Perşembe, 16 Safer 1448 | 2026/07/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

SAYI 610 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Amerika'nın Borcu, Doların Hâkimiyetinin Sonunu Mu Getiriyor?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Amerika'nın Borcu, Doların Hâkimiyetinin Sonunu Mu Getiriyor?

Seksen yıldan fazla bir süredir Dolar, sadece Amerika’nın ulusal para birimi olmakla kalmamış, aynı zamanda küresel finans sisteminin omurgası haline gelmiştir. Çünkü petrol ve temel emtia ticaretinin büyük bir kısmı onun aracılığıyla fiyatlandırılmakta, merkez bankalarının rezervlerinin önemli bir oranı onunla yönetilmekte, uluslararası ödemeler onunla gerçekleştirilmekte ve küresel piyasalardaki varlıkların değeri onunla ölçülmektedir. Bu da Amerika’ya modern tarihte hiçbir ekonomik gücün sahip olmadığı olağanüstü bir ayrıcalık sağlamıştır; bu ise Dolar ve ABD Hazine tahvillerine yönelik süregelen küresel talebin gölgesinde, ona bütçe açığını finanse etme ve borçlarını kendi ulusal parasıyla ihraç etme gücünü oluşturmaktadır.

Ancak ekonomi tarihi bize, para birimlerinin hakimiyetinin sonsuz olmadığını öğretmiştir. Nitekim İngiliz Sterlini, küresel para sistemine öncülük etme konusunda Doların önüne geçmişti; ancak İngiltere İmparatorluğu’nun ekonomik ve mali gücünün gerilemesiyle birlikte bu konumunu aşamalı olarak kaybetmiştir. Sterlin’in hakimiyeti, İkinci Dünya Savaşı sonrası Doların ulaştığı düzeye ulaşmamış olsa da, deneyimler, herhangi bir para biriminin gücünün nihayetinde onun arkasında duran ekonominin sağlamlığıyla bağlantılı olarak kaldığını teyit etmektedir.

Şu ana kadar Doların yakın zamanda çökeceğine dair kesin işaretler bulunmamakta ancak Dolar, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana tanık olmadığı zorluklarla karşı karşıyadır. ABD’nin kamu borcundaki sürekli artış, kronik bütçe açığı ve borç servisi maliyetindeki hızla artan yükseliş; evet tüm bu faktörler, giderek çok sayıdaki ülkeyi ABD Dolarına olan bağımlılık düzeylerini yeniden gözden geçirmeye sevk etmeye başlamıştır.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verileri, Doların küresel döviz rezervleri içindeki payının, milenyumun başında (2000'lerin başında) %70'in üzerindeyken son yıllarda %57 civarına gerilediğine işaret etmektedir. Diğer tüm para birimlerinden büyük bir farkla birinci sıradaki yerini korumasına rağmen bu düşüş, merkez bankalarının rezervlerini çeşitlendirme yönündeki politikalarında aşamalı bir dönüşümü yansıtmaktadır.

Aynı doğrultuda, dünya genelindeki merkez bankaları altın alımlarını yoğunlaştırmıştır. Dünya Altın Konseyi verileri, 2022 ve 2023 yıllarının modern veri kayıtlarının tutulmaya başlanmasından bu yana en yüksek resmi altın alım seviyelerine sahne olduğunu ve bu eğilimin 2024 ile 2025 yılları boyunca da devam ettiğini göstermektedir.

Verilerin açıklaması aşağıdaki şekildedir:

- 2022: 1.082 ton (tarihi bir rekor).

- 2023: 1.037 ton (yıllık bazda ikinci en yüksek seviye).

- 2024: Yaklaşık 1.045 ton; bazı tahminlere göre rakam 1.089 tona kadar yükselmektedir.

- 2025: Yaklaşık 1.025 ton; böylece resmi alımların bin tonu aştığı üst üste dördüncü yıl olmuştur.

- 2026: İlk yarı verileri bu eğilimin devam ettiğini ortaya koymaktadır; zira ilk çeyrekte net (altın) alımlar yaklaşık 85 tona ulaşmıştır.

Bu ilgi sadece yatırım değerlendirmelerinden değil, aynı zamanda stratejik değerlendirmelerinden de kaynaklanmaktadır. Zira Batı’nın uyguladığı mali yaptırımlar, özellikle de 2022’de Rus rezervlerinin bir kısmının dondurulması birçok ülkeyi, rezervlerini çeşitlendirme ve enflasyon ile jeopolitik risklere karşı korunma isteğinin yanı sıra herhangi bir ülkenin kontrolüne tabi olmayan varlıklarını güçlendirmeye sevk etmiştir. Böylece altın, değer depolama ve finansal egemenliği koruma aracı olarak geleneksel rolünü yeniden üstlenmiştir.

Aynı zamanda BRICS grubu, geleneksel finans sisteminin en önemli zorluklarından biri olarak öne çıkmaktadır. Üye ülkeler, (BRICS’in ortaya çıkışı konusunda bazı çekinceler olsa da) aralarındaki ticarette yerel para birimlerinin kullanımını genişletip giderek artan sayıdaki işlemlerde Dolara olan bağımlılığı azaltmaya çalışmaktadır; bununla birlikte bu grup, şu ana kadar ne ortak bir para birimine ne de küresel düzeyde Dolarla rekabet edebilecek bir finansal sisteme sahip değildir.

Tüm bu gelişmelere rağmen Doların gücü sadece ABD ekonomisinin büyüklüğüne değil, aynı zamanda ABD finans piyasalarının derinliği, hazine tahvillerinin muazzam likiditesi, hukukun üstünlüğü, parasal kurumların bağımsızlığı ve Dolar cinsinden varlıklar üzerindeki küresel güveni de kapsayacak şekilde bütüncül bir sisteme dayanmaktadır. Bugüne kadar bu unsurları bir arada barındıran başka bir para birimi bulunmamaktadır.

Ancak belirleyici faktör, Amerika’nın kendi içinde kalmaya devam etmektedir. Eğer federal borçlar ekonomik büyüme oranını aşan bir hızla artmaya devam eder ve borç faizleri genel bütçenin giderek artan bir kısmını tüketirse, Dolara olan küresel güven artan bir baskıya maruz kalabilir; bu da Doların üstesinden gelen bir rakibin ortaya çıkması nedeniyle değil, aksine egemen para biriminin dayandığı finansal temellerin aşınmasının bir sonucudur.

Doların nüfuzu neden aşınabilir?

Bu süreci hızlandırabilecek bir dizi yapısal faktör bulunmakta olup bunların en öne çıkanları şunlardır:

- 38 trilyon Doları aşan kamu borcundaki sürekli genişleme, mali ve ticari açıkların devam etmesiyle birleşince, ABD’nin borçlanmaya olan bağımlılığını artırmaktadır.

- Doların jeopolitik çatışmalarda bir araç olarak kullanımının artması, bazı ülkeleri, mali yaptırımlara maruz kalma riskini azaltacak alternatifler aramaya itmiştir.

- Siyasi kutuplaşma ve borç tavanı ile kamu harcamaları konusunda tekrarlanan anlaşmazlıklar sonucunda, ABD’nin ekonomik politikalarının istikrarına olan güvenin azalması.

- Uluslararası ticarette, özellikle de gelişmekte olan ekonomiler arasında yerel para birimlerinin kullanımının genişlemesi.

Doların hâkimiyetinin gerilemesi nasıl mümkün olabilir?

Eğer bu eğilimler devam ederse, gerilemenin ani değil aşamalı olması ve aşağıdaki birkaç aşamadan geçmesi muhtemeldir:

- Küresel rezervler ve ticari işlemler içinde Doların payında kademeli bir düşüş.

- Uluslararası ticaretin düzenlenmesinde altına ve yerel para birimlerine olan bağımlılığın artması.

- Bazı bölgesel pazarlarda Yuan, Euro ve egemen destekli dijital para birimlerinin kullanımının yaygınlaşması.

- Küresel para sisteminin, neredeyse tamamen Dolara bağımlı olmak yerine kademeli olarak çoklu para birimi sistemine geçişi.

Doların tamamen çökmesi senaryosuna gelince; Amerikan ekonomisine ve onun finans kurumlarına yönelik geniş çaplı bir güven kaybını gerektirmektedir; mevcut göstergeler buna işaret etmese de, ancak mali dengesizliklerin devam etmesi bu olasılığı hem kısa hem de uzun vadede artırabilir.

Doların bir alternatifi var mı?

Şu ana kadar Doların sahip olduğu tüm unsurları barındıran tek bir alternatif bulunmamaktadır; ancak küresel sahnede birçok seçenekler öne çıkmaya çalışmaktadır ki bunların en önemlileri şunlardır:

- Euro, en yakın rakiplerden biri olmakla birlikte ama Avrupa Birliği içinde siyasi ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya olup Dolardan da önce çökebilir.

- Çin Yuanı, dünyanın ikinci en büyük ekonomisinin ağırlığıyla desteklense de ancak sermaye hareketlerine getirilen kısıtlamalar, bu para biriminin küresel yaygınlığını sınırlamaktadır.

- Merkez bankası dijital para birimleri (CBDC'ler), Doların hakimiyetinden uzak sınır ötesi ödemeleri kolaylaştırabilir; ancak devletler tarafından benimsenmesi durumunda güvenli olmayabilir.

- İster ulusal para birimlerinin kullanımının genişletilmesi yoluyla ister ortak ödeme araçlarının geliştirilmesi yoluyla olsun BRICS grubu içindeki yeni mali düzenlemeler.

- Jeopolitik risklerin tırmanmasının gölgesinde stratejik bir varlık ve güvenli liman olarak konumunu yeniden kazanan altın.

Eğer Doların hakimiyetinin sona ermesi gerçekleşirse, bir devletin veya ittifakın alacağı siyasi bir kararın sonucu olmayacak ve bir gecede onun yerini alacak yeni bir para biriminin duyurulmasıyla da gerçekleşmeyecektir. Aksine bu durum, mali dengesizlikler yoluyla biriken, devletlerin ve yatırımcıların hesaplarını değiştiren ve Dolara olan bağımlılığı daha çoklu bir para sistemi lehine kademeli olarak gerileten uzun bir sürecin ürünü olacaktır.

Kapitalizmin yol açtığı sefalet, gerginlik, çöküşler ve mali krizlerden kurtulmanın tek yolu, kökenlere geri dönmektir; bu da zorunlu kağıt paralara (Dolar gibi) dayalı mevcut para sisteminin değiştirilip, altın ve gümüş sistemine geri dönmekle gerçekleşebilir; zira altın ve gümüş, bu sorunların çözümünü temsil etmektedir ki bu da şu yollarla gerçekleştirilebilir:

Enflasyonu ve sorumsuz harcamaları dizginlemek: Altın ve gümüşün basılması mümkün değildir; bu da devletlerin denetimsiz para oluşturma gücünü sınırlamakta, dolayısıyla enflasyonu ve aşırı kamu harcamalarını dizginlemektedir.

Uzun vadeli mali istikrar: Para biriminin değerli bir madene bağlanması, keskin dalgalanmaları önleyecek ve mali sisteme daha fazla istikrar sağlayacaktır.

Adalet ve şeffaflık: İki madeni para sistemi, paraların siyasi kararlardan bağımsız olmasını güvence altına alacaktır.

Ama madeni para sisteminin geri dönüşünü, ancak siyasi kararına sahip olan güçlü bir devlet dayatabilir ve madeni para sistemi o devletin ideolojisiyle bağlantılı olmalıdır; madeni para sisteminin ya da temeli, altın veya gümüş yahut her ikisiyle %100 oranında desteklenen vekil para kullanımını zorunlu kılan İslam'dan başka herhangi bir ideoloji yoktur. Bu nedenle İslami ekonomik sistemin, kapitalist sistemin yarattığı krizler, çöküşler, kargaşa ve istikrarsızlıklardan son derece uzak olduğunu görüyoruz.

Ey Müslümanlar; bu dünya için doğru ve köklü çözümler ideolojinizde mevcuttur; ancak bunların sahada uygulanması gerekir ve bunun uygulanmasını da ancak Hilafet Devleti gerçekleştirecektir. Bu nedenle ümmetinin akıbetinin bilincinde olan ve Allah’ın kendisine farz kıldığı hususları idrak eden her baliğ Müslümanın, İslami hayatı yeniden başlatmak ve şeriatı tatbik konumuna getirmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte yoluna devam etmesi gerekir ki böylece İslam’ın sancağı dalgalansın ve bizler de insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet konumuna geri dönelim. Zira nefsimizde olanı değiştirip harekete geçmezsek, Allah da bizim gerçekliğimizi değiştirmeyecektir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْŞüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Katar ve Mısır Doha’da: Gazze Trump'ın Planıyla Tartışılıyor ve İran İse Washington'ın Muhtırasıyla Yönetiliyor

Haber-Yorum

Katar ve Mısır Doha’da: Gazze Trump'ın Planıyla Tartışılıyor ve İran İse Washington'ın Muhtırasıyla Yönetiliyor

Haber:

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani Cumartesi günü, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati’yi kabul etti; ikili, bölgesel durumları ve gerilimi azaltmaya yönelik çabaları ele aldılar. Katar Başbakanı, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması da dahil olmak üzere ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptı çerçevesinde üzerinde uzlaşılan hususlara tüm tarafların uymasının gerekliliğini vurguladı. Taraflar ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’e ilişkin planının birinci aşamasındaki taahhütlerin yerine getirilmesinin ve sonraki iki aşamaya geçilmesinin önemini vurguladılar. (El Cezire Net, 25 Temmuz 2026).

Yorum:

Doha ile Kahire arasında “rutin” bir diplomatik görüşme. Sahne bu şekilde sunuluyor; ancak her iki açıklamayı da dikkatle okuyan biri, alışageldik diplomatik nezaket cümlelerinden çok daha derin bir şey görür; yani bölge güvenliği için Washington-Tahran muhtırası ile Gazze ve Kudüs'ün geleceği için Trump’ın planının rota olarak kabul edilmesi gibi ümmetin koymadığı ve seçmediği bu iki referansın kabul edildiğinin açıkça ilan edildiğini görür!

ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptına gelince, Katarlılar tüm tarafların buna uymasını talep ediyorlar. Bu da Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e kadar uzanan bölgenin güvenliğinin artık zımnen iki tarafın üzerinde anlaştığı hususa mahkûm olduğu anlamına gelmektedir. Peki Trump’ın Amerika’sına bölgesel güvenliğin çatısını çizme yetkisini kim verdi?

Gazze ve Kudüs'e gelince; bu açıklamada en acı verici olan şey, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler bağlamında Trump’ın adının Doğu Kudüs ile birlikte anılmasıdır! Mısır açıklamasının işaret ettiği Trump’ın planı; Yahudi varlığının meşru bir varlık olduğunu ve Kudüs konusunda ise aklın kabul etmediği ve şeriatın cevaz vermediği bir çözümü onaylayan planın ta kendisidir. Mısır ve Katar dışişleri bakanlarından Trump'ın planının gerekliliklerini yerine getirmeleri talep edildiğinde, bu ikisi sadece ateşkesten bahsetmiyorlar, aynı zamanda davanın tamamen tasfiye edilmesi projesine meşruiyet kazandırıyorlar.

İşte büyük felaket de burada yatıyor. Zira tehlike, planlarını dayatan Amerika’da değildir; zira bu, onun bilinen bir alışkanlığıdır; aksine tehlike, bu planları hemen kucaklayıp benimseyen ve bunların uygulanmasını talep eden yöneticilerdedir ki böylece düşman ile dost arasındaki fark artık neredeyse görünmez bir hale gelmiştir. Nitekim Filistin davası, bir zamanlar ümmetin davası, yani bir din ve mukaddesatlar davasıydı; bugün ise Trump'ın planına ve Washington mutabakatına dayanan diplomatik bir görüşmenin gündem maddelerinden biri haline gelmiştir!

Şüphesiz ki ümmet; Trump’ın aşamaları ya da Washington’un muhtıraları aracılığıyla Kudüs’ünü de Gazze’sini de geri alamayacaktır. Zira bu süreçler, toprağı özgürleştirmek için değil; aksine işgali yönetmek, onun ömrünü uzatmak ve ona meşruiyet kazandırmak için tasarlanmıştır. Ümmetin orduları, bağımlılığın zincirlerinden kurtulup Allah’ın kendilerine farz kıldığı sorumluluğu yerine getirmedikçe, Kudüs açıklamalarda var olsa da gerçeklikte yok olmaya ve uğruna tek bir kılıç dahi hareket ettirilmeksizin her görüşmede anılmaya devam edilecektir.

وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً
Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Nasır

Devamını oku...

Yahudi Varlığı, Necis Rejimlerin Gölgesinden Başka Bir Şey Değildir

Haber-Yorum

Yahudi Varlığı, Necis Rejimlerin Gölgesinden Başka Bir Şey Değildir

Haber:

Kudüs Valiliği, sabah ve akşam saatlerinde gerçekleştirilen baskınlar sırasında 677 yerleşimcinin işgal güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlediklerini duyurdu. (Arabi21)

Yorum:

İşgalci güçlerin sıkı koruması altında yerleşimci sürülerinin mübarek Mescid-i Aksa'yı ihlal etmeye cüret etmeleri, ümmete isabet eden amansız bir hastalığın doğal belirtilerinden başka bir şey değildir; dikkat edin bu, kendisiyle korunulacak ve arkasında savaşılacak kalkanın yokluğudur.

Tek dertleri sömürgecinin bekçilik rolünü yerin getirmek, bu gaspçı varlığı korumak ve ona bekasının gerekçelerini ve yaşam nedenlerini sağlamak olan bu Ruveybida yöneticiler bağrımıza çöreklenmeye devam ettikleri sürece, Mescid-i Aksa'mız, dünyanın dört bir yanından toplanmış bu güruhun elinde esir kalmaya ve hak ve toprak sahipleri olarak bizler de, onun özgür havasını solumaktan mahrum kalmaya devam edeceğiz.

Bu varlığın gerçeği, kerim Kur’an’da geçen Allahu Teala'nın şu kavlinde en mükemmel şekilde somutlaşmıştır: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِّنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ النَّاسِOnlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur.” [Al-i İmran 112] Peygamberleri onları lanetlediğinden beri Allah’ın ipi onlardan kopmuştur; bugün ellerinde kalan tek şey insanların ipidir; bu da Batılı kapitalizmin destek ipi ile Müslüman beldelerdeki mevcut rejimlerin suç ortaklığı ve koruma ipinden ibarettir.

Batı liderleri bu sömürgeci gerçeği son derece açık bir şekilde dile getirmişlerdir; bakın işte eski ABD Başkanı Joe Biden, şu meşhur sözünü defalarca tekrarlamıştır: “İsrail olmasaydı, bölgedeki çıkarlarımızı korumak için onu icat etmemiz gerekirdi”, bu da bu varlığın sömürgecilerin çıkarlarına hizmet eden ve İslam ümmetinin birliğini engelleyen bir ileri askeri üsten başka bir şey olmadığını teyit etmektedir.

Tarih, Allah’ın yarattıkları üzerindeki sünnetlerinin en güzel şahididir; dolayısıyla bu yapay varlığın gecesi uzun sürmeyecektir. Tıpkı Haçlıların, o dönemde Müslüman emirliklerin bölünmüşlüğünden ve Ubeydilerin suç ortaklığından faydalanarak Kudüs’ü doksan yıl boyunca işgal edip orada bozgunculuk çıkardıkları gibi; zira Haçlılar, ümmetin çabaları Şam ve Mısır’ı birleştiren tek bir sancak altında toplanmasının ardından yenilgiye uğramış ve Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuşmuştur; zira Selahaddin, bu birleşik ordulara liderlik ederek Hıttin’de onların kökünü kazımıştır.

Bugün ümmet de yeni bir şafağın eşiğindedir; Allah’ın izniyle çok yakında gerçekleşecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin güneşi doğduğunda ve ümmetimizin yaşadığı zorba yönetiminin karanlığı dağıldığında Raşid Halife, Müslümanların üzerindeki zillet tozunu silkip atacak, tüm orduları Kudüs’e doğru yönlendirecek, bu kırılgan varlığın kökünü kazıyacak ve böylece izzet, Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere geri dönecektir. Bizim kurtuluşumuz Hilafetimizdedir; sizleri bu farzı gerçekleştirmek için çalışmaya davet ediyoruz ey Müslümanlar; gelin döneminizin sahabeleri olun ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti yeniden tesis edin ki Alemlerin Rabbi sizden razı olsun ve sizler de güven içinde yaşayın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

Samimi Suriye Halkının Devriminin ve Onların Tertemiz Akan Kanlarının Ardından Ahmed Şara, Suriye’yi Amerika’nın Otlağına Dönüştürdü!!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Samimi Suriye Halkının Devriminin ve Onların Tertemiz Akan Kanlarının Ardından Ahmed Şara, Suriye’yi Amerika’nın Otlağına Dönüştürdü!!

Haber:

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye'yi 2009'dan bu yana ziyaret eden ilk BM Genel Sekreteri oldu. Guterres'in selefi Ban Ki-moon, Suriye'yi iç savaşın başlamasından iki yıl önce, 2009 yılında ziyaret etmişti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beşar Esad'ın devrilmesinin ardından geçiş sürecindeki Suriye halkına uluslararası toplum tarafından destek verilmesi çağrısında bulundu. Guterres'in ziyareti, 2009'dan bu yana bir BM Genel Sekreteri'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu.

Şam'a varışının ardından X hesabından paylaşım yapan Guterres, "Dayanışma ziyareti kapsamında Şam'a yeni geldim. Mesajım açık: BM, bu kritik dönemde Suriye'nin yanındadır. Uluslararası topluma da Suriye halkını desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmama çağrısında bulunuyorum," ifadelerini kullandı. (euro.news, 25/7/2026)

Yorum:

Bir gün aslan, kurt ve tilki birlikte avlanmak için yola çıkarlar. Ormanda büyük bir inek, bir koç ve bir de yaban öküzü avlarlar. Av bittikten sonra aslan, kurda dönerek: "Ey kurt, şu avı aramızda adaletle paylaştır bakalım," der. Kurt kendine güvenerek öne atılır ve şöyle der: "Büyük av olan bu inek senindir sultanım. Orta boydaki koç benim hakkım olsun. Küçük olan yaban öküzü de tilkiye düşer. Payımız boyumuza ve gücümüze göre böyle olmalıdır." Aslan bu paylaşıma çok sinirlenir. "Sen kim oluyorsun da benim yanımda 'benim' diyebiliyorsun?" diyerek bir pençe vuruşuyla kurdun kafasını koparır ve oracıkta öldürür. Aslan daha sonra başını tilkiye çevirir ve emir verir: "Ey tilki, şimdi sen paylaş bakalım şu avı!" Tilki, kurdun feci sonunu görmüştür. Akıllıdır; ama kurnazlığını bu kez zıt bir yolla, tamamen aslanı yüceltmek ve kendini yok saymak için kullanır. Yere kadar eğilir ve şöyle der: "Sultanım, arz edeyim: Şu büyük inek kahvaltınız olsun. Orta boydaki koç kuşluk yemeğinizdir. Küçük yaban öküzü de akşama yemeniz için en nazik lokmanızdır. Hepsi ve her şey emrinizdedir, benim hiçbir hakkım yoktur." Aslan bu cevaptan çok memnun kalır. Gözleri parlar ve tilkiye sorar: "Ey tilki, sen bu harika ve kusursuz adaleti kimden öğrendin? Seni böyle akıllıca ve mükemmel paylaştıran kim oldu?" Tilki, başı önde, ibretlik şu cevabı verir: "Sultanım, adaleti ve nasıl paylaşmam gerektiğini şurada kafası kesik yatan kurdun akıbetinden öğrendim." Bu ibretlik kıssa da olduğu gibi ajan ve gizli düşman (tilki); karşısındakinin duymak istediklerini söyler, dost gibi görünür, içindeki zehri ve düşmanlığı ise tamamen saklar. Hayatta kalmak ve zarar vermek için sinsi bir rol keser. İşte Şara da; Suriye devrimini gerçekleştiren samimi mücahitlerin arasına sızmış, onların duymak istediklerini söylemiş, dost gibi görünmüş ve içindeki zehri ve düşmanlığı ise tamamen saklamıştır. Bu zehir ve düşmanlık ise, öğretmeni Erdoğan liderliğinde efendisi Amerika’ya hizmet etmekti. Nitekim efendisi Amerika, ajan ve gizli düşman (tilki) konumundaki Şara’nın ihanetinden ve ajanlığından, samimi mücahitleri yok edeceğinden ve onların kanlarını Amerika’nın çıkarları için satacağından emin olunca, Suriye topraklarını artık kendi çıkarları için kullanmaya başlamıştır. Kafir Amerika’nın Suriye’deki çıkarları ise; Amerikan petrol şirketleri aracılığıyla Suriye’nin petrol ve enerji kaynaklarını kontrol altına almak; Suriye’yi Körfez ülkeleri ve Irak’tan gelen enerji tedarikinin en önemli koridorlarından biri haline getirmektir; nitekim Tom Barrack bunu, 17 Nisan 2026 tarihinde Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı dikkat çekici bir açıklamada şöyle dile getirmişti: “Bölgenin geleceği, yeni enerji ve veri koridorlarına bağlıdır.”

Ayrıca Amerika Suriye’de; ulusal devleti pekiştirmek, Şam Devrimi sırasında hakim olan İslamcı eğilimi çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırmak, terörle mücadele için uluslararası koalisyona katılmasını ve Yahudi varlığıyla güvenlik anlaşmaları imzalamasını sağlamak ve güney bölgesini silahlardan arındırarak Yahudilerin tekrarlanan saldırılarına karşılık verilmemesini sağlamak istemektedir. İşte Amerika; Suriye üzerindeki sömürgeciliğini ve ihanetlerini meşrulaştırmak için her zaman olduğu gibi zehirli aracı BM’yi devreye sokmuş ve bu bağlamda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i Suriye’ye göndermiştir. Böylece Suriye topraklarındaki tüm ihanetlerini uluslararası topluma deklare ederek meşrulaştırmış olacaktır. Zira X hesabından paylaşım yapan Guterres’in şu açıklaması bunu teyit etmektedir: "Dayanışma ziyareti kapsamında Şam'a yeni geldim. Mesajım açık: BM, bu kritik dönemde Suriye'nin yanındadır. Uluslararası topluma da Suriye halkını desteklemek için hiçbir çabadan kaçınmama çağrısında bulunuyorum."

Sonuç olarak Suriye’deki Müslümanlar ve samimi mücahitler, aralarına tilki gibi girip dost gibi görünen, sonra da İslam’a, Müslümanlara ve samimi Şam devrimine ihanet ederek içindeki zehri akıtan Şara’yı bir an önce devirip İslam’ı iktidara taşısınlar ki Suriye kafir Amerika’nın otlağı değil, İslam’ın ve Müslümanların merkezi olsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

Müslümanların Askerleri, Ülkelerini Düşmanlarının Elinden Çekip Alsınlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanların Askerleri, Ülkelerini Düşmanlarının Elinden Çekip Alsınlar

Haber:

Medya ve sosyal medya kuruluşları, şehit Şeyh Faruk Adnan Ramazan’ın bir yerleşim yeri güvenlik görevlisinin silahını ele geçirdiği ve Nablus’un güneybatısındaki Tel köyüne saldıran yerleşimcilere ve işgal askerlerine ateş açtığı anı gösteren görüntüleri aktardılar; zira şehit, bu saldırı sırasında işgal ordusundan bir subay ve bir askeri öldürmeyi başarmış, diğerlerini yaralamış, ardından da diğer üç şehit kuzenleriyle birlikte şehit olmuştur.

Yorum:

Nablus’taki Tel köyünün şehitlerinin, özellikle de şehit Faruk Ramazan’ın sergilediği kahramanca sahne, Filistin halkı da dahil olmak üzere Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinin kahramanlarının yazdığı ve hala da yazmaya devam ettiği kahramanlık sahnelerinden biridir. Ancak özellikle bu ve benzeri sahneler, bünyesinde birçok insanın, hatta birçok Müslümanın farkına bile varamadığı akidevi ve imani yönler barındırmaktadır. Kahraman şehit Faruk, askerin silahını ele geçirip ona saldırmasının yanı sıra diğer askerlere ve yerleşimcilere saldırmaya karar verdiğinde, bunun bu dünyadaki son anları olacağını ve o andan itibaren şehit olarak Allah’ın huzuruna çıkacağını kesin olarak biliyordu. Buna kesin olarak ya da neredeyse kesin olarak inanmamızı sağlayan şey, onun kendi gözleri ve tüm bilinciyle, kendisinin bir kaçış yolunun olmadığını ve diğer askerlerin kendisini kuşattıklarını görmesidir; dolayısıyla onun davranışı, silahını alıp düşmanına pusu kuran ve rastgele birini vuran kimsenin davranışı gibi değildir; zira o, önceden geri çekilme planı hazırlamış ve ardından tekrar saldırıp kaçmayı planlamıştı; Filistin halkının, özellikle de varlığın ordusunun kontrolü altındaki Batı Şeria’da yaşayanların, kendilerini bu ordudan koruyacak bir sığınak bulamadıkları bilinmektedir.

Öyleyse şehit Faruk, askerin silahını ele geçirdiği anda şehadetin geldiğini, cennetin rüzgârının estiğini ve kendini Allahu Teala'ya adadığını biliyordu.

Bu muhteşem manzaranın, cihad ümmeti olan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti için, özellikle de ümmetin askerleri için bir teşvik olması gerekir; zira silahsız bir adam, göğsüne doğrultulmuş olan silahı çekip alarak, bedeli hayatı olsa bile düşmanına karşı kullanmaya karar verebiliyorsa, o zaman ellerinde silah bulunan Müslüman askerlerin, bu silahları kullanarak rejimlerden otoriteyi çekip alıp onu ümmete geri vermeleri ve ellerindeki silahları, ülkelerini kontrol altına almak, buraları işgal etmek ve evlatlarının kanını dökmek için getirilen tüm düşman silahlarını ya da Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sını gasp edenleri destekleyen ve koruyan silahları çekip almak için kullanmaları daha evladır.

Müslüman askerlerin öncelikle işlerinde kararlı olmaları, silahlarını çekmeleri, düşmanlarının silahlarını çekip almaları ve Rablerinin şu kavlini okuyarak ilerlemeleri gerekir:إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُAllah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.” [Tevbe 111]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

“Önce Sen Onları Öldür!” Siyonist Faşizm, Din Kisvesine Büründüğünde!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

“Önce Sen Onları Öldür!” Siyonist Faşizm, Din Kisvesine Büründüğünde!

Haber:

Önce sen onları öldür... Netanyahu, Talmud'a dayanarak Yahudi varlığının güvenlik akidesinde değişiklik yapıldığını duyurdu. (Vatan El Yevm)

Yorum:

Netanyahu’nun güvenlik akidesinin değiştirilmesi ve Talmud metinlerine başvurulması konusundaki açıklamasının üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş olmasına rağmen, ancak günlük sahadaki gelişmeler, karşımızda sadece geçici siyasi söylemlerin değil, aksine sahada harfiyen uygulanan akidevi bir yol haritasının olduğunu teyit etmektedir; zira bu varlığın giderek tırmanan davranışları, herkesi insanlıktan çıkaran bu faşist vizyondan kaynaklanmaktadır.

Netanyahu’nun yaptığı bu açıklama, eğitim müfredatlarında öğretilen katı bir akideyi ve Yahudi varlığı içindeki yerleşimcilerin bu doğrultuda eğitilip yetiştirildiği toplumsal bir davranışı yansıtmaktadır; bu akidenin özü ise, tüm insanların, Allah'ın seçilmiş halkı için yarattığı düşmanlar ve hayvanlar olduğunu; yani kendi iddialarına göre Yahudilerin, evlerinde, çiftliklerinde, atölyelerinde, fabrikalarında ve ticaretlerinde onlarla muamele ederken ya da onlara ihtiyaç duyduklarında bu durumun tanıdık ve kabul edilebilir görünmesini ifade etmektedir.

Bu bakış açısı, bu kişilerin (Yahudi olmayanlar/Goyimler) yenilen ve binek olarak kullanılan hayvanlardan bile daha aşağı olduklarını dışlamaz; zira onlar, Allah'ın kendilerini seçtiğini iddia eden ve bunları Talmud'larına yazan Yahudiler dışındaki yeryüzündeki herkestir; bu nedenle Allah onlara, herhangi bir gerekçe veya mazeret olmaksızın ya da özür dileme veya gerekçe sunmaya gerek duymadan, istedikleri zaman istedikleri insanı öldürme yetkisi vermiştir; zira onlar kendilerini kanunların ve geleneklerin üstünde görmektedirler.

Ayrıca bunu, Knesset üyeleri, ordularının komutanları, hahamları, bakanları ve özellikle de Gazze’de yaptıklarını, bölgenin suçlarının sahası haline gelmesi için şimdi de Lübnan’da tekrarladıklarını ifade eden Smotrich ve Ben-Gvir açıklamaktadır; bu yüzden öldürüyorlar, yıkıyorlar; -Sünniler, Şiiler, Maruni Hıristiyanlar ve Dürziler- olmak üzere Lübnanlıların hepsini “Hizbullah” olarak görüyorlar; tıpkı daha önce Gazze’deki çocukları, kadınları, yaşlıları ve meslek sahiplerinin hepsini “Hamas” olarak nitelendirdikleri gibi. Buna binaen onlar için öldürme ve yıkım, öğretilen bir akide ve tartışmaya açık olmayan katı Talmud öğretileri olup bu öğretiler, hiçbir uluslararası veya yerel yasaya ya da insani geleneğe tabi değildir.

Şüphesiz bu grup, Filistin’de ve onun dışında kitleleşmektedir; dolayısıyla insanlığın, bu tür kişileri ve kendi aralarında yer alan bu tür yok edici akideyi kabul etmesi doğru değildir; aksine onları kaldırıp atması ve onlara baskı uygulaması gerekir.

En zor ve en zorunlu görev ise, Müslümanlar boyunlarında ve Allahu Teala'nın izniyle gelecek olan devletlerinin üzerinde kalmaktadır; insanlığı bu yaygın kötülükten kurtaracak olan işte budur. Bunu da Allahu Teala’nın şu kavli doğrulamaktadır: فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراًArtık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mabedine) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).” [İsra 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...

Haberlere Bakış: 26/07/2026

Haberlere Bakış

26/07/2026

* Birleşik Kıbrıs - İki Toplumlu Barış İnisiyatifi, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs'ı ziyareti kapsamında “Federal Çözüm Hemen Şimdi” sloganıyla yapılacak eylemlere katılım çağrısı yaptı.

İnisiyatif’ten yapılan açıklamada, bu kapsamda 28 Temmuz Salı günü saat 10.30'da, bu girişimi destekleyen örgütlerden oluşacak iki toplumlu bir heyetin, Dayanışma Evinde BM Genel Sekreteri'ni kuzeye geçişi sırasında karşılayarak, ortak çözüm ve barış talebi mesajını ileteceği ifade edildi.

Açıklamada, BM Genel Sekreteri'nin bu girişimi, “Kıbrıs'ta barışın ve yeniden birleşmenin önünü açmayı hedefleyen cesur bir adım” olarak değerlendirilirken, her iki toplumdaki sivil toplumun; “müzakerelerin yeniden başlamasına ve siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde çözüme yönelik çabalara güçlü destek verdiğini açık biçimde ortaya koymasının önem taşıdığı” ifade edildi. (Kıbrıs Postası, 22/07/2026).

Bu eylem; Amerika’nın iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir birlik vizyonuna ivme kazandırılması çerçevesinde gerçekleşmektedir. Zira İnisiyatif’ten yapılan açıklamada, BM Genel Sekreteri'nin girişiminin, “Kıbrıs'ta barışın ve yeniden birleşmenin önünü açmayı hedefleyen cesur bir adım” olarak değerlendirilmesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu federal yapıda, iç işleri her bölgenin kendi denetiminde olacak, ancak savunma ve dış politika gibi kritik alanlar ağırlıklı olarak federal hükümetin, yani Kıbrıslı Rumların kontrolünde olacaktır. Eğer Amerika’nın bu planı başarılı olursa; Kıbrıs’ı yabancı güçlerden (adadaki iki İngiliz üssünden ve Türk askerlerinden) arındırmayı de içerecek, sonuçta da kuzeyde yalnızca Amerikan üslerinin kalması sağlanacaktır! Bu gibi grupların, sömürgeci kafirlerin projelerinin propagandası yapmasına sevk eden şey, başta Türkiye yöneticileri olmak üzere Kuzey Kıbrıs yöneticilerinin, İslam topraklarında İngiltere ve Amerika gibi sömürgeci kâfirlerin projelerinin uygulanmasına yönelik hırslarıdır.

*Hür İşçi Sendikaları Federasyonu (HÜR-İŞ) ve Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-İŞ) Başkanı Ahmet Serdaroğlu, ülkede gecikmeden hayata geçirilmesi gereken üç temel başlığın narh, denetim ve vergi olduğunu vurgulayarak, adaletli bir vergi sisteminin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Serdaroğlu yaptığı yazılı açıklamada, karı olanın vergisini de adil şekilde ödemesi ve devletin hem vergi toplama hem de piyasa denetimi konusunda görevini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Vergi sistemini eleştiren Serdaroğlu, kamuda çalışan bir emekçinin bazı büyük iş insanlarından daha fazla vergi ödediğini savunarak bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Muhasebe sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Serdaroğlu, şirket giderleri üzerinden yapılan usulsüz vergi avantajlarına dikkat çekti, araç ve benzeri kişisel harcamaların şirket gideri gösterilerek vergiden düşülmesinin önüne geçilmesini istedi. (Kıbrıs Haber Ajansı, 23/07/2026)

Kapitalist ekonomik sistem, ana gelir kaynakları olarak sadece haksız vergilere dayanmaktadır. Bu yüzden Kuzey Kıbrıs dahil kapitalist ekonomik sistemi benimseyen tüm hükümetler, her zaman sıradan insanlar üzerinde açıkça bir yük haline gelen bir dizi vergiler koyarak Müslümanlara zulmetmektedir. Ayrıca kapitalist demokratik hükümetler, vergi yükünü ortadan kaldırmak için çözümler üretip çalışmak yerine sadece herkesin vergi ödemelerini vurgulamakla ilgilenmektedirler. Oysa İslam’da insanlardan alınan vergiler yoktur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların işlerini idare ediyordu ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlara vergi koyduğu sabit olmamış ve ondan kesinlikle böyle bir şey rivayet edilmemiştir. Hatta devletin sınırlarında bulunanların ülkeye giren mallardan vergi aldıklarını öğrendiğinde bundan nehyetmiştir. Nitekim Ukbe Bin Amir’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittiği rivayet edilmiştir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍGümrük vergisi (Meks) alan cennete giremez.” Meks sahibi, ticaret üzerinden vergiler alan kişidir. Bu ise Batı’nın ifade ettiği anlamda vergi almanın yasaklandığını göstermektedir. Ancak şeriatın onay verdiği bir durum vardır ki bu durumda, artış yapılmaksızın yeteri kadar para almak caizdir ve sadece zenginlerin fazla paralarından alınır. Bu yüzden Müslümanların başındaki yöneticiler, haram olan vergi sistemini düzenleme girişiminden vazgeçip İslam’ın ekonomik sistemine dönmedikleri sürece asla ekonomik sistemde bir iyileştirme gerçekleştirmeyeceklerdir.

* Özbekistan Kültür Günleri, 27-28 Temmuz tarihlerinde Çolpon-Ata şehrinde düzenlenecek. Bu bilgi, Kırgızistan Cumhuriyeti Kültür, Enformasyon ve Gençlik Politikası Bakanlığı basın servisi tarafından duyuruldu. (Kabar (Kırgız Ulusal Haber Ajansı), 24/07/26).

Kültür programı kapsamında, yaklaşık 200 sanat ve kültür temsilcisinden oluşan Özbekistan'dan bir yaratıcı heyet ülkeye gelecek. İki gün boyunca, Isık-Köl bölgesinin sakinleri ve ziyaretçileri için ünlü sanatçıların, müzik gruplarının ve dans topluluklarının yer aldığı konserler düzenlenecek.

Özbekistan Halk Sanatçıları Ozodbek Nazarbekov, efsanevi "Yalla" grubunun sanat yönetmeni Farruh Zakirov, Kamoliddin Urinbaev, Aygül Nadirova ve Zulayho Boyhonova sahne alacak.

Seyirciler ayrıca "Navbahor" ve "Tumor" dans topluluklarının gösterilerini ve Özbekistan Devlet Senfoni Orkestrası'nın konser programını da izleme fırsatı bulacaklar.

Kültür Günleri'nin açılış töreni 27 Temmuz'da saat 18:30'da Çolpon-Ata'daki Ruh Ordo Kültür Merkezi'nde yapılacak. Kapanış töreni ise 28 Temmuz'da saat 18:30'da Bosteri köyündeki Dordoy Göçebe Arenası'nda gerçekleştirilecek.

Bakanlık, Kültür Günleri'nin Kırgızistan-Özbekistan kültürel ve insani iş birliğinin geliştirilmesi, iki ülke halkı arasındaki dostluğun güçlendirilmesi, yaratıcı bağların genişletilmesi ve Kırgızistan ile Özbekistan'ın zengin kültürel mirasının tanıtılması açısından önemli bir etkinlik olacağını belirtti.

Öncelikle söylemek gerekir ki; izzetli Gazze’de Yahudi varlığı Müslüman kardeşlerimiz katlederken, çocuklar, kadınlar ve yaşlıların kanlarını oluk oluk akıtırken ve diğer İslam beldelerindeki Müslümanlar envaiçeşit zulümlere maruz kalırken, Kırgız yöneticilerinin fitne ve fesadı yayan bu rezil festivalleri düzenlemeleri, İslam’a ve Müslümanlara zerre kadar değer vermediklerini göstermektedir. Ayrıca Müslüman Kırgız halkı başta enerji olmak üzere hayatın temel kaynaklarından mahrum kalırken, halkın paraları, aşağılık ve rezil görüntüleri yaymak için bu festivallere harcanarak heba edilmektedir. Dahası bu rezil festivaller İslam şeriatına göre haram olduğu halde Kırgızistan alimlerinin, yöneticilerini bu iğrenç fiilden dolayı hesaba çekmemekte ve halkı yöneticilerini muhasebe etmeye yönlendirmemektedir. Oysa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: والَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَتَأْمُرُنَّ بالْمَعْرُوفِ، ولَتَنْهَوُنَّ عَنِ المُنْكَرِ، أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّه أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَاباً مِنْهُ، ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلا يُسْتَجابُ لَكُمْNefsim elinde olana yemin ederim ki, ya marufu (iyiliği) emreder ve münkerden nehyedersiniz. Yahut Allah sizin üzerinize katından bir ceza gönderiverir de sonra O'na dua edersiniz, ama size icabet edilmez.” Bu manzara gösteriyor ki; ümmet tarihindeki en düşük, en geri kalmış ve Allah’ın dininden uzak olan bir dönemi yaşamaktadır. Bu durumdan kurtulmanın yolu ise; bu rezil festivalleri gerçekleştirmek bir yana, onu dile getirenlere bile haddini bildirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER