Pazar, 03 Şevval 1447 | 2026/03/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ramazan’da Tüm Mescitler Tekbirlerle İnlerken, Kapatılmasının Ardından Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra Mekânı Yahudileştirilme ve Bölünme Tehlikesiyle Karşı Karşıya!

Müslümanların, gazabına uğramış (Yahudi) varlığı tarafından sabah akşam ihlal edilmediği ne bir hürmeti ve haramı, ne canı ve kanı, ne de toprakları ve hava sahası kalmıştır. Yahudi varlığının iki milyarlık İslam ümmetinin en yüce ayında, en kutsal mukaddesatlarına karşı bile artık hiçbir saygısı kalmamıştır.

Savaş bahanesiyle, İslam beldelerinin hava sahasını kullanarak acımasız saldırılar düzenleyen ve bu yükselen dumanların yeryüzündeki suçlarını gizleyeceğini sanan bu ucube varlık, kirli ve günahkâr ellerini Mescid-i Aksa’ya bile uzatmış, Mescid-i Aksa’yı peş peşe on sekizinci gününde de ibadete kapatmıştır. Bu, Mescidi Aksa’yı ele geçirmek ve Yahudileştirmek amacıyla yıllardır süregelen sistematik saldırganlığın çok tehlikeli bir safhasıdır.

Dünyanın her köşesinde minareler tekbirlerle çınlarken, camiler bu muazzam Ramazan ayında teravihle şenlenirken; bu zalim ve iftiracı varlık, Mescidi Aksa ve ehline karşı cürüm işlemeye devam etmiştir. Yolculuk yapmaya değer görülen o mübarek mescidin kapılarına kilit vurmuş; mescidi cemaatinden ve namaz kılanlarından mahrum bırakmıştır. Namaz kılınmasını ve itikafa girilmesini yasaklamış, içinde tesbihat ve tekbir getirilmesini engellemiştir. İsra yurdu, zalimlerin zulmünü ve yüzüstü bırakanların sessizliğini Allah’a şikâyet ederek hüzünlü bir sessizliğe bürünmüştür. Zulüm de yüzüstü bırakmak da suçtur. Aralarında hiçbir fark yoktur.

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَا أُولَٰئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.” [Bakara 114]

Bu cürümkar varlık, döktüğü kanlardan dolayı daha da saldırganlaşmış; karşısında onu durduracak kimse bulamayınca iyice azgınlaşmıştır. Müslüman beldelerindeki yöneticilerin acziyetini ve ihanetini gördükçe cesareti ve iştahı daha da artmıştır. Durum böyleyken ve her ihlal bir sonrakinin mukaddimesi haline gelmişken, bu mübarek ayda Mescid-i Aksa’yı kapatmaktan onu ne alıkoyabilir ki?

Asıl soru şudur ki: Müslümanlar tüm bunlardan sonra daha neyi bekliyor? Bu sessizlik daha ne zamana kadar sürecek? İlk kıble ve ikinci harem mescidinin içinde çanların çalındığı bir tapınağa ve mabede dönüştürülmesini mi bekliyorlar? Yoksa dini hamiyetlerinin harekete geçmesi için onun yıkılmasını mı bekliyorlar? Ordular neyi bekliyor? Füzeler, dizilmiş tanklar ve mermilerle doldurulmuş tüfekler hangi gün için hazırlanmıştır? Aksa’nın sesi kısılmışken, içinde Allah’ı zikretmek ve namaz kılmak yasaklanmışken, kapılarının dışında namaz kılanlara eziyet ediliyorken ordular daha neyi bekliyor?

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetinin Hıttîn’i yeniden yazmasının vakti gelmedi mi?! Ümmet, gazaba uğramış bu fesat ehlinin Kudüs’te Haçlıların yaptıklarını aynısını yaptığını, onlar nasıl mescitleri kapatıp at ahırına çevirdilerse, bunların da aynı yolu izlediğini görmüyor mu?! Güçlü ve kudretli Ümmetin harekete geçmesinin zamanı gelmedi mi? İsra yurdu tıpkı Hıttin günlerinde olduğu gibi “Tüm mescitler temizlendi, ben ise hala onurumla kirletilmeye devam ediyorum!” nidaları yükseltmektedir.

Ümmetin Allah için öfkeleneceği, önündeki engelleri kaldıracağı ve Aksa’yı ile mübarek toprakları bu fesat varlığın pisliğinden temizleyeceği gün gelmedi mi?! Ümmetin evlatlarının, Halifelerine biat edip onun arkasında Allah, Rasûlü ve Mescid-i Aksa için seferber olacakları gün gelmedi mi?! Allah’ın nusret vaadi ortadadır; gazaba uğramış bu varlığın ise helakı mukadderdir. Ümmetin çocuklarının din için ayağa kalkacağı, Allah’a yardım edeceği ve O’nun da onlara yardım edeceği gün gelmedi mi?! Umulur ki Allah, tüm bunları onların eliyle gerçekleştirir.

نَصْرٌ مِّنَ اللهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ“Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi müminleri müjdele.” [Saff 13]

Devamını oku...

Mısır Vilayeti: Mübarek İyd’ul Fıtr Tebriki

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Ramazan ayını tamamlamayı bizlere nasip eden Allah’a hamdolsun. Ramazan ayı, oruç ve kıyam ayıdır, Kur’an’ın indiği aydır, Rahman’a itaat etmenin ayıdır. Subhânehu ve Teâlâ’dan Müslümanların oruçlarını ve kıyamlarını kabul etmesini, onları cehennemden azat edilenlerden kılmasını niyaz ederiz.

Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti olarak biz; Mısır (Kinane) halkının ve tüm İslam ümmetinin Ramazan Bayramı’nı en halisane tebriklerle tebrik ediyoruz. Allah’tan; Ümmetin halinin zayıflıktan kuvvete, tefrikadan vahdete, Allah’ın indirdiklerinin dışındaki hükümlerden O’nun şeriatının hâkimiyetine dönüştüğü bir halde ümmetin bir sonraki bayrama kavuşmasını dileriz.

Ey Kinane halkı!

Ramazan, Ümmetin kalbinde Allah’ın emrine itaat ve teslimiyet manalarını tazelemek için gelmiştir. Müslüman, Allah’a itaat etmek için oruçluyken helal olan yemekten içmekten bile uzak durmuştur. Peki, bu durum onun yönetimde, siyasette ve ekonomide haramlardan uzak durması için bir itici güç olamaz mı?

İslam’ı, sadece ibadet ve şiarlara hapsedilmiş bir din olmaktan çıkarıp hayatın gerçeğine döndürmek için bir itici güç olmaz mı? İslam’da bayram, sadece soyut bir sevinçten ibaret değildir. Bilakis o; itaatle duyulan sevinçtir, Allah’ın emrine boyun eğmenin sevincidir ve hak üzere sebat etmenin sevincidir. Ne var ki, Ümmet Allah’ın indirdikleriyle yönetilmediği, işleri beşerî sistemlerle idare edildiği ve servetleri ile mukadderatı düşmanlarına bağlandığı müddetçe, Ümmet’in bugünkü sevinci eksik kalmaya mahkûmdur.

Ey Mısır halkı!

Ramazan’dan almamız gereken en büyük ders şudur: İslâm yalnızca ibadetlerden ibaret değildir; hayatın tamamını kuşatan bir ideolojidir. Bu ideoloji bizlere, Allah’ın hükmünü yeryüzünde ikame etmek için çalışmayı; hâkimiyeti beşere değil şeriata vermeyi; otoriteyi tâğutlara değil ümmete ait kılmayı farz kılar. Ancak bu şekilde beldelerimiz yeniden Dar-ul İslam, izzet ve egemenlik diyarı haline gelebilir.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bizlere, değişimin sadece duygularla olmayacağını; şer’î metoda bağlı, bilinçli bir siyasi çalışma ile gerçekleşeceğini öğretmiştir. Bu çalışma; daveti taşıma, yöneticileri muhasebe etme, Ümmeti birleştirecek, beldelerini kurtaracak ve İslam’ı dünyaya bir hidayet ve nur risaleti olarak taşıyacak olan Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurma endeksli olmalıdır.

Ey Mısır Kinane halkı!

Sizler asla aciz ve çaresiz değilsiniz! Sizler güç ve kuvvet ehlisiniz. Sizler, sahip olduğu potansiyel ve hayırlarla Allah’ın izniyle İslami hayatı yeniden başlatmaya muktedir olan azim bir Ümmetin parçasısınız. Öyleyse bu sorumluluğun gereğini yerine getirin, İslam’ı sahih bir şekilde yüklenin ve onu yeniden yönetim vakıasına döndürmek için çalışın. Zira gerçek izzete ulaşmanın yolu budur.

Bu bayram vesilesiyle; Allah’ın yeryüzünde halife kılma ve temkin vaadi gerçekleşene kadar, O’nun dinini ikame etmek için çalışmaya devam edeceğimize, davet yolunda sabredeceğimize ve haktan asla dönmeyeceğimize dair Allah’a olan ahdimizi tazeliyoruz.

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55]

Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallahu Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Her yılınız hayırla dolsun, Allah itaatlerinizi kabul etsin. Bayramınızı yenilgi ve bekleyiş bayramı değil, izzet ve hakimiyet bayramı kılsın.

Devamını oku...

Ürdün Vilayeti: Mübarek İyd’ul Fıtr Açıklaması ve Tebriği

Allah itaatlerinizi kabul etsin, bayramınızı mübarek kılsın, Hilafetinizi size geri versin ve sizi düşmanlarınıza karşı muzaffer eylesin.
Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu olarak biz; başta Ürdün halkı olmak üzere tüm İslam ümmetinin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimizle tebrik ederiz; Allah’tan ibadetlerinizi kabul buyurmasını ve sizleri bu mübarek ayda cehennem ateşinden azat edilen kullarından eylemesini niyaz ederiz.

Yine bu vesileyle en samimi ve kalbi duygularımızla Hizb-ut Tahrir Emiri Celil âlim Atâ bin Halil Ebu Raşta ve dünyanın dört bir yanındaki partinin gençlerinin bayramını tebrik ediyor; Ümmetin her zamankinden daha çok muhtaç olduğu bu günlerde, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’ni ikame etmek için sadece O’nun rızasını gözeterek yaptıkları amelleri Yüce Allah’ın kabul etmesini diliyoruz.

Bu bayram, Amerika ve onun ucube beslemesi Yahudi varlığının bir Müslüman bir ülkeye karşı amansız bir savaş yürüttüğü, büyük günahların işlendiği, yıkım ve katliamların yapıldığı bir döneme denk gelmektedir. İşin acı tarafı bu saldırılar, Müslüman beldelerinde konuşlu olan ve Yahudi varlığını koruyup kollayan üslerden gerçekleştirilmektedir. Yahudi varlığının bundan önce Gazze’de yaptıkları ortada… Yahudiler Ramazan günlerinde Mescid-i Aksa’nın kapılarını kapatarak orada namaz kılınmasını, Allah’ın zikredilmesini ve Kadir Gecesi’nin ihya edilmesini yasaklamıştır. Yahudilerin bu eylemlerine Müslüman beldelerindeki Ruveybida yöneticiler ise, sadece cılız kınama açıklamaları yayınlamış ve göstermelik tepkiler vermişlerdir!

Hristiyan, Yahudi ve Hindulardan oluşan küfür milleti, dünyanın her köşesinde Müslümanları tek bir yaydan çıkan bir ok misali katletmektedir. İstisnasız İslam beldelerindeki tüm yöneticiler de onlara bu konuda yardım etmektedir. Onları bu derece cesaretlendiren şey ise Hilafet Devleti’nin yokluğu ve Müslümanları koruyan, arkasında savaş yapılan ve onunla korunulan imamın bulunmayışıdır.

Ey Müslümanlar! Sizin izzetiniz devletinizin geri dönmesindedir. Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir, kendisini Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için Allah’ın izniyle ihlaslı ve ciddi bir çalışmaya adamıştır. Bu uğurda en değerli varlıklarını feda etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Partinin gençleri, Ramazan’ı ve bayramı ailelerinden ve sevdiklerinden uzakta, zalimlerin zindanlarında karşılamaktadır. Bunun son örneği, bir haftadan uzun süre önce sabah namazı çıkışında rejim güçleri tarafından kaçırılan kardeşimiz Avad Hudeyb’dir. Ailesi, uzun ve ısrarlı çabalar sonucu yerini öğrenebilmiş; ancak güvenlik birimleri ilaçlarının içeri sokulmasına dahi izin vermemiştir. Tüm bu baskıların tek sebebi; Hilafeti kurma çağrısıdır. Hilafet, Ümmeti kurtaracak, izzetini iade edecek, gücünü pekiştirecek ve düşmanlarının ona saldırmadan önce bin kez düşünmesini sağlayacaktır. Hilafet, geçmişte Kayserlerin ve Kisraların kibrini nasıl yerle bir ettiyse; sömürgeci kâfirlerin ve tâğût Trump gibilerin kibrini de öylece yok edecektir.

Yüce Allah’tan bu bayramın İslam ve Müslümanlar için hayrın, bereketin ve izzetin başlangıcı olmasını; gelecek bayramımızı ise tüm İslam Ümmeti için bir kurtuluş, zafer ve temkin bayramı kılmasını niyaz ediyoruz. Allah yaptığınız amelleri kabul etsin ve her yılınız hayırla dolsun.

وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ“Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti’nden Mübarek İydül Fıtr Tebriği

Şevval hilalinin görüldüğünün sabit olmasıyla birlikte, 19 Mart 2026 Perşembe günü Mübarek Ramazan Bayramı’nın ilk günüdür. Allah itaatlerinizi kabul etsin. Her yılınız hayırla dolsun.

Birçok İslam beldesinde çok sayıda Müslümanın şahitliğiyle Şevval hilalinin görüldüğü sabit olmuştur. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ“Hilali gördüğünüzde oruca başlayın, hilali gördüğünüzde iftar edin (bayram yapın)” hadis-i şerifi uyarınca 19 Mart 2026 Perşembe gününün Şevval ayının ilk günü (Bayramın birinci günü) olduğunu ilan eder.

Bu vesileyle Hizb-ut Tahrir; genel olarak tüm İslam Ümmeti’nin, özel olarak da Tunus halkının Mübarek Ramazan Bayramı’nı tebrik eder. Yüce Allah’tan ibadetlerini kabul buyurmasını, sözlerini adil bir imamın eliyle birleştirmesini, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin gölgesinde onları bir araya getirmesini niyaz eder. Hilafet, sömürgecilerin çizdikleri sınırlarını ortadan kaldıracak, ümmetin güçlerini birleştirecek ve onu İslâm ve İslâm’ın hükmü ile aziz ve güçlü bir ümmet hâline getirecektir.

Bayramınız mübarek olsun, her yılınız hayırla dolsun.

Devamını oku...

Irak Vilayeti: Mübarek İyd’ul Fıtr Tebriki

وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”
[Bakara 185]

Ramazan Bayramı’na kavuştuk. Ancak Müslümanların hali ne bir dostu sevindirecek ne de bir düşmanı öfkelendirecek bir durumdadır. Ümmet, sömürgeci kâfirin saldırıları altında paramparçadır. Kavmin en bedbahtı ve İngiliz ajanı Mustafa Kemal’in 3 Mart 1924’te Hilâfeti ilga edip Ümmetin devletini yıkmasından bu yana ümmet paramparça bir haldedir. O zamandan beri İslam, ümmetin hayatından dışlanmış, düşman ona egemen olmuş, kendi beşerî siyasi nizamını ona dayatmış, evlatlarını katletmiş ve servetlerini yağmalamıştır. Öyle ki ümmet, Allah’ın yarattıklarının en korkağı olan Yahudilerin bile karşısında zillete düşmüştür! Gazze’deki Müslümanların kanı henüz kurumamışken; Myanmar’daki Rohingyalar, Doğu Türkistan’daki Uygurlar, Hindistan’daki ve Sudan’daki Müslümanlar katliamlara maruz kalmaktadır. Bugün ise Amerika ve beraberinde Yahudi varlığı, Afganistan, Irak ve Suriye’de on yıllarca kendisine hizmet eden rejimi tasfiye etme bahanesiyle İran’a karşı bir savaş yürütmekte ve Müslümanları bu savaşın yakıtı haline getirmeye çalışmaktadır.

Tüm bunlar sayımız az olduğundan dolayı başımıza gelmemektedir, zira bizler sayıca çoğuz. Fakat biz, Sadık ve Masduk olan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in haber verdiği gibi “Sel sularının üzerindeki çer çöp gibiyiz.” İki milyarlık Ümmet, gerçek bir değişim için harekete geçmemekte; orduları kışlalarında yatmakta ne çocukların çığlıkları ne de evladını yitirmiş anaların gözyaşları onları harekete geçirebilmektedir. Çünkü onlara vehin isabet etmiştir:

حُبُّ الدُّنْيَا وَكَرَاهِيَةُ الْمَوْتِ“Dünyayı sevmek ve ölümden korkmak”

Ey yaratılmışların en hayırlısı olan Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem’in Ümmetinin evlatları! Allah size farz kıldığı orucu tuttunuz. Mendup kıldığı teravihi de eda ettiniz. Allah dinini hâkim kılmayı de üzerinize farz kılmıştır. Allah katında; sizinle Allah’ın bu farzı arasına engel koyan, İslam’ın hükümlerinin uygulanmasını ve farzların tacı olan Hilâfetin kurulmasını engelleyen o hain yöneticilere karşı sessiz kalmanızın hiçbir mazereti yoktur!

Ülkemizi yeniden tek bir imam tarafından yönetilen Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devletinin şemsiyesi altına sokmak için sizleri tekrar bu büyük farza davet ediyoruz. Hilafet; sizi birleştirecek, oruç ve bayram günlerinizi bir kılacak, Mescidi Aksa’yı Yahudilerin pisliğinden temizleyecek, zalimlerden intikam alacak ve kafirlerin kökünü kazıyacaktır. Zillet ve meskenet elbisesini üzerinizden çıkarıp atacak, size izzet ve şeref elbisesini giyecek; bayram ve zaferin tadını tattıracaktır.

Son olarak, başta Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta olmak üzere bilhassa dava taşıyıcılarının ve genel olarak da İslam Ümmeti’nin mübarek Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyoruz. Yüce Mevla’dan İslam Ümmetini emniyet, iman, selamet ve İslam’la bir sonraki kavuşturmasını niyaz ediyoruz. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır ve Allah’ın yardımı yakındır. Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.

Her yılınız Allah’a daha yakın olsun... Ve her yılınız hayırla dolsun ey İslam Ümmeti!

Devamını oku...

Ey Lübnan halkı! İktidarın Yahudi Varlığıyla Doğrudan Müzakereye Girmesinden Sakının!

  • Kategori Lübnan
  •   |  

28 Şubat 2026 tarihinde Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı başlattığı vahşi saldırı devam etmektedir. İran’ın uzun süre Amerika’nın yörüngesinde dönmesi ve bölgenin birçok yerinde ona hizmetler sunması kendisine hiçbir faydası dokunmamıştır. Karşılıklı askerî hamlelerin ve çatışma alanının genişlemesi ve özellikle Lübnan’a yönelik saldırıların artmasıyla birlikte, Lübnan’da yönetim çevrelerinden doğrudan Yahudi varlığıyla müzakereye girme ihtimalinden söz eden açıklamalar ve girişimler yükselmeye başlamıştır. Bu açıklamalarla eş zamanlı olarak başta Fransa olmak üzere uluslararası girişimler de söz konusu. Bu girişimlerde genel olarak bölgenin, özel olarak Lübnan’ın büyük siyasi, askeri ve güvenlik baskılarına maruz kaldığı bir dönemde, gaspçı varlıkla müzakereye başlanılmasından ve resmî olarak tanınmasından söz edilmektedir.

Kimi zaman doğrulandığı kimi zaman yalanlandığı bu çelişkili açıklamalar ve bununla paralel olarak Amerika ve Avrupa’nın sergilediği tutumlar, perde arkasında tehlikeli bir siyasi projenin pişirildiğini göstermektedir. Siyasette nabız yoklama balonları olarak bilinen bu yöntemle, halkın ve ülkenin geleceğini ilgilendiren kader tayin edici adımlar atılmadan önce kamuoyunun tepkisi ölçülmeye çalışılmaktadır!

Lübnan’ın geleceği ve dış ilişkileriyle ilgili böylesine hayati kararların bombardıman ve tehdit altında alınması, gerçekte uluslararası dayatmalara boyun eğmekten başka anlama gelmez. Savaş ve askerî baskı altında ve güç dengesi bu denli bozuk iken yürütülen müzakere, hakikatte iradenin güç zoruyla dayatılmasından başka bir şey değildir. Bu müzakere, bugün Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin “Güç Yoluyla Barış” olarak adlandırdığı politikanın ta kendisidir; diğer bir deyişle siyasi çözümlerin savaş ve yıkım etkisi altında dayatılmasıdır.

Yahudi varlığını tanımanın veya onunla müzakere masasına oturmanın, bölgedeki hiçbir ülkeye güvenlik getirmediği ayan beyan ortadadır. Körfez ülkeleri bunun en açık örneğidir; Ne Yahudilerle yaptıkları barış anlaşmaları ne de Amerika ve Avrupa ile imzaladıkları askeri anlaşmalar güvenliklerini korumaya yetmemiştir. Aksine bu anlaşmalar, daha fazla siyasi, ekonomik ve askerî tahakkümün kapısını aralamış; Ümmetin çıkarları ve egemenliği pahasına Batılı siyasetlere bağımlılığı dayatmanın bir aracı kılınmıştır.

Biz burada genel olarak Lübnan halkına, özelde ise Müslümanlara sesleniyoruz:

Bu tehlikeli gidişatı reddetmekle yükümlüsünüz. Bu varlığın saldırılarından ve cürümlerinden acı çeken ülke halkının net bir tutumu olmadan böylesi hayati projelerin yürürlüğe konulması caiz değildir. Bu tehlikeli uçuruma sürüklenmekten sakının. Savaşın, tehdidin, yerinden edilmenin ve çekilen acıların baskısı altında Yahudi varlığını tanıma projelerinin yürürlüğe konulmasına sakın izin vermeyin. Bugün yaşanan savaşlar her ne kadar uluslararası çıkarlar ve bölgesel çatışmalar çerçevesinde yürütülüyor olsa da, bölge halklarına barış adı altında siyasi teslimiyetin dayatılması veya halkların on yıllardır reddettiği şeyleri kabule zorlanması büyük bir günahtır ve asla kabul edilemez.

Bugün tanınması dayatılmak istenen Yahudi varlığı, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere ancak büyük güçlerin desteğiyle ayakta kalabilmektedir. Bu destek olmadan Yahudi varlığı kendi başına ayakta kalamaz. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ“Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Bugün bu varlığın sergilediği azgınlık ve zorbalık, kendi öz gücüne değil, büyük güçlerin ona verdiği desteğe dayanmaktadır. Ancak Allah Subhânehu ve Teâlâ bu azgınlık ve taşkınlığın sonunun onlar için hüsran ve yıkım olacağını bize haber vermiştir:

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً“İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7] Hatta Allah’ın, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı tattıracak kimseleri üzerlerine göndereceğine dair vaadi vardır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ“Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti.” [Araf 167]

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti sizleri, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın gösterdiği izzet ve kurtuluş yoluna sımsıkı sarılmaya davet etmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ * وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ“Ey iman edenler! Sizi, elem verici azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Böyle yaparsanız, Allah günahlarınızı size bağışlar, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” [Saf 10-13]

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, -Allah, vuku bulması mukadder olan emrini yerine getirinceye dek— Ümmetin izzeti ve gücünün, ancak birleştirici siyasi varlığının geri dönmesiyle mümkün olacağını vurgulamakta ve yinelemektedir. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti, ümmetin enerjisini birleştirecek, kutsallarını muhafaza edecek, topraklarını koruyacak, Ümmete izzetini geri verecek, düşmanlarını caydıracak ve saldırmadan önce bin kez düşünmelerini sağlayacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ“Ey iman edenler! Sabredin. Birbirinize sabır tavsiye edin. Hazırlıklı olun ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” [Ali İmran 200]

Devamını oku...

Ya Tarihi İttifakların Dağıtılması Ya Da Yeniden Formüle Edilmesi

Haber-Yorum

Ya Tarihi İttifakların Dağıtılması Ya Da Yeniden Formüle Edilmesi

 

Haber:

ABD Başkanı Trump, İran'a karşı savaşın devam etmesiyle birlikte NATO ve müttefiklerin çoğunun Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlama görevine katılmayı reddettiğini vurgulayarak, bunu büyük bir hata olarak nitelendirdi. (El Cezire Net)

Yorum:

Trump, ilk görev döneminden itibaren NATO içindeki Avrupalı müttefiklerine duyduğu hoşnutsuzluğu gizlememiş ve onları güvenlik ve savunma alanlarında Amerika’ya aşırı bağımlı olmakla suçlamıştı. İkinci görev döneminde ise, her ülkeden talep edilen mali katkı oranını gayri safi milli gelirin %2’sinden %5’e çıkarmıştır.

İran'a yönelik savaşa katılmayı reddetmeleriyle ilgili herhangi bir şikâyet, yalnızca taktiksel bir anlaşmazlık olarak değil, aksine tarihi ittifaklar yeniden tanımlanmış olsa bile, “Önce Amerika” ilkesine dayanan daha geniş bir vizyonun parçası olarak anlaşılmalıdır.

Trump'ın bakış açısına göre NATO, sadece bir güvenlik ittifakı değil, aksine dengesiz bir ilişkidir; zira o, Avrupa ülkelerinin özellikle Rusya karşısında tamamen ABD'nin şemsiyesine güvendiğini düşünmektedir.

Buna karşılık Avrupalılar, İran'a yönelik bir savaşın kendi çıkarlarına hizmet etmediğini, aksine ekonomik ve güvenlik istikrarlarını tehdit ettiğini düşünmektedirler.

Trump'ın bu şikayetinin amacı, Avrupa'dan tamamen vazgeçmek değil, aksine ilişkileri yeni şartlara göre yeniden formüle etmeye başlamaktır ki bu şartların başında ABD'nin yükümlülüklerinin azaltılması gelmektedir. Yani Avrupa'yı güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye sevk etmektir. Dolayısıyla ittifakı, ortaklıktan çıkar ilişkisine, hatta bir bağımlılık ilişkisine dayalı bir ilişkiye dönüştürmektir. Bu ise Avrupa için, özellikle ABD'nin artık güvenilir bir ortak olmadığını hissederse -ki bunu son günlerde hissetmeye başlamıştır- bir tehdit teşkil etmektedir.

NATO’nun bütünlüğündeki herhangi bir zayıflama, yani Avrupa içindeki bölünmelerin daha da derinleşmesi, enerji ve politikanın baskı araçları olarak kullanılması ve Rusya’nın ABD’nin rolünden kısmen vazgeçtiğini hissetmesiyle birlikte, Rusya tarafından stratejik bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle Trump'ın ortaya attığı şey, sadece NATO ile geçici bir anlaşmazlıktan ibaret değildir, aksine bizzat Batı düzenini yeniden şekillendirme projesidir.

Ancak sorun şu ki, ittifakların dağılması onları yeniden kurmaktan çok daha kolaydır; dolayısıyla bu eğilim devam ederse, sonuç Amerika’nın Avrupa’nın yükünden kurtulmasıyla değil, aksine daha da parçalanmış bir dünya, daha kırılgan bir Avrupa ve daha cüretkâr bir Rusya olabilir.

Bugün yaşanan son derece hızlı gelişmeler, açgözlü kapitalist uluslararası düzenin fiili çöküşünün başlangıcı olup artık İslam devinin ortaya çıkıp onu yeryüzünden silip süpürmesinin zamanı gelmiştir; zira onu ortadan kaldırabilecek tek ideoloji, İslam ideolojisidir.

İslam ideolojisinin uluslararası arenaya yeniden kazandırmak için çalışanlar, gerekli her şeyi hazırladılar ve İslami hayatı yeniden başlatmak ve İslam devini, dünyayı nuru ve adaleti ile aydınlatacak Raşidi Hilafet Devleti şeklinde geri getirmek için bu fırsatı değerlendirmek üzere çalışıyorlar; bu ise Allah’ın bize yönelik bir vaadidir; zira eğer biz halimizi değiştirir, dinimize sımsıkı sarılır ve dini de Allah’ın kullarını yönetmesi için hayata geçirirsek, Allah da bizim bağlılığımızdan dolayı bize yardımını vaat etmiştir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER