Pazartesi, 01 Zilhicce 1447 | 2026/05/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İran İle ABD Arasındaki Gerilimin Geleceği, İşler Nereye Doğru Gidiyor?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran İle ABD Arasındaki Gerilimin Geleceği

İşler Nereye Doğru Gidiyor?

İran ile Amerika arasındaki ilişki, çağdaş siyasetteki en karmaşık ilişkilerden biri olarak kabul edilmektedir. On yıllardır bu ilişki, çıkarlar ve Amerika’nın yörüngesinde dönme temeli üzerine kuruluydu ancak mevcut aşamada aralarındaki ilişki, gerilim ile geçici sakinlik arasında değişen yeni bir ritme doğru yönelmeye başlamıştır.

Bölgedeki olayların tırmanmasıyla birlikte şu soru öne çıkıyor: İşler büyük bir çatışmaya mı gidiyor, yoksa çatışma mevcut sınırları içinde kalmaya devam mı edecek?

Taraflar arasındaki çatışmanın artık, Amerika’nın İran’a yönelik saldırganlığının başlangıcında olduğu gibi doğrudan geleneksel savaş yöntemiyle dönmediği; aksine büyük ölçüde “dolaylı çatışma” olarak adlandırılabilecek bir yaklaşıma dayandığı açıktır; zira bu çerçevede her taraf, ekonomik yaptırımlar, siyasi baskılar, sınırlı askerî hamleler ve ayrıca bölgesel müttefikler aracılığıyla kurulan nüfuz gibi çeşitli araçlar kullanmaktadır. Bu çatışma tarzı, her bir tarafın son derece maliyetli olabilecek açık bir çatışmaya sürüklenmeden mesajlarını iletmesine imkân tanımaktadır.

En olası senaryolardan biri, bu mevcut durumun devam etmesidir; yani gerginliklerin aralıklı olarak yaşanmasıyla birlikte gerginliğin kontrol altında devam etmesidir. Bu senaryo, bir ölçüde, her iki tarafın da çıkarına hizmet etmektedir; zira Amerika yeni bir savaşa girmekten ya da maliyeti çok yüksek olacak bir savaşı yeniden başlatmaktan kaçınırken, İran ise iç ve ekonomik altyapısını geniş çaplı saldırılara maruz bırakmamaya hırs göstermektedir.

Bununla birlikte sınırlı tırmanma senaryosu da dışlanamaz; zira bir askerî noktanın hedef alınması veya can kayıplarının yaşanması gibi belirli bir olay, kapsamlı bir savaşa neden olmadan caydırıcılık hedefiyle karşılıklı tepkilere yol açabilir. Nitekim bölge, bu tür tırmanışa birçok kez tanık olmuş ve bunlar nispeten hızlı bir şekilde kontrol altına alınmıştır.

En tehlikeli senaryoya gelince; yanlış bir değerlendirmenin ya da hesaplanmamış bir tırmanışın meydana gelmesi durumunda, çatışmanın daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmaya dönüşme olasılığını temsil etmektedir; bu durumda bölgedeki diğer taraflar da müdahale edebilir ve bu da çatışmanın kapsamının genişlemesine yol açabilir. Bu senaryo, şu anda pek olası olmasa da, bölgesel ittifakların karmaşıklığı nedeniyle gerçek bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.

İran ile Amerika arasındaki doğrudan savaş ise, en az olası seçenek olmaya devam ediyor ama imkânsız da değildir. Böyle bir savaş, sadece askeri açıdan değil, ekonomik ve siyasi açıdan da her iki taraf için çok maliyetli olacaktır; bu ise küresel enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açabilir ve bu da tüm bölgenin istikrarına yansıyabilir.

Bu verileri Irak’taki gerçekliğe uyguladığımızda, Irak’ın coğrafi konumu ve hem Amerika hem de İran ile olan iç içe geçmiş ilişkileri nedeniyle bu çatışmadan en çok etkilenen ülkelerden biri olduğunu görüyoruz. Gerginliğin mevcut sınırları içinde devam etmesi durumunda Irak, iki taraf arasındaki dengeyi korumaya yönelik devam eden çabalar içinde, siyasi ve güvenlik alanındaki çekişmelerin sahası olmaya devam edecektir.

Ancak sınırlı bile olsa bir tırmanmanın yaşanması durumunda, ister askeri noktaların hedef alınması ister iç gerilimin tırmanması yoluyla olsun Irak genellikle ilk etkilenen sahalardan biri olacaktır; bu da doğrudan güvenliğe, ekonomik istikrara ve insanların yaşamına yansıyacaktır.

En kötü senaryoda, yani çatışmanın bölgesel olarak genişlemesi durumunda, Irak kendini çatışmanın tam ortasında bulabilir. Bu nedenle Irak’ın istikrarı, büyük ölçüde büyük güçlerin bu çatışmayı kontrol altına alma ve onu tırmanmaya sürüklememe gücüne bağlı kalmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak Amerika’nın bölgeye girmesi ve su yolları ile uluslararası deniz yolları üzerinde hakimiyet kurması, bu tırmanmaya yol açan en önemli nedenlerden biri olarak görülmektedir. Sömürgecinin atadığı ajan yöneticiler olmasaydı, Amerika bu bölgedeki varlığını pekiştiremezdi.

Ey bölge halkları, ey İslam ümmetinin halkları; daha ne kadar bedel ödemeye devam edeceksiniz? İşleri bu hale getiren, yöneticilerinizin Amerika ve onun kuyruklarının peşinden gitmeleridir. Kurtuluşunuz ve izzetiniz, ancak haysiyetin korunduğu ve gölgesinde hakların muhafaza edildiği devletinizin yeniden tesis edilmesiyle mümkün olabilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Fikri İflasları ve Siyasi Başarısızlıkları Nedeniyle Keyfi Siyasi Tutuklamalara Başvuruyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Fikri İflasları ve Siyasi Başarısızlıkları Nedeniyle Keyfi Siyasi Tutuklamalara Başvuruyorlar

Haber:

11 Mayıs 2012 Cuma günü, dört çocuk babası olan Navid Butt, Pakistan’ın Lahor şehrinde küçük çocuklarını okuldan aldıktan sonra eve dönerken kaçırıldı; komşuların ve aile fertlerinin de tanıklık ettiği üzere onu, devletin şerir güvenlik mensupları kaçırdı. Navid’in kaçırılması, Pakistan’da İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için on yılı aşkın süredir devam eden cesur, yorucu ve aralıksız çabaların ardından gerçekleşmiştir.

Yorum:

Keyfi siyasi tutuklama, baskı ve ağızları susturma üsluplarından biri olup zalim rejimler bunu, kendilerine muhalif her türlü fikrî ve siyasi çalışmayı engellemek için kullanmaktadırlar.

Despot rejimler, fikir iflası ve siyasi başarısızlıkları nedeniyle keyfi tutuklamalara başvuruyorlar; çünkü onlar, fikirden korkuyorlar. Bu yüzden fikrin sahibine savaş açıp onu zindanların karanlığına atıyorlar. Yine sadece kalemi ve dili dışında hiçbir şeyi olmayan silahsız bir siyasi muhaliften de korkuyorlar; bu yüzden de onu kaçırıp geride ona dair her türlü izi yok ediyorlar. İşte bunlar, halklarından kopuk olan, hatta onlardan korkan rejimlerdir; bu yüzden zulüm ve despotluklarının karşısında duran herkese demir yumruk indirmektedirlar.

Peki kardeş Navid Buttt’un suçunun ne olduğunu biliyor musunuz?!

Onun suçu, doğru bir dille ve büyük bir azimle İslam davetini taşımak, ümmete doğru mefhumları açıklamak, saptırıcı görüşlerin sahteliğini açığa çıkarmak, Pakistan rejiminin kötü gözetimine meydan okumak, onun utanç verici ajanlığını ifşa etmek ve sömürgeci kâfir Batı’nın planlarını ve Müslüman ülkelerdeki hırslarını açığa çıkarmak için çalışmaktır.

Bu suçlamalar, dünyalarını ahiretleri karşılığında satan adamların göğsüne takılan birer şeref nişanesi olduğu gibi aynı zamanda bu rejimlerin, kendi sözlerine göre meşruiyetlerini kendisinden aldıkları hukuka aykırı davrandıklarının da delilidir; üstelik onlar bu hukuku ve sahip oldukları yetkileri baskı yapmak ve eziyet etmek için kullanmaktadırlar.

Tüm İslam ümmetini, Pakistan rejiminin ve diğer bozuk rejimlerin zorbalığına son vermek için üzerlerine düşeni yapmaya davet ediyoruz; çünkü sessizliğin sürmesi, daha fazla kibir ve firavunlaşmadan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Bu nedenle hain yöneticilere karşı bizimle birlikte sesinizi yükseltmelisiniz ki böylece onlar, ellerinin serbest olmadığını ve hiçbir hesap vermeden bize istediklerini yapamayacaklarını anlasınlar.

Ayrıca Pakistan güvenlik birimlerini, Navid Butt’u doğrudan serbest bırakmaya ve onun ailesine ve evine dönmesine izin vermeye davet ediyoruz. Bizler ise, Allah Subhanuhu bize nusret verinceye ya da bizimle sizin aranızda hükmedinceye kadar yolumuza devam edeceğiz. Tarih, fikirlere baskı, zulüm ve hapisle karşı koymanın onları hiçbir zaman ortadan kaldırmadığına şahittir. Özellikle de bu fikirler, sahipleri nezdinde köklü kanaatler haline gelmişse. Ne işkencedeki fiziksel acı ne de hapisteki psikolojik ıstırap kanaatleri değiştirebilir; çünkü zalimlerin hapishanelerinde sadece Navid Butt değil, aksine Navid Butt gibilerden binlercesi bulunmaktadır.

Son olarak size ve hak ehlini gözetleyip duran herkese diyoruz ki; esirlerin, kaçırılanların ve tutukluların üzerindeki zulmü kaldıracak, geçmişte olduğu gibi İslam’ın hükmü altında olan herkese yeniden güvenlik ve koruma sağlayacak Hilafet Devleti’ni kurmak için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz; bu ise aziz olan Allah’a hiç de zor değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Rana Mustafa

Devamını oku...

El Ubûr'daki Saika'nın (Özel Kuvvetler) Sloganları, Ümmetin Bastırılmış Bilincini Yansıtmakta ve Orduların İçindeki Muhlislere Tahtları Söküp Atmaları İçin Haykırmaktadır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

El Ubûr'daki Saika'nın (Özel Kuvvetler) Sloganları, Ümmetin Bastırılmış Bilincini Yansıtmakta ve Orduların İçindeki Muhlislere Tahtları Söküp Atmaları İçin Haykırmaktadır

Haber:

Mısır ordusu askerlerinin Mısır’ın bir kentinin sokaklarından birinde yapılan nadir askerî tatbikat sırasında attığı bir slogan, sosyal medya platformları ve medya organlarında geniş bir etkileşim dalgası yarattı ve beklenmedik bir şekilde Mısır’ın Kalubiye vilayetine bağlı el-Ubûr şehrinin sokaklarında güneşin doğuşuyla birlikte şehrin sokaklarında (arazi/yol aşma) koşu eğitimleri yapmak için ortay çıkması da geniş etkileşim dalgasını alevlendirdi; ancak özel ilgi, Saika'nın adamlarının tekrarladığı ve Yahudi devletiyle ilgili sloganlardan birine yöneldi; dolaşımda olan videolardan birinde duyulduğu üzere Saika'nın adamları şu sloganı atıyordu: “İsrail Hayali Bir Korkuluktur... İsrail Postalların Altında Eziliyor!” Bu sözler hızla sosyal medya platformlarına taşındı ve geniş bir şekilde paylaşılmaya başlandı. (Rusya el Yevm)

Yorum:

Mısır Saika askerlerinin el-Ubûr şehrindeki coşkulu sloganları, Müslüman halkların Filistin davasına yönelik nefislerinde saklı duran duyguları yeniden alevlendirdi. Ancak bu ivmeden yararlanmak, sadece sözlü coşkunun sınırlarında kalmamalı; aksine Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için eyleme taşınması gerekir.

Geçmiş on yıllar, davayı uluslararası sistemin koridorları içinden ya da dar milliyetçi ve ulusal bağlar aracılığıyla çözmeye çalıştığını iddia eden tüm yanıltıcı alternatif tezlerin başarısızlığını kanıtlamıştır. Nâsırcı milliyetçi tezler ise, gösterişli sloganlara rağmen gerçekte bu Yahudi varlığının varlığını pekiştirmiş ve onun ömrünü uzatmıştır; çünkü ümmeti, İslam akidesinin temsil ettiği gerçek güç kaynaklarından koparmış ve davayı daha da karmaşık hâle getirmekten başka işe yaramayan pragmatik hesapların ve uluslararası ittifakların ipoteği haline getirmiştir.

Bu nedenle bu ivmeden hareketle ve ümmetin gerçek nabzını yansıtan bu sahneler aracılığıyla, Mısır ordusu içindeki muhlis subaylara içten ve samimi bir çağrıda bulunuyoruz: Askerlerinizin el-Ubûr sokalarındaki sloganları, şeriatın size yüklediği gerçek görevinizi hatırlatan bilinçli bir haykırıştır. Tarihî ve şer‘î vacibiniz, tarihin akışını değiştiren nusret ehli olup, Filistin’in ve kutsallarınızın üzerine kara bir gölge gibi düşen bu sistemi kökünden söküp atmaktır; bakın işte Hizb-ut Tahrir sizleri, bağımlılık zincirlerini kıracak gerçek bir harekete geçmeye çağırmaktadır; o halde gücünüzü ve silahınızı, Allah’ın hükmünü yeniden tesis etmek ve hak devleti kurmak için bir kaldıraç haline getirin. Bu hak devlet, orduları gerçek kurtuluşa doğru yönlendirecek, yeryüzünü işgalin pisliğinden arındıracak ve ümmetin liderliğini ve egemenliğini geri kazandıracak olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'dir. Zira sizin elleriniz ve samimi tavrınız sayesinde, Allah’ın izniyle gölge ortadan kalkacak ve karanlıklar dağılacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Fransa, Nüfuzunu Yeniden Elde Etmek İçin İngilizce Konuşan Ülkelere Yöneliyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Fransa, Nüfuzunu Yeniden Elde Etmek İçin İngilizce Konuşan Ülkelere Yöneliyor

Haber:

Fransa, 11-12 Mayıs 2026 tarihlerinde Kenya’nın Nairobi kentinde iki gün süren “Afrika İleri (Africa Forward)” zirvesini düzenledi. Zirve, Fransa’nın Afrika ile ekonomik ilişkilerini yeniden şekillendirmeyi, sanayinin büyümesini teşvik etmeyi ve Afrika’ya küresel mali ve siyasi sistemlerde daha büyük bir söz hakkı vermeyi amaçlayan Nairobi Bildirgesi’nin kabul edilmesiyle sona erdi.

Yorum:

Zirveye yaklaşık 30 devlet başkanı, uluslararası kuruluşların temsilcileri ve 1500’den fazla üst düzey iş insanı ile diğer katılımcılar iştirak etti.

Fransa; enerji, dijital teknoloji, yapay zekâ, deniz ekonomisi ve tarım alanlarında Afrika’ya 27 milyar Dolar (20 milyar Sterlin) yatırım yapma taahhüdünde bulundu.

Cumhurbaşkanı Macron şunları söyledi: “Afrika, dünyanın en genç kıtasıdır… ve daha bağımsız hale gelebilmesi için yatırıma ihtiyaç duymaktadır.” Ve şunları ekledi: “Biz burada Afrika’da, sadece sizinle birlikte yatırım yapmak için bulunmuyoruz; aynı zamanda Afrikalı iş liderlerinin Fransa’ya yatırım yapmasına da ihtiyaç duyuyoruz.” Zirve, sömürgecilik karşıtlarının protestolarına da sahne oldu; hatta bazıları Fransız bayraklarını yaktı. Macron’un, Fransa’nın “Afrika birliğinin gerçek destekçileri” arasında olmakla övünmesinin ardından zirvenin düzenlendiği yerde öfkeli tepkilere yol açtı.”

İlk Fransız-Afrika zirvesinin Fransa dışında veya Fransızca konuşulan Afrika ülkeleri dışında düzenlenmesi on yıl sürdü. Bu ise Fransa’nın, geleneksel nüfuz alanlarının dışında nüfuzunu yeniden kazanmak için yoğun çabalar sarf etmesinin sonucunda gerçekleşmiştir.

Paris’in konumu gerilemiş ve nüfuz alanı ise, marjinalleşmesinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonyası sonucunda sert bir gerçeklik ve köklü değişimlerle karşı karşıya kalmıştı. Nitekim Paris, özellikle Sahel ülkeleri olmak üzere Fransızca konuşulan Afrika ülkelerinin büyük ölçüde dışına itilmiştir; zira askeri konseyler Paris’e yakın sivil hükümetleri devirmiş ve bu ülkeler de yönlerini Amerika’ya çevirmiştir.

Bu zirve, geniş anlamıyla İngilizce konuşulan ülkelerde düzenlenmesi itibarıyla, Fransa’nın Batı Afrika’daki, özellikle de Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi maden açısından zengin ve onun eski nüfuz kaleleri olan bölgelerdeki nüfuzunu kaybetmesinin ardından bir kurtarma hamlesi olarak görülmektedir

Paris’in önünde, Afrika’nın diğer bölgelerinde onları yeniden sömürgeleştirmek, kaynaklarını yağmalamak ve istismar etmek hedefiyle kurnazca bir alçakgönüllülük gösterme stratejisi benimsemekten başka bir seçeneği yoktur.

Bu senaryo, kapitalist ideolojinin başarısızlığına ve gelişmekte olan ülkelerin doğal kaynaklarına yönelik sömürgeci açgözlülüğüne işaret etmektedir. Bütün bunlardan da kötüsü, bu durumun utanç verici yönünün, Allah’ın İslam beldelerinde ve diğer yerlerde kapitalizmi ve sömürüsünü köklü bir şekilde durdurabilecek güçlü bir ideoloji bahşettiği İslam ümmetimizin omuzları üzerinde olmasıdır. İslam'ın hükmünün yokluğunun gölgesinde, bazı gelişmekte olan ülkelerin tamamen sömürgeci güçlere boyun eğmesi, gönüllü olmamıştır; aksine bazı durumlarda zorlu koşullar altında ya da kendisine güvenilebilecek güçlü bir alternatifin bulunmaması nedeniyle gerçekleşmiştir.

Sömürgeci kapitalist güçler gerilemenin tüm işaretlerine tanık olurken, İslam ümmetini ve gelişmekte olan zayıf ülkeleri kurtarmak için Müslümanların Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmalarının zamanı gelmiştir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mesud Müslim - Kenya

Devamını oku...

İran'a Yönelik Başarısız Saldırı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran'a Yönelik Başarısız Saldırı
Ordularımızın, Amerika'nın Ülkemizdeki Kökünü Kazıması İçin Altın Bir Fırsattır

 

Stratejik açıdan İran'a karşı savaş, Trump'ın, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin engellerinden hâli Amerika'nın lehine tek kutuplu yeni bir dünya düzeni kurma çabası etrafında dönmektedir. Nitekim 18 Nisan 2026 tarihinde, Wall Street Journal gazetesinin çevrimiçi sürümünde yer alan bir makalede şöyle geçiyor: “Savaşla ilgili aleni böbürlenmesinin ardında Trump, kendi korkularıyla mücadele ediyor.” Ve şöyle devam ediyor: “Bununla birlikte Trump’ın kendisi yeniden seçilmeye çalışmamakta ve üst düzey yetkililere göre, İran’a karşı bir zafer kazanmanın kendisine, ilk döneminde başaramadığı şekilde dünya düzenini yeniden şekillendirme fırsatı vereceğine inanmaktadır.”

Buna göre petrolün ele geçirilmesi, stratejik nükleer caydırıcılık elde etmesinin engellenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kontrol altına alınması gibi İran’a karşı yürütülen operasyonla bağlantılı taktiksel değerlendirmeler, kapsamlı stratejik hedefleri temsil etmemekte; aksine stratejik hedef, rakipsiz bir Amerikan dünya düzeni kurmayı temsil etmektedir; zira Trump, İran'ı Amerika'ya tabi bir devlete dönüştürmek yoluyla Çin ve Rusya'nın İran'dan yararlanmasını sona erdirmeye, İran'a karşı bir zafer görüntüsü vererek büyük güçlere daha güçlü bir tehdit mesajı göndermeye ve bazı ülkelerin bunu atlatma girişimlerine karşı uluslararası ticarette petrodoların hakimiyetini yeniden pekiştirmeye çalışmaktadır.

Ancak Trump, İran’daki Müslümanların şiddetli, cesur ve zekice direnişi nedeniyle hızlı bir zafer elde etmeyi başaramamış; bu da yenilmez Amerikan gücü efsanesini utandırmıştır. Ayrıca Trump’ın süre tanıması, ateşkes ilan etmesi, bunların yenilenip uzatılması, onun kesin bir askeri zafer gerçekleştirmekten aciz kaldığını ortaya koymakta olup, generalleri görevden almak ya da marjinalleştirme operasyonları ise, onun kişisel başarısızlığını gizleyemez. Bu nedenle Trump, kurnazlık ve hile yoluyla müzakere masasında stratejik bir zafer elde etmeye çalışmaktadır. Hatta bunda bile zayıf olduğu ortaya çıkmıştır; çünkü Müslümanların başındaki yöneticilerden en aşağılık, en zelil ve en dar görüşlü olanlarından bazılarına, yani Pakistan yöneticilerine güvenmek zorunda kalmıştır. Trump'ın ortaya attığı “Barış Kurulu'na” gelince; Birleşmiş Milletler’e büyük bir alternatif olmaktan çıkıp, Körfez’deki petrol ve gazdan oluşan ümmetin servetini hain yöneticiler aracılığıyla Yahudi varlığına aktaran sefil bir kanala dönüşmüştür.

Bu kritik dönemeçte şayet İran müzakereler tuzağına düşmezse, bu Trump için bir başka güçlü şamar olacaktır.

Trump, İran'ı, daha önce ABD'nin yörüngesinde olmasının ardından tabi bir devlete dönüştürmeye çalışmaktadır; ancak İran müzakereleri reddetmesi sayesinde daha istikrarlı bir şekilde bağımsız bir devlet olma yolunda yükselecektir; ama Allah göstermesin eğer İran Trump'ın tuzağına düşerse, ABD'yi bu İslam beldesinden çekilmeye zorlamak için altın bir fırsatı kaçırmış olacaktır.

Ey Müslümanlar ve ey Müslümanlar arasındaki güç ve kuvvet ehli: Bilindiği üzere Müslümanların başındaki yöneticiler ve onların askeri liderleri, ister tek kutuplu ister çok kutuplu bir dünya düzeni olsun Amerikan liderliğinin olmadığı bir dünya düşünemiyorlar; ayrıca onların birçoğunun, hatta belki de genelinin, Amerika’nın İslam beldelerine yönelik sömürgeciliğinin devamından kişisel olarak büyük faydalar sağladıkları da bilinmektedir. Bununla birlikte onların aralarında, dünyanın izzetini ve ahiretin nimetini arzulayan muhlis Müslümanlar da bulunmaktadır. İşte onlar, İran’daki Müslümanların şimdiye kadar başardıkları şeyleri bir düşünsün; zira İran'daki Müslümanlar, Trump'ın Amerika'yı çok kutuplu bir dünyanın öncü ülkesinden tek kutuplu bir dünyanın rakipsiz liderine dönüştürmesini engellediler; aksine bunun da ötesinde Amerika'nın küresel konumunu zayıflattılar, bazı zayıf Avrupa ülkelerine bile belirli sınırlar içinde Trump'a meydan okuma cesareti verdiler ve dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara da ilham verdiler.

Bu kritik dönemeçte, Amerika’nın itibarını geri kazanmasına izin vermek ya da Pakistan’ın yöneticilerinin yaptığı gibi ona yardım etmek yerine, onu ülkemizden çekilmeye zorlayacak şekilde, çıkarlarına tekrar tekrar, kararlı ve geniş çaplı darbeler indirmenin zamanı gelmiştir. Bu darbeler, onunla tüm askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin kesilmesini ve savaş tutumunun benimsenmesini içermelidir. Ayrıca Müslüman ordularının ve onların yarı askerî teşkilatlarının, cihat için tek bir emir altında birleştirilmesini de içermelidir. Ayrıca petrol, gaz ve nadir toprak elementleri de dâhil olmak üzere ümmetin devasa servetlerinin tek bir Beytu’l Mal’in altında toplanıp Amerikan silahlarına bağımlılığı hızla sona erdirebilecek makine sanayisinin kurulmasını finanse etmek için kullanılmasını içermesi gerektiği gibi petrodoların egemenliğine karşı koymak için altın ve gümüşe dayalı bir para sisteminin ilan edilmesini ve Müslüman ülkelerdeki Amerikan askerî üslerine ve savaş gemilerine giden tüm ikmal hatlarının kesilmesini de içermesi gerekir.

Herhangi bir milliyetçi ve mezhepçi devletin, dünyayı değiştiren bu büyük saldırıları gerçekleştirmesi imkansız olup, bunu ancak Allah Subhanehu ve Teala'nın indirdikleriyle yöneten bir devlet gerçekleştirebilir; bu devlet ise Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafettir. Bu değişime liderlik edecek olan ise, güç ve kuvvet ehliden nusret talep eden Hizb-ut Tahrir 'dir; o halde ey Müslümanlar; Hizb-ut Tahrir’e yardım edin ve Allah’a itaatte salih amelden geri durmayın ki Subhanehu’nun yardımına nail olasınız. إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Washington’daki Müzakereler: Lübnan Ateşkes İstiyor, Yahudi Varlığı İse Katliama Devam Ediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Washington’daki Müzakereler: Lübnan Ateşkes İstiyor, Yahudi Varlığı İse Katliama Devam Ediyor!

 

Haber:

Amerika, Washington’da Lübnan ile Yahudi varlığı arasında gerçekleşen görüşmeleri “verimli ve olumlu” olarak nitelendirdi ve görüşmelerin ertesi gün de devam edeceğini doğruladı. Lübnanlı yetkililer ateşkes sağlanmasını, işgal güçlerinin çekilmesi için bir takvim belirlenmesini ve Lübnanlı tutukluların serbest bırakılmasını talep etti. Buna karşılık ilan edilen ateşkese rağmen iki taraf arasındaki saldırılar durmadı. Nitekim Lübnan Sağlık Bakanlığı verileri, mart ayının başından bu yana aralarında kadınlar, çocuklar ve sağlık görevlilerinin de bulunduğu 2896 kişinin hayatını kaybettiğine ve yaklaşık 1,2 milyon Lübnanlının ise evlerinden edildiğine işaret etmektedir. (Reuters, 14 Mayıs 2025)

Yorum:

“Verimli ve olumlu!”… Washington, kendi topraklarında gerçekleşen ve çocukları öldürmeye devam eden işgalci ile bu öldürmenin durdurulmasını talep eden bir devlet arasında yürütülen görüşmeleri böyle nitelendirdi! Amerika’nın Lübnanlıların kanından hasat ettiği şey nasıl verimli olabilir? Bombardıman sesleri eşliğinde yürütülen müzakereler, nasıl olumlu olabilir?!

Net bir şekilde söylenmesi gereken hakikat şudur: Amerika bir arabulucu değildir, aksine bu savaşta asıl bir taraftır. Zira Yahudi varlığına silah, siyasi koruma ve uluslararası meşruiyet sağlayan; ardından da “barışın hamisi” sıfatıyla müzakere masasına oturan bizzat Amerika’dır’ Dolayısıyla bu, ustaca yönetilen bir tiyatro oyunudur; zira kurban sahnede kan kaybederken, cellat ise kulislerde oturmakta ve yönetmen de alkışlayarak sahneyi olumlu olarak nitelendirmektedir.

Sahneyi daha da acı kılan şey, Lübnanlı müzakerecinin, ateşi alevlendirenden ateşkes talep etmek için Washington’a gitmesidir! Zira Başbakan Nevvaf Selam, ülkesine karşı yürütülen savaşı finanse eden devletin başkentinde müzakere için temeller koymaktadır. Bu nasıl bir çelişkidir? Nasıl bir aşağılanmadır? Tıpkı koyunu baştan salan o olduğu halde, ondan kurttan koyunları yemeyi bırakmasını dilenmek gibidir!

Bu “olumlu görüşmeler” devam ettiği bir zamanda, 1,2 milyon Lübnanlı barınacak bir yer bulamamakta, ölü sayıları artmaya devam etmekte ve bu sayılar, uluslararası hukukun koruması altında olması gereken kadınları, çocukları ve sağlık görevlilerini de kapsamaktadır. Uluslararası hukuk hani nerede? Peki onu uygulayan kim? Bu sadece zayıflara uygulanıyor; güçlüler ise kanunları yapıyorlar ve kendilerini onlardan muaf tutuyorlar.

Lübnan’ın kurtuluşu Washington’ın salonlarından, Lahey mahkemelerinden ya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kuru beyanlarından gelmeyecektir. Zira bu platformlar, hegemonyayı süsleyen ve onun ömrünü uzatan bir dekordan başka bir şey değildir. Bu yüzden Lübnan’ın ve tüm bölgenin kurtuluşu, ancak ümmetin orduları bağımlılık zincirlerinden kurtulup mazlumlara yardım etmek için ayağa kalktığında mümkün olacaktır; işte sadece o zaman müzakereler konu dışı olacaktır; çünkü güç dengesi artık adalet lehine değişecektir.

وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Nasır - Kuveyt

Devamını oku...

Altının Yükselişi Karşısında Amerika'nın Yanında Açıkça Saf Tutan Üçüncü Bir Ülke

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Altının Yükselişi Karşısında Amerika'nın Yanında Açıkça Saf Tutan Üçüncü Bir Ülke

 

Haber:

Investing.com internet sitesi, 11 Mayıs Pazartesi günü şu haberi yayınladı: “Dünyanın en büyük altın tüketicilerinden birinde, altın piyasasını sarsan eşi benzeri görülmemiş bir çağrı” ve haberde şöyle dedi: “Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Orta Doğu’daki savaşın sonucunda ekonominin artan baskılara maruz kaldığı bir dönemde, ülkenin döviz rezervlerini korumayı hedefleyen beklenmedik bir adımla, vatandaşları bir yıl boyunca altın satın almaktan kaçınmaya çağırdı.”

Yorum:

Öncelikle haberi yayımlayan Investing.com internet sitesi, yaklaşık tam bir yıldır, farklı biçimlerde, dolaylı yollarla ve çeşitli üsluplarla altınla ilgili haberleri yayımlamaya devam etmektedir; bu başlıkların tamamı, açık ve hiçbir muğlaklık içermeyecek şekilde altın fiyatlarındaki yükselişi sınırlamayı hedeflemektedir.

Narendra Modi’nin çağrısının içeriği, Hintlilerin tam bir yıl boyunca altın satın almasını engellemeyi hedeflemektedir; nitekim bu çağrı, Hindistan Merkez Bankası tarafından dikkate alınabilir; Dolar cinsinden para rezervlerini koruyup, daha önce satın almaya başladığı ek tonlarca altın alımını durdurabilir. Ama ister Hindistan’da ister başka yerlerde olsun insanların anlayan akılları vardır ve Modi’nin çağrısı ters sonuçlar doğuracaktır; zira insanlar, Doların altın karşısında korkunç bir şekilde değer kaybetmesinin gölgesinde güvenli liman olarak altın almaya yönelecektir; bu sadece uzun bir dönem için değildir, aksine 2014’ten 2026’ya kadar olan sadece 12 yıl içinde de böyle olmuştur. Zira insanlar, altının Dolardan ayrılmasının risklerini, aşırı şekilde trilyonlarca Doların basılmasını ve buna “İngiliz Sterlini ve Japon Yeninin” de eşlik ettiğini hissetmiştir. Dolayısıyla Doların değeri, 2014 yılında saf altının gramı karşısında 62 dolardan, 2026’da 180 Dolara kadar düşmüştür! Dünyanın merkez bankaları ve zengin insanlar, gözü kör olan birinin bile dikkatini çekecek şekilde çöküşe geçen Dolarları korumak yerine, paraları için güvenli bir liman olarak altın satın almaya başlamıştır! Yani 1933 yılında Doların altın karşısındaki değeri bir gram altında 0,6645 seviyesindeyken, 2026 yılında 180 Dolar seviyesine düşerek, yüz yıldan kısa bir süre içinde değer kaybetmiştir!

Diyelim ki bu, Amerika'nın kendi çözmesi gereken bir sorun; ancak biz, merkez bankaları geçen ay Dolar karşısında altının değerini düşürmek amacıyla tonlarca altın satan Türkiye ve Azerbaycan gibi değeri çöken bir para birimini savunmada Amerika’ya eşlik eden kuyrukların olduğunu görüyoruz. Bakın işte Hindistan da, havadaki kütlelerin, yere düşmesi yerine yukarıya doğru itme girişimde bulunarak bu iki ülkeye katılmıştır! Bunu da seçimlerde Kongre Partisi'ne karşı yanında duran Amerika'ya iyi bir tepki olsun diye yapmıştır.

Doların çöküşü kaçınılmaz bir durumdur; bu yüzden ey bunu engellemeye çalışanlar, boş yere kendinizi yormayın; zira hiç şüphe yok ki Dolarla birlikte kapitalizmin de çökecektir; çünkü artık onun yok olmasının zamanı gelmiştir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Şefik Hamis – Yemen

Devamını oku...

Forex

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru-Cevap

Forex

Sulayman Murabit’e

 

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Celil Şeyh;

Umarım sağlığınız iyidir.

Modern finansal tedavülle, özellikle de döviz piyasasıyla (Forex) ilgili önemli bir konuda bir açıklama talep etmek için size yazıyorum. Modern teknolojinin ortaya çıkmasıyla birlikte tedavül, farklı şekiller alacak şekilde gelişmiştir; sorumu sormadan önce arka planı kısaca açıklamak istiyorum.

Bugün genel olarak iki tür tedavül modeli ve benzerleri bulunmaktadır...

Cevap :

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Forex hakkında bildiğim şey şudur ki; (Forex/Foreks, "Foreign Exchange", yani dövizlerin birbirleriyle bozdurulmasının kısaltmasıdır ve paraların (dövizlerin) fiyat farkından kar elde etmek amacıyla alım satımının (tedavülünün) yapıldığı büyük bir küresel pazardır.) Nitekim daha önce, yani 14/10/2024 tarihinde benzer bir soruyu cevap vermiştik ve şimdi size, döviz tedavülü-ticareti hakkında geçenleri aktarıyorum:

[*-Altın ve gümüşte tedavül: Altın ve gümüşe gelince; bunların birbiriyle veya nakit olarak alınıp satılmasının, peşin olması (elden ele) gerekir; tıpkı Buhari ve Ebu Davud’un Ömer’den tahric ettikleri hadiste geçtiği gibi: الذَّهَبُ بِالْوَرِقِ رِباً إِلَّا هَاءَ وَهَاءَ “Altını gümüş ile değiştirmek peşin olmadıkça ribadır.” Yani al ver (peşin) demektir. Bu nedenle altının gümüşle veya nakit olarak satın alınması, karşılıklı teslim alınmadıkça sahih olmaz…

Çünkü bizler, internet yoluyla tedavülün (karşılıklı alış verişin) nasıl olduğuna baktığımızda, teslim almanın hemen olmadığını, aksine saatler veya günler alabileceğini gördük; bu nedenle altın ve gümüş satın alırken karttan hemen, yani elden ele peşin olarak çekilmedikçe internet üzerinden e-kart ile altın ve gümüş satın almak caiz değildir; zira altın ve gümüşü, sadece meblağ hesabınızdan çekildiği zaman teslim almış olursunuz… Dolayısıyla online tedavülde teslim almak hemen olmamakta, aksine bir ya da iki gün sonra olmaktadır; o zaman caiz değildir…

*- Hisse senetlerinin ve tahvillerin tedavülü haramdır ; çünkü hisse senetleri, şer’an batıl olan anonim şirketlerine aittir; çünkü tahviller, faizle bağlantılıdır. Nitekim bizler, anonim şirketler konusunu, İktisat Nizamı kitabının yanı sıra Malî Piyasalardaki Sarsıntılar kitapçığında ve diğer kitaplarımızda ayrıntılı olarak ele aldık ve meseleyi, Malî Piyasalardaki Sarsıntılar kitapçığında özetle aşağıdaki şekilde zikrettik:

(Bu hisseleri (hisse senetleri) ve borç senetlerinin alım satımıyla muamele etmenin hükmüne gelince; bu haramdır. Çünkü bu hisseler, şer’an batıl olan anonim şirketlerin hisseleri olduğu gibi bunlar, batıl bir sözleşmede ve batıl bir muamelede helal sermaye ile haram kârın karıştığı meblağları içeren senetler olup her bir senet, batıl bir şirketin varlıklarından bir pay değerindedir; nitekim bu varlıklar, batıl bir muameleyle karışmış olup şeriat bundan nehyetmiştir; dolayısıyla haram bir mal olup satılması ve satın alınması caiz değildir ve bunlarla muamele edilmez. Aynı durum banka hisseleri ve benzerleri gibi paranın faize yatırıldığı borç senetleri için de geçerlidir; çünkü bunlar da haram para meblağları içermektedir; bu nedenle bunların satılması ve satın alınması haram olmaktadır; çünkü haram mal içeren bir paradır.) Bitti.

*- Dolar ve Avro gibi kağıt paraların internet üzerinden tedavülü de haramdır ; çünkü karşılıklı teslim almak söz konusu değildir; zira bunda nakit değişimin olması gerekir; zira hemen teslim almak, altın ve gümüş için geçerli olduğu gibi aynı şekilde (para, yani fiyatlar ve ücretler olarak kullanılması) illetinden dolayı kağıt para için de geçerlidir. Nitekim 11/7/2004 yılına ait soru cevapta aşağıdaki şekilde söyledik:

(Mali değere sahip kağıtlar; evet, faiz ve diğer para hükümleri açısından altın ve gümüş için geçerli olan bunlar için de geçerlidir; çünkü bu kağıtlarda (para, yani fiyatlar ve ücretler olarak kullanılması) illetinin gerçekleşmesi, bunların nakip para hükümlerini almasını sağlamaktadır.

Bu nedenle bu kağıtlarla faizli sınıfları satın almak, hadiste geçen (peşin) olma durumuna intibak eder, yani borca değil.

Mesele aşağıdaki şekildedir:

- Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ، وَالْفِضَّةُ بِالْفِضَّةِ، وَالْبُرُّ بِالْبُرِّ، وَالشَّعِيرُ بِالشَّعِيرِ، وَالتَّمْرُ بِالتَّمْرِ، وَالْمِلْحُ بِالْمِلْحِ، مِثْلًا بِمِثْلٍ، سَوَاءً بِسَوَاءٍ، يَداً بِيَدٍ، فَإِذَا اخْتَلَفَتْ هَذِهِ الْأَصْنَافُ فَبِيعُوا كَيْفَ شِئْتُمْ إِذَا كَانَ يَداً بِيَدٍ “Altın altınla, gümüş gümüşle, hurma hurmayla, buğday buğdayla, tuz tuzla, arpa arpayla peşin ve eşit olarak değiştirilsin. Bu sınıflar farklı olunca, istediğiniz gibi peşin olarak alışveriş yapın.” [Buhari ve Müslim, Ubade İb es-Sâmit kanalıyla rivayet ettiler.

Nâss, bu faizli sınıflar farklı olduğunda, bunları istediğiniz gibi satabileceğiniz, yani, eşit olmasının şart olmadığı hususunda gayet açıktır; ancak teslim almak şarttır. “Sınıflar” lafzı, tüm sınıflar yani altı sınıf için genel olarak gelmiş olup bir nâss olmadıkça bunlardan hiçbiri istisna edilmez ki zaten nâss da yoktur; dolayısıyla hüküm, değişim (mübadele) değerleri ve fiyatları farklı olduğu sürece buğdayın arpayla, buğdayın altınla, arpanın gümüşle, hurmanın tuzla, hurmanın altınla, tuzun gümüşle ve benzerlerinin caiz olmasıdır; ancak peşin olacak, yani borçla değil. Dolayısıyla altın ve gümüş için geçerli olan, (para, yani fiyatlar ve ücretler olarak kullanılması) illetinin birleşmesinden dolayı kağıt paralar için de geçerlidir.] Bitti.

Altın alım satımında bu internet aracılığıyla tedavülün nasıl yapıldığı incelendiğinde , teslim almanın veya ödemenin (settlement), sözleşme tarihinden itibaren bir veya iki gün geciktiği ortaya çıkmıştır... Bu da üzerinde icma edilen ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu nâssa aykırıdır: يداً بيد “Peşin olarak.” Buhari Bera İbn Azib’den şöyle dediğini tahric etmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bunun hakkında sorduk, o da şöyle dedi: مَا كَانَ يَداً بِيَدٍ فَخُذُوهُ وَمَا كَانَ نَسِيئَةً فَذَرُوهُ “Peşin olanı alınız; veresiye olandan vazgeçiniz.” Müslim, Malik İbn Evs İbn Hadesân’dan şöyle dediğini tahric etmiştir: Ömer İbn Hattab’ında bulunduğu bir toplantı yerine: “Bu paraları kim değiştirmek ister diyerek geldim.” Talha İbn Ubeydullah: “Elindeki altınları getir bize göster bakalım sonra onun değerindeki gümüşü hizmetçimiz gelince sana verelim” dedi. Bunun üzerine Ömer: Hayır vallahi olmaz ona gümüş paraları hemen vererek altını da ondan peşin olarak hemen alacaksın; çünkü Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: الْوَرِقُ بِالذَّهَبِ رِباً إِلَّا هَاءَ وَهَاءَ... “Altını gümüş ile değiştirmek peşin olmadıkça ribadır…”

Buna göre Euro, Dolar ve diğer para birimlerinin internet üzerinden tedavülü, hemen-peşin olarak teslim alma olmadığından dolayı caiz değildir.) Soru-cevaptan alıntı bitti. Umarım bu kadarı yeterli olmuştur. En iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır. H. 11 Rabiu’l Ahir 1446, M. 14/10/2024] Önceki cevapta zikredilenler bitti…

Buna göre tedavül, yukarıda açıkladığımız gibi olduğu sürece sahih değildir; dolayısıyla sözleşme, söz konusu işi yapmak için olduğu sürece de sahih değildir.

Forex hakkında bildiğim vakıaya göre bu meselede tercih ettiğim görüş budur; ama sorunuz yeni bir vakıa hakkındaysa, onu açıkça belirtin ki inşallah size cevap verelim.

Umarım bu kadarı yeterli olmuştur; en iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır…

 

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 08 Zilkade 1447

M. 25/04/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122133530145129051

https://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4629/

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER