Cuma, 21 Zilkâde 1447 | 2026/05/08
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yahudi Varlığının Küresel Sumud Filosu’na Düzenlediği Operasyon, Pusulanın Yönünü Yeniden Doğru Yöne Çevirmek Zorunda

Yahudi varlığına bağlı güçler, kuşatma altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırmak ve ablukayı kırmak amacıyla “Küresel Sumud Filosu” adı altında yola çıkan ve uluslararası sularda seyreden 20’den fazla tekneye el koyarak 175 aktivisti gözaltına aldı. Saldırı sonucunda 31 aktivist yaralandı. Filo tarafından yapılan açıklamaya göre yaralılar arasında Yeni Zelanda, Avustralya, İtalya, ABD, Kanada, Hollanda, İspanya, İngiltere, Kolombiya, Almanya, Macaristan, Ukrayna, Fransa, Polonya ve Portekiz gibi pek çok farklı ülke vatandaşı bulunuyor. İşgalci varlığın başbakanı Netanyahu ise, Küresel Sumud Filosu’nun abluka altındaki Gazze Şeridi’ne ulaşmasını engellemekle övünerek, operasyonun doğrudan kendi talimatıyla gerçekleştirildiğini söyledi. Netanyahu, açıklamasını alaycı bir ifadeyle bitirerek; “Gazze’yi YouTube’dan izlemeye devam edecekler” dedi.

Bu durum, artık hiç kimseyi umursamayan ve hiç kimsenin tepkisinden korkmayan bir varlığın gözle görülür bir küstahlığıdır. Öyle ki bu varlık, işi kendisine hiçbir tehdit oluşturmayan ve sadece mazlum Gazze halkıyla dayanışma gibi sembolik bir mesaj taşıyan sivil ve barışçıl bir filoya saldıracak kadar ileri götürmüştür.

Yahudi varlığı, bu filonun ne ablukayı kaldırabileceğini ne de savaşı durdurabileceğini çok iyi bilmektedir. Buna rağmen, uluslararası yasaları, gelenekleri veya eylemcilerin uyruklarını hiçe sayarak uluslararası sularda onlara müdahale etmiştir. Bu varlık, adeta tüm dünyaya hiç kimseye değer vermediğini ve hiç kimseden korkmadığını açıkça haykırmaktadır. Onun bu tavrı, güç aldığı ve küstahlığından esinlendiği Amerika Başkanı Trump’ın küstahlığı ile birebir örtüşmektedir.

Bu olay, Gazze’nin bu hale gelmesinin arkasında yatan nedenlere ve sömürgecilerin elebaşlarının oyununu bozacak gerçek çözümlere yeniden ışık tutmaktadır.

Eğer Müslümanların yöneticilerinin ihaneti olmasaydı ve ümmetin orduları da Gazze ile tüm Filistin’e karşı görevlerini yerine getirmiş olsaydı, Gazze ve halkı bu hale gelmezdi. Eğer Gazze halkı bu hale gelmişse, bu ancak Müslüman yöneticilerin ihaneti ve ümmetin ordularının Gazze ve tüm Filistin’e karşı görevlerini yerine getirmemesi sebebiyledir. Halbuki Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ“Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize borçtur.” [Enfal 72] Orduların harekete geçmemesi sebebiyle Yahudi varlığı kibir sarhoşluğuna ve büyüklük kompleksine kapılmış ve karşısında kimsenin duramayacağını sanmıştır. Nasıl öyle sanmasın ki? Zira ümmetin ordularının harekete geçmediğine ve Müslümanların başındaki yöneticilerin de ölüm sessizliğine büründüklerine ve sadece medya kürsülerinden içi boş kınama açıklamaları yaptıklarına tanık olmuştur. Hatta birçoğu, perde arkasında veya açıkça, Gazze üzerindeki hakimiyetini sıkılaştırması, güvenliğini sağlaması ve varlığını sürdürmesi için kendisiyle işbirliği bile yapmıştır.

Batılı yöneticilere gelince; ya Yahudi varlığı ile işbirliği yapıp ve onunla birlikte komplo kurup işlediği cürümleri ve yürüttüğü savaşı desteklemişler ya da gözleri önünde olup bitenleri sessiz sedasız izlemişlerdir. En iyi durumda olanları ise, Müslümanların bazı yöneticileri gibi sadece kınamakla ve tepki göstermekle yetinmişlerdir.

Yahudi varlığının ve arkasındaki Trump Amerika’sının oyununu bozmanın ve planlarını başlarına geçirmenin yegâne yolu, Filistin’i özgürleştirmek ve halkına yardım etmekle yükümlü olan Müslüman ordularının harekete geçmesidir. Bu mesele, sadece savaş meydanlarında, askeri olarak çözülebilecek bir meseledir. Ne uluslararası mahfiller, ne diplomatik girişimler, ne siyasi manevralar ne de insani dayanışma adımları; fesadı arş-ı alaya ulaşan bu zalim düşmana gerçek bir darbe indirebilir. Bu çerçevenin dışında kalan her türlü eylem —yani ümmetin ordularının görevini yapmak üzere harekete geçmemesi—, sadece zaman kaybından ya da Yahudilerin küstahlığına, liderlerinin pervasızlığına ve varlıklarının cürümlerine son verecek olan doğru yoldan sapmaktan başka bir şey değildir.

Devamını oku...

“Müslümanlar Normalleşmeye Karşı” Kampanyası Kapsamında Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Bir Dizi Ziyaret Gerçekleştirdi

Lübnan otoritesinin yürüttüğü ve sonucu kesinlikle gasıp, mücrim Yahudi varlığı ile barış ve normalleşme anlamına gelen doğrudan müzakereler nedeniyle Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, siyasetçilere, müftülere, âlimlere ve toplumun önde gelen şahsiyetlerine yönelik geniş çaplı bir ziyaret kampanyası başlatmıştır.

Bu kapsamda Merkezi Temas Komitesi ve bölgelerdeki Temas Komitelerinden oluşan heyetler bir dizi ziyaret gerçekleştirmiştir. Güney Lübnan’ın Sayda şehrinde başlayan ziyaretlerde; Nasırcı Halk Örgütü Genel Sekreteri Milletvekili Dr. Usame Saad ve Sayda ile ilçeleri Müftüsü Şeyh Selim Susan ziyaret edilmiş, ardından başkent Beyrut’ta Yüksek Şii İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Allame Şeyh Ali el-Hatib’e bir ziyaret gerçekleştirilmiştir.

Bu ziyaretlerde, Hizb-ut Tahrir’in Yahudi varlığıyla müzakereyi, barışı ve onu tanımayı kesin bir dille reddeden açık tutumu ortaya konmuştur. Ziyaretlerde, barış, savaşı durdurma, kayıpları azaltma veya ekonomik vaatler gibi hangi kılıf altında olursa olsun, yönetimin bu yönde ilerlemesine karşı net bir tavır almanın gerekliliği üzerinde durulmuştur.

Ziyaretlerde, bu varlığın özellikle Amerika’nın açık desteğiyle Gazze’de, Lübnan’da ve İran’da işlediği cürümler ve vahşetler ortadayken, hangi bahane ile olursa olsun Beytü’l Makdis’i ve çevresini gasp edenlerin bu gaspına rıza gösterilemeyeceği ifade edilmiştir.

Heyetler, Lübnan’ın da tıpkı diğer beldeler gibi İslami ülkesinin bir parçası olduğunu, bu yüzden bu beldelerin; Nübüvvet Metodu üzere Raşidi Hilafet altında toplanmaları gerektiğini vurgulamışlardır. Bu kapsayıcı birlik olmaksızın Lübnan ve diğer beldelerin, başta Amerika ve onun gayrimeşru çocuğu Yahudi varlığı olmak üzere sömürgeci kâfir devletlerin bir oyun sahası olarak kalmaya devam edeceği belirtilmiştir.

Heyetler ayrıca, Yahudi varlığının cürüm işlediğine inanan ve onun işgalini tanımayan tüm siyasi kesimlerin, Yahudi varlığıyla müzakere yolunu izleyen Lübnan yönetimine karşı siyasi mücadele verilmesinin gerekli ve zorunlu olduğuna vurguda bulunmuşlardır. Bu tutum ve yaklaşımı reddeden siyasi çevrelerin, âlimlerin ve toplumdaki etkin kesimlerin, kendilerini yöneticilerin kollarına atan yöneticiler karşısında bu duruşu güçlendirecek bir kamuoyu oluşturması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Heyetler ayrıca, işgal altındaki tüm topraklardan Yahudi varlığını çıkarmak için mücadele etmenin gerekli olduğunu, ancak kalıcı çözümün ancak Müslümanların Hilafet çatısı altında birleşmesiyle mümkün olacağını dile getirmişlerdir. Bu gerçekleştiğinde işgalin sona ereceğini, dış müdahalelerin etkisiz hale getirileceğini ve İslam ümmetinin yeniden izzet ve güç kazanacağını kaydetmişlerdir.

Bu vesileyle heyetler, Yahudilerle savaşan herkese şunu söylemişlerdir: Köklü çözüm ve gerçek tedavi, ancak Müslümanların Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet altında birleşmesiyle mümkün olacaktır. Hilafet bu gaspçı varlık ortadan kaldıracak, Amerika’nın kökünü kazıyacak ve tuzağını başına geçirecektir. Böylece İslam Ümmeti Allah’ın izniyle yeniden eski aziz ve güçlü günlerine dönecektir. Ancak bunun, Amerika ve onun suçlu varlığıyla müzakere eden, onlarla barış yapan veya Müslümanların yurtlarında ve topraklarında kalmaları konusunda onlarla uzlaşanların elleriyle gerçekleşmesi asla mümkün değildir.

Son olarak heyetler; “Tek bir ümmetiz ve düşmanımız birdir” şiarıyla yürütülen “Müslümanlar Normalleşmeye Karşı” kampanyasının hedefini ulaşmasını sağlamak için tüm siyasiler ve etkin çevrelerle iletişimi sürdüreceklerini teyit etmişlerdir. Allah’tan bu Ümmete yakın bir fetih ve zafer ihsan etmesini niyaz ediyoruz.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ“O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Devamını oku...

Bir Zamanlar Sır Olan ve Fısıltı Şeklinde Söylenen Amerikan Zorbalığı Artık Açıkça ve Alenen Söylenir Oldu

ABD Başkanı Trump, Cuma günü yaptığı açıklamada, Amerikan donanmasının korsanlar gibi davrandığını söyledi. Trump, Florida’daki bir mitingde, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukası sırasında bir gemiye el konulması operasyonuna ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Trump “Gemiyi ele geçirdik. Kargoyu ele geçirdik. Petrolü ele geçirdik. Çok kârlı bir iş. Bunu yapacağımızı kim düşünürdü ki biz korsanlar gibiyiz. Bir bakıma korsan gibiyiz ama oyun oynamıyoruz” dedi. Oysa Trump’ın Savaş Bakanı Pete Hegseth, geçtiğimiz Nisan ayının ortasında İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki eylemlerini korsanlık adlandırmış ve “İran’ın ticari gemilere ateş açma tehdidi bir kontrol değil, deniz korsanlığıdır.” ifadelerini kullanmıştı.

Amerika’nın dünyaya, özellikle de İslam ülkelerine karşı güç mantığına ve orman kanunlarına göre hareket ettiği artık hiç kimse için sır değildir. Trump yönetimi ne siyasi makyajlara ne de görüntü filtrelerine inanmaktadır; bilakis, tıpkı Firavun gibi, kendi istediğinin hak, istemediğinin ise batıl olduğunu açıkça söylemekte ve alenen buna göre davranmaktadır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ “Ben size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum; sizi ancak doğru yola götürüyorum.” [Mümin 29]

İşte Trump, Amerika’nın yaptıklarını korsanlık olarak nitelendirmekten utanmamaktadır. Ancak bu eski usul bir korsanlık değildir, yeni tip güçlü ve sert bir korsanlıktır! Halbuki korsanlık, en azından modern çağda tüm insanlığın yerdiği ve aşağılık bir davranış olarak gördüğü bir eylemdir. Hatta Trump’ın Savaş Bakanı bile böyle düşünmektedir. Fakat Trump’ın kibri ve küstahlığı artık hiç kimseyi görmemektedir. İnsanların gözünde bir palyaço gibi görünse bile, onun nazarında dünyanın hiçbir değer ve ağırlığı yoktur.

Trump ve yönetimi, kokuşmuş Batı uygarlığının ve onlarda kök salmış olan sömürgecilik kültürünün bir ürünüdür; onlar bu uygarlığın ayrıksı kişilikleri değildirler. Aksine, uzun zamandır bir ilerleme ve kalkınma uygarlığı olarak lanse etmek için makyajlarla ve filtrelerle süsledikleri çürümüş değerlerinin ve kokuşmuş uygarlıklarının açık ve net bir dışavurumudurlar. Aslında Batı uygarlığı; bozgunculuk, küstahlık, sömürgecilik ve yozlaşma uygarlığıdır.

Okyanusların ve tonlarca patlayıcının arkasına saklanan korkakların cüret edemeyeceği, cücelerin dil uzatamayacağı onurlu ve heybetli bir ümmet olarak geri dönebilmemiz için; kapitalizmden kurtulmaya ve sömürgeci Batı’ya olan bağımlılığımızdan zincirlerimizi kırmaya ne kadar da muhtacız!

Tüm dünyanın ilerleme, refah, hak ve adalet uygarlığı olan İslam uygarlığına ihtiyacı vardır. Dünyanın ritmini hak ve batıl terazisiyle yeniden ayarlayacak olan da işte bu İslam uygarlığıdır. Bu ayarlama da ancak, Nübüvvet Metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet Devletinin kurulmasıyla mümkündür. Zira Hilafet İslam’ı içeride uygulayacak, onu dünyaya bir nur ve rahmet risaleti olarak taşıyacak, dünyayı Trump’ın zorbalığından, Amerika’nın küstahlığından ve tüm sömürgeci-müstebit devletlerden kurtaracaktır.

Devamını oku...

Massad Boulos’un Sözde İnsani Ateşkesine Zemin Hazırlamak Maksadıyla SİHA Saldırıları Yoğunlaştırılıyor!

Geçtiğimiz dönemdeki nispi sakinliğin ardından Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), son günlerde İnsansız Hava Aracı (İHA/SİHA) saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırıların çoğunda Hartum eyaletindeki özellikle Güney Omdurman, Cebel Evliya ve Omdurman’ın kuzeyindeki Vadi Seyyidna askeri üsleri hedef alındı. Son olarak dün (4 Mayıs 2026 Pazartesi) Hartum Havalimanı’na bi saldırı gerçekleştirildi. Beyaz Nil eyaletinde Kenana Şeker Fabrikası, Doğu Cezira bölgesinde ise Sudan Kalkanı Kuvvetleri Komutanı Ebu Akile Keikel’in evi hedef alındı; saldırıda kardeşi ve ailesinden bazı fertler hayatını kaybetti. El-Ubeyd şehrinde ise SİHA’nın düzenlediği saldırıda, televizyon binalarının bazı kısımları yıkıldı ve diğer bölgelerde de hasar meydana geldi.

Özellikle Bakanlar Kurulu’nun merkezi haline gelen ve savaşın yıkıcı, feci etkilerinden kurtulmaya çalışan Hartum eyaletinde artan ve tırmanan bu saldırıları, tam da insani ateşkes söylemlerinin yeniden alevlendiği bir döneme denk gelmektedir. Görünen o ki, artan ve yoğunlaşan bu İHA saldırılarıyla masum insanlar korkutularak, istemeyerek de olsa ateşkese razı edilmeye çalışılmaktadır!

Nitekim ABD Başkanı’nın Orta Doğu ve Afrika Danışmanı Massad Boulos, her fırsatta ve her platformda, Amerika’nın Eylül 2025’te “Dörtlü mekanizma” aracılığıyla tavsiye ettiği insani ateşkes meselesini tekrarlayıp durmaktadır. Görünüşe göre bu ateşkesi uygulamanın zamanı gelmiştir; ABD bu ateşkes ile Sudan’daki mevcut çatışmanın diğer tarafı olan Avrupa/İngiliz tarafının önünü kesmeyi hedeflemektedir. Zira İngiliz tarafı, geçtiğimiz Nisan ayındaki Berlin Konferansı’ndan bu yana bir hareketlilik başlatmış durumdadır ve sadece bir ateşkes değil, Amerika’nın askerleri yerine kendi sivil ajanlarını iktidara getirmek için kapsamlı bir çözüm istemektedir.

Amerika’nın sözünü ettiği “acil ateşkes”, sadece Ordu ile HDK arasında bir ateşkestir ve kapsamlı bir çözüm değildir. “Libya Senaryosu” olarak adlandırdığımız mevcut durumu -yani iki hükümetli bir yapının varlığını- kalıcı hale getirmekten başka bir şey değildir. ABD, savaşsızlık-barışsızlık durumunu mümkün olan en uzun süreye yaymak istemektedir. Amerikan siyasetinin araçlarından biri olan BM’nin devreye girmesi de bunu teyit etmektedir. Nitekim haberlerde, BM’nin Sudan’da artan SİHA saldırılarından derin endişe duyduğu, sivillerin ve altyapının tehlikeye atılmaması için uyarıda bulunduğu yer almıştır. BM ayrıca çatışan tarafların, uluslararası insancıl hukuka saygı göstermesi, sivilleri ve sivil altyapıyı koruması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine kesintisiz ve engelsiz bir şekilde ulaştırılmasına izin vermesi gerektiğini yinelemiştir. Buradaki insani yardımların geçişine izin verilmesi söyleminden kasıt, Amerikan tipi ateşkestir!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz; daha önce olduğu gibi şimdi de Amerika’nın sinsi planına karşı halkı uyarmaya devam ediyoruz. ABD, uzun adımlarla kısık ateşte Darfur’u Sudan’dan koparmak istemektedir. Sudan halkı, Amerika ve ajanlarının komplolarını boşa çıkarmalı; entrikalarını uygulamalarına engel olmalı ve Nübüvvet Metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmak için ümmetin muhlis evlatlarıyla birlikte çalışmalıdır. Hilafet Sudan’ı diğer İslam beldeleriyle birleştireceği gibi kâfirlerin kökünü de kazıyacaktır.

يَاأَيُّهَاالَّذِينَآمَنُوااسْتَجِيبُواللهِوَلِلرَّسُولِإِذَادَعَاكُمْلِمَايُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART), Bangladeş’i Sömürgeci Amerika’ya Tabi Bir Devlete Dönüştürmeyi Hedeflemektedir ve Gerçek Siyasi İrade Bu Aşağılayıcı Anlaşmadan Kurtulmanın Sigortasıdır

Trump’ın tek taraflı gümrük tarifesi politikalarına bir yanıt olarak Amerika ile imzalanan Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART), sıradan bir ticaret anlaşması değildir, aksine eşi benzeri görülmemiş bir boyunduruk altına alma ve boyun eğdirme aracıdır. Bu anlaşmanın temel amacı; Amerika’nın Bangladeş’in sanayi, ticaret, tarım, siber güvenlik, iç güvenlik ve hatta silahlı kuvvetler gibi hayati sektörleri üzerindeki sömürgeci hegemonyasını perçinlemektir. Bu anlaşma aslında, 25 Kasım 2013’te devrik Hasina rejimi döneminde imzalanan kötü şöhretli Ticaret ve Yatırım İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın (TICFA) güncellenmiş bir versiyonudur. Bu çerçevede bu anlaşma; Askeri Bilgilerin Genel Güvenliği Anlaşması (GSOMIA) ve Karşılıklı Edinim ve Hizmet Anlaşması (ACSA) gibi egemenliği zedeleyen savunma anlaşmalarının hızla geçirilmesinin yolunu açacaktır. Eğer GSOMIA imzalanırsa, Bangladeş’teki askeri tesisler dış denetime açılacak; ACSA uygulanırsa da ülke fiilen ilan edilmemiş bir Amerikan askeri üssüne dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu anlaşma, Amerikan silahlarına olan bağımlılığı artıracak ve Bangladeş’i uzun vadeli bir stratejik tuzağa sürükleyecektir. Gerçekte Amerika, Karşılıklı Ticaret Anlaşması kisvesi altında, Bangladeş’i başta Çin’in yükselişini kontrol altına almak ve İslam Ümmetinin Hilafet kurma özlemini akamete uğratmak olmak üzere kendi jeopolitik hırslarına hizmet edecek bir tabi devlete dönüştürmeye çalışmaktadır. Aklı başında hiç kimse böyle bir anlaşmayı kabul edemez. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلّاً وَلَا ذِمَّةً“Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahit gözetirlerdi.” [Tevbe 8]

Toplumun farklı kesimlerinden bilinçli Müslümanlar, Ümmetin maslahatına aykırı olan bu ticaret anlaşmasıyla ilgili derin endişelerini dile getirdikleri halde hem iktidar partisi hem de muhalefet partilerinin bu hayati mesele karşısında sessiz ve etkisiz kalmaları gerçekten dikkat çekicidir. Bu da insanlarda ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır: Bu siyasi güçler iktidarda kalmak için halkın desteğine ve yetkisine mi yoksa Amerika’nın desteğine mi güvenmektedirler? Tarihten ibret almalıdırlar, zira tarih, Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden rejimlerin bile daha sonra bizzat onun hedefi haline geldiğini kanıtlamıştır. İran’daki rejim, geçmişteki bazı kesişmelere rağmen Amerika’nın düşmanlığından kurtulamamıştır. Dijital altyapı gibi hayati sektörlerin, özellikle Starlink gibi dış merkezli platformların etkisi altına girmesi, üst düzey yetkililerin, askeri liderlerin ve bilim adamlarının hedef alınıp suikasta uğramasına yol açmıştır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَأَذَاقَهُمُ اللَّهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ“Böylece Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; keşke bilselerdi!” [Zümer 26]

Sadece kararlı bir siyasi iradenin varlığı, bu bağımlılık (tabiyet) anlaşmasından çekilmek için yeterlidir. Gurbetçilerin yılda 30 milyar dolardan fazla döviz gönderdiği bir ülkede, 7.2 milyar dolarlık dış ticaret açığı nedeniyle ABD’nin tehditlerine ve zorbalığına boyun eğmesi mantıklı ve stratejik bir davranış değildir. Aksine, bu dik duruş uzun vadede Amerika’nın kendisine de zarar verecektir. Bangladeş, konfeksiyon sektörüne olan aşırı bağımlılığı azaltarak, göçmen işçilerin uygun şekilde eğitilmesini sağlayarak ve deri sektörü gibi yerli ham maddeye dayalı ihracat sanayilerini güçlendirerek kendi kendine yeten bir ekonomi inşa etmeye yönelmelidir. İhracatı çeşitlendirmek ve yerel üretim kapasitesini artırmak için somut adımlar atılmalıdır. Buna ek olarak, petrol ve gaz sektöründe Chevron ve Excelerate Energy gibi şirketlerin sömürücü hegemonyasına son verilerek enerji kaynaklarının kontrolü yeniden ele alınmalı ve bu hayati kaynaklar yerel idareye devredilmelidir. Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti’nin daha önce, nasıl “kendi kendine yeten bir ekonomi” inşa edileceğine dair sunduğu vizyon, bilinçli çevrelerde büyük takdir toplamıştır. Bu nedenle, samimi siyasi liderler halkın yanında net bir tavır almalı ve bu anlaşmayı iptal etmek için kararlı bir şekilde harekete geçmelidir.

Ey Bangladeş halkı! Sizi sömürgeciliğin pençesinden kurtaracak yegâne siyasi liderliğin Hizb-ut Tahrir olduğunu biliyorsunuz. Hizb-ut Tahrir, Hilafeti kurarak İslam Ümmetini sömürgeciliğin pençesinden kurtarmak için fikri ve siyasi mücadele yürüten tek güçtür. Bu nedenle, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaat ettiği Raşidi Hilafet’i kurma çalışmasına ivme kazandırmak için onun samimi liderliğinin etrafında kenetlenmelisiniz. Yakında kurulacak olan Hilafet devleti, İslam ümmetini birleştirecek, ABD ve zalim kapitalist sistemle yüzleşerek Allah’ın izniyle İslam’a dayalı adil bir dünya düzeni kuracaktır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Evimizdeki Yılan!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Evimizdeki Yılan!

 

Müslüman ülkeler, ABD ve Yahudi varlığı tarafından arka arkaya saldırılara maruz kalmaktadır. ABD'yi Müslüman ülkelerden ayıran engin okyanuslar varken bu nasıl mümkün olabilir?!

Amerika, ülkemizde bulunan üsleri, büyükelçilik kılığında gizlenmiş gözetleme merkezleri, onun emirleri doğrultusunda gece gündüz çalışan Müslümanların başındaki yöneticilerden oluşan ajanları ve ülkemizdeki ileri karakolu olan Yahudi varlığı sayesinde bize saldırabilmektedir.

Amerikan altyapısı, bizleri defalarca sokacak olan evimizde bir yılandır. Amerika ülkemizde olduğu sürece güvenliği, huzuru ve refahı asla bilemeyeceğiz; öyleyse neden onu parçalamıyoruz?

Gazze halkı, Yahudi varlığının yenilmez bir güç olduğu iddiasının sahteliğini ortaya çıkardığı gibi İran da, Amerika’nın benzer iddiasının sahteliğini ortaya çıkarmış olup, tüm İslam ümmeti ise Amerikan sömürgeciliğini ve despotizmini reddetmektedir.

Artık İslam ümmetinin, evimize sızmış bir yılan olan Amerikan altyapısını söküp atacak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmasının zamanı gelmiştir.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Ümmetin Paralarının, Ona Karşı Komplo Kurmak İçin Çarçur Edildiği Görüşmeler!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ümmetin Paralarının, Ona Karşı Komplo Kurmak İçin Çarçur Edildiği Görüşmeler!

 

Haber:

Dışişleri Bakanı Dr. Bedir Abdulati, bugün Kahire’deki Dışişleri Bakanlığı binasında, Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad eş-Şeybani ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi; bu, Suriyeli bir yetkilinin bu düzeyde Mısır’ın başkentine yaptığı ilk resmi ziyaret olmuştur. Görüşmelerde, çeşitli alanlarda ikili ilişkilerin güçlendirilmesinin yolları ele alınmış, Suriye’deki istikrarı destekleme ve yeniden inşa çabalarına yardımcı olma mekanizmaları görüşülmüş; bununla birlikte Suriye’nin kurumlarının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemi vurgulanmış ve ülkenin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahale reddedilmiştir; ayrıca ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meseleler konusunda yakın koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi konusunda da mutabık kalınmıştır. (SANA Haber Ajansı)

Yorum:

İnsan, Müslümanların başındaki yöneticilerin görüşmelerinin ardındaki dürtüler konusunda adeta şaşkına dönüyor; zira bu görüşmeler, ümmetin gerçek meselelerinden çok ama çok uzaktır; dahası sadece ümmetin parasının çarçur edildiği törenler, geziler ve ziyaretlerden ibaret olan ve tadı ve kokusu olmayan marjinal konulara odaklanmaktadır; tabi bu görüşmeler, bu yöneticilerin halklarının önünde açıklamaya cesaret edemedikleri bir komplo değilse.

Bu görüşmeler, savaşlar ve çatışmalar, jeopolitikte değişim ve ümmetin farklı ülkelerinde hedef alınması gibi bölgenin zorlu bir dönemden geçtiği bir zamanda gerçekleşmektedir. Ama bu konular hakkında hiç konuşulmadığı gibi bu konudaki görüşmelerin sonuçları da hiç zikredilmemiştir; ancak bu görüşmeler, onların şu sözleri gibi, medyanın basmakalıp bir girizgâhından ibarettir: “…Ayrıca ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meseleler konusunda yakın koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi konusunda da mutabık kalınmıştır!”

Mısır politikasındaki, açık düşmanlıktan ya da temkinli bekleyişten kurumsal kucaklamaya doğru yaşanan dönüşüm, uluslararası sistemin, ajanlık, karşıt devrim ve korku duvarını yeniden inşa etme konusunda uzun bir deneyime sahip olan bölgesel vekil bulma arzusunu yansıtmaktadır. Bu alanda, ruhunu dar çıkarların eşiklerinde bırakmayı seçen yeni iktidarın trajedisi öne çıkmaktadır; zira fedakârlıkların rahminden doğan iktidar, zamanla değerler açısından hareketsiz bir siyasi bedene dönüşmüş olup, egemenlikten vazgeçmeyi ve tıpkı kesildikten sonra derisinin yüzülmesi kendisine zarar vermeyen bir koyun gibi derisinin yüzülmesini tam bir soğukkanlılıkla kabul etmiştir. Nitekim ayakları çarpık bir koltukta kalmak karşılığında ilk akidevi çıkış noktalarından (Bu Allah içindir, Bu Allah içindir) tavizler verince, ruh bedenden ayrılmış; böylece mevcut Suriye rejimi, direnişin acısını göstermeksizin, finansörlerin ve egemenlerin arzularına göre şekillendirilen siyasi bir bedene dönüşmüştür.

Ancak buna karşılık, bedelini kanıyla ve onuruyla ödeyen ve devrimin ruhu hâlâ damarlarında dolaşan canlı bir halk desteği devam etmektedir. Kahire ve Şam’daki siyaset mimarları için en büyük meydan okumayı temsil eden bu halktır; bu yüzden bu canlı halkın doğrudan derisinin yüzülmesi yeni bir çığlık ve patlamaya yol açacağından dolayı, siyasi uyuşturucuya başvurmak kaçınılmaz olmuştur. Bu uyuşturma, insanları, uluslararası düzenin şartlarına boyun eğmenin siyasi zeka ve bölgesel devletlere bağımlı olmanın ise stratejik işbirliği olduğuna inandırmayı hedeflemektedir; oysa gerçek şu ki bu dozlar, devrimin üyelerini çalmayı ve devrimcilerin nefislerinden hâlâ canlı olan sabitelerini parçalamayı hedeflemektedir. Zira onlar, derinin yüzülmesi işlemi tamamlanmadan hastanın uyanmasından korkuyorlar, bu yüzden Nübüvvet Minhacını hatırlatan ya da Raşidi Hilafeti talep eden her sesi boğmak için bu üşüşmeleri görmekteyiz; zira çıkış noktaları, onların yapay sınırlarını ve iğrenç bağımlılıklarını tanımayan yeni bir şafağın doğmasından korkan sömürgeci dünya düzeni varlığını, özellikle de Amerika ve onun ajanlarını sarsmıştır.

Resmi olarak formüle edilen bu haber, kapalı kapılar ardında yürütülen sistemli evcilleştirme sürecinin buzlu yüzüdür; çünkü istikrarı destekleme ve devlet kurumlarını koruma söylemlerinin ardında, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet arzusunu, siyasi çıkarların enkazı altında gömme çabası yatmaktadır. Açıklamada bahsedilen dış müdahaleyi reddetmek ise, bağımlılığı dayatma ve Suriye’deki yeni liderliği, ihanet sanatları ve ümmetin iradesini baypas etme konusunda eğitmek üzere ajan uzmanlar gönderme bağlamında, bayat bir şakadan başka bir şey değildir.

Şam Devrimi, başlangıç noktalarında o kadar netti ki tüm dünyayı dehşete düşürmüştü; bu görüşmeler ise, ümmetin pusulasını, sürekli uyuşturma girişimlerine rağmen ümmetin vicdanında hâlâ sakladığı asıl hedefinden saptırmaya yönelik umutsuz bir girişimden başka bir şey değildir. Acı çeken ve direnen canlı devrim ile, derisinin yüzülmesini kabullenmiş ölü iktidar arasındaki fark, ümmetin tarihinde belirleyici unsur olmaya devam edecek ve Obama’nın saçlarını ağartmış olan hak, Kahire’deki ya da Şam’daki uyuşturucu uzmanları tarafından kesinlikle yok edilemeyecektir; çünkü Allah için çıkmış olan bir ruh, bir bildirinin imzalanması ya da bir ajanın tokalaşmasıyla elinden alınamaz!!

أَفَمَن يَمْشِي مُكِبّاً عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيّاً عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ “Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?” [Mülk 22]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Said Fazıl – Mısır

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER