- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
ABD-İran Savaşının Gölgesinde
Özbekistan'ın, Enerji ve Jeopolitik Alanlarında Bağımsızlık Sağlaması Nasıl Mümkün Olabilir?
ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaşın etkisi sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmadı; aynı zamanda küresel enerji piyasalarını, ulaşım koridorlarını ve jeopolitik dengeyi de etkiledi; bu da aynı şekilde Orta Asya ülkelerini de bu yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. Denize kıyısı olmayan bir ülke olan Özbekistan için İran, sadece komşu bir devlet değil; aksine onun Basra Körfezi ile Hint Okyanusu'na erişimini sağlayan hayati bir transit ülkedir. Bu nedenle İran’da yaşanan herhangi bir istikrarsızlık, Özbekistan’ın dış politikasını, dış ticaretini ve enerji güvenliğini doğrudan etkilemektedir.
Şu ana kadar Özbekistan’ın dış politikasında keskin bir dönüşüm yaşanmamıştır. Ancak son olaylar, dış politikada dengeyi korumakla yetinmenin ülke için yeterli olmadığını, aksine -her şeyden önce- enerji ve ekonomi alanlarında bağımsızlığı güçlendirmenin gerekli olduğunu ikinci kez ortaya koymuştur.
Bu bağlamda en önemli alan enerjidir. Özbekistan kısmen petrol ve doğal gaz üreten bir ülke olmasına rağmen, yerel ihtiyaçlarının bir kısmını benzin ve motorin ithal ederek karşılamaktadır. Aynı zamanda yerel pazarda yakıt fiyatları, süregelen eksiklikle birlikte yüksek seyretmeye devam etmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, İran ile ekonomik iş birliği Özbekistan için belirli fırsatlar sunabilir. Devlet desteği sayesinde İran, iç pazardaki yakıt fiyatları açısından dünyanın en ucuz ülkelerinden biri sayılır. Tabii ihracat fiyatları, nakliye maliyetleri ve uluslararası yaptırımlar nedeniyle bu fiyatların Özbekistan’a doğrudan uygulanması mümkün değildir. Bununla birlikte İran ile istikrarlı ekonomik ilişkiler, yakıt tedarikinin çeşitlendirilmesine ve enerji güvenliğinin güçlendirilmesine hizmet edebilir.
Burada önemli bir diğer husus ise şudur; Hindistan bile İran'ın Çabahar Limanı üzerinden Afganistan ve Orta Asya'ya erişimini sürdürmek için ABD ile müzakerelerde bulunmuş ve Washington'dan yaptırımlar konusunda geçici muafiyet almıştır. Bu durum, jeopolitik rekabetin gölgesinde bile İran üzerinden geçen ulaşım koridorlarının önemini yitirmediğini ortaya koymaktadır.
Nitekim savaş, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji açısından hayati önemini bir kez daha kanıtlamıştır. Ayrıca petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Rusya’daki petrol altyapısına yönelik saldırılar da Orta Asya piyasasını etkilemiştir.
Özellikle Temmuz 2026’da, Ukrayna’nın insansız hava araçlarıyla Omsk petrol rafinerisine düzenlediği saldırı, Rus yakıt lojistiği üzerindeki baskının artmasına yol açmıştır. Bundan önce Novorossiysk’taki CPC (Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu) terminaline yönelik saldırılar, Kazakistan’ın petrol ihracatlarını ciddi şekilde etkilemişti. Bu olaylar tek bir gerçeği ortaya çıkarmıştır: Bu da bölge ülkelerinin, tek bir ulaşım koridoruna veya tek bir tedarik kaynağına aşırı bağımlı kalmamaları gerektiğidir.
Bu sürece paralel olarak Orta Asya, büyük devletler arasındaki rekabetin çok daha önemli bir alanına dönüşmüştür. Zira Rusya, bölgedeki güvenlik ve enerji alanlarındaki nüfuzunu korumaya çalışmaktadır. Moskova için Orta Asya, sadece bir ihracat pazarı değil, aksine güneyde bir güvenlik kuşağı ve Avrasya’daki jeopolitik konumunu korumak için hayati bir parçadır. Çin ise “Kuşak ve Yol” girişimi kapsamında alternatif ulaşım koridorlarına olan ilgisini yoğunlaştırmıştır.
Aynı zamanda ABD ve İngiliz şirketler petrol, gaz, madencilik ve ulaşım alanlarında varlıklarını genişletmeye çalışmaktadır. Bu durum Özbekistan’a yatırımlar ve teknolojiyi çekmek için bir fırsat verebilir. Bununla birlikte stratejik sektörlerdeki ulusal çıkarların, her türlü kısa vadeli ekonomik kazançların üzerinde tutulması gerekir.
Ancak jeopolitik rekabetin tırmanmasının gölgesinde Özbekistan için en doğru yol, bir dış gücü başka bir dış güçle değiştirmek değil, aksine ulusal çıkarlara dayalı bağımsız bir strateji oluşturmaktır:
Birincisi: Orta Asya ülkelerinin karşılıklı iş birliğini yeni bir seviyeye taşıması gerekmektedir. Yani enerji, su kaynakları, ulaşım, güvenlik ve dış ticaret gibi stratejik konularda dış ülkelerden çözümler beklemek yerine Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın ortak çıkarlara dayalı koordineli bir politika kurması, bölgenin istikrarını güçlendirecektir. Bu, herhangi bir ülkeye karşı bir siyasi blok değildir; aksine müzakerelerde Orta Asya’nın konumunu güçlendirmeye hizmet etmektir.
İkincisi: Enerji güvenliğinin sağlanmasının, sadece yeni ithalat kaynakları arayışıyla sınırlı kalmaması gerekir. Eğer Özbekistan, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisini, sakinler, toplumsal tesisler ve hizmet altyapısı sektörlerinde geniş çapta uygulamaya koyarsa, yerel gaz tüketiminin bir kısmını azaltma fırsatı yakalayacaktır. Sonuç olarak serbest kalan gaz miktarları sanayi sektörlerine, yüksek ek değere sahip üretime veya ihracata yönlendirilebilir. Bu da ülkedeki enerji verimliliğini ve ekonomik istikrarı güçlendirecektir.
Üçüncüsü: Enerji sektöründe başlayan yeniden yapılanma, yalnızca yönetim değişikliğiyle sınırlı kalmamalıdır. Aksine temel hedef; yerli bilimsel kapasitenin geliştirilmesi, mühendis ve teknolojistlerin eğitilmesi ve petrol-gaz sanayisinde teknolojik bağımsızlığın sağlanması olmalıdır. Eğer yabancı uzmanlar getirilirse de, bunların görevi, işi bizzat kendilerinin yapmaları değil, bilgi ve teknolojiyi yerel personele aktarmak olmalıdır. Uzun vadeli hedefe gelince; petrol ve gazın çıkarılması, rafine edilmesi ve yüksek ek değere sahip ürünlerin üretimi silsilesini yerli uzmanların sorumluluğuna devretmektir.
Dördüncüsü: Doğal kaynakların yönetiminde ulusal çıkarın öncelikli olması gerekir. Nitekim Kazakistan Anayasası’nda, toprak, yeraltı kaynakları, sular ve diğer doğal kaynakların halkın mülkü olduğunu özellikle belirtilmiştir. Özbekistan ayrıca, stratejik yeraltı kaynaklarının yönetiminde ulusal çıkarları güçlendiren yasal güvenceleri güçlendirmesi gerekir; başka bir deyişle doğal kaynakların hiçbir koşulda özelleştirilmesine izin verilmemesi gerekir. Aynı zamanda sadece yabancı yatırımları çekmek yeterli değildir; aksine teknoloji transferi, yerel kadroların eğitimi ve ülke içindeki yüksek ek değere sahip üretimin organize edilmesi, her türlü büyük ölçekli projenin temel şartları olması gerekir. Aksi takdirde ülke, doğal kaynaklarını ihraç eden ancak teknoloji konusunda bağımlı olan bir ekonomi olarak kalmaya devam edecektir.
Sözün özü ABD-İran savaşı Özbekistan’a çok büyük bir ders vermiştir: Bu da gerçek tehlikenin dış rekabetin kendisinde değil, aksine iç ekonomik ve teknolojik bağımlılıkta olduğudur. Dolayısıyla enerji alanında bağımsızlık, bölgesel işbirliği, ulusal kadrolar ve halkın çıkarlarına dayalı doğal kaynakların yönetimi, ülkenin sürdürülebilir kalkınmasının temel dayanaklarıdır.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]
Bu ayet Müslümanlara, dış güçlere bağımlı kalmadan kendi imkânlarına, uzmanlarına ve Allah’ın şeriatına dayalı adil bir hükümet için çalışmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Müslüman bir devletin gerçek bağımsızlığı, bir dış güçten diğerine meyletmekte değil; aksine Allah’ın hükümlerine dayalı ekonomik, siyasi ve enerjiyle ilgili kararları bağımsız bir şekilde alma cesaretine sahip olmakta ve adil bir yönetim kurmakta yatmaktadır. Ayrıca devletin gerçek gücü, sadece dış güçler arasındaki dengeyi korumakta değil; aksine helal ve haram ile ümmetin maslahatına dayalı İslam nizamının herhangi bir devletin politikasından üstün olduğunu belirlemede yatmaktadır. İşte o zaman gerçek anlamda istikrarlı bir toplum ortaya çıkacaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İslam Ebu Halil - Özbekistan



