- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
İran'daki Müslümanların, Hilekâr Amerika İle Yapılan Müzakereleri Reddetmeleri Gerekir
Müzakerelerin, hilekâr bir devletin savaş alanında gerçekleştiremediğini gerçekleştirdiği söylenilmektedir; o halde İranlı Müslümanlar Amerikalıların taleplerinde aşırıya kaçtıklarını, tutumlarında değişkenlik gösterdiklerini ve aldatma uygulayıp açıkça yalan söylediklerini defalarca açıklamışlarken, İslam ümmetinin ABD’nin İran’la olan müzakere girişimlerine nasıl bakması gerekir?
Birincisi: Bizzat müzakereler konusu
Sömürgeci Batılı güçler, savaş alanında yenilginin eşiğine geldiklerinde müzakereleri kullanmaktadırlar. İslam ümmeti, Afganistan meselesinde, özellikle de terörle mücadele bahanesi altında Amerika'nın Pakistan ile Afganistan arasındaki ilişkileri denetlemesiyle ilgili olan hain Doha anlaşmalarını unutmamalıdır. Nitekim bu, iki Müslüman halk arasında silahlı çatışmalara yol açan müdahaleler silsilesiydi ve bu silsile bugün hâlâ sona ermiş değildir; zira Trump, Amerika'nın Bagram Hava Üssü üzerindeki kontrolünü yeniden ele geçirme hedefini alenen açıklamıştı. Böylece Amerika'nın yirmi yıl süren savaşa ve Afganistan'a karşı büyük bir Batı ittifakı ve büyük saldırıya rağmen Afganistan Müslümanlarını boyun eğdirmede başarısız olmasının ardından, aşağılayıcı bir şekilde çekilmesinden sonra çıkarlarını korumak için Taliban ile müzakereler düzenlemek üzere Müslümanların başındaki yöneticilere başvurmuştu.
İkincisi: Savaş alanındaki başarısızlığın, Amerika’yı müzakereye zorlaması
Somali, Afganistan, Irak ve şimdi de İran’daki savaşlar, askerlerinin korkaklığı nedeniyle felce uğramış olan Amerika’nın gerçek askeri kapasitesini ortaya çıkarmıştır. Trump savaşın dört gün süreceğini bekliyordu ancak İran’ın direnmesi beklentilerini altüst etmiş ve bu da onu, ilan edilmiş zaman çizelgelerini, hedefleri ve aşamaları değiştirmeye itmiştir. İran’a karşı savaşın stratejik hedefi, on yıllardır Amerika’nın yörüngesinde dönmesinin ardından İran’ı, Amerika’nın çıkarları uğruna kendi çıkarlarından fedakârlık eden tabi bir devlet haline getirmektir. Ancak Trump feci şekilde başarısız olmuştur; zira savaş, İran’daki halkımızı orduların etrafında birleştirmiş ve askeri liderlik karar alma dizginlerini üstlenmeyi başarmıştır. Bu nedenle her zaman olduğu gibi Amerika, savaşla gerçekleştirmekten aciz kaldığı stratejik hedefleri gerçekleştirmek ya da ikinci bir askerî saldırı başlatmak için zaman kazanmak amacıyla müzakerelere başvurmuştur.
Üçüncüsü: Avrupa’nın geri çekilmesi, Amerika’yı müzakereye zorlamıştır
Trump, Avrupa’daki geleneksel Amerikan müttefiklerinin, uygun zamanda asker ve savaş gemisi konuşlandırmayı reddetmelerinin ve yanı sıra üslerini kullandırmayı da reddetmeleri nedeniyle duyduğu hoşnutsuzluğu defalarca dile getirmiştir. Trump, 1990 yılında baba Bush'un Irak'a karşı ve 2001 yılında da oğul Bush'un Afganistan'a karşı yaptığı gibi, İran'a karşı büyük bir Batı ittifakı kurmayı hayal ediyordu. Ancak bu ittifak gerçekleşmemiş; aksine İngiltere öncülüğündeki Avrupa, ABD’nin gerekçelerini, anlatılarını ve yönlendirmelerini zayıflatmak için harekete geçmiştir. Ayrıca kayda değerdir ki Rusya ve Çin, Amerika’nın uzun bir bataklıkta yıpranmasından faydalanmaktadır; tıpkı Amerika’nın Rusya’yı Ukrayna’da yıprattığı ve Çin’in çevresinde rekabet ve çatışma odaklarını alevlendirdiği gibi.
Dördüncüsü: İran’da askeri liderliğin işlerin yönlendirilmesi üzerindeki hâkimiyetinin sürmesi ve müzakerelerin de siyasi liderliğin güçlenmesine izin vermesi
Trump’ın siyasi liderlik içinde İran’ı Amerika’ya tabi hâle getirmeye hazır olan adamları vardır; bu yüzden üst düzey lider kadroyu hedef alan sınırlı bir darbenin, kendi adamlarının dolduracağı bir boşluk oluşturmaya yol açacağını umuyordu. Ancak askeri liderlik kararın dizginlerini üstlenmiş olup nükleer kapasite ile Hürmüz Boğazı’nın kontrolü gibi hayati güvenlik konularında taviz vermeye hazır değildi. Ayrıca uzun ve düşük yoğunluklu olsa bile savaşın devam etmesi, askeri liderliğin kontrolünü güçlendirecektir. Bu nedenle Amerika, Trump’ın siyasi liderlik içindeki adamlarına ülkenin gidişatını yönlendirme fırsatı sağlamak için müzakere kapılarını açmaları amacıyla Müslümanların başındaki yöneticilerden yardım almıştır. Bu yüzden İran basınının, siyasi figürler ile üst düzey askerî liderlik arasındaki gerilimleri ifşa etmesi şaşırtıcı değildir.
Beşincisi: Çatışmanın gerçeği, meşru bir şekilde uzlaşmaya ulaşmaya çalışan iki taraf arasındaki bir anlaşmazlık değildir; aksine hakları gasp eden bir saldırgan ile meşru hak sahipleri arasındaki bir çatışmadır
Amerika’nın, İslam ümmetinin işlerine müdahale etme, stratejik deniz geçitlerini kontrol etme ya da onun savunma veya hatta saldırı askeri kapasitesini geliştirme konusunda hiçbir hakkı yoktur; zira Amerika öncelikle İran’daki halkımızın haklarını elinden almak ve onların kutsallarını ihlal etmek için savaşı kullanan bir saldırgan olup, şimdi de aynı hedefi gerçekleştirmek için hilekâr müzakereleri kullanmaktadır. Buna göre ümmetin Gazze’deki halkını destekleme konusunda başarısız olmasının ve onları, tehcir, silahsızlandırma ve işgalin genişletilmesini dayatmak için kullanılan müzakerelere terk etmesinin ardından İslam ümmetinin vacibi, saldırgana karşı askeri olarak İran’daki halkımızın yanında durmak ve onun saldırganlığını püskürtmektir. İslam ümmetinin bu günahkâr ihmali sürdürmemesi gerekir; aksine İranlı Müslümanları, aldatıcı saldırganla müzakereleri reddetmeye teşvik etmesi ve ordularına, düşmanlara karşı Müslüman ordularını birleştirip düşmanları feci bir yenilgiye uğratacak olan İkinci Raşidi Hilafeti kurmalarını emretmesi gerekir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ “(Rasulüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!” [Al-i İmran 12]
Ey İslam ümmeti: Hizb-ut Tahrir, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için ordularınızdan nusret talep etmektedir; o halde Silahlı kuvvetler içindeki çocuklarınıza, kardeşlerinize, babalarınıza ve dedelerinize ulaşmaları için onun gençlerine kapıları açın.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulü’ne icabet edin. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan



