Pazar, 22 Recep 1447 | 2026/01/11
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Mübarek Suriye Devrimi, İslam Ümmetinin Arzuladığı Bir Umuttur!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Mübarek Suriye Devrimi, İslam Ümmetinin Arzuladığı Bir Umuttur!

İslam ümmetinin öleceğini söyleyenler yalan söylemiş ve kâfir Batı ile avenelerinin, İdlib'deki devrime baskı uygulayarak, başarısız projelerine hizmet etmeye ve suçlu Esad ailesinin bir uzantısı olan açık bir laikliğe dönüştürmeye yönelik tuzakları başarısız olmuştur; bunun üzerine Beşar'ın yerine geçecek onun tıpatıp aynısı olan birini bulamayınca Ahmed Şara'yı temsilcileri olarak getirdiler. Sonra Amerika ve bölgedeki ajanları, ilk günden itibaren “Bizim Allah’tan Başka Kimsemiz Yok” ve “O Allah İçindir… O Allah İçindir” gibi mübarek devrimin geniş başlığını taşıyan coşkun nehrin dalgasına bindiler. Devrimin samimi kişileri, onu doğru anlamlarına ulaştıracaklarına güveniyorlardı; bu doğru anlam ise, saf İslam'ı, tek bir varlık ve otorite altında, yani Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin altında yönetime ulaştırmaktı.

Nitekim devrim, iniş çıkışlarla, barikatlarla, kuru rüzgarlarla ve kasvetli gökyüzüyle doluydu ve hâlâ da öyledir ama devrim, Allah'ın, bu ümmetin tek bir kişi, yani Müslümanların Halifesi altında birleşmesiyle ilgili murat ettiği şey gerçekleşsin diye her geçen gün daha da parlak ve ışıltılı bir hale geliyordu. Ki böylece Suriye, Medine’nin Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu azim bir varlığın ilk irtikaz noktası olduğu gibi irtikaz noktası olsun, sonra harekete geçsin ve ideolojik devletlerin tarih boyunca ömrünün uzun olması açısından insanlığın bildiği en büyük başarıyı gerçekleştirsin. Bakın işte bugün Şam devrimi, münafıkların ve kafirlerin burnu yere sürtünse de dünyayı sarsmak isteyen güçlü bir yankıyla geri dönüyor.

İsra ve Mirac topraklarını gasp eden Yahudi varlığının başbakanının Hilafetten bahsedeceğine kim inanırdı? Zira Russia Today TV 21/4/2025 tarihinde şunu yayınlamıştır: Netanyahu, “Akdeniz kıyısında herhangi bir halifeliğin kurulmasını kabul etmeyeceğiz ve yanıtımız sert olacaktır” uyarısında bulundu.

Rand Corporation ve Nixon Institute gibi düşünce merkezleri olarak adlandırılan araştırma merkezleri ve benzerleri, Müslümanların durumunu incelemeye önem vermiş ve dalgaya binme politikasının benimsemenin gerekliliği konusunda çeşitli öneriler sunmuştur; bunu da sözde ılımlı İslamcı grupları istismar edip onları siyasi oyuna ve yönetime dahil ederek, bu merkezlerin sahiplerinin aşırılıkçı ve terörist olarak nitelendirdiği gerçek İslami eğilimlere darbe indirmek amacıyla bir araç olarak kullanmak için yapmışlardır.

İstihbarat çevreleri ise, Hilafetin ilanının yaratacağı ilk şoktan korkuyorlar. El-Vai dergisinin 270-271. sayılarının, 2002 yılının sonlarında yayınlanan “Batı'nın Gözünde Hilafet” başlıklı makaleden, “Alman İstihbarat Teşkilatı Hilafetin Kurulması Konusunda Uyarıyor” başlıklı haberden bir alıntı: “Alman istihbarat teşkilatının başkanı August Hanning, Körfez bölgesiyle başlayarak bir dizi Arap ülkesini ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında çeşitli Arap istihbarat teşkilatlarının liderleriyle görüşmüştür; uluslararası istihbarat faaliyetlerinden birinin başında bulunan bu adam için en önemli konular Irak dosyası ve İslamcı köktencilik olmuştur. İslamcı köktencilik konusunda Alman istihbarat analistleri, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan'daki İslamcı hareketlerin binlerce destekçisinin, kendi iddialarına göre bölgede bir Hilafet kurmak için geniş çaplı bir saldırı başlatmasını bekliyorlar; Alman yetkililer, istihbarat teşkilatının tahminlerine büyük güven ve itibar duyuyorlar.”

Amerikalı düşünür Henry Kissinger, 6 Kasım 2004 tarihinde Hindistan'da düzenlenen ikinci Hindustan Times Liderler Konferansı'nda yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Tehditler, 11 Eylül'de tanık olduğumuz terörden değil, radikal köktendinci İslam'dan geliyor. Radikal köktendinci İslam, köktendincilerin İslami Hilafet meselesinde görüşüne aykırı olan ılımlı İslam'ı baltalamaya çalışıyor.” Ayrıca Kissinger, asıl düşmanın, İslam konusunda aktif olan ve hem ılımlı İslami toplumları hem de Hilafetin kurulmasına engel olarak gördüğü diğer tüm toplumları aynı anda devirmek isteyen köktenci kesim olduğunu söylemiştir. (Newsweek Dergisi, sayı 8, Kasım 2004). 

Nitekim bu meseleyi gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaştırmak için samimi adam gibi adamlar tarafından desteklenen mübarek devrimin ivmesi geri dönmüştür. Zira 8 Aralık 2025'te Şam tiranının devrilmesinin birinci yıldönümünde ve ona karşı savaşan gruplardan oluşan Suriye ordusunun askeri geçit töreni sırasında, Hizb-ut Tahrir'in çağrılarına ve Erdoğan'ın rejimi örtbas etmek, devrimi sulandırmak ve onu ortadan kaldırmak için geçiş noktalarının açılması düşüncesinin önünü kesmeye yönelik fikri ve siyasi olarak olgunlaşmış ayrıcalıklı nasihatlerine icabet ettiler ve böylece bu gruplar ve onunla birlikte samimi gençler bunu engellediler. Dolayısıyla devrime karşı hazırlanan tüm planları ortaya çıkarmak aylar sürdü ve devrimin zayıflayıp ölmemesi için gruplardan cepheler açmalarını talep ettiler ki bu sırada Suriye rejimi en zayıf durumundaydı. Nitekim bu gruplar, devrimin coşkusunu artıran ve ona yeni kan enjekte eden bu samimi çağrılara yanıt verdi ve rejim, geniş silah deposuna ve tecrübesine rağmen iki haftadan kısa bir süre içinde çöktü. Böylece komplolara, entrikalara ve Erdoğan'ın planlarına, onun Batı'nın gözünde kahraman olarak taçlandırılan çabalarına ve Müslümanların kafasını daha fazla karıştırmak amacıyla laiklik mefhumlarını İslami mefhumlarla harmanlayarak ılımlı olarak adlandırdıkları İslam temelindeki saptırıcı projelerine hizmet etmesine rağmen Allah onlara ezici bir zafer bahşetti.

Hareket, Batı ve laikler için büyük bir korku kaynağı olmaya devam ettiği gibi İslam'ın zirvesi olan cihadın olduğu en büyük şerî hükmü ortaya çıkarmaya devam etti ve askeri geçit töreni sırasında bu mefhum, güçlü bir şekilde öne çıktı; zira bu şerî hüküm, cihada çağıran mübarek devrimin temel direklerinden biri olup mümin ordunun gırtlakları, ya ölümü ya da hayatı gerektiren hayati davayı haykırmaya başlamış ve onların,  “Gazze, Gazze, Gazze, Şiardır, Gazze, Zafer ve Sebattır, Gazze, Gece Gündüz Yıkımdır, Sana Geliyorum Ey Düşmanım Sana Geliyorum, Ateş Dağından Sana Geliyorum, Kendi Kanımdan Cephane, Senin Kanından Nehirler Yapacağım” şeklindeki sloganları atmaları Yahudileri, Batı'yı ve münafıkları öfkelendirmiştir. Bu da Yahudi varlığının güvenlik aygıtının üst düzey yetkililerin katıldığı toplantılar düzenleyerek ortaya çıkan görüntüleri tartışmalarına neden olmuş ve Suriye rejimine güçlü mesajlar göndermek için adımlar atılması beklentisi oluşmuştur; zira Yahudi radyosuna göre, Yahudi varlığı yeni Suriye rejimiyle şüphe ve endişe yaklaşımına göre ilişki kurmakta, ona tamamen şüpheyle ve aşırılıkçı bir cihatçı rejimin doğasıyla bakmaktadır ki biz değerlendirmelerimize onları karıştırmıyoruz.

Suriye devriminin hedeflerinin bilincinde olmaya devam etmesi ve ümmetin azim projesinin boyutlarının ve Suriye halkının da sahip olduğu en değerli şeylerini, yani canlarını feda etmesinin, yerlerinden edilmesinin ve on yılı aşkın bir süredir çadırlarda yaşamasının ardından artık kaybedecek hiçbir şeyin kalmadığının farkında olması, kalbi sevinçle dolduran harika bir şeydir; zira ümmet, kurtuluşu, başarıyı, egemenliği ve alemlerin Rabbinin şeriatının geri dönmesini beklemektedir. En sevindirici şeylerden biri de, bu ümmetin çevresini etkileyen ve ümmetin bir kazan gibi kaynamasına neden olan Suriye devriminin kararlılığı ve ordulardaki dönüşümdür ki bu, bilinçsizliğinden dolayı ümmetten çalınan Arap Baharından bu yana arzu edilen bir adımdı. Ancak mübarek Suriye devrimi, Müslüman ülkelerdeki bekasını sürdürmek, servetlerini yağmalamak, ümmetin zihinlerini bozmak ve onu öldürüp yok etmek için kafir Batı'nın ümmetin ordularına uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle zor olan çemberi tamamlamak isteyen ümmet için bir umut olarak kalmaya devam etmiştir. Ama bu Kur'an ümmeti ve İslam'ın mucizevi ümmeti, Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, فَإِنَّهُ لَا نَبِيَّ بَعْدِي… “Benden sonra peygamber olmayacaktır” kavlinden dolayı kıyamet gününe kadar var olmaya devam edecektir. Zira bu ümmet, uzun süredir maruz kaldığı hastalıklar ve zorluklara rağmen, hala canlı olan bir ümmettir. Nitekim Allah ümmete bilinçli bir grup, yani halkına asla yalan söylemeyen bir lider (Hizb-ut Tahrir) bahşetmiştir; zira Hizbut Tahrir, ümmet için planlar yapmakta, onun şanını yüceltmekte ve onu, gece gündüz kurulan büyük komplolara rağmen ıstılahta fikirler savaşı olarak adlandırılan en şiddetli fikri savaşlardan birinde zaferden zafere taşımakta olup dünyayı sarsacak ilk açıklamasını yaparak Şam devrimi bir için umut olmuştur. İşte bu en büyük zaferdir ki bu; sadece dünyanın hayrını isteyen, Rabbinden korkan, Rabbinin cennetlerini arzulayan, dünyada ve ahirette kurtuluşu arzulayan ve kendisinde asla izi silinmeyecek izler bırakarak eziyet edenlere karşı nefret veya intikam arzusu beslemeyen ümmetin İkinci Raşidi Hilafetidir.

Onurlu Suriye devrimi, ümmetin dikkatini çekmeye devam etmekte olup kaçınılmaz olarak orduları harekete geçirecektir; dolayısıyla önümüzdeki dönemde ümmetin ordularının bir namesi olması için uzun süredir beklediğimiz bu ordunun namelerinden, önümüzdeki dönemlerde tüm ümmetin orduları için güçlü bir çağrı işiteceğimizi umuyoruz. Nitekim tüm göstergeler, kaçınılmaz olarak gelecek olan bir zaferin işaretlerini teyit etmekte olup bizler, Allahu Teala’nın yardımından emin olduğumuz için sevinç ve mutlulukla doluyuz. Zira Allahu Teala Nur suresinde şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Muhammed Semâni - Sudan

Devamını oku...

Bugünün Firavun’u, Yakında Dünün Firavun’unun Akıbetine Uğrayacaktır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Bugünün Firavun’u, Yakında Dünün Firavun’unun Akıbetine Uğrayacaktır

Haber:

Görünen o ki Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanması, Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ın Latin Amerika'daki komşu ülkelerle de aynı şeyi tekrarlamaya yönelik iştahını kabartmaktadır. Zira bölgede ABD'nin ek askeri müdahalelerinin olabileceğini ima ederek şöyle demiştir: “Kendimizi iyi komşularla çevrelemek istiyoruz. Kendimizi istikrarla çevrelemek istiyoruz. Kendimizi enerjiyle çevrelemek istiyoruz.” Nitekim Kolombiya ile başlayarak, “oradaki operasyonun kendisine iyi göründüğünü” söyledi, ardından Küba ve Meksika'yı tehdit etti. (El Cezire, 05/01/2026)

Yorum:

“Önce Amerika”, Beyaz Saray'ın 05/12/2025 tarihinde yayınladığı ulusal güvenlik stratejisinin bir sloganıdır; bu strateji, “güç yoluyla barış” ilkesine tabi olmayı belirten “Trump'ın Monroe Doktrini'ne eklemesi” olarak adlandırılan şeye dayanmaktadır.Monroe Doktrini, Aralık 1823'te Başkan James Monroe tarafından açıklanan bir Amerikan dış politika programıdır; ama Trump, bu doktrinin Batı Yarımküre'de Avrupa sömürgeciliğine karşı bir politika benimsemesi ve bölgedeki Amerikan jeopolitik hegemonyasını pekiştirmesi açısından önemli olmasına rağmen, kendisinin Donald olarak Monroe'dan çok daha üstün olduğu için onun adını “Donroe Doktrini” olarak yeniden adlandıracağını açıklamıştır.

Trump, kibirli ve böbürlenen, sabah akşam hırlayan bir tiranlık örneği olup kendisini övgüyle tesbih etmeyen her ülkeye sırasının geleceğini söyleyerek tehdit etmektedir; zira Venezuela'nın ardından şimdi de Kolombiya, Küba ve Meksika'yı tehdit ediyor, Grönland adasını ele geçirme ve ardından da İran'a askeri müdahalede bulunma niyetini açıklıyor ve liste böylece uzayıp gidiyor.Aşağılamasına ve Müslümanlara karşı üstünlük taslayan kibirli söylemlerine ve kendisini insanlığın arındırıcısı ve kurtarıcısı ve onun güvenliğinin koruyucusu olarak görmesine ek olarak bu bize, Allahu Teala'nın şu kavlini hatırlatmaktadır:قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ Firavun: Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum dedi.” [Mümin 29]

Baskı ve zulme dayanan bu firavun teorisi ve politikası, sahibini etkisi altına alan histerik delilik nöbetlerinden başka bir şey değildir; her ne kadar bunun zahiri, şiddetli bir çatışma aşaması ve beklenen zorluk dönemi gibi görünse de batınında, bir medeniyetin iflası, ölmekte olan bir sistemi ve hiçbir iz kalmayacak şekilde tarihin çöplüğüne atılacak olan bir gücün ve iktidarın yok oluşu vardır. Nitekim Allah bize, ibret alalım diye kıssalarında Firavun ve benzerlerinin akıbeti hakkında haber vermiştir: فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَىAllah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.” [Naziat 25] فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي اليَمِّ فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ * وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَيَوْمَ القِيَامَةِ لاَ يُنصَرُونَ * وَأَتْبَعْنَاهُمْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ القِيَامَةِ هُم مِّنَ المَقْبُوحِينَBiz de onu ve ordularını kıskıvrak yakalayıp denize gömdük. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu! Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım da görmeyeceklerdir. Bu dünyada onların ardına lâneti taktık. Kıyamet günü de Rabbin merhametinden büsbütün mahrum kalacak ve en çirkin suratlı kimseler olacaklardır.” [Kasas 40-42] Bu ayetler, akıl sahiplerine tiranların akıbetinin yok olmaya mahkum olduğunu ve onları takip etme ve onları dost edinme konusunda onlara yönelik argümanın bir mazeret olamayacağını açıklamaktadır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
M. Durra El-Bakuş

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Mensubu Olması Nedeniyle St. Petersburg'da Tacik Bir Kadının Tutuklanması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hizb-ut Tahrir Mensubu Olması Nedeniyle St. Petersburg'da Tacik Bir Kadının Tutuklanması

Haber:

St. Petersburg'daki Petrogradsky Mahkemesi, Tacikistanlı bir kadının 40 gün süreyle gözaltında tutulmasına karar verdi.St. Petersburg'daki ortak basın servisinin başkanı Daria Lebedeva'nın ifadesine göre kadın, kendi ülkesine iade edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Lebedeva Telegram kanalı üzerinden şunları söyledi: “Şehrimizdeki Petrogradsky Bölge Mahkemesi, Nagura Sameyeva'nın Tacikistan'da suç örgütü kurmak ve aşırılıkçı faaliyetler düzenlemek suçlamalarıyla ilgili soruşturma süresince hapsedilmesine karar verdi.”

Nagura, önceki gün Bolşaya Monetnaya Caddesi'nde gözaltına alınmıştı.Mahkeme kadının, Tacikistan'daki kolluk kuvvetlerinin talebi üzerine Interpol tarafından ülkeler düzeyde talep edildiğini tespit etti. Nitekim o, Mart 2025'te bir ceza davasında sanık olarak mahkemeye çıkarılmıştı.

Tacikistan kolluk kuvvetleri ajanslarına göre, tutuklu Türkiye topraklarında bulunduğu esnada Tacikistan'da yasaklanmış olan İslami Hizb-ut Tahrir'in fikirlerinin propagandasını yapmış ve internet üzerinden onun materyallerini dağıtmıştır.

Yorum:

Tacikistan özel servisleri, dinlerinin şiarlarını uygulayan insanların peşine düşmeye devam ediyor.Ayrıca bu şiddetli zulüm, bizzat Tacikistan dışında da meydana gelmektedir.Zira özel Tacik servisleri, Türkiye, Ukrayna ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Tacik göçmenlerin faaliyetlerini takip etmekte, onları ziyaret etmekte ve onlardan İslam'ın şiarlarını uygulamayı bırakıp yetkililerle işbirliği yapmaya başlamalarını talep etmektedir.Örneğin Almanya'da, Tacik konsolosluk yetkilileri, Tacik topluluğu tarafından açılan camilerden birini ziyaret ederek, caminin kapatılmasını talep etmiş ve Tacikistan'daki organizatörlerin yakınlarına vahim sonuçlar olacağı tehdidinde bulunmuştur. Bunun üzerine topluluğun liderleri bu talebe uymak zorunda kalmıştır.

Kayda değerdir ki Tacikistan'da başörtüsü takmaya kısıtlamalar getirilmiştir;zira 2024 yılında, “ulusal” değerleri ve ülkenin laiklik sürecini korumak iddiasıyla, başörtüsü ve peçe de dahil olmak üzere "kültüre yabancı" kabul edilen kıyafetlerin kamuya açık yerlerde giyilmesini ve bunların ithal edilip satılmasını yasaklayan bir yasa imzalanmıştır.

   

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Mansur

Devamını oku...

Receb-ul Hayr: Fetihlerin ve Zaferlerin Ayı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Receb-ul Hayr
Fetihlerin ve Zaferlerin Ayı

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

Mübarek Receb-ul Ferdu Esam (sağır) ayı geldiğinde, Müslümanlar onun hayrıyla müjdelenirler. Gerçekten de o, hayrıyla gelip ardından gelecek olan,içinde Kur’an’ın insanlara bir hidayet rehberi ve doğruyu yanlıştan ayıran açık deliller olarak indirildiği mübarek Ramazan-ı Şerif’in yaklaştığını müjdelemektedir.

Bu ayda büyük bir olay gerçekleşmiştir. Zira Allah, Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i, Kureyş kafirlerinin onu ve ashabından bir kısmını şiddetle baskıya maruz bırakmasının, İslam için çalışan, sabırlı, cefakâr kadınların bir örneği olan eşi Hatice’nin vefatıyla hüzünlenmesinin ve yine onu destekleyip himaye ederek  İslam’ın yüce yapısını ve büyük devletini yeniden kurmak için çalışan nice kardeş ve yeğenlerini destekleyen değerli amcalar gibi olan amcası Ebu Talib’in vefatıyla üzülmesinin ardından Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gece yürüyüşü ile (İsra) ikram ederek şereflendirmiştir.

İsra hadisesi, Rasulümüz ve örnekliğimizin hüznünün hafiflemesi için bir ikram olmuştur. Bununla iki mescidin iki kıblesinin kaderi birbirine bağlanmıştır; bu yüzden Müslümanlar, kafirlerin Mescid-i Haram’ı işgal etmesine nasıl ihmal edemezlerse, Mescid-i Aksa’nın işgalini de asla ihmal edemezler. Böyle bir durumda cihad ve onu kurtarmak için fedakârlık hakkı doğar. İşgale karşı susmak kesinlikle caiz değildir; aksi halde Müslümanlar günahkâr olur ve onları sadece mescidin ve onun çevresinin sınırlarında kalmayan rezil bir utanç ve zillet takip eder. Nitekim bugün olan da budur: Zira Müslümanlar onun kurtarılmasını ihmal edip Yahudilerin onu gasp etmesine ve hürmetini çiğnemesine sessiz kalınca, Yahudilerin buluntu varlıkları her bir yerdeki Müslümanlara el uzatmaya başladılar.

İşte bu yüzden Receb ayı, onu kurtarmak için cihadın farziyetini hatırlatır; çünkü Batılı Haçlı güçlerinin desteği ve özellikle Ürdün yöneticileri başta olmak üzere Müslümanların başındaki yöneticilerin işbirliğiyle Yahudiler, Mescid-i Aksa’yı gasp etmişlerdir; zira onlar, 1967 yılında Aksa’yı, Kudüs’ü ve Batı Şeria’yı Yahudilere altın bir tepside teslim etmişlerdir.

Bu haram ayda, İslam Devleti’nin kurulmasından iki yıl sonra kafirlerle ilk çatışma gerçekleşti. Abdullah ibn Cahş Radıyallahu Anh komutasındaki seriyyede Müslümanlar Kureyş’ten birini öldürdüler, ikisini esir aldılar ve kafileyi ganimet olarak ele geçirdiler. Allah, onların yaptığını doğruladı ve kafirlerin Allah yolundan alıkoymaları, inkâr etmeleri ve insanları dinleri konusunda fitneye düşürmeleri sebebiyle haram ayda savaşmayı caiz kılan bir ayet indirdi. Bu olay, cihadın başlangıç ilanı ve Müslümanların savaşa hazırlanması mesabesinde olmuştur. Zira cihad olmadan din yücelmez, düşmanlar Müslümanlara ve hürmetlerine saldırmaktan vazgeçmezler; insanlar da kulların kulluğundan kurtulup tek ve kahhar olan Allah’a kulluğun nurunu, dünyadaki sıkıntıdan hem dünya hem ahiret saadetine kavuşmayı ve batıl ilkelerin, bozuk dinlerin zulmünden İslam’ın nurunu ve adaletini göremezler.

Bunun ardından Müslümanlar savaşa şevkle yöneldiler. Bunun üzerine büyük Bedir savaşı vuku bulmuş ve onun ardından gelen savaş ve gazveler, Arap yarımadasını şirkten ve küfür hükmünden kurtarmıştır.

Hicretin dokuzuncu yılındaki Receb ayında, dünyanın bir numaralı devleti olan Roma’ya karşı Tebuk Gazvesi meydana gelmiştir. Nitekim bu savaşta, onların kafirleri ve onların dostları olan Arap Hristiyanlarla beraber Müslümanların önünden kaçmışlardır. Bu büyük bir zafer ve İslam Devleti’nin büyük bir devlete dönüşmesi yolunda büyük bir adım sayılır. Zira dünyanın süper devletiyle rekabet eden ve çatışan devlet, büyük devlet haline gelmişti.

Nitekim bu, onların devrilmeleri ve Şam beldesinden kovulmaları için önemli bir adım olmuştur; zira Müslümanlar, ilk Halife Ebu Bekir döneminde, Hicri 14. yılın 16 Receb’inde Şam’ı fethetmişlerdir. Bunun üzerine onların Herakliyus’u kaçmış ve “Sana elveda ey Suriye!” diyerek fethedilmesi için Müslümanların onlarla bir sonraki buluşmasının olacağı İstanbul’da gizlenmiştir.

Ardından Müslümanlar, Endülüs’ü fethedip Paris sınırlarına ulaşıncaya kadar savaşa devam ettiler. Nitekim Müslümanlar, orduları Kastilya Kralı'na karşı birleşince H. 12 Receb 479 yılındaki Zellaka Savaşı’nda kaybettikleri Endülüs hâkimiyetini yeniden tesis ettiler.

Aynı şekilde Müslümanlar, Selahaddin Eyyubi’nin önderliğinde, Hicri 27 Receb 583’te iki kıblenin ilki ve üçüncü Harameyn olan Kudüslerini ve Mescitlerini kurtardılar. Bu da Müslümanlara, ordularının komutanları arasından, bugün İslam beldelerinin başındaki yöneticiler gibi komplo kuran Fatımilerin yönetimini deviren Selahaddin gibi bir komutanın çıkıp onun yolunu takip etmeleri gerektiğini hatırlatmalıdır ki böylece Yahudilere bir ders versin, Yahudileri ve arkalarındaki Herakliyus Trump’ın başkanlığındaki Batılı yeni Roma kafirlerini sürgün etsin, onları dost edinen Müslümanların başındaki yöneticilerin kökünü kazısın ve Müslümanları saptırmaya ve onları, bu ayda meydana gelen büyük zaferlerin ve önemli olayların öneminden uzaklaştırmaya çalışan münafıkları bastırsın ki böylece bu, ilk siretlerini yeniden tesis etmek amacıyla Müslümanlar için bir katalizör olsun.

Yine bu ayda, yani H. 28 Receb 1342’de İslam ümmetinin temellerini sarsan çok önemli bir olay ve büyük bir trajedi meydana geldi; zira kafirler, ajanları yoluyla Osmanlı Hilafetini yıktılar ve onun enkazının üzerine, kafirleri takip eden, haramları helal, İslam’ın hükümlerini haram sayan ve bunları uygulamak için çalışanlarla savaşan laik demokratik küfür sistemini kurdular. Böylece kafirler, İslam beldesini elliden fazla parçaya bölerek bunları vatanlar ve devletler olarak adlandırdılar, onlar için ayrı sınırlar ve kör bayraklar çizdiler ve halklarını da birbirlerine yabancı bir hale getirdiler.

Receb ayı Müslümanlara, Kerim Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği gibi Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için çalışmanın farziyetini hatırlatmalıdır. Zira Allah onlara, onları yeryüzünde egemen kılacağını, onları ve dinlerini iyice yerleştireceğini ve O’na ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmayacakları şekilde onları güven ve emniyette kılacağını vaat etmiştir.

Son olarak, güzel bir son olan ve Hicri Receb 1372 yılında gerçekleşen büyük bir olayı hatırlatalım; zira Hilafetin yıkılışından otuz yıl sonra, Hilafeti yeniden kurma projesini benimseyen bir partinin kurulduğu ilan edilmiştir ki bu parti, Hizb-ut Tahrir’dir. Nitekim Hizb-ut Tahrir, Hilafetin kurulması konusunu, hayati bir mesele haline getirmiştir. Ayrıca Hilafetin anayasa tasarısını ve özellikle yönetim sistemi ve organları, ekonomik sistemi ve ideal politikaları olmak üzere onun sistemlerini belirlemiş, dış politikalarını çizmiş ve böylece Hilafet fikri, onu kurmak için çalışan ve onun yönetimini üstlenecek olanlar için açık bir hale gelmiştir.

Nitekim parti, kafirlerin ve onların münafıklar ve Batı ve onun kültürleriyle aldatanlardan oluşan yardakçılarının savaşına rağmen Müslümanlar arasında bu fikri yaymada başarılı olmuştur; böylece kafirler partiyi hesaba katar hale geldiler ve yalanlar ve kasıtlı söylentilerle partinin imajını çarpıtmaya çalışıyorlar ve partiyi, kitaplarını ve bildirileri yasaklayarak, partiyi ve faaliyetlerini karartarak, gençlerine zulmedip onları hayatın her alanında kısıtlamaya maruz bırakarak, gençlerini hapsedip bazılarına ölünceye kadar işkence ederek her yerde ve tüm alanlarda partiyle savaşıyorlar.

Ayrıca parti, herhangi bir cemaatin başaramadığı bir başarı elde etmiştir; zira ırklarına, kavimlerine, mezheplerine ve cinsiyetlerine bakmaksızın bütün Müslümanlardan gençler toplamış ve kafirlerin İslam beldeleri ve halklarının arasına çizdiği tüm sınırları aşmıştır. Böylece parti İslam ümmetini Allah’ın izniyle yakında tek bir devletin altında birleştirme konusunda bir örnek olmuştur.

Bu nedenle ümmetini, dinini, Kudüs’ünü ve Aksa’sını kıskanan herkesin, bu hayırlı partiye katılması veya en azından gücü yettiğince onu desteklemesi gerekir ki böylece Hilafeti kurmak için çalışma farzını terk ederek işlediği günah üzerinden düşsün, Hilafetin kurulmasında bir payı olsun ve boynunda, onlara Allah’ın indirdikleriyle hükmeden ve onları İslam’ın izzetiyle aziz kılan bir halifeye biat halkası bulunsun ve böylece de cahiliye ölümü ile ölmesin.

Kaynak: El-Raye Gazetesi -580. Sayı - 31/12/2025

Devamını oku...

Uyuşturucu Aslında Bir Tehdit Değil, Medeniyetinin Bir Unsuru Olmuştur Ey Amerika!

Haber-Yorum

Uyuşturucu Aslında Bir Tehdit Değil, Medeniyetinin Bir Unsuru Olmuştur Ey Amerika!

Haber:

Venezuela'ya yönelik askeri saldırının ardından düzenlediği ilk basın toplantısında Trump, Venezuela devlet başkanını tutukladıktan sonra ona bir uyarıda bulundu ve Venezuela devlet başkanının, ürünleri ABD'ye kaçak olarak sokulan kokain fabrikalarının sahibi olduğunu iddia etti. Oysa Trump, kendi halkı arasında giderek kötüleşen uyuşturucu sorununu görmezden geliyor! (RT-ARABIC)

Yorum:

ABD Ulusal Uyuşturucu Bağımlılığı Enstitüsü'ne (National Center for Drug Abuse Statistics) göre, on iki yaş ve üstü Amerikalıların yarısından fazlası hayatlarında en az bir kez yasadışı uyuşturucu kullanmış olup, en yaygın kullanılan uyuşturucu ise esrardır.

Amerika'daki uyuşturucu piyasası müşterilerle dolup taşarken, devlet bu olguyu durdurma konusunda acizlik gösteriyor, hatta belki de bunu maddi ve ekonomik amaçlar için istismar ediyor bile olabilir; zira devlet, uyuşturucu bağımlılığından muzdarip olan ve bu maddelerin etkilerinden kurtulmak için bakım ve tedaviye ihtiyaç duyan insanları kasten ihmal etmekte ve bu yüzden de Amerikan sokakları bağımlılık sorunlarına çözüm bulamayan bağımlılarla dolup taşmaktadır!

Dahası bunun da ötesinde Amerikan halkının bireyleri arasında ekonomik ve sosyal sorunlar yaratan kapitalist sistem, onları yozlaşmış ahlak sisteminin içine düşürdüğü acı psikolojik gerçeklikten kaçmak için uyuşturucu kullanmaya itiyor; bu yüzden onlar, sistemin kendilerine sunduklarından ve devletin onlara yaptıklarından dolayı uyuşturucuları bir sığınak olarak görüyorlar!

İki Partili Politika Merkezi'ne (Bipartisan Policy Center) göre, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evsizlerin sayısı 2024 yılında 771.480'e yükselmiştir!Bu, Amerika'da birbiriyle bağlantılı ve birbirini güçlendiren krizleri yansıtan büyük bir rakamdır.Sosyal sorunlara gelince; yazar Phyllis Schlafly, çekirdek ailenin parçalanmasının Amerika'nın temel sorunu olduğunu vurgulamakta ve "Amerikan Ailesini Kim Öldürdü?" adlı kitabında, bu başarısızlık konusunda feministleri, mahkemeleri, medyayı ve okulları suçlu bulmaktadır.

Bu sorunlar, yaratıcının hayatla olan ilişkisini reddeden laik fikirlerin gölgesindeki bireylerde meydana geliyor; bu da bu sorunlardan etkilenenleri, otomatik olarak sorunlar ve acılarla dolu gerçekliği aşmaya, ondan kaçarak zihni sarhoş eden ve duyuları uyuşturan bir yola yönelmeye itiyor ve böylece onların gözünde uyuşturucu kullanımı, güvenliğin olmadığı bir dünyada güvenlik anlamına geliyor!

Bu faktörler, uyuşturucunun yayılmasını, Amerikan toplumunda sadece dışsal veya geçici bir faktör olmaktan ziyade, onu yapan ve besleyen fikri bir sistemden kaynaklanan bir kültür ve medeni bir davranış haline getirmektedir. Sonra bu gerçeklerin ardından onun başkanı çıkıp, Venezüella devlet başkanının kokain üreterek Amerikan toplumuna zarar verdiğini söyleyerek onun tutuklanmasını haklı çıkarmaya çalışıyor!

Irak'ta, Afganistan'da ve başka yerlerde gördüğümüz gibi, Amerika'nın resmi söylemlerinden, ikiyüzlülük ve yalanlar akmaktadır. Batı medeniyetinin insanlığa karşı uyguladığı zulme son verecek olan, sadece Allah Subhanehu’nun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e indirdiği İslam nizamıdır; zira bu, insanın büyük varoluşsal sorularını çözerek onun aklını ikna eden ve insanın kalbine güven ve mutluluk veren bir akideden kaynaklanmaktadır. Bu da insanın akidesinden razı olarak ve dünyanın hakikatini anlayarak yaşaması içindir. Böylece insan, bir boşlukla çatışmayacak ve şaşkınlığın acısını çekmeyecektir. Bu akideden hareketle Müslümanlar, insanları, dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine ve dünyanın darlığından, dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturmak için ona susamış insanlığa ulaştırmaya başladılar. Bu yüzden yeryüzünün kayıp halklarına bir çözüm sunacak olanlar da sadece, Hilafetine ve konumuna geri döndüğünde İslam ümmeti olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Saba Ali - Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Halilzad'ın Kabil'e Yaptığı Kişisel Ziyaret: Gizli Bir Görev İçin Açık Mesajlar

Haber-Yorum

Halilzad'ın Kabil'e Yaptığı Kişisel Ziyaret: Gizli Bir Görev İçin Açık Mesajlar

Haber:

Geçtiğimiz günlerde, ABD'nin eski Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Kabil'i ziyaret etti ve bir medya röportajında Afganistan ile ABD arasındaki ilişkilerin durumu hakkında konuştu. Şu anda ABD hükümetinin bir üyesi olmadığını ve ziyaretinin "kişisel" olduğunu vurguladı; ancak aynı zamanda bu ziyaretin mahkum takasları, ikili ilişkiler ve bunları iyileştirme yolları hakkında görüşmeleri de kapsadığını kabul etti. Ayrıca Halilzad, resmi olarak hükümet yapılarından ayrılmış olmasına rağmen, kendisini hala Afganistan meselelerine “dahil” olarak gördüğünü açıkladı ve bu dosyaya karşı sorumluluk hissettiğini ifade etti.

Yorum:

Düşünülmesi gereken ilk nokta, içeriği tamamen siyasi olmasına rağmen bu ziyaretin kişisel olarak nitelendirmesidir; ayrıca diyaloğun gayri resmi olarak sunulması ancak bu diyaloğun, özellikle yıllardır ABD'nin Afganistan'daki politikasını tanımlayan aynı temalar etrafında dönmesidir. Bu röportajdan, sadece bir kişinin tutumları değil, aynı zamanda daha yumuşak ve gayri resmi bir şekilde olsa da Washington'un politikasının ana hatlarını da okumak mümkündür.

Zalmay Halilzad, Afgan siyasetinde yeni bir yüz değildir. Zira resmi görevi süresi boyunca, ABD'nin Taliban ile yaptığı görüşmelerin baş mimarı ve Afganistan krizini savaş alanından müzakere masasına taşıyan ve Taliban'ı Amerika Birleşik Devletleri'nin resmi bir tarafı olarak tanıyan Doha Anlaşması'nın kilit tasarımcılarından biri olmuştur. Dolayısıyla Halilzad bağımsız bir politika yapıcı değil, aksine maliyetleri düşürmek, tehditleri kontrol altına almak ve uzun vadeli taahhütlerde bulunmadan krizi yönetmek gibi belirli bir Amerikan stratejisinin uygulayıcısıdır.   

Son röportajında, Afganistan'ın artık Amerikan dış politikasında bir öncelik olmadığını açıkça belirtirken, ancak hemen ardından bu ülkenin Washington için hala önemini koruduğu eklemesinde bulunmuştur ki bu önem, Amerikan güvenliği ve Taliban'ın taahhütleri gibi tamamen iki özel meseleden kaynaklanmaktadır. Yani Amerikan mahkumlarının serbest bırakılması ve Taliban'ın -Doha anlaşmasına göre- terörizmi dizginleme taahhüdü ki böylece Afganistan toprakları Amerika ve müttefiklerinin çıkarlarına karşı kullanılmasın. Daha açık bir ifadeyle, Amerika'nın bakış açısına göre Afganistan hayati bir mesele değil, ancak kontrol altına alınması gereken potansiyel bir tehlikedir.

Halilzad bu kontrolü Doha Anlaşması çerçevesinde tanımlıyor. Taliban'ın, Afganistan topraklarını ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına karşı kullanmayacağına dair taahhütte bulunduğunu hatırlatıyor ve onun konuşmasından, Amerika'nın şu ana kadar bu yönden nispeten memnun hissettiği anlaşılıyor. Onun bakış açısına göre bu, kabul edilebilir pragmatizmin bir kanıtıdır.

Röportajın en önemli kısımlarından biri Bagram Hava Üssü konusudur; zira Halilzad'ın işgal tanımını reddetmekte ve meseleyi Amerikan güvenlik ihtiyaçlarıyla ilişkilendirmektedir. Dolayısıyla o, gelecekte Amerika ve Afganistan'ın yeniden işbirliğine girebileceğini ve Bagram'ın ikili görüşmelerin bir parçası olacağını açıkça belirtmektedir.Bu söz, Washington'un bakış açısına göre Bagram'ın kapalı bir dosya olarak değil, potansiyel bir araç olarak kalmaya devam ettiğini göstermektedir.Bu yüzden baskı, müzakere ve uzlaşma; güvenlik, diplomasi veya terörle mücadele başlıkları altında yeniden tanımlanabilir.

Aynı zamanda Halilzad, iyi polis ve teşvik edici rolünü oynamaktadır. Zira o, Taliban'ın politikalarını olumlu olarak değerlendiriyor ve dolaylı olarak da -Pakistan gibi- Amerika ile nasıl muamele edileceğini öğrenmelerini tavsiye ediyor.Pakistan'ın becerisine yönelik övgüsü, bir modele yönelik bir övgüdür: Bu model ise, Amerika'nın kırmızı çizgilerini korumakla birlikte egemen güçle olan ilişkilerinden en büyük faydayı nasıl elde edeceğini öğrenmiş bir ülke olmasıdır. Onun mesajı açıktır: Taliban gerçekçi olur ve oyunun kurallarını anlarsa, daha kabul edilebilir bir ortak haline gelebilir.

Ayrıca demokrasi ve Batı değerleriyle ilgili olarak da Halilzad, hedefte değil, üsluptaki bir değişiklikten bahsediyor.Zira o, Amerika'nın artık demokrasi ve değerlerini askeri güçle dayatmak istemediğini, ancak bunun onu terk etmek anlamına gelmediğini açıklıyor. Nitekim araçlar değişti: Zira yumuşak baskı, diplomasi, ekonomi ve şartlı angajman savaşın yerini almıştır.

Bu röportajın özeti, Amerika'nın Taliban'ın politikalarına olan göreceli memnuniyetinin, değer veya ilke olarak bir memnuniyet değil de pratik ve şartlı bir memnuniyet olduğunu göstermektedir.Ancak burada şu temel soru öne çıkıyor:Politikanın başarısının ölçütü Washington'un memnuniyeti ve tehditler yönetimi ise, o halde Allahu Teala'nın rızası nerede kalıyor?Ulus devlet ve vakıacı siyaset sisteminde, bu soru temel olarak silinmiştir; çünkü bugün siyaset, menfaat ve güç alanına indirgenmiştir.Gerçek kriz, Müslümanlar arasındaki otorite sahiplerinin –özellikle de İslam'ın hakim olması sloganını ortaya çıkanların– bu silinmeyi kabul etmiş olmaları ve devleti dini ortaya çıkarmanın bir aracı olarak değil de, pazarlık ve hayatta kalma için bir araç olarak görmeleridir!Bu çatlak, bugün yaşadığımız birçok siyasi çıkmazın aslıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yusuf Arslan - Afganistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER