El-Raye Gazetesi Sayı 600 Öne Çıkanlar
- Kategori Video
- |
El-Raye Gazetesi Sayı 600 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Çarşamba, 3 Zilhicce 1447 H. | 20 Mayıs 2026 M.
El-Raye Gazetesi Sayı 600 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Çarşamba, 3 Zilhicce 1447 H. | 20 Mayıs 2026 M.
Haber-Yorum
Avrupa, Rusya-Ukrayna Savaşını Durdurmak İçin Boşuna Çabalıyor
Haber:
Euronews gazetesi Salı günü, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yönelik olası özel temsilcisini tanımayabileceğini ve onu müzakere sürecine katılmaktan uzak tutabileceğini bildirdi.
“Bugüne kadar, Amerikalıların AB Özel Temsilcisinin meşruiyetini tanıyacaklarını ve onlarla son derece gizli görüşmelere gireceğini garanti eden hiçbir şey olmadığını” belirtti. Euronews, “Avrupa Birliği'nin Ukrayna çatışmasını sona erdirmek için Rusya ile doğrudan diyaloga daha fazla bağlı kaldığını” belirtti.
Şubat ayında, Avrupa Parlamentosu üyesi ve Estonya Silahlı Kuvvetleri’nin eski komutanı Riho Terras, “Ukrayna’da bir uzlaşmaya varılması için Avrupa Birliği’nin özel bir temsilci ataması fikrini kısır bir fikir olarak gördüğünü”, çünkü “onu hiç kimsenin dinlemeyeceğini” açıklamıştı.
Politico sitesi, Avrupalı bir diplomata dayandırdığı haberinde, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Rusya ile yapılabilecek olası müzakerelerde arabulucu rolünü üstlenmekten kendisinin dışladığını belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce yaptığı açıklamada, Rusya’nın diyalogdan asla vazgeçmeyeceğini, ancak büyük olasılıkla mevcut Avrupalı liderlerle bir anlaşmaya varmanın imkânsız olduğunu açıklamıştı.
Yorum:
Avrupa ülkeleri, Amerika'nın kendilerini terk ettiğini ve onları Rusya'ya kolay bir lokma olarak teslim ettiğini fark etmiştir; bu yüzden Ukrayna’nın güvenliği Avrupa’nın güvenliği anlamına geldiği şeklinde netleşen sadece kendi görüşünü ifade eden özel bir temsilci göndermeye çalışmaktadır. Çünkü Avrupa, Ukrayna’nın Rusya ile Amerika arasında yapılan bir anlaşmayla kaybedildiğinin farkındadır. Nitekim mevcut çözüm, Ukrayna'yı ikiye bölmektir; doğusu Rusya'nın kontrolü altında olacak, batısı ise silahsızlandırılıp burası yeni Ukrayna devleti olarak adlandırılacak.
Bu çözüm, Avrupa Birliği ülkelerinin hoşuna gitmemektedir; bu ise Ukrayna için duydukları korkudan değildir, aksine hem kendileri için hem de Rusya’nın kendilerini takip ederek özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden bazılarını ele geçirmesinden duydukları korkudandır.
Bu nedenle Avrupa, belki de olur diye Amerika’ya karşı farklı yeni bir vizyon ortaya koymaya çalışmaktadır; ancak Rusya, Avrupa’nın zayıf olduğunu ve hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini, ayrıca onunla yapılacak müzakerelerden değerli bir sonuç çıkmayacağını bilmektedir; ayrıca Ukrayna sahasında belirleyici olanın Amerikan nüfuzu olduğunu ve Avrupa’nın Amerika’nın desteği olmadan hiçbir şey yapamayacağını da bilmektedir; bu yüzden buna fazla önem vermemektedir.
Amerika ise böyle bir temsilciyi ve müzakereciyi tanımadığını açıklamıştır; bunun sebebi basitçe, tüm durumun iplerini elinde tutmak ve Rusya’ya Avrupa’nın değil, kendi şartlarını kabul ettirmek istemesidir; Rusya da neredeyse Amerika’nın istediği doğrultuda hareket etmektedir; biraz zaman geçmesiyle birlikte, Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesinin başlangıcına ışık tutacak net sonuçların ortaya çıkması beklenmektedir.
Ayrıca Avrupa, İran savaşı konusunda kararını vermiş ve buna dahil olmayacağını açıklayarak Amerika’ya karşı çıkmıştır; bu da Amerika’nın ona nefes aldırmayacağı ve ona Rusya-Ukrayna savaşını durdurma onurunu vermeyeceği anlamına gelmektedir; hatta NATO’yu sona erdirmekle tehdit ederek Avrupa’ya şantaj yapmaktadır.
Bu nedenle böylesine bir iç içe geçmişliğin gölgesinde Avrupa’nın Rusya-Ukrayna savaşı sorununu çözmeye çalışmasının boşuna olduğunu görüyoruz. Avrupa ancak Amerika’nın karşısında kararlı ve azimli bir şekilde durursa onun nüfuzundan kurtulabilir; fakat henüz buna hazır değildir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Süleyman
Haber-Yorum
İran, Pakistan Kapısı Üzerinden Körfez’in Penceresini Açıyor
Haber:
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan’ın çabalarının ateşkesin kalıcı hâle gelmesine katkı sağlamasını umduğunu ifade etti ve ülkesinin özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler geliştirmeye çalıştığını vurguladı. (El Cezire Net)
Yorum:
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi’ye yaptığı açıklama, Tahran’ın izolasyonunu kırmaya ve ateşkesi kalıcı hale getirmeye çalıştığı son derece karmaşık bir diplomatik bağlamda gelmiştir.
Pezeşkiyan, iyi komşuluk ilişkilerini sabit bir politika olarak göstermeye ve İran’ı bir barış ve istikrar gücü olarak sunmaya çalışmaktadır; dolayısıyla o, hem kendisi hem de İran için bölgesel ve uluslararası destek kazanmaya ve yaşanan fitnenin ve Müslüman ülkeleri arasındaki bölünmenin sorumlusu olmadıklarına yönelik bir imaj çizmektedir.
İran, Körfez ülkelerine kendilerinin bir tehdit oluşturmadığına ve çatışma yerine iş birliğini tercih ettiğine dair güven verici mesajlar göndermektedir; bunu da bu ülkelerin kendisine karşı herhangi bir ittifaka veya askerî faaliyete daha derin şekilde dahil olmasını engellemek, ateşkesi kalıcı hâle getirmek, Pakistan’ın arabuluculuğundan yararlanmak, baskı ve izolasyonu hafifletmek, kendisini iş birliği yapılabilir bir ortak olarak göstermek ve ayrıca cepheleri ayırmaya çalışmak ve Körfez komşularıyla diyalog kanalları açmak hedefiyle yapmaktadır.
Bu hamle aynı zamanda Amerika-Çin anlaşmasından sızan şeylerin ve İran’ın Çin’in kendisini terk etmesinden duyduğu endişenin bir sonucu da olabilir; bu da Amerika’ya, Devrim Muhafızları’nı ortadan kaldırmak ve ülkeyi ABD’nin bakış açısına göre ılımlı olan kuyruklarına teslim etmek için çalışmak yoluyla İran’a boyun eğdirmek ve onu kendisine bağlı ajan bir devlet hâline getirmek için daha cesur bir karar alma imkânı sağlayabilir.
Böylece İran, özellikle Çin’in Körfez’in istikrarına, enerjiye ve küresel ticarete İran’ın maceralarını desteklemekten daha fazla hırs göstermesi durumunda, Çin için daha az önemli bir hale gelebilir. Çin sonuçta İran’ın akidevi bir müttefiki değil, aksine çıkarlar ortağıdır; bu yüzden eğer büyük ekonomik çıkarları İran’ın tırmandırmasıyla çelişirse ki özellikle bu zamanda bu açıklama Çin’e, kendisinin bir kaos unsuru değil, bir istikrar unsuru olduğuna yönelik bir mesaj sayılır.
İran, bölgenin büyük bir yeniden düzenleme aşamasına girdiğinin farkında olup, geçmişte olduğu gibi vazgeçilmez bir aktör olmaktan çıkıp uluslararası müttefikler için bir yüke dönüşmekten endişe etmektedir.
Bu nedenle İran, kâfirlere güvenilmemesi gerektiğinin; aksine kendini yok oluştan kurtaracak siyasi kararı bizzat kendisinin alması gerektiğinin bilincinde olmalıdır.
Bizler İran halkını, dinine bağlı kalmaya geri dönmeye çağırıyoruz; zira durumumuz, dinimizden uzaklaştıktan sonra değişmiştir; dolayısıyla tüm izzet, şeriatımızı uygulamaya ve İslami hayatı yeniden başlatmaya geri dönmekte yatmaktadır; çünkü bu dine izzetini, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurarak ve Allahu Teala'nın şu kavline geri dönerek geri kazandırabiliriz: كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ “Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Al-i İmran 110]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim
Bugünkü Suriye, Hikâyenin Başlangıcı Değil, Sonucudur
Tarihte trajediler, patlak verdikleri anda değil, milletlerin etraflarında olup bitenleri anlama yetilerini kaybettikleri daha önceki bir anda başlar; bu nedenle bugün Suriye’de gördüğümüz şey, ayrı bir olay olarak değil, aksine tüm nesiller doğmadan önce başlamış uzun bir sürecin birikiminin sonucu olarak okunmalıdır. Nitekim Esad ailesi düştüğünde, bir yönetim sistemi olarak değil, bir aile olarak düşmüştür.
Yönetici yüzler değişmiş, sloganlar yenilenmiş, ancak yönetimin özü değişmemiştir; zira otorite, kendisinden itaat etmesi talep edilen yukarıdan yönetilmektedir; çünkü otorite dış müdahalenin rehinesi olup, özgür iradeye ya da bağımsız siyasi bir karara sahip değildir; üstelik kayırmacılıkla beslenen ve insan yapımı kanunlara göre hükmeden yozlaşmış bir sistemin üzerine kurulmuştur.
İşte burada, bu devrimin hedeflerini gerçekleştirmedeki kusurun en önemli nedenlerinden biri yatmaktadır; çünkü değişim genellikle sistemlerin değil, isimlerin değişmesi, yani birinin bir başkasıyla değişmesi şeklinde olmuş ve kurallar olduğu gibi kalmaya devam etmiştir. Bu yüzden ne kadar değişim iddiasında bulunurlarsa bulunsunlar değişim, yozlaşmış sistemin derin yapısına dokunmamış, aksine sahada hiçbir etkisi olmayan, parlak ve yeni bir dile sahip bir değişim olmuştur. Dolayısıyla büyük kararlar hâlâ halkların iradesini yansıtmayan dengelere göre büyük güçlerin çıkarları tarafından yönlendirilen dış faktörlerin rehinesi olarak kalmaya devam etmektedir.
Bugün Suriye’de, siyasi ve güvenlik açısından yeniden düzenlenen bir ülke görüyoruz; zira ülke, Suriye’nin çatışmanın devam etmesinin acısını çekmesine neden olan ve “çözümsüzlük” durumunun pekişmesi için çalışan geçiş aşaması mefhumunu benimsemiştir; diğer bir deyişle rejim, gerçek bir geçiş olmaksızın kalmaya devam etmekte ve ülke de istikrar ve sürdürülebilir barış gerçekleşmeksizin fiilen sona ermiş bir savaşın ortasında asılı kalmaya devam etmektedir.
İşte bugün bizler, bu kusurun sonuçlarından biriyle karşı karşıyayız; zira kısa bir süre önce geçmiş sayfayı kapatma çabası kapsamında “genel af” adı altında bir karar yayınlanmıştır. İşte burada, şu hakkı haykırmak gerekir: Genel af mı?!! Peki ya unutulamayan kan ne olacak? Hangi hakla, velisine başvurulmadan kan hakkı affediliyor? Oğlunu kaybeden bir anneden, çocuklarını toprağa veren bir babadan ya da binlerce şehit veren bir halktan, nasıl genel af fikrini kabul etmesi talep edilebilir?! Sanki kanlı olaylara karışmak, siyasi bağlamın değişmesi ya da çıkarların farklılaşması sonucu sadece bir kararla kapatılan bir dosyaya dönüşmüş gibi; oysa kabirler tanıklık etmeye ve gözyaşları canlı kalmaya devam etmekte olup hafıza da silinmemiştir!
Mesele intikam değil, aksine adalettir. Zira insani mantıkta ve aynı şekilde dini nasslarda kan, hesap sorulmadan heder edilmez; zira Kur'an, kasten öldürme için, hoşgörü ya da sulandırmaya değil, kısasa dayalı açık bir hüküm getirmiştir.
Ancak büyük davaların, gerçek bir geçiş dönemi adaleti veya şeffaf bir hesap sorma süreci olmaksızın tekrarlanan aflarla kapatılan dosyalara dönüştürülmesi göz ardı edilemeyecek bir durumdur. Ayrıca geçiş dönemi adaletini, genel bir affa veya kısmi uzlaşmalara indirgemek, onun gerçek içeriğini boşaltmaya çalışmaktan başka bir şey değildir; çünkü adalet, sayfaları okumadan kapatmaya ya da acıyı kabul etmeden üstesinden gelmeye dayalı değildir. Dahası açık bir hesap sormaya dayalı olmayan herhangi bir atlatma, çatışmanın nedenlerini çözmek yerine onu yeniden üretmeye yol açabilir. Peki geçiş dönemi adaleti mefhumu nasıl iki kelimeye indirgenebilir ki! Oysa bu mefhum, ihlallerin belgelenmesini, sorumluların göstermelik değil de gerçek yargılamalarla hesap vermesini, gerçeğin ortaya çıkarılmasını, hesap sorulmasını, tazminatı ve kurumların reformunu içermesi gerekmez mi?
Bu mefhumun Suriye siyasi söyleminde mevcut olup gerçekliğe indirgenmiş gibi görünmesi üzücüdür; nasıl olmasın ki; zira Suriye hükümeti hâlâ Batı’nın kararlarının ve dış müdahalelerin rehinesi olmaya devam etmektedir.
Ama soru şudur; krizi yaratan aynı araçlarla farklı bir gelecek inşa etmek mümkün müdür?
Binlerce şehidin kanına mal olan yozlaşmış sistemin yapısı değişmediği sürece, hiçbir reformun bir kıymeti kalmaz, herhangi bir istikrar kırılgan kalmaya devam ettiği gibi herhangi bir uzlaşma da geçici olmaya devam eder. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَم مَّنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَىٰ شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ “Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” [Tevbe 109]
İbn Haldun’un sözleri bugün de güçlü bir şekilde geçerliliğini korumaya devam etmektedir: “Devletler ancak ortak bir bağ üzerine kurulur”, dışarıdan dayatılan dengeler üzerine kurulmaz; bu yüzden genel olarak Arap ülkelerinde, özel olarak da Suriye’de sorun, yönetim yapısında gerçek bir değişim gerçekleştirme iradesinin yokluğunda ortaya çıkmaktadır; çünkü her devrimde başlıkları değiştirip söylemi çok daha modern araçlarla formüle etmeyi alışkanlık haline getirdik ancak sorunun köküne hiç yaklaşamadık! Bu nedenle bugün Suriye’de gördüklerimiz, hikâyenin başlangıcı değil, aksine onun doğal bir sonucudur; yani bir asır süren bir parçalanmanın, özüne dokunmayan reform girişimlerinin ve sadece yüzleri değiştirmekle yetinip yapıyı olduğu gibi bırakan rejimlerin bir sonucudur. Dolayısıyla gerçek bir değişim konusundaki herhangi bir umudun, aynı araçların yeniden dolaşıma sokulmasına ya da isimlerin başkalarıyla değiştirilmesine dayanması imkansızdır; aksine, basit ama belirleyici bir farkındalıkla başlar: Yani bizim geçici çözümlere ihtiyacımız yoktur; aksine tüm yapıları, kurumları ve benzerleriyle birlikte mevcut rejimi ortadan kaldırmayı hedefleyen bilinçli bir iç iradeye dayanan gerçek bir yeniden inşaya ve safları birleştirecek, adaleti gerçekleştirecek, istikrarı yeniden sağlayacak bir yönetim sistemi olarak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin yeniden tesis edilmesine ihtiyacımız vardır; bunun dışındaki diğer çözümler ise sadece zaman kaybından ve Batı ve Yahudi varlığı için, egemenliğimizden ve topraklarımızdan geriye kalanları ihlal etmeleri için yeni fırsatlar yaratmaktan başka bir şey değildir.
Allah’ın bize bir fırsat verdiğini ve bizim onu kaçırdığımızı unutmamalıyız; ancak لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ “Mümin, bir (yılan) deliğinden iki defa ısırılmaz (aldatılmaz).” Bu nedenle sahnenin yeniden düzenlenmesi, safların ve liderliklerin gözden geçirilmesi, Allah’a tevekkül edilmesi ve Allah’ın bizimle birlikte olduğuna kesin iman edilmesi gerekir. وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ "Zafer ancak Aziz ve Hakim olan Allah'ın katındadır." [Al-i İmran 126] İşte bunlar sizin için ey Halid bin Velid'in torunları; Allah şahittir ki sizler, cesaretinizi ve sabrınızı kanıtladınız. Artık bir kez daha uyanmanın vakti gelmiştir; ama bu kez Esad’ı düşürmek için değil, aksine tek ve kahhar olan Allah için O’nun şeriatıyla hükmetmek ve O’nun kutsallarını kurtarmak için olsun.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde