Perşembe, 09 Ramazan 1447 | 2026/02/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Trump İran'la Savaşma Yönünde Bastırırken, Danışmanları Onu Ekonomiye Odaklanmaya Teşvik Ediyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Trump İran'la Savaşma Yönünde Bastırırken, Danışmanları Onu Ekonomiye Odaklanmaya Teşvik Ediyorlar

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump Cuma günü İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söylerken, Pentagon ise birkaç hafta sürebilecek ve nükleer altyapının yanı sıra güvenlik tesislerinin bombalanmasını da içerebilecek bir operasyon için hazırlık yapıyor... Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi partinin kampanya yetkilileri de Trump'ın ekonomiye odaklanmasını istiyor; nitekim Trump'ın olmadığı toplantıya katılan bir kaynağa göre, geçen hafta bir dizi bakanla yapılan özel brifingde ekonominin kampanyanın en önemli konusu olduğu vurgulandı. (Şarkul Avsat)

Yorum:

Bu olaylar yeni değildir, bilakis senaryo bir kez daha sahneye geri dönüyor; tıpkı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i Irak'a ilhak ettiğinde Amerika'nın Kuveyt'i özgürleştirmek bahanesiyle dünyayı kendi arkasından seferber ettiğinde olduğu gibi; o zaman bu ilhakın ardından yine Cumhuriyetçi partiden olan George H.W. Bush'un başkanlığı döneminde Amerika, demokrasiyi savunmak bahanesiyle çılgına dönmüştü. İşte bugün de Trump'ın liderliğindeki Cumhuriyetçi parti, nükleer silahlar veya diğer konular bahanesiyle İran'a saldırmaya hazırlanıyor.

Buna dayanarak, olayların benzerliğine dikkat çekiyoruz: Amerikan kuvvetleri konuşlandırılıp askeri pozisyonlarını alana kadar beklemek, ardından savunma ve iletişim sistemlerini ihlal etmek için çalışmak. İran liderliği neden geçmiş hatalarından ders almadı ve topraklarını ve halkını savunan samimi liderliğin özü olan, Orta Doğu'ya yaklaşan herhangi bir Amerikan askeri birimini vurmak için çalışmadı? Amerika'nın askeri birliklerini toplamak için haftalar süren zamana ihtiyacı var. Dolayısıyla muhlis bir eylem, düşmanın sana karşı üstünlük sağlamasına izin vermemek ve bir kenarda durup ilk saldırıyı veya ölümcül nakavt vuruşunu beklememektir!

Amerika, İslam beldelerine krizleri, savaşları ve kargaşayı ihraç etmek isteyen sömürgeci bir ülkedir. Batı'yı endişelendiren de işte bu bölgedir.Batı'nın tamamı, İslam'ı ve Müslümanları ortak düşmanları olarak görmektedir ki ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, İslamcı gruplar hakkında yaptığı açıklamada bunu şöyle ifade etmiştir: “Onlar, aktif olarak plan yapıyorlar ve bize saldırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden güvenliğimiz ve emniyetimiz için bir tehdit oluşturuyorlar. Ancak bu İslamcı ideoloji, özünde bizi yönetecek küresel bir Hilafet kurmaya çalışan siyasi bir ideoloji olduğu için özgürlüğümüze doğrudan bir tehdittir.” Batı’nın gerçekliği işte budur; zira dünyanın kırıntıları için bölünürlerken İslam ve Müslümanlara karşı savaşmak için birleşiyorlar.

Trump’ın liderliğindeki Cumhuriyetçi Parti'nin, Amerika'nın ekonomik sorunlarına bir çözümü olmadığı gibi suç oranını düşürme, yoksulluk veya işsizlikle mücadele etme konusunda da acizdir. Dolayısıyla Trump'ın kibir, küstahlık ve askeri güç kullanmak yoluyla ülkeleri soyup soğana çevirmesi, hiçbir ekonomik sorunu çözmeyecek; aksine, yoksulluğu daha da artıracaktır.

İslam'da taifecilik veya mezhepçlik yoktur ve İslam ümmeti, diğer insanların dışında tek bir ümmettir. Ancak Hilafetin yıkılmasından sonra olan şey, Haçlı Batı'nın bu (taifecilik veya mezhepçilik) naralarını ortaya çıkarması ve İslam ümmeti arasında tefrika oluşturmasıdır ki böylece servetlerini ve kaynaklarını ele geçirmesi daha kolay olsun.

İran bir İslam beldesi olup Hizb-ut Tahrir olarak bizler, tüm Müslümanlar için nasihat edicileriz ve Amerika'nın kötülüklerine karşı biz size yeteriz; zira Hilafet kurulup Allah'ın hükmü uygulandığında uçak gemileri, savaş gemileri ve denizaltılar sizin için bir ganimet olacaktır.Tıpkı Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Beni Kaynuka, Beni Nadir, Beni Kureyza ve Hayber Yahudilerine yaptığı gibi; nasıl da onların malları ve silahları Müslümanlar için bir ganimet olmuştu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Suriye'de Ekonomi Politikası: Lüks İhtiyaçlara Odaklanma, Temel İhtiyaçları İhmal Etme!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Suriye'de Ekonomi Politikası: Lüks İhtiyaçlara Odaklanma, Temel İhtiyaçları İhmal Etme!

Haber:

Suriye Haber Kanalı: İdlib vilayetinde iç güvenliği desteklemek amacıyla 100'den fazla yeni araç geldi; bu araçlar, vali Muhammed Abdurrahman ve İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Gassan Bakir'in huzurunda, vilayetteki organize ve gelişmiş güvenliğin varlığını güçlendirmek amacıyla getirilmiştir.

Yorum:

Bu olay, Suriye halkının Suriye hükümeti tarafından maruz kaldığı ihmalkarlığı ve ilgisizliği şikâyet ederek sesini yükselttiği bir dönemde gerçekleşmiştir; zira çadır sakinleri, Beşar'ın düşüşünden sonra ikinci zorlu bir kışla karşı karşıya kalırken çadırları yıkılmış, yatakları suyla dolmuş ve eşyaları darmadağın bir hale gelmiş olup hükümetin ise bu kampları kapatıp sakinlerini daha uygun evlere taşıma konusunda herhangi bir planı bulunmamaktadır. Ayrıca elektrik fiyatlarına ilişkin huzursuzluk da zirveye ulaşmıştır; zira yetkililer birkaç hafta önce fiyatları %800 artırmaya karar verdikten sonra ortalama enerji kullanımı için fatura bedeli iki katına çıkmış ve insanlar fahiş elektrik faturaları karşısında şok olmuştur. Çünkü elektrik faturası bazen bir kişinin maaşının birkaç katına ulaşmaktadır. Buna ek olarak, özellikle Halep şehrinde yaşayan insanlar, sokaklarda sürekli biriken çöplerden şikâyet ediyorlar ve hükümetin bu çöpleri temizlemek için hiçbir çaba göstermediğini söylüyorlar.

Şimdi tüm bunlardan sonra, Suriye hükümetinin iyileştirmeler ve lüks harcamalar için sağa sola para saçtığını, İçişleri Bakanlığı'nın çeşitli illerdeki araç filosunu yenilemek için yüzlerce modern araba ve motosiklet ithal ettiğini, ana meydanları güzelleştirdiğini ve önemli kavşakları süslediğini, çeşitli konferanslar ve festivaller düzenlediğini, dolayısıyla büyük miktarda paraları yanlış yerlere harcadığını ve sakinlerin, aktivistlerin, medya figürlerinin ve nüfuz sahibi kişilerin tekrar tekrar eleştirmelerine ve şikayet etmelerine rağmen hükümetin bu yolda devam etmekte ısrarcı olduğunu görmekteyiz: Buradaki soru şudur: Devletin elindeki para, kamp sakinlerine konut sağlamak, sokakları temizlemek, yolları asfaltlamak gibi ihtiyaçlar ve öncelikler için harcanmalı değil midir? Bu mesele, hükümetin anlayamayacağı kadar zor ve karmaşık mıdır? Yoksa halkı kasıtlı olarak mı yoruyor?

Suriye hükümeti kapitalist bir sistem yerine İslami bir yönetim sistemi uygulamış olsaydı, ekonomi politikasının özünün halkın barınma, gıda ve giyim ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu fark eder ve paraları bunu gerçekleştirmek için kullandığı gibi kaynakları ve servetleri yerel güçler ve kendi uzmanlıklarıyla yönetebilir, böylece insanların yeterliliğine katkıda bulunabilirdi. Ayrıca bölgesel ve uluslararası şirketleri ülkeye getirip işletme ve denetim karşılığında onlara kâr payı vermek yerine tarım arazilerini İslam'ın hükümlerine göre yönetebilir, insanların ölü arazileri canlandırmasına ve bu arazilere yatırım yapmasına izin verebilir ve çiftçilere en yüksek üretim kapasitesine ulaşmalarına yardımcı olacak gerekli araçları da sağlayabilirdi. İşte tüm bunlar, ekonomik krizin ortadan kaldırılmasına ve halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesine yol açacaktır. Bu yüzden tüm krizlerimizin çözümü sadece İslam olup bunu fark etmedikçe, çöküş, geri kalmışlık ve yoksulluk bataklığında saplanıp kalmaya devam edeceğiz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Sa’d

Devamını oku...

Erdoğan'ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyaretinin Anlamı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Erdoğan'ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyaretinin Anlamı

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

 

Erdoğan'ın mevkidaşları bin Selman ve Sisi'yi ziyaretinde dikkate alınması gereken ilk husus, bu liderlerin büyük güçlerle, özellikle de dünyanın önde gelen gücüyle olan bağlarını ve bu koşullarda onlardan ne istediğini anlamaktır; çünkü uluslararası durumu kontrol eden ve diğer ülkelerin gidişatına ve onların birbirleriyle olan ilişkilerine etki eden büyük güçlerdir.
Bu ziyaret ve sonuçları ile daha önceki eylemleri, Erdoğan, bin Selman ve Sisi'nin dünyanın önde gelen ülkesi Amerika ile bağlantılı olduklarını ve Amerika'nın bu koşullarda onlardan belirli bir şey istediğini teyit etmektedir.

Erdoğan'ın bin Selman ile yaptığı görüşmede, bölgedeki tüm konularda Amerikan planlarına uygun olarak bir uzlaşmaya vardıklarını ve Trump'ın Gazze'deki ateşkes planını desteklediklerini açıkladılar. Daha önce de Sisi ve benzerleriyle birlikte, “savaşın kapsamını genişletmemek” bahanesiyle, yani Yahudi varlığının öldürmesine ve yok etmesine engel olmamak ve müdahale etmemek için, Amerika'nın emirleri doğrultusunda Gazze halkını yüzüstü bırakmaları nedeniyle halklarının önünde utançtan kurtulmak amacıyla bu planı çıkarması için Trump’a yalvarmışlardı. Nitekim Trump'ın kurduğu ve başkanlığını yaptığı Gazze yönetimi için Barış Kuruluna katılarak Trump’a olan bağlılıklarını teyit ettiler.

Nitekim asrın Firavunu onları küçümsemiş ve onlar da ona itaat etmişlerdir; bu da Trump’ı daha da ileri gitmeye ve diğer büyük ülkelerin veto hakkı olan ve Amerikan projelerinin onaylanmasını etkileyip engelleyebilen Güvenlik Konseyi yerine, ülkesinin yararına dünyanın tüm sorunlarını çözecek küresel bir kurul istediğini ilan etmesine teşvik etmiştir.

Benzer şekilde Erdoğan Sisi ile yaptığı görüşmede, başta Amerikan planına göre Gazze meselesi olmak üzere tüm konularda kendisiyle aynı fikirde olduğunu vurgulamış olup kapsamlı bir stratejik ortaklığa ulaşmak için ilişkileri güçlendirme konusunda anlaşmışlardır.

Her iki ziyarette de, insanlara fayda sağlayacak bir iş birliği görünümü vermek için geniş kapsamlı ekonomik anlaşmalar imzalanmıştır; bu anlaşmalarla insanların ekonomik durumunun iyileşeceğini vaat ederek kandırıldılar ve bunun arkasındaki gerçek siyasi hedefleri gizlediler.

Bu görüşmelerin atmosferine ve görüşmenin taraflarının bu koşullarda tüm siyasi alanlardaki uzlaşmalarına vakıf olur ve onların bağlantılarını, hain tutumlarını ve Gazze meselesine odaklandıklarını bilirsek bunun, özellikle uygulamanın ikinci aşamasına girdikten sonra, Trump'ın Gazze'den çekilme gibi planlarının uygulanmasında gecikmeye neden olan ve hâlâ saldırganlığını sürdüren, bazen bir günde onlarca insanı öldüren, evleri yıkmaya ve halkını yerinden etmeye devam, yardım girişlerini ve insanların ayrılıp geri dönmemeleri için kapıların açılmasını          manipüle eden ve Trump yönetimi altında Türkiye'nin Gazze'de rol almasını istemeyen Yahudi varlığına yönelik Amerikan baskılarıyla ilgili olduğunu görürüz. İran konusuna gelince; Amerika, kendi yörüngesinde döndüğünü bildiği halde İran’a rejimi devirecek şekilde ezici bir darbe indirilmesini istiyor; ama Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan buna karşı çıkıyor ve İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmanın yapılmasını destekliyorlar; böylece (5+1) anlaşması olarak bilinen 2015 anlaşması düşecek, Amerika tek başına kontrolü ele geçirecek ve diğer beş taraf da devre dışı kalacak ve anlaşma (-5+1)’e dönüşecektir; bunu da Trump, şımarık Yahudi varlığına, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi Amerika için önemli olan ve Yahudi varlığının rolünden daha az önemli olmayan ama daha yumuşak bir üslupla rollerini yerine getiren başka ülkelerin de olduğuna dair bir mesaj vermek için yapıyor.

Böylece Erdoğan'ın ziyaretlerinin ve bin Selman ve Sisi ile uzlaşı içinde olmasının arkasında Amerika'nın olduğu ortaya çıkıyor; oysa dün Erdoğan, Mursi'ye karşı darbe girişiminden ve Suudi gazeteci Kaşıkçı'nın öldürülmesinden sonra açıkladığı gibi, Sisi ve bin Selman’ın düşmanı gibi görünüyordu ve onlarla görüşmesinin imkansız olduğunu söylemişti.
Buna rağmen harekete geçerek bu ikisiyle uzlaşmak için acele etmiş ve her zamanki gibi kendisine güvenenleri yüzüstü bırakarak Müslüman Kardeşler ve Kaşıkçı davasını satmıştır.

Yahudi varlığının Mısır ile olan ilişkisini riske atması imkansızdır. Bu yüzden Yahudi varlığı, Mısır'ı savaştan uzak tutan ve güney cephesini kendisi için güvenli bir tampon bölge olarak koruyan Camp David Anlaşmasına bağlı kalmaya devam etmesi için onunla ilişkilerin iyi olmasına özen göstermektedir ki Gazze savaşı bunu kanıtlamıştır; çünkü Mısır rejimi, iki yıl boyunca soykırıma maruz kalan Gazze halkına yardım etmek için harekete geçmemiş, aksine Mısır halkının kardeşlerine yardım etmek için herhangi bir eylemde bulunmasını da engellemiştir.

Aynı şekilde Yahudi varlığı, Suudi Arabistan ile normalleşme konusunda da istekli olup onun Gazze'deki soykırım uygulamalarına karşı pasif tavrından dolayı da memnundur; zira özellikle Filistin'e yakın olanlar olmak üzere İslam beldelerindeki mevcut tüm rejimler gibi Suudi Arabistan da Amerikan emirlerine uymaktadır.

Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin özellikle Gazze meselesi olmak üzere her konuda ilişkileri güçlendirme ve uzlaşma konusundaki ısrarları ve Trump'ın planını uygulama konusundaki isteklilikleri, Yahudi varlığını utandırmakta, onu bu planı uygulamaya zorlamakta ve sanki Amerika'ya baskılar uyguluyormuş gibi Yahudi varlığının Amerika üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Trump, 8 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray'da Netanyahu'nun önünde Erdoğan'a olan güvenini ve sevgisini şöyle diyerek ifade etmişti: “Erdoğan ile çok iyi bir ilişkim var. Onu seviyorum, o da beni seviyor. Onunla sorunlarınız varsa, bunları onunla çözmeli ve ona karşı mantıklı davranmalısınız.” Böylece Trump, Erdoğan'ın Son 14 yıl boyunca birçok ülkede, özellikle Suriye'de yaptığı gibi Amerika'nın hesabına başkalarını aldatma yeteneklerine olan güvenini dile getirmiştir. Zira Erdoğan'ın yaptığı şey, Trump ve elçisi Barrack'ın da söylediği gibi, Amerika için büyük bir başarı olarak kabul edilmektedir.Çünkü Erdoğan, simsar rolünü oynamış, Colani'yi düşük bir fiyata satın almış ve onu Amerika'nın ajanı yapmıştır; Colani de Suriye'de İslam'ın yeniden yönetime gelmesini reddetmiş ve onun kurulması için çağrıda bulunanlarla savaşmaya başlamış ve onları 10 yıla kadar varan hapis cezalarına çarptırmıştır. Dahası Colani, Yahudi varlığıyla barış ve normalleşme istediğini, onunla savaşmak istemediğini açıklamış ve bunu da kanıtlamıştır; zira Yahudi varlığının birçok saldırılarına ve güney Suriye'yi işgaline bir kez bile karşılık vermemiş, aksine orada Yahudi varlığıyla ortak bir güvenlik hücresi kurmuş ve bu yönde hızlı adımlar atmaya başlamıştır. Ayrıca İslam'la savaşmak için ABD liderliğindeki uluslararası koalisyona katılmıştır.

Böylece İslam'ı uygulamak, Golan Tepeleri ve Filistin'i kurtarmak için cihat ilan etmek ve Beşar Esad başkanlığındaki önceki rejimin temsil ettiği Amerikan nüfuzunu ortadan kaldırmak amacıyla başlatılan Suriye devriminin hedeflerini şu ana kadar engellemiştir. Dolayısıyla Amerika için Esad’dan daha iyi biri getirilmiştir; çünkü Colani de akıl hocaları Erdoğan ve Fidan gibi dindar gibi görünerek insanları aldatabilmektedir.

Müslüman ülkeleri arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin olumlu karşılanması ve desteklenmesi gerektiği söylenemez, çünkü bu mesele kötü niyetli amaçlara hizmet etmekte ve masum değildir. Bu, Amerika'nın bölgedeki nüfuzunu ve projelerinin uygulanmasını desteklemekte, bu ülkeler arasındaki ayrılığı ve kâfirlere sadık yozlaşmış rejimlerin ve yöneticilerin devamını pekiştirmektedir. İslam'ın talep ettiği şey, Amerika ile bağları koparmak ve Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, bu ülkeleri ve diğer İslam ülkelerini İslam'ı uygulayan, işgal altındaki ülkeleri kurtarmak için cihat ilan eden, ezilen Müslümanları kurtaran, ülkeleri ilerleten ve zenginliklerini Amerika'ya vermek yerine halkları arasında dağıtan tek bir devlet altında birleştirmektir.

Kaynak: El-Raye Gazetesi -586. Sayı - 11/02/2026

 

Devamını oku...

Yıpratma Savaşı: Amerika'nın İstediği De Budur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yıpratma Savaşı: Amerika'nın İstediği De Budur

Haber:

Ukrayna, 11-15 Şubat tarihleri arasında Rusya'dan 201 kilometrekarelik bir alanı geri almayı başardı. (El Cezire)

Yorum:

Rusya'nın uzlaşmaz tavrı ve Ukrayna'nın çıkarlarını garanti altına almayan bir müzakere sonucundan duyduğu endişe nedeniyle Ukrayna güçlerinin müzakere ve askeri düzeylerde ilerleme kaydetmekte bocalamasının gölgesinde, bu tırmanış cephe hatlarında onlarca kilometrekarelik toprağın geri alınmasına yol açmıştır.

Belki de bunun nedeni Rusların inatçılığı ve savaş hatlarında uyguladığı baskı, müzakerelerde katı olmasıyla birlikte açık bir kapı bırakması ve istenmeyen sonuçlar doğabileceğini hesap ederek kapıyı kapatmamasıdır.

Tüm bunlardan dolayı ABD, Ukrayna bölgelerinin kendi boyutları içinde kalmaya devam etmesi için Rusya'nın Ukrayna topraklarını kolayca ele geçirmesi konusunda acele etmemesi gerektiğini düşünmektedir; zira Elon Musk, Ukrayna'nın lehine cephedeki iletişimleri kesintiye uğratmış veya devre dışı bırakmış, bu da savaşın vurkaç şeklinde devam etmesi için savaş hatlarında kaos ve kargaşa durumu yaratmış ve bunu da müzakere masasında tavrının serleşmesine katkıda bulunabilecek şekilde Rusya'nın toprakları kolayca yutmaması için yapmıştır.

Böylece savaş, her iki taraf da yorgun düşene ve Ukrayna'nın başına gelen yıkıma kayıtsız kalarak Amerika'nın kendi çıkarlarını gerçekleştirinceye kadar devam edecektir; zira Amerika, sadece kendi çıkarları için yıkım ve tahribattan faydalanmaktadır; evet, işte bu, hiçbir utanç veya mahcubiyet duymadan dünyaya pazarladıkları Epstein medeniyetidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Et-Tamîzî

Devamını oku...

Pakistan Yöneticileri Ramazan Ayını Gazze'ye Yönelik Eşi Benzeri Görülmemiş Bir İhanetle Karşılıyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pakistan Yöneticileri Ramazan Ayını Gazze'ye Yönelik Eşi Benzeri Görülmemiş Bir İhanetle Karşılıyorlar

Haber:

İslam ümmeti Ramazan'ı, oruç ve salih amellerle karşılarken, yöneticileri ise kibirli Trump'ın emirlerini uygulamak için Gazze'yi yüzüstü bırakmaya ve ona ihanet etmeye devam ediyorlar. Zira Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Gazze'nin katili Netanyahu'nun başkanlığında Yahudi varlığının da katıldığı sözde “Barış Kurulu'nun” ilk toplantısına katıldı.

Yorum:

Sözde “Barış Kurulu” hakikatinde bir savaş ve Amerikan sömürgeci kuruludur. Zira kurul, Amerika'nın müttefik ve tabi devletlerin güçlerini ve kaynaklarını kullanarak Amerikan hegemonyasını dayatmak için başlattığı yeni bir girişimdir.

Trump'ın kurulu, Gazze'yi işgal etmeyi ve vahşi Yahudi varlığına kalıcı bir güvenlik duygusu vermeyi hedeflemektedir ki bu, soykırım işledikten sonra bile başaramadığı bir şeydir.

Ey Müslümanlar: Sözde ateşkes anlaşmasından bu yana binlerce Gazze halkını şehit edip yaralandıktan sonra Trump'ın kurulu Gazze halkını korumak için ne gibi adımlar attı Allah aşkına?!

Siz ve ordularınızın, Allah'tan ve sizlerden hiç utanmadan gece gündüz zalimlere bağlılıklarını ilan eden bu yöneticileri devirmeniz ve ordularınızı Allah yolunda cihat etmek için seferber ederek Mescid-i Aksa'yı ve mübarek Filistin topraklarının tamamını kurtaracak olan Raşid bir Halifeye biat etmeniz gerekir.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيداً Sana ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağutu inkar etmeleri emrolunduğu halde, Tağuta muhakeme olunmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” [Nisa 60]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selçuk – Pakistan

Devamını oku...

Husi Yetkililer Yine Bir Hizb-ut Tahrir Gencini Gözaltına Aldı!

Husilere bağlı emniyet birimleri, 22 Ocak 2026 (3 Şaban 1447) Perşembe günü, Hizb-ut Tahrir genci Abdülvahab Sultan Zayid el-Baruşî’yi, Umran vilayetindeki bir camide öğle namazını kıldığı sırada gözaltına aldılar. Genç bu bildirinin yazıldığı ana kadar hala gözaltında tutulmaktaydı. Gözaltına alınmasının sebebi ise, bir kişiye cumhuriyet rejiminin Müslümanların işlerini gözetmeye uygun olmadığını, zira bu sisteminin, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan ve laikliğin beşiği olan Fransa Cumhuriyeti’nin bir taklidi olduğunu, İslam’daki yönetim şeklinin cumhuriyet veya krallık olmadığını, bilakis egemenliğin Allah’ın şeriatında olduğu, içeride İslam’ı tatbik eden ve dışarıya da onu bir mesaj olarak taşıyan Hilafet olduğunu anlatmasıdır.

Batı menşeli ve kaynağı beşerî yasalar olan laik cumhuriyet rejimiyle hükmeden Husi yetkilileri, bu tartışmadan duydukları rahatsızlığı gizleyemeyerek genci takibe almışlardır. Nihayetinde camide namaz kılan bir genci pusuya düşürüp, onlarca asker ve araçla üzerine çökerek onu gözaltına alma küstahlığı göstermişlerdir!

Söylediği bu hak sözle Abdülvahab, Husilerin gözünde adeta şehitlerin efendisi Hamza bin Abdulmuttalib gibi devleşmiştir. Ona verecek hiçbir cevapları olmayan Husiler; Hilafet’e ve İslami yönetime davet edilmekten rahatsız olmuşlar, tıpkı İslam beldelerindeki diğer tüm zalim yöneticiler gibi bu davete cevap vermekten aciz kalıp sadece terör ve hapishane silahına başvurmuşlardır.

Husiler, Hizb-ut Tahrir gençlerini çok iyi tanırlar. Partinin, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurmak için yürüttüğü değişim metodunu da çok iyi bilirler. Rejimlerin zorbalığını ifşa eden, İslam’ın yönetim sistemi Hilafet’ten sapıp Batı’yı kıblesi, cumhuriyet ve benzerlerini de yönetim sistemi edinen bu rejimlerin ayıbını ve batıllığını ortaya çıkaran aydın fikir taşıyıcılarına cevap verememek, en çok korktukları şeydir. Zira fikrin onlar üzerindeki etkisi kurşun yarasından daha şiddetlidir. Bu yüzden Hizb-ut Tahrir gençlerine karşı gözaltına yöntemine başvurmaktadırlar!

Husi yetkililerine diyoruz ki: İslam beldelerini İslam ile hükmedecek ve tüm dünyaya hayrı yayacak olan Hilafet Devletinin gölgesinde birleştirmeye çağıran Hizb-ut Tahrir gençlerinin karşısında duran sadece siz değilsiniz. Sizden önce Yahudi varlığı da aynısını yapmıştır. Filistin’de Hizb-ut Tahrir gençleri hâlen onların zindanlarındadır. Aynı şekilde Abbas Yönetimi, Ürdün yöneticileri, Suriye’nin Colani’si ve yeryüzünün dört bir yanındaki tüm zalim yöneticiler de aynısını yapmaktadır. Hizb-ut Tahrir gençlerinin hem onların hem de sizin zindanlarınızda olmasını neyle açıklayacağız?! Rejimleriniz mi benzeşti yoksa kalpleriniz mi benzeşti bilemiyoruz?! Hiç şüphesiz rejimler, ortaya çıkış itibarıyla birbirine benzemektedir. Zira hepsi dini hayattan ayırma akidesinden fışkırmış ve kapitalist ideolojinin rahminden doğmuştur. Kur’anî Yürüyüş adı altındaki yaldızlı sloganlar ve isimlendirmeler sizi kurtaramayacaktır. Kur’an ve Sünneti hakem kılmak yerine Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk tağutunu hakem kılmakta, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran gençleri hapse atmaktasınız!

İçinizdeki akıl sahiplerine Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu kavliyle sesleniyoruz:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24] Allah’ın şeriatının hakem kılmak ve küfür kanunlarını reddetmek için yapılan bu davet hem size hem de İslam Ümmetine hayat verecek, insanlığı kapitalizmin zulmünden ve karanlığından kurtaracaktır. Fani dünyanın makamları ve gücü sakın sizi aldatmasın. Kibir sizi günaha sürüklemesin, yoksa dünyada rezil rüsva olur, ahirette ise elim bir azaba çarptırılırsınız.

Güvenlik teşkilatındaki görevlilere mesajımız ise şudur: Allah’tan korkun ve Hizb-ut Tahrir gençlerine savaş açan kişilerin zulüm aracı olmayın. Bu gençler, kafir Batı’nın medya merkezlerinin lanse ettiği gibi değildirler. Şunu bilin ki, bugün sizi zulümde kullananları, yarın Allah başınıza musallat edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ  “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” [Hud 113] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَعَانَ ظَالِماً سَلَّطَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ“Kim bir zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.”

Hizb-ut Tahrir gençleri ise kendilerini İslam’ın emin bekçileri olmaya adamışlardır. Onlar, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar; zalimlerin zindanları onları durduramaz, tutuklamalar onları yıldıramaz. Ne Netanyahu ne Abbas ne Colani ne Suud hanedanı ne siz ne de diğer yöneticiler, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurma yolundaki yürüyüşümüzü asla durduramayacaktır. Hilafet, İslam Ümmeti’nin ölüm kalım meselesidir, Allah’ın vaadi ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir. O halde nerede durduğunuza bir bakın; Hilafet’in ve onu kurmaya çağıranların safında mısınız, yoksa terörist damgası yemekten korkarak Batı’yı dost edinmeye koşanların ve kapitalizmin mihrabında yerlere kapananların safında mı?!

فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ“İşte kalplerinde bir hastalık bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.” [Maide 51-52]

Yemen halkını da İslam Devleti Hilafet’i ikame etmek, kapitalizme ve onun zulmüne son vermek için Hizb-ut Tahrir’e yardım etmeye ve bu büyük hayırda öncü olmaya davet ediyoruz.

Devamını oku...

Beşerî Kanunların Meşrulaştırılması ve İslamileştirilmesi Sadece Daha Fazla Bedbahtlık ve Perişanlık Getirecektir, Şam Halkı İçin İslam Devleti’ni Kurmak ve Hükümlerini Uygulamaktan Başka Köklü Bir Kurtuluş Yoktur

Suriye sahası son zamanlarda, özellikle devrimin ana omurgasını oluşturan kitleler arasında, kasıtlı ötekileştirme ve riayet (hizmet) eksikliği nedeniyle dikkat çekici bir gerginlik ve öfke patlamasına sahne olmaktadır. Bu durum, sel felaketlerinin çadırlarını söküp attığı ve kışın dondurucu şartlarında açıkta bıraktığı muhacir halkımızın bitmek bilmeyen çilelerinden, fahiş fiyatlara ulaşan elektrik krizine; onurlarına yakışır bir hayat sürmeleri için hakları teslim edilmeyen ve diğer kesimlere kıyasla düşük maaşlara mahkûm edilen fedakâr öğretmenlerin grevlerine kadar bir dizi kronik krizin fitilini ateşlemiştir. Devrik rejimin devrilmesinden sonra hayatın iyileşeceği umuduyla yıllarca sabreden halkın alım gücü iyi tükenmiştir. Ayrıca bir yanda “seçici adalet” anlayışıyla şebbiha ve suçlular affedilirken; diğer yanda dava taşıyıcıları, fikir suçluları ve ihlaslı devrimcilerin yıllardır zindanlarda çürütülmesi infiali daha da artırmıştır. Tüm bunları nedeni; başta Amerika olmak üzere dış güçlerin devletin laikleştirilmesi, “terörle mücadele” adı altında İslami ruhun tasfiye edilmesi ve Yahudi varlığıyla normalleşme adımlarının atılması yönündeki taleplerine boyun eğilmesidir.

Halkın maruz kaldığı bu devasa zorluklar, sadece devletin insanların işlerini gütmedeki (riayet) kusurundan veya yiyecek, giyecek, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel hayat gereksinimlerinin karşılanmamasından kaynaklanmamaktadır. Aksine bu kronik krizler, İslam’ın ve onun çözümlerinin hayat sahasında uygulanmamasının doğal bir sonucudur. Zira devrimin sabitelerine (değişmez ilkelerine), hedeflerine ve sloganlarına darbe vurulmuş; İslam yönetimden, hayattan ve devletten uzaklaştırılmış, insanlara sefalet, yoksulluk ve mutsuzluktan başka bir şey getirmeyen laik beşerî bir anayasa uygulanmaya başlanmıştır.

Geçtiğimiz günlerde, Suriye Adalet Bakanı Müzher el-Veys’in medeni kanunların şeriatla çelişmediği yönündeki sözleri halkı hayretler içinde bırakmıştır. El Veysi, “Dini değerlerle hukuki değerler arasında çelişki olduğu yönünde yanlış anlayışlar var, bunların hepsi hakikattir” diyerek, beşerî anayasa ve kanunlara meşru bir kılıf kazandırmaya çalışmıştır. Bakan, Suriye anayasa bildirisinde yer alan “İslam fıkhı yasamanın temel kaynağıdır” ifadesinin, Suriye’deki anayasa ve kanun hükümlerinin İslam Şeriatına uygun olduğuna delil saymıştır. Ancak “temel kaynak” ifadesinin, İslami olmayan (Doğu ve Batı menşeli) diğer kaynakların varlığını reddetmediği gerçeğini göz ardı etmiştir.

Yine bakanın “hükümler zaman ve mekânın değişmesiyle değişir” sözü de İslam’ın vakıayı değiştirip şer’i hükme uydurmak için geldiği gerçeğini unutturma çabasından başka bir şey değildir. Bakan İslam’ın, vakıayı tedavi etmek ve onu şer’i hükme uygun hale getirmek için geldiğini; ahkâmı vakıaya uydurmak veya düşmanlarımızın emirlerine boyun eğen, değişimden kaçan korkakların heva ve heveslerine göre hükmü değiştirmek için gelmediğini unutmuştur!

Beşerî kanunlara şer’î bir kılıf giydirilmesi, mahkemelerin eski rejim dönemindeki sistemle işlemeye devam etmesi; Şeriatın sadece ahval-i şahsiye (evlilik, boşanma, miras) ile sınırlandırılması; yönetim, devlet, iç ve dış siyasetin ise İslam’ın hüküm ve nizamından uzak tutulması en büyük tehlikelerden biridir.

Asıl olan, İslami Akide’nin anayasa ve kanunların yegâne kaynağı olması ve tüm çözümlerin detaylı şer’î delillerden istinbat edilmesidir. Adalet ancak böyle tesis edilebilir; devlet ancak o zaman vergi toplayan bir devlet olmaktan çıkıp halkının işlerini güden bir devlet haline gelebilir.

Chevron gibi Amerikan şirketlerine ve diğer yabancı sermayeye peşkeş çekilen petrol, gaz ve madenler gibi kamu mülkiyeti kapsamındaki zenginlikler, halkın refahını sağlayacak şekilde devlet tarafından bizzat yönetilmelidir. Sömürgeci şirketlere verilen imtiyazlar, yağma ve bağımlılık krizini daha da derinleştirmektedir.

Biz İslam ve onun hayat nizamı yok sayıldığı sürece zulüm baki kalacağına inanıyoruz. Şam halkı için tek köklü ve şer’î kurtuluş, İslam Devleti’ni kurmaktır. Bu devlet insanlara izzetlerini, güvenliklerini, haklarını geri verecek, kaynaklarının gelirlerinin kendileri için harcanmasını sağlayacaktır. Bu devlet, sadece can güvenliğini değil, dünyevi ve uhrevi saadeti de teminat altına alacaktır. İnsanlar böyle bir devlette İslam’ın himayesi altında adaletle yaşayacak, bugün uğrunda mücadele ettikleri haklı talepleri de ancak o zaman gerçekleşecektir. Allah’tan, Peygamber Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dönüşünü müjdelediği, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet’in yakın olmasını niyaz ediyoruz.

O halde İslam ile izzet bulmak isteyen her ihlaslı kişi kollarını sıvayıp dinine yardım etmek ve Şeriatı hâkim kılmak için çalışmalıdır. Zira Allah’ın, dinini değiştirmeyen mümin kullarına yardım edeceğine ve onları yeryüzünde hâkim kılacağına dair vaadi Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Çünkü Subhânehu ve Teâlâ muhkem Kitabında şöyle buyurmaktadır:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Devamını oku...

Nijerya ve Küresel Çatışma

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Nijerya ve Küresel Çatışma

Haber:

Afrika'da türünün en büyük projesi olarak kabul edilen Trans-Sahra Doğalgaz Boru Hattı Projesi, Ramazan ayının ardından hemen çalışma aşamasına girecek ve Cezayirli Sonatrach şirketi, Nijerya topraklarından geçecek boru hattının döşenmesi için ilk çalışmaları üstlenecek olup üç ülke arasındaki bağlantıyı tamamlamak için kalan mesafe tam olarak 1.800 km'dir ve bu mesafenin çoğu Nijer'de bulunmaktadır. (El Cezire Net)

Yorum:

Nijerya'dan Avrupa'ya doğal gaz taşımak amacıyla inşa edilen bu boru hattı, 4.000 km'den fazla bir uzunluğa sahip olup Cezayir kıyıları üzerinden Avrupa pazarlarına yılda yaklaşık 20 ila 30 milyar metreküp Nijerya gazı taşımayı hedefliyor; on yıllık gecikme ve teknik ve mali zorlukların ardından bu duyuru, enerji sektöründe stratejik işbirliğini güçlendirmek ve Avrupa'ya enerji tedariki alanında Sahel ve Kuzey Afrika ülkeleri arasındaki bağları derinleştirmek için Cezayir, Nijerya ve Nijer liderleri arasında yapılan bir toplantının ardından gelmiştir.

Bu projenin önemi, Afrika'nın en büyük enerji altyapı projelerinden biri olarak kabul edilmesinde yatmaktadır; zira proje, Nijerya'yı Avrupa için önemli bir gaz kaynağı haline getirecek ve Rusya veya Orta Doğu gazına bir alternatif olacaktır. Ancak Rusya'dan Almanya'ya gaz taşıyan Stream 1 ve Stream 2 boru hatlarında yaşananları bildiğimizden dolayı bu proje birçok engelle karşı karşıya kalabilir.

Silahlı grupların saldırıları ve güvenlik durumunun giderek kötüleşmesi nedeniyle Nijerya'da halihazırda var olan gerginlikten bahsetmiyorum bile. ABD, Hıristiyan sivilleri korumak ve aşırılıkla mücadele etmek bahanesiyle askeri müdahale tehdidinde bulunmuş ve bu ülkedeki askeri varlığını genişletmiştir. Ne yazık ki böylesine büyük bir proje, Büyük Sahel bölgesi, yani Nijerya ve Nijer'de güvenlik olarak istikrarı gerektiriyorancak durum tam tersidir; zira güvenlik alanında bir bozulma, onların tanımlamalarına göre aşırılıkçı grupların varlığı ve en önemlisi de Nijerya'ya müdahale etmesine izin veren ABD olmak üzere yabancı müdahaleler söz konusudur. Nitekim bu müdahale, özellikle insan hakları argümanının dünya çapında yaptıkları ve Jeffrey Epstein sızıntıları nedeniyle çökmesinden sonra sırf insan hakları meselesi olmaktan çok daha geniş yönlere sahiptir.

Bu müdahaleyle ortaya çıkan şey, Amerika'nın kendi kontrolü altında olmadan enerjinin Avrupa'ya ulaşmaması gerektiği konusundaki endişesi olup enerjinin Avrupa'ya ulaşmasına da hiç izin vermeyebilir. Bugün Nijerya'daki askeri varlığı, Nijerya hükümetini kökten değiştirebilir ve bu da projenin engellenmesine yardımcı olabilir; elbette ABD'nin Nijer veya Cezayir'de ciddi krizler yaratarak bu ülkelerdeki projeleri devre dışı bırakmasını engelleyebilecek hiçbir şey yoktur.

Bu proje Afrika kıtası için büyük bir ekonomik ve ticari fırsat olsa da, ancak aynı zamanda Amerika'ya yönelik de bir meydan okuma ve Avrupa'nın, sert bir kışın yaklaşması ve boğucu bir ekonomik krizin yaşanmasıyla birlikte, enerji alanında da olsa Amerika'nın pençesinden kurtulmaya yönelik bir girişimini teşkil etmektedir.

Küresel enerji haritasındaki hızlı dönüşümlerin gölgesinde, Sahra doğal gaz boru hattı projesi sadece geçici bir ekonomik proje değil, aksine jeopolitik çıkarların uluslararası pazarların ihtiyaçlarıyla kesiştiği yeni bir aşamanın başlığı gibi görünmektedir; ancak ABD'nin hegemonyası bu projeyi, gerçekleşmesi imkânsız olan bir hayale dönüştürebilir.

Bu nedenle bu doğal gaz boru hattı üzerindeki savaş, sadece yatırım ve finansman konusunda değil, aynı zamanda egemenlik ve karar verme bağımsızlığı konusunda da bir savaştır. Dolayısıyla bu savaşın sonucu Afrika'nın gelecekteki küresel düzende, değişimler masasında enerji denkleminin aktif bir ortağı olarak mı, yoksa büyük güçlerin çekiştiği bir çatışma alanı olarak mı yer alacağını belirleyecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER