Cuma, 21 Zilkâde 1447 | 2026/05/08
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Davet Taşıyıcılarına Yönelik Tutuklamalar, Yargılamalar ve Baskıların Ardındaki Sır Ortaya Çıktı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Davet Taşıyıcılarına Yönelik Tutuklamalar, Yargılamalar ve Baskıların Ardındaki Sır Ortaya Çıktı

Son dönemde sömürgeci Amerika’nın Sudan’ı parçalama ve İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayarak Yahudi varlığıyla normalleşmeye sürükleme yönündeki hedefini gerçekleştirmek için Hızlı Destek Güçleri ile ordu arasında devam eden ve ülke halkını, öldürme, aç bırakma, yerinden edilme ve ülkenin kenar bölgeleri ile komşu ülkelerde mülteci durumuna düşürme gibi vahim sonuçları olan savaşın gölgesinde Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimler, alimleri, cemaat mensuplarını ve özellikle de Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençlerini tutuklayarak, yargılayarak ve onların üzerine baskı uygulayarak davet taşıyıcılarına karşı sert bir kampanya başlatmıştır.

Bu koşulların gölgesinde Hizb-ut Tahrir, camilerde, genel alanlarda, pazarlarda ve elektronik ortamda Amerika’nın planlarını ifşa etme ve ümmetin maslahatlarını benimseme yönündeki şerî vacibini yerine getirmiş, bu da ülkemize göz diken Amerika’yı rahatsız etmiş ve bunun üzerine Amerika, Sudan hükümetine, ülkenin çeşitli şehirlerinde Hizb-ut Tahrir gençlerini tutuklamaları talimatını vermiştir; nitekim son olarak, el-Ubeyd şehrindeki gençler tutuklanmış ve kamu düzenini bozma suçlamasıyla para cezasına çarptırılmışlardır! Tutuklama ise el-Ubeyd camisinde yapılan bir konuşmanın ardından gerçekleşmiştir.

Dolayısıyla bu, talimatların efendileri Amerika’dan geldiğini ve Sudan yetkililerinin de bunları davet taşıyıcılarına karşı uyguladığını ortaya koymaktadır. Ülkedeki kamuoyunun şaşkınlığının ve kınamasının gölgesinde, mal ve namusa saldıranlar serbestçe dolaşıp cezalandırılmazken, hatta ülkenin cumhurbaşkanı Hızlı Destek Güçleri'nden bir komutanı karşılayıp onu affederek kendisine bir araba hediye ederken, nasıl olur da barışçıl faaliyetlerde bulunanlar ve camide konuşma yapanlar tutuklanabilirler?!

Bu, ABD Başkanı Trump'ın damadı Kushner'in son günlerde medyada dolaşan bir videoda yaptığı açıklamada ortaya çıkmaktadır; zira CNN, Jared Kushner'ın 2021 yılına ait açıklamalarında şöyle dediğini aktardı: “(İsrail) ile normalleşmeyi kolaylaştırmak için birçok camide temizlik yaptık.”

Ümmetin yerinden edilip tehcir edilmesiyle ilgili olana gelince; Amerika’nın politikaları açıktır; zira İngiliz The Guardian gazetesine göre 15 Şubat 2024’te Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir röportajda Kushner şöyle demiştir: “Ben İsrail’in yerinde olsam Gazze'den insanları çıkarır ve bölgeyi temizlerdim.”

O zaman ümmetin içindeki muhlislere yönelik bu önlemler, İslami minbere karşı yürütülen bu savaş ile tehcir ve yerinden edilme politikaları, Müslüman ülkeleri parçalayıp zayıflatarak ve onların bileşenleri arasında çatışmaları ve fitneleri körükleyerek Yahudi varlığını korumaya yöneliktir.

İslam ümmetinin üzerine düşen, işlerinde kararlı olmak, kafir Batı’nın ve Yahudi varlığının emirleri doğrultusunda hareket eden bu ajan ve hain rejimleri değiştirmek için çalışmak ve Allah Subhanehu’nun vaadi ve sevgili peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak İslam’ın otoritesini yeniden tesis etmektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah Hüseyin (Ebu Muhammed Fatih) - Sudan

Devamını oku...

Liderin Yokluğu İle Güçlerin Üşüşmesi Arasında: Ümmet Koruyucu Kalkanını Nasıl Kaybetti?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Liderin Yokluğu İle Güçlerin Üşüşmesi Arasında: Ümmet Koruyucu Kalkanını Nasıl Kaybetti?

Haber:

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, kuzeyi, İran’ın Lübnan’daki partisinin saldırılarından koruma bahanesiyle Yahudi varlığının güçlerini Güney Lübnan’ın bazı bölgelerinde tutmasını desteklediğini ifade etti.

Bu açıklama, dün Salı günü Berlin’de, Almanya’ya resmî bir ziyaret gerçekleştiren Yahudi varlığındaki mevkidaşı Gideon Sa’ar ile düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında geldi. (El Cezire)

Yorum:

Milletlerin İslam ümmetinin üzerine üşüştüğü bir zamanda, göz ardı edilemeyecek acı verici bir soru öne çıkıyor: Ümmeti koruyacak ve onun onurunu muhafaza edecek gerçek lider nerede?Nitekim Müslüman ülkeler, yabancı müdahalelere açık bir saha haline gelmiş olup, hiçbir caydırıcı olmaksızın egemenlikleri ihlal edilmekte ve sanki halkları yokmuş ya da acizlermiş gibi, hayati kararları dışarıdan alınmaktadır!

Almanya Dışişleri Bakanı gibi Batılı bir yetkilinin, Güney Lübnan'da Yahudi ordusunun varlığının gerekli olduğunu açıklamak için ortaya çıktığında bu, sadece siyasi bir görüş değil, aksine İslam ümmetine yönelik küçümsemenin boyutunu açıkça ortaya koyan bir ifadedir. Aynı şekilde Trump ve diğerleri bölgenin işlerine müdahale edip yönelimleri ve politikaları dikte ettiklerinde mesele, diplomasi sınırlarını aşarak vesayeti dayatmaya dönüşmektedir.

Ümmet içinde, güç ile takvayı, hikmet ile azimeti bir araya getiren lider gibi gerçek bir lider olsaydı, bu müdahaleler bu kadar cüretkâr bir şekilde gerçekleşmezdi. Bu lider, sorumluluğunun sadece devlet işlerini yönetmek değil, aynı zamanda dini, onuru ve egemenliği korumak olduğunu idrak eden bir liderdir.  İşte bu liderlik modeli olmayınca, ümmet zayıflamış, kelimesi bölünmüş ve her bir açgözlünün hedefi haline gelmiştir.

İslam tarihi, saldırganların karşısında sağlam bir set gibi duran ve hiçbir dış gücün Müslüman ülkelerine iradesini dayatmasına izin vermeyen lider örnekleriyle doludur. Nitekim onlar, liderliğin büyük bir emanet olduğunun ve bu emaneti ihlal etmenin tüm ümmetin kaybı anlamına geldiğinin farkındaydılar.

Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu azim anlama şu kavliyle işaret etmiştir: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِİmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Yani Halifenin varlığı, ümmeti tehlikelerden koruyan ve ona yönelik saldırıları engelleyen bir kalkandır demektir.İşte bu kalkan kaybolunca, ümmet açıkta kalmış ve her taraftan uzanan eller onu kapıp götürmüştür.

Çözüm sadece dış müdahaleleri reddetmekte değil, aynı zamanda iç yapıyı sağlam bir temel üzerine yeniden inşa etmekte yatmaktadır. Bu yüzden İslam’ın değerlerine ve adalete, sorumluluk taşımaya ve Allah’ın şeriatına bağlı kalmaya dayalı Raşidi bir liderlik mefhumuna gerçek bir dönüş gerekir. İşte bu dönüş, hak için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan ve hiçbir gücün ümmetin kapasiteleriyle oynamasına izin vermeyen bir lider ortaya çıkaracaktır.

Dolayısıyla güçlü, takvalı ve dinine sımsıkı sarılan bir lidere sahip olan bir ümmetin, aşağılanması ve ihlal edilmesi mümkün değildir. Ama zayıflık ve parçalanma durumu devam ederse, dış müdahaleler acı bir şekilde tekrar eden bir gerçeklik olmaya ve egemenlik de eksik kalmaya devam edecektir.

İşte bu, ciddi düşünmeye yönelik bir çağrıdır: Ümmetin gücünü nasıl geri kazanabiliriz? İslam’ın istediği gibi gerçekten ümmeti koruyan bir kalkan olacak lideri nasıl ortaya çıkarabiliriz?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Alimlere Yönelik Suikastlar ve Pakistan’ın Bölgedeki İslam Ümmetine Yönelik Yeni Hedefleri

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Alimlere Yönelik Suikastlar ve Pakistan’ın Bölgedeki İslam Ümmetine Yönelik Yeni Hedefleri

Haber:

Pakistan, 27 Nisan 2026 Pazartesi günü, Kunar eyaletinin merkezinde yer alan Esedabad şehrine füze ve havan toplarıyla bir saldırı düzenledi. Bu saldırılar konutları ve Seyyid Cemaleddin Afganî Üniversitesi’ni de hedef aldı. Nitekim sekiz sivil hayatını kaybetmiş ve yaklaşık 97 kişi yaralanmış olup, bunlar arasında 30 öğrencinin yanı sıra kadınlar ve çocuklar da bulunmaktadır.

Yorum:

Pakistan’ın Afganistan’a yönelik son saldırıları -özellikle de Seyyid Cemaleddin Afganî Üniversitesi gibi eğitim merkezlerini hedef alması- basit bir sınır çatışmasının ötesine geçmektedir. Zira İslamabad, sadece Afganistan meselesinde değil, aksine Gazze’den İran’a ve Afganistan’a kadar uzanan tüm İslam beldelerinin meselelerinde, Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeni bir oyunun içine girmiştir. Nitekim bu politika, Pakistan ordusunun Hindistan’a yönelik tarihsel düşmanlığından uzaklaşıp Afganistan’a yönelik düşmanlığa yönelmesine yol açmıştır; böylece bölgedeki İslami hareketlerin, Pakistan ordusu ve istihbaratı tarafından bastırıldığı bir zamanda, Hindistan Çin ile rekabet etmekle meşgul olmaktadır.

Son zamanlarda bu görevin başka boyutları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Pakistan, İslami duyguların galip olduğu ve dini medreselerin yoğun şekilde yaygın olduğu bir toplumdur. Nitekim bu medreselerin birçoğu, Taliban’ın kendisinin de bu medreselerin rahminden çıkmış olmasından dolayı, Afganistan’daki son dönüşüme ve Taliban hareketinin iktidara gelmesine olumlu bakmaktadır. Buna rağmen Pakistan, -Afganistan’daki eğitim merkezlerini bile hedef aldığı bir zamanda-, Afganistan hükümetini ve Pakistan’daki Taliban hareketini Hindistan’a, hatta Yahudi varlığına nispet etmeye çalıştığı geniş çaplı bir propaganda kampanyası başlatmıştır. Buna karşılık bizzat Pakistan, Amerika'ya icabet ederek Hindistan'a yönelik düşmanlığından vazgeçmiş ve Amerika'nın ve Yahudi varlığının çıkarlarını savunmak için ordusunu Gazze'ye göndermeye hazır olduğunu açıkladığı gibi Amerika ile İran arasında arabuluculuk yapmaya da başlamıştır. 

Bu silsilenin en son halkası, Pakistan ve Afganistan’daki dini medreseler arasında ortak bir kimliği temsil eden en önde gelen Deobandi alimlerinden Şeyh Muhammed İdris’e yönelik suikasttır. Şeyh Muhammed İdris, Darül-Ulum Hakkaniye’de hadis hocası ve İslam Alimleri Vakfı’nda (Fazlurrahman) üst düzey danışman olarak görev yapmıştır. Kendisi kısa bir süre önce Pakistan Ordusu Komutanı General Asim Munir'i övmüş ve onu “barışsever ve hizmetkar” olarak nitelendirmişti. Ancak 5 Mayıs 2026 sabahı, Hayber Pahtunhva bölgesindeki Çarseda şehrinde kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından suikasta uğramıştır; ayrıca polis korumasından iki kişi de yaralanmıştır. Görünen o ki bu suikast, uygulayıcının Pakistan Taliban’ı olduğu izlenimini verecek şekilde tasarlanmış olup bu da Pakistan toplumunu -özellikle de alimleri ve dinî medreseleri- Afganistan hükümetine ve bu harekete karşı kışkırtmak hedefiyle yapılmıştır.

Pakistan’ın bu hain politikası, İslam ümmetine karşı hareket etme temeline dayalı milliyetçi ve ulusal çıkarlar mefhumunu benimsemesinin bir sonucudur. Ancak Afganistan yöneticileri için çözüm, aynı fikri benimsemekte değildir. Ancak Afganistan içindeki Pakistan’a yönelik tepkilerin de, şerî tutumun açıkça kaybolmasıyla birlikte milliyetçi bir nitelik kazandığı gözlemlenmektedir. Hatta Pakistan’ın taleplerine binaen Afganistan’daki yabancı mücahitler üzerindeki baskılar artmıştır; oysa bu tür politikalara tutunmanın, geçmiş deneyimlerde defalarca başarısız olduğu kanıtlanmıştır.

Yöneticiler, sadece İslam'a sımsıkı sarılmakla ve İslam'ı politikalarının tek ölçütü haline getirmekle yükümlüdürler. Bu ise, milliyetçi düşünce ya da ulus-devlet sistemi ile değil, sadece Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak yoluyla gerçekleştirilebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Yusuf Arslan - Afganistan

Devamını oku...

İpler Kopuyor; Kamuoyunda Büyük Bir Dönüşüm

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İpler Kopuyor; Kamuoyunda Büyük Bir Dönüşüm

Haber:

Anket: Trump'ın İran'la savaşı, Irak ve Vietnam savaşlarında olduğu gibi halkın reddetme düzeylerine ulaşmıştır. (Washington Post)

Yorum:

Son kamuoyu yoklamaları, Amerikan halkının İran'a karşı savaşı, geniş çaplı bir şekilde reddettiğine işaret etmektedir.Washington Post, ABC News ve Ipsos tarafından yapılan bir anket, Amerikalıların %61’inin İran’a karşı askeri güç kullanılmasının bir hata olduğuna inandıklarını ortaya koymuştur.Bu reddetme düzeyinin, 2003 Irak Savaşı’na yönelik erken muhalefetten çok daha yüksek olduğu görülmektedir. Buna ek olarak katılımcıların %60’ı bu çatışmanın ekonomik durgunluk yaşanma olasılığını artırmasından endişe ederken, %56’sı ise bunun Amerika Birleşik Devletleri’ni zayıflattığını düşünmektedir. Bu rakamlar bir araya geldiğinde, çoğu Amerikalının, bu savaşı ulusal güvenliği sağlamaktan daha çok istikrarsızlığı artıran bir faktör olarak gördüklerine işaret etmektedir.

Bu reddediş aynı zamanda ülkedeki mali hayal kırıklığının artmasıyla da bağlantılıdır. Zira akaryakıt fiyatlarının son dört yılın en yüksek seviyelerine ulaşmasıyla birlikte, Amerikalıların yarısı, benzin istasyonlarındaki fiyatların önümüzdeki yıl daha da artmasını beklemektedirler. Bunun sonucunda birçok aile, günlük yaşam tarzlarını fiilen değiştirmeye başlamıştır. Zira %40'ı, Başkan Trump'ın 2025'te göreve geri döndüğü zamana kıyasla mali durumlarının daha kötüye gittiğini ifade ederken -ki bu oran sadece birkaç ay önce %33 idi-, %23'ü ise mali olarak fiili bir şekilde gerilediklerini söylemiştir. Ayrıca Amerikalıların %40’ından fazlası da, artan yakıt maliyetleri nedeniyle araç kullanımını azaltmış veya diğer ev harcamalarını da kısmıştır.

Aynı zamanda yönetim kamuoyuna, İran’ın felce uğradığı, Amerika’nın tamamen kontrolü elinde tuttuğu ve bu çatışmanın büyük bir stratejik zafer olduğu yönünde bir yanılsamayı pazarlamaya devam etmektedir. Ancak bu sloganların arkasında, iç değerlendirmeler tamamen farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Zira İran, füze fırlatma kapasitesinin büyük bir kısmını, hava kuvvetlerinin yaklaşık üçte ikisini ve dünyanın en önemli enerji koridorlarından birini devre dışı bırakmak için Hürmüz Boğazı'nda yeterli deniz gücünü hala korumaya devam etmektedir.Buna karşılık -dokunulmaz bir süper güç olduğu varsayılan- Amerika, bitmek bilmeyen bir dizi siyasi başarısızlık nedeniyle stokların fiilen büyük baskının acısını çektiği bir zamanda, Tomahawk füzelerini, önleyici füzelerini ve diğer önemli mühimmatlarını endişe verici bir hızla tüketmektedir. Dolayısıyla burada gerçeklik, bir hakimiyet değil, aksine bir tükenmedir.

Sıradan Amerikalılardan bayrak sallamaları ve “Önce Amerika” sloganını haykırmaları istenirken, bedelini ödeyenler de yine onlar olmaktadır. Zira yakıt fiyatlarındaki artış, artan yaşam maliyetleri, ekonomik istikrarsızlık ve enerji, gübre, petrokimyasallar ve hatta helyum kıtlığı tehdidinin giderek artması, evet bunların hepsi, bu yanlış hesaplanmış çatışmanın doğrudan sonuçlarıdır.

Gerçek şu ki; yeni bir savaş dalgası askeri stokların daha da tükenmesine yol açacak, Körfez’deki sözde Amerikan güvenlik şemsiyesinin zayıflığını ortaya çıkaracak ve ağır yaptırımlara maruz kalan bölgesel bir güçle olan çatışmayı bile sonuçlandırmaktan aciz kalan “tarihin en güçlü ordusu” efsanesini ifşa edecektir.

Burada temel soru şudur:ABD yönetimi gerçekten sıradan Amerikalının refahıyla ilgileniyor mu?Neden kayıplarını azaltıp geri çekilmiyor?Cevap, bunun imkansız olması değildir; aksine bunu yapmaya kalkışmanın hem Amerika’nın hem de Yahudi varlığının sömürgeci dış politika öncelikleriyle çelişmesi olabilir.İşte burada “Önce Amerika” sloganının gerçeği ve bunun sadece boş bir propaganda olduğu ortaya çıkmaktadır. Vergi mükellefleri zor durumda bırakılırken, iç ekonomik istikrar tehlikeye maruz kalırken ve ülke, Amerikan sömürgeciliğine hizmet etmek ve kanser gibi yayılan Yahudi varlığını korumak adına sonu gelmeyen yeni bir savaşa sürüklenirken, bu politikalarda Amerika'yı öne çıkaran hiçbir şey yoktur.

7 Nisan'da Pew Merkezi tarafından yayınlanan bir araştırma, Amerikalıların %60'ının Yahudi varlığına olumsuz baktığını ortaya koymuştur; bu da ABD'deki kamuoyunda dikkate değer bir dönüşümü temsil etmektedir.Bu bölünme özellikle parti temellerinde açık bir şekilde görülmektedir; zira demokratların yaklaşık %80’i Yahudi varlığına karşı olumsuz bir bakış taşımaktadır; ayrıca reddetme, Cumhuriyetçiler arasında da artmıştır; zira genel olarak oran %41’e ulaşmış olup, yaşları 18 ile 49 arasında değişen Cumhuriyetçiler arasında ise %57’ye ulaşmıştır.

Bu dönüşüm, Amerika’nın Yahudi varlığının en önemli destekçisi olduğu göz önüne alındığında dikkat çekicidir; zira Amerika bu varlığa milyarlarca Dolarlık askeri yardım sağlamakta, savunma teçhizatının büyük bir kısmını temin etmekte ve en büyük ticari ortağı sayılmasının yanı sıra BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullanmak da dahil olmak üzere sürekli ona diplomatik destek sağlamaktadır.Bu desteğin maliyeti her yükseldiğinde, savaşı ve Yahudi varlığını reddeden bu halkın ruh halinin büyümesi de muhtemeldir.

Hilafetin yeniden geri dönüşünün, özellikle insanların, bu desteğin sürdürülmesinin maliyetinin, iddia edilen kazançlardan çok daha fazla olacağı yönündeki farkındalığının artmasıyla birlikte, sömürgeci Amerika ve Yahudi varlığına yönelik halk desteğinin aşınmasını hızlandıracağı açıktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Heysem İbn Sabit - Amerika

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER