Pazartesi, 07 Şaban 1447 | 2026/01/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Dava Taşıyıcısı Habibullah Tursunov’un Vefatı

İslam ümmetinin cesur evlatlarından biri olan, ömrünü davaya adamış Habibullah Tursunov kardeşimizin, hicret ettiği Almanya’da 22 Ocak Perşembe günü Rahmet-i Rahman’a kavuştuğunu derin bir teessürle ümmete duyuruyoruz. Habibullah, 1963 yılında Özbekistan’ın Andican vilayetine bağlı Bulakbaşı köyünde dünyaya gelmiştir. Allah ona rahmet etsin; hayatının büyük bir bölümünü, İslamî hayatı yeniden başlatma ve Hilafet Devleti’ni kurma çalışmasına adamıştır. Bu uğurda ömrünün üçte birini (21 yılını) tâğût Kerimov rejiminin zindanlarında geçirmiştir.

Kardeşimiz, son bir buçuk yıldır pençesinde olduğu kanser hastalığının ağır yüküne rağmen, son nefesine kadar İslam Ümmetinin sorunlarıyla dertlenmeye devam etmiştir. Ümmeti şu an içinde bulunduğu zillet ve geri kalmışlıktan kurtarmak için bıkmak nedir bilmeden çalışmıştır. Özellikle son video kayıtlarında, şiddetli ağrılarına ve yüksek ateşine rağmen derin bir sorumluluk bilinciyle hareket etmiş, kendi hastalığına aldırış etmeyerek ümmetin meselelerini her şeyin üstünde tutmuştur. Habibullah, her insanın kalbine dokunabilme gibi eşsiz bir yeteneğe sahipti.

Bu kabiliyetini insanları Allah’ın dinine davet etmek için ustalıkla kullanmış, birçok kişinin hidayet yolunda adım atmasına vesile olmuştur. Kardeşimizin diğer faziletlerinden biri de, Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan hakkı açıkça söylemesiydi. Kardeşleri de dahil olmak üzere etrafındaki dava arkadaşlarına her daim nasihatlerde bulunur, onları din uğrunda çalışmaya teşvik ederdi. Dertlilerin yükünü hafifletir, anlamlı ve güzel sohbetleriyle pek çok kişinin sevgisini ve saygısını kazanırdı. Kardeşimiz, ismiyle müsemma bir hayat sürdü; “Habibullah” (Allah’ın sevgilisi) adına layık yaşadı.

Kardeşimizi yakından tanıyanlar, davayı taşıdığı yıllar boyunca karşılaştığı sayısız zorluk ve mihnete rağmen, onun bu yolu terk etmeyi bir an olsun bile aklından geçirmeyen sabırlı gençlerden biri olduğunu çok iyi bilirler. Kerimov rejiminin nemli zindanlarında maruz kaldığı fiziki ve psikolojik işkenceler bile onun azmini kıramamıştır. Zindandan çıktıktan sonra da davetin yükünü omuzlamaya devam etmiştir. Kısacası kardeşimiz, asrımızın gençleri için örnek alınacak bir şahsiyettir. Rabbimizden, onun Allah’a verdiği söze sadık kalanlardan olmasını niyaz ediyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” [Ahzab 23]

Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bizlere Habibullah gibi nice dava adamları bahşetmesini niyaz ediyoruz. Rahmeti her şeyi kuşatan Rabbimizden, Habibullah kardeşimizi şehitler mertebesine yükseltmesini ve onu Firdevs cennetiyle mükafatlandırmasını diliyoruz. Başta muhterem eşi, çocukları ve akrabaları olmak üzere tüm sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Bizler ancak Rabbimizi razı edecek sözü söyleriz:

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” [Bakara 156]

Devamını oku...

Şahbaz Şerif’in Tağuti “Barış Kurulu”na Davet Edilmesi

Şahbaz Şerif’in Tağuti “Barış Kurulu”na Davet Edilmesi

Yöneticiler Zilletin Tüm Sınırlarını Aşmaya mı Karar Verdiler?! Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçinde, Siyasiler, Medya Mensupları, Alimler veya Nüfuz Sahibi Kimseler Arasında Bu Utanç Verici Eylemi Durduracak Tek Bir Samimi Adam Yok mu?!

18 Ocak 2026 tarihinde Pakistan Dışişleri Bakanlığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Şahbaz Şerif’i Gazze için önerilen sözde “Barış Kurulu”na davet ettiğini duyurdu. Benzer bir davetin Hindistan Başbakanı Modi’ye de yapıldığı bildirildi.

Bu sözde kurul, Trump’ın yirmi maddelik planının bir parçasıdır ve Mübarek Gazze topraklarını Yahudilerin ve Amerika’nın kalıcı işgali ve hâkimiyeti altına sokmayı hedeflemektedir. Bu sözde “Barış Kurulu”nda, asrın firavunu Trump veto hakkına sahip olacak; Yürütme Kurulu ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio, damadı Jared Kushner, Özel Temsilci Steve Witkoff ve elleri Irak ve Afganistan halkının kanına bulanmış kasap Tony Blair gibi özenle seçilmiş Haçlı ve İslam düşmanı şahsiyetlerden oluşacaktır.

Yahudi varlığı; Amerika, Avrupa ve İslam düşmanı Müslümanların yöneticilerinin desteğine rağmen savaş meydanlarında gerçekleştiremediği hedefleri, şimdi firavun Trump’ın diplomatik baskısı ve Müslüman yöneticilerin ihanetiyle gerçekleştirmeye çalışılıyor. Amerika’yı razı etme çabası dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmez. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır “ [Bakara 120]

İşte Pakistan’ın Trump’ı hoşnut etmeye dayalı zillet dolu dış politikasının sonucu budur. Pakistan Başbakanı fiilen Amerikan Başkan Yardımcısının bir memuruna dönüşmüştür. Pakistanlı mücahit askerlerin, direnişi silahsızlandırmak ve Gazze’de Amerikan yönetimini tesis etmek üzere, Amerikalı General Jasper Jeffers komutasında paralı asker gücü olarak gönderilmesi planlanmaktadır.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Ey Pakistan âlimleri! Ey Pakistan medya ve siyaset dünyasının önde gelenleri! “Barış Kurulu”na katılmak; Mübarek Toprak Filistin’de Siyonist ve haçlı işgalini kalıcı hale getirmek ve Müslümanların kanıyla pazarlık yapmak demektir. Trump’ın bu barış kurulu, savaş ve işgal kurulundan başka bir şey değildir. Trump’ın damadı ve bu kurulun üyesi Jared Kushner, 15 Şubat 2024’te Harvard Üniversitesi’nde verdiği bir röportajda, “terörü ödüllendirmesi” nedeniyle Filistin devleti fikrinin “çok kötü bir fikir” olduğunu söylemiştir. İslam’a karşı savaşın önde gelen mimarlarından Tony Blair ise 29 Eylül 2025’te yaptığı açıklamada, “Başkan Trump’ın, İsrail’in tam ve kalıcı güvenliğini garanti eden cesur ve akıllıca bir plan sunduğunu.” ifade etmiştir. Uluslararası istikrar gücünün askerî komutanı General Jasper Jeffers ise uzun ve kanlı askerî kariyeri boyunca Irak Özgürlüğü Operasyonu, Kalıcı Özgürlük ve Afganistan’daki Kararlı Destek operasyonlarında yer almıştır. Pakistan veya Endonezya’dan gönderilecek her Müslüman asker onun komutası altında görev yapacaktır. İşte yöneticilerimizin Pakistan için diplomatik bir zafer diye pazarladığı sömürgeci projenin gerçek yüzü budur! Keşke pazarlarda “haya” (utanma duygusu) diye bir mal satılsa da alınıp bu yöneticilere verilseydi!

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Ey Pakistan âlimleri! Ey Pakistan medya ve siyaset dünyasının önde gelenleri! Pakistanlı yöneticiler ve askerî komutanlar, iki yılı aşkın süredir Mübarek Toprak Filistin’e ihanet etmişlerdir. Çünkü Mescid-i Aksa’yı Yahudilerden kurtarmak için asker göndermeyi reddetmişlerdir. Bugün ise Yahudi varlığının tek başına başaramadığı şeyi ona altın tepside sunmak için Trump’ın generalinin komutasına girmeyi planlıyorlar. Öyleyse İsra ve Miraç toprağına yönelik bu yeni ihanet faslına karşı sesinizi yükseltin! Bu hain yöneticilere engel olun ve onları görevlerinden uzaklaştırın! Zira bu fasıl, Allah’a, Rasûlüne ve müminlere ihanettir; ilk kıblenin ve Mübarek Toprak Filistin’in satılması demektir.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Müslüman orduların Filistin’i kurtarma şeri görevi 1948’den beri devam etmektedir ve bugüne kadar da bu görev düşmemiştir. Sonuncusu Gazze ihaneti olmak üzere ardışık ihanetlerle dolu neredeyse seksen yıl geçmiştir. Bir Haçlı-Amerikalı generalin emri altında sakın Mübarek Toprak Filistin’e ayak basmayın; Bilakis oraya, arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan Râşit bir Halifenin sancağı altında girin. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Cuma ve Cumartesi Günleri Sudan’ın Çeşitli Kentlerinde Bir Dizi Eylem Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, ümmete yaşadığı o acı hadiseyi hatırlatmak amacıyla ve Hilafet’in 28 Recep 1342’de (Mart 1924) yıkılışının 105. yılı münasebetiyle, 27-28 Recep 1447 (16-17 Ocak 2026) tarihlerinde Sudan’ın çeşitli şehirlerinde bir dizi duruş eylemi gerçekleştirdi:

  • • Port Sudan (idari başkent): Nil Camii önünde, Sillalab bölgesindeki el-Menqaba Pazarı’nda 27 Recep 1447 günü Cuma namazı sonrası gerçekleşen eylemde Üstat Hüseyin el-Hadi bir konuşma yaptı.
  • • El Ubeyd (Kuzey Kurdufan): 27 Receb Cuma namazı sonrası Büyük Cami (el-Mescidu’l-Kebir) önünde düzenlenen eylemde Üstad el-Nazir Muhammed Hüseyin bir konuşma yaptı.
  • • Rabak (Beyaz Nil) şehri: Ebu Bekir es-Sıddık Camii meydanında.
  • • Hartum Bahri: 27 Receb Cuma namazı sonrası Daruşab bölgesindeki İbadu’r-Rahman Camii önünde.
  • • Omdurman: 28 Receb 1447 Cumartesi günü el-İhlas Köyü Çarşısında gerçekleşen eylemde Üstad Müzemmil es-Sıddık Ebu Azzam bir konuşma yaptı.

Bu duruş eylemlerinin tümünde gençler; bu acı yıldönümünü ifade eden, Müslümanların azmini bileyen ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i yeniden kurmaya çağıran dövizler taşıdılar.

Katılımcıların etkileşimi tek kelimeyle muazzamdı; halkın Hilafet gölgesindeki o eski izzetli günlerine duyduğu özlem ve iştiyak meydanlara yansıdı.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu Çevrimiçi Bir Diyalog Semineri Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu, Hilafet Devleti’nin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle “Köklü Çözüm ve Ümmetin Ölüm Kalım Meselesi” başlıklı çevrimiçi bir seminer düzenledi.

Seminerde şu ana başlıklar ele alındı:

- Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın (Allah onu korusun) Hilafetin yıkılışı münasebetiyle yaptığı konuşma üzerine değerlendirmeler.

- Kapitalizmin iflası ve ümmeti saptırma ve davasından uzaklaştırma çabası.

- Hilafet: Hükmü, farziyetinin delilleri ve nasıl yeniden kurulacağı meselesi.

Seminere çok sayıda izleyici katıldı. Katılımcılar, Ümmetin hayati meseleleri için köklü bir çözüm olarak Hilafet Devletini kurmanın gerekliliği, kurulması için çalışmanın şeri hükmü (farziyeti) ve buna dair şeri delillerin yanı sıra Rasûlullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın kurduğu gibi onu kurma metodu ile ilgili sorular sorarak etkileşimde bulundular. Bu etkileşimler, ümmetin İslam Devleti’nin geri dönüşüne duyduğu özlemi, derin ilgiyi ve bu hayati meseleye verdiği önemi bir kez daha gözler önüne serdi.

Konuşmacılar gerek seminer başlıkları çerçevesinde gerekse yöneltilen soru ve istişarelere cevap verirken ayrıntılı ve kapsamlı açıklamalarda bulundular. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in geri dönüşünün kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu ve bu hedef doğrultusunda ciddi bir çalışmanın yürütülmesi gerektiğini vurguladılar.

Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan; O’nun yeryüzünde iktidar (temkin) vaadinin ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in belirtileri ufukta görünen müjdesinin bir an önce gerçekleşmesini niyaz ediyoruz. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” [Ahmed]

Devamını oku...

Amerika ile Askeri İşbirliği, Bağımlılığı Pekiştirmek ve Silahlı Kuvvetlerimizi Aşağılamaktır

Milli Savunma Bakanlığı, 14 Ocak 2026 Çarşamba günü öğle saatlerinde Tunus’ta gerçekleştirilen Tunus-Amerika görüşmelerine ilişkin bir açıklama yayımladı. Görüşmeye, Milli Savunma Bakanı Halid es-Suheyli ile ABD Savunma Bakanlığı Afrika İşlerinden Sorumlu Yardımcı Bakan Yardımcısı Brian J. Ellis, Amerika’nın Tunus Büyükelçisi Bill Buzzi ve her iki taraftan bir dizi yetkili katıldı.

Açıklamaya göre görüşmelerin ana eksenini; askeri işbirliğini geliştirme ve çeşitlendirme yollarının yanı sıra 2020-2030 Askeri İşbirliği Yol Haritasının uygulanmasına devam edilmesinin önemi oluşturmuştur. Afrika işlerinden sorumlu Ellis, görüşme sırasında ülkesinin ikili iş birliğini daha da geliştirmeye ve çeşitlendirmeye hazır olduğunu, ortak yol haritasının mevcut aşamanın gerekliliklerine uygun şekilde güncellenebileceğini ifade etti. Bu desteğin, Tunus’un bölgesel bir eğitim ve öğretim merkezi, güvenlik kaynağı ve bölgede temel bir istikrar unsuru olarak konumunu güçlendirmeyi hedeflediğini belirterek, Tunus’u Amerika ile güvene ve karşılıklı saygıya dayalı seçkin ilişkilere sahip Afrika ülkelerinin ön saflarında yer alan stratejik bir ortak olarak niteledi.

Bu açıklama karşısında Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti olarak biz şunları vurguluyoruz:

Birincisi: Uluslararası ilişkilerde taahhütler iyi niyetler üzerine değil, güç ve caydırıcılık üzerine kurulur. Amerikan sözlüğünde “stratejik ortak” ifadesi, eşit bir dost veya müttefik anlamına gelmez; aksine, Amerikan çıkarları manzumesinde kendisine verilen belirli bir görevi yerine getiren bir hizmetkâr anlamına gelir.

İkincisi: Amerikan eğitimine, silahlanmasına ve tecrübe paylaşımına bel bağlamak, eşit bir müttefik anlamına gelmez; aksine ülkeyi Amerika’nın Afrika’daki güvenlik hedefleri ağına dahil etmek ve bu kirli planlara ortak etmek anlamına gelir.

Üçüncüsü: “Eski dost” veya “müttefik” gibi süslü sözler, Tunus’a egemenlik veya itiraz hakkı tanımaz. Bilakis Amerikan emperyal mantığına göre bunun pratikteki karşılığı; mali yaptırımlar, gümrük vergilerinde artış ve ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün 21 Ocak 2026 tarihli açıklamasında da belirtildiği üzere, kamu hizmetlerine yük teşkil ettikleri gerekçesiyle Tunusluların ABD göçmen vizesinden men edilenler arasına dahil edilmesidir.

Ey ez-Zeytune Müslümanları! Aklı başında kim Amerika ile ittifakın çıkarlarımızı koruyabileceğini düşünebilir?! ABD, dünyanın şerrinden emin olmadığı sömürgeci bir devlettir. İslam, kâfirlerden kolektif olarak yardım istemeyi haram kılmıştır. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın” Çünkü ittifakların doğası, iki tarafın ordularının ortak bir düşmana karşı birlikte savaşmasını veya askerî bilgi ve savaş araçlarının karşılıklı paylaşılmasını gerektirir. Oysa Amerika, İslam beldelerinin dört bir yanında düşmanca eylemlere karışmıştır; Gazze’de yaşananlar hâlâ gözler önündedir.

Ey Tunus halkı! Siyasi otoritenin, sömürgeci Amerika ile yapılan bu anlaşmaları kasıtlı olarak sadece “Tunus ordusunun operasyonel hazırlığını ve askeri yeteneklerini güçlendirmek” ile sınırlıymış gibi gösteren safsatalarına karşı sizi uyarıyoruz. Zira Amerika açıkça Tunus’u bölgesel bir eğitim ve öğretim merkezi haline getirmekten söz etmektedir. Bu ise meselenin geleneksel anlaşmaların ötesine geçtiğini göstermektedir. Amerika, tamamlanması tam 10 yıl sürecek devasa bir proje çizmektedir. ABD’nin iddiasına göre yol haritası; sınırların denetlenmesi, limanların korunması, “aşırıcı düşünce” ile mücadele ve Rusya ile Çin’e karşı koymayı içermektedir. Bu ise, Tunus’un egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi ve doğrudan vesayet altına alınması anlamına gelir.

Ey Müslümanlar! Hizb-ut Tahrir’in kurmak için sizi çalışmaya davet ettiği, ABD İstihbarat Direktörü ve birçok Batılı siyasetçinin varlığından korktuğu Hilafet Devleti; Amerika’nın tuzaklarına karşı koyabilecek yegâne siyasi varlıktır. Bu varlık, iki milyarlık ümmeti birleştirebilecek egemen bir projeye sahiptir. Dünyayı kurtarmak için Allah’a, Rasûlüne ve müminlere düşman olanlarla herhangi bir ittifak kurmaya muhtaç değildir.

Devamını oku...

El-Ubeyd Şehrindeki Güvenlik Birimleri Dört Hizb-ut Tahrir Gencini Gözaltına Aldı

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençlerinin, El-Ubeyd şehrindeki Büyük Cami meydanında düzenledikleri bir duruş eyleminin ardından, güvenlik güçleri Hizb-ut Tahrir mensubu dört genci gözaltına aldı. Söz konusu duruşta, cuma namazından sonra H. 27 Recep 1447 M. 16 Ocak 2026 tarihinde Hilafet Devleti’nin 28 Recep 1342’de yıkılışının üzerinden 105 kameri yıl geçmesi münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad en-Nezir Muhammed Hüseyin bir konuşma yaptı. Topluluk dağıldıktan sonra güvenlik güçleri, en-Nezir Muhammed Hüseyin, Emin Abdülkerim, Abdülaziz İbrahim ve Ahmed Musa adlı dört Hizb-ut Tahrir gencini gözaltına aldı. Bu basın açıklamasının yazıldığı ana kadar hâlâ serbest bırakılmış değillerdir.

Güvenlik birimleri, halkın büyük bir kısmının ihmal ettiği şer’i bir görevi yerine getiren Hizb-ut Tahrir gençlerine yönelik baskı ve sindirme politikalarını yeniden yürürlüğe koymuştur. Görünen o ki bu tutum, Zürih’te El Burhan ile Trump arasında, “terörle mücadele” adı altında İslam’la savaşma konusunda varılan mutabakata sadakat göstermenin bir tezahürüdür! Aksi halde, temellerini bizzat Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in attığı İslam Devleti Hilafet’i kurmanın farz olduğunu insanlara hatırlatan gençlerin gözaltına alınması başka nasıl izah edilebilir?

Zalim iktidarın ve güvenlik aygıtlarının bu uygulaması, Allah’ın yolundan alıkoymaktan başka bir şey değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ“Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.” [İbrahim 3]

Rejim şunu bilsin ki, gözaltılar ve Hilafetin kurulması çağrısını engelleme girişimleri, Hizb-ut Tahrir’i şer’î görevini yerine getirmekten asla alıkoyamayacaktır. Gençlerimizin damarlarında kan aktığı sürece bu davadan asla vazgeçmeyeceklerdir. O halde aklınızı başınıza alın, sapkınlığınızdan dönün ve Hizb-ut Tahrir gençlerini derhal serbest bırakın! Dahası, aranızdaki muhlislerin zimmeti (sorumluluğu); ancak İslam’ı tatbik edecek ve dünyaya taşıyacak olan Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurması için Hizb-ut Tahrir’e Nusret vermekle temize çıkacaktır. Aksi takdirde, zulmedenler nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında bileceklerdir!

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün şu başlık altında düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız:

İngiliz Ordusunun Ülkeden Çıkışının Üzerinden Yetmiş Yıl Geçti; Peki Sudan Gerçekten Özgürleşti mi?!

Tarih: H. 05 Saban 1447 M. 24 Ocak 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır

Devamını oku...

Avustralya Baskıcı Yasaları Onayladı, Mutlak Tiranlık Çağına Girdi

Avustralya Parlamentosu, ülkedeki hukukun üstünlüğü ilkelerini kökten değiştiren, kapsamı son derece geniş aşırıcılık ve nefretle mücadele yasa tasarısını kabul ederek yürürlüğe soktu.

Bu kanun; Bondi olayları sonrası yaşanan siyasi kargaşanın ardından yasalaştı. Yasa henüz gerçekler tam olarak araştırılmadan, yargı süreci başlamadan ve bir Kraliyet Soruşturma Komisyonu kurulmadan Siyonist lobi gruplarının baskısıyla, alelacele yürürlüğe konuldu.

Bu yasanın yegâne amacı, başta İslami ve Filistin yanlısı faaliyetler olmak üzere, Filistin’i destekleyen her türlü faaliyeti suç saymaktır. Başbakan, İçişleri Bakanı ve Avustralya Güvenlik İstihbarat Teşkilatı (ASIO) Genel Müdürü; bu mevzuatın birincil hedefinin Hizb-ut Tahrir’i yasaklamak olduğunu net bir dille defalarca ifade etmişlerdir.

Haftalarca süren siyasi manevraların ardından, başlangıçtan beri asıl hedef olan o kapsamlı adım atıldı: Grupları Nefret Listelerine dahil etmek için yeni bir sınıflandırma sistemi kuruldu. Uygulama, hiçbir hukuki güvence olmaksızın tamamen Bakan’ın mutlak yetkisine bırakıldı.

Bu gelişmeler üzerine Hizb-ut Tahrir / Avustralya şu açıklamalarda bulunmuştur:

1- Gazze herkesin foyasını ortaya çıkarıp maskeleri düşürmüştür. Hukukun üstünlüğü, uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin; en vahşi suçları işlemek ve meşrulaştırmak için kullanılan bir örtüden ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. Dünya çoktan bunun farkındadır, şimdi de bizzat Batı halkları bu gerçeğin farkına varmıştır.

2- Bu canice mevzuat, yabancı bir varlığın (gaspçı Yahudi varlığının) cürümlerini korumaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Avustralya bir kez daha, kendisine ait olmayan bir savaşa sürüklenerek uçuruma doğru itilmektedir.

3- Avustralya resmen mutlak tiranlık çağına girmiştir. İlk hedef tahtasına İslami ve Filistinli faaliyetler oturtulduğu için toplumun geneli bu tehlikeyi hemen hissetmeyebilir; Ancak yürütme erkinin sınır tanımazlığını normalleştiren ve doğal adalet ilkelerinden vazgeçilmesini meşrulaştıran hukuki çerçeve artık oluşturulmuştur.

4- Tüm bunlar; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin dağıldığı, hak ve kanun görüntülerinin ortadan kalktığı ve yalın gücün (kaba kuvvet) hak ile batıl arasındaki tek kriter olarak sunulduğu bir dönemde gerçekleşmektedir. Gaspçı Yahudi varlığının işlediği soykırımın vahşeti ve ona verilen sınırsız askeri destek, bu yeni dünya düzeninin bir tezahürü olduğu gibi, artan halk muhalefeti de aynı gerçeğin diğer yüzüdür.

Hizb-ut Tahrir / Avustralya, bu yasaya ve bu yasa kapsamında yapılacak her türlü yasaklama girişimine karşı hukuki mücadele yürütmeye devam edecektir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER