Pazar, 18 Şevval 1447 | 2026/04/05
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Rusya, İran Kriz Hattına Müdahil Oluyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Rusya, İran Kriz Hattına Müdahil Oluyor!

Haber:

Kremlin, Trump’ın konuşmasına ilişkin yaptığı yorumda, Rusya’nın İran krizinin çözümüne katkıda bulunmaya hazır olduğunu duyurdu. Bu dikkat çekici gelişme, Batı’nın tehditlerinin artmasının ve bölgenin geleceği konusunda uluslararası çekişmelerin tırmanmasının ortasında Moskova’nın, İran dosyasıyla ilgili tırmanan gerginlik hattına müdahil olduğunu yansıtmaktadır.

Yorum:

Rusya'nın açıklaması, İran krizinin artık sadece ABD ile İran arasındaki bir çatışma olmadığını, aksine büyük güçlerin çıkarlarının kesiştiği ve her tarafın siyasi ve stratejik kazançlar elde etmek için gerilimi kendi lehine kullanmaya çalıştığı açık bir uluslararası mesele haline geldiğini ortaya koymaktadır.

Rusya'nın hatta müdahil olması, çözümün yaklaştığı anlamına gelmemekte; aksine krizin büyük olasılıkla uluslararası çekişmelerin yeni bir aşamasına girdiğini anlamına gelmektedir.

Bölgedeki krizler uluslararası güçler aracılığıyla çözülmemekte, aksine onların çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönetilmektedir. Dolayısıyla ümmet, bağımsız siyasi projesini hayata geçirmedikçe, İslam'a göre yönetim yeniden başlatılıp ümmetin işlerini gözetecek, yabancı müdahaleyi engelleyecek ve sömürgecilerin Müslüman ülkelerdeki elini koparacak bir devlet kurulana kadar ümmetin bölgesi, uluslararası hesaplaşmaların tasfiye alanı ve Müslümanların kanı ile toprakları da, büyük devletler arasındaki çatışmalarda bir baskı aracı olarak kalmaya devam edecektir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dareyn Eş-Şanti

Devamını oku...

Orta Doğu'da Mezhep Savaşını Alevlendirmenin Hedefi 1924’ten Önceki Durumuna Geri Dönmesini Engellemektir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Orta Doğu'da Mezhep Savaşını Alevlendirmenin Hedefi
1924’ten Önceki Durumuna Geri Dönmesini Engellemektir

 

Haber:

Sana'da günlük olarak yayınlanan es-Sevra gazetesi, 31 Mart Salı günü şu başlıklı bir haber yayınladı: “Tahran: Siyonist varlığın bölgedeki sivil tesislere yönelik saldırıları, istikrarı sarsmayı hedeflemektedir.” Haberde, İran Hatemü'l-Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü İbrahim Zülfikari'nin, daha önce Kuveyt'teki bir deniz suyu arıtma tesisinin hedef alınmasıyla İran'ın bir ilgisi olduğunu yalanladığı ve bu hedef almanın arkasında, İran'ı saldırıdan sorumlu tutmak amacıyla Yahudi varlığının olduğunu vurguladığı geçmektedir. Zülfikari, bu saldırının “düşmanın çöküşünün ve kötülüğünün bir kanıtı” olduğunu söyleyerek, yaşananların bölgedeki gerilimi tırmandırma ve istikrarı sarsma çabalarının bir parçası olduğunu vurguladı.

Yorum:

Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığı tarafından İran’a yönelik acımasız saldırının başlangıcından bu yana, çeşitli ülkelerde askeri hedeflerden uzak, askeri faaliyetlerle hiçbir ilgisi olmayan sivil hedef ve tesislere yönelik balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları devam etmektedir. Bunların ilki, geçen 13 Mart’ta Türkiye’nin füzelerle hedef alınması olmuştur. İkincisi 28 Mart'ta iki insansız hava aracıyla Salalah Limanı'na yapılan saldırıdır. Üçüncüsü de, 30 Mart'ta Kuveyt'teki deniz suyu arıtma tesisi olmuştur. İran bu üç saldırıyla herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetmiştir. Peki bunların arkasında kim var, bunları gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olan kimdir ve bunların ardındaki motivasyon nedir?

Savaşın ve kanlı çatışmaların döndüğü bir odağın oluşturulması, 1916 yılında Müslüman ülkeleri bölen ve H. 28 Receb 1342 M. 3 Mart 1924 tarihinde Hilafet Devleti’nin ortadan kaldırılmasına, özellikle de planlandığı ölçüde kendi aralarında oyalayıp zayıflatacak mezhepsel bir bölünmenin üretilemediği ve üzerlerine sömürgeci kontrolün elinin uzatılamadığı Irak, Suriye ve Yemen'in her birinde körüklenen savaşlara zemin hazırlayan Sykes-Picot sınırlarının çizilmesinden 100 yılı aşkın bir süre sonra, Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesinden söz edenlerin hedefidir. Bu yüzden bölge halklarını, yaş kuru her şeyi yerle bir edecek yeni bir yıkıcı savaşın ortasına sürüklemek, iktidar rejimlerinin ellerinin arasındaki muazzam servetleri sömürmek, petrol kaynaklarına el koymak, askeri güçlerini zayıflatmak ve onları güç faktörlerinden mahrum bırakmak için Irak'la başlayan, sonra İran'a ve benzerine uzanan bir ateşin kıvılcımını yeniden alevlendirmek gerekiyordu! Ki bunların hepsi, Hilafet Devleti'nin yıkılmasından 105 yıl sonra onun yeniden kurulmasını engellemek için!

Peki Ortadoğu’daki ve dışındaki Müslümanlar, kendilerine karşı kurulan tuzaklara bir tepki verecekler mi? Ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışma konusunda acele edecekler mi?

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Şefik Hamis – Yemen

Devamını oku...

Savaş Mantığı İle Ahlak Mantığı Arasında Yapay Zeka

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Savaş Mantığı İle Ahlak Mantığı Arasında Yapay Zeka

 

Yapay zeka artık sadece bir teknik araç değil, aksine teknolojik olarak gücünü en üst düzeye çıkarmaya çalışan askeri kurumlar ile ürünlerinin kullanımına ahlaki sınırlamalar getirmeye çalışan şirketler arasındaki derin gerilimlerin ortaya çıktığı uluslararası sistemdeki en önemli güç unsurlarından biri haline gelmiştir. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ile Anthropic şirketi arasındaki anlaşmazlıkta, bu çatışmanın açık bir örneği somutlaşmaktadır; zira El Cezire Net'te 6 Mart 2026 tarihinde şu başlıklı bir haber yayınlandı: Askeri işbirliğini reddetmesinin ardından... Pentagon, Anthropic şirketini tedarik zincirleri için riskli bir şirket olarak sınıflandırmıştır (yani, devletle sözleşmesi olan şirketlerin ürünlerini kullanmasını yasaklamıştır) ki bu, benzeri görülmemiş bir adımdır.

Buna karşılık Anthropic şirketi, tedarik zincirleri için bir tehdit olarak sınıflandırılmasının hukuken doğru olmadığını ve daha önce hiçbir Amerikan şirketine uygulanmadığını, Washington'un bunu ilk kez bir Amerikan şirketine karşı kullandığını belirterek, karara karşı yargı yoluna başvuracağını vurguladı.

Bu çatışmanın gölgesinde diğer şirketler ABD ordusuna yapay zeka teknolojileri sağlama konusunda ortaya çıkabilecek olası boşluğu doldurmaya çalışıyor; bilgi sahibi kaynaklara göre ABD, askerlerin konuşlanma yerlerinin belirlenmesi veya askeri operasyonların planlanması gibi görevlerde, bugün İran’da tırmanan savaşla ilgili operasyonlar da dahil olmak üzere, istihbarat verilerini ve görüntülerini analiz etmek için Anthropic şirketinin teknolojilerini fiilen kullandığı bilinmektedir.

Aynı zamanda iş adamı Elon Musk'ın sahibi olduğu OpenAI ve xAI şirketleri, gizli sistemlerde yapay zeka kullanmayı planlamaktadır.

Ancak soru şudur: El Cezire de geçtiği gibi şirketle olan anlaşmazlığın ahlaki bir anlaşmazlık olduğu doğru mu; oysa biz biliyoruz ki tüm Batılı şirketler kapitalist sisteme dayalı olup ekonomik madde kâr getirdiği sürece, bunun ahlaki olup olmadığına bakmaksızın tek önemsedikleri şey menfaattir!

ABD hükümetinin mahkemede sunduğu resmi belgelere göre bu anlaşmazlık, sadece ifade özgürlüğü veya ahlak meselesi değil, bir sözleşme uyuşmazlığıdır. Zira 18 Mart 2026 tarihinde Reuters'da geçtiği gibi Adalet Bakanlığı, şirketin devletle yapılan sözleşmenin şartlarını reddetmesinin siyasi bir tavır değil, tamamen ticari bir anlaşmazlık olduğunu söylemiştir. Aynı zamanda aynı tarihte, yani 18/3/2026'da Times of America gazetesinde de şöyle geçmiştir: “ABD Adalet Bakanlığı Salı günü Anthropic şirketinin açtığı davaya 40 sayfalık bir yanıt sundu; bakanlık bu yanıtta, yapay zeka alanındaki bir girişim şirketinin, ordunun kendi Claude modellerini yasal olarak kullanmasına izin veren bir sözleşmeyi imzalamayı reddetmesinin, bir ifade özgürlüğü meselesi değil, ticari bir anlaşmazlık olduğu ve Pentagon’un şirketle ilişkileri kesmesinin tamamen kendi hakları kapsamında olduğunu savundu.”

Zira sözleşmede, hükümetin yapay zekayı herhangi bir yasal amaçla kullanmasına izin veren bir şart bulunmasına rağmen ancak şirket bu maddeyi reddetti; nitekim medya ahlak üzerine odaklanmış olsa da, askeri sözleşmelerin özünde, kullanım alanının genişletilmesi konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıkmakta ve bu da maliyetin artması anlamına gelmektedir. Yaklaşık 200 milyon Dolarlık yüksek bedelli sözleşme, şu anda iptal edilme tahdidi altındadır; zira 27/2/2026 tarihli Reuters gazetesinde şu ifadeler yayınlanmıştır: “Anthropic şirketinin CEO'su, Pentagon'un yapay zeka güvencelerini kaldırma talebini kabul edemeyeceğini söylüyor.”

O halde aslında resmi olarak teyit edilmiş bir sözleşme anlaşmazlığı, bu genişlemenin maliyetini kimin üstleneceği konusunda örtük mali bir anlaşmazlık olmasının yanı sıra sadece medya tarafından dile getirilen ve sorunun aslı olmayan ahlaki bir anlaşmazlıktır.

Bu nedenle anlaşmazlık ahlak ile savaş arasındaki bir çatışma değil, aksine genişleme şartları ve maliyeti kimin ödeyeceği üzerindeki bir çatışmadır; zira Pentagon’un tutumu, yapay zekayı, hedefleri analiz etmede, savaşları yönetmede ve askerleri sahada desteklemede kullanmayı, yani yapay zekayı keşif, saldırı ve askeri karar alma gibi neredeyse tüm savaş sistemlerine dahil etmek için çalışmayı temsil etmektedir. Şirketin reddettiği anlaşmazlık ise yapay zekanın, insan müdahalesi olmaksızın kendi kendine öldürme yeteneğine sahip silahlarda kullanılmasıdır; bu konuda bir mutabakat sağlanamadığı gibi çok da maliyetlidir.

Öyleyse biz, yapay zeka hükümet krizinin eşiğindeyiz ve bu kriz, askeri teknolojinin yönetiminde yapısal bir bozukluğu ortaya koymaktadır; zira uzmanlar, mevcut yasal çerçevelerin askeri yapay zekayı düzenlemek için yetersiz olduğuna ve şirketlerle yapılan sözleşmelerin gerçek bir hükümet sisteminin yokluğunu telafi edemeyeceğine işaret ediyorlar.

Zira askeri yapay zeka kullanımının getireceği riskler, askeri karar alma sürecinde insan kontrolünün aşınmasına, savaşların hızının öngörülemez bir şekilde hızlanmasına, karmaşık ortamlarda felaketle sonuçlanabilecek hata olasılıklarına ve nükleer değil, algoritmik bir silahlanma yarışının başlamasına yol açacaktır.

Ne yazık ki, insanlığın insan iradesiyle yönetilen bir savaştan algoritmalarla yönetilen bir savaşa ve mutlak devlet egemenliğinden ise iktidarın teknoloji şirketleriyle paylaşıldığı bir gerçekliğe geçişi, ciddi bir dönüşümü teşkil etmektedir.

Bugün, finansal hesaplamalar ahlaki değerlendirmelerle iç içe geçerek, başlangıçta ideolojik bir hata olarak görünen şeyin özünde bir nüfuz, maliyet ve kontrol çatışmasını gizlediğini ortaya koymaktadır.

Buna göre bu çatışma geçici bir anlaşmazlığı teşkil etmemektedir; aksine savaşların artık sadece savaş alanlarında değil, sözleşme maddelerinde ve karar alma algoritmalarında da şekillendiği yeni bir aşamanın habercisi.

Kapitalizmin arzusu, özünde ahlaki değerleri koruyarak bir gelişme sağlamak ya da teknolojiyi insanlara bir tür refah sağlamak için bir araç olarak kullanmak değildir; aksine bu teknolojiyi insanları yok etmek ve böylece iktidar ve para elde etmek için kullanmaya çalışmaktır; zira bu ideoloji, ahlak açısından hiçbir şey taşımamaktadır; bu yüzden bugün dünyanın, onu ortadan kaldıracak yeni bir ideolojiye ihtiyacı vardır.

İslam ideolojisi yani Hilafet Devleti, sırf uluslararası sahalardaki varlığıyla bile, işlerin bu noktaya gelmesini engeller; zira bu sistemde insan bir tecrübe aracı ve ölümü de bunun bir sonucu olur!

İslam ideolojisi, insanın insanlığını çalan her şeyi yasaklayan Rabbani bir ideoloji olup adaleti, nuru ve refahı sağlayan Allah’ın emirleri altında yaşamayı garanti eder ve yaşam hakkından ona karşı casusluk yapılmaması hakkına kadar insan haklarını ve daha birçok hakları korur.

İnsanlığı kapitalizmin açgözlülüğünden ve ahlaksızlığından kurtarabilecek olan sadece İslam ideolojisidir; bu nedenle Müslüman ülkelere, davet taşıyıcılarına ve İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışanlara yönelik şiddetli bir saldırının olduğunu görüyoruz; çünkü kâfirler, bu devletin ortaya çıkıp kurulduğu ilan edilir edilmez, kendilerinin onun eliyle geri dönülmez bir şekilde yok edilmeleri için geri sayım başlayacağını biliyorlar.

Bu yüzden onların, ne zaman halkların sabrı taşıp harekete geçse pusulayı saptırdıklarını görüyoruz; ancak Allah'a hamd olsun ki, en önemlisi Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdelediği gibi Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin geri dönüşü olmak üzere ümmetin hayati davalarını taşıyan bir parti vardır.

Ezher Alimi Mutlak Müctehid Celil Şeyh Takiyyuddîn Nebhani (Allah ona rahmet etsin) tarafından kurulduğundan ve onun ardından onu takip edenlerden bu güne kadar derin okumalarıyla Hizb-ut Tahrir, ümmet için Kur’an ve sünnetten kaynaklanan kamil ve bütüncül bir proje hazırladığı gibi ümmetin güvenli limana ulaşmasına ve İslami hayatın yeniden başlamasına yardımcı olacak, İslam'ın nurunu ve adaletini yayacak, insanları insanlara ibadet etmekten insanların Rabbine ibadet etmeye ve onları kapitalizmin zulmünden ve haksızlığından İslam'ın adaletine ve nuruna ulaştıracak devlet adamlarını da hazırlamıştır.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar ve Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” [Tevbe 32]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Amerika ve Beslemesi Yahudi Varlığı, Ümmete Karşı Yürüttüğü Savaşı Sürdürüyor!

Amerika Birleşik Devletleri, Knesset’in Filistinli esirlere idam cezası getirmesinin ardından, 30 Mart 2026 Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Yahudi varlığının kendi kanunlarını çıkarma hakkına saygı duyduğunu belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada “ABD, terörden suçlu bulunan kişiler için İsrail’in kendi yasa ve cezalarına karar vermeye dair egemenlik hakkına saygı duyuyor.; İsrail’in bu tür tedbirleri adil bir dava ve uygun adil yargılama güvenceleri ile koruma yöntemlerine saygı çerçevesinde uygulayacağına güveniyoruz” dedi.

Amerika ve beslemesi Yahudi varlığı; son iki yılı aşkın süredir Mübarek Toprak Filistin’de, İmam Müslim ve İmam Buhari’nin diyarında (Orta Asya), Lübnan’da ve diğer yerlerde döktükleri kanlara doymamış olmalılar ki şimdi de Yahudi varlığı, Amerika’nın onayıyla, çoğu cepheden değil evlerinden kaçırılarak esir edilen Filistinlileri katletmeye ve tasfiye etmeye başladı. Esirlere insani muameleyi öngören tüm uluslararası hukuk ve örfleri hiçe sayan bu uygulama, Müslümanlara karşı yürütülen kanlı sömürgeci sicilin yeni bir halkasıdır. Amerika ve Yahudi varlığı, tarihte eşi benzeri görülmemiş cürümlere imza atmışlardır.

Amerika ve beslemesi Yahudi varlığının “insan hakları, özgürlük ve demokrasi” sloganları yerini artık açıkça kan ve ölüm siyasetine bırakmıştır. Politikaları artık aldatmaca ve yalan üzerine değil, açıkça katliam üzerine kuruludur. Kanlı yüzleri ve gerçekleri açığa çıktığı için dünyada ve İslam beldelerinde stratejilerini pazarlama yöntemlerini artık halkları zorla boyun eğdirme ve sindirme üzerine dayalıdır. Bu stratejiye karşı çıkan herkesi, çocuk, yaşlı, esir, özgür demeden öldürüp kanını içmektedirler. Hatta İran rejimi gibi on yıllardır kendilerine hizmet edenleri bile öldürmektedirler. Nitekim Amerika, kendisinin her emrine itaat eden İranlı liderlerin sırf uydusu olmayı reddettikleri için kanlarını akıtmıştır. Bununla da yetinmeyip köprüler, elektrik santralleri, üniversiteler, okullar ve evler gibi altyapıları, evlerinde ve merkezlerinde güven içinde olan masum Müslümanların başına yıkmışlardır. Amerika’ya isyan etmeyi ve kendi çıkarlarını düşmanlarının çıkarlarından üstün tutmayı onlara haram kılmışlardır!

Şayet İslam Ümmet’in bir Halife’si olsaydı, Amerika ve beslemesi Yahudi varlığı Mübarek Toprak Filistin’de ve İmam Müslim ile Buhari’nin yurdunda mustazaf (ezilmiş) Müslümanlara karşı bu kadar azgınlaşabilir miydi? Zira Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” [Müslim] Bu yüzden fakihler, Müslümanları Allah’ın indirdikleriyle yönetecek ve kendisiyle korunacakları bir Halife var etmek için çalışmayı farzların tacı olarak nitelendirmişler, boynunda bir Halife’ye biat olmadan ölen kimsenin cahiliye ölümü üzere öleceğini belirtmişlerdir. Nitekim Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً“Kim boynunda biat halkası olmadan ölürse cahiliye ölümüyle ölmüş olur.” [Müslim] Bu nedenle Amerika ve Yahudi varlığı, Müslümanların Ömer Faruk ve Abdülhamid Han gibi bir Halifeleri olana dek, Allah ve Müslümanların mukaddesatını ayaklar altına almaya devam edecektir. İşte bu sebeple, Ümmet’i bir araya toplayacak bir Halife var etmek için çalışmak, Allah’ın Müslümanlara farz kıldığı en büyük farzlardan biridir. Zira Halife olmadan İslam zayi edilmeye ve Müslümanların mukaddesatı çiğnenmeye devam edilecektir. Usul kaidesine göre; “Bir vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir”, hele ki bu vacip farzların tacı ise durum nasıl olur?!

Bugün Müslümanların işlerini güden ve onları bu kan emici kurtlardan koruyan bir çoban mevcut değildir. Öte yandan bu devletler, kendi içlerinde yaşayan milyonlarca Müslüman’a da değer vermemektedirler. Çünkü başta Amerika olmak üzere Batı’daki Müslüman topluluklar, rejimlere bağlı sesler (ajanlar) aracılığıyla kandırılarak ve aldatılarak ehlileştirilmiş ve Batı toplumları içinde eritilmeye çalışılmıştır. Onlara, Batılı devletlere bağlılığın bir görev olduğu telkin edilmiş ve bu devletlerin seçimlerine katılmanın, onların politikacılarını desteklemenin normal hatta farz olduğu söylenmiştir. Oysa ister iktidar ister muhalefet olsun bu siyasi partilerin Müslüman beldelerini sömürmek ve kutsallarını çiğnemekten başka bir programları yoktur. Eğer Batı’daki Müslümanlar, şer’i ölçüler dahilinde dinlerine ve ümmetlerine hizmet eden ve kendilerini temsil eden bir iradeye sahip olsalardı, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü esirlerin idam edilmesi yasasına “saygı duyuyoruz” şeklinde bir açıklamaya yapmaya cesaret edebilir miydi? Bu nedenle Müslüman topluluklar, İslam’ı sömürgeci Batı ideolojisine karşı bir uygarlık alternatifi olarak taşımalı ve siyasi partilerden bağımsız bir baskı gücü oluşturarak bu rejimler üzerinde etkili olabileceğini fark etmelidir.

Ey Amerika’daki Müslümanlar, ey akıl sahipleri! Amerika ve beslemesi Yahudi varlığının, tüm insani ve ahlaki değerleri çiğnediği artık apaçık ortadadır. Eğer siz bu sistemi yönetenleri hesaba çekmezseniz hem dünya halkları hem de ümmet sizi bu suskunluğunuzdan dolayı hesaba çekecektir. Bu, Allah katında büyük bir günahtır. Bilin ki; insanlar arasında adaleti sağlayabilecek ve çifte standart uygulamayacak olan tek sistem yüce İslam’dır. İslam’ı, adil bir nizam ve uygarlık alternatifi olarak benimsemelisiniz. İslam nizamı zenginle fakiri, güçlüyle zayıfı bir tutacaktır. Nitekim Ömer RadıyAllahu Anh, güçlünün zayıfa tahakkümünü şu sözüyle reddetmiştir: “Annelerin hür olarak doğurduğu insanları ne zamandan beri köleleştirdiniz?” Haydi Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın. Hizb, bir uygarlık alternatifine sahiptir. İslami ülkelerde Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurmak, Batı’dakileri ise kapitalizmin karanlıklarından ve zulmünden İslam’ın aydınlığına ve adaletine çıkarmak için çalışmaktadır.

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئاً وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَاباً مِنْ دُونِ اللهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ“De ki: “Ey Kitap ehli! Ancak Allah’a kulluk etmek, O’na bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi Rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin”. Eğer yüz çevirirlerse: “Bizim Müslüman olduğumuza şahit olun” deyin.” [Ali İmran 64]

Devamını oku...

Ey İktidar Sahipleri! Kefene Sarılmadan Önce İçki Fabrikalarını Derhal Kapatın!

Binlerce kez olduğu gibi, yine sarhoş bir sürücü yüzünden masum bir can daha yitip gitti. Son yaşanan bu hadise gerçekten yürek parçalayıcıdır; bir araç kamerasına yansıyan görüntülerde, motosiklet sürücüsü kurbanın, bir arabaya çarpmadan önce havaya fırlayıp defalarca takla attığı ve anında can verdiği görülüyor. Bu kaza, aşırı hız yapan ve birkaç aracı hatalı sollarken kurbanla kafa kafaya çarpışan sarhoş bir sürücünün hatasıdır. Buna benzer yüzlerce, hatta bildirilmeyen vakalar da eklenirse belki de binlerce hadise yaşanmıştır; ancak ne yazık ki hükümet, bu meseleyi kökten çözmek bir yana gerekli ciddiyetle bile ele almamıştır!

İçki, küçük marketlerde ve eğlence merkezlerinde hâlâ serbestçe satılmaktadır. İçki fabrikaları hala üretime devam etmekte, hükümet düzenli olarak onların ruhsatlarını yenilemektedir. Bu fabrikaların kapatılması ve açık satışın durdurulması talep edildiğinde ise hükümet yetkilileri, Malezya’daki çok kültürlü yapıyı gerekçe göstererek içki tüketiminin gayrimüslimler için kısıtlanamaz bir hak olduğunu savunmaktadır. Daha da kötüsü, bu içki fabrikalarının kapatılması durumunda oralarda çalışan işçilerin geçim kaynaklarını kaybedecekleri bahanesiyle bu fabrikaları savunan müftüler bile var! Bunun da ötesinde, hükümet içki vergilerinden büyük gelirler elde etmektedir. Görünüşe göre bu fabrikaların arkasında hukukun üstünde olan ve kapatılmalarına izin vermeyen bazı güç odakları bulunmaktadır.

İşte tüm bu gerçekler, hükümetin içki fabrikalarını kapatmasını veya aleni satışını durdurmasını neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Hatta kendisini “İslami” olarak tanımlayan önceki hükümet döneminde bile, iktidara gelmeden önceki sert muhalefetine rağmen, içki üretimi ve satışı aynen devam etmiştir. Dolayısıyla tarih göstermektedir ki, demokratik siyasi partiler iktidarda olduğu ve demokratik sistem haram olan bu tür uygulamalara izin verdiği sürece, içki bu toplumu ifsat etmeye devam edecektir.

Gerçekte şu ki, sarhoş sürücüleri yollarda birer trafik canavarına dönüştüren şey, bizzat içki fabrikalarının varlığı ve içkinin alenen satışıdır. Hiç şüphe yok ki bu trafik canavarları, bu şeytani içeceğin etkisi altındayken yaralanmalara, ölümlere veya maddi hasara yol açtıklarından dolayı suçludurlar. Ancak, hükümetin içki fabrikalarına çalışma ruhsatı vermesi ve içkiyi alenen satması çok daha büyük bir cürümdür! Zira peş peşe yaşanan bu trajedilerin temel kaynağı veya asıl müsebbibi bizzat hükümettir!

Liderlerinin ve halkının çoğunluğu Müslüman olan ve İslam’ı resmi dini olarak kabul eden bir ülkenin, her yere yayılmış görkemli içki fabrikalarına ve satış mağazalarına sahip olması akıl alır gibi değildir. Dahası İslami ve İslam’ın bir koruyucusu olduğunu iddia eden ve dahası Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat yolunda yürüdüğünü savunan bir devletin, bu şeytani içeceğin kendi topraklarında bu kadar geniş çapta üretilmesine ve kullanılmasına izin vermesi akıl alır gibi değildir! Acaba hangi Sünnet tüm bunlara cevaz vermektedir?

Hizb-ut Tahrir olarak biz, hükümeti defalarca muhasebe ettik; sadece haramlığından dolayı değil, sebep olduğu yıkımdan dolayı da içki fabrikalarının kapatılması ve alenî satışın derhal durdurulması için çağrıda bulunduk. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in içkiyle bağlantılı on kişiye lanet okuduğunu her zaman hükümete hatırlattık. Hükümetin bu çağrıları görmezden ve duymazdan geleceğini bilsek de, tekrar tekrar hatırlatmaya devam edeceğiz. Kıyamet günü mesajı tebliğ ettiğimize şahit olabilmemiz için, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadislerini zikretmekten asla usanmayacağız. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

يَاأَيُّهَاالَّذِينَآمَنُواإِنَّمَاالْخَمْرُوَالْمَيْسِرُوَالْأَنْصَابُوَالْأَزْلَامُرِجْسٌمِنْعَمَلِالشَّيْطَانِفَاجْتَنِبُوهُلَعَلَّكُمْ“Ey iman edenler! Şarap (içki), kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” [Mâide 90] Enes bin Malik’ten rivayet edildiğine göre

لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فِي الخَمْرِ عَشَرَةً: عَاصِرَهَا، وَمُعْتَصِرَهَا، وَشَارِبَهَا، وَحَامِلَهَا، وَالْمَحْمُولَةُ إِلَيْهِ، وَسَاقِيَهَا، وَبَائِعَهَا، وَآكِلَ ثَمَنِهَا، وَالمُشْتَرِي لها، وَالمُشْتَرَاةُ لَهُ“Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şarap (içki) konusunda on kişiyi lanetlemiştir: Sıkana, sıktırana, içene, taşıyana, kendisine taşınana, sunana (sakiliğini yapana), satana, parasını yiyene, satın alana ve kendisi için satın alınana.” [Tirmizi ve İbn Mace]

Ey yöneticiler! Sizler Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in lanetlediği bu on sınıfın başı ve hamisi olduğunuzu unutmayın. Daha ne kadar bu halde kalacaksınız? Unutmayın ki; şeytan sizin kendi adımlarını takip etmenizi ve helak olmanızı istemektedir. Şeytan sizi helake sürüklemek isterken, Allah sizi itaate ve kurtuluşa çağırmaktadır. Eğer kalplerinizde zerre kadar iman ve takva kaldıysa, Rabbinizin ve Peygamberinizin emrine itaat edin ve sizi bu lanetli şeytani işe bağlayan her türlü bağı koparıp atın.

Ey yakında iktidardan düşecek olanlar! Şeytanın içeceğini üreten tüm içki fabrikalarını derhal kapatın, satışını durdurun ve Rabbinize tövbe edin. Unutmayın! Şu an, size verilen yetkiyi kullanabildiğiniz, size verilen gözler hala görebildiği, size verilen kulaklar hala duyabildiği ve hala nefes alabildiğiniz sürece Allah size bir fırsat tanımaktadır. Fakat çok yakında -evet, çok yakında- tüm bunları sizden çekip alacaktır! Bu yüzden size bir kez daha hatırlatıyoruz: Gözleriniz kapanmadan ve kefene sarılmadan önce tüm içki fabrikalarını derhâl kapatın! O vakit geldiğinde her şeyin üzeri mühürlenecek ve pişmanlık size hiçbir fayda sağlamayacaktır.

Allah’ım şahit ol ki biz tebliğ ettik.

Devamını oku...

Güç Yanılsaması ve Kibir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Güç Yanılsaması ve Kibir

Kibirli kişi, düşüş anını göremez; çünkü o, güç yanılsamasında boğulmuştur. Trump'ın açıkladığı da işte budur; zira Trump da, sanki dünyaya tepeden bakıyormuşçasına kendi yanılsamasında boğulmaktadır. Trump, sahip olduğu maddi güç ve üstünlük unsurlarına güveniyor ama bu güç unsurlarının bir gün kendi aleyhine bir yüke dönüşebileceğini unutuyor; yani bu kibirli adamın, dünyadaki en büyük maddi güce sahip olmasından dolayı övünmesi, kibrinin bir tezahüründen başka bir şey değildir.

Eskiden beri hayatın sünneti böyledir; yani bir yükseliş olur, ardından bir duraklama, sonra da sahibinin iş işten geçtikten sonra fark ettiği bir düşüş olur.

Kur'an-ı Kerim bize, büyük bir güce ulaşmış ve bu güç sayesinde kendilerini tüm hesapların üstünde gören milletlerin haberlerini anlatmıştır; örneğin kibirlerinden dolayı şöyle diyen Âd ve Semud kavimleri gibi: مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًBizden daha güçlü kim var?” [Fussilet 15] Ama onlara cevap, teorik olarak değil, aksine hadaratları hiç kimseye ayrıcalık göstermeyen Allah’ın sünnetleri karşısında çöktüğünde, pratik olarak gelmiştir. Yani onların çöküşü de aniden olmamıştır; aksine kibir, hakkı göz ardı etme ve dengeleri koruyan değerleri hafife alma gibi bir birikimin sonucunda gerçekleşmiştir. İşte Amerika'nın bugün yaptığı şey de, bizim daha önce gördüğümüzün aynısı ya da onun bir benzeridir.

Trump, asrın tiranı olup askeri makinesinin Müslümanların şehirlerini yerle bir edip yok etmesiyle övünmektedir; ama o, şayet Müslümanların kendilerini savunacak, haklarını koruyacak ve onurlarını muhafaza edecek bir devletleri olsaydı, bunların hiçbirinin yaşanmayacağını çok iyi biliyor.

Müslümanların topraklarını parçaladıktan sonra başımıza diktikleri yöneticilerden oluşan bekçilerin yardımıyla ülkemizde arbede çıkarmaya ve istedikleri gibi hareket etmeye başladılar; zira bu bekçi yöneticiler, uçakları için askeri üsler ve kışlalar ve Müslümanların şehirlerini yerle bir eden füzeleri için de üsler olsun diye düşmanlara hava sahasını açtılar. Ayrıca suçlu yöneticiler, Müslümanların servetlerini darmadağın ettiler ve onları düşmanlarına vererek, Müslümanlara karşı savaş açmak için düşmanların donanmalarını finanse etmelerini sağladılar.

Eğer evlatlarının onurunu savunan bir ümmet olsaydı, bu olanlar asla olmazdı. Nitekim İslam ümmeti, bedeni üzerinde nurun parıldadığı ve içinde ise iman nabzının attığı tek bir gemiydi. İşte o zamanlar Müslümanlar sırf dağınık halklar değillerdi, aksine tek bir beden gibiydiler; dolayısıyla adalet onların kanunları, onur kalkanları ve vahdet ise güçleriydi.

Ey Müslümanlar: Bizler vahdetimizi kaybettiğimizde, saldırganlara karşı kendimizi koruma gücümüzü de kaybettik. Bugün olanlar ve kendi beldelerimizin merkezinde işgal edilmemiz, devletimizden ve izzetimizden vazgeçmemiz yüzünden bizlere isabet eden zayıflık ve kırılganlığın en belirgin göstergesidir.

Başta büyük şeytan olmak üzere Batı, güç dengelerinin sonsuza dek sabit kalacağını düşünüyor olabilir; ancak gerçekte bu güç dengeleri en tehlikeli aşamalarına girmiştir; zira kibrin sesi yükselmeye başladığında erozyon başlar ve güç faktörleri zayıflık nedenlerine dönüşür.

Bu anlam sadece geçmişle sınırlı değildir; aksine her dönemde tekrarlanmaktadır; zira devletler, güçlerinin zirvesine ulaşıp tarihin o anda sona erdiğini ve güç dengelerinin sonsuza dek sabit kalacağını düşündükleri anda, yıkılışlarına doğru geri sayım başlamış olur. Bu sünnet, sadece vaaz niteliğinde bir fikir değildir, aksine gerçekliklerin de tanık olduğu bir hakikattir; zira kaç büyük güç egemen olup sonra yok olmuştur ve kaç zayıf ümmet, gücün sebeplerine bağlandığında kalkınmıştır. Hegemonya kalıcı olmadığı gibi güç de sonsuz değildir; aksine günler birbirini takip ederek dönüp durur; nitekim Allah, değişmeyen hassas bir dengeye göre bazı kavimleri yüceltir ve diğerlerini de alçaltır.

Belki de herhangi bir güce isabet edebilecek en tehlikeli şey, kendisinin bu sünnetlerden bir istisna olduğunu sanması ve sahip olduklarıyla gururlanmasıdır. İşte bu azgın ve zorba Amerika, bu gerçeği somutlaştırmaktadır. Çünkü hayatta kalmak sadece en güçlü olanların değildir; bakın onların iğrenç medeniyetleri insanlığı çürütmüş ve skandallarıyla çalkalanan suçları dünyayı doldurmuştur.

Ey Müslümanlar: Ümmetinizin ihtişamı, atalarınızın övünçleri, seleflerinizin kahramanlıkları ve değerli hazinelerle dolu tarihiniz; evet tüm bunlar size, ihtişamınızı geri kazanmanız ve kendinizi ve ülkelerinizi kurtarmanızın yanı sıra kardeşlerinizi de katliamdan, kanların ve malların ihlal edilmesinden kurtarmanız amacıyla ayrılıkçı unsurları terk etmeniz için çağrıda bulunuyor.

Amerika ve Yahudiler tüm hukuka ve tüm insani ilkeye muhalefet ettiler ve hayvanların kanunu dışında hiçbir şeye aldırış etmediler; nitekim geriye sadece, Batı dünyasındaki bu kibirli ve zalim adamın atalarına, zincirlerin nasıl kırıp bağların nasıl parçalandığını öğreten sizler kaldınız. Ölümsüz sisteminiz sayesinde insan haklarını yücelten ve bunu on dört asırdan fazla bir süre tatbik eden sizlersiniz; o halde başlarınızın üzerinde gözleri alan Amerikan kılıcı sallanırken alaycılara aldırış etmeyin.

Haydi halkına asla yalan söylemeyen bu lider sizi, kurtuluş gemisine, eski ihtişamınızı ve izzetinizi geri kazanmaya, azminizi bilemeye, yücelik ve egemenliğe giden yolda yarışmaya ve bunu esintilerin kanatlarıyla yaymaya davet ediyor.

Sloganınız, merhaba, tarih tekerrür ediyor ve bizi kendisi için büyüdüğümüz olaylara ve bize öğretilen tutumlara davet ediyor olsun ki böylece çocuklar ve torunlar, atalarının ve ecdatlarının yazdığı gibi kendi elleriyle şanlı sayfalar yazsın ve bu ümmetin ilerlemesi ve şanlı sancağı mücadeleyle dolu hayatın en yüksek zirvesinde dalgalandırmak için bize bir fırsat sunsun. Güzel akıbet muttakilerindir.   

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Allah Onları Kahretsin; Zararlı Yöneticiler İbret Alırlar Mı Acaba?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Allah Onları Kahretsin; Zararlı Yöneticiler İbret Alırlar Mı Acaba?

Haber:

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Rusya’nın, Ukrayna güçlerinin ABD aracılığıyla Donbas’tan çekilmesi ve barışçıl bir çözüme onay verilmesi için iki aylık bir süre içeren sinyaller ilettiğini açıkladı. (Ukrayna Arapça Haber Ajansı)

Yorum:

Ukrayna'nın Rusya ve Amerika'ya sunduğu tüm tavizlere ve savaş öncesinden beri Amerika'nın Rusya'yı kışkırtıp savaşa sürüklemesi emrine boyun eğmesine rağmen, Amerika ona hiç merhamet etmemiş ve onu her düzeyde felaket bir duruma sürüklemiştir; bakın işte şimdi de Rusya, sanki Donbas'ı işgal eden Rusya değil de Ukrayna'ymış gibi Donbas bölgesinin tamamını kendisine bırakmasını talep etmektedir!

Tüm bunlar, Trump'ın Avrupa fonlarıyla Ukrayna'ya silah sağlayan ajansı kapatma tehdidinin ortasında yaşanmaktadır; hem de Zelenski kendini, Amerika'nın İran'a karşı savaşında bu ajansın hizmetkârı olarak sunmasına rağmen.

Ülkelerini tehlikeye atıp her türlü açgözlünün yağmalamasına terk edenlerin durumu işte budur ki bunda şaşılacak bir şey de yoktur.

Acaba ülkemizdeki aşağılık ve utanç verici yöneticiler, kendilerine ve başkalarına, uğruna tüm halklarını ve kaynaklarını feda ettikleri efendileri tarafından yaşatılan bu aşağılanmadan ders alacaklar mı? Ne kadar hizmet ederlerse etsinler efendileri onları ayağındaki bir ayakkabı olarak bile kabul etmeyeceklerdir; Allah onları kahretsin!

Allah’ım bizi, sömürgecilikten, onun zararlı yöneticilerden oluşan kuyruklarından ve onların ekini ve nesli yok eden yakın çevresinden bir an önce kurtar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Muhammed Süleyman

Devamını oku...

Avrupa İle Amerika Arasındaki Gerilim!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Avrupa İle Amerika Arasındaki Gerilim!

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nden (NATO) çekilme olasılığına ilişkin açıklaması, Avrupa’da “uluslararası hukuku ihlal etmek için kurulmamış bir askeri ittifak” olarak görülen NATO’ya yönelik bağlılıklarını teyit eden tepkilere yol açtı. (El Cezire)

Yorum:

Trump’ın tehditkar açıklamaları, NATO’dan fiili bir çekilme olmaktan çok, müzakerelerde baskı aracı olarak tırmanan bir söylem kullanmaktan başka bir şey değildir; zira bu açıklamaların hedefi, NATO içindeki yüklerin yeniden dağıtılmasını sağlamak ve ortaklık mantığını, çıkar ittifakı ya da Amerika’ya tam boyun eğme mantığına dönüştürmektir. Bu yüzden Avrupalılar, kendilerini çevreleyen tüm risklere ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkmaya başlayan zayıflığa rağmen bunu reddetmeye çalışmaktadırlar.

Avrupa, doğrudan askeri müdahale konusunda tereddüt etmektedir; zira bu, NATO’yu başka bir nükleer güçle karşı karşıya getirerek kontrol edilemez bir tırmanışa dahil edebilir; bu nedenle NATO, en tehlikeli kararın, savaştan çekilmek değil savaşa girmek olduğunu düşünmektedir.

Dolayısıyla onlar vekalet savaşına başvuruyorlar, yani silah, eğitim ve benzerleri gibi dolaylı olarak askeri destek sağlıyorlar; zira onların görüşen göre bu, rakibi zayıflatmakta ve kendileri için gereksiz olan topyekûn bir savaştan kaçınmalarını, diğer bir deyişle bedel ödemeden kazanç elde etmeyi sağlamaktadır.

Avrupa'daki farklılıklar oldukça büyüktür; zira doğu Avrupa ülkeleri daha sert bir tutum sergilerken, Batı Avrupa ise ülkeleri daha temkinli davranmaktadır; çünkü Doğu ve Batı Avrupa arasında, enerjiye bağımlılık oranları, coğrafi konum farklılıkları, tehlikeye yakınlık veya uzaklık ve halkların karakteri açısından farklar olduğu gibi siyasi ve askeri beklentiler ve kapasiteler konusunda da farklılıklar söz konusudur.

Avrupa genelinde, uzun süreli savaşların maliyetli olduğu ve garantili bir sonuç vermeden ülkeleri tükettiği yönünde bir kanaat hakimdir; bu nedenle Avrupa kamuoyunun baskısı altında hareket ederken bir yandan da sürekli ekonomik krizleri göz önünde bulundurmaktadır. Amerika ile Avrupa arasında öncelikler konusunda bir anlaşmazlığın olduğu da cabası; zira Avrupa, Amerika’nın aksine Rusya’nın oluşturduğu tehdidin Çin’inkinden çok daha önemli olduğunu düşünmektedir.

Avrupa, İran'ın NATO ittifakı için doğrudan bir tehdit oluşturmadığını düşünüyor; zira savaşın başlatanların Amerika ve Yahudi varlığı olduğunu, İran'ın ise hiçbir NATO üye ülkesine doğrudan saldırmadığını belirtiyor ve mevcut çatışmanın Atlantik değil, bölgesel olduğunu düşünüyor.

Ancak Amerika, Avrupa'yı savaşa girmeye zorlamamakta; aksine savaşın dışında kalmanın maliyetini artırmakta ve savaşa girmenin maliyetini ise düşürmektedir.

Avrupa bugün riskler ile faydalar arasında bir denge kurmaya çalışmakta ve risklerin daha büyük olduğunu düşünmektedir; bu nedenle, bu duruma sürüklenmekten mümkün olduğunca kaçınacaktır.Bugüne kadar NATO içindeki ilişki, emir ve itaat ilişkisi değil, aksine çıkarlar dengesi ve karşılıklı baskıdan ibaretti; dolayısıyla ABD, tehdit ve teşvik yoluyla NATO ülkelerine baskı yapmayı başarırsa, onları savaşa sürükleyebilir ya da iç safları destekçiler ve karşı çıkanlar olarak bölebilir.

Dolayısıyla bu, durumumuzu değiştirmek ve Allah'ın rızasını kazanmamız ve izzetimiz olan Hilafet Devletini kurmamız için çalışanlarla ve İslam projesinin sahipleriyle birlikte çalışmamız için bir fırsattır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER