El-Vai Dergisi Sayı 481 Öne Çıkanlar
- Kategori Video
- |
Haber-Yorum
Ruveybida’dan Hiçbir Hayır Beklenemez
Haber:
NATO Zirvesi kapsamında gösteri uçuşu gerçekleştirilecek. Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı Türk Yıldızları ekibi yarın, Türk Hava Kuvvetleri’nin profesyonelliğini yansıtan ve NATO heyetleri ile üye ülke liderleri nezdinde yeteneklerini sergileyecek olan gösteriye katılmak üzere, başkent Ankara semalarında son provasını gerçekleştiriyor. (TRT Arabi)
Yorum:
İşlevsel rejimler, hava kuvvetlerinin profesyonelliğiyle övünmekte ve sömürgeci Haçlı NATO ittifakı içindeki efendilerini razı etmek için Ankara semalarında askeri maharetlerini sergilemektedir; sanki bu kuvvetler, İslam ümmeti için bir kalkan olmak yerine, Batı’nın çıkarlarını korumak ya da gösteriş amaçlı bir araç olarak kurulmuş gibi!
Allah aşkına bize cevap versinler: Kışlalarda çürümeye terk edilen ve şerî farzını yerine getirmekten alıkonulan profesyonel hava kuvvetlerini bu ümmet ne yapsın?! Ayakları kelepçelenmiş ve ihlal edilen namuslara ve dökülen kanlara yardım etmeye karşı harekete geçemez hale gelmiş ordularla ümmet ne yapsın?! İzzetli Gazze’de ve yaralı Şam’da bir yaslı kadının çığlığı, bir yetimin inlemesi ya da bir dul kadının imdat çağrısı için harekete geçmedikten sonra bu devasa tersanelerin ve jet uçaklarının ne değeri var ki?!
Bu, insanı utançtan yerin dibine sokan bir çelişkidir; zira Türkiye rejiminin, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık besleyen bir askeri ittifakın lehine askeri ve lojistik enerjisini seferber ettiği bir zamanda, Gazze yıllardır acımasız bir soykırım savaşının ağırlığı altında kalıp oradaki Müslümanların kanı hiç durmadan şelaleler gibi akmakta, ümmetin şah damarları kesilmekte ve onun kutsallarının onuru ayaklar altına alınmaktadır; buna rağmen bu cüce yöneticilerin hiçbirinde, Mutasım'ın hamiyetini ya da Selahaddin'in gayreti göremiyoruz; aksine sömürgecinin satranç tahtasında istediği gibi hareket ettirdiği siyasi putlar ve aşağılanmış piyonlar görüyoruz!
Ey Müslümanlar: Bugün geldiğimiz bu zillet ve aşağılanma, yerinden edilme ve yıkım durumunun sebebi, kafir Batı’nın nüfuzu için sadık bekçileri rolüne razı olan bu ajan yöneticilerdir; zira onlar ordularımızı, Amerika ve müttefiklerinin yeşil ışığının rehinesi haline getirmişler ve ümmetin servetlerini düşmanlarına hizmet etmek için harcamışlardır.
Ümmetin gücünü kelepçeleyenler işte bu tağutlardır; zira onlar, Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan hakkı haykıran muhlislerin seslerini bastırmaktadırlar. Eğer onların ihaneti ve ordularımızı zincirlemeleri olmasaydı, cesur subaylarımızın ve askerlerimizin, kardeşlerine yardım etmek, o mutant Yahudi varlığını kökünden söküp atmak ve Kudüs’ü kurtarmak için uçak filolarını yönetip tankları harekete geçirerek coşkun bir sel gibi ilerlediklerini görürdünüz.
Ey ümmetin askerleri ve onun içindeki güç ve kuvvet ehli: Bu zamanın vacibi ve farzların farzı, bu aşağılık yöneticileri köklerinden söküp atmak ve sömürgecinin ülkemizdeki nüfuzunun kökünü kazımaktır; işte o gün müminler de Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih
Haberlere Bakış
23/07/2026
ABD ve Suudi Arabistan, nükleer enerji kullanımıyla ilgili bir anlaşma imzaladı
ABD, 22/7/2026 tarihinde Suudi Arabistan ile nükleer enerjinin barışçıl kullanımları alanında işbirliği için bir anlaşma imzaladı. Suudi Enerji Bakanlığı şunları söyledi: “Anlaşma, ikili işbirliğini güçlendirmeyi ve deneyim, bilgi ve teknolojilerin paylaşımını desteklemeyi hedeflemektedir; bu da nükleer güvenlik, emniyet ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ile ilgili en yüksek uluslararası standartlara göre nükleer enerjinin barışçıl kullanımlarının geliştirilmesine katkıda bulunacaktır.”
ABD Enerji Bakanlığı şunları söyledi: “Anlaşma, on yıllara yayılan ve milyarlarca Dolarlık bir ortaklığın yasal çerçevesini oluşturuyor; ayrıca anlaşma, her iki ülkenin enerji güvenliğini ve ortak stratejik çıkarlarını güçlendiriyor.”
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio şunları söyledi: “Suudi Arabistan, önemli bir stratejik ortak olarak kabul edilmektedir.” Ve şöyle dedi: “Bu ülkeyle nükleer enerji alanında bir işbirliği anlaşması imzalamak mantıklıdır; bu tür herhangi bir anlaşma güvenceleri içerecektir ve Amerika, sivil nükleer anlaşmalar imzalamak için sürekli fırsatlar aramaktadır.”
Amerika, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birtakım ülkelerle bu tür anlaşmalar imzalayarak, bu ülkelerin kendi denetimi dışında herhangi bir nükleer faaliyette bulunmasını engellemekte ve bu faaliyetleri, kendi ekipmanları, cihazları ve uzmanlarıyla tamamen barışçıl amaçlar için %3,67’yi aşmayan düşük orandaki uranyum zenginleştirmeyle sınırlandırmaktadır. Böylece bu ülkenin nükleer silah üretimine yönelmesini önlemek amacıyla nükleer enerji sanayiinde bağımsızlığını kazanmasını engellemektedir. İşte bu ve diğer amaçlardan dolayı Amerika, İran’ın nükleer silah üretmesini engellemek için ona karşı bir savaş açmıştır; zira İran, nükleer sanayiini geliştirerek uranyumu %60 oranında zenginleştirmeyi başarmış ve nükleer silah üretip düşmanlarını korkutan bir devlet haline gelmek için %90 oranına ulaşmasına çok az kalmıştı. Çünkü nükleer silahlar, nükleer savaş başlıkları taşıyan uzun menzilli füzelerin yanı sıra günümüzde düşmanları korkutan en güçlü bir silah haline gelmiştir.
Bu şekilde Amerika, Enerji Bakanlığı’nın da açıkladığı gibi milyarlarca Dolar kazanmak istiyor; aynı şekilde Suudi Arabistan’ı, bölgede kendi çıkarlarına hizmet eden stratejik ortak, yani stratejik ajan adı altında önümüzdeki on yıllar boyunca kendisine bağlamak istiyor. Ayrıca Amerika, Suudi Arabistan’ın ve tüm bölgenin kendi boyunduruğundan kurtulmasını engellemek ve İslam ümmetinin evlatlarının bu ajan rejimlerden kurtulup Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmaya yönelik faaliyetlerini sekteye uğratmak için önleyici bir hamle de gerçekleştirmektedir.
-----------
Burkina Faso Cumhurbaşkanı İslam’a, Müslümanlara ve Araplara saldırıyor
Burkina Faso Cumhurbaşkanı İbrahim Traore, 21/7/2026 tarihinde yaptığı bir konuşmada İslam’a, Müslümanlara, İslam hukuku öğrencilerine ve Araplara saldırdı. Ve şöyle dedi: “Bazı Arap ülkelerinde İslam hukuku, İslam kanunları ve İslam fıkhını öğrenen yaklaşık 800 veya daha fazla öğrencimiz bulunmaktadır. Onlar buraya, İslam hukukunu uygulamak için geliyorlar.” Ve şöyle dedi: “Onları ülkelerine geri gönderecekler; aksi takdirde Burkina Faso vatandaşlıklarını kaybedecekler; zira onlar, uzun zamandır bizi yok etmeye çalışıyorlar; her şey ilk olarak İslam fetihleriyle başlamış ve Afrikalılar, Arapların elinde bin yıldan fazla bir süre köleliğe maruz kalmışlardır.” İslam şeriatını uygulamaya çalışanları aşırılıkçı olarak ifade etti ve şöyle dedi: “Eğer sizin İslam’ınız buysa, ona karşı savaşacağız.”
Parlamentosu, 20/6/2026 tarihinde Din Özgürlükleri Yasası’nı onaylamış ve ülke yetkilileri yasayı “devletin laik yapısını pekiştirmeyi hedefleyen” bir yasa olarak ifade etmiştir; zira bu yasa, İslam’a davet etmek ve iyiliği emredip kötülüğü yasaklamakla savaşmakta ve insanları, hiç kimseye bu haramdır, bu münkerdir ve bunu yapmayın diye müdahale etmeden istediklerini yapan özgürler olarak bırakmaktadır. Bu nedenle bazı alimler ve İslam davetçileri tutuklamıştır; bu yüzden insanlar, laik yetkililerin keyfi uygulamalarını protesto etmek için gösteri düzenlemiş, bunun üzerine yetkililer yaklaşık 100 kişiyi tutuklamış ve başkent Vagadug’daki en büyük camiyi kapatmıştır.
Arabi 21 sayfası, Şeyh Sidi Mohamed Ould Şeyh Sidiya'nın şu sözlerini aktarmıştır: “Cumhurbaşkanı Traore'nin tarih konusunda yeterli bilgisi yoktur... İslam, Hicri 5. yüzyılda ticaret kervanları aracılığıyla Burkina Faso’ya ulaşmıştır... Araplar, Burkina Faso’ya halkını köleleştirmek için fatihler olarak girmediler... İslam, başlangıçta krallar ve seçkinlerle sınırlıydı, daha sonra toplumun içinde genişlemiştir; dolayısıyla İslam bu bölgeye, dini ve hadarî değerleri aktarmış olup bir köleleştirme projesi olmamıştır.”
Diğer alimler ise şu eklemede bulundular: “İbrahim Traore kasten demagoji yapıyor… İslam’a hakaret ederek, dikkatleri kendi çözemediği iç zorluklardan ve sorunlardan başka yöne çekmeye çalışıyor… Kölelik İslam ile birlikte gelmemiştir; aksine İslam’ın Afrika'ya ulaşmasından önce Afrika toplumlarında kök salmıştı.”
Burkina Faso'nun, Müslümanların oranı %60'ın üzerinde olan bir İslam beldesi olduğu bilinmektedir. Ancak burası Fransa’nın bir sömürgesiydi ve Fransa, laik bir anayasa hazırlayarak burasını, İslam’a ve Müslümanlara karşı mücadeleye odaklanan Fransız kültürünün etkisi altına sokmuştur. İbrahim Traore de Fransız kültürünü içselleştirmiş kişilerden biri, olup, 2022 yılında askerî bir darbe gerçekleştirip Mali ve Nijer'deki ABD ajanlarıyla ittifak kurarak ABD'nin ajanlığına geçmeden önce Fransa'nın bir ajanıydı.
Onun bu açıklamaları, Yahudi varlığının büyükelçisini şahsen kabul etmesi, onu ağırlaması ve akreditasyon belgelerini kabul etmesiyle aynı zamana denk gelmiştir. Haberlere göre, Yahudi varlığının bu İslam beldesini ifsat etmesi için onun istihbaratlarının önüne alan açılmıştır; zira bu istihbaratlar, İslam’a ve İslam daveti taşıyıcılarına karşı mücadele odaklanmaktadır; zira onları Yahudi varlığı için bir tehlike olarak görmektedir; çünkü İslam’ını bilen hiçbir Müslüman, Filistin’deki Yahudi varlığının varlığını, onun bu mübarek toprakları gasp etmesini ve iki kıblenin ilki ve Haremeyn'in üçüncüsü olan Mescid-i Aksa'yı kontrol etmesini kabul etmemektedir.
-----------
Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı partisinden ayrıldı ve yeni bir parti kurdu
21/7/2026 tarihinde görevden alınan Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinden ayrıldığını ve partiden yaklaşık 83 milletvekiliyle birlikte yeni bir parti kurduğunu açıkladı. Böylece Türkiye’nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Mart 2024’teki yerel seçimlerde tarihi bir zafer kazanarak on yıllardır ilk kez en büyük parti konumuna yükselip büyük belediyelerin çoğunu ele geçirerek Erdoğan ile partisinin hakimiyetini tehdit eder hale geldikten sonra kendi içinde bölünmüş oldu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kontrolündeki yargı 21/5/2026 tarihinde, sahtecilik şüpheleri nedeniyle Özgür Özel’in 2023 yılında yapılan parti içi seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) başkanlığına seçilmesinin mutlak butlanına hükmetmiştir. Ve selefi Kemal Kılıçdaroğlu'nu yeniden parti başkanlığına getirmiştir. Özel bu kararın yasal olmadığını ifade etmiş ve partisi Cumhuriyet Halk Partisi içinde yeni iç seçimler yapılmasını talep etmiştir.
Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal tarafından 9/9/1923 tarihinde, Türkiye’de 29/10/1923’te cumhuriyet rejiminin kurulmasının ilan edilmesinden önce kurulmuştur; bu ise 3/3/1924’te İslam’daki yönetim sistemi olan Hilafetin yıkılmasına zemin hazırlamak için yapılmıştı. Onun arkasında İngiltere'nin olduğu ve onu güçlü bir şekilde ve habis yöntemlerle desteklediği, bu kirli görevi yerine getirebilmesi için onu sahte bir kahraman haline getirdiği bilinmektedir.
Bu nedenle Özgür Özel, bir kez daha açık bir şekilde İngiltere’den yardım dilenmiştir. Zira 26/3/2025 tarihinde, aralarında İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 50 kişinin gözaltına alınmasının ardından, İngiliz kamu yayıncısı BBC'nin Türkçe servisine verdiği röportajda, İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi Genel Başkanı Keir Starmer’a şu sözlerle seslenmişti: “İstanbul Belediye Başkanı tutuklanıp hapse atılıyor, ama yine de buna nasıl sessiz kalabiliyor? Bu nasıl dostluk? Bu nasıl kardeşlik? Bütün Avrupa tepki gösteriyorken, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın bu konuda, herhangi bir şey söylememesini gerçekten anlayamıyoruz.” Nitekim o, Amerikalı kardeşlere ve Erdoğan'ın partisi Adalet ve Kalkınma Partisi'nin şahsında iktidarı, tüm devlet kurumlarını ve yaşamın her alanını kontrol eden dostlarına karşın, İngiliz kardeşlerine ve başta kendisi olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi içindeki dostlarına karşı şiddetli bir savaş yürütüldüğünü hissetmektedir. Yani Türkiye'deki siyasi mücadele; muhalefette yer alan ve özelde İngiltere, genelde ise Avrupa yanlısı olan kamp ile Erdoğan liderliğinde iktidar olan Amerikan yanlısı kamp arasında dönmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde görevleri üstlenmek için kişisel çatışmalar ortaya çıkmıştır; hepsi partinin lideri olmak, efendisi İngiltere’ye hizmet etmek ve Batı’ya, laiklik, demokrasi ve genel özgürlükler gibi Batı değerlerine ve sistemlerine bağlılığını kanıtlamak istiyor.
Amerikan yanlısı Erdoğan, eski İngiltere yanlıları arasındaki bu çatışmayı istismar etmiştir; zira kendi kontrolü altındaki yargı organını kullanarak, parti (CHP) içinde kaos çıkarmak, ardından partinin bölünmesini sağlamak ve 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılabilmek, sonra da gerçek bir rakip olmadan bu seçimleri kazanabilmenin önünü ardına kadar açmak için eski parti başkanı Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve getirilmesini sağlamıştır. Nitekim Erdoğan hükümeti, güçlü rakibi İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve onlarca parti liderini yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla tutuklamıştır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur
Haber-Yorum
ABD’nin Hakimiyetinin Çöküşü ve İslam Ümmeti İçin Bir Ders
Haber:
ABD'nin İran'a karşı askerî kampanyasının yeniden başlaması.
Yorum:
On yıllardır İran, ABD’nin politikasına aktif olarak hizmet etmiş ve Orta Doğu’nun her yerinde ABD’nin çıkarlarını güçlendirmede merkezi bir rol oynamıştır. Ancak aynı zamanda İran, kendi politikasını ve ulusal çıkarlarını da gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu ikili yaklaşım yoluyla İran, bölgede aşamalı olarak büyük bir nüfuz kurup bunu genişletmiş, ittifaklar geliştirmiş, stratejik konumunu güçlendirmiş ve başlı başına etkili bir güç olarak öne çıkmıştır.
İran’ın artan bölgesel nüfuzu, bu dönüşümü tersine çevirme konusundaki kibir ve kararlılığıyla hareket eden Amerika’yı, İran’ı tamamen boyun eğdirmek hedefiyle saldırgan bir askeri kampanya başlatmaya itmiştir. Amerika'nın hedefi açıktır: İran’ın petrol kaynaklarını kontrol altına almak, bu kaynaklara kendi siyasi kararlarını dayatmak ve Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini güvence altına almaktır. Bu hakimiyet, Amerika’nın yükselen bir bölgesel gücü zayıflatmasına, onun küresel enerji yollarındaki kontrolünü sıkılaştırmasına ve bu nüfuzu Çin gibi rakiplere karşı kullanmasına imkân verecektir.
Ancak bu girişim başarısız oldu. Zira İran şu anda açıkça işbirliğini reddediyor, şiddetle bağımsızlık arzusunu vurguluyor ve kararlılıkla kendi stratejik yolunda ilerliyor. Yani İran artık Amerika'nın yörüngesinde bir değer teşkil etmiyor. Bunun yerine, ABD’nin hegemonyasına aktif bir şekilde meydan okuyor ve bu süreçte ABD’nin kaynaklarını ve itibarını tüketiyor.
ABD ise bu yeni gerçekliği kabul edilemez bulmaktadır. Yani Amerikan liderliği, egemen bir İran’ın bağımsız bir yol izlemesini kabul etmesi mümkün değildir. Bu temel çatışma, diplomatik müzakerelerin defalarca başarısız olmasının ve gelecekte başarılı olma umudunun neredeyse hiç olmamasının nedenini açıklamaktadır. Amerika’nın gerçek hedefi olduğu gibi kalmaya devam etmektedir: Yani hedefi, bir arada yaşama veya uzlaşma değil, aksine tam bir hakimiyet ve itaatkâr tabi bir devlettir. Yani Washington için tam ve koşulsuz boyun eğme dışında hiçbir şey kabul edilemez.
ABD’nin bizzat kendisinin yarattığı bu çıkmaz karşısında, bir yol ayrımında durmaktadır. Ya stratejik geri çekilmenin acısını yutacak ve nüfuzunda büyük bir kaybı kabul edecek, ya da boyun eğdirmeyi dayatmak amacıyla yüksek riskli ve geniş çaplı askerî tırmanışa bağlı kalacak. Bu çatışmanın sonucu, özellikle İran’ın şiddetli direnişi ve hayati öneme sahip küresel enerji yollarını kesintiye uğratma konusundaki kanıtlanmış gücünün gölgesinde, büyük ölçüde belirsizliğini korumaya devam etmektedir.
Tüm Müslüman ülkeleri için güçlü bir örnek: İran’ın Amerika’ya tâbi olmayı reddetmesi, İslam ümmetine, Amerika’nın hegemonyasına meydan okunabileceğine dair güçlü bir mesaj vermektedir. Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler; egemenliğini teyit eden bir devletin, ABD gücünün sınırlarını nasıl ortaya çıkardığını göstermektedir.
Nitekim Müslüman ülkeleri, devasa enerji rezervleri, bol doğal kaynaklar, hayati öneme sahip ticaret yolları ve kilit coğrafi konumlar gibi muazzam bir stratejik güce sahiptir. Dolayısıyla onlarda eksik olan şey güç değil, aksine siyasi liderlik ve Amerikan hegemonyasının zincirlerinden kurtulmak ve İslam’ı, İslam ümmetini birleştirebilecek tek temel olarak yeniden tesis etmek için bu avantajları kullanma iradesidir.
Sadece İslam sayesinde ümmet, sorunlarını çözebilir, kanını ve şerefini koruyabilir ve Allah Subhanehu ve Teala'ya karşı üstlendiği büyük sorumluluğu yerine getirebilir: Bu sorumluluk ise O’nun dinini ikame etmek ve tüm insanlığa hak olan dini sunmaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Okay Pala
Safadi, Ürdün’de Amerikan Üsleri Bulunmadığını İddia Ediyor
Oysa Ürdün’ün Toprağı da Hava Sahası da Amerikan Güçlerine Ardına kadar Açılmış Durumda!
Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Aspen Güvenlik Forumu oturumunda yaptığı konuşmada, ülkesinde Amerikan üsleri bulunduğu iddialarını reddetti. Safadi, Amerikan askerlerinin “uzun vadeli iş birliği” çerçevesinde Ürdün’de bulunduklarını savunarak, İran’ın Ürdün’de Amerikan üsleri bulunduğu yönündeki söyleminin ve bunu saldırılar için gerekçe göstermesinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
Ancak bu açıklamadan henüz 48 saat geçmeden Amerikalı yetkililer, geçtiğimiz Cuma günü İran’ın düzenlediği saldırılarda iki Amerikan askerinin öldüğünü ve bir askerin de kaybolduğunu söylediler. ABD’li yetkililer son beş gün içinde İran’ın Ürdün’deki Amerikan güçlerine düzenlediği bu dördüncü saldırı olduğunu bildirdiler. Bu saldırılarda toplamda onlarca Amerikan askerinin yaralandığını ve çok sayıda helikopterin hasar gördüğünü kaydettiler. Öte yandan Ürdünlü askerî bir kaynak da hava savunma sistemlerinin ülke hava sahasında çok sayıda İran füzesini engellediğini duyurdu.
Ürdün’deki Amerikan askeri varlığı, kelimenin tam anlamıyla bir işgaldir ve Amerika’nın hedefleri ve çıkarlarının genişlemesiyle birlikte askeri varlığı giderek genişlemektedir. Dışişleri Bakanı’nın iddiaları ise Ürdün halkı nezdinde inandırıcılığını tamamen yitirmiş durumdadır. Rejimin borazanlarının, Amerikan varlığının “uzun vadeli savunma iş birliği anlaşması” çerçevesinde ülkede bulunduğunu söyleyerek ülkede bulunan Amerikan varlığını meşrulaştırmaya çalışmaları ise, aslında rejimin izlediği yolun bir itirafı niteliğindedir. Çünkü şeriatın haram kıldığı bu tür anlaşmalar; Allah’a, Rasûlü’ne ve Ürdün halkına karşı açık bir ihanettir. Eskiden sömürgeci kâfir Müslüman ülkelerini zorla işgal ederlerdi, bugünse yöneticilerin koltuklarını koruma sevdası yüzünden onların rızasıyla işgal etmektedir! Halbuki bu yöneticiler, Amerika’nın sömürgeci çıkarlarıyla çelişen hiçbir yönetimi, hiçbir müttefiki ve hiçbir yapıyı ayakta bırakmadığını gayet iyi bilmektedirler. Körfez ülkelerinde ve hatta her fırsatta Amerika’nın desteği olmasa “bir hiç olduğunu” hatırlattığı Yahudi varlığında onlar için bir ibret vardır.
Amerikan Kongre Araştırma Servisi’nin (CRS) bir raporuna göre Ürdün, yaklaşık 4 bin Amerikan askerine ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca savaş öncesinde ve sonrasında takviye kuvvetler gönderilmiştir; Amerika, Körfez ülkelerindeki çok sayıda kuvvetini -iddia edildiği üzere- “daha güvenli” gerekçesiyle Ürdün’deki üslerine kaydırmıştır. Ürdün’deki Amerikalıların mevcudiyetine dair en büyük delil, ABD’nin eski Amman Büyükelçisi Yael Lempert’in 2023’teki şu sözüdür: “Ürdün’deki ABD Büyükelçiliği, dünyadaki en büyük elçiliklerimizden biridir. Orada ikamet eden 33 binden fazla Amerikalı dahil olmak üzere elçilik ekibinin ve Amerikalıların güvenliği her zaman en önceliğim olacaktır.” Eğer bu jeopolitik anlamda bir işgal değilse peki nedir o zaman?
Amerikan güçleri, rejimin “üs” demekten kaçındığı birçok askerî tesiste fiilen bulunmaktadır. Bunların başında da modernizasyonu ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yaklaşık 265 milyon dolar tutarındaki inşaat ve askerî projelerle finanse edilen Şehit Muvaffak es-Saltî Hava Üssü gelmektedir. Bunun yanı sıra, Ürdün’ün kuzeydoğusunda Suriye ve Irak sınırına yakın Tower 22 üssü de bulunmaktadır. Nitekim burada düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında üç Amerikan askeri hayatını kaybetmiştir. Ayrıca Kral Hüseyin Üssü, Prens Hasan Üssü ve ülkenin çeşitli bölgelerine yayılmış diğer askerî tesislerde de Amerikan birlikleri konuşlandırılmıştır. Bunun yanında, uğursuz savunma iş birliği anlaşması sayesinde Amerikan askerleri Ürdün’ün askerî ve sivil tesisleri içerisinde de faaliyet göstermektedir.
Ey Ürdün halkı!
Amerika ile Yahudi varlığının bir Müslüman ülkeye karşı yürüttüğü savaşın gerçek mahiyeti zihninizden hiçbir zaman çıkmamalıdır. Körfez ülkelerini ve Ürdün’ü askerî operasyonlarının üsleri hâline getirmeleri; hatta bu üslerden Suriye’ye “terörle mücadele” bahanesiyle saldırılar düzenlemeleri, gerçekte Amerika’nın İslam’a ve Müslümanlara karşı yürüttüğü savaşa ortak olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.
Artık olaylara İslam’ın bakış açısıyla bakmanın zamanı gelmiştir. Amerika sömürgeci bir güçtür ve İslam’ın düşmanıdır. Yahudi varlığı ise onun bölgedeki ileri karakoludur. Bizler ise diğer insanlardan ayrı, tek bir ümmetiz; savaşımız da birdir barışımız da birdir. Gerçekliğimizi bu yönde değiştirecek olan ise sadece Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ “Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” [Maide 51]
Hizb-ut Tahrir/ Bangladeş Vilayeti
Çevrimiçi Siyasi Konferans
Ulusal Bütçe Konferansı: Kendine Yeterli İslami Bir Bütçenin Yol Haritası
Geçici hükümet, öğrencilerin ve halkın canları pahasına iktidara gelmesine rağmen, devrilen Hasina yönetiminden miras kalan kırılgan ekonomiyi yeniden ayağa kaldırmak için herhangi bir etkili adım atmamıştır. Aksine, son anda Amerika Birleşik Devletleri ile Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART) imzalayarak ülkenin ekonomik egemenliğini riske atmıştır.
BNP hükümeti, ekonomik toparlanma, enflasyonun kontrol altına alınması, istihdamın artırılması ve halkın refahının sağlanması vaatleriyle 9 trilyon 380 milyar Taka tutarında bir bütçe kabul etmiştir. Ancak gerçekte bu bütçe, önceki bütçelerle karşılaştırıldığında rakamsal farklılıkların ötesinde herhangi bir yapısal değişiklik ortaya koymamaktadır. Özellikle emperyalist borç tuzağı ve sömürücü KDV-vergi temelli gelir sistemi özünde aynen korunmuştur.
Bu çerçevede konferans, kendi kendine yeterli bir ekonomi oluşturmayı ve halkın çıkarlarına hizmet etmeyi amaçlayan İslami bir bütçenin ana hatlarını ortaya koymuştur.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: [كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ] "...Ta ki servet, içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir devlet (servet) olmasın." [Haşr 7]

Konuşma 1
Emperyalist borç tuzağına ve sömürücü kapitalist ekonomik modele hapsolmuş 2026–2027 Ulusal Bütçesinin gerçek yüzünün ortaya konulması
Konuşma 2
Kendine yeterli bir ekonomi ve kamu yararı için İslami bütçenin ana hatları
Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti Medya Bürosu
10 Safer 1448 Hicrî / 24 Temmuz 2026 Cuma

Tarih ve Yer
Tarih: 24 Temmuz 2026
Saat: 16.30 (Medine Saati)
19.30 (Bangladeş Saati)
Süre: 1 saat 30 dakika


Odysee Sitesinden Konferansın Canlı Yayını



Daha fazla bilgi için:
Hizb-ut Tahrir Bangladeş Vilayeti Resmi Websitesi
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Hizb-ut Tahrir Üyesi Faziletli Şeyh Yusuf Maharize’ye (Ebu Humam) Ait Bir Kesit - Mübarek Toprak (Filistin)
Cuma Hutbesinden Bir Kesit
Yapım: El Vakiye TV Medya Prodüksiyonu
H. 03 Safer 1448 M. 17 Temmuz 2026
Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu, değerli basın mensuplarını, siyasetçileri ve kamusal meseleler ile ilgilenen herkesi, düzenleyeceği Siyaset Salonu toplantısının yeni bölümüne katılmaya davet etmekten memnuniyet duyar. Programın bu haftaki konuğu, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu üyesi İbrahim Müşerref olacak. Oturumun başlığı ise şöyle:
Sudan Savaşında Amerika’nın Gerçek Rolü
Tarih: 11 Safer 1448 / 25 Temmuz 2026 Cumartesi Saat: 13.00
Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.