Çarşamba, 16 Şaban 1447 | 2026/02/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İşgalciyle Koordinasyon Bir Taktik Haline Geldiğinde!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İşgalciyle Koordinasyon Bir Taktik Haline Geldiğinde!

Haber:

Salı günü, yani 06/01/2026'da, Suriye ve Yahudi varlığı, ABD'nin ev sahipliğinde Fransa'nın başkenti Paris'te iki gün süren yeni bir görüşme turunu tamamladı ve tur, istihbarat bilgi alışverişi yapmak ve askeri gerilimi azaltmak için bir irtibat hücresi kurulmasıyla sonuçlandı. (El Cezire)

Yorum:

Bu açıklama diplomatik bir adım değil, aksine gerçekçilik ve çıkar adına kaldırılan ve sabitelerin bağrına saplanan bir hançerdir!Toprakları gasp eden ve çocukları öldüren bir düşmanla güvenlik koordinasyonu, ihanetten başka bir şeyle adlandırılabilir mi?Hakları gasp edenlere ve kan dökenlere ekonomik kapılar açmak, zimmetleri alıp satmaktan başka bir şeyle nitelendirilebilir mi?

Kur'an-ı Kerim, kesin bir açıklıkla nazil olmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir.” [Mümtehine 1]

Bu saldırganlar ve işgalciler sadece tek bir tavrı hak ediyorlar ki o da savaşmaktır; bu yüzden taktik gerekçesi altında onlarla işbirliği yapan herkes emanete ve ümmete ihanet etmiş demektir; Allah rahmet eylesin Ömer Muhtar, İtalyan komutanın kendisiyle pazarlık ederken “Libya’yı bana bırak, sana altın ve para vereyim” dediğinde doğru ve şerefli bir tavır sergilemiştir! Dolayısıyla taktiklerden veya geçici çıkarlardan bahsetmemiş, aksine hak sözü söylemiş ve düşmanla uzlaşmamıştır. Bugünkü adam kılıklılar nerede, dünkü adam gibi adamlar nerede?!

Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem üç bin mücahitten oluşan bir ordu gönderdiğinde ve bu ordu iki yüz bin kişilik bir orduyla karşılaştıklarında, uzlaşalım demediler; aksine üç komutanları Zeyd, Cafer ve Abdullah, bir ellerinde kılıçları, diğer ellerinde bayraklarını tutarak şehit olana ve hak galip gelene kadar savaştılar; çünkü onlar, sabiteler hakkında pazarlık yapmanın ölüm anlamına ve sabiteler yolunda ölmenin ise hayat anlamına geldiğini biliyorlardı.

Mescid-i Aksa'yı kirleten, Golan Tepeleri'ni işgal eden ve Gazze'yi terörize edenlerle Trump'ın şemsiyesi altında oturmanın ne tür bir hikmeti olabilir ki?!düşmanın güvenliğini halkın güvenliğinden daha öncelikli tutan ve Amerikan istihbaratının ipleriyle sınırlandırılmış bir egemenliği kabul eden nasıl bir devletin inşasıdır bu?!Bu inşa edilen bir devlet değildir, aksine ajanlık ve boyun eğmektir.

Nitekim Yahudi varlığının güvenliğine saygı gösterilmesini müzakere şartı haline getirdiler; sanki Müslümanların topraklarının güvenliği işgalcinin rızasına bağlıymış gibi. İşte bu, akıtılan kanlara, ihlal edilen topraklara ve en aşağılık şekilde istismar edilen dine karşı büyük bir ihanettir. 

İdeolojiyi satın alıp satanlar şunu bilsinler ki, tarih kaydetmekte ve ümmet de yargılamakta olup Allah, kendisine ortak koşanları affetmeyecektir.Bugün düşmanı dost edinen bir kimse, kendisini Allahu Teala'nın şu kavlinin arasına koymuştur: وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْSizden her kim ki, onları dost edinirse; o da, onlardandır.” [Maide 51] Ve Subhanehu’nun şu kavlinin: وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزّاً * كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدّاً“Onlar kendilerine bir itibar ve güç vesilesi olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.Hayır, hayır! O putlar onların ibadetini tanımayacaklar ve kendilerine hasım olacaklar.” [Meryem 81-82]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...

Refah Geçişi, Tufanın Bir Sonucu Mu, Yoksa Ümmetin Yüzüstü Bırakmasının Bir Sonucu Mu?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Refah Geçişi, Tufanın Bir Sonucu Mu, Yoksa Ümmetin Yüzüstü Bırakmasının Bir Sonucu Mu?

Haber:

Yahudi medya kuruluşları, demir kapılar, dikenli teller, tarama cihazları ve güvenlik kameralarıyla çevrili dar bir geçişi gösteren yeni Refah geçişinin bir fotoğrafını yayınladı ve Filistinliler gidiş dönüşlerinde bu geçişten geçmek zorunda kalıyor.

“Hapishane kapısı mı, yoksa seyahat geçiş noktası mı?” ya da “Gazze merkez hapishanesi” mi?... Bunlar, Gazze sakinlerinin bu geçiş noktasını nitelendirdikleri ifadelerdir. (El Cezire)

Yorum:

Refah geçişi artık sadece bir seyahat kapısı değildir; aksine Gazze'nin büyük bir hapishaneye dönüşmesine neden olan bir ümmetin yüzüstü bırakmasının canlı bir şahididir. Bu resim, Epstein skandalları ve bunların ortaya çıkardığı ahlaki yozlaşmanın ardından hiç de şaşırtıcı olmayan işgalin vahşetini ortaya koymakla kalmamakta, aynı zamanda seyirci kalıp bekleyen bütün bir ümmetin utancını da ortaya koymaktadır!

Bu geçiş, masum ya da idari bir şey değildir, aksine kasıtlı bir siyasi araçtır. Yahudi varlığı insani bir geçiş istememekte, aksine şu üç açık hedefin gerçekleştiği bir kontrol ve hakimiyet kapısı istemektedir:

- Gazze'nin, halkının ve hareketlerinin izlendiği kalıcı bir hapishane olarak pekiştirilmesi.

- Filistinlileri psikolojik olarak aşağılamak ki böylece çıkışlarının ve dönüşlerinin işgalin iradesine bağlı olduğunu hissetsinler.

- Gazze'ye geri dönmeyi korkunç bir karar ve oradan göç etmeyi cehennemden kaçış haline getirmek yoluyla Gazze'yi halkından yavaş yavaş boşaltmak.

Hayatın damarları olması gereken geçiş noktası, bir aşağılanma koridoruna dönüşmüş ve kuşatmayı kırması gereken kapı, toprak ve kaynaklara sahip olan ama iradesini kaybetmiş bir ümmetin acizliğinin bir kanıtı haline gelmiştir!

Ümmet uykusundan uyanıp orduları kararlılığını geri kazanarak baskıcı rejimleri muhasebe etmedikçe, sınırlar zalimlere hizmet etmek yerine yardım isteyen mazluma açılmadıkça, sloganlar, mazlumlara koruyan, kuşatmayı kıran ve işgali geri dönülmez bir şekilde deviren kitlesel eyleme dönüşmedikçe Gazze'nin kaderi değişmeyecek ve bu hapishane de yıkılmayacaktır.

Bu yüzden ya onuru koruyan bir uyanış olacak, ya tarih sessiz kalanlara lanet edecek, ya da bu ümmet, bütün bir halkı hapsetme suçuna ortak olmaya devam edecektir!

Dolayısıyla ümmet uyanıncaya, silahlar mazlumların bağrına değil işgalcilerin yüzüne geri dönünceye, umutlar değil kilitler kırılıncaya ve halkların iradesi değil boyun eğenlerin tahtları yıkılıncaya kadar Gazze sorunlarından kurtulamayacaktır; bu da Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin gölgesinde ümmetin izzetini geri kazandıracak Raşid bir Halifenin liderliğinde olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Pakistan, Türkiye ve İran'ın Ortak Orduları Trump'ı Hezimete Uğratmak İçin Yeterli Değil Mi?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pakistan, Türkiye ve İran'ın Ortak Orduları Trump'ı Hezimete Uğratmak İçin Yeterli Değil Mi?!

Haber:

30 Ocak 2026'da Pakistan Silahlı Kuvvetleri medya kanadı, “Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Askeri Liyakat Madalyası ve Barış Adaleti Madalyası sahibi Mareşal Syed Asim Munir'i Genelkurmay Başkanlığı'nda kabul ettiğini...” Ortak öneme sahip meselelerin ele alınmanın yanı sıra mevcut bölgesel ve küresel güvenlik durumu ile ikili savunma ve askeri işbirliğinin güçlendirilmesi için beklentilerin de ele alındığını” belirtti. (Ajanslar)

Yorum:

Trump'ın İran'a yönelik askeri harekat tehdidinde bulunarak savaş filosunu gönderdiği bir zamanda, Müslümanların, hatta tüm dünyanın en güçlü iki ordusunun komutanları bir araya geldi; ancak İran, Türkiye ve Pakistan'ın toplam silahlı kuvvetleri ABD'ninkinden çok daha büyük olmasına rağmen, Amerika'yı geri adım atmaya zorlayacak herhangi bir önlemi ele almadılar; zira Türkiye, İran ile 534 kilometrelik kara sınırı paylaşırken, Pakistan ise 909 kilometrelik bir sınırı paylaşmakta olup mevcut askeri operasyonlar sahnesiyle daha kısa ve daha güvenli iletişim hatlarına sahiptirler.Amerika'ya gelince; Washington ile Tahran arasındaki mesafe on bin kilometreden fazla olup onun tüm iletişim hatları Müslümanların toprakları, denizleri ve hava sahasından geçmektedir.İster Afganistan isterse Irak olsun Müslüman ülkelere yönelik daha önceki Amerikan saldırıları sırasında, Amerika'nın Türkiye, İran ve Pakistan'daki tabiileri, Amerikan kuvvetlerine üsler, hava koridorları ve hayati istihbarat sağlamıştır; eğer bu olmasaydı, Amerikan kuvvetleri hiçbir saldırı başlatamazdı.

Amerika'nın Türkiye ve Pakistan'daki yandaşları, Amerika'nın ajanlarına karşı izlediği vahşi politikadan, yani artık onlara ihtiyaç duymadığında onlardan kurtulma politikasından bile bir ders çıkarmıyorlar. Örneğin İran, Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen'de onlarca yıldır Amerika'ya hizmet etmiştir. Hatta İran'daki kuyrukları bile tiyatral rolleriyle sınırlı kalırken, Amerika ve Yahudi varlığı “direniş eksenini” parçalamıştır.Ancak tüm bu uzun hizmetin ardından, bugün uyandıklarında Amerikan silahlarının kendilerine doğrultulduğunu görmektedirler.

Amerika, tabiileriyle ortakları gibi değil, işe yaradıkları sürece kullandığı ve işe yaramaz hale geldiklerinde ise terk ettiği çalışanlar gibi muamele etmektedir. Buna rağmen İslam'a ve ümmetine yardım ederek güçlü iç destek kazanmak yerine, iktidarda kalmak için hâlâ Amerika’nın desteğine güveniyorlar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurarak uyarıda bulunmuştur: مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ “Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” [Ankebut 41]

Ey İslam ümmeti: Bizler, düşmanlarımız karşısında zayıf değiliz; zira Allahu Teala bize muazzam ordular, muazzam kaynaklar ve dünyanın en önemli su, kara ve hava yolları üzerinde kontrol bahşetmiştir; bu yüzden biz zayıf değiliz; ancak bizler, düşmanlarımızla ittifak kuran, ordularımızın savaşmasını engelleyen ve kâfirlerin bize saldırmasına yardım eden yöneticiler tarafından zayıflatıldık; zira vahdetimiz aracılığıyla izzetimizi yeniden kazanmak yerine, yöneticilerimiz düşmanlarımızın yanında yer almışlardır. Böylece Allah’ın gazabına müstahak oldular; zira Subhanehu şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاًMüminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” [Nisa 139] 

Ey Müslüman orduları: Bugün Müslümanların vahdeti, Endonezya'dan Fas'a kadar hepsinin bir talebidir; ayrıca ümmetin düşmanlarına ve zulümlerine duyduğu öfke eşi benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır; bu yüzden bugün sizin sorumluluğunuz, ümmetin kalkanı olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin kurulmasına destek vermektir.Çabalarınızın ve fedakarlıklarınızın ödülüne gelince; adamların biati, nusret ve savaş biati olan İkinci Akabe Biati sırasında Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ensar'ın (Allah onlardan razı olsun) arasında geçen diyalogu hatırlayın; zira “Biz, bunu mallarımıza gelecek musibete ve şereflilerimizin öldürülmesine rağmen kabul ediyoruz, bunun karşılığında bize ne var?" dediklerinde, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, الْجَنَّةُ "Cennet" dedi. Bunun üzerine “Elini uzat dediler”, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini uzattı ve O’na biat ettiler. Bu nedenle Hizb-ut Tahrir sizden nusret talep ediyor... Haydi ona nusret verin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 03/02/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 03/02/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi Sayın Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

◾️ Epstein Dosyası
◾️ Barış Kurulu Gazze’de Neyi Hedefliyor?
◾️ Altın ve Gümüşün Yükseliş Sebepleri

H. 16 Şaban 1447 - M. 3 Şubat 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

Şeriata Dayalı Siyaset, Sınırların Kapatılmasını Değil; Dayatılan Sınırların Yıkılmasını Gerektirir!

Ekim ayının ortasından bu yana, sınırda yaşanan şiddetli çatışmalar, Pakistan’ın Afganistan’a düzenlediği hava saldırıları ve Afgan güçlerinin misillemeleri nedeniyle Durand Hattı boyunca yer alan ana geçiş noktaları kapalı. Bu durum, ikili ticaretin tamamen durmasına, aile ziyaretlerinin ve tedavi amaçlı seyahatlerin kesilmesine yol açtı; sınırın her iki yakasındaki Müslümanlar, yüz milyonlarca dolar olduğu tahmin edilen ağır aylık ekonomik kayıplara uğradı.

Biz, Hizb-ut Tahrir / Afganistan Vilayeti Medya Bürosu olarak, sınırları yaklaşık üç buçuk aydır kapalı tutarak her iki taraftaki Müslümanlara büyük zararlar veren her iki ülkenin politikalarını şiddetle kınıyoruz. Bu durumun İslami hükümlere ve değerlere tamamen aykırı olduğunu, bu siyasetin Müslüman kardeşler arasında bölünmeyi körüklediğini ve menfi duyguları tetiklediğini vurguluyoruz.

Pakistan, Afganistan topraklarından kendisine saldırılar düzenlediğini iddia ettiği Pakistan Taliban Hareketi’ne (TTP) karşı Afganistan’dan güvenilir ve pratik güvenlik garantileri almak amacıyla sınırlarını kapattı. Pakistan yöneticilerinin asıl motivasyon ve saikı ise şudur:

Birincisi: Pakistan ordusu içindeki belirli bir subay zümresi, efendileri Amerika’ya hizmet etme ve içerideki siyasi nüfuzlarını koruma arzusuyla Amerika’nın bölge politikalarını uygulama peşindedir. “Terörle mücadele” sloganı altında pazarlanan bu politikanın en ağır bedelini, gerçekte Pakistan’daki (özellikle kabile bölgelerindeki) Müslümanlar ile Afganistan’daki Müslümanlar ödemektedir.

Gerçekte Pakistan ordusunun üst kademesi, Amerika’nın güvenlik projelerinde piyade rolünü üstlenmiş olup bölgede onun emirlerini yerine getirmektedir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya Rasûlü’ne ve müminlere biat etmek yerine, Pakistan’ın askerî ve siyasî liderliği bu çağın firavunlarına biat etmeyi yeğlemiştir. Bugün İslam dünyasının bu en büyük ordusu, mazlum Gazze halkını savunmak yerine mücahitleri silahsızlandırmak, Amerika’ya ve Yahudi varlığına hizmet etmek üzere “Gazze Barış Kurulu”na katılmıştır.

İkincisi: İç politikada ise ordu komutasındaki belirli bir güruh, “Afganistan kaynaklı güvenlik tehdidi” söylemini köpürterek, Pakistan halkı üzerindeki baskıcı askeri ve güvenlik politikalarını meşrulaştırmaya ve yetkiyi askeri kurumların elinde toplamaya çalışmaktadır. Afganistan ve Hindistan ile yaşanan gerilimleri kullanarak ordu içindeki gücünü eşi benzeri görülmemiş bir şekilde pekiştiren Asım Münir, adeta “sessiz bir darbe” gerçekleştirmiştir. Pakistan ordusunun üst yönetimi, Afganistan’a yönelik kışkırtıcı açıklamalarla sorunu çözmeyi değil, krizi yönetmeyi amaçlamaktadır; zira bu krizin devam etmesinin ve tırmanmasının çıkarlarına olduğunu düşünmektedirler.

Öte yandan Afganistan yöneticileri ise; Amerika’nın bölge politikalarına dair gerçekçi ve stratejik bir anlayış geliştirmek yerine, siyasi olmayan adımlar atmışlardır. Bir yandan Pakistan karşıtı milliyetçi duyguları kışkırtıp güçlendirmeye çalışırlarken, diğer yandan dış politikada Hindistan’ın Müslümanlara yönelik düşmanlığını İslami Şeriat perspektifinden değerlendirmeksizin Hindistan’la hızla bir yakınlaşma sürecine girmişlerdir.

Sonuç olarak Afganistan yöneticileri; Şeriat temelli bir siyaset izleyip Müslümanların çıkarlarını korumak yerine, faydası Amerika ve Hindistan’a, zararı ise bölge Müslümanlarına dokunan bir rekabet sahasına adım atmışlardır. Oysa Müslüman bir devlet adamı, siyasî meseleleri ulusal çıkar perspektifinden değil, İslâm akidesi perspektifinden ele alır.

İslami Şeriata dayalı siyaset; sınırların kapatılması yerine, Hindistan’daki İngiliz sömürge yönetiminin mirası ve bölgedeki bölünmüşlüğün kaynağı olan kötü niyetli Durand Hattı’nın ortadan kaldırılmasını emreder. Afganistan ve Pakistan’da yetki sahibi olup eylemlerinde İslam’ı ve hükümlerini ölçü kabul eden samimi kimselere mesajımız şudur: Gerilimin sürmesini engelleyin, Raşidi Hilâfetin ikamesi yönünde adımlar atın; Güney Asya’yı, Afganistan’ı ve Orta Asya’yı Hilafetin kalbi yapın, cihat yoluyla ümmetin birlik ve izzetin üssü haline getirin.

وَأَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ“Çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal 46]

Devamını oku...

Gazze’nin Bugünü de Dünü Gibi Şehitlerini Sayıyor, Trump ile Netanyahu’ya Kurban Olarak Sunulmuş Durumda

Gazze’de kanlı bir gün daha...Bu basın açıklaması yazıldığı ana kadar 29 şehit verildi. Neredeyse her gece katliam yaşanıyor, yüzüstü bırakılmışlığın zifiri karanlığı tekerrür ediyor, her sabah kayıplar sayılıyor, Mübarek Toprak halkı hakkında hiçbir ahit ve zimmet gözetmeyen şer odaklarının üzerinde ittifak ettiği komplonun boyutu böylece gün yüzüne çıkıyor!

Trump’ın planı savaşı ve saldırganlığı durdurmaktan ziyade Yahudi varlığının esirlerini geri almak için kurgulanmış büyük bir tuzaktı. “Arabulucu” denilenlerin arabuluculuğu, hain rejimlerin Trump’ın planına imza atması ve Gazze’yi daha fazla kana bulayan sözde Barış Kurulu”na katılmaları; kuşatma altındaki bir avuç mücahit karşısında hedeflerine ulaşamayan mücrim Yahudi varlığını kurtarma operasyonuydu. Esirlerini kurtardılar, son cesede kadar ölülerinin cesetlerini bulup teslim ettiler; sonra da mücahitlerin silahını ellerinden almaya kalkıştılar! Daha önce Ümmetin silahını ellerinden alanlar, ordularını engelleyenler, şimdi de Gazze halkının katliama maruz kalması için elinden geleni yapıyorlar.

Trump’ın planının ikinci aşamasına giren Gazze’nin yarası kanamaya devam ediyor. Korku, açlık, hastalık ve susuzluk elbisesi olmuş durumda. Yeterli ilaç yok, kefenler yetersiz kalıyor… Buna mukabil yöneticilerin tek gündemi ise; yaşlı, kadın ve çocukların kanıyla Gazze’yi kana boğarken ayakları kirlenmesin diye mücahitlerin silahının nasıl alınacağı ve gaspçı varlığın güvenliğinin nasıl sağlanacağı meselesidir!

Gazze, Trump planının ikinci aşamasına giriyor; Trump, Netanyahu, arabulucular ve yöneticiler, Gazze’ye girip çıkan her canın ve her nefesin Yahudi varlığının onayına bağlanan sınır kapılarının yakında açılacağını iddia ediyorlar. Ölüm kusan gülleler Gazze halkına, o kapıların açılmasından çok daha yakın. Arabulucular ve yöneticiler ise sağır, dilsiz ve kördürler; duyamazlar, göremezler, konuşamazlar. Sanki tüm istedikleri Yahudi varlığının galip gelmesi ve Gazze halkının sonu gelmez bir katliam fırınına sürülmesidir!

İkinci aşamaya girilirken; yöneticiler ve arabulucular, Gazze’yi mücahitleriyle, erkekleriyle, kadınlarıyla ve çocuklarıyla Amerika’ya ve tüm küfür güçlerine teslim etmişlerdir! Trump’a yakınlaşmak için sanki kanları kurban ediliyor gibi!

Bu ikinci aşamada Batı Şeria’nın başına gelenler de Gazze halkının başına gelenlerin bir benzeridir; her ne kadar oradaki ateşin harareti ve katliamın şiddeti daha az olsa da...Sanki tüm Filistin yeni bir ihanet randevusundadır; bedeli kanla, toprakla ve mukaddesatla ödenen bir ihanet!

Filistin koca bir Ümmetin gözleri önünde cayır cayır yanıyor! Yöneticiler ise, ateşkesin yakın olduğu, savaşın bittiği ve Gazze’nin yardımlara sonuna kadar açılacağı yalanlarıyla halkın öfke közünü söndürmeye çalışıyorlar. Böylece ümmete Filistin’in yegâne çözümünün onu Yahudi pisliğinden temizlemek olduğu gerçeğini unutturmak istiyorlar!

Dün neyse bugün aynıdır! Filistin’in hür kadınlarının Yetiş ey Mutasım çığlıkları yeryüzünün her köşesinde yankılanmaya devam ediyor!

Ümmet ve ordularının yüz üstü bıraktığı çocuklar, hüsrandan dolayı gözyaşı döküyorlar. Sadece Allah’a şikâyette bulunuyorlar, kendilerine yardım etmeye gücü yeten herkesin kulağına şu sözleri kazıyorlar: “Hasımlar Allah’ın huzurunda toplanacak, şikâyetimiz Allah’adır!” Mescid-i Aksa, hala onu postallarıyla kirleten, temellerini kazan ve Allah’ın kullarının avlularına ulaşmasını engelleyen Yahudi varlığının süngüleri altında inim inim inliyor. Mübarek Toprakta bulunan her şey ve herkes, düşmanın bu noktaya ancak seksen yılı aşkın süredir devam eden rejimlerin işbirliği ve komploları sayesinde ulaşabildiğini açıkça tüm dünyaya ilan ediyor!

Peki; ümmet, askerleri ve erkekleriyle, âlimleri ve siyasetçileriyle, okumuşu ve avamıyla, dünyanın dört bir yandan kuşattığı ve genişliğine rağmen halkına dar gelen Mübarek Toprak’ı ve halkını yüzüstü bırakmanın hesabından acaba nereye kaçacak? Kendi yöneticilerinin Filistin halkına tıpkı bir düşmanın düşmanına beslediği emelleri beslediğini gören bu ümmetin hali ne olacak? Eğer ümmetin içindeki ateş harekete geçmezse, kalplerindeki cihat kazanları kaynamazsa bu ümmetin hali ne olacak? Mübarek Toprağı yüzüstü bırakanları, ehline ihanet edip onları insafı olmayan bir düşmana teslim edenleri devirmeyen bu ümmetin hali ne olacak? Bütün bunlardan sonra ümmet, Allah’ın huzuruna hangi yüzle çıkacak?!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ * إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ“Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 38-39]

Devamını oku...

SAYI 585 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...

Çadırlar Sular Altında: Peki Ümmete Acı Yaşatan Bu Domuzları Kendi Kanlarında Boğacak Kahramanlar Nerede?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Çadırlar Sular Altında: Peki Ümmete Acı Yaşatan Bu Domuzları Kendi Kanlarında Boğacak Kahramanlar Nerede?!

Haber:

“Gazze boğuluyor,” “Biz de boğulduk…” Gazze Şeridi sakinleri, bu kısa ve acı dolu ifadelerle, kırılgan çadırlarının yağmur suları tarafından yutulmasını ve rüzgarların onları kökünden sökmesini izlerken karşı karşıya kaldıkları ağır acıları özetliyorlar. (El Cezire Net)

Yorum:

Rüzgarda sallanan ve yağmurlar altında boğulan bu çadırlar geçici barınaklar değildir, aksine işgalcilerin demir yumrukla inşa ettiği ve zilletin vasileri olan hain yöneticilerin kapılarının kapatılmasına katkıda bulunduğu açık bir hapishanedir;zira çadırları yasaklıyorlar, karavanları engelliyorlar, çocukları titremeye, kadınları ağlamaya, yaşlıları ölüme terk ediyorlar...

Bu sahne kaçınılmaz bir kader ve Gazze halkının bir acziyeti değildir; aksine bu sahne, bir asırdır Hilafetin yıkılmasının, mübarek toprağın gaspçılara teslim edilmesinin, müzakereler maskaralığının cihad farzıyla değiştirilmesinin ve “لا إله إلا الله محمد رسول الله” sancağının yerine sahte milliyetçi bayrağının dikilmesinin yozlaşmış bir meyvesidir.

Gazze halkının yıpranmış çadırlara, kırıntı gibi yağan yardımlara veya Birleşmiş Milletler ve onun normalleştiricilerinin vaatlerine ihtiyacı yoktur. Aksine onların, sınırları kılıçlarla kaldıracak, imanla geçişleri açacak, nehirden denize toprakları geri alacak, gaspçılara ahiretten önce dünyada zilleti tattıracak ve zalimlerden intikam alacak olan Raşidi Hilafet Devleti’ne ihtiyaçları vardır.

Ey çadırlarda sebat edenler: Sabırlı olun; çünkü sabrınız devrimi beslemekte, ümmetin şanlı tarihine satırlar yazmakta, yöneticilerimizin ihanetine şahitlik etmekte ve Hilafetin yolunu hazırlamaktadır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يرًا Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid'e (Süleyman Mabedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).” [İsra 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
Hatice Salih

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER