemlerinde altın standardı sistemine göre hareket ederken, ekonomik ve parasal istikrarın hâkim olduğu bir refah aşamasında yaşıyordu; bu durum ortadan kalkıp sırf zorunlu kâğıt paralarla muamele edilmeye başlanınca, durum giderek kötüleşmiş ve birbiri ardına krizler yaşanmaya başlamıştır.
Altın standardı sistemi sabit döviz kurunu garanti etmekteydi; yani her ülkenin para birimi ya altın ya da tamamen altın değerini temsil eden kâğıt paraydı ve her an değiştirilebilirdi. Bu nedenle para birimleri arasındaki döviz kuru, genel olarak kabul gören altın standardına bağlı olduğu için sabitlenmişti.Örneğin İslam'da dinar (4,25) gram altın olarak belirlenirken, İngiliz sterlini yasalara göre iki gram saf altın olarak belirlenmiş, Fransız frangı bir grama eşitlenmiş ve benzerleri gibi... Bu nedenle döviz kuru sabitlenmişti.
Nitekim bu sistem istikrar sağlamış ve para biriminin değerini hem iç hem de dış düzeyde sabitlemiştir; bunun delili ise, 1910 yılında altın fiyat endeksinin 1890 yılındaki seviyeyle neredeyse aynı düzeyde olmasıdır.
Bu sistemin kaldırılmasından sonra, krizlerin ortaya çıkışı göze çarpmaya başlamıştır…]
İkincisi: Allah’ın izniyle devlet kurulduğunda, devletin para biriminden dolayı bir korkusu olmayacağı gibi altın ve gümüşü para birimi olarak benimsemeyi reddedip kâğıt para sistemine devam eden ve devleti etkilemeye çalışan diğer ülkelerin spekülasyonlarından etkilenmekten de korkmayacaktır; çünkü Müslüman ülkeler, her türlü dış spekülasyonlardan korunmalarını sağlayan ayrıcalıklara sahip olacaktır. Nitekim İktisat Nizamı kitabında bu konu hakkında aşağıdaki şekilde geçmektedir:
[…İslam Devleti’nin parası ile yabancı paralar arasındaki değişim iki nedenden dolayı İslam Devleti’ni etkilemez:
Birincisi: İslam topraklarında ümmete ve devlete gerekli olacak çok fazla miktarda ham madde vardır. Bu nedenle diğer devletlerin mallarına temel ihtiyaç olması itibarıyla veya zaruri ihtiyaç olması itibarıyla muhtaç olunmaz. Yani elinde bulunan imkânlarla kendi kendine yeterli olabilmesi mümkün olduğu için birtakım değişiklikler kendi ekonomisi için bir etken teşkil etmez.
İkincisi: İslam toprakları petrol gibi bütün dünyanın gereksinim duyduğu ana kaynaklara sahiptir. Bu sebeple bu tür madde satışlarında ödeme olarak altın dışında para kabul etmeyebilir. Yerel olarak sahip olduğu mallar nedeniyle dışarıya muhtaç olmayan devlet, tüm insanların muhtaç olduğu mal ve hizmetlere sahip bir devlet olması nedeniyle döviz kurlarının değişmesinden asla etkilenmeyeceği gibi hem dünya para piyasasına hâkim olabilir hem de hiçbir devlet onun parasına hâkim olamaz.]
Ey kerim kardeşim, emin ol ki partide zeki, bilinçli ve güzel davranışlı adamlar vardır ve bunun öncesinde ve sonrasında, İslam'ın düşmanlarının tuzaklarını onların aleyhine çevirmeye yeterli olan Allah'ın yardımı ve Subhanehu'nun tevfiki vardır... Şüphesiz Allah, salih kullarını görüp gözetir.
Umarım bu kadarı yeterli olmuştur. En iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır.
|
Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta |
H. 07 Ramazan 1447 M. 24/02/2026 |
Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:
https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122124489903129051
Silahların Şakırtısı İle Çatışma Tiyatrosu Arasında: Orta Doğu'da Amerikan Hegemonyasının Tablosu
Ayn el-Esad ve el-Tanf gibi askeri üslerin tahliyesi ve Bahreyn'deki Altıncı Filo üssü ve Katar'daki el-Udeyd üssü ile Suudi Arabistan'daki Prens Sultan üssündeki asker sayısının azaltılmasıyla eş zamanlı olarak, uçak gemileri ve savaş gemileri de dahil olmak üzere ABD'nin büyük çaplı askeri yığınaklar yapmasına karşın Orta Doğu bölgesi ve tüm dünya, yüksek bir alarm durumu yaşamaktadır. Birbiri ardına gelen küresel askeri analizler, Amerikan saldırısının yakın olduğunu vurgularken, İran ise, Yahudi varlığı ve saldırıların başlatıldığı ülkelerin yanı sıra bölgedeki Amerikan üslerini hedef alacak ezici bir misillemede bulunacağına dair tehdit ve uyarılarla karşılık vermektedir.
Vakıa üzerinde düşünen bir kimse, bu bölgedeki gerçek gücün Amerika olduğunu ve Amerika'nın bu bölgeyi, herhangi bir ortaklık veya rekabetten hali kendine münhasır bir bölge olmasını istediğini anlayacaktır. Filistin davasının dizginlerini kontrol eden, kendi çıkarlarına göre savaşları alevlendiren ve söndüren de Amerika'dır; zira -örneğin- Sudan'daki savaş, sivil bileşeni temsil eden İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırmak için araçları Hemidti ve Burhan arasında alevlendirilmiştir. Ayrıca Amerika, kendi kolu Muhammed bin Selman aracılığıyla Birleşik Arap Emirlikleri'nin Yemen'deki rolünü de azaltmış, bir alternatif olgunlaşmadan Esad rejiminin düşmesini önlemek için Suriye devrimini kontrol altına almış, bunun için (Rusya, İran ve Arap rejimleri) gibi birçok kart kullanmıştır ki böylece alternatif gece karanlığında hazırlanmış olsa bile, Esad, ordusu ve paralı askerleri buharlaşıp gidecek, İran'ın araçları direniş cephesi ve SDF'nin rolü sona erecek ve sıra başkalarına geçecekti.
Bu seferberlik ve askeri çözüm tehdidi, ABD'nin Venezuela petrolü üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmasının ve Çin ve Rusya'nın Güney Amerika'daki yatırımlar dosyasını kapatmasının ardından gerçekleşmiştir. Şu anda ise hedef Orta Doğu bölgesi olup bu da aşağıdaki iki stratejik gayeyi gerçekleştirmek içindir:
1- Zoraki İstikrar: Kissinger ve Brzezinski'nin kehanetlerinin gerçekleşmesi amacıyla, bölgeyi mutlak Amerikan kontrolü altında tamamen sakinleştirmek; böylece Washington'ın, yani geçitlerin, limanların ve servetlerin gerçek sahibinin izni olmadan tek bir damla petrol veya doğalgazın dahi dışarı çıkmaması.
2- Çin'i Çevrelemek: Pekin'i güç kullanarak barışı dayatma kuralı altında zayıf bir durumdan müzakere masasına oturmaya itmek ve tedarik yollarını kontrol ettikten sonra da Çin’i küresel ticarette belirli kotaları kabul etmeye zorlamak.
Mevcut ABD yönetimi, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi döneminin sona erdiğine, bunların II. Dünya Savaşı sonrası dönemin kalıntıları olduğuna ve şimdi ise Trumpizm ve "Önce Amerika" sloganının zamanı olduğuna inanıyor. Yahudi varlığı ise küresel olarak dışlanmış bir hale gelmiş olup sadece Amerikan fonları ve işlevsel Arap rejimlerinin desteği sayesinde yaşamını sürdürebilmektedir; eğer Amerikan müdahalesi olmasaydı, şimdiye yok olup gitmişti.
Ancak 50 yıl boyunca (Vietnam'dan Somali, Beyrut, Irak ve Afganistan'a kadar olan) savaşlarında başarısız olan Amerika, kapsamlı savaşın kendi çıkarlarına olmadığını, sorunlu iç durumlar için felaket sonuçları olabileceğini ve bunun da küresel piramidin tepesinden düşmesine neden olabilecek bir tehdit oluşturduğunu fark etmiştir. Bu nedenle bu “tiyatronun” hedefleri, Amerika'nın gündemini samimiyetle uygulayan “güçlü vekillere” (İran, Yahudi varlığı, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye) güvenme ve Çin'e şantaj yapmak için petrol üzerindeki kontrolünü sıkılaştırması şeklinde açığa çıkmaktadır.
Geriye gerçekleşmesi istenilen sonuç hakkında şu temel soru kalıyor: Trump, görev süresinin geri kalanında bu gerçekliği dayatabilir mi? Yoksa ek görev sürelerine izin verilmesi için anayasayı mı değiştirecek? Ya da Kongre'nin ipleri veya suikast mermileri bunun önüne mi geçecek? Önümüzdeki günler birçok olaylarla dolu olup gerçeklik bu çatışmanın, Amerika'nın mutlak egemenliğini gerçekleştirmek için Orta Doğu sahnesinde rollerin yeniden düzenlenmesinden başka bir şey olmadığını ortaya koymaktadır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan
Haber - Yorum
Söz Konusu Gazze Olduğunda, Kör ve Sağır Oldular!
Haber:
18-19 Şubat 2026'da Radio Liberty, El Cezire tarafından hazırlanan bir analiz makalesine dayanarak, binlerce yabancının Yahudi varlığının ordusunun saflarında Gazze savaşına katıldığını belirten bir rapor yayınladı.
Rapora göre, bu askerlerin büyük bir kısmı çifte vatandaşlığa sahip.Yayınlanan verilere göre, Kırgızistan'dan 52 kişi saldırıya katılmıştır.Ayrıca Özbek kökenli 264 kişi, Kazakistan'dan 189 kişi, Türkmenistan'dan 31 kişi ve Tacikistan'dan sekiz kişi Yahudi ordusunun saflarına katılmıştır.
Savaş için askere alınanlar arasında Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya, Ukrayna, Rusya ve diğer ülkelerden gelenlerin olduğu söyleniyor.
Yorum:
Bu haber Radio Liberty'de (Kırgız Servisi) yayınlandıktan sonra, diğer Orta Asya ülkelerinin hiçbiri bunu yayınlamadı, hatta hiç bahsetmediler bile.
Bir veya iki Orta Asyalı'nın Rusya tarafında Ukrayna'ya karşı ya da Ukrayna tarafında Rusya'ya karşı savaşa katıldığı haberi yayılır yayılmaz, bu ülkelerin liderleri, tüm güvenlik kurumları ve insan hakları örgütleri arka arkaya açıklamalar yayınlamak için acele edip onları suçlu ilan ederek, beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılabileceklerini duyurmuşlardı!
Yıllar önce Orta Asya'dan bazı Müslümanlar, Beşar Esad rejimine karşı, Müslümanların saflarında Suriye'deki savaşa katıldıklarında, oradaki yetkililer onları sadece suçlu olarak görmekle yetinmemişler, aksine aynı şekilde aile fertleri ve akrabalarını da suçlu ilan etmişlerdi!
On yıl boyunca devlet liderleri, tüm güvenlik kurumları, yargı makamları, insan hakları örgütleri ve hatta cami imamları bile onları kınamaya ve saldırmaya devam etmişlerdir!
Gazze'ye karşı başlatılan soykırım savaşında Yahudi varlığının saflarında savaşan, çocukları ve kadınları öldüren, Gazze halkını yiyecek ve ilaçtan mahrum bırakan Orta Asya halkıyla ilgili olana gelince; onlar hakkında kayda değer hiçbir tavır alınmamıştır!!
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta ve Beşar Esad'a karşı devrimde, yöneticiler, tüm kolluk kuvvetleri, insan hakları örgütleri, müftüler ve camilerin imamları katı ve sert bir tutum sergilemiştir.
Keskin kulakları ve kalplere ok gibi yerleşen sözleri olan hatipler, haktan hiçbir şeyi kaçırmazlar.
Yoksa söz konusu Gazze olduğunda kör ve dilsiz mi oldular?!
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Hadi
Haber - Yorum
Kapitalist İşgalin Yarattığı Sözde Sınırlar Üzerindeki Çatışma
Haber:
Mısır Dışişleri Bakanlığı, Kuveyt ile Irak arasındaki deniz sınırları meselesini büyük bir ilgi ve endişeyle takip ettiğini teyit eden resmi bir açıklama yayınladı.
Açıklamada şöyle geçti: Mısır, kardeş Kuveyt ve kardeş Irak arasındaki deniz alanlarıyla ilgili koordinat listeleri ve Birleşmiş Milletler'e teslim edilen harita ile ilgili olarak gündeme getirilen konuları büyük bir ilgi ve endişeyle takip etmekte ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümleri de dahil olmak üzere uluslararası hukukun kurallarına ve ilkelerine saygı gösterilmesinin ve ilgili mutabakatlara bağlı kalınmasının önemini vurgulamaktadır.(Russia Today Kanalı)
Yorum:
Sömürgeci kapitalizm, Müslüman ülkeleri parçalayıp aralarına yapay kara ve su sınırları koyduğundan beri, bu sınırlar İslam ümmetini zayıflatmak ve bölmekten başka bir işe yaramamıştır; ayrıca bu sınırlar, gerektiğinde mezhepsel, dini ve etnik gerilimleri körükleyen fitnelerin nedenleri olmuştur.
Irak, Kuveyt ile kendi arasındaki deniz sınırlarının koordinatlarını içeren haritasını Birleşmiş Milletler'e sunduğunda, Kuveyt büyük bir tepki gösterip endişelerini dile getirmiş ve bu da Körfez İşbirliği Konseyi'nin kınama bildirisi yayınlamasına neden olmuştur. Ayrıca Mısır da Amerika'nın kendisine verdiği görevi yerine getirmeye başlamış ve iki kardeş ülke arasında yaşananlardan endişe duyduğunu ve bu konunun çözümünde akıl ve hikmete teşvik ettiğini iddia ederek fitne ateşine benzin dökmüştür.Peki Müslümanlar arasındaki muhalefetleri pekiştirmenin ve bölünmeleri vurgulamanın mantık ve hikmet neresinde Allah aşkına?!
Bu karton liderlerin ortaya attığı sorunlar, Müslümanları zayıflatacak bir bölünme ve parçalanma döngüsünde tutmak için efendilerinin talimatlarından başka bir şey değildir.
Irak başbakanının ikilemi, egemenliğin kırılganlığını ve yalan olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle Irak ve Kuveyt'ten yayınlanan şeyler, Müslümanları, benimsemeleri gereken hayati davalarından, yani gerçek egemenlikten uzaklaştırmak için oynanan oyundan başka bir şey değildir. Zira gerçek egemenlik, ancak Müslümanlara İslam'ı uygulayacak ve bu sözde sınırları Müslümanların topraklarından kaldırmadan önce onların zihinlerinden kaldıracak olan bir İslam Devleti ile elde edilebilir.
İslam ümmetinin tek bir devlet altındaki vahdeti farzdır. Peki nasıl bir farz? Farzların tacı olan bir farzdır; zira onun sayesinde Müslümanlar, her iki dünyada da güvenlik ve mutluluk içinde olurlar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ “Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” [Al-i İmran 102-103]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Vail Sultan – Irak