Pazar, 07 Zilhicce 1447 | 2026/05/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hürmüz Boğazı'nın Kapatılması, Dünyada Ekonomik Bir Kriz Oluşturdu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hürmüz Boğazı'nın Kapatılması, Dünyada Ekonomik Bir Kriz Oluşturdu

 

Haber:

Uluslararası Para Fonu (IMF): Hürmüz Boğazı krizi, bölgede ve dünyada ekonomik bir kriz oluşturdu.

Yorum:

Sahadaki sahneler, dünyanın, bir dünya savaşına tahammül edemeyeceğini göstermektedir; zira kırk gün bile sürmeyen bir savaşla birlikte dünya piyasaları altüst olmaya, fiyatlar yükselmeye ve özellikle enerjiyle ilgili olanlar olmak üzere bazı mallarda kesintiler (tedarik sorunları) yaşanmaya başlamıştır; eğer Hürmüz Boğazı dünya genelinde, kırk gün süren savaştan daha tehlikeli bir ekonomik kriz oluştursaydı, o zaman insanın akla şu soru gelirdi; ekonomik krizi oluşturan şey Hürmüz Boğazı'nın kapatılması mıdır, yoksa Trump ve yaptıkları mıdır? Ya da başka bir şey midir?

Dünyanın yaşadığı trajik gerçeklik, dünyayı bu hale getiren kapitalist sistem sebebiyledir; zira dünya ekonomisine hakim büyük şirketler, alım satımın yapıldığı borsalar ve buralarda sermaye sahiplerinin kontrolünde olan şirket hisselerinin düşmesi ya da yükselmesi, dünyanın sefaletinin asıl sebebidir.

Trump, halklara karşı adaletsiz kapitalist politikanın bir uygulayıcısıdır; tarihte geriye döndüğümüzde Trump’dan daha tehlikeli ve daha zalim kimselerin olduğunu görürüz. Zira İngiltere iki dünya savaşına birden sebep olmuş ve halkları sömürmüş ve hâlâ da sömürmeye devam etmektedir; aynı şekilde Almanya, Fransa, Rusya ve diğer kapitalist devletler de aynı şeyi yapmıştır. Hatta bu sömürgeci devletler, Amerika'nın yaptığından çok daha fazlasını yapmışlardır; bakın işte bugün onların çoğu çökmüş ve zayıflamıştır.

İnsan doğası gereği zulümden nefret eder ve adaleti ister; nitekim devletlerin terazisinden adaletin düştüğü, yani yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Hilafetinin yıkıldığı günden beri dünya; güçlünün zayıf üzerinde nüfuz kurması için krizler, savaşlar, sömürgecilik, güçlünün zayıfı ezdiği (yediği), zenginliklerin yağmalandığı, katliamların, yıkımların ve yakıp yıkmaların içinde yaşamaktadır. Su geçitlerine sahip olan İslam ümmeti, tıpkı bir zamanlar denizlerin efendisi olduğu gibi, zalimlerin karşısında durmaya ve hayat damarlarını kontrol etmeye muktedirdir; bu yüzden adaleti yaymak, zulme karşı savaşmak, sömürgeciliğin kökünü kazımak ve insanlığı kapitalizmin zulmünden kurtarmak için bu ümmetin sahaya geri dönmesi gerekir. Bu da ancak, dünyaya yaklaşık on üç asır boyunca hükmederek adaleti yayan, zulme ve zalimlere karşı savaşan Hilafetin yeniden ikame edilmesiyle mümkündür ki Allah’ın izniyle bizim onunla bir randevumuz var; tıpkı Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurarak müjdelediği gibi: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Pakistan Yöneticileri, Trump’a Körü Körüne Hizmet Etmek Amacıyla İran Halkına Karşı Havuç ve Sopa Politikası Uyguluyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pakistan Yöneticileri, Trump’a Körü Körüne Hizmet Etmek Amacıyla İran Halkına Karşı Havuç ve Sopa Politikası Uyguluyor

 

Haber:

Reuters haber ajansı 18 Mayıs'ta şunları aktardı: “Pakistan, İslamabad'ın İran savaşında ana arabulucu rolünü üstlendiği bir zamanda, Riyad ile askeri iş birliğini güçlendiren ortak bir savunma anlaşması uyarınca Suudi Arabistan'a 8000 asker, bir savaş uçağı filosu ve bir hava savunma sistemi konuşlandırdı. Tüm kaynaklar, bu konuşlandırmanın yaklaşık 8000 askeri kapsadığını, ihtiyaç halinde daha fazlasının gönderileceğinin taahhüt edildiğini ve buna ek olarak Çin yapımı HQ-9 hava savunma sistemini de kapsadığını söyledi. (Reuters)

Yorum:

Haftalardır haberlerde, Pakistan'ın Hicaz bölgesine asker ve savaş uçakları konuşlandırdığı meselesi dolaşıyor; Pakistan yöneticilerinden herhangi bir resmi yalanlama veya doğrulama gelmezken, Müslümanların kanının ve mallarının korunmasına yönelik şeri vacibin zikredilmesi göz ardı edilerek, sadece hac mevsiminde Kabe-i Muazzama'nın kutsiyetini korumanın önemine dair söylemin propagandası yapılıyor. Abdullah İbn Ömer Radıyallahu Anhuma’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: رأيتُ رسولَ اللهِ ﷺ يَطوفُ بالكعبةِ وهوَ يقولُ ما أطيبَكِ وأطيبَ ريحَكِ ما أعظمَكِ وأعظمَ حُرمتَكِ والذي نفسُ محمدٍ بيدِهِ لحرمةُ المؤمنِ أعظمُ عندَ اللهِ منكِ مالُهُ ودمُهُ وأن يُظنَّ به إلا خيراً “Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Kâbe’yi tavaf ederken şöyle dediğini gördüm: Sen ne güzelsin, kokun da ne hoştur. Sen ne kadar büyüksün, hürmetin de çok büyüktür. Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, müminin hürmet ve kıymeti senin hürmetinden daha büyüktür. Allah onun malını, kanını haram kılmış ve bize mümin hakkında ancak hayır düşünmemizi emretmiştir. ” [İbn-i Mace ve Taberani rivayet etti]

Buna ek olarak Pakistan'ın askeri konuşlandırmasına ilişkin raporlar, şu sıralarda büyük Batılı güçlerin askeri güç gösterileriyle aynı zaman denk gelmiştir. Amerika'ya gelince; 18 Mayıs 2026'da Trump şöyle dedi: “Yarın çok büyük bir saldırı gerçekleştirmeye hazırlanıyorduk; bunu biraz erteledim, umarım sonsuza dek olur, belki de kısa bir süreliğine olur.” İngiltere'ye gelince; 17 Mayıs 2026'da Savunma Bakanlığı, “Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin Orta Doğu'daki operasyonlarda insansız hava araçlarıyla (İHA) mücadele etmek amacıyla düşük maliyetli yeni bir silah konuşlandırdığını” duyurdu; bu duyuru, Bakanlığın 12 Mayıs 2026'da “Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlamaya yönelik çok uluslu bir misyona Birleşik Krallık'ın İHA'lar, savaş uçakları ve bir savaş gemisiyle katkıda bulunacağını” açıklamasının ardından geldi. Fransa'ya gelince; 6 Mayıs 2026'da, Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi (deniz trafiğini) yeniden tesis etmeye yönelik olası bir askeri görevin uygulanmasına hazırlık amacıyla ana uçak gemisi olan nükleer enerjili Charles de Gaulle'ü Kızıldeniz'in güneyine doğru gönderdi.

Pakistan yöneticilerine gelince; onlar, İslam'a ve ümmetine gelecek zararı hiç umursamadan Pakistan’ı, Amerika'nın çıkarlarına hizmet eden tabi bir devlet olarak koruyorlar. Bu yüzden onların, Trump’ın İran’ı da tıpkı Pakistan gibi tabi bir devlete dönüştürme planının uygulanmasında ana bir rol oynamaları hiç şaşırtıcı değildir. Zira başlangıçta Pakistan yöneticileri, İran'ın vahşi saldırılara güçlü bir şekilde karşı koymasının ardından, İran’ı Amerika ile müzakere tuzağına çekme yönündeki kirli rolü üstlenerek ona havuç uzattılar; şimdi ise Pakistan yöneticileri, Trump adına, asker ve savaş uçakları konuşlandırıp İranlı Müslümanları tehdit ederek İran’a sopa sallıyorlarlar; oysa şeri vacip, saldırganlara karşı cihatta onlara yardım etmektir.

Ey Pakistan Müslümanları: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellen veda hutbesinde şöyle demiştir: يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَلَا إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ أَلَا لَا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى أَعْجَمِيٍّ وَلَا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ وَلَا لِأَحْمَرَ عَلَى أَسْوَدَ وَلَا أَسْوَدَ عَلَى أَحْمَرَ إِلَّا بِالتَّقْوَى “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir.” [Ahmed rivayet etti] Bizler, sayısı iki milyara ulaşan büyük bir ümmetin parçasıyız. Bizler, askeri güçler konuşlandırılırken milliyetçiliği veya ulusal çıkarı dikkate almayız; aksine yalnızca Allah Teala’nın emir ve yasaklarını dikkate alırız. Nitekim bugün askerlerimiz, Allah'ın düşmanları olan Yahudi ve Haçlıların hemen yanı başına konuşlanmışlardır. Bu yüzden bizim, ordudaki evlatlarımız, kardeşlerimiz ve yakınlarımızla iletişime geçmemiz ve onlara, Müslümanların beldelerinden düşmanları kovma konusundaki şeri vaciplerini yerine getirmelerini emretmemiz gerekir.

Ey Pakistan ordusu:Ekim 2023'ten beri, askeri komutanlığınızın içindeki Trump’ın ajanları Gazze'nin çok uzak olduğunu söylediler ve bu yüzden de Yahudi varlığına karşı cihat etmenizi engellediler. Şimdi ise Trump kendi elleriyle yarattığı bataklığa gömüldükten sonra, onun komutanlığınızdaki ajanları artık hiçbir mesafeyi uzak görmüyorlar ve bu yüzden de size, savaşmak için harekete geçmenizi emrediyorlar! Unutmayın ki Allah'a itaatin üzerinde hiçbir itaat olmadığı gibi Allah Subhanehu'nun yasağının üzerinde de hiçbir yasak yoktur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَا طَاعَةَ فِي مَعْصِيَةٍ، إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِ “Allah’a isyanda itaat yoktur. İtaat ancak marufa göre olur.” [Buhari rivayet etti] Kıyamet günü komutanlığınızın emirlerini bahane edemeyeceksiniz; bu yüzden Trump’ın ajanları uğruna kendinizi cehennem ateşine atmayın! Onları alaşağı edin ve cihatta düşmanlara karşı tüm ümmete liderlik edecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurması için Hizb-ut Tahrir ’e nusretinizi verin.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Gazze, Kuşatma ile Hayal Kırıklığı Arasında!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Sessiz Kınamalar ve Tekrarlanan Saldırılar
Gazze, Kuşatma ile Hayal Kırıklığı Arasında!

 

Haber:

Organizatörlerin vurguladıklarına göre, geçen hafta kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım taşımak üzere Türkiye'den denize açıldıktan sonra Küresel Sumud Filosu'na, pazartesi günü uluslararası sularda işgal güçleri tarafından düzenlenen saldırıya yönelik Arap ve uluslararasından peş peşe kınamalar geldi. Bu saldırı; işgal ordusunun, Gazze Şeridi kıyılarına doğru yol almakta olan Küresel Sumud Filosu'nu Yunanistan'ın Girit Adası'nın batısında korsanvari bir şekilde ele geçirmesinden iki hafta sonra gerçekleşti. İşgal o dönemde filodaki aktivistleri gözaltına almış ve ardından da sınır dışı etmişti. (El Arabi El Cedid)

Yorum:

Son yaşanan olaylar, Gazze’nin sadece kuşatılmış bir bölge olmadığını; aksine İslam ümmetinin zulüm ve zorbalık karşısındaki direnişinin bir sembolü olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Yahudilerin Sumud Filosu'na yönelik saldırısı sadece askeri bir saldırganlık değildir; aksine Yahudilerin baskıya dayalı siyasetinin somut bir göstergesi ve Filistinlileri aşağılamayı ve iradelerini kırmayı hedefleyen planların bir uzantısıdır

Bu saldırıyı korsanlık ve haydutluk olarak nitelendiren Erdoğan da dahil olmak üzere Müslümanların başındaki yöneticilerin resmi tutumları, sahada hiçbir gerçek etkisi olmayan, sadece şekli bir tavır sergileme çabasından öteye geçememesi esef vericidir. Aynı durum, halklarımızın gözüne kum serpmek ve iradelerini uyuşturmak için sadece kınamakla yetinen Müslümanların başındaki diğer yöneticiler için de geçerlidir.

Ancak açık ve net olan gerçek şudur ki, Gazze ne filolarla ne de kınamalarla kurtarılacaktır. Gazze’nin gerçek bir kurtuluşa ihtiyacı vardır; saldırganların karşısında kararlılıkla duran güçlü ordulara ihtiyacı vardır; İslam ümmetinin, kaybettiği birliği ve itibarını yeniden kazanmak, ümmetin haysiyetini ve onurunu geri kazanmak için ortak bir çaba göstermesine ihtiyacı vardır.

Köklü çözüm, görüşmelerde veya açıklamalarda değil; aksine İslam ümmetini muvahhid ruhuna geri döndürmekte ve Gazze ve genel olarak Filistin de dahil olmak üzere işgal altındaki toprakları Müslümanların bağrına geri döndürmek için çalışmakta yatmaktadır. Bu ise dayanışma ruhunun geri kazanılmasını ve Müslümanların birliğini pekiştirip haklarını koruyacak zirve ve tacın sembolü olan Hilafetin yeniden tesis edilmesini de kapsayacak şekilde bütünleştirici ümmet projesinin canlandırılmasını gerektirmektedir.

Bugün Gazze ve tüm Filistin, ümmetin azminin gerçek bir imtihanıdır. Şüphesiz tek başına direniş yeterli olmadığı gibi şekli tutumlar da hiçbir şey gerçekleştirmeyecektir. Aksine gerekli olan; ciddi bir çalışma, Müslümanların birleştirilmesi, toprakları ve kutsalları savunmak için orduların hazırlanmasıdır. Gazze'ye yardım etmenin gerçek yolu işte budur; zira bu yol, ümmeti bir araya getirecek, ona izzetini ve milletler arasındaki konumunu yeniden kazandıracak olan bir yoldur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Ümmet, Farkındalığını Geliştirerek Yüksek ve İdeal Bilinç Düzeyine Ulaşmaya Çalışıyor

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmet, Farkındalığını Geliştirerek Yüksek ve İdeal Bilinç Düzeyine Ulaşmaya Çalışıyor

 

Artık kimse için bir sır değil; olayların gidişatını anlamak zor değil; dünyadaki bilinçli insanların söylemlerinin özüne ve amaçlarına ulaşmak da imkansız değil. Bölgedeki ülkeler, felaketler ve sefalet gibi zorlu deneyimlerden geçti; bu da, halkları yönetenlerin başarısız yasalarla yönettiklerini ve yasama sürecinde aynı kurallara devam etmenin insanlara uygulanması uygun olmayan bir yozlaşma olduğunu kanıtlıyor; bu devamlılık ise başlı başına halkların çıkarlarına saygı gösterilmediğini veya umursanmadığını ortaya koyuyor.

Bu da bu yozlaşmış kanunları koyanların doğasından ve onların, talepleri karşılamak ya da acil fıtri ihtiyaçları ele alıp doyurmak yerine, bu talepleri bastırma keyfiyetinin kontrol edilmesini hevaya terk eden yönetimdeki bencil egolarından kaynaklanmaktadır. Bilakis aksine onların, nükseden fıtri duygulara ve hislere dayalı yönetimden hedefleri, halkların yok edilmesine ve köleleştirilmesine yol açsa bile dünyanın onların çılgınlıklarına, şehvetlerine ve sapkın arzularına göre hareket etmesini sağlamaktır.

Batı medeniyetinin kurucularının iddia ettikleri şeyler, yaptıklarına cüret etmeleri sayesinde artık kendi ciltlerinden olan ümmiler, seçkinler, analistlere, hatta siyasete hiçbir zaman ilgi duymamış kimseler tarafından bile açıkça ortaya çıkmış ve anlaşılmıştır.

Müslüman ülkelere gelince; Batı’nın piyonları olan yöneticilerinin ne istediğini anlama mücadelesi -ki bu yöneticiler planlarının açığa çıkmaması için büyük çaba sarf etmişlerdir- onların yenilgisiyle sonuçlanmıştır; zira yöneticilerin halklardan gizledikleri şeylerin ortaya çıkarılması kolay bir hâle gelmiştir. Nitekim bugün sıradan insanların dillerinden, samimi davetçilerin gece gündüz dikkat çektiği hususları işitiyoruz. Oysa bir zamanlar bu yaklaşım anlaşılmıyor, hatta bir hayal ürünü ya da dar bir partizan yaklaşım olarak görülüyordu. Daha önceleri işi zorlaştıran şey, çizilen sınırlar, bölünen ülkeler ve her bir bölgenin başına dikilen ve bağlılıklarını gizleyip milliyetçiliklerini ve sadakatlerini açığa çıkaran bir yöntem izleyen bekçilerdi. Oysa bu bekçiler, halkları kendi sürüleri haline getiren küresel yönetim çetesinin birer tâbisinden başka bir şey değillerdir.

Yüzler değişip sefalet devam ettiğinde ve çözümler tükendiğinde, yönetilenler sorunun yalnızca yöneticinin şahsında değil, bizzat yönetim sisteminin kendisinde yattığından emin olmuşlardır; çünkü devrilen kişi ifşa edilip suçlu olduğu ilan edilir edilmez, yerine başka bir surette bir yenisi gelmiş ve halklara güven vaat etmeyen yeni şoklar yaşanmıştır; böylece çatışma alevlenmeye devam etmiş, sıkıntılar sürüp gitmiş ve acil ihtiyaçlar sadece bir umut ve hayal olarak kalmıştır. Sessiz kalıp boyun eğenlere gelince; mevcut sistemi uygulamak ve başta Amerika ve onun kolu olan Yahudi varlığı olmak üzere bugün Batı’da dizginleri elinde tutan efendiye bağlılığı pekiştirmek için yöneticilerle işbirliği yapan çıkarcı kişilerdir.

Ancak Müslüman halkların, -çektikleri acılara ve üzerlerine demir yumrukla dayatılanlara rağmen-, hakikati kesin bir şekilde görme, yani bu sistemin uygun olmadığı ve bu sistemi uygulayan herkesin, aynı anayasadan beslendiği ve aynı yasalarla hükmettiği sürece yönetici olmaya layık olmadığı aşamasına ulaşmalarındaki hayrı hissettiğimizde, işte o zaman içimizdeki bilincin hayırlı olduğunu öğrenmiş oluyoruz Allah'a hamd olsun. Müslümanların kendilerine karşı kurulan siyasi, ekonomik ve toplumsal tuzakların bilincinde olması, artık yalnızca zeki ya da alim kişilere özgü değildir; ancak ümmetin derdini taşıyan samimi ve bilinçli insanları farklı kılan şey, İslam ümmetinin maruz kaldığı tüm bu krizler ve mezalimler için köklü çözümü kararlılıkla ve ısrarla aramalarıdır.

Nitekim onlar, Müslümanlara, bu çözümü bulmak için gösterdikleri çabadaki eksikliklerini ortaya koyuyorlar; oysa bu, bir görev ve farzdır; hatta Batı’nın gizlediği ve Müslümanlara ulaşmasını engellemeye çalıştığı, farzların en üstünüdür; zira bu çözüm, onların hırslarını ve arzularını yıkacak bir bilinçten kaynaklanan bir talep ve kamuoyu görüşü haline gelmesin diye. Bu çözüm, Müslümanları İslam'ın adaleti ve anayasasıyla birleştiren bir devletin kurulmasıdır; bunu sadece Müslümanlar değil, tüm dünya beklemektedir.

Raşidi Hilafet Devleti, Müslümanların dağınıklığını bir araya getirecek, onlara yardım edecek ve kendilerine zulmeden herkesten intikam alacaktır; böylece yeryüzünün hiçbir yerinde hiç kimse bir Müslümanın kanını dökmeye cesaret edemeyecektir. Müslümanların bilincinde olması gereken çözüm işte budur; bu yüzden Müslümanların öncelikli talebi, Hilafet Devleti’ni kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak ve bu yolda ilerleyenlere katılmak ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şu vaadine ümit bağlamak olmalıdır: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ümmü Osman Sebatin – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Pakistan Vilayeti: Naveed Butt İçin Bir Dua - Allah Onu kurtarsın

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Wilayah Pakistan Campaign On the 14th Anniversary of His Abduction... Release Naveed Butt!

Hizb ut Tahrir / Pakistan Vilayeti:
Naveed Butt İçin Bir Dua

Allah onun özgürlüğünü tez zamanda nasip etsin.

[وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَ قُلْ عَسَىٰ أَن يَكُونَ قَرِيبًا]
“Bir de: ‘Ne zaman gerçekleşecek bu?’ diye soruyorlar. De ki: ‘Belki de yakındır.’”
Ey Naveed, Allah itaat ve ibadetlerini kabul buyursun.
Rabbimiz, kıymetli kardeşimiz Naveed hakkında kalplerimize huzur ve güven versin.
Allah’ım, onu asla uyumayan gözünle koru;
Onu, sığınılacak en sağlam dayanak olan kudret sütununla muhafaza et;
Ve onu, asla kaldırılmayan koruma örtünle himaye et.
Allah’ım, bedenine, işitmesine ve görmesine sağlık ve afiyet ver.
Allah’ım, onu önünden ve arkasından, sağından ve solundan koru;
Ve onun, altından gelecek bir zararla helak edilmesinden Sana sığınırız ey Rabbimiz.
Allah’ım, onun aklını ve esenliğini muhafaza et;
Onu, zindancılarının ve zalimlerin şerrinden,
Ayrıca bütün mahlûkatının kötülüğünden koru.
Allah’ım, onu — ve bütün Müslüman erkek ve kadın esirleri — zalimlerin hapishanelerinden; emniyet içinde, muzaffer, sağlıklı, onurlu ve başı dik bir şekilde ailesine ve bizlere geri döndür.
Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun aline ve bütün ashabına salât, selam ve bereket ihsan eyle.

Hazırlayan: Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Medya Bürosu
24 Zilkade 1447 Hicri — 11 Mayıs 2026 Pazartesi

pakistan vilayeti

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi tarafından başlatılan kampanyayı görüntülemek için TIKLAYINIZ

pakistan vilayeti

Etiketler

#أطلقوا_سراح_نفيد_بوت
#أطلقوا_سراح_نفيد_بوت_الداعي_للخلافة
#FreeNaveedButt
#FreeNaveedButt_AdvocateOfKhilafah
#خلافت_کے_داعی_نویدبٹ_کو_رہا_کرو

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...

Avrupa, Rusya-Ukrayna Savaşını Durdurmak İçin Boşuna Çabalıyor

Haber-Yorum

Avrupa, Rusya-Ukrayna Savaşını Durdurmak İçin Boşuna Çabalıyor

 

Haber:

Euronews gazetesi Salı günü, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yönelik olası özel temsilcisini tanımayabileceğini ve onu müzakere sürecine katılmaktan uzak tutabileceğini bildirdi.

“Bugüne kadar, Amerikalıların AB Özel Temsilcisinin meşruiyetini tanıyacaklarını ve onlarla son derece gizli görüşmelere gireceğini garanti eden hiçbir şey olmadığını” belirtti. Euronews, “Avrupa Birliği'nin Ukrayna çatışmasını sona erdirmek için Rusya ile doğrudan diyaloga daha fazla bağlı kaldığını” belirtti.

Şubat ayında, Avrupa Parlamentosu üyesi ve Estonya Silahlı Kuvvetleri’nin eski komutanı Riho Terras, “Ukrayna’da bir uzlaşmaya varılması için Avrupa Birliği’nin özel bir temsilci ataması fikrini kısır bir fikir olarak gördüğünü”, çünkü “onu hiç kimsenin dinlemeyeceğini” açıklamıştı.

Politico sitesi, Avrupalı bir diplomata dayandırdığı haberinde, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Rusya ile yapılabilecek olası müzakerelerde arabulucu rolünü üstlenmekten kendisinin dışladığını belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce yaptığı açıklamada, Rusya’nın diyalogdan asla vazgeçmeyeceğini, ancak büyük olasılıkla mevcut Avrupalı liderlerle bir anlaşmaya varmanın imkânsız olduğunu açıklamıştı.

Yorum:

Avrupa ülkeleri, Amerika'nın kendilerini terk ettiğini ve onları Rusya'ya kolay bir lokma olarak teslim ettiğini fark etmiştir; bu yüzden Ukrayna’nın güvenliği Avrupa’nın güvenliği anlamına geldiği şeklinde netleşen sadece kendi görüşünü ifade eden özel bir temsilci göndermeye çalışmaktadır. Çünkü Avrupa, Ukrayna’nın Rusya ile Amerika arasında yapılan bir anlaşmayla kaybedildiğinin farkındadır. Nitekim mevcut çözüm, Ukrayna'yı ikiye bölmektir; doğusu Rusya'nın kontrolü altında olacak, batısı ise silahsızlandırılıp burası yeni Ukrayna devleti olarak adlandırılacak.

Bu çözüm, Avrupa Birliği ülkelerinin hoşuna gitmemektedir; bu ise Ukrayna için duydukları korkudan değildir, aksine hem kendileri için hem de Rusya’nın kendilerini takip ederek özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden bazılarını ele geçirmesinden duydukları korkudandır.

Bu nedenle Avrupa, belki de olur diye Amerika’ya karşı farklı yeni bir vizyon ortaya koymaya çalışmaktadır; ancak Rusya, Avrupa’nın zayıf olduğunu ve hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini, ayrıca onunla yapılacak müzakerelerden değerli bir sonuç çıkmayacağını bilmektedir; ayrıca Ukrayna sahasında belirleyici olanın Amerikan nüfuzu olduğunu ve Avrupa’nın Amerika’nın desteği olmadan hiçbir şey yapamayacağını da bilmektedir; bu yüzden buna fazla önem vermemektedir.

Amerika ise böyle bir temsilciyi ve müzakereciyi tanımadığını açıklamıştır; bunun sebebi basitçe, tüm durumun iplerini elinde tutmak ve Rusya’ya Avrupa’nın değil, kendi şartlarını kabul ettirmek istemesidir; Rusya da neredeyse Amerika’nın istediği doğrultuda hareket etmektedir; biraz zaman geçmesiyle birlikte, Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesinin başlangıcına ışık tutacak net sonuçların ortaya çıkması beklenmektedir.

Ayrıca Avrupa, İran savaşı konusunda kararını vermiş ve buna dahil olmayacağını açıklayarak Amerika’ya karşı çıkmıştır; bu da Amerika’nın ona nefes aldırmayacağı ve ona Rusya-Ukrayna savaşını durdurma onurunu vermeyeceği anlamına gelmektedir; hatta NATO’yu sona erdirmekle tehdit ederek Avrupa’ya şantaj yapmaktadır.

Bu nedenle böylesine bir iç içe geçmişliğin gölgesinde Avrupa’nın Rusya-Ukrayna savaşı sorununu çözmeye çalışmasının boşuna olduğunu görüyoruz. Avrupa ancak Amerika’nın karşısında kararlı ve azimli bir şekilde durursa onun nüfuzundan kurtulabilir; fakat henüz buna hazır değildir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Süleyman

Devamını oku...

İran, Pakistan Kapısı Üzerinden Körfez’in Penceresini Açıyor

Haber-Yorum

İran, Pakistan Kapısı Üzerinden Körfez’in Penceresini Açıyor

 

Haber:

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan’ın çabalarının ateşkesin kalıcı hâle gelmesine katkı sağlamasını umduğunu ifade etti ve ülkesinin özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler geliştirmeye çalıştığını vurguladı. (El Cezire Net)

Yorum:

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi’ye yaptığı açıklama, Tahran’ın izolasyonunu kırmaya ve ateşkesi kalıcı hale getirmeye çalıştığı son derece karmaşık bir diplomatik bağlamda gelmiştir.

Pezeşkiyan, iyi komşuluk ilişkilerini sabit bir politika olarak göstermeye ve İran’ı bir barış ve istikrar gücü olarak sunmaya çalışmaktadır; dolayısıyla o, hem kendisi hem de İran için bölgesel ve uluslararası destek kazanmaya ve yaşanan fitnenin ve Müslüman ülkeleri arasındaki bölünmenin sorumlusu olmadıklarına yönelik bir imaj çizmektedir.

İran, Körfez ülkelerine kendilerinin bir tehdit oluşturmadığına ve çatışma yerine iş birliğini tercih ettiğine dair güven verici mesajlar göndermektedir; bunu da bu ülkelerin kendisine karşı herhangi bir ittifaka veya askerî faaliyete daha derin şekilde dahil olmasını engellemek, ateşkesi kalıcı hâle getirmek, Pakistan’ın arabuluculuğundan yararlanmak, baskı ve izolasyonu hafifletmek, kendisini iş birliği yapılabilir bir ortak olarak göstermek ve ayrıca cepheleri ayırmaya çalışmak ve Körfez komşularıyla diyalog kanalları açmak hedefiyle yapmaktadır.

Bu hamle aynı zamanda Amerika-Çin anlaşmasından sızan şeylerin ve İran’ın Çin’in kendisini terk etmesinden duyduğu endişenin bir sonucu da olabilir; bu da Amerika’ya, Devrim Muhafızları’nı ortadan kaldırmak ve ülkeyi ABD’nin bakış açısına göre ılımlı olan kuyruklarına teslim etmek için çalışmak yoluyla İran’a boyun eğdirmek ve onu kendisine bağlı ajan bir devlet hâline getirmek için daha cesur bir karar alma imkânı sağlayabilir.

Böylece İran, özellikle Çin’in Körfez’in istikrarına, enerjiye ve küresel ticarete İran’ın maceralarını desteklemekten daha fazla hırs göstermesi durumunda, Çin için daha az önemli bir hale gelebilir. Çin sonuçta İran’ın akidevi bir müttefiki değil, aksine çıkarlar ortağıdır; bu yüzden eğer büyük ekonomik çıkarları İran’ın tırmandırmasıyla çelişirse ki özellikle bu zamanda bu açıklama Çin’e, kendisinin bir kaos unsuru değil, bir istikrar unsuru olduğuna yönelik bir mesaj sayılır.

İran, bölgenin büyük bir yeniden düzenleme aşamasına girdiğinin farkında olup, geçmişte olduğu gibi vazgeçilmez bir aktör olmaktan çıkıp uluslararası müttefikler için bir yüke dönüşmekten endişe etmektedir.

Bu nedenle İran, kâfirlere güvenilmemesi gerektiğinin; aksine kendini yok oluştan kurtaracak siyasi kararı bizzat kendisinin alması gerektiğinin bilincinde olmalıdır.

Bizler İran halkını, dinine bağlı kalmaya geri dönmeye çağırıyoruz; zira durumumuz, dinimizden uzaklaştıktan sonra değişmiştir; dolayısıyla tüm izzet, şeriatımızı uygulamaya ve İslami hayatı yeniden başlatmaya geri dönmekte yatmaktadır; çünkü bu dine izzetini, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurarak ve Allahu Teala'nın şu kavline geri dönerek geri kazandırabiliriz: كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ “Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Al-i İmran 110]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER