Pazar, 06 Şaban 1447 | 2026/01/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hilafet’in Yıkılışının 105. Kameri Yıl Dönümü Münasebetiyle Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Tarafından Düzenlenen Konferansın Sonuç Bildirgesi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti; 17 Ocak 2026 (28 Recep 1447) Cumartesi günü, Müslümanların devleti olan Hilafet’in yıkılışının 105. yıl dönümünde; siyasetçiler, akademisyenler, kanaat önderleri ve medya mensuplarının katılımıyla bir konferans düzenledi. Bu elim yıldönümü, Sudan’da, Amerikan emperyalizminin yerel aparatlarını kullanarak yürüttüğü ve “Kanlı Sınırlar” politikası çerçevesinde ülkemizin birliğini hedef alan bir savaşın pençesinde idrak edilmektedir. Bu nedenle konferansımızın başlığı “Sudan: Kanlı Sınırlar Politikası ile İnsanları Tek Bir Ümmette Eritme Politikası Arasında” olarak belirlendi. Konferans, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın (Allah onu korusun) yaptığı konuşmanın dinlenilmesiyle başladı. Ardından konuşmacılar; İslam’ın Sudan’a girişini, Müslümanları nasıl birleştirdiğini, İngiliz sömürgeciliğinin “böl ve yönet” politikasıyla bu birliği nasıl vurduğunu ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Sudan’ın İngiliz ve Amerikan sömürgeciliği arasında nasıl uluslararası çatışma alanına dönüştüğü, bu durumun halen devam ettiği, hatta iki taraf arasındaki çatışmanın Sudan halkının güvenliğini, saygınlığını ve ülkenin birliğini hedef alan keskin ve kök kazıyan askeri bir çatışmaya dönüştüğü konusunu ele aldılar. Bugün bu nüfuz mücadelesi, Müslümanların kanıyla çizilecek “yeni devletler” yaratmayı hedefleyen şiddetli bir askeri çatışmaya evrilmiştir. Konferansta konuşmacılar ayrıca insanlık tarihi boyunca farklı unsurları tek bir ümmet içinde eritmeyi başaran tek nizamın Hilafet olduğunu vurguladılar ve bugün Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet’i kurmak için adımları hızlandırmanın hayati bir gereklilik olduğunu ifade ettiler.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz; başta halkın liderleri, önderleri, alimleri ve siyasetçiler, yazarlar ve medya mensupları gibi kanaat önderleri olmak üzere tüm halkımıza sesleniyor ve Yüce Dinimizin bize şunları farz kıldığı konusunda mutabık kalmaya çağırıyoruz:

Birincisi: İslam’ı hayatımızın ve sorunlarımızın çözümünde tek temel yapmak. Bu da, başta Amerika olmak üzere kâfir Batı sömürgeciliğinin nüfuzunu kökten söküp atmayı gerektirir. Bu da ancak Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devletinin İslam’ı uygulamasıyla mümkündür.

İkincisi: Aramızdaki yegâne bağı İslam kardeşliği kılıp vatan, kabile, ırk ya da bölge temelli bağlara itibar etmemek. zira bunların hepsi böler, birleştirmez. Özellikle “kan sınırları” planına hizmet eden bölgecilik ve yerelcilik söyleminin yükseldiği şu dönemde, bu fasit bağlara dayalı her türlü çağrı reddedilmelidir.

Üçüncüsü: Ülkemizdeki sömürgeci kâfir Batı’nın Truva atları olan “Ehli İdare” (Kabilevi Yönetim Sistemi) ve “Havakir” (Kabileye özgü arazi mülkiyeti) sistemlerini kökünden söküp atmak. Yerel idare sistemi, İngiliz sömürgeciliğinin kurguladığı şekliyle ülke birliğini tehdit eden bir unsur hâline gelmiştir. Havakir anlayışı ise, İngiliz sömürge haritalarına dayanarak toprağı, ormanları ve meraları belli kabilelere tahsis etmekte ve bunu çatışma sebebi hâline getirmektedir. Bu ise haramdır. Zira Sudan, şeran haraç arazisidir; toprağın rakabesi Beytülmal’a aittir. Devletin herhangi bir ferdi, konut, tarım ya da başka bir amaçla ancak arazinin menfaatinden yararlanabilir. Meralar, otlaklar ve ormanlar kamu mülkiyetidir; tüm insanlara aittir. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ، فِي الْكَلَأِ، وَالْمَاءِ، وَالنَّارِ“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Mera, su ve ateş”

Dördüncüsü: Devlet içindeki silahlı güç (ordu ve polis) tek bir komuta altında olmalıdır. Milislerin ve paralel silahlı yapıların varlığına izin verilemez. Çünkü otorite (sultan) devlet içindeki en güçlü gruptadır; bu güç parçalanırsa devlet çöker ve dış düşmanların sızması kolaylaşır.

Beşincisi: Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışmak. Hilafet bizi birleştirecek, izzetimizi sağlayacak ve Rabbimizi razı edecektir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği üzere, bugün son günlerini yaşadığımız ceberut saltanattan sonra Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet kurulacaktır.

  ثم تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا اللهُ إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

Altıncısı: Trump’ın kibri, küstahlığı ve uluslararası hukuku hiçe sayan haydutluğu; dünyanın kapitalizmin şerrinden ve Amerika’nın liderliğinden kurtulmak için İslam ideolojisine dayalı bir devlete ne kadar muhtaç olduğunu kanıtlamaktadır. Nübüvvet metodu üzere Hilafet, tüm dünyayı kapitalizmin şerrinden ve Amerika’nın liderliğinden kurtaracaktır.

Sonuç olarak, Sudan’ın içindeki ihlaslı subaylara, camileri dolduran takva sahibi müminlere ve güç sahiplerine sesleniyoruz: Bilin ki artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Halkınız; Batı’nın kininden ve onun ahlaksız aparatlarından kurtulmak için sizden yardım beklemektedir. Bölgesel ve uluslararası konjonktür, Allah’a itaat etmeniz için sizi göreve çağırmaktadır. Allah’tan başka kimseden korkmayın ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Gelin Ensar’ın efendisi Sa’d b. Muaz gibi olun; ki onun ölümüyle Rahman’ın Arşı titremiştir. Zira adam gibi adamlara benzemek kurtuluştur; çalışanlar işte bunun için çalışsınlar!

وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ“İslam’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve Ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” [Tövbe 100]

Devamını oku...

Hilafetin Yıkılışının 105. Yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin Yıllık Konferansı Normalleşme ve Teslimiyet mi Yoksa Allah’ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!

Hilafetin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle, Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, “Normalleşme ve Teslimiyet mi, Yoksa Allah’ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!” başlığı altında yıllık siyasi konferansını gerçekleştirdi. Konferansta Lübnan, Suriye, Türkiye ve Gazze’den konuşmacılar yer aldı.

Konferans; Amerika’nın bölgede devam eden saldırganlığı ve Müslüman beldelerine dayatmaya çalıştığı normalleşme süreci gölgesinde gerçekleştirildi.

Konferansın sonuç bildirisinde, Amerika’nın Ortadoğu planı olarak adlandırılan girişimlerin geçici krizlere verilen konjonktürel tepkiler olmadığı; bilakis gaspçı Yahudi varlığını tahkim etmeyi, İslam ümmetinin birliğini engellemeyi ve yerel araçlar ile uydu rejimler üzerinden siyasi ve ekonomik bağımlılığı sürdürmeyi hedefleyen bütüncül bir stratejik hegemonya projesi olduğu vurgulandı.

Konferansta ayrıca Amerika’nın “Barış”, “Reform” ve “İstikrar” başlıkları altında yürüttüğü süreçlerin gerçek özgürlük ve egemenliğin kazanılmasına yol açmadığı, aksine Amerikan çatısı altında yürütüldüğü ve hegemonya projesine ek meşruiyet kazandırdığı vurgulandı.

Nübüvvet metodu üzere Hilafetin, normalleşme ve teslimiyet projelerine karşı kapsamlı ve sahici bir siyasi alternatif olduğu belirtildi. Hilafetin, ümmetin akidesinden doğan, onun bilincine ve gücüne dayanan bütüncül bir yönetim sistemi olduğu; dayatılmış uzlaşmalar ya da parçalı çözümlerle kıyaslanamayacağı ifade edildi.

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, konferansını; Filistin, Lübnan ve Suriye başta olmak üzere Şam beldelerinin, Amerikan projesiyle mücadelenin merkezini oluşturduğunu vurgulayarak sonlandırdı. Ümmetin ortak kaderini ve birliğini idrak etmenin, gerçek bir değişim için temel şart olduğu kaydedildi. Konferans; Allah’ın vaadini gerçekleştirmek, dinine yardım etmek, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek ve devleti kurmak için ümmeti ve ümmet içindeki güç ve kuvvet ehlini ciddi bir çalışmaya çağırarak sona erdi.

وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ “Hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde azınlıktınız, güçsüzdünüz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken O, sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi ve şükredesiniz diye sizi temiz rızıklarla rızıklandırdı.” [Enfal 26]

Devamını oku...

Omdurman’daki Güvenlik Güçleri Bir Grup Hizb-ut Tahrir Gencini Gözaltına Aldı

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençlerinin, Hilafet Devleti’nin Recep 1342’de yıkılışının üzerinden 105 yıl geçmesi münasebetiyle, H. 25 Recep 1447 M 14 Ocak 2026 Çarşamba sabahı Omdurman şehrinin farklı noktalarında gerçekleştirdikleri üç eylemin ardından, güvenlik birimleri beş parti üyesini gözaltına aldı. Gözaltına alınan gençler şunlardır: Gözaltına alınanlar şunlardır: er-Radı Muhammed İbrahim, Fadlullah Ali Süleyman, Ömer el-Beşir, Hasan Fadl ve Mücahid Âdem. Güvenlik güçleri, telefon numaralarını alıp üç eylemde taşınan pankartlara el koyduktan sonra Çarşamba akşamı gençleri serbest bırakmış, ancak 15 Ocak 2026 Perşembe ikindi vakti onları tekrar çağırmıştır. Bu basın açıklamasının yazıldığı ana kadar da halen gözaltında tutulmakta idiler!!

Bu gençlerin tek suçu, Ümmete İslam esasına dayalı bir devletin var olduğu günlerde Allah’a itaat içindeki yaşadıkları izzetli hayatı ve Hilafet’in yıkılışından sonra sömürgeci kafir Batı’ya nasıl bağımlı hale geldiğimizi, nasıl zillet ve hüsrana uğradığımızı hatırlatmalarıdır.

Eylemlerde taşınan pankartlarda yazılı olan sloganlardan bazıları şunlardır:

  • Hilafet yönetiminde Müslümanların canı, kanı, namusu ve malı güvence altındadır.
  • Müslümanların birliği ancak Hilafet ile sağlanır; Şeriat ancak onunla tatbik edilir ve İslam dünyaya ancak onunla taşınır.
  • Hilafetin yıkılmasıyla İslam Ümmetinin varlığı yıkıldı; kanı milliyetçilik, vatanperverlik ve mezhepçilik uğruna heba edildi.
  • Ey Müslümanlar! Hilafet, Rabbinizin farzı ve izzetinizin kaynağıdır ve aynı doğrultu ve manayı taşıyan diğer ifadeler.

Peki İslam’ın ve Müslümanların izzetini çağıran ve alemlerin Rabbinin farzını İslam Devleti Hilafet altında ikame etme çağrısında bulunan biri nasıl suçlu bulunup gözaltına alınabilir?! Rejimin güvenlik birimlerinin yaptığı bu eylem, Allah yolundan alıkoyma kapsamına girer. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاً أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ“Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.” [İbrahim 3] Bu sebeple rejimi ve onun güvenlik aygıtlarını, Allah yolundan alıkoymanın ağır sonuçlarına karşı uyarıyoruz. Gözaltındaki gençleri derhâl serbest bırakılmalı, onlardan özür dilemeli ve Allah’a tövbe etmelidirler.

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ“Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

Devamını oku...

Yerleşimcilerin Günlük Saldırıları ve el-Uca ile Diğer Bölgelerdeki Zorla Tehcir, Uluslararası Sistemin Çirkin Yüzünü Gözler Önüne Seriyor

El-Uca Şelalesi Bedevi topluluğu bölgesi, Yahudi yerleşimcilerin artan saldırıları neticesinde 2026 Ocak ayı boyunca geniş çaplı bir zorunlu tehcir operasyonuna sahne olmaktadır. 11 Ocak 2026 tarihine kadar yaklaşık 20 ila 33 aile, yaşadıkları yerleri zorla terk etmeye mecbur bırakılmıştır. Su tanklarını boşaltmak, evlere giden su hatlarını kesmek, halkın şelalelerden su doldurmasını engellemek, hayvanları çalmak, elektrik kablolarını kesmek ve işgal güçlerinin koruması altında halka sürekli tacizlerde bulunmak gibi yerleşimcilerin günlük saldırıları sistematik bir şekilde devam ediyor. Yerleşimcilerin varlığı ve baskıları giderek artarken, el-Avca halkı bu planlı saldırılar karşısında savunmasız bırakılmış; Enformasyon Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve güvenlik güçleri dâhil olmak üzere, sözde otorite kurumlarının ortada gözükmemesi dikkat çekmiştir.

Bu nedenle aileler, barınaklarını ve çadırlarını sökmeye; Ciftlik (Jiftlik) veya Eriha’ya komşu köyler gibi başka bölgelere göç etmeye başlamışlardır. Bu yüzden bölgedeki büyük bir hayvancılık serveti yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır.

El-Uca halkının yaşadığı bu acı, özellikle sert rüzgârların, yağmurun ve fırtınaların etkili olduğu bu günlerde daha da ağırlaşmaktadır. Dünya ise, Arap ülkelerindeki parlamentolarda kadın kotasının kaç sandalye olacağıyla meşguldür. Gazze’deki kadınların toplumsal cinsiyet kavramları konusundaki sözde “cehaletini” gidermek için çalışan kurumlara milyonlar pompalanırken, El-Uca, Tulkarem ve Cenin kamplarındaki kadınlar ve işgalin evlerini, yurtlarını terk etmeye zorladığı bölgeler, bir ötekileştirme ve medya karartması ile karşı karşıyadır.

Biz, büyük güçlerin bu işgal varlığını yaşam dinamikleriyle beslendiğini, onun suç ve ihlallerine göz yumduklarını çok iyi biliyoruz. Bize sürdürülebilirlik planları hakkında nutuk atan ve teoriler üreten bu güçler, uluslararası sistem aracılığıyla zulüm ve ihlaller üzerine kurulu bir gezegen tesis ediyorlar. Güçlülerin zayıfları yediği, hayatta kalmanın ahlak veya uygarlıkça üstün olana değil, paraya ve maddi güç sebeplerine sahip olana ait olduğu bir gezegen inşa ediyorlar.

Ama bu halin böyle devam etmesi imkansızdır. El-Uca’da ve zulmün kök saldığı diğer bölgelerde, şer güçlerinin iş birliğiyle, sabırdan başka silahı olmayan hak ehlinin aşağılanması pek fazla uzun sürmeyecektir. Zira Allah zalime onu yakalayıncaya kadar mühlet verir, onu yakaladığında ise asla bırakmaz. Filistinli Müslüman kadınların sabırla göğüs gerdiği bu belalar; zulmü ortadan kaldırmaya muktedir olanlar için ve yeryüzünün zorbalarından korkup da Meliklerin Meliki’nin (Allah’ın) gazabından korkmayan o hainler için çetin bir imtihandır.

إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعاً يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ *وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ“Şüphesiz Firavun, yeryüzünde üstünlük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (arzın) varisleri kılmak istiyoruz.” [Kasas 4-5]

Devamını oku...

İslam'a Karşı Açık Bir Savaş Var; O Halde Samimi ve Muktedir Olanlar Neden Bekliyorlar?!

Haber - Yorum

İslam'a Karşı Açık Bir Savaş Var; O Halde Samimi ve Muktedir Olanlar Neden Bekliyorlar?!

Haber:

Knesset Ulusal Güvenlik Komitesi, Çarşamba akşamı, gönüllü polislerin çevre kalitesiyle ilgili para cezaları kesmesine izin veren düzenlemeleri onayladı.Ben Gvir, polis yetkililerine Yahudi vatandaşların ezan sesinin yüksekliği ile ilgili şikayetlerine yanıt vermeleri çağrısında bulundu.Ayrıca bu sorunu çözmeye yönelik çabaların yetersiz olduğuna dikkat çekerek, camilere ağır para cezaları uygulamaya başladığını açıklayan dönemin Merkez Komutanlığı Kurmay Başkanı Yair Hetzron'a övgüler yağdırdı. (Me’an Haber Ajansı)

Yorum:

Bu eylemlerin, bu suçluların İslam'a ve Müslümanlara karşı kalplerinde gizledikleri kinin sadece küçük bir kısmı olduğu konusunda şüphe yoktur; şöyle buyuran Allah doğru söyledi: قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَGerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” [Al-i İmran 118]İsra ve Mirac ve İslam'ın ve Müslümanların toprakları olan mübarek Filistin topraklarında artık ezanın sesini duymaya tahammül edemiyorlar, çünkü kâfir ve sömürgeci ülkeler ile Müslümanların başındaki yöneticilerin yardımıyla buraya gasp etmelerinin ardından bu toprakların kendilerine ait olduğuna, ülkenin kendi ülkeleri olduğuna ve Filistin halkının ise bu topraklarda sadece mülteciler olduğuna inanıyorlar! 

Aynı anlam ve gerçek, ABD Senatörü Lindsey Graham tarafından işgal altındaki topraklarda düzenlenen bir basın toplantısında da dile getirilmişti; zira şöyle demiştir: “Bu, aramızda yaşanan bir din savaşı ve kimin kazanacağını göreceğiz.”İki hafta önce Fox News'e verdiği bir röportaj sırasında da açıklamada bulunmuş ve açıklamanın bir bölümünü resmi X platformu sayfasındaki bir gönderide şu şekilde paylaşmıştı: “Burada bir din savaşı yaşanıyor. Ben “İsrail'in” yanındayım. Kendinizi savunmak için ne gerekiyorsa yapın ve burayı dümdüz edin.”

Müslümanlara karşı yürüttükleri savaşın gerçeği işte budur; dolayısıyla bu savaşın özü ve dürtüleri, İslam'a karşı yürütülen savaştan başka bir şey değildir; diğer bahaneler ve gerekçeler ise aklı başında hiçbir insanı kandıramayacak yalanlardan ibarettir; yani onlar, ağızlarıyla bile olsa Allah'ın nurunu söndürmek istemektedirler. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kâfirler istemese bile.” [Saff 8]

Gafiller ne zaman gafletlerinden uyanacaklar ve ümmetin ordularından ve subaylarından değişime ve İslam'a ve Müslümanlara yardım etmeye muktedir olanlar ne zaman üzerlerine düşen rollerini yerine getirmek için ayağa kalkacaklar?!

Ümmet, dünyanın tanık olduğu dönüşümler, çatışmalar ve uluslararası ilişkilerdeki gelişmelerin gölgesinde, önümüzdeki yıllarda dünya güç dengelerinde büyük değişikliklerin habercisi olan çok kritik bir aşamadan geçmektedir.

Akidesi, hadaratı ve kapasiteleriyle bu ümmet, insanlığın hayrı, adaleti ve huzuru yönündeki liderliğini yeniden kazanmaya ehil olan tek ümmettir. وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَاءَ وَاللهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.” [Al-i İmran 140] 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman

Devamını oku...

Özbekistan'daki Yolsuzluk, Demokrasinin Uygulanmasının Bir Sonucudur

Haber - Yorum

Özbekistan'daki Yolsuzluk, Demokrasinin Uygulanmasının Bir Sonucudur

Haber:

26 Aralık'ta gazeta.uz haber ajansı şu haberi yayınladı: "Özbekistan Cumhurbaşkanı, yolsuzlukla mücadele kapsamında olağanüstü hal ilan etti.Yolsuzluğu ülkenin kalkınması için büyük bir tehdit olarak nitelendirdi ve 2026 yılında yürürlüğe girecek ve 1 Ocak'tan itibaren tüm idareleri kapsayacak yeni bir yolsuzlukla mücadele sistemi duyurdu.Mirziyoyev şu uyarıda bulundu: “Özbekistan'da kendini kanunların üstünde sanan kimse, yanılmaktadır. Herkes kanun önünde eşittir! İçişleri kurumları, savcılık, vergi ve gümrük idareleri, finans ve bankacılık kurumları, büyük devlet şirketleri, bakanlıklar ve yerel konseyler; kısacası, hiçbir kurum veya kuruluş denetim kapsamı dışında kalmayacaktır.”

Yorum:

Özbekistan'da yolsuzluk yaygın bir hale gelmiş olup idare ile hükümetin tüm kurumlarına nüfuz etmiştir.Örneğin bir şehrin veya bölgenin belediye başkanlığı pozisyonu için belirli bir oranda ödeme yapıldığı bir sır değildir.Rüşvet olmadan üniversiteye kaydolmak veya final sınavlarını geçmek imkansızdır.İnsanlar, halkı suçlulardan korumak için değil, rüşvet parasına olan hırsından dolayı için polis teşkilatına katılıyorlar. Bugün Özbekistan'da gerçeklik işte budur. Peki neden bunlar oluyor?!

Özbek yasası, yolsuzluğu, bir kişinin kendisi veya başkaları için maddi veya maddi olmayan bir menfaat elde etmek amacıyla resmi veya mesleki konumunu hukuka aykırı olarak kullanması ve bu tür menfaatleri hukuka aykırı bir şekilde sağlaması olarak tanımlamaktadır.Bu kanunlar cumhurbaşkanına ve iktidardaki akrabalarına uygulanmış olsaydı, ülkedeki ilk yolsuzluk yapan sorumlunun cumhurbaşkanının kendisi olduğu ortaya çıkardı. Zira cumhurbaşkanı ve akrabaları, iktidara ulaşmak ve ülkenin servetini yağmalamak için resmi pozisyonlarını suistimal ediyorlar. Ayrıca bu yozlaşmış kişiler milyarlarca Doları ülke dışına kaçırarak yabancı bankalara yatırıyorlar. Peki cumhurbaşkanı veya akrabalarını kim muhasebe edecek? Neden kanunlar onlara da uygulanmıyor?Neden halk, onların yolsuzluk planlarının ağırlığı altında eziliyorlar?Çünkü bu sistem, dini hayattan ayıran insan fikrine, yani demokrasi diktatörlüğüne dayanmaktadır.Bu yozlaşmış sistem ümmete dayatıldığı sürece, yolsuzluk devam edecek ve otorite sahipleri de bunu istismar edeceklerdir.

Hakka ve doğru olanın uygulanmasına davet eden Müslümanlar hapishanelerde çürüyorlar.Ayrıca Müslümanlar olarak bizler, ülkede huzursuzluk ve kötülük yaymakla, barış ve refahı bozmakla suçlanıyoruz.Yolsuzluk yapan yetkililer suçlarını işte böyle haklı çıkarmaya çalışıyorlar.Aynı zamanda Allahu Teala Kur'an'da şu örneği vermiştir: وَقَالَ الْمَلأُ مِن قَوْمِ فِرْعَونَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَآلِهَتَكَFiravun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa'yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakacaksın?” [Araf 127] Yani Firavun'un kavminin ileri gelenleri, Musa Aleyhisselam ve kavmini bozgunculuk çıkaranlar olduğunu söylerken, Firavun'un ise dürüst ve iyi işler yapan biri olduğunu söylediler.Bugün de aynı şey tekrar ediyor: Zira Cumhurbaşkanı ve maiyeti kendilerini adalet için savaşan mattaki kişiler olarak gösterirlerken, onları doğru yola yönlendiren ve İslam'a davet edenleri de suç işleyenler olarak göstererek onları hapse atılıyorlar.

Yetkililer, kendilerinin icat edip sonra da ihlal ettikleri kanunlara göre yaşıyorlar ve biz ise onlara nasihat verip İslam'a davet ettiğimizde, tüm sorunlarından dolayı bizi suçluyorlar. Allahu Teala bu şerir kişiler hakkında Kur’an’da şöyle buyurmuştur:وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ * أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَـكِن لاَّ يَشْعُرُونَOnlara “Yeryüzünde düzeni bozmayın” denildiğinde, “Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz” derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, anacak anlamazlar.”  [Bakara 11-12]

Yeryüzünde insan yapımı yasaları uygulamak ve Allah’ın şeriatının uygulanmasını reddetmek, bizzat yolsuzluktur. Yolsuzluk, insan yapımı bir sistemle değil, sadece İslam'ın uygulanmasıyla ortadan kaldırılabilir. Bunu gerçekleştirme için Müslümanların, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin gölgesinde İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmaları gerekmektedir. Hilafet, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu müjdesinden dolayı yakında gerçekleşecektir: ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.” [Ahmed rivayet etti]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Eldar Hamzin

Devamını oku...

İslam'da Kadının Konumu ve Görevleri

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İslam'da Kadının Konumu ve Görevleri

Devletimizi yıkıp toplumumuza habis mefhumlarını yaydıktan sonra kafir Batı, kadınları kasıtlı olarak hedeflerinden biri haline getirmiş ve bu sayede İslam ümmetine bir darbe indirmiştir ki kadın hakları, eşitlik ve feminizm gibi ıstılahlar bunun örneklerinden başka bir şey değildir.

Kafir Batı, sağlam kalemiz Hilafeti yıkmamış olsaydı, zehirlerini aramıza yayamaz ve özellikle de kadınları hedef alamazdı.

Bu nedenle her kadın yolunu beslemeli ve kafir Batı’yı sınırında durdurmak amacıyla Hilafeti yeniden kurmak için çalışanlardan olmalıdır. Çalışma, yükselen bu genç nesillerle bağlantılı olduğundan dolayı bu, mümin kadının sorumluluklarını artırmaktadır. Bu da bizleri, Allah’ın onlardan ve onların da Allah’tan razı olduğu müminlerin annelerini örnek alarak bıkıp usanmadan çalışmamızı yoğunlaştırmaya sevk etmelidir. Dolayısıyla bizler, Kerim Rasulümüz Salavatu Rabbi ve Selamuhu Aleyh’e vahiy nazil olduğunda, annemiz Hatice binti Huveylid’in zor durumla karşı karşıya kaldığındaki tutumundan ders almalıyız. Zira Hatice, güç almak için bu zorluğa yönelmiş ve böylece, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanında yer alarak davete destek veren ve yardım eden kararlı ve saliha bir kadın ve ilk Müslüman olan kadınlardan biri olmuştur. 

İslam kadına önem göstermiş ve ona büyük bir konum vermiştir. Zira kadın, erkeğin diğer yarısıdır; dolayısıyla İslam, kadını onurlandırmış ve onu cehaletin ve zulmün pisliğinden koruyarak İslam'ın nuruna kavuşturmuştur. Böylece kadın, Batı’nın istediği gibi değil de Allahu Teala’nın emrettiği gibi biri olmak amacıyla bir anne, bir kız, bir kardeş ve eş olmuştur. Batı, aktif bir şekilde İslam hadaratımıza soktuğu aşağılık medeniyetini kullanarak birçok kadının dikkatlerini dağıtmış, onları      kadın ve erkek modelleri takip etmeye yönlendirerek bunları ilgi odağı haline getirmiştir. Ayrıca Batı, korunması gereken bir namus olan ve dünyadaki derdi dünyanın peşinde soluyan Batı’nın izinde yürümek ve İslam’ın kadının uzaklaşmasını ve Rabbinin rızasını kazanmak için kaçınmasını emrettiği Batı modalarını takip etmek olmayan Müslüman kadının imajını çarpıtmak için, kadınlar hedeflerinden biri haline gelsin diye tüm baştan çıkarma araçlarını kullanmıştır.

Rabbine iman eden her Müslüman kadının, bu önemsiz şeylerin peşinden sürüklenmemeye, İslam’ın bize farz kılıp emretmiş olduğu imajla süslenmeye, müminlerin annelerini (Allah hepsinden razı olsun) örnek almaya, İslam’ı hayır ve hidayet risaleti olarak taşımaya ve Allah’ın şeriatını ikame etmek, adaleti ve dini egemen kılmak ve İslam ümmetini, sömürgeci kafirin bizi bağlamış olduğu zillet, aşağılanma ve kölelik zincirinden kurtarmak için Allahu Teala’nın izniyle vaat edilmiş olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışanlarla birlikte çalışmaya çok ama çok hırs göstermesi gerekir.

En yüce mertebeye ulaşmak için, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla Allah ve Rasulü’nün razı olduğu şeylerin peşinden gitmesi ve Allahu Teala’nın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetinde geçenlerle amel etmesi gerekir.

Kadının emaneti büyüktür; bu yüzden şerî hükümlere bağlı kalması ve evlatlarını, dinlerine ve ümmetlerine hizmet eden kahramanlar olmaları için yetiştirmesi gerekir. 

Kadının, erkekleri desteklemek için gazvelere katılma hakkı vardır; zira Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, gazveye çıktığında, yolculuğunda kendisine yardımcı olması için eşlerinden birini ona eşlik ederdi ve savaşa katılan kadınlardan biri de Nesibe (Allah ondan razı ve memnun olsun) olmuştur. Aynı şekilde diyoruz ki; her Müslüman ve mümin bir kadının hayattaki öncelikli hedefinin, hayır ve doğrulukta öncülerden olması, İslam'ı taşıması, onu Müslümanlar arasında yayması ve hayır ve hidayet risaleti olarak güçlü ve kuvvetli bir şekilde İslam risaletini dünyaya taşıması ve Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaması gerekir. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Üstaze Ümmü Muhammed Fatih – Yemen

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti Tarafından Düzenlenen Gösteriler ve Yürüyüşler

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti Tarafından Düzenlenen Gösteriler ve Yürüyüşler

Ey İnsanlar! Ordumuzun, Trump’ın Önerdiği Güç Bünyesinde Gazze’ye Gönderilmesi Planını Reddedin ve Gelecek Seçimlerdeki Adaylardan Buna Karşı Net Bir Tavır Belirlemelerini Talep Edin!

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, bugün Cuma günü 16 Ocak 2026’da, Cuma namazının ardından, Trump’ın Gazze için önerdiği ve sözde “Uluslararası İstikrar Gücü” olarak adlandırılan yapıya asker gönderilmesini hedefleyen plana karşı, Dakka ve Chittagong’daki birçok caminin çevresinde çok sayıda yürüyüş ve protesto gösterisi düzenledi. Gösterilere katılanlar, bu habis Amerikan planının reddedilmesi ve yaklaşan seçimlerde adayların ve siyasi partilerin bu konuda açık bir tavır ortaya koymalarını talep etmek amacıyla çeşitli sloganlar attılar. Bu sloganlardan bazıları şunlardı: “Gazze’de Trump Gücüne Hayır / Asla Kabul Etmeyeceğiz” “Trump’ın Ordusuna Asker Göndermek - Halk Bunu Reddediyor!” “Trump’a Boyun Eğen Liderleri Halk İstemiyor” “Amerika’nın Uşağı Yöneticiler- Yeter Artık! Yeter!” “Amerika’ya Baş Eğen Yöneticiler - Yeter Artık Yeter!” “Amerika mı Filistin mi? - Filistin! , Filistin!” “Dünya Hilafetle Huzur Bulacak”, “Filistin Hilafetle Kurtulacak”.

Yürüyüşlerde konuşanlar; Bangladeşli yetkililerin, halkın defalarca yaptığı çağrılara rağmen Müslümanlara yardım etmek ve Yahudi varlığının Amerikan desteğiyle işlediği soykırımı durdurmak için orduyu göndermediğini, ancak şimdi Amerika’nın talimatıyla, aslında Gazze için bir işgal gücü olan ve Yahudi varlığının çıkarlarına hizmet eden “Uluslararası İstikrar Gücü”ne katılmak üzere asker göndermeyi planladığını belirttiler.

Venezuela ve dünyanın diğer bölgelerinde devam eden saldırganlığı nedeniyle Amerika’nın insanlık düşmanına dönüştüğü ve Trump’ın küstahlığına karşı Bangladeş halkının öfkesinin arttığı şu dönemde, halk geçici hükümetin bu pervasız kararını aşağılamakta ve kesin bir dille reddetmektedir. Müslümanları Mübarek Toprak Filistin’den çıkarmayı ve gaspçı Yahudi varlığının mevcudiyetini pekiştirmeyi amaçlayan Amerikan planına iştirak etmek, Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ihanettir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللهِ فِي شَيْءٍ“Müminler, müminleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz.” [Ali İmran 28] Bu ihanete karşı çıkmak Müslümanlar için şer’î bir görevdir. Halk, yaklaşan seçimlerde adaylardan ve partilerden, sömürgeci Batılı küfür güçlerini reddettiklerini açıkça ilan etmelerini talep etmelidir. Amerika’yı müttefik edinen parti ve siyasetçiler ise kesin olarak reddedilmelidir.

Konuşmacılar Silahlı Kuvvetlerdeki halis subaylara da şöyle seslendiler: Mübarek Toprak Filistin’i kurtarmak ve sömürgeci kafir güçlerle her türlü askeri ittifakı reddetmek sizin şer’i görevinizdir. Zira bu tür ittifaklar, Müslümanları kafirlerin komutası altında, küfür sancağı altında ve kafir bir varlığa hizmet etmek için savaşmaya zorlar ki bunların hepsi şeran haramdır. Bir Müslümanın ancak İslami bir liderlik altında ve İslam sancağı altında savaşması caizdir. İmam Ahmed ve Nesai, Enes RadıyAllahu Anh’dan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın” Kanlarınızı küfür savaşlarına alet olmaktan koruyun ve kendinizi Hilafetin emri altına verin. Bu amaca ulaşmak için, Ümmetin otoritesini, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmak için çalışan ve samimi siyasi parti olan Hizb-ut Tahrir’e teslim etmelisiniz. Kurulacak Hilafet, Amerikan saldırganlığını püskürtmenizi sağlayacaktır; işte o zaman sadece kükremeniz bile Filistin’deki Müslümanları ve dünyadaki diğer mustazafları korumaya yetecektir.

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler.” [Tevbe 111]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER