Perşembe, 26 Recep 1447 | 2026/01/15
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kanada: Yıllık Hilafet Konferansı, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"

  • Kategori Kanada
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Kanada:Yıllık Hilafet Konferansı;
"Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"
 

Hizb ut Tahrir /Kanada, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?" başlıklı Yıllık Hilafet Konferansını düzenleyecek.

Hicri 105 yılında, Miladi 102 yılında Hilafetin Yıkılması Anısına

Cumartesi, 28 Receb-ul Muharrem 1447 H - 17 Ocak 2026 M

kanada

2026 01 17 KHLFH CANADA CONF

kanada

 

#ReturnTheKhilafah

#أقيموا_الخلافة

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

 

kanada

İlgili Bağlantılar:

Hizb-ut Tahrir Kanada Resmi Websitesi

Hizb-ut Tahrir Kanada Instagram Sayfası

 

 
Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 13/01/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 13/01/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

⬛️ Batı İçin Tehdit, Dünya İçin Umut: Hilafet
⬛️
Halep'te Yaşananların Arkasında Ne Var?

H. 24 Receb 1447 - M. 13 Ocak 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

 

2026 Yılı Bütçe Kanunu
⬛️Türkiye’deki Uyuşturucu Operasyonları
⬛️SDG’nin Suriye Ordusuna Entegrasyonu

2026-01-15 01:30:08
Devamını oku...

Körfez Ülkelerinin Batı'ya Hizmet Etme ve Ümmeti Batılılaştırma Konusundaki Şüpheli İşlevsel Rolü

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Körfez Ülkelerinin Batı'ya Hizmet Etme ve Ümmeti Batılılaştırma Konusundaki Şüpheli İşlevsel Rolü

Son on yıldır, başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar olmak üzere bazı Körfez ülkeleri, sadece petrol varlıkları olmaktan çıkıp bölgenin şekillenmesinde aktif olan siyasi araçlara dönüşmüşlerdir. Ancak bu rol, İslam ümmetinin lehine değil, aksine Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet eden ve İslam beldelerinin fikri, siyasi ve güvenlik açısından parçalanmasına katkıda bulunan dış politikaları uygulamaya yöneliktir...

Otoritenin kökleri: İngiliz koruması ile Amerika’ya boyun eğme arasındadır

Körfez'deki iktidar rejimleri, İngiliz korumasının gölgesinde ortaya çıkmıştır; zira İngiltere, bölgedeki stratejik çıkarlarını güvence altına almak için 19. yüzyılda Körfez şeyhlikleriyle anlaşmalar imzalamıştır. Ardından İngiltere'nin uluslararası zayıflığının gölgesinde Amerika Birleşik Devletleri dikkatini Körfez bölgesine çevirerek birtakım güvenlik ve ekonomik anlaşmaları imzalamıştır ki bunların en öne çıkanları şunlardır:

- Suudi Arabistan ve ABD arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması (1951).

- Katar (El Udeyd hava üssü) ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (El Zafra hava üssü) ABD’nin askeri üslerine ev sahipliği yapması.

- Karşılıklı bilgi paylaşımı, eğitim ve silahlanmayı kapsayan ilan edilmemiş güvenlik ve istihbarat anlaşmaları.

Batı modeline duyulan hayranlık: Sistematik bir Batılılaşma mı yoksa çarpık bir modernleşme mi?

Son yıllar, Batı'ya yönelik eşi benzeri görülmemiş bir açılıma tanık olmuştur; bu açılım sadece ekonomi ve teknoloji ile sınırlı kalmamış, aksine aşağıdakileri de içermektedir:

- İslami değerler pahasına giyim, sanat ve eğlence alanlarında Batılı yaşam tarzlarını benimsemek.

- Eğitim müfredatını, kâfir Batı medeniyetiyle uyumlu olacak şekilde değiştirmek.

- Dini kurumları kısıtlamak, alimleri ve vaizleri marjinalleştirmek ve Batı politikalarıyla uyumlu resmi bir dini söylem dayatmak.

- İçeriği boşaltılmış bir versiyonu olarak “Ilımlı İslam’ın” propagandasını yapmak ve bunu, normalleşmeyi ve boyun eğmeyi meşrulaştırmak için kullanmak.

Batı modeline duyulan bu hayranlık, aile yapısının parçalanmasına, ahlaki yozlaşmaya ve manevi krizlere rağmen, İslami kimlik tamamen göz ardı edilerek bir medeniyet alternatifi olarak sunulmaktadır.

Bölgesel müdahaleler: Devrimleri desteklemekten savaşları körüklemeye

- Yemen: Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin ayrılıkçı gruplara yönelik desteği, ülkenin fiilen bölünmesine yol açmıştır.

- Suriye: Katar'ın muhalif gruplarına verdiği kapsamlı destek, ardından rejimle ilişkilerin yeniden kurulması lehine Körfez ülkelerinin aşamalı olarak geri çekilmesi.

- Sudan: BAE'nin Hızlı Destek Güçlerini desteklediği yönündeki suçlamalar; bu da iç savaşın alevlenmesine katkıda bulunmuştur.

- Libya: Katar'ın Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne verdiği desteğe mukabil Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hafter'e verdiği destek, bölünmeyi daha da derinleştirmiştir.

Bu müdahaleler, "terörizmle mücadele" veya istikrarı destekleme gerekçeleriyle haklı gösterilmelerine rağmen, altyapının tahrip olmasına, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve mezhepsel ve etnik çatışmaların alevlenmesine yol açmıştır.

Yahudi varlığı ile normalleşme: Gizlilikten aleniliğe

- İbrahim Anlaşmaları 2020: Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn tarafından, Suudi Arabistan'ın da desteğiyle Yahudi varlığıyla ilişkileri normalleştirmek amacıyla imzalanmıştır.

- Katar: Resmi olarak bir anlaşma imzalamamış olsa da, ancak Yahudi varlığıyla ticari ve spor ilişkileri 1990'lardan bu yana mevcuttur.

- Bu normalleşme, Körfez'in tutumunda stratejik bir değişim olarak değerlendirilmekte ve Filistin davası pahasına Yahudi varlığının bölgeye entegre edilmesi yönünde atılmış bir adım olarak görülmektedir.

Ümmetin servetleri Batı’nın hizmetindedir

- Amerika ve Avrupa'da yüz milyarlarca Dolarlık yatırımlar.

- Müslüman halklara karşı kullanılan silahların fahiş fiyatlarla satın alınması.

- Gazze, Yemen, Suriye, Somali ve Afganistan'daki krizlerin görmezden gelinmesine mukabil devasa eğlence projelerinin desteklenmesi.

Fikri yön: Bilinçle mücadele ve halkları evcilleştirme

- Alimleri ve düşünürleri susturmak, samimi davet taşıyıcılarını ve resmi politikalara karşı çıkanları tutuklamak.

- Batı'nın imajını parlatmaya ve İslami hareketleri çarpıtmaya yönelik yoğun medya propagandası.

- İslami akımları siyasi sahneden dışlamak ve onları kamuoyu nezdinde şeytanlaştırmak...

- Şerî yön: Bağımlık ve zulüm konusunda İslam’ın tutumu

- İslam, gayrimüslimlere bağımlılığı reddetmektedir: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاًAllah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]

- Zalimlere yardım etmeyi haram kılmıştır: وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُZulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız).” [Hud 113]

- Mazlumu bombalamak veya onu yüzüstü bırakmak değil, ona yardım etmek farz kılınmıştır.

Yeni bir bilinç pusulasına doğru

Bugün talep edilen, sadece bu politikaları ifşa etmek değil, aynı zamanda halklar ve rejimler arasında ayrım yapan ve Siyonizm, sömürgeci ve ümmeti parçalamaya çalışan ve bunun gerçekleşmesi için bazı rejimlerin görevlendirildiği Yeni Orta Doğu projesi gibi pusulayı gerçek düşmana doğru yönlendiren siyasi ve fikri bir bilinç inşa etmektir.

Körfez rejimlerinin Batı projesine hizmet etme, ümmeti Batılılaştırma ve akide ve siyasetin yapısını parçalama konusundaki işlevsel rollerini incelediğimizde, bunun kaçınılmaz bir kader değil, aksine ümmetin vahdeti için doğru ve kapsamlı bir içtihat yoluyla İslam'dan istinbat edilen siyasi projenin yokluğunun sonucu olduğunu gördüğümüz gibi aynı zamanda bağımlılığın yayılmasının, egemenliğin şeriata ve otoritenin ümmete ait olduğu ve bir Halife'yi nasbetmenin farz olduğu mefhumunun yokluğunun bir sonucu olduğunu görürüz.

Bundan dolayı durumun üzerinde olması gereken şerî vizyon, Allahu Teala’nın şu kavline dayanmaktadır: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92] Ve Subhanehu’nun şu kavline: . وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin.” [Al-i İmran 103] Dolayısıyla Arap’ı ve Acemiyle İslam ümmeti, ancak İslam’ın kulpları kulp kulp kırıldığında parçalanmayı tanıdığı gibi ancak dini ikame eden, Allah'ın şeriatıyla hükmeden, safları birleştiren, servetleri sömürgecinin pençesinden kurtaran ve servetleri düşmanlarına değil de ümmete hizmet etmeye yönlendiren şerî Raşid bir liderliğinde etrafında birleştiğinde de izzeti tanıyacaktır.

İslam beldelerinin birliği ütopik bir hayal değildir, aksine yapay engelleri ortadan kaldırarak, işlevsel rejimleri yıkarak ve ümmeti kurtuluşa doğru yönlendirecek ve ümmetin insanlığa rehberlik etme rolünü geri kazandıracak akide temelinde birleştirici bir varlık inşa ederek gerçekleşecek olan şerî bir vacip ve gerçeklik olarak bir gerekliliktir. Tıpkı Allahu Teala’nın şöyle buyurduğu gibi: كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِSiz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Al-i İmran 110] 

Bu tek şerî liderliğin gölgesinde, servetler bir güç inşa etmek için yatırılacak, Filistin yeniden tesis edilecek, platformlarda İslam sancağı dalgalanacak, kafir Batı vesveselerini bile unutacak ve insanlar vahyin nuruna davet edilecektir; böylece icabet edenler Allah'ın rızasını ve muttakiler için hazırlanmış genişliği yer ve gök kadar olan cenneti kazanacaktır.

Allah'ım, Sana kavuşuncaya ve Sen bizden razı oluncaya kadar bizi hakka davet edenlerden, onun için çalışanlardan ve onun üzerinde sebat edenlerden eyle.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatem El-Attar – Mısır

Devamını oku...

Amerika'nın Uluslararası Kuruluşlardan Çekilmesi, Uluslararası Sistemin Çöküşünün Başlangıcıdır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika'nın Uluslararası Kuruluşlardan Çekilmesi, Uluslararası Sistemin Çöküşünün Başlangıcıdır

Haber:

Başkan Trump, artık Amerikan çıkarlarına hizmet etmedikleri gerekçesiyle Amerika Birleşik Devletleri'nin 66 uluslararası kuruluştan çekilmesini öngören bir başkanlık kararnamesi imzaladı; bu çekilme, 35 Birleşmiş Milletler dışı kuruluşu ve 31 Birleşmiş Milletler kuruluşunu kapsamakta olup ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, kararnameyle ilgili olarak şöyle bir yorumda bulundu: “Başkan Trump bugün, Amerika Birleşik Devletleri'nin Amerika'ya düşmanlık yapan, faydasız olan veya kaynakları heder eden 66 uluslararası kuruluştan çekileceğini ve diğer uluslararası kuruluşların da halen değerlendirme aşamasında olduğunu açıkladı.”

ABD'nin çekildiği uluslararası kuruluşlar, iklim, enerji ve çevre ile ilgilenen kuruluşlar ile BM Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu gibi kadın ve nüfus ile ilgili kuruluşlar, Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü gibi hukuk kuruluşları, hatta Uluslararası Pamuk Danışma Komitesi gibi tarım ile ilgili kuruluşlar ve diğer birçok farklı uluslararası kuruluşlar arasında değişmektedir.

CNN, Beyaz Saray kaynaklarından, bu çekilmenin, Amerikan vergi mükelleflerinin fonlarının ve Amerika'nın öncelikleri pahasına küreselleşme gündemlerini teşvik eden varlıklara katılmalarının sona ereceğini ve vergi mükelleflerinin fonlarının başka yollara yönlendirilmesinin daha uygun olacağını ve bu çekilmenin, Trump'ın Amerikalılara verdiği temel bir sözü gerçekleştireceğini aktardı ki o da şudur:Devletin çıkarlarına karşı çalışan küresel bürokratları desteklemeyi durdurup Trump yönetiminin her zaman Amerika'yı ve Amerikalıları öncelikli tutacağı sloganını koyacaktır.

Yorum:

Amerika'nın onlarca uluslararası kuruluştan aniden toplu olarak çekilmesi, mevcut uluslararası kuruluşun pratik olarak yıkılışının başlangıcı anlamına gelmekte olup yeni ve farklı temellere dayanan başka uluslararası kuruluşların oluşturulması için zemin hazırlama konusundaki gerçek bir başlangıç olarak değerlendirilmektedir.

Örneğin Trump'ın çekildiği kuruluşlar arasında, Avrupa Hibrit Tehditlerle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi, Avrupa Ulusal Karayolu Araştırma Laboratuvarları Forumu, Atlantik İşbirliği Ortaklığı, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu ve diğerleri gibi Avrupa ortaklarıyla ilgili olanlar da bulunmaktadır... Tüm bunlar, Amerika'nın Avrupalılarla ilişkilerini açıkça kopardığına işaret etmektedir.

Örneğin Amerika, Uluslararası Ticaret Merkezi, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, İnternet Özgürlüğü Koalisyonu kuruluşları, Küresel Toplum Katılımı ve Dayanıklılık Fonu, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu, Küresel Siber Uzmanlık Forumu, Küresel Göç ve Kalkınma Forumu, Amerika Kıtası Küresel Değişim Araştırmaları Enstitüsü, Sürdürülebilir Kalkınma için Madencilik, Mineral ve Metaller konusunda Hükümetlerarası Forum, Bilim, Politika ve Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Platformu ve Kültürel Varlıkların Korunması ve Restorasyonuyla ilgili Uluslararası Araştırma Merkezi gibi küreselleşme, uluslararası işbirliği ve uluslararası ilişkilerle ilgili her şeyden çekilmiştir.

Böylece uluslararası sistemle olan tüm işbirliği bağlarını koparmış ve devletler ve toplumlar arasındaki ilişkilerde küresel yakınlaşmaya yol açan her şeyi sırtının arkasına atarak, bunun yerine tek taraflı veya ikili uluslararası ilişkilere odaklanmıştır.

Örneğin Amerika, Afrika Ekonomik Komisyonu, Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Konseyi, Asya ve Pasifik Ekonomik ve Sosyal Konseyi ve Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Konseyi gibi Latin Amerika, Afrika ve Asya ile ilgili uluslararası kuruluşlardan da çekilmiş olup tüm bu çekilmeler Asya, Afrika ve Latin Amerika ile ilgilidir; çünkü Amerika bu ülkelerle ikili ilişkiler kurmak istiyor ve onlarla uluslararası ilişkiler kurmak istemiyor.

Batı medeniyetinin evrensel olması amaçlanan ortak Batı mefhumlarını bile, Amerika hesabından çıkarmıştır; zira Amerika, Demokrasi ve Seçim Yardımı Uluslararası Enstitüsü, Uluslararası Adalet Enstitüsü, Birleşmiş Milletler Demokrasi Fonu, Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı, Hukukun Üstünlüğü Derneği ve Uluslararası Hukuk Komisyonu'ndan çekilmiştir.

Böylece, Birleşmiş Milletler kuruluşları, bunların yasaları ve düzenlemeleri ile bunlara uyum, Amerika için önemsiz hale gelmiş ve dolayısıyla dünyanın diğer ülkeleri için bağlayıcı olmaktan çıkmıştır. Amerika, bunların bağlayıcı niteliğini ve yükümlülüğünü ortadan kaldırarak, bunların otoritesini zayıflatmış, egemenliklerini tehlikeye atmış ve güvenilirliklerini yok etmiştir.

Bu yüzden dünya ülkeleri, artık yeni referanslar, yeni normlar ve yeni organizasyonlar arayabilirler;zira dünyanın süper devleti ve mevcut uluslararası sistemin sözde koruyucusu olan Amerika bu geri çekilme yoluyla dünyaya, dünya ülkelerine ve toplumlarına yeni alternatifler, medeniyet ve hukuk referansları aramaya başlamak için bir gerekçe sunmuştur.

Bugün dünya ülkeleri ve halklarının önünde, bu boşluğu doldurabilecek İslam'dan başka hiçbir şey yoktur; zira İslam, etkili alternatifler sunabilme ve yeryüzündeki tüm halklar için kabul edilebilir bir hadarat ve hukuk referansı alternatifi olabilme gücüne sahiptir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Hutvânî

Devamını oku...

Onu Ya Ben Yerim, Ya Da Sen Yersin!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Onu Ya Ben Yerim, Ya Da Sen Yersin!

Haber:

İngiliz gazetesi The Independent'ta yayınlanan kapsamlı bir haber analizinde, yazar Katie Rosinski, Danimarka'nın Grönland ile ilişkisinin karanlık dönemini inceleyerek, burada sömürgeciliğin ağır hatırası ile Başkan Trump'ın emellerine ilişkin artan endişesinin arasını ilişkilendirdi.Trump'ın adayı satın alma, hatta NATO'ya ciddi bir darbe vuracak olmasına rağmen askeri güç kullanarak onu ele geçirme arzusunu gizlemediğini belirtti.Ada, yüzyıllar boyunca, yani 1721 yılında Danimarkalı-Norveçli misyoner Hans Eiche'nin gelişinden bu yana NATO üyesi bir ülke olan Danimarka'nın bir parçası olmuştur.

Yorum:

Kanada'nın kuzeyinde yer alan ve iki milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplayan bir ada, son aylarda Kuzey Kutbu'ndaki kaynaklar ve stratejik konumlar üzerindeki çatışmanın tırmanmasıyla uluslararası çatışmanın ve açgözlülüğün merkezi haline gelmiştir ki bu ada Grönland'dır. (Sakinleri tarafından “halkın ülkesi” olarak adlandırılan) Grönland, daha önce Danimarkalılar tarafından kolonileştirilmiş, ardından 1979 yılında Danimarka tacı altında özerklik kazanmıştır.Bugün buzulların bir kısmının çekilmesiyle ortaya çıkan gizli zenginlikler ve mesafeleri kısaltan deniz yolu sayesinde buraları kontrol etmek için Trump’ın ağzı sulanmaktadır.

Peki açgözlülük ve hırs, Trump'a özgü bir özellik mi, yoksa kapitalizmin tarihinde derin kökleri mi vardır?

Söz konusu rapor, Danimarka'ya özgü suç sayfalarını ortaya koymakta olup bu suçlar arasında, Danimarka'nın 1960'lar ve 1970'lerde nüfus artışını sınırlamak ve Danimarka'nın mali yükünü azaltmak amacıyla binlerce kadının zorla hamile kalmasını önlemek için uyguladığı programlar da yer almaktadır.

Ayrıca yerli çocuklar (Eskimolar) kültürel kimliklerini silmek için ebeveynlerinden çekilip alınıyorlardı; bu yüzden rapor, Danimarkalı ailelerle yaşamaları için gönderilen 22 çocuğun örneğini vermektedir; dolayısıyla bu çocuklar, Danimarkalıların dilini ve yaşam tarzını öğrenmek ve adada “yeni bir yönetici sınıf” oluşturmak amacıyla gönderilmiştir... Peki bu bize bir şeyleri hatırlatıyor mu?

Oğul Trump, 2025 yılında babasının göreve başlamasından önce, başkent Nuuk'a yaptığı turistik ziyaret sırasında sömürgeci misyoner Hans Egede'nin önünde gülümseyerek durduğu bir fotoğrafını paylaşmıştı. Rapora göre, bu fotoğraf yeni üstünlüğün bir sembolü olarak kabul edilmektedir.

Tüm bunların ortak noktası, dünyayı yöneten kapitalist ideolojinin aslı ve doğasıdır; zira bu ideoloji, bireyciliğe, halkların sömürgeleştirilmesine ve ondan ayrılmaz bir özellikle olan servetlerinin yağmalanmasına dayanan bir ideolojidir; dolayısıyla onun lisanı hali en güçlü olanın hayatta kalmasını söylemekte olup insanlara bakış açısı da şöyledir:Bu somun ekmeği ya ben ya da sen yersin.En azından onu sizinle paylaşıyorum sözüne gelince; bu onların aklına bile gelmez ya da ekmeğin asıl sahibi kimdir; dolayısıyla bu onları hiçbir şekilde ilgilendirmez; bugün Grönland'da durum işte böyle olup Trump'ın lisanı hali şöyle diyor: Onu ya ben yerim ya da sen yersin.

Kapitalist açgözlülük ve çatışma bugün, daha önce hakikati halklara yanlış tanıtıldığı gibi hiçbir belirsizlik, gizleme veya sahte vaatlerle örtbas edilmeden açıkça görülmektedir.Ama Müslümanlar bunu deneyimlediler ve İslam Devleti'nin zayıfladığı, kapitalist ülkelerin dişleri, Müslümanların ülkelerini kemirmeye, onları parçalamaya ve hiçbir hesap verebilirlik veya denetim olmaksızın onları yağmalamaya başladığı gün, yani 200 yıldan fazla bir süredir bunun sonuçlarıyla yaşamaya devam ediyorlar.

Zaman zaman kısa da olsa bir an durup, hiçbir zaman servet yağmalamak veya halkları yok etmek amacıyla gerçekleştirilmeyen İslami fetihler ile kapitalizm ve onun devletlerinin dünyada yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerinin arasını karşılaştırmak gerekir.

İslam Devleti'nin, onun yönetim sisteminin ve yaşam tarzının yokluğundan dolayı dünya ve Müslümanlar ne kadar da çok şey kaybettiler!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hüsameddin Mustafa

Devamını oku...

İnsanlığın Efendisinin İnşa Ettiği Yapının Yıkılmasının Yıldönümüne Dair Düşünceler ve Dersler

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İnsanlığın Efendisinin İnşa Ettiği Yapının Yıkılmasının Yıldönümüne Dair Düşünceler ve Dersler

Haber:

Hilafetin yıkılışının yıldönümünün gölgesinde bugün dünyanın tanık olduğu Yemen, Venezuela ve İran'daki olaylar...

Yorum:

Bugün dünya, savaşlar, katliamlar, servetlerin yağmalanması, yolsuzluk ve zulüm gibi karanlıkların içinde yaşıyor; öyle ki değerler yok olmuş ve huzur kalmamıştır. Bugün bu gerçeklikle yüzleşmek için kapsamlı bir ideolojik tasavvura sahip olan tek şey İslam olduğu gibi bugün yeryüzünde Amerika'nın önderlik ettiği bu gerçekliğe karşı durmaya cesaret eden tek şey de İslam ümmetidir; dolayısıyla Müslüman, akımlara kapılıp dünyanın gitmiş olduğu yönde hareket etmek için yaratılmamıştır, aksine dünyaya liderlik etmek ve insanlığa kendi yönünü dayatmak için yaratılmıştır; çünkü Müslüman, hak olan bir risalete sahiptir. الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِيناًBugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” [Maide 3] Çünkü Müslüman, bu dünyadan, onun seyrinden ve yönünden sorumludur.  وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداً İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resul’ün de size şahit olması için sizi vasat bir ümmet kıldık.” [Bakara 143]

Nitekim zaman, Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hicretinden önceki sapkınlığın zirveye ulaştığındaki haline geri dönmüştür. Medine'de İslam Devleti'nin kurulması insanlık tarihinde bir dönüm olmuştu ve bugün dünya bir kez daha bir dönüm noktasında durmaktadır: Ya Müslümanlar sorumluluklarını üstlenip Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu gibi İslam Devleti’ni kuracaklar, böylece önce kendilerini kurtarıp sonra da dünyayı güvenliğe kavuşturacaklar ve İslam'ın nuruyla asrın karanlıklarını dağıtacaklar, ya da dünya kötüden daha da kötüye giden mevcut yolunda ilerlemeye devam edecektir. Zira dünyanın bugün yaşadığı tüm acıların tek çözümü, küresel liderliğin değişmesi ve hayatın dümeninin, kapitalist Amerika'nın elinden, beraberinde adalet ve merhameti taşıyan Hilafetin eline geçmesidir.

Ey Müslümanlar, Allah’ın sizleri hidayetine liderlik etmeniz için seçtiği bu engin dünya işte karşınızda duruyor; haydi o zaman Allah’ın dilediği kimseyi insanlara tapmaktan Allah’a ibadet etmeye, dünyanın darlığından dünyanın ve ahiretin genişliğine ve dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine kavuşturmak amacıyla Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir ile çalışanlarla birlikte çalışın. Zira Hilafet ticaret ve sanayidir, izzet ve güçtür, dini ve dünyayı korumaktır, asıl ve fasıldır; çünkü onun sayesinde hükümler tatbik edilir, hadler uygulanır, fetihler yapılır ve hak olan başlar dik tutulur. Çünkü ülkeyi ve insanları küfrün ve onun ajanlarının nüfuzundan ve zebanilerinin ve kuyruklarının zulmünden kurtaracak, adaleti ve hayrı yayacak, İslam'ı ve Müslümanları izzetli kılacak, zulmün ve şerrin kökünü kazıyacak, küfrü ve kâfirleri zelil kılacak, İslam risaletini bir hidayet ve nur risaleti olarak dünyaya taşıyacak, insanlığı fikri kargaşadan ve değersel çalkantıdan çıkaracak, insanlar için hak ve batıl, hayır ve şer konusunda sabit bir denge koyacak, kanları, malları ve namusları koruyacak, sömürgeciliğe son verecek ve hegemonyaya değil, adalete dayalı uluslararası ilişkiler kuracak olan Hilafettir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Cabir Ebu Hatır

Devamını oku...

SAYI 582 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

İran ve Kara Öküz

Haber-Yorum

İran ve Kara Öküz

Haber:

İran sokaklarında rejimin devrilmesi için büyük gösteriler patlak verdi ve bu gösterilere, göstericilerin zorla ve kurşunlarla bastırılması halinde doğrudan askeri müdahale yapılacağına dair garip bir Amerikan tehdidi eşlik ettiği gibi İran halkına ilk kez rejimi tümüyle değiştirmeleri için açıkça bir kışkırtma da eşlik etti.

Yorum:

Belki zamanlama şaşırtıcıydı, ancak İran rejimini bekleyen kader, hain Amerikan kapitalist politikasını izleyen birçok gözlemci için uzun zamandır açıktı. Ekonomik ve kültürel olarak boğulan, uluslararası etkisi gözlerinin önünde eriyip giden Amerika Birleşik Devletleri, dünyadaki hegemonyasını ve kontrolünü sürdürme çıkarlarını korumak için zamanla yarışmaya karar verdi. Bu yüzden önünde, ister topraklarını birbiri ardına kaybetme tehdidi altında olan Avrupa ve ülkeleri gibi dost derecesinde olsun, isterse hain ve ihanete uğramış İran rejimi gibi tabi mesabesinde olsun dünkü müttefikleri pahasına aşırı güç kullanmaktan ve ileriye doğru koşmaktan başka bir seçeneği kalmamıştır. Böylece havuçlarını çiğneyip onları kırmış ve kendisine hayır diyen herkese karşı kalın sopasını sallamıştır.

İran rejiminin Irak ve Afganistan'da Amerika'ya onlarca yıl hizmet etmesi ve Orta Doğu'yu belirsiz bir süre için parçalayan kirli bir mezhep savaşını ateşlemede gösterdiği amansız işbirliği, ona şefaat etmeye yetmedi. Ancak, hizmetlerinin tükenmesi, faydasının sona ermesi ve Amerikan perspektifinden bakıldığında bir sonraki aşama ve gereklilikler için uygun olmaması, onun ölüm ilanını yazmak için yeterliydi. Amerika'nın, İran'ın gösterileri kurşunlarla bastırması halinde askeri saldırı tehdidi ve bu kez rejimi devirme çağrısı, tehlikeli bir müdahale ve göstericiler için tam bir koruma sağlıyor. Suriye halkı kimyasal silahlar, varil bombaları ve Scud füzeleriyle yok edilirken bu imkân Suriye'ye sunulmamıştı. İran rejimi, Batı ile çatışan çıkarlar oyununda kontrolün kendisinde olduğunu ve Batı projesinin vazgeçilmez bir parçası olan, müzakere etmekten başka çaresi olmayan bir rejim olduğunu düşündükten sonra, mesajı çok geç anladı.

Amerika'nın, Velayat-i Fakih'in iktidarının devrilme riski ile karşı karşıya kaldığı doğrudur ve belki sonuçlar onun istediği gibi sorunsuz ve sakin bir şekilde gelişmeyecektir. Aksine, İran rejiminin düşüşü bölgede kaosa neden olacak ve Amerika'nın söndüremeyeceği bir yangını ateşleyecek ve on yıllar boyunca inşa ettiği her şeyi yakıp kül edecektir. Belki de bu yaklaşan kötülüğün ardından, sırasını bekleyen ve ortaya çıkmayı bekleyen bir iyilik gelecektir. Ancak, bugün buradan çıkarılacak ders, komşularına ve akrabalarına ihanet edenlerin aşağılık doğasından bahseden atalarımızın tarihe geçen şu hikmetli sözüdür: “Kara öküzün yenildiği gün yenilmişim!”

Sırada bunu söyleyecek olan kim acaba?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Adnan Mezyan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER