Pazartesi, 04 Şevval 1447 | 2026/03/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Şeriat ve Selim Akıl Hindu-Yahudi Arasındaki Şeytani İttifaka Karşı Koymanın Tek Çözümü Raşidi Hilafettir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Şeriat ve Selim Akıl Hindu-Yahudi Arasındaki Şeytani İttifaka Karşı Koymanın Tek Çözümü Raşidi Hilafettir

25 Şubat 2026'da, Hindistan devletinin Başbakanı Narendra Modi, Yahudi varlığı parlamentosu önünde bir konuşma yaptı ve konuşmasında Yahudiler ile müşrik Hinduların Müslümanlara karşı şiddetli düşmanlığına dair Kur'an-i bir hakikati vurguladı. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” [Maide 8] Nitekim bu düşmanlık, Modi'nin konuşmasında açıkça görülmektedir.

Modi, Gazze’de soykırım suçunu işleyen terörist Yahudi varlığının yanında durmuş ve şöyle demiştir: “Hindistan, bu zamanda ve sonrasında bir kararlılık ve inançla “İsrail'in” yanında duracaktır.” Böylece Hindu devleti, Gazze'de katliamlarına devam eden ve savaşını Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Katar, Yemen ve İran'a genişleten Yahudi varlığıyla aynı safta yer almaktadır.

Ardından Modi, aslında İslam’a, cihada ve Müslümanlara karşı savaşı için bir kılıf olan ve kendisinin “terör” olarak adlandırdığı olguya saldırdı ve şöyle dedi: “Terörizmi hiçbir şey haklı çıkaramaz; nitekim Hindistan uzun süredir terörün acısını çekmektedir; zira 26 Kasım Mumbai saldırılarını ve aralarında “İsraillilerin” de bulunduğu masum canların yitirilmesini hatırlıyoruzdur; sizin durumunuzda olduğu gibi bizim de çifte standart olmaksızın terörizme karşı taviz vermeyen sabit bir politikamız vardır.” Dolayısıyla “Terörizmle mücadele” yalanı kılıfına bürünerek Yahudiler ve Hindular Müslümanların topraklarını işgal ettiler, mücahitlerini öldürdüler, çocuklarını katlettiler, kadınlarına tecavüz ettiler ve Müslümanların dinlerine karşı savaştılar.

Daha sonra Modi, özü itibarıyla efendisi Trump’ın İslam’a karşı savaşa liderlik ettiği küresel bir çaba olan "terörle mücadele" için güçlü bir çağrıda bulundu ve şunları söyledi: “Terörle mücadele sürekli ve koordineli bir küresel çaba gerektirir.” Hanif İslam dinini, Yahudi ve Hristiyan şirkiyle eşit hale getirmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmalarını da ihmal etmedi ve şöyle dedi: “Yıllar önce İbrahim Anlaşmalarını imzaladığınızda, cesaretinizi ve bakış açınızın boyutunu övmüştük.”

Daha sonra genel olarak İslam ümmetine ve özel olarak da İslam ümmetinin en güçlü ordusu olan Pakistan ordusuna karşı Yahudiler ile müşrik Hindular arasındaki eski ittifaka değindi. Geçen yüzyılda Pakistan'a karşı Hindistan'a yardım eden Yahudi bir generalden bahsederek şöyle dedi: “1971'de Pakistan ile yapılan savaşta Tuğgeneral Jacob'un kahramanca katkısı geniş çapta bilinmektedir.” Yahudi varlığı ile Hindu devleti arasındaki güvenlik ilişkilerinin gücünü açıkça belirterek şöyle dedi: “Savunma ve güvenlik, ortaklığımızın bir diğer önemli temelini oluşturmaktadır; zira geçtiğimiz Kasım ayında savunma işbirliği konusunda bir mutabakat zaptı imzaladık ve bugün belirsizliklerle dolu bir dünyada, Hindistan ve "İsrail" gibi güvenilir ortaklar arasında güçlü bir savunma ortaklığı son derece önemlidir.”

İslam ümmeti gerçekten bu şerir ittifakın acısını çekmiştir; nitekim 7 Mayıs 2025'te Pakistan, bir gün önce ülkeye yönelik gerçekleştirilen bir dizi Hint saldırısının ardından Hindistan'ın hava sahasına gönderdiği Yahudi varlığı tarafından üretilmiş insansız hava araçlarını düşürmüştü. Ayrıca TV9 Hindi Hint kanalının 7 Şubat 2024 tarihli bir raporuna göre, Haydarabad şehrinde üretilen Hindistan yapımı insansız hava araçları, Yahudi varlığının ihtiyaçlarını karşılamaya katkıda bulunacaktır.

Ey İslam ümmeti ve orduları: Yöneticileriniz, Yahudiler ve müşrik Hindular arasında büyüyen şeytani ittifaka karşı koymayacaktır. Zira fikri olarak bu yöneticiler milliyetçidirler ve "vatanın inşasından" bahsettiklerinde, onların vizyonları Müslümanları parçalayan ve onları zayıflatan milliyetçilik sınırlarının ötesine geçmemektedir. Bu yüzden onlar, dünyanın en büyük devleti olmak için ulusal sınırların kaldırılmasını ve İslam ümmetinin birleşmesini gerektiren bir ümmet inşa etmeyi asla düşünmeyeceklerdir. Ayrıca siyasi olarak bu yöneticiler, Yahudi varlığının ve Hindu devletinin müttefiki olan Amerika'ya tabidirler ve onların rolü, Müslümanlar Batı'da Yahudi varlığı ve Doğu'da Hindu devleti tarafından katledilirken ümmetin ordularını dizginlemektir. O halde bu yöneticileri, İslam'a göre hükmedecek, İslam ümmetini birleştirecek ve ümmetin düşmanlarıyla savaşacak İslami bir liderlikle değiştirmemizin zarureti konusunda geriye hâlâ herhangi bir şüphe kaldı mı acaba?

Ey İslam ümmetinin ordularıSelim akıl, İslam ümmetinin birleşmesini gerektirir; bu ise şu anın talebi olduğu gibi her şeyden önce sizin için şerî bir vaciptir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın.” [Al-i İmran 103] Hafız İbn-i Kesir tefsirinde şöyle demiştir: “Onlara cemaat olmalarını emretmiş ve bölünmelerini yasaklamıştır.” Bu ayet-i kerime, Müslümanların birleşik tek bir varlığın altında bir araya gelmelerinin farz olduğuna dair şerî bir delildir; nitekim Medine’deki Ensar, İslam’ın yönetimini ikame etmek ve Müslümanları tek bir varlığın altında birleştirmek için nusretlerini verdiler; bu yüzden Allah da onlara, kendi zamanlarındaki Yahudileri ve müşrikleri yenilgiye uğratma imkanı vermiştir. Bizim zamanımızda ise, Yahudiler ve müşrik Hindular tarafından maruz kalınan zillet ve ihanetin sayfasını sonsuza dek kapatacak olanlar aranızdaki sadık müminlerdir. Bakın işte Hizb-ut Tahrir, aranızda ve sizinle birlikte çalışmakta, sizin için hayırlı olanı yakından bilmekte ve size, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için kendisine nusret vermenizin vaktinin geldiğini vurgulamaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

İran, Nükleer Silaha Sahip Pakistan'a Yeni Bir Dünya Asrının Anahtarlarını Mı Sunmaktadır?

Haber-Yorum

İran, Nükleer Silaha Sahip Pakistan'a Yeni Bir Dünya Asrının Anahtarlarını Mı Sunmaktadır?

Haber:

11 Mart'ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan şunları söyledi: “Rusya ve Pakistan liderleriyle yaptığım görüşmede, İran'ın bölgedeki barışa olan bağlılığını vurguladım. Siyonist varlık ile Amerika'nın alevlendirdiği bu savaşı sona erdirmenin tek yolu, İran'ın meşru haklarını tanımak, tazminat ödemek ve gelecekteki herhangi bir saldırıya karşı sağlam uluslararası garantiler sunmaktır.”

Yorum:

İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzeni Amerika, nihai küresel hegemonyasını sağlamak hedefiyle, hatta tarihin sonunu ilan etmek için yeniden formüle etmiştir. Nitekim küreselleşme, devletlerin gıda ve enerji gibi hayati öneme sahip mallarda kendi kendine yeterlilikten vazgeçip küresel tedarik zincirlerine bağımlı hale gelmelerini teşvik etmiştir. Ardından kendi düzenini korumak için bu zincirleri siyasallaştırıp silahlandırmıştır; bunu da kendisine düşman gördüğü veya kendi eksenine dahil olmayan ülkelere yaptırımlar uygulamak ve uluslararası ödeme kapılarına erişimlerini kısıtlamak yoluyla yapmıştır. Bugün ise, küresel tedarik zincirinin doğası gereği tüm dünya ülkelerinin ekonomilerini etkileyen kritik darboğaz noktaları bulunmaktadır. Örneğin Hürmüz Boğazı bu noktalardan biridir; zira dünya petrolünün %20’si, tarım için gerekli olan küresel üre üretiminin %35’i ve büyük miktarlarda sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatı buradan geçmektedir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı başarıyla kontrol altına alma kabiliyeti, ABD’nin askeri gücünün uluslararası düzeni korumadaki etkinliğinin gerilediğini ortaya koymuştur. Bu aşamada İran, Hürmüz Boğazı üzerinde kalıcı bir kontrol sağlayabilmek için güçlü bir devletin güvenlik garantisine ihtiyaç duymaktadır.

Bu tür bir güvence, ancak etkili bir nükleer caydırıcılık sağlayabilme gücü olan bir devletten gelebilir. Dolayısıyla küresel olarak tanınan nükleer bir güç olması ve bölgede caydırıcılığı kanıtlanmış güce sahip olması nedeniyle Pakistan, bunun için en güçlü adaylardan biridir. Ancak Müslümanlar arasındaki bu tür koordinasyonları, Amerika ile yapılan müzakereler çerçevesine sığdırmak dar görüşlülük olur; zira Amerika Müslümanlara hiçbir zaman kayıptan başka bir şey getirmemiştir. Dolayısıyla eğer Pakistan, İran'a acil bir güvenlik garantisi vermeyi kabul ederse, bu durum dünya çapında petrol, gaz ve üre fiyatlarında hızla büyük bir artışa yol açacaktır. Bunun dünya ekonomileri üzerindeki etkisi ise bir felaket olacaktır. Bu etkiden, başka bir grup içindeki önlemlerden biri olarak kullanılırsa, Amerika'yı bölgeden çekilmeye zorlamak için yararlanılabilir. Amerika üzerindeki küresel ve yerel baskılar onu, saldırgan devletlerle ilişkilerini kesmiş büyük ve birleşik bir İslam gücünün şartlarını koşulsuz olarak kabul etmeye zorlayabilir.

Bu İslami gücün önceliği, askeri üsleri, büyükelçilikleri ve şirketleri olmak üzere bölgedeki tüm Amerikan varlıklarını ortadan kaldırmak olacaktır. Ayrıca mübarek Filistin topraklarını Yahudilerden temizlemek, Pakistan ve İran’daki Müslümanlar arasında yapılacak koordinasyon yoluyla uygulanabilecek senaryolardan biridir. Böyle bir İslami güç, dünyaya, Amerikan hegemonyasının uluslararası arenada sona erdiğini pratik olarak gösterecek ve İslam ümmetini, tüm uluslararası sahneyi etkileyebilecek güçlü bir bölgesel aktör olarak öne çıkaracaktır. Bunun pratik olarak gerçekleşmesi ise ancak İran, Pakistan ve diğer Müslüman ülkelerindeki Müslümanları, İslam'a göre yönetecek tek bir imamın altında birleştirecek Raşidi Hilafetin gölgesinde mümkündür.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ “İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ömer Nasruddin – Pakistan

Devamını oku...

Trump, Dünyaya ve Müslümanlara Ne İletmek İstiyor?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Trump, Dünyaya ve Müslümanlara Ne İletmek İstiyor?

Epstein dosyalarında belgelenmiş suçlamalar ve skandallar hakkında ortaya çıkan onca şeyden sonra bile Trump’ın, kibir ve küstahlığı durmamıştır; zira bunlar, onun kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim Trump, İran'ı vurmakla tehdit ediyor ve İran rejiminin halkına karşı tutumunu bahane göstererek ülkenin iç işlerine müdahale ediyor; bu ise özellikle Lübnan'daki olmak üzere İran'ın bölgedeki uzantılarını ortadan kaldırma planlarıyla eşzamanlı olarak gerçekleşmektedir. Bunu da Amerika'ya olan mutlak bağlılığın gerçekleşmesini pekiştirme ve bölgenin hem kendi iradesine hem de üvey evladı Yahudi varlığının iradesine boyun eğmesini sağlama hedefiyle yapmaktadır ki böylece bölgede, ister bağımlılık safında olsun ister kararlarında bağımsızlık arayanların safında olsun, güç veya kuvvet etkisine sahip olduğunu hisseden hiç kimse kalmasın.

Trump, kendileri için bağımlılığa razı olanlara ve ülkelerini Amerika’nın planları için sadece bir yatırım malzemesi olması için açanlara karşı adeta bir dikte rolünü oynamaktadır; zira istediği gümrük vergilerini dayatmakta ve ülkelerin zenginliklerini ve kaynaklarını sistemli bir şekilde yağmalamaktadır. Trump’ın dünyaya ve İslam ümmetine iletmek istediği şey, kibirle yoğrulmuş benzersiz bir güç gösterisidir; amacı ise ümmetin iradesini kırmak ve ümmetin hakkını geri almayı ya da kendisine zulmedenleri cezalandırmayı düşünmesini bile engellemektir.

Gazze’ye karşı iki buçuk yıldır süren şiddetli savaş boyunca, bu uluslararası güçlerin medyasının kasıtlı olarak katliamları belgelediğini ve bunların dehşet verici ayrıntılarını ekranlara yansıttığını görüyoruz. Bu sistematik yayın, felaketzedelerin yararına olmaktan ziyade İslam beldelerinde ve Batı’da insanları boyun eğmeye ve zillete hazırlamayı hedeflemektedir. Yani sanki bu kaçışı olmayan bir kadermiş gibi ve sanki insanlar kendi işlerinden hiçbir şeye sahip olmayan sürülerden ibaretmiş gibi halkları bu despotluğa alışacak şekilde ehlileştirmeyi hedeflemektedir.

Ancak şu büyük gerçeği idrak etmek gerekir; Trump ve onun gibiler, sırf İslam’ın uluslararası sahnedeki kudretinin yokluğundan dolayı bu çılgınlığı ve insanlık değerlerine karşı bu açık küfrü sergileyebilmektedirler; ümmetin kesinlik, sabır ve kararlılıkla dünyada egemen bir güç olması için vahdetini temsil eden işte bu kudrettir. Ümmetin liderlik konumuna geri dönüşü, Allah’ın dini için çalışanlara yönelik vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesinden dolayı kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir; zira İslam’ın, ancak sınırlarındaki murabıtları ve Allah’tan yardım ve zafer uman mensuplarıyla güçlü ve ayakta durması mümkündür.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ “Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi! Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.” [İbrahim 46-47]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zübeyde Ümmü Osman – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan 1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan
1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun. Ve badu

İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan İslam ümmetine:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ  “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” [Ali İmran 110]

Allah’a davet ederek sözün en güzelini söyleyen ve salih amel işleyen, saf ve muttaki olan —Allah’a karşı kimseyi temize çıkarmayız— dava taşıyıcılarına... Ki Allah bu sıfatlara sahip olanları şöyle övmüştür:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ  “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” [Fussilet 33]

Sayfamızı hak ve samimiyetle takip eden, taşıdığı hayra erişmeye çalışan kıymetli takipçilerine... Allah onları hayırla mükafatlandırsın.

Hepinizin mübarek İydü’l Fıtr’ını tebrik ediyorum... Allah, tuttuğunuz oruçları ve yaptığınız ibadetleri kabul etsin, size katından güzel bir ecir ihsan etsin. Şüphesiz Allah, büyük lütuf sahibidir.

Ey değerli kardeşlerim! Bu bayram, Müslümanların durumunun ne dostu sevindirdiği ne de düşmanı çatlattığı bir zamana denk gelmektedir! Zira zorba Trump ve beslemesi Netanyahu, 28 Şubat 2026’dan bu yana İran’a ve Lübnan’a karşı vahşi bir saldırı düzenlemektedir... Tıpkı Gazze ve tüm Filistin’de yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri gibi oralarda da yakıp yıkmakta, bombalamakta, katletmektedirler... Bu saldırganlık devam ederken Trump, saldırıya uğrayanların etrafındaki yöneticilerin bu saldırganlığa karşı herhangi bir etkili eylemde bulunmasını engellemeyi başarmıştır. Bu yöneticiler, olan biteni hareketsiz bir şekilde sadece izlemektedirler! Tarafsızmış gibi davransalar da aslında Trump’a ve Yahudilere daha yakındırlar!

İslam ülkelerindeki yöneticilerin kendi aralarındaki şiddet ve husumetleri giderek şiddetlenmekte, başta Amerika olmak üzere sömürgeci kafirlere olan sadakat ve dostlukları da giderek artmaktadır... Onlar, bu sadakatin kendilerini o eğreti ve çarpık koltuklarında tutacağını sanıyorlar! Oysa bu sadakatin, dünyada kendilerine bir zillet ve küçüklük, ahirette ise elem verici bir azap miras bırakacak büyük bir cürüm olduğunun farkında değiller.

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ  “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124] Amerika’ya olan hizmetleri bittiğinde, Amerika’nın onları bir çekirdek gibi kenara fırlatacağını ya unutuyorlar ya da unutmuş gibi yapıyorlar... Eğer akletselerdi, geçmişte yandaşlarının başına neler geldiğini anlarlardı...

Bu yöneticilerin sömürgeci kâfirlere olan sadakati öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, İslam beldelerinden biri saldırıya uğradığında diğerleri onun yardımına koşmamakta, içlerinden en mutedili ve aklı başında olanı ise, sadece ölüleri ve yaralıları saymakla yetinmektedir! Oysa İslam Ümmeti’nin durumunda aslolan Ümmetin Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadiste buyurduğu gibi olmasıdır: Müslim’in (12/468) Numan b. Beşir’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى  “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamette ve birbirlerine atıfet göstermekte müminlerin misali, bir beden misalidir ki, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateş sarar.” Fakat bu Ümmet; kendisini Allah’ın indirdikleriyle yönetecek, onunla Allah’ın düşmanlarına karşı cihat edecek, onu, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateşin saracağı tek bir vücut haline getirecek olan Hilafetini kaybetmiştir.

Ey Müslümanlar! Şüphesiz izzetiniz, devletiniz olan Raşidi Hilafetin geri dönüşünde saklıdır. Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir, ihlasla ve samimiyetle kendisini İslami hayatı yeniden başlatmaya ve Raşidi Hilafet’i kurmaya adamıştır. O, gerçekten de halkına yalan söylemeyen bir liderdir; O, kokusu tertemiz olan ve bu temizliğe tahammül edemeyenlerin uzak durduğu bir partidir... Biz onun ve onunla birlikte çalışan tüm gençlerin böyle olduğunu düşünüyoruz; onların ciddi, çalışkan, ihlaslı olduklarını, Allah’ın izniyle dünyaya baktıklarından katbekat fazlasıyla ahirete baktıklarını, Allah’ın vaadini ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek için Allah’ın rahmetini umarak gecelerini gündüzlerine kattıklarını biliyoruz. Kuşkusuz bu, Allah’a hiç de zor değildir.

İşte ümmeti kurtaracak, izzetini geri verecek ve düşmanların ona saldırmadan önce bin kez düşünmesini sağlayacak olan şey budur. Bu da ancak Hilafetinin yeniden geri dönmesiyle ve yeryüzünün onun hayrı ve adaletiyle aydınlanmasıyla mümkündür. Hilafet, geçmişte Kayserlerin ve Kisraların kibrini nasıl yerle bir ettiyse, bugün de zorba Trump ve benzeri sömürgeci kâfirlerin kibrini yok edecektir.

Yahudi varlığına gelince; o, dikkate alınmayacak kadar değersizdir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ Yahudiler hakkında söyle buyurmuştur:

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ  “Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Ali İmran 111] Yahudi varlığı, kendi başına ayakta duramaz, çünkü savaş ehli değildir, Aziz ve Kaviyy olan Allah’ın buyurduğu gibi ancak insanların ipi sayesinde ayakta kalabilmektedir:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ  “Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Yahudiler, Allah’ın ipini kesip atmışlardır. Geriye yalnızca Amerika, Avrupa ve Müslüman ülkelerdeki hain ve ajan yöneticilerin ipi kalmıştır. Bu yöneticiler, Yahudilerin acımasız saldırganlığı karşısında parmaklarını bile kıpırdatmamaktadırlar... Eğer o ip olmasaydı, Yahudi varlığının işi çoktan biter ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almış olurdu... Dolayısıyla asıl sorun, bugün İslam beldelerinde kurulu olan devletlerdir. Çünkü bu devletlerin yöneticileri, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan sömürgeci kâfirleri dost edinmişlerdir... İşte Müslümanların musibeti, yöneticileridir; onlar, sömürgeci kâfirleri dost edinmektedirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı dost edinmek, O’nun hükümlerini ikame etmek, O’nun yolunda cihat etmek, Rasûlünü örnek almak, İslam ve Müslümanlar ile izzet bulmak, küfür ve kafirleri zelil kılmak yerine; sömürgeci kâfirlere dost edinmekte, onların emirlerine göre hareket edip yasaklarına göre durmaktadırlar.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ  “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Son olarak ey kardeşlerim; tekrar bayramınızı tebrik ediyor, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bu mübarek ayın oruç ve kıyamını Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i razı edecek şekilde eda etmiş olmanızı diliyorum... Ayrıca Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bu bayramın İslam ve Müslümanlar için hayırlara, bereketlere ve izzete vesile olmasını niyaz ediyorum.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ  “Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

H. 1 Şevval 1447
M. 19 Mart 2026

Kardeşiniz
Ata bin Halil Ebu El-Raşta
Hizb-ut Tahrir Emiri

Devamını oku...

İşgal Altındaki Keşmir'de İhlal Edilen Kutsallıklar: Kurtuluş İçin Muhlis Subaylara Bir Nida

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İşgal Altındaki Keşmir'de İhlal Edilen Kutsallıklar: Kurtuluş İçin Muhlis Subaylara Bir Nida

 

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيّاً وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيراً “Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” [Nisa 75]

23 Şubat 1991'de, çok soğuk bir kış gecesinde, Hint işgal güçleri, özellikle de 4. Rajputana Piyade Taburu, Müslüman kadınların, yani annelerin, kızların, büyükannelerin, genç ve yaşlı kadınların namuslarını sistematik olarak ihlal etmişlerdir. Zira korkak Hindu devlet güçleri, işgal altındaki Keşmir'in Kupwara bölgesindeki Kunan ve Pushpora köylerini kuşatmış ve erkekleri ayırarak onları soğuk bir gecede evlerinden uzak tarlalara götürmüşlerdi. Sonra bu sarhoş işgalci askerler, cezasız bir şekilde evlere baskınlar düzenleyip hamile kadınlar da dahil olmak üzere 13 yaşındaki kızlardan 80'li yaşlarındaki kadınlara kadar kadınlara tecavüz edip erkeklere de işkence etmişlerdir. Bu, Müslümanların kutsallıklarını ihlal eden ve o kadar vahşi bir suçtu ki, sınırın birkaç kilometre ötesinde bulunan orduların derhal harekete geçmesine neden olması gerekirdi ancak onlar harekete geçmemiş ve bu ihanet henüz sona ermemiştir.

O karanlık geceden bu yana otuz beş yıl geçti ama hiçbir şey değişmedi; işte bu yaralar sadece geçmişin izleri değildir; aksine Filistin'den Keşmir'e kadar defalarca tekrarlanan ihanetlerin canlı tanıklarıdır.

Müslümanların onurunun kırmızı çizgi olması gerekirdi ancak ne yazık ki Pakistan'ın Ruveybida yöneticileri ve ordu komutanları Hindu devletine karşı güçlerini seferber etmediler, aksine mevcut jeopolitik durumu korumak için sadece krizi izleyip onu yönetmekle yetindiler. Nitekim meydana gelen bu korkunçluk, sadece kısır diplomatik tartışma noktasına kadar indirgenmiştir. Bu iğrenç suçun ardından Hindu devletiyle olan ilişkileri, utanç verici kayıtlara kazınmış bir ihanet olmuştur.

Kunan ve Pushpora'nın çığlıklarından sadece bir ay sonra ve kurbanlar hala sessiz kalmaları için tehditlere maruz kalırlarken, Pakistan'ın yöneticileri 1990'dan sonra Amerika'nın etkisiyle güven inşa edici önlemlere devam etmişlerdir. Zira 4-7 Nisan 1991 tarihleri arasında Pakistan Dışişleri Bakanı, üst düzey ikili diyaloğu sürdürmek üzere Yeni Delhi'ye gelmiştir. Dolayısıyla 6 Nisan 1991'den bu yana İslamabad liderliği, en üst teslimiyet göstergeleri olarak, Yeni Delhi ile “Askeri Tatbikatlar, Manevralar ve Asker Hareketleri Hakkında Ön Bildirim Anlaşmas”nı imzalamıştır. Oysa Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَجْعَلُوا لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناً مُبِيناً “Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” [Nisa 144]

“Vaa Mutasımah!” Amuriye'de esir tutulan Müslüman bir kadının tek bir çığlığı, Hilafetin başkentini sarsmak için yeterli olmuş ve Halife Mutasım Billah, diplomatik bir heyet göndererek, sınır antlaşması imzalayarak veya ateşkes ilan ederek yanıt vermemiş, aksine Amuriye'nin surlarını yıkmak ve orayı fethetmek için tüm orduyu seferber ederek ve orduya bizzat kendisi komuta ederek cevap vermiştir; zira o, Hilafetin ümmetin kalkanı olduğunu ve tek bir Müslümanın onurunun dünyadaki tüm diplomatik nezaketlerden daha üstün olduğunu anlamıştı.

Ey Pakistan ordusu içindeki muhlis subaylar:Mevcut liderliğinizden önce gelen ve geçici diplomatik çıkarlar ve sömürgeci efendilerinin gülümsemeleri karşılığında Müslümanların onurunu hiçe sayan askeri liderler, merhametsizce derin bir uçuruma atıldılar. Kışlalardaki kuvvetler, tanklar ve uçaklar, Kunan Pushpora'nın çığlıklarına cevap vermek ve işgalci güçleri yerle bir etmek için devasa maddi güce sahiplerdir ancak onlar bu dünyada korkaklık yolunu seçtiler. Onlar şunu bilsinler ki Allah Subhanehu ve Teala'nın huzuruna, göğüslerindeki süslü şeref madalyalarıyla değil, mazlumların ağır çığlıklarının ağırlığı altında kırılmış belleriyle çıkacaklardır.

Ne yazık ki bu ihanet, 1991 yılının karanlık günleriyle sınırlı değildir, aksine devam eden teslimiyetlerin boğucu bir silsilesidir. Müşerref'in yıkıcı tavizlerinden Bajwa'nın kasıtlı teslimiyetine kadar, şehitlerin kanları ve Müslümanların onuruyla ucuz bir para gibi muamele edilmiştir. Nitekim bunlar o zaman da takas edilmişti, şimdi de 2025 yılının Mayıs ayında ateşkes ilan edip tüm Keşmir'i kurtarma fırsatını kaçıran Asim Munir'in liderliği altında gözlerinizin önünde takas edilmektedir.

Ey ümmetin muhlis subayları: Güç sahibi olduğunuz halde korumanız hani nerede? Bizler rahmet kapılarının açıldığı ve müminlerin kalplerinin yumuşadığı mübarek Ramazan ayındayız; peki sizler Rabbinizin huzurunda nasıl duracaksınız? Yapay ulusal sınırların ötesinde, Filistin'den Keşmir'e kadar ümmet kan ağlayıp ordulardan yardım isterken, nasıl sakin bir şekilde teravih namazlarında saf tutup huzur içinde secde edebiliyorsunuz? Sizler, müstahkem kamplarda nimetlerle dolup taşan sofralarda orucunuzu açarken, bu ümmetin anneleri ve kızları ise işgalin acı tadı sayesinde hüznün gözyaşlarıyla oruçlarını açıyorlar! İslam'ın mukaddesatları ihlal edilirken kılıçlarınız kınlarında kalmaya devam ederse, o zaman namazlarınız rahiplik ritüellerinden ibaret olacaktır. Dahası mazlumların çığlıklarının, sizin içi boş kınamalarınıza değil, botlarınızın gümbürtüsüne ve motorlarınızın kükremesine ihtiyacı vardır. Ancak sizler, Aliyy ve Cabbar olanın gazabından daha çok Washington'un yaptırımlarından korkarak yerinizde otuyorsunuz; oysa ümmetin gözyaşları sizin aleyhinize şahitlik etmekte olup sizlere, kardeşlerini ve bacılarını kurtların insafına terk edenlerin Ramazan'ın gerçek huzurunu asla tadamayacaklarını hatırlatmaktadır.

Kunan ve Pushpora suçu münferit bir olay değildir, aksine ulusalcı devletlere bölünmüş ve Allah'ın şeriatından başkasıyla yönetilen bir ümmetin, Arap diktatörlerinin işkence zindanlarından Hint ve Siyonist işgal güçlerinin tecavüz odalarına kadar tekrar tekrar yaşadığı bir trajedidir; bunun ise tek bir temel nedeni vardır ki o da; Hilafetin yokluğudur.

Allah'ın vacip kıldığı nihai çözüm, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin kurulmasıdır; zira sömürgeci ulus devlet mefhumu terk edecek, orduları tek bir sancak altında toplayacak ve mazlumların çığlıklarına teslimiyet antlaşmalarıyla değil, yeryüzünü “Allahu Ekber” haykırışlarıyla sarsacak kurtuluş çığlıklarıyla cevap verecek olan Hilafettir.

Ey muhlis subaylar: Allah Subhanehu ve Teala'dan sizlere, sömürgeci ulusal sınırların ötesini görmeniz için basiret vermesini ve sizleri, Sa'd ibn Muaz Radıyallahu Anh ve bu ümmetin asil Ensarı gibi kılmasını diliyoruz; zira onlar dine yardım ederken Kureyş'in cezalarını veya jeopolitik riskleri hesaba katmadılar, aksine İslam'ın otoritesini tesis etmek için canlarını, kılıçlarını ve hayatlarını feda ettiler; o halde ajan yöneticilerin zincirlerini kırın, bu asrın Ensarları olun ve ümmetin kurtuluşu şerefine dünyanın geçici rütbelerini terk edin. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ “Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” [Tevbe 111]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Abdullah – İşgal Altındaki Keşmir

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER