Perşembe, 24 Şaban 1447 | 2026/02/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Barış Kurulu Mu Yoksa Hegemonyayı Pekiştirme Kurulu Mu?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Barış Kurulu Mu Yoksa Hegemonyayı Pekiştirme Kurulu Mu?

Hegemonyanın Güvence Adı Altında Yeniden Pazarlanması

Gazze'de kan kokusu hala havada asılı dururken ve çocuklar, kadınlar, yaşlılar hala enkaz altındayken ABD yönetimi çıkmış "Barış Kurulu" gibi yumuşak ve güven verici isim taşıyan bir girişim başlatmıştır.Savaştan bitkin düşmüş halkaların vicdanına dokunan ve zahiri olarak lafzı bile kan dökülmesinin duracağına dair bir vaat uyandıran bir isim ancak hakikatte gözardı edilemeyecek şu soruları gündeme getiriyor: Saldırganlığı destekleyen aynı kişi nasıl barış elçisi olabilir? Silahları finanse edenlerin ve cinayete, soykırıma siyasi kılıf sağlayanların elleriyle nasıl adalet sağlanabilir?

Mısır ve diğer birçok Müslüman ülkelerinin, Trump'ın başkanlık ettiği Davos Forumu'nda başlatılan bu kurula katıldıkları açıklandığında bizler, sadece prosedürel bir adımla değil, aksine bölge ülkelerinin mevcut uluslararası düzene hizmet etmek üzere rollerin yeniden formüle edildiği ve barış, istikrar ve meşruiyet gibi tehlikeli mefhumların yeniden tanımlandığı uzun bir siyasi sürecin yeni bir halkasıyla karşı kaşıya kalmaktayız.

Sözde "Barış Kurulu" bir boşlukta gelmemiştir; aksine Gazze'deki Yahudi varlığının suçlarına karşı küresel öfkeyi dizginlemek için kullanılan tüm geleneksel araçların başarısız olmasının, Batı'nın imajının ahlaki ve hukuki olarak sarsılmasının ve uluslararası kuruluşların sessizliği veya ortaklığı haklı çıkarma konusunda acziyetinin ortaya çıkmasının ardından gelmiştir. Bu nedenle farklı bir isim taşıyan, bölgesel figürleri içeren ve tek taraflı bir dayatma değil de uluslararası bir konsensüs gibi gösterilen yeni bir çerçeveye ihtiyaç vardı.

Ancak bu kurulun doğası üzerinde düşünen bir kimse, kurulun işgale son vermekten, suçluları muhasebe etmekten veya hakları sahiplerine iade etmekten bahsetmediğini, aksine saldırı sonrası aşamayı yönetmekten, Gazze için güvenlik ve siyasi düzenlemelerden ve davanın adalet boyutuyla değil de gaspçı varlığın güvenlik boyutuyla mukayese edilen bir "istikrardan" bahsettiğini çabucak idrak edebilir. Böylece barış, zulmü ortadan kaldırmaya dayalı bir mefhumdan, onu dondurmaya yönelik bir araca ve çatışmayı sona erdirme vaadinden, Batı hegemonyası karşısında patlamasını önleyecek şekilde çatışmayı yönetmeye yönelik bir araca dönüşmüştür.

Mısır'ın bu sahneye çağrılması keyfi değildir. Zira Mısır, tarihsel ağırlığı, coğrafi konumu ve bölgesel rolüyle, ümmetin iradesinden kaynaklanmayan ve onun çıkarlarına hizmet etmeyen bir projeye, Arap ve İslami meşruiyet kazandırmak için kullanılmaktadır.Bu bağlamda Mısır'dan talep edilen şey, gerçek bir liderlik ya da bağımsız karar almak değildir, aksine uygulayıcı arabulucu rolünü yerine getirmesi ve kendisinin belirlemediği tercihlerin siyasi ve ahlaki maliyetini üstlenmesidir.

Bu süreç şeriatın terazisine vurulduğunda, hakikati net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.İslam, barış olması bakımından barışa karşı değildir, ancak barışın batıl için bir kılıf veya zulmü pekiştirmek için bir araç olmasına karşıdır. İslam’da barış, adaletle organik olarak bağlantılı olup bedeli toprak, akide ve kan olması durumunda hiçbir değeri yoktur. Bu nedenle İslam tarihinde barış, hiçbir zaman gaspın tanınması, haktan taviz verilmesi ve düşmanın güçlendirilmesi şeklinde olmamıştır.

Bugün pazarlanan şeye gelince; işgalin varlığını sürdüren, saldırgana siyasi dokunulmazlık tanıyan, mağdura "yatıştırma" sorumluluğu yükleyen, direnişi bir güvenlik sorununa dönüştüren ve Müslümanların kanlarını pazarlık kozu haline getiren bir barıştır. Dolayısıyla bu tür bir barış, bir çözüm değil, aksine çatışmayı daha kontrollü ve daha az gürültülü bir şekilde yeniden üretmenin bir reçetesidir.

Barışın sponsoru olarak ABD’ye güvenmek, siyasi düşüncenin en basit kurallarıyla bile çelişmektedir. Zira Yahudi varlığına silah sağlayan, onu korumak için veto hakkını kullanan ve uluslararası platformlarda hesap vermesini engelleyen bir tarafın, dürüst bir arabulucu olması imkansızdır. Aksine o, suçun asıl tarafı olup başlattığı her girişim, ezilen halkların çıkarları değil, kendi çıkarları doğrultusundadır.

Doğru vizyon, bağımlılık şartlarını iyileştirmeyi veya onun yönetilmesine katılmayı değil, aksine onu kökünden söküp atmayı gerektirir. Ayrıca sömürgecinin başkanlık ettiği bir kurulda koltuk aramayı değil, aksine siyasi kararın, ümmetin akidesinden ve çıkarlarından kaynaklanacak şekilde yeniden tesis edilmesini gerektirir.Dolayısıyla gerçek alternatif, yeni bir kurul veya uluslararası bir girişim değildir, aksine İslam'ı yönetimin temeli kılan, toprağın kurtuluşunu müzakere dosyası olmaktan ziyade bir görev haline getiren ve mazlumları desteklemeyi bir seçenek olmaktan ziyade bir zorunluluk haline getiren ideolojik siyasi bir projedir.

Ey Kinane halkı: Bugün barış adına yapılanlar, dininizde veya tarihinizde bildiğiniz barışa benzemiyor. Ümmetin kalkanı olan Mısır’a, sorunlar adı altında tasfiye edilen projeler için bir kılıf ya da Amerikan düzenlemelerinin bölgeye geçişine imkân sağlayan bir köprü olması yakışmaz. Sizin bilinciniz, ilk savunma hattıdır ve mefhumların çarpıtılmasını reddetmeniz, her türlü gerçek bir değişimin başlangıcıdır. O halde herhangi birinin sizi, boyun eğmenin hikmet, sessizliğin maslahat ve bağımlılığın kader olduğuna ikna etmesine izin vermeyin. 

Ey Kinane askerleri: Ey silah taşıyanlar ve şeref ve aidiyetin anlamını bilenler; orduların, düşmana güvence vermek için değil ümmeti korumak için, mazlumun kuşatılmasına ortak olmak için değil onu savunmak için ve kan pahasına haritaları yeniden çizenlerin elinde bir araç olmak için değil ülkenin onurunu korumak için var olduğunu sakın unutmayın. Tarih affetmez ve Allah, gerek boyunlarınızdaki emanet, gerekse hakka yardım etmek için çağrıda bulunulduğunda sizin tavrınız hakkında size soracaktır.

“Barış Kurulu”, eski bir politikanın yeni bir başlığı olup bu politika, bölgenin dışarıdan yönetilmesini ve krizlerin adalet dengesiyle değil güç dengesini koruyacak şekilde çözülmesini öngörmektedir. Gerçek barış ise Davos'tan doğmayacak ve kana bulanmış ellerle de sağlanamayacaktır; aksine ümmetin kararını yeniden elde ettiği, İslam'a dayalı bir yönetim kurduğu, iradesini hegemonyadan kurtardığı ve İslam'ın, onun yönetiminin ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde hakkın hak sahiplerine eksiksiz olarak verildiği gün gerçek barış sağlanacaktır. Bu ise Allah’ın vaadidir. وَاللهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “Muhakkak ki Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

Abbas ve Otoritesi, İhanetin ve Alçaklığın En Dibine İniyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Abbas ve Otoritesi, İhanetin ve Alçaklığın En Dibine İniyorlar

Haber:

Bazı haber siteleri, Mahmud Abbas'ın her zamanki gibi Yahudilere cevap vererek eğitim müfredatını değiştirdiğini ve Selahaddin Eyyubi'nin siretini, onun mübarek toprak Filistin’i kurtarmasını, aynı şekilde Müslümanların Filistin topraklarında yaptığı savaşların yanı sıra İsra ve Miraç yolculuğunu bu müfredattan çıkardığını aktardılar.

Yorum:

Mahmud Abbas ve onun otoritesindeki kuyruklarının, daha önceki büyüklerinin büyük ihanet anlaşması olan Oslo Anlaşmasını imzalayıp mübarek Filistin topraklarının üçte ikisinden fazlasını Yahudilere teslim etmesinin ardından, Yahudi varlığı için tankın üzerinde Filistin'e gelen paralı askerlerden başka bir şey olmadığı net olarak bilinmektedir; bu nedenle onlar, bir grup hainden ve alçaklığın sembolünden başka bir şey değillerdir. Zira bu iğrenç otoritenin kurulmasından bu yana onlar, mübarek Filistin topraklarının halkına karşı ihanet ve tuzak konusunda bir dipten başka bir dibe inmekte olup gazaba uğramışları memnun etmek ve onlara hizmet etmek için kullanmadıkları hiçbir yöntem ve araç bırakmamışlardır. Bakın işte bugün de onlar, pisliklerinin ve ihanetin bataklığına düşüşlerinin sonsuz olmadığını kanıtlıyorlar.

Dolayısıyla Filistin'in İslami bir toprak olduğunu kanıtlayan dini ve tarihi gerçekleri silmek ve bu toprağın evlatlarını, ümmetlerinin tarihinden, onun kurtarılması ve Yahudilerin ve Haçlıların pisliğinden temizlenmesi yolunda gösterdiği fedakarlıklardan ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sı ve O’nun göğe yükseldiği mübarek yer olması bakımından Mescid-i Aksa’nın büyük konumundan habersiz bırakmak için bugün Abbas’ın otoritesi büyük bir suç işlemektedir; dikkat edin o, eğitim müfredatını, özellikle de dini müfredatı değiştirerek, bu mübarek toprağın Rabbinin dini ile olan tüm bağını koparıyor. Ancak dünyanın doğusunda ve batısında Müslümanlar sabah ve akşam şu ayeti okurlarken bunu nasıl yapabilirler ki: سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُKendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” [İsra 1]

Abbas'ın otoritesi, ancak mutant Yahudi varlığının kirli bir uzantısı olarak tanımlanabilir; zira o, Müslüman ülkelerdeki zararlı rejimler gibi Yahudi varlığının ve onun arkasındaki sömürgeci kafir Batı ülkelerinin emirlerine tabi olup sadece seyirci kalmamakta, aksine her zaman ve ebedi olarak ümmetin düşmanlarının ve onların siperlerinin yanında yer almaktadır; bu nedenle Abbas’ın otoritesine karşı düşmanca bir tavır takınmak ve onu alt etmek gerekir; aksi takdirde bu tutum onun ömrünü uzatacak ve bize ve dinimize karşı daha çok cesaretlenmesine yol açacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Velid Belibel

Devamını oku...

Yüz Yıllık Kıtlığın Çürük Meyvesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yüz Yıllık Kıtlığın Çürük Meyvesi

Haber:

Ürdün Dışişleri Bakanı: “Önceliğimiz, Trump'ın barış planını uygulamaya koymak için ileriye bakmaktır.” (Jordan News)

Yorum:

Gazze ve Batı Şeria'da halkımızın öldürülmesi, bombalanması ve yerinden edilmesi devam ederken, bu aptalca açıklama, Trump'ın vizyonunun uygulanması çağrısında bulunarak, ihaneti ve kâfir Batı'ya boyun eğmeyi teyit etmektedir. O halde saldırganı destekleyen, Yahudilere silah tedarik eden ve ona siyasi koruma sağlayan bu suçlu, nasıl olur da Gazze'ye yönelik bir barış sunabilir?!

Bu vizyon, Yahudilerin suçlarını ve Gazze'nin sömürgeleştirilmesini meşrulaştırmak için ortaya çıkarılmış olup Yahudi başbakan da bunun bir parçası olacaktır; dolayısıyla bu vizyon, Yahudilerin Filistin üzerindeki kontrolüne ve kâfir bir haçlı generalin liderliği altında Müslüman orduları tarafından direnişin ezilmesine karar vermektedir. Peki bu aşağılık kişilerden oluşan grubun bahsettiği barış bu mudur?!

Müslüman ülkelerdeki hain rejimler, Yahudilere petrol, gıda ve hatta silah sağlamakla yetinmedikleri gibi Müslüman ordularının Gazze ve başka yerlerdeki kardeşlerini desteklemek için harekete geçmesini engellemekle de yetinmemişlerdir; işte bu açıklama, ahlaksızlığın da ötesinde bir ahlaksızlıkla onların Allah'ın, Rasulü'nün ve Müslümanların düşmanlarıyla aynı safta olduklarını teyit etmektedir!

Ey Müslüman askerleri: Gazze Haşim alınıp satılırken damarlarınızdaki kanlarınız kaynamıyor mu?!Namusunuz ve şerefiniz olan Müslüman kız kardeşleriniz öldürülüp tecavüze uğrarken damarlarınızdaki kanlarınız kaynamıyor mu?!Müslüman çocuklar gözlerinizin önünde paramparça edilirken damarlarınızdaki kanlarınız kaynamıyor mu?! Ruveybidalarınızın İslam'a ve Müslümanlara kindar olan kafir Batı ile komplo kurduğunu görüp duyduğunuz halde iki iyilikten birini arzulamıyor musunuz?!Dünyanın ve ahiretin izzetini arzulamıyor musun; haydi o zaman Allah'ın dinine yardım edin ki Allah da size yardım etsin?!

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdulilah Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

SAYI 586 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 10/02/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 10/02/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Sayın Mahmut Kar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

- Suudi Arabistan ve Mısır Ziyaretleri
- Türkiye'de Siyasetin Seviyesi

H. 22 Şaban 1447 - M. 10 Şubat 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

İslami Uygulamaların Yasaklanması, Danimarka Siyasetinde Tekrar Eden Bir Konudur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İslami Uygulamaların Yasaklanması, Danimarka Siyasetinde Tekrar Eden Bir Konudur

Haber:

Yeni yıl, Danimarka'da Müslümanların İslam'ın şiarlarını uygulamalarını kısıtlamaya yönelik bir dizi önerilerle başlamıştır.Bu önerilerin çoğu yasalar ve yasaklar yoluyla uygulanmaktadır; bu yüzden 2026 sonbaharında Danimarka'da yapılacak seçim kampanyalarının bundan daha da öteye gideceği, yani Müslümanlara karşı en nefret dolu konuşmaları yapan ve en nefret dolu yasaları çıkaranın kim olacağı konusunda bir yarışın yaşanacağı beklenmektedir.

Yorum:

Nitekim cinsiyete göre ayrılmış yüzme havuzlarına getirilen yasak, İslami konferanslar veya bayram namazları için cinsiyete göre ayrılmış salon ve odaların kiralanmasına getirilen yasak ve üniversitelerdeki namaz odalarının kapatılması kararı uygulamaya konulmuştur. Bunlar Müslümanların günlük yaşamlarında iyi bilinen uygulamalar ve hususlardır; bu yüzden Müslümanların yaşamlarını kısıtlamaya hırslı bağnaz bir hükümetin gölgesinde sorun teşkil etmektedir.

Buna ek olarak Danimarka hükümetindeki politikacılar, imamlar tarafından yapılan İslami evlilik sözleşmelerinin yanı sıra bazı Müslümanlar tarafından şerî bir İslami uygulama olarak gerçekleştirilen kuzen evliliklerini de hedef almaktadırlar.

Tüm bu öneriler ve yasalar, Müslümanlara baskı uygulamanın, onları itaat etmeye zorlamanın ve hükümetin Batı kültürüne entegre olma taleplerine boyun eğmedikleri takdirde onları günah keçisi haline getirmenin araçlarıdır.

Onların sundukları şey, kadın haklarının savunucusu olduklarını iddia ederlerken, kadınlara yönelik şiddet, sömürü ve nesneleştirme konusunda korkunç istatistiklerde açıkça görüldüğü gibi sorunlar ve sosyal kötülüklerle dolu bir kültürdür.

Bilgi ve aydınlanmanın bir değer olması gereken üniversitelerde Müslümanların haya değerlerine veya namaza sımsıkı sarılmalarına tahammül edemediklerinde, bizzat değerler baltalanmaktadır.

Müslümanlara dayatılan yasalar ve kısıtlamalar, Batı kültürünün iyiliğin kaynağı olduğu iddiasıyla ambalajlanırken, aslında liberal kapitalizm adına dünya çapında zulmün sorumlusu olan bu kültürdür.Yani Amerika'nın sadık müttefiki olarak Danimarka tarafından desteklenen liberal kapitalist sistemdir.Dolayısıyla küresel sistem, Amerika'nın liderliğinde tam bir siyasi çöküş ve devam eden Epstein skandalı ile bu skandala karışan elitlerde somutlaşan ahlaki bir yozlaşma halindedir.

Müslümanları İslam'ı terk etmeye zorlama yönelik bu girişimler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de boşuna bir çaba olacaktır; çünkü İslam, şeref, onur ve akılcılıkla karakterize edilen bir medeniyet ve yaşam tarzı üslubu sunmaktadır ki bu, dünyanın, özellikle de Batı'nın şiddetle ihtiyaç duyduğu şeydir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yunus Biskurçik

Devamını oku...

Kırgızistan'da Hizb-ut Tahrir Mensubu Olmaları Nedeniyle Beş Kadın Tutuklandı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kırgızistan'da Hizb-ut Tahrir Mensubu Olmaları Nedeniyle Beş Kadın Tutuklandı

Haber:

Kırgızistan Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi, Hizb-ut Tahrir’e bağlı bir kadın hücresinin üyelerinin Celal-Abad bölgesine bağlı Nooken ilçesinde tutuklandığını bildirdi.Kolluk kuvvetleri, partinin kadın kanadının aktif üyelerinin, dikiş nakış konusunda pratik eğitim vermek adı altında genç kızları çalışmaya davet ettiklerini ve bu süreçte yavaş yavaş ve göze batmadan onların zihinlerine İslami fikirleri aşıladıklarını bildirdi.Kadınlar, kapalı Telegram kanallarına aktif olarak katılmışlar, yasaklı yayınları dağıtmışlar ve Kırgızistan topraklarında Hilafetin kurulmasını tartışmışlardı.

29 Ocak 2026 tarihinde, soruşturma ve operasyonel tedbirlerin sonucunda, kadın kanadının beş üyesi gözaltına alınarak Kırgızistan Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Devlet Komitesi'nin tutukevine konuldular.Şu anda soruşturma halen devam etmektedir.

Yorum:

Son dönemde Kırgızistan'da İslami faaliyetlerde bulunmaları nedeniyle kadınların tutuklanmaları, Rusya'da da aynı eğilimin şiddetlenmesiyle aynı zamana denk gelmiştir. Bu yüzden Kırgızistan'daki iç güvenlik alanının tamamının, Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi'nden ziyade Rusya Federal Güvenlik Servisi'nin kontrolü altında olduğu sonucuna varmamak mümkün değildir.

Rusya'nın, ülkede düzeni yeniden tesis etmesi karşılığında uzun vadeli bir iktidar vaat ettiği mevcut Cumhurbaşkanı Sadır Caparov'un iktidara gelmesiyle Rusya'nın nüfuzunun bir kez daha güçlendiğini unutmamalıyız.Zira 2021 seçimlerinden önce Caparov kendisini son derece dindar bir kişi olarak göstermiş ve bu sayede dindar çoğunluğun desteğini kazanmıştı; bunun sonucunda iktidara gelmesinin ardından ülkedeki dini ve siyasi aktivistleri sistematik olarak ortadan kaldırmaya başlamıştır.

2022 yılında Tacikistan sınırında patlak veren savaş, ülkede Caparov rejiminin pekişmesi yönünde atılan bir başka önemli adım olmuştur.Zira o zamanlar, toplumu kendi çevresinde birleştirmek ve bağımsız medyayı ve tüm siyasi rakiplerini yok etmek amacıyla ulusal coşkuyu istismar etmek için sınır çatışmasını başlatan kişi bizzat kendisiydi.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Davos'ta "Barış Kurulu" Projesinin İmzalanması Gazze’deki Soykırımı Meşrulaştırma Mesabesindedir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Davos'ta "Barış Kurulu" Projesinin İmzalanması
Gazze’deki Soykırımı Meşrulaştırma Mesabesindedir

21 Ocak 2026'da Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, ABD Başkanı Trump'ın daveti üzerine İsviçre'nin Davos kentinde "Barış Kurulu" projesinin imza törenine katılmak üzere çalışma ziyareti için yola çıktı. 19 Ocak'ta Özbekistan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sherzod Asadov, Özbekistan'ın Trump'ın kurula kurucu devlet olarak katılma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Mirziyoyev, Trump'a yönelik mesajında bu girişimi "Ortadoğu'daki kronik çatışmaları çözmeye ve bir bütün olarak bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik önemli bir adım" olarak nitelendirdi.

Bu girişim, BM Güvenlik Konseyi'nin 17 Kasım 2025 tarihli 2803 sayılı kararıyla onaylanan Gazze'deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik "Kapsamlı Plan"a dayanmaktadır. Bilindiği üzere BM kararları, özellikle Amerika olmak üzere büyük güçlerin iradesini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanılmaktadır. ABD öncülüğündeki "barış girişimleri" -İbrahim Anlaşmalarının durumunda olduğu gibi- bölgedeki güç dengesini Yahudi varlığı lehine değiştirmeyi amaçlamaktadır. Amerika'nın Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Sudan'daki “barış, istikrar ve demokrasi” sloganları altında yürüttüğü projeler ise nihayetinde gerisinde cinayet, baskı, işgal ve yıkımdan başka bir şey bırakmamıştır. Aynı senaryo Gazze meselesinde de tekrarlanıyor. Zira Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla meşrulaştırılan plan, aslında işgali sona erdirmeyi değil, aksine işgali yeni bir siyasi biçimde pekiştirmeyi hedefliyor; çünkü Gazze'deki trajedi, Yahudi varlığının işgali ve saldırganlığının ve bunu destekleyen Amerikan politikasının bir sonucudur. Bu nedenle, Trump'ın önerdiği barış planları çatışmayı çözmeyi değil, aksine onu yönetmeyi amaçlamaktadır. Zira Amerika suçlu varlığı silahlandırıyor, ona siyasi koruma sağlıyor, sonra da barıştan bahsediyor! Bu ise bir arabuluculuk değildir; aksine düpedüz bir hükümdür. Bu yüzden bu planlar baskıyı, vahşeti ve katliamları ortadan kaldırmıyor; aksine onlara yasal bir kılıf sağlıyor!

İslam beldelerindeki hain rejimlerin bu iğrenç planlara dahil olması, sorumluluğun paylaşılması ve direnişin zayıflatılmasından başka bir şey değildir. Zira Amerika, Müslümanların başındaki ajan yöneticiler aracılığıyla suçlarını meşrulaştırmak istiyor. Barış adına imza atıyorlar ancak bu imzalar, izzetli Gazze'deki masumların kanlarının dökülmesini meşrulaştırmak için kullanılıyor.

Davos'ta imzalanacak olan belge kağıt üzerinde “barış” olarak adlandırılsa da, siyasi özü Ortadoğu'daki yeni Amerikan düzenini meşrulaştırmak ve Gazze meselesini kontrol altında dondurmaktır. Dolayısıyla işgalin işlemiş olduğu suçları, suç niteliğindeki kuşatmayı, vahşi saldırıları ve Gazze halkına uygulanan toplu cezalandırma politikasını kasten görmezden gelmektir.

Özbekistan rejimi resmi politikasında “tarafsız ve dengeli bir dış politika” sloganının propagandasını yapmış olsa da, ABD tarafından başlatılan ve Yahudi varlığının çıkarlarıyla yakından bağlantılı olan bir yapıya katılması, pratikte tarafsızlıktan vazgeçilmesi anlamına gelmektedir. Yani “Barış Kurulu” üyeliği onu, ABD'nin Orta Doğu politikasının, özellikle de Gazze'de işlenen suçların doğrudan ortağı haline getirmektedir. Dolayısıyla bu karar, devlete ciddi siyasi, mali ve hatta askeri yükümlülükler getirecektir ki bunlardan bazıları şunlar:

1- Diplomatik destek: Kurulun faaliyetlerini güçlendirmek ve diğer ülkeleri de dahil etmek. Buna göre Özbekistan, Kurulun uluslararası sahnedeki faaliyetlerini desteklemesi, onu meşrulaştırması ve diğer ülkeleri bu yapıya dahil etmek için etkili diplomatik önlemler alması gerekecektir. Bu da pratik olarak, Amerikan girişimlerini desteklemek anlamına gelmektedir.

2- Mali yükümlülük: Plana göre, Kurul, Gazze'nin yeniden inşası için uluslararası fonlar oluşturacaktır. Kalıcı üye olmak 1 milyar ABD Doları tutarında bir maliyet gerektirecektir. Bu ise iç sorunlarla boğuşan bir ülke için ağır bir mali yüktür.

3- Askeri ve güvenlik yükümlülükleri: Kurul üyeleri, Gazze'yi silahsızlandırmak ve güvenliği sağlamak gerekçesiyle güçlerini göndermek zorunda kalacaklardır. Bu da Özbekistan'ın, doğrudan askeri ve siyasi çatışmaların girdabına çekilmesi riskini artıracaktır.

Dolayısıyla sorunun sınıflandırılması yanlış olursa, aynı şekilde çözüm de yanlış olacaktır. Gazze'deki sorun, Yahudi varlığının varlığında yatmakta olup çözümü de onu tamamen ortadan kaldırmaktır. Sorun gerçek haliyle kabul edilmezse, sorunu çözmeye yönelik tüm girişimler, sahte bir “barış” kisvesi altında sorunu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu nedenle Gazze sorununa yönelik pratik çözüm, Yahudi varlığını mübarek topraklardan silip süpürmeye ve onun arkasında duran güçleri İslam beldelerinden kovmaya muktedir olan siyasi bir gücü gerektirmektedir. Bu güç ise Raşidi Hilafettir. Bu nedenle Müslümanların, sömürgeci güçlerin dayattığı mevcut rejimlerin iç ve dış politikalarını reddederek nebevi sirete göre çalışan Hizb-ut Tahrir'in liderliğinde Nübüvvet Minhacı Raşidi Hilafeti kurmak için ciddi adımlar atmaları gerekir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz Özbeki

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER