Perşembe, 12 Recep 1447 | 2026/01/01
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Seçici Adalet Mi?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Seçici Adalet Mi?!

Haber:

Adalet Bakanlığı Salı günü, Suriye devletinin hukukun üstünlüğüne ve anayasa tarafından güvence altına alınan kamu hak ve özgürlüklerine saygıya olan bağlılığını teyit eden bir açıklama yayınladı.Bakanlık, düşünce ve ifade özgürlüğünün, kamu yararını gözeten ve sivil barışı ve kamu düzenini sağlayan yasal çerçeveler kapsamında uygulanan temel bir hak olduğunu vurguladı. Ayrıca uygulanan yasaların bu hakların uygulanmasına ilişkin açık kurallar belirlediğini ve bunların yasal çerçeveyi aşmamasını sağladığını açıkladı.

Yorum:

Adalet Bakanlığı adına yayınlanan açıklamada yer alan bazı ifadeler üzerinde durmayacağım gibi Adalet Bakanı'nın meslektaşlarına tavsiyede bulunarak zulme karşı uyarıda bulunduğu izlenimini veren konuşmasına da girmeyeceğim; buradaki konuşmam, metinlerle ilgili değildir, aksine birbirinden tamamen zıt olan iki sahne arasındaki karşılaştırma hakkında olacaktır:

İlk sahne, birkaç gün önce serbest bırakılan bir grubu temsil eden sahnedir; Hasan Sofan'ın da ifade ettiği gibi, bu serbest bırakmanın başlığının “devletin izlediği uzlaşma politikası” çerçevesinde olduğu ve serbest bırakılanların ellerinin kana bulaşmadığı yönünde olmasıdır.Ancak kısa süre sonra dolaşan görüntüler ve sahneler bu iddiayla çelişmektedir; görüntüler meselesini bir kenara bırakırsak bile, sabit olan gerçeklikler, onların arasında halk ayaklanmasını doğrudan veya dolaylı olarak bastırmaya katılan aktif askeri birliklerde görev yapan subayların da olduğuna, buna rağmen anayasanın şemsiyesi altında dışarı çıktıklarına ve en iyi şekilde karşılandıklarına işaret etmektedir!

Öte yandan görünen o ki bizzat anayasa, gençlerin bir diğer kesimine, yani devletin onlara karşı ne düşündüğünden veya hissettiğinden ya da meydana gelen herhangi bir anlaşmazlık veya düşmanlıktan bağımsız olarak kendi tarihleri olan gençlere koruma garantisi vermemektedir. Bu kişiler, tamamen farklı bir zihniyetle yargılanmaktadırlar!

Bu gençlerin bazıları suçlu baba Esad ve oğula karşı açık bir tutum sergilerken, onlardan bazıları kaçak rejime karşı çıkmış ve bazıları da devrimin bir parçası olmuştur.Allah'tan, onların yapmış olduklarını kabul etmesini ve onları hasenatlarının mizanına koymasını temenni ediyoruz; zira onlar, omuzlarında bilinçlendirme savaşını taşımışlar, hem ümmetin izzet ve onuru, hem de Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmışlardır.

Bu kişiler tamamen bir karanlıkta yargılanıyorlar; zira yargıç maskeli, gardiyan maskeli, hatta savunma avukatı olarak atanan kişi bile, saldırgan bir avukat gibi davranıyor ve onlar zincirlerle bağlanmışlardır.Onlar hakkında, bir benzerini Sednaya Hapishanesi'nde ilk kez duyduğum ağır cezalar verilmiştir; bunu duygusal bir tepki olarak söylemiyorum, aksine gençlerden birinin, Yüksek Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından “On iki yıl hapis cezasına çarptırıldım” dediği andaki yaşadıklarımı tanımlamak için söylüyorum.

İki sahne arasındaki garip paradoks, bizi şu meşru sorulara yönlendiriyor:

Anayasa, seçici bir ilkeyle mi uygulanıyor?Bir grubun hak ve özgürlüklerine diğerinden daha fazla mı saygı gösteriliyor?İfade özgürlüğü kişilere özgü bir hak haline gelip onların dışındakiler için yasaklanmış mıdır?

Bu sorular, zulüm ve sonuçları konusunda tavsiye ve uyarıda bulunmak için kürsüye çıkan Adalet Bakanı'na yöneltilmiştir;eğer o, bakanlığına bağlı mahkemelerde ve bölgelerde neler olup bittiğini bilmiyorsa, felaket büyüktür; yok eğer biliyorsa, felaket daha da büyüktür!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdu ed-Della - Suriye

Devamını oku...

“Biz Müslümanları suçlularla bir mi tutacağız? Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?”

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ * مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

“Biz Müslümanları suçlularla bir mi tutacağız? Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?”

Haber:

Geçen hafta, Esad rejiminin düşmesinden önce Suriye'de tutuklanan Hizb-ut Tahrir gençlerinden oluşan ikinci bir grup, siyasi duruşları, cephelerin açılması talepleri ve normalleşme sürecini reddetmeleri nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Daha önceki seferde olduğu gibi duruşmalar adı açıklanmayan bir mahkemede, maskeli yargıçlar ve kapalı şartlar altında gerçekleştirildi.Cezalar 3 ila 10 yıl arasında değişmekte olup bu cezalar, önceki davalarda olduğu gibi eski rejimin subayları ve yardakçıları tarafından işlenen suç ve ihlallere karışanları da kapsayan af kararlarıyla aynı zamana denk gelmiştir.

Yorum:

Suriye'de zaman zaman yapılan yargılamalar, oldukça şaşırtıcıdır; zira suçlu Esad rejimini devirmek için cepheler açılmasını talep edenlerin akıbetlerinin, yeni hükümetin hapishanelerine atılıp 10 yıla varan hapis cezalarına çarptırılacağı olmasına kim inanırdı? Hem de kimin eliyle?!Bir zamanlar insanları aldatıp, Esad rejimi ve yardakçılarına karşı çalıştıklarını ve cihat ettiklerine inandırmış kişiler eliyle öyle mi?!Şam halkının kanıyla ellerini lekeleyen ve vahşi hayvanların bile yapmaktan çekineceği korkunçluklar işleyen o kanlı rejimin uşaklarının beraat edip aileleri ve akrabalarıyla normal bir hayat yaşayacaklarına kim inanırdı? Hem de kim eliyle?Rejime ve onun uşaklarına karşı savaştıklarını iddia edenlerin eliyle öyle mi?!

Bu garip olay karşısında bizler, anlaşılması zor bir ikilemle karşı karşıyayız; zira kendilerini Allah katında temize çıkarmadığımız Hizb-ut Tahrir gençleri, iyi karakterleri ve Allah'ın dinine olan bağlılıkları ile tanınmaktadırlar; ama onlar, İslam sancağını taşıyıp Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Hilafet Devleti'ni kurarak “لا إله إلا الله محمد رسول الله” bayrağını yüceltmek için çalıştıkları ve hikmet ve güzel öğütle Allah'a davet ettikleri halde, zalim yargılamalara maruz kalıp hapishanelerin derinliklerine atılarak onlarla eşlerinin ve çocuklarının arası ayrılırken, Şam'da fesat saçıp masum çocukları, kadınları ve yaşlıları hiç merhamet ve şefkat göstermeden öldüren suçlu şebbihalar serbest bırakılıp onlar hakkında af kararları çıkarılmaktadır!Gerçekten de bunlar, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hakkında bizlere haber verdiği aldatıcı yıllardır.

Bu zalim hükümleri veren yargıçlara gelince; onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadisini hatırlatalım ki belki de Allah’a tövbe edip O’ndan mağfiret dilerler; zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الْقُضَاةُ ثَلَاثَةٌ: قَاضِيَانِ فِي النَّارِ وَقَاضٍ فِي الْجَنَّةِ. قَاضٍ عَرَفَ الْحَقَّ فَقَضَى بِهِ فَهُوَ فِي الْجَنَّةِ، وَقَاضٍ عَرَفَ الْحَقَّ فَجَارَ مُتَعَمِّدًا فَهُوَ فِي النَّارِ، وَقَاضٍ قَضَى بِغَيْرِ عِلْمٍ فَهُوَ فِي النَّارِÜç tür yargıç vardır; ikisi cehennemde, biri cennettedir. Hakkı bilen ve ona göre hükmeden cennete gider; hakkı bilip bile bile zulmeden (haktan sapan) cehenneme gider; bilgisizce hükmeden de cehenneme gider.

Ey bu hükümleri veren yargıç, sen, hak olanı ve Hizb-ut Tahrir gençlerinin, suçlu olmadıkları, ajan olmadıkları, Amerika ile iletişim kurmadıkları, Yahudilerle görüşmedikleri ve senin hükümetinin yaptığı gibi Allah'ın düşmanlarını dost edinmedikleri, dahası Hizb-ut Tahrir’den olmayanların bile partinin gençlerine sempati gösterdikleri ve onlara verilen bu tür cezalardan dolayı şaşkınlıklarını dile getirdikleri gerçeğini biliyorsun. Evet tüm bunları bildiğin halde ey yargıç, yine de onları hapis cezasına çarptırdın. O halde kendisinden hiçbir şeyin gizli kalmadığı hüküm verenlerin en adili olan semanın Yargıcının karşısında nerede duracaksın acaba?Ey yargıç, Ahmed Şara'nın hükümetinin kıyamet gününde sana hiçbir fayda sağlamayacağını; dahası o gün senden beri olacaklarını unutma; aynı şekilde mazlumun duası ile Allah'ın arasında bir perdenin olmadığını, dahası Allah'ın onu bulutların üstüne yükselttiğini ve şöyle dediğini unutma: “İzzetim ve Celalim hakkı için, aradan zaman geçse bile sana yardım edeceğim.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Ebu Hişam

Devamını oku...

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Yahudi Varlığının Somaliland Bölgesini Tanıması!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Yahudi Varlığının Somaliland Bölgesini Tanıması!

Haber:

27/12/2025'te, İslam İşbirliği Teşkilatı'na üye 21 devletin dışişleri bakanları, Yahudi varlığının Somaliland bölgesini bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanımasını reddeden ortak bir bildiri yayınladı.Bu ülkelerin dışişleri bakanları, bu tanımayı uluslararası hukuk kurallarının ve devletlerin egemenliğini, birliğini ve toprak bütünlüğünü teyit eden Birleşmiş Milletler Şartı'nın açık bir ihlali olarak değerlendirdiler.

Yorum:

Bu ülkeler, davranışlarıyla bir çelişki halindedir; zira onlar, düşman olarak gördükleri varlığın, Somali'den ayrı bir bölge kurulmasına ve tanımasına karşı çıkmaktadırlar.

Yani onlar, sanki Yahudi varlığını uluslararası hukuk kurallarını ve Birleşmiş Milletler Şartı'nı ihlal etme hakkı olmayan meşru bir devlet olarak tanıyormuş gibi karşı çıkıyorlar!

Eğer bu ülkeler dürüst olsalardı, bu şekilde konuşmazlar ve Yahudi varlığının meşru bir varlık olmadığını, tanımasının hiçbir kıymetinin olmadığını ilan ederlerdi; çünkü Yahudiler, Müslümanlar için izzetli olan İslam topraklarını gasp etmişler, onu İslam topraklarından ayırmışlar ve orada gayrimeşru bir varlık kurmuşlardır.

Dolayısıyla onların görevi, Yahudi varlığını bir düşman olarak görmek, bir düşmana karşı alınması gereken uygun önlemleri almak ve Yahudilerin topraklarından gasp ettiklerini geri almak için çalışmaktır.

Şunu belirtmek gerekir ki, bu ortak bildiriyi yayınlayan ülkeler arasında Mısır, Ürdün, Sudan, Türkiye ve Filistin otoritesi gibi Yahudi varlığını tanıyan ülkeler veya varlıklar yer almaktadır.Eğer onlar itirazlarında samimi olsaydı, bu hainin tanımasını geri çekip, bu gaspçı varlıkla ilişkilerini keserlerdi.

Aynı şekilde İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 57 üye devletinden yaklaşık 32'si Yahudi varlığını tanımakta ve onunla diplomatik ve ticari ilişkileri sürdürmekte olup Yahudi varlığının bekasının nedenlerini sağlamaktadırlar.Ama bu örgüt, Yahudi varlığı ile ilişkilerini sürdürmelerinden dolayı üyelerini cezalandırmamaktadır.

Bu örgüt, ülkeler olarak adlandırılan parçalardan oluşan bir örgüt olup İslam'a aykırı olan bu parçaları ve bölünmeleri muhafaza etmektedir.Her bir parça, kardeşini tanıyıp ona saygı duymakta olup bunların hepsi de sömürgeci tarafından oluşturulmuş parçalardır.

Eğer Amerika ve Batı ülkeleri Somaliland'ın ayrılmasını tanımış olsalardı, bu ülkeler ve bu örgüt asla itiraz etmez ve bu bölgeyi ayrı bir devlet olarak tanırlardı.Tıpkı 2011'de Güney Sudan'ın ayrılmasında olduğu gibi; zira bu ülkeler Güney Sudan'ı bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıyıp kabul etmişler ve bu ülkelerin başında bizzat Sudan, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Mısır, Türkiye, Libya, Ürdün, Katar, Somali, Bahreyn, Yemen ve diğerleri yer almıştı. Yani onların pozisyonları Amerika ve Batı ile bağlantılı olup bağımsız değillerdir.

Aynı şekilde İslam İşbirliği Teşkilatı ve onun üye devletleri, Somaliland bölgesinin 1991'de ayrılışını ilan etmesinden bu yana Somaliland'ı Somali'ye ilhak etmek için çalışmamış ve Amerika'nın ne karar vereceğini beklemişlerdir. Görünüşe göre Amerika, Somali'nin bu bölgeyi ilhak etmek için çalışmasına izin vermemiştir; çünkü Somali Amerika'yı takip etmekte olup onun Amerika'ya bağlılığını reddedenlerle savaşmasına izin vermekte ve onları terörist olarak adlandırmaktadır.

Ayrıca Amerika, Türkiye'den Somali'nin koruyucusu olarak belirlediği Somaliland bölgesini ilhak etmesinde Somali'ye destek olmasını istememiş ve Azerbaycan'daki nüfuzunu güçlendirmek, Ermenistan'ı Rusya'dan almak ve onu kendi nüfuzuna dahil etmek için Türkiye'den, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesini ve Ermeniler tarafından işgal edilen diğer bölgeleri kurtarmasında ona destek olmasını istemiştir.

Öte yandan Yahudi varlığı, sözde uluslararası hukuku veya Birleşmiş Milletler şartını hiçe saymakta, Amerikan desteğiyle gece gündüz bunları ihlal etmektedir; zira kuşatma, öldürme, aç bırakma, yerinden etme ve yıkım gibi Gazze'de yaptığı gibi bunu Batı Şeria'da da yapmaya başlamıştır.

Öte yandan Yahudi varlığı, İslam beldelerinin bedenine, içeriden öldürmek için ekilmiş bir virüstür; zira o, Filistin'i gasp etmiş, halkının çoğunu yerinden etmiş ve onlara karşı en iğrenç suçları işlemiş olup bunların en sonuncusu ise Gazze'deki soykırımdır. Ayrıca Yahudi varlığı, İslam beldelerinin tamamı için bir tehdit haline gelmiş olup son zamanlarda Suriye'nin güneyini ve Lübnan'ın bazı bölgelerini işgal ederek bu iki ülkeye neredeyse her gün saldırılar düzenlemektedir.

Bu virüs, İngiltere'nin liderliğinde ve tüm Batı ülkelerinin desteğiyle Batı tarafından önceden planlanmış bir planla ekilmiş, daha sonra bu plan Batı'nın lideri olan Amerika tarafından benimsenmiş, onu besleyip geliştirmiş ve onu her türlü imkânla desteklemeye devam etmiş, böylece bu varlık, İslam ümmetini yok etmek, onun kurtulmasını, kalkınmasını ve ümmetin tekrar İslam risaletini dünyaya taşıyan ideolojik bir devlet haline dönüşmesini engellemek için ölümcül bir araç haline gelmiştir.

Bu ümmetin kıskanç evlatlarının vaciplerini yerine getirerek İslam beldelerini sömürgecinin boyunduruğundan kurtarmak ve onları, İslam ile hükmeden tek bir devlet, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti altında birleştirmek için çalışanlara destek vermeleri gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Devamını oku...

Faiz, Bireyleri Ve Milletleri Yok Eden Bir Beladır!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Faiz, Bireyleri Ve Milletleri Yok Eden Bir Beladır!

Birçok hükümet ve uluslararası kuruluşlar, finansal açıkları kapatmanın çözümü olarak genellikle borçlanmayı sunmaktadır. İslam faizi kesin olarak haram kılmasına rağmen, ancak tüm Müslüman ülkeler öncelikle faizi benimsemekte ve "gericilik ve geri kalmışlığın sebebi" olarak nitelendirilerek şerî hüküm görmezden gelinmektedir! Peki Müslümanların yoksulluğunun ve onların diğer milletlerin gerisinde kalmasının sebebi İslam’ın hükümleri midir?

Bankacılık sistemleri ve kurumları her zaman krediler, ülkeyi kurtaracak projeler ve borcun değerini tazmin edecek hızlı kazançlar hakkında hayali bir tablo sunmaya çalışmakta ancak gerçeklikte kamu borcunun ülkeler üzerindeki yıkıcı etkisi aşağıdaki şekilde ortaya çıkmaktadır:

Kaynakların tükenmesi ve önceliklerin bozulması:Borç servisi (taksitlerin ve faizlerin geri ödemesi) genel bütçe üzerinde en büyük bir yüke dönüşmektedir; zira devlet, çocuklarının eğitimlerine ve sağlıklarına yaptığı harcamadan daha çok dış çevrelere borçlarını geri ödemeye harcama yapmaktadır. Hatta lüks ve refahlarıyla bilinen Körfez ülkeleri gibi zengin ülkelerin borçları bile 938 milyar Suudi Riyalini, yani 250,1 milyar ABD Dolarını aşmıştır. Ayrıca Amerika'nın borçları da 37 trilyon ABD Dolarını aşmış olup yıllık bütçesinin üçüncü büyük kalemi olarak 970 milyar Dolar ödeme yapmaktadır. Peki hangi proje, yıllık 970 milyar Doları telafi edecek geri kazançlar elde etme gücüne sahiptir ki?

Egemenliğin zayıflaması ve politikaların dayatılması:Özellikle uluslararası finans kuruluşlarından alınan krediler, genellikle zati iradenin dışında dayatılan katı şartlarla bağlantılı olarak gelmektedir; kamu mülkiyetlerinin özelleştirilmesini veya temel mallara uygulanan sübvansiyonların kaldırılmasını içeren bu şartlar, tebaanın maslahatlarını gözeten ve onların paralarını heder olmaktan ve bağımlılıktan koruyan İslam'daki yöneticinin sorumluluğu ile çelişmektedir.

Ekonomik bağımlılık ve kırılganlık: Faizli borçlar, bir ülkeyi küresel ekonominin dalgalanmalarının rehinesi (esiri) haline getirmektedir; zira küresel olarak faiz oranları yükseldiğinde, devletin bu kararda hiçbir eli (söz hakkı) olmaksızın geri ödeme faturası aniden artmaktadır; bu da Kuran-ı Kerim'de Allahu Teala’nın şu kavlinde uyardığı bir belirsizlik ve finansal adaletsizlik durumu oluşturmaktadır: يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِAllah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir.” [Bakara 276] Buradaki tüketme, bereketin gitmesi ve yıkımın artmasıdır. Borç krizlerinde gördüğümüz şey buna bir örnektir.

Faiz meselesine basiret gözüyle bakan birisi, şerî hükme bağlı kalmanın hiçbir zaman yoksulluğun veya geri kalmışlığın sebebi olmadığını, aksine bireyleri ve toplumları borç ve sömürü bataklığına saplanmaktan koruyan güçlü bir engel olduğunu anlayacaktır; bu yüzden Allah'ın emirleri ve yasakları en iyi bir rehber olup bunların dar görüşlü beşeri yöntemlerle değiştirilmesi caiz değildir. وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماًAllah’ın, her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” [Talak 12] 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman Şakir - Mısır

Devamını oku...

Söylemlerin Aldatmacası ile Gerçeği Ortaya Çıkarmak Arasında!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Söylemlerin Aldatmacası ile Gerçeği Ortaya Çıkarmak Arasında!

Birini destekleyen herkes kötü niyetli olmadığı gibi bir lideri savunan herkes de onun hatalarına ortak değildir; zira birçok insan güzel görünüşe ve söylemin gücüne aldanıyor ve kasıtsız olarak da yanılgıya düşüyorlar. Ancak sorun hüsnü zanla başlamıyor, aksine karineleri takip etmesinin ardından iyi niyette ısrar etmek ve kişileri, tartışılmayan veya gözden geçirilmeyen kutsal konulara dönüştürmekle başlıyor.

Ahmed Şara'ya bakış açısı, duygusal açıdan veya bir "sembole" duyulan psikolojik ihtiyaçtan değil, aksine ideolojik, yol ve sonuçlar açısından olması gerekir. Zira adamlar, etkileyici söylemi veya geçici bir aşamayla değil, birikmiş tutumlarıyla tanınırlar. Nitekim yakın ve uzak tarih bize, en tehlikeli sapma türünün, usulden vazgeçmek, normal ve inkar edilemez bir mesele haline gelene kadar kendisine zaruret ve gerçeklik (vakıacılık) elbisesi giydiren tedrici-aşamalı sapma olduğunu öğretmiştir.

Gözlemcinin ilk dikkatini çeken şey, bazılarının iddia ettiği gibi fıkhi gereklilik açısından değil, çatışmanın kendisinin yeniden tanımlanması sonucu ortaya çıkan siyasi ve askeri söylemdeki belirgin değişimdir. Öncelikler değişip düşman ile dost, ümmetin akidevi ve siyasi çatışmasının sabiteleriyle değil de uluslararası gerçekliğin baskılarıyla uyumlu olarak yeniden çizildiğinde, o zaman bu değişimin, "maslahat/çıkar" için genel bir çağrıyla haklı gösterilmesi mümkün değildir; çünkü İslam terazisinde maslahat, hüküm inşa edemez, aksine maslahat hükmün ışığında anlaşılır.

Dahası mesele hakkındaki en tehlikeli şey, mazur görülebilecek tek bir hata değildir, aksine tek bir yöne doğru ilerleyen dönüşümler silsilesidir: Sertleşmesi gereken yerlerde söylemi yumuşatmak, birleştirilmesi gereken yerde söylemi sertleştirmek ve şerî hükümlerin ve ümmetin uzun vadeli maslahatlarının dayattığı şeylere değil de uluslararası aktif güçlerin dayattığı şeylere sürekli uyum sağlamak gibi. Bu yol, dengeli bir içtihat değildir; aksine ezici gerçekliğin mantığına aşamalı/tedrici olarak boyun eğmektir ki böylece gerçeklik/vakıa, ideolojisinin sınırını belirleyen şey olsun, aksi değil.

Burada "şartlar zor" veya "aşama bunu dayatıyor" şeklindeki bir argüman doğru değildir; çünkü bu gerekçe, tarih boyunca en büyük sapmaları haklı çıkarmak için kullanılan aynı gerekçedir. Eğer şartların değişmesi, usulün değişmesi için bir gerekçe olsaydı, ümmet için sabit bir usul kalmayacağı gibi sebat etmenin bir anlamı ve fedakarlığın da bir kıymeti kalmazdı.

Hâlâ bunu savunanlara gelince; onlardan çoğu gerçeklikleri savunmaktan ziyade zihinlerinde oluşturdukları bir imajı ve yıkılmasından korktukları bir umudu savunuyorlar. Tehlike işte burada yatıyor; zira savunma, gerçeği araştırmaktan hatayı kabul etme korkusuna dönüşüyor. Bu, anlaşılabilir insani bir durumdur; ancak bununla kanlar ve kaderler hakkında hüküm vermek caiz değildir. 

Adil olan mizan, insanlardan bir beyyine olmaksızın tekfir etmeyi veya ihanetle suçlamayı talep etmez; ancak aynı zamanda aklın askıya alınmasını reddetmenin yanı sıra “hassasiyet” veya “aşama” gerekçesiyle eleştirinin askıya alınmasını reddetmeyi talep eder. Dolayısıyla sorgulanmayan veya muhasebe edilmeyen bir liderlik, başlangıçtaki söylemi ne olursa olsun zulmün bir tohumudur.

Açıkça belirtilmesi gereken gerçek şudur: Bugün Ahmed Şara tarafından aldatılan kişi, şayet gerçekliklerin/vakıaların cahili ise suçlanmaz; ancak kendisine göstergeler ve karineler sunulduğu halde bunları görmezden gelmeyi tercih ediyorsa suçlanır; çünkü beyandan sonra ısrar etmek iyi niyet değildir, aksine basiretin askıya alınmasıdır.

Şerî ve ahlaki vacip, her kişiyi değişmeyen tek bir terazide tartmayı gerektirir: Peki ideoloji için ne sundu? Onda neyi değiştirdi? İnsanları nereye yönlendiriyor? Koordinasyon kurduğu kişiler kim? Ne pahasına bu tavizler veriliyor? Eğer cevaplar mutmainlik vermekten çok endişeye yol açıyorsa, o zaman sessizlik bir hikmet değil, aksine kasıtsız bir suç ortaklığıdır.

Sonuç olarak aldatılmaktan vazgeçmek bir yenilgi değil, aksine bir cesarettir. Hatayı kabul etmek bir yıkım değil, aksine bir kurtuluştur. İmajın kaybolması korkusuyla yanlış yolu haklı çıkarmaya devam etmek, bireysel bir aldanmayı kitlesel bir felakete dönüştürmenin en kısa yoludur. Hak adamlarla bilinmez, ancak adamlar Hakla/gerçekle bilinirler; dolayısıyla her kim gerçeğe muhalefet ederse, sözleri ne kadar yüce olursa olsun, tüm süslerini kaybeder.

Ümmetin, aşamanın doğasını ve tüm sorunlarının köklü çözümünün ne olduğunu anlaması ve bilmesi gerekir; bu da İslam ile yönetecek, ümmeti birleştirecek ve İslam’ı dünyaya yayacak Halifenin olduğu bir yöneticinin yokluğudur. O halde gelin bu azim olan farz için çalışalım.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem El-Râcihi – Yemen

Devamını oku...

Yeni Suriye Parası, “Susamış Kimsenin Issız Çöllerde Görüp Su Zannettiği Serap Gibidir!”

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Yeni Suriye Parası, “Susamış Kimsenin Issız Çöllerde Görüp Su Zannettiği Serap Gibidir!”

Haber:

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Pazartesi günü yaptığı resmi açıklamada, yeni Suriye para biriminin ayrıntılarını açıkladı ve bunu, parasal istikrarı güçlendirmeyi, Suriye ekonomisine olan güveni pekiştirmeyi ve sürdürülebilir ekonomik toparlanma sürecini desteklemeyi amaçlayan ulusal ekonomik strateji kapsamında önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Yeni para birimi tasarımının, Suriye’nin doğası ve coğrafyasıyla bağlantılı sembolizme dayanan ve kişilerin kutsallaştırılmasından uzak birleştirici ulusal bir kimliği yansıttığını belirterek, bu adımı, değişim sürecinde sorumlu bir finansal kültüre bağlı kalınması ve piyasaya zarar veren spekülatif uygulamaların önlenmesi şartıyla yeni bir güven ve ekonomik büyüme aşamasının başlangıcı olarak nitelendirdi. (El Cezire Net)

Yorum:

Yeni Suriye için yeni para biriminin çıkarılması, benzer dünyadaki boş bir döngüden başka bir şey değildir ve İslam'ın düşmanlarının eklemleri tarafından kontrol edilen küresel kapitalist sistemin başkanlık ettiği ekonomik bir sistemin benimsenmesidir. Dolayısıyla o, mülkiyetleri belirlemekte ve kendi politikasına göre faizli krediler almaktadır. Faize dayalı ekonomik sistemden herhangi bir iyilik uman, helak olmuştur; zira bunu, Allahu Teala aziz Kitabı’nda zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ * فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِEy iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın.Bunu yapmazsanız Allah ve resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin.” [Bakara 278-279]

Allah ile savaşmaya dayalı bir sistem, ekonominin korunmasını, gözetilmesi ve büyümesini garanti altına alabilecek mi?!Yeni Suriye hükümeti, çevresindeki ekonomik sistemlerin, Allah katından olmayan ekonomik sistemi kabul etmeleri nedeniyle nasıl yoksulluğun ve sıkıntılı yaşamın içinde boğulduklarını görmedi mi?!

İslam akidesinden kaynaklanan ekonomik sisteme dayanmayan para birimlerinin çıkarılması, Müslümanların, kalkınmak ve gasp edilmiş otoritelerini geri kazanarak egemenliklerini gerçekleştirmek için harekete geçmesini engelleyen ağlar kurarak kafir Batı'ya olan bağımlılığı pekiştirmektedir; bu nedenle Suriye'deki Müslümanların, “Bu Allah içindir, bu Allah içindir” uğruna sokaklara çıktıklarını unutmamaları ve İslami ekonomik sistemi insanların mali işlemlerinin temeli haline getiren ve bunları yaratıcısına bağlayan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetten başkasına razı olmamaları gerekir; böylece aralarında adalet gerçekleşecek ve iyilik tüm topraklarına yayılacaktır.

Her türlü krizden kurtulmanın tek yolu İslami ekonomik sistemdir; bu nedenle yeni yönetimin, aslın bir dalı olan bu ekonomik sistemi benimseyip uygulaması gerekir; burada asıl olan, geçici çözümler sunmak yerine krizlerin ortaya çıkmasını kökünden engelleyeme dayanan Hilafet Nizamıdır; bu nizam, mülkiyeti, devlet ve bireylerle sınırlamak yerine kamu mülkiyeti de dahil olmak üzere üç mülkiyete ayırmıştır; para biriminin güçlü ve sağlam bir temele bağlanması onu, Dolar ve yabancı para birimlerine bağlamak yerine altın ve gümüş gibi sabit bir temelle desteklenir bir hale getirecektir.de enflasyonun ne aç bırakan ne de doyuran önlemlere yetinen, dolayısıyla ekini ve nesli yok eden insan yapımı sistemlerin yaptığı gibi değil de enflasyonun temel nedenini ortadan kaldıracaktır.

İşte sizleri buna ve bundan başkasına razı olmamaya davet ediyoruz ey Şam’daki Müslümanlar. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?!” [Bakara 61]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Abdurrahman

Devamını oku...

Ebu Ubeyde'nin Maskesi, Korkak Yöneticilerin Ayıplarını İfşa Etmiştir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ebu Ubeyde'nin Maskesi, Korkak Yöneticilerin Ayıplarını İfşa Etmiştir

Haber:

Kassam Tugayları'nın yeni askeri sözcüsü Ebu Ubeyde'nin lisanı üzerinden, gaspçı varlığın katilleri tarafından haince bir suikastta eşi, iki kızı ve oğluyla birlikte şehit edilen eski askeri sözcü Ebu Ubeyde Huzeyfe El-Kahlut'un şehit olduğu bildirildi.

Yorum:

Bizler, Ebu Ubeyde'nin Allah katında şehit olduğunu umuyor ve ailesine, Gazze'deki halkımıza ve tüm İslam ümmetine en derin taziyelerimizi sunuyoruz. Sadece sesini duyduğumuz o adam, gaspçı Yahudileri tedirgin etmiş, onların mutant varlıklarını sarsmış, ümmette cihat ateşini alevlendirmiş ve samimiyetin bir örneği olmuştur; bizler onun arzuladığı şehitliğe nail olduğunu umuyor ve onun ayrılışından dolayı üzülüyoruz ama o, Allah katında diridir ve rızıklandırılmaktadır. وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٞ وَلَٰكِن لَّا تَشْعُرُونAllah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” [Bakara 154] Ancak bizler, İslam ümmetinin onun konuşmalarında yer alan mesajı anlamadığı, şehit ile cihada katılan kardeşlerinin yolunu açtığı doğru ve ciddi hareketi gerçekleştiremediği ve oklarını, henüz daha gaspçı düşmana ve yakın ya da uzak Allah'ın düşmanlarından onu dost edinenlere yöneltmediğinden dolayı üzgünüz!

Evet, ümmet, konumunu yükseltmek ve düşmanlarından kurtulmak için çalışan muhlis kişilerle el ele vermiştir ama bu, gösteri, boykot, şehitlere üzülmek veya Gazze'de barınak, yiyecek ve ilaç bulamayan Gazze halkından geriye kalanların durumuna hayıflanarak olmamalıdır.

Son iki yıl boyunca, bu vahşi savaşın ortasında birçok hususa tanık olduk; şimdi belki ümmet kendisinden talep edilen görevi anlar diye bunların bazılarını zikredeceğiz:

- Ümmetin Allah yolunda cihada ve mücahitlere olan sevgisi ve onları yüceltip fedakarlıklarını takdir etmesi.

- Ümmetin düşmanların ve onun avenelerinin prangalarından kurtulma özlemi.

- Arap’ı ve Arap olmayanıyla ümmet arasındaki duygu birliği, olayları takip etmeleri ve mücahitlerin haberlerini takip etmeye yönelik istekleri.

- Olayların, yöneticilerin ve onların istihbarat, güvenlik ve jandarma cihazlarından oluşan avenelerinin komplolarını ve onların hepsinin gaspçı düşman lehine yaptığı gizli işbirliklerini ifşa etmesi.

- Liderlerin, politikacıların, milletvekillerinin ve ileri gelenlerin cafcaflı söylemlerinin, kanları ve canlarıyla düşmanla doğrudan karşı karşıya gelen grubu aldatamaması.

- Uluslararası kuruluşların, uluslararası forumların, insani kuruluşların, hatta Uluslararası Adalet Divanı'nın sahteliğinin ümmet için açığa çıkması.

- Batı'nın özgürlük, halkların mücadelesi, insan hakları ve benzeri cafcaflı sloganlarının, dahası anayasalarının zayıflığının ve insan yapımı kanunlarının mugalatalarının açığa çıkması.

- Komplolar kuran, entrikalar çeviren ve ihanet eden gerçek düşmanın kim olduğunun ümmet arasında açık bir hale gelmesi.

- Batı'nın bir bütün olarak güvenilemez olduğunun ve Doğu'nun bir bütün olarak bizim hakkımızda hiçbir ahit ve anlaşma gözetmediğinin ümmet için açığa çıkması.

- Allah'a ve O'nun şeriatına dönmekten ve Allah'ın vaadinin gerçekleşmesi ve açık bir zafer hazırlaması için ümmetin tek bir sancak altında birleşmesinde başka kurtuluşun olmadığının ümmet için açığa çıkması.

Bu nedenle bize zafer yolunu göstermek için yüzündeki maskesi çıkarılan maskeli adamın intikamını almak için sizleri çalışmaya davet ediyoruz; bu ise ancak Allah’ın kelimesini yüceltmek, O’nun dinini yaymak, mazlumlardan zulmü uzaklaştırmak, zincire vurulmuşların zincirlerini kırmak ve ülkeyi ve insanları kurtarmak için Allah yolunda cihad etmekle gerçekleşebilir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَEy iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasulü’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” [Saf 10-11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
M. Yusuf Seleme

Devamını oku...

Sahte Tanımalar, Meşruiyetin Çöküşü ve Allah’ın İndirdikleriyle Hükmetmenin Şerî Yolu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Sahte Tanımalar, Meşruiyetin Çöküşü ve Allah’ın İndirdikleriyle Hükmetmenin Şerî Yolu

Haber:

Diplomasinin ötesine geçen önemli bir adım olarak Yahudi Başbakan Netanyahu'nun Somaliland'ı bağımsız egemen bir devlet olarak tanıması, özellikle kendi varlığı ile Husi grubu arasındaki tırmanan çatışma ve Kızıldeniz'deki artan gerilim gölgesinde zamanlaması ve sonuçları hakkında geniş çaplı soruları gündeme getirmiştir.

Bu düzeyde türünün ilki olan bu tanıma, Şarkul Avsat'a konuşan analistler tarafından, Husilere yönelik doğrudan bir baskı mesajı ve boyunlarına takılan diplomatik bir ilmek olarak görülmüş ve dünyadaki en hassas deniz koridorlarından birinin yakınındaki nüfuz haritalarını yeniden çizme girişimi olarak değerlendirilmiş ve bunun sonuçları hakkında, yeni güvenlik ve askeri düzenlemeler konusunda uyarıda bulunanlar  ile “bu adımın açık bir çatışmaya dönüşme olasılığını küçümseyenler” arasında çelişkili değerlendirmeler yapılmıştır.

Mısır, Somali, Türkiye ve Cibuti gibi bölgesel ülkeler, bu tanıma adımına şiddetle karşı çıktılar ve bunu Somali'nin birliğine yönelik bir tehdit olarak gördüler. (Sky News Arabia)

Yorum:

Her yerdeki Müslümanların, hakka olan bilinç ve karalılıklarına sımsıkı sarılmaları ve ümmetin çıkarlarını değil de uluslararası çıkarları arzulayan ajan rejimlerin tanıma belgelerine aldanmamaları gerekir. Müminlerin, hak ehlini zayıflık veya önyargı ile suçlamaları caiz değildir; zira müminler, Allah'ın şeriatıyla hükmetme ve ümmetin Allah'ın şeriatını doğru bir şekilde anlaması çağrısında bulunurlarken, Batı'nın rızasını arayan yöneticiler, normalleşme, bağımlılık ve sömürgecinin çıkarlarına boyun eğmekten hiç çekinmiyorlar, dahası hak ehline ve hakka davet edenlerle savaşıyorlar. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَOnlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” [Maide 50]

Bunu açıklığa kavuşturmak için diyoruz ki:

Birincisi: Uluslararası tanımalar meşru değildir

Uluslararası tanımalar diye adlandırılan şey, İslam mizanında şerî bir ölçü değildir; aksine çıkarlara göre verilen ve bu çıkarlar değiştiğinde geri alınan sömürgeci siyasi bir araçtır.

İslam'da meşruiyet, büyük güçlerin rızasından veya İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra galip gelenlerin kurduğu kurumlardan değil, Allah'ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetiyle hükmedilmesine biat etmekten alınır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَKesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” [Maide 50]Alimler, otoritenin bu temelin dışında kurulması veya şeriatın devre dışı bırakılması durumunda, tüm dünya tarafından tanınsa bile otoritenin meşruiyetinin düşeceğine karar vermişlerdir.

İkincisi: Normalleşme ve ümmetin bölünmesi aynı projenin iki yüzüdür

İşgalci varlıkları tanımak, ayrılıkçı varlıkları desteklemek veya bölgeyi barış ve normalleşme yollarına sokmak, evet bunların hepsi, ümmetin birliğini parçalamayı, siyasi ve ekonomik bağımlılığı sürdürmeyi ve birleşik bir İslami varlığın kurulmasını engellemeyi amaçlayan tek bir projenin halkalarıdır.

Bu da işlevsel rejimlerin neden tanıma ve destekle ödüllendirildiğini, İslam'a dayalı bağımsız bir yönetim kurma fikriyle neden savaşıldığını açıklamaktadır.

Üçüncüsü: Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek, bir tercih değil, farzdır.

Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek, bir slogan, vaaz veya bir seçim programı değil, kesin bir farzdır.Nitekim Allah, duruma ve gerçekliği göre Kendi hükmünü devre dışı bırakan küfrün, zulmün ve fıskın vasıflarının arasını birleştirmiştir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir." [Maide 44] وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir." [Maide 45] وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْفَاسِقُونَ "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir." [Maide 47]

Şeriatla hükmetmenin ümmet düzeyinde gerçekleşmesi, ancak şeriatı kısmen veya ertelenmiş bir şekilde değil, bir bütün olarak uygulayacak bir otoriteyle olabilir.

Dördüncüsü: Yönetimi ikame etmenin yolu Nebevi metottur

İslam, değişimin yolunu belirsiz bırakmamıştır; zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, devleti kurmak için açık bir yol benimsemiştir ki o da şudur:

- İslam’ın tamamına yönelik fikri ve siyasi bir bilinç taşımak.

- Yönetim konusunda ödün vermeden, cahiliye rejimleriyle fikri çatışma ve siyasi mücadele yapmak.

- Güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmek.

- İslam'ı tedrici veya yamalı çözümlerle değil, tek seferde uygulayan tek bir devlet kurmak.

Beşincisi: Gerçek şerî çözüm

Yüzlerin değişmesi, bağımlılık şartlarının iyileştirilmesi veya tanımalar için yalvarmak çözüm değildir; aksine çözüm, ümmetin, Allah'ın indirdikleriyle yöneten, ümmeti birleştiren ve Batı'ya bağımlılığı sona erdiren İslam Devleti kurmak için nebevi yol üzerinde yürüyen Kitap ve sünnete dayalı bilinçli samimi bir kitlenin taşıdığı açık şerî siyasi bir projenin etrafında birleşmesidir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَمَن يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انفِصَامَ لَهَاO halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.” [Bakara 256]

Bugün dünyanın acısını çektiği sosyal, siyasi, ekonomik ve akidevi sorunlar, cüziyat veya yamalarla çözülemez; aksine Allah'ın şeriatıyla yönetecek, Allah'ın emirlerini uygulayacak ve ümmetin izzetini ve insanlığa hak ve adaletle liderlik etme rolünü geri kazandıracak Müslümanları birleştiren bir varlığın kurulmasıyla çözülebilir; böylece Allah Subhanehu'nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu müjdesi gerçekleşecektir: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Baha El- Hüseynî – Irak

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER