El-Raye Gazetesi
ABD'nin Bir Anlaşmanın Sağlanmasına Yönelik Hırsı İle İran'ın Kaçınması Arasında
Üstad Esad Mansur’un Kaleminden
ABD Başkanı Trump'ın, İran ile bir anlaşmanın sağlanması konusunda çok hırslı olduğu görünmektedir; zira bunun gerçekleşmesi girişimi kapsamında ülkesindeki en üst düzey ikinci kişi olan yardımcısı Vance’i 11/4/2026 tarihinde Pakistan’a gönderdi ancak başarılı olamadı. Ayrıca onu, 21/4/2026 tarihinde ikinci turun yapılması için göndereceğini açıkladı ancak İran bu turun yapılmasını reddetmiş ve bu da boşa gitmiştir. Yine 25/4/2026 tarihinde elçisi Witkoff ile damadı Kushner'ı Pakistan'a göndereceğini açıkladı ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin oradan ayrılmasının ardından ziyaretlerini iptal etti.
İran, Amerika heyetiyle görüşmeye hazır olduğunu açıklamadı; zira Dışişleri Bakanlığı şunu açıkladı: “Bakan Abbas Arakçi Pakistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile görüştü; onunla ateşkes, savaşın sona erdirilmesiyle ilgili gelişmeleri ve bölgede barış ve istikrarı güçlendirmenin yollarını ele aldı ve Tahran’ın tutumlarını ve değerlendirmelerini Pakistan tarafına iletti.”
Reuters, Pakistanlı bir kaynaktan şu sözleri aktardı: “Arakçi, İran'ın taleplerini ve ABD’nin taleplerine ilişkin çekincelerini sundu; İran ile ABD arasında İslamabad'da herhangi bir toplantı yapılmasına yönelik bir plan bulunmuyor.” Fars Haber Ajansı, İran Ulusal Güvenlik Konseyi'nin “ABD ile müzakereler yok” dediğini aktardı.
Arakçi Umman'a giderek İran'ın görüşmeleri Pakistan'dan Umman'a taşımak istediğini belirtti; zira Umman, 28/2/2026'da ABD ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırısından önceki turlarda olduğu gibi İran'a baskılar uygulamadığı ortaya çıktığı gibi sanki tarafsız bir arabulucu gibi görünmektedir. Aynı durum daha önce de yaşanmıştı; zira 2015 yılında anlaşma imzalanana kadar ABD heyeti, İran heyeti ile Umman'da görüşmüştü. İran, Umman'ın Hürmüz Boğazı ile ilgili müzakerelere katılmasını ve onun kendi tarafında olmasını istemektedir. Bu nedenle Dışişleri Bakanlığı 26/4/2026 tarihinde şunları açıklamıştı: “Arakçi, Umman Sultanı ile bir araya geldi ve onunla Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığı güvenliği, Körfez’in güvenliği ve Umman Denizi ile ilgili konuları ele aldı.” Böylece Umman’ı da ortak ederek müzakerelerdeki konumunu güçlendirmek istemektedir.
Pakistan’ın, Amerika’nın taleplerini karşılaması için İran’a baskılar uyguladığı ortaya çıkmıştır. Zira ülkenin fiili yöneticisi ve ordu komutanı Asim Munir, 15/4/2026 tarihinde İran'a üç günlük bir ziyaret gerçekleştirmiş, birçok İranlı yetkiliyle bir araya gelerek onlarla istişarelerde bulunmuş ve yeni bir müzakere turlarının başlatılması için ABD'den onlara bir mesaj iletmiştir. Sanki Munir, İran siyasetindeki gerçek aktörleri öğrenmek ve tabloyu efendisi Amerika’ya açıklamak istemiştir; zira Trump 21/4/2026 tarihinde şunları söylemiştir: “İran'da liderin kim olduğunu hiç kimse bilmiyor; yönetim içinde anlaşmazlıklar var; biri müzakereyi destekliyor, diğeri ise karşı çıkıyor.”
Trump, 24/4/2026 tarihinde de şöyle söylemişti: “Tahran, taleplerimizi karşılamayı amaçlayan bir teklif sunmayı planlıyor ancak talebin içerdiği şeyleri bilmiyoruz. Ama şu anda yetkili kişilerle iletişim halindeyiz.” Dolayısıyla bu, Pakistan'ın ona İran hakkında bilgiler sağladığını teyit etmektedir.
Trump, Arakçi’nin elçileri Witkoff ve Kushner ile görüşmek istemediğini gördükten sonra onların ziyaretini iptal ettiğini açıkladı ve şöyle dedi: “Hiçbir şey hakkında konuşmak için 18 saatlik bir yolculuk yapmayacaklar.” Ve şu iddiada bulundu: “İran liderliğinin kafası karışık; Amerika tüm kartlara sahip ve İranlılar ise hiçbir şeye sahip değiller; eğer görüşmek isterlerse, tek yapmaları gereken bizi aramak.” Bu Trump’ın, şu ana kadar İran’ı kendi şartlarına göre bir anlaşma imzalamaya zorlama konusunda aciz kaldığını ortaya koymaktadır.
İran, Amerika’nın aksine bir anlaşmaya ulaşmak konusunda istekli olmadığını ve onunla yapılan müzakerelerle ilgilenmediğini ortaya koymuştur; tıpkı üst düzey askerî liderlikten İran devlet televizyonun şu sözlerin aktarılması gibi: “Bölgede kuşatma ve korsanlık faaliyetlerine devam ederlerse Amerikan güçlerine karşılık vereceğiz.” Savunma Bakanlığı sözcüsü de 25/4/2026 tarihinde şunları söylemiştir: “Amerika, savaş bataklığından bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır.”
İran, Amerika’nın bir anlaşma imzalamaya ne kadar ihtiyaç duyduğunun farkında olup, Trump’ın yardımcısıyla bir kez daha görüşmeyi reddettiği gibi elçileriyle görüşmeyi de reddederek kendi konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır; tüm bunlar Trump’ı utandırmış, onun yüzüne atılmış tokatlar olarak değerlendirilmiş, onun bir zayıflık durumunda olduğunu ortaya koymuş, İran’ın tutumu ve aynı şekilde Amerika ve beslemesi Yahudi varlığıyla yeniden savaşa girme hazırlığı dünya çapında övülmüş ve İran’ın “sert talepleri kabul etmeyeceğini” açıklamıştır.
Arakçi'nin Rusya'yı ziyaret edeceği belirtilmiştir; zira İran, ABD’nin müzakerelerdeki tek taraflı hâkimiyetini kırmak ve baskılarını hafifletmek için Rusya’yı da müzakerelere dahil etmeye çalışmaktadır. Ancak Amerika bunu reddetmekte olup Rusya ise Amerika’ya meydan okumaya cesaret edememekte ve müzakerelere katılım için baskı yapmaktadır; hatta Ukrayna konusunda Amerika’nın kendisine sırtını dönmemesi için ona karşı koymamaya veya onu kışkırtmamaya çalışmaktadır. Zira ABD, Ukrayna’nın Rusya’nın işgal ettiği topraklardan vazgeçmesini talep etmiştir ve bu da Rusya’nın çıkarına olup, kendisi için kader belirleyici olarak kabul edilen savaşını kazanma umudunu artırmaktadır. Bu nedenle Rusya'nın İran adına Amerika’ya baskı yapması pek olası değildir.
Trump'ı müzakerelere bu kadar hevesli kılan şey, içerideki popülaritesinin düşmesi nedeniyle kendi ve partisinin konumunu güçlendirmek amacıyla kendisini galip gösterecek bir anlaşmanın imzalanmasını istemesidir; çünkü önümüzdeki Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde partisinin yenilgiye uğramasından korkmakta olup bu, iki yıl sonra yapılacak genel başkanlık seçimleri üzerinde etkili olmaktadır.
Ayrıca savaşın küresel ekonomi üzerinde de etkisi vardır; zira İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyeti ve Amerika’nın İran limanlarına uyguladığı abluka, küresel ekonomik krizi kötüleştirmekte olup bunun birincil suçlusu da Amerika’dır. Nitekim 26/4/2026 tarihli haberlerde, 600’den fazla büyük ticari geminin hâlâ Hürmüz Boğazı çevresinde sıkışmış durumda olduğunu bildirilmiştir; çünkü İran, boğazı açmak için limanlarına yönelik ablukanın kaldırılmasını şart koşmaktadır.
Amerika ne yapacağını şaşırmış durumdadır; eğer saldırganlığını yeniden başlatmak isterse, hedeflerini gerçekleştirebilecek mi, ki bunu 40 gün boyunca denemiştir. Yani Amerika, bu konuda şüphe içerisindedir. Bu nedenle müzakerelere odaklanmanın ve bu yolla hedefleri gerçekleştirmenin gerekli olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden müzakerelerin tıkanması durumunda, saldırıya yeniden başlamak zorunda kalarak kendini zor durumda bırakmamak için ateşkesi süresiz olarak uzatmıştır.
İran’ın bunu anladığı görülmektedir; bu nedenle Trump’ın yardımcısı ve elçileriyle müzakereleri yeniden başlatmayı reddetmiş ve çeşitli alanlarda konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Ancak İran sahada tek başına kalmış ve zayıf devletçiklere bölünmüş olmaları nedeniyle tüm Müslüman ülkelerine tek başına Amerika hükmetmektedir.
İşte bundan dolayı Amerika ve Yahudi varlığına karşı durmak ve onları feci bir yenilgiye uğratmak için, Müslüman ülkelerinin tek bir devletin, yani Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti'nin gölgesinde birleşmesinin öneminin boyutu idrak edilmelidir.
Kaynak: El-Raye Gazetesi - 597. Sayı - 29/04/2026