Salı, 23 Zilhicce 1447 | 2026/06/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata Bin Halil Ebu Raşta’dan, Genel Olarak Müslümanlara, Özel Olarak Gençlere 1447 / 2026 Yılı Mübarek İyd’ul Fıtr Vesilesiyle Tebrik Mesajı

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Aline, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun.

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd...

Genel olarak İslam Ümmetine; İyiliği emreden, kötülükten nehyeden ve Azîz ve Hakîm olan Allah’a iman eden, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmete...

Özel olarak davet taşıyıcılarına; Allah’ın elleriyle fethi müyesser kılacağı ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmaları için yardımıyla destekleyeceği kimselere...

İnternet sayfasının kıymetli ziyaretçilerine; sayfanın taşıdığı hayra yönelen, hakkın safında durmak ve hak ehline destek olmak için tüm gücünü sarf edenlere...

Bütün bu kimselere diyorum ki Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Mübarek 1447 Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik eder; el-Kaviyy el-Azîz olan Allah’tan, bu bayramın tüm Müslümanlar için hayır ve bereket kapısı olmasını niyaz ederim.

Ey değerli kardeşlerim! Bu bayrama, Amerika’nın desteği ve silahlarıyla Yahudilerin Haşim Gazze ve tüm Filistin’e yönelik saldırılarının hâlâ sürdüğü bir dönemde kavuşmaktayız... İslam beldelerindeki yöneticiler ise olup bitenleri sadece seyretmekte, şehitleri saymakta ve onları sadece ölü olarak isimlendirmektedirler! İçlerinden en aklı başında olanları ise sanki tarafsızlarmış gibi arabuluculuk yapmaktadırlar! Ama aslında Yahudilere daha yakındırlar!

Bugün bu saldırganlığa daha şiddetli ve daha sert bir saldırganlık daha eklemişlerdir. Amerika ve Yahudi varlığı, İran’a karşı ortak ve geniş çaplı bir saldırı başlatmıştır. 28 Şubat 2026’da başlattıkları bu saldırı, İran, Lübnan ve çevre bölgelerde tam üç aydır kesintisiz sürmektedir! Yahudi varlığı, Haşim Gazze’de yaptığı gibi Lübnan’ın güneyinde de bir tampon bölge oluşturmaktadır. Tüm bunlar, Müslüman beldelerindeki yöneticilerin gözü ve kulakları önünde gerçekleşmekte ama onlardan hiçbirinden çıt çıkmamaktadır! Diğer yandan, Trump’ın normalleşme treni, Yahudilerle normalleşen diğer ülkelere yetişmek üzere Lübnan’da da hızla yol almaktadır. Allah’tan, Rasûlü’nden ve müminlerden utanmadan haince müzakereler yürütülmektedir! Lübnan’da iddia ettikleri 10 günlük ve 3 haftalık ateşkesleri bile Yahudi varlığı ayaklar altına almış ve saldırılarını yoğunlaştırmıştır... Aynı şekilde Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın 15 Mayıs 2026 tarihinde ilan ettiği 45 günlük ateşkes de Yahudi varlığı açısından sadece kâğıt üzerindeki mürekkepten öteye geçmemiştir. Sözde ateşkes zerre kadar itibar etmeyen Yahudilerin yoğun saldırıları devam etmektedir. “Nitekim 17/5/2026 tarihinde Yahudi varlığı, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Yahmur ve Sahmur çevresine, ayrıca Güney Lübnan’daki Zotr eş-Şarkiyye’ye hava saldırıları düzenlemiştir.” (17.05.2026 El Cezire) Yahudi varlığının, bu ateşkesi ilan eden Trump’ın onayı olmadan bu saldırıları gerçekleştirmesi elbette düşünülemez! Böylece Yahudilerin oraya ve buraya düzenlediği saldırılar gece gündüz devam etmekte, Müslüman beldelerinin yöneticileri ise sanki bunlar uzak diyarlarda oluyormuş gibi ölüm sessizliğine bürünmektedirler. Hiçbir şey umurlarında değildir. Ne kötü hüküm veriyorlar!

Diğer yandan Çin ziyaretinden dönen Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın kuşatılmasına yönelik köpürte köpürte savurduğu tehditleri de devam etmektedir. “ABD Başkanı Donald Trump, İran liderlerinin hızlı hareket etmemesi halinde ülkenin sonuçlarla karşı karşıya kalacağı tehdidinde bulundu...” Trump, sosyal medya hesabı Truth Social’dan yaptığı paylaşımında, İran’a tanınan zamanın daraldığı noktasında ihtar niteliğinde ifadelere yer verdi. ABD Başkanı, “İran için saat işliyor, derhal ve hızlıca harekete geçseler iyi olur. Zaman kritik bir faktördür!” ifadelerini kullandı.” (17.05.2026 El Arabiya) “Ardından ABD Başkanı İran’a yönelik askeri saldırı tehditlerini yineledi... Pazartesi günü Truth Social platformundaki bir paylaşımda ABD saldırılarının her yönden gelebileceğini ima etti...” (INA, 18/05/2026) Trump küstahlığına şu sözlerle sürdürdü: “Amerikan kuvvetlerinin büyük ölçüde İran ordusunu ve siyasi liderliğini çökerttiğini vurguladı ve İran’ın nükleer silah geliştirmesine asla izin vermeyeceklerini belirtti. (20.05.2026 Middle East online) BBC’nin 21 Mayıs 2026 tarihli son güncellemesinde aktardığına göre Trump, Andrews Hava Üssü’nde gazetecilerin İran ile yapılan görüşmelerdeki gelişmelere dair sorusuna, görüşmelerin bir dönüm noktasında olduğunu belirterek: “Doğru cevapları alamazsak işler çok hızlı bir şekilde kötüye gidecek. Cevaplar %100 eksiksiz olmalıdır” demiştir. (21.05.2026 BBC) Trump, tamamen kendi keyfine göre veya her zaman söylediği gibi bir müzakere istemektedir: “İran ile müzakereler nihai aşamasına gelmiştir ancak görüşmelerin başarısız olması ise daha fazla saldırılara neden olacağı uyarısında bulunmuştur.” (21.05.2026 Iran International)

Görüldüğü gibi Amerika, müzakerelerin Amerikan küstahlığına uygun bir şekilde, yani Güç Yoluyla Barış doktrini çerçevesinde yürütülmesini istemektedir! Bu doğrultuda suç ortağı Netanyahu’yu yıkıma ve saldırganlığa devam etmesi için kışkırtmaktadır. Yahudi varlığı da yukarıda zikrettiğimiz üzere işgal ettiği Lübnan köylerinde ordusu için yeni askeri kamplar kurmakta ve buraları “tampon bölge” ilan etmektedir. Yani Gazze’deki “Hamas ve sarı hat” senaryosunu Lübnan’da yeniden vizyona sokmaktadır! Görünen o ki Trump’ın güç yoluyla barış küstahlığı; haber ajanslarının 24 Mayıs 2026 Pazar günü aktardığına göre, iki ay veya daha fazla sürecek müzakerelerin veya tartışmaların mukaddimesi olarak, içi bubi tuzağıyla dolu bir anlaşma taslağı doğurmuştur... Trump’ın döktüğü kanlara, yıktığı evlere, yerle bir ettiği hayat alanlarına bakmaksızın savaşı dilediği gibi başlatıp dilediği gibi bitirmesi veya durdurması gerçekten çok büyük bir cürümdür... Bütün bunlar Müslümanların bir devletinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Müslümanların bir devleti olsaydı, Trump’ın tuzağını başına geçirir, geçmişte Perslere ve Romalılara verdiği bir ders gibi ona da bir ders verirdi. Hatta suç ortağı Netanyahu da Trump’ın planı doğrultusunda hareket etmekte, onun emriyle Filistin’de, Lübnan’da ve çevre bölgelerde insanı, ağacı ve taşı yakıp yıkmaya devam etmektedir!

Sonuç olarak Müslüman beldelerindeki yöneticiler, âlemlerin Rabbi’ni hamdedip tesbih edecekleri yerde sömürgeci kâfirleri övmektedirler... Filistin’i kurtarmak ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak yerine onunla müzakere ve normalleşme peşinde koşmaktadırlar... Bu yöneticiler Trump’ın rızasını elde etmek amacıyla Amerika ve beslemesi Yahudi varlığını dostluk edinmektedirler! Böylece de tağut Trump’ın rızasına nal olmak için Allah’ın gazabına nail olmaktadırlar... Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü ya unutuyorlar ya da unutmuş gibi davranıyorlar: «مَنْ أَسْخَطَ اللَّهَ فِي رِضَا النَّاسِ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِ، وأَسْخَطَ عَلَيْهِ مَنْ أرضاهُ فِي سَخَطِهِ، وَمَنْ أَرْضَى اللَّهَ فِي سَخَطِ النَّاسِ رَضِي اللَّهُ تَعَالَى عَنْهُ وَأَرْضَى عَنْهُ مَنْ أَسْخَطَهُ فِي رِضَاهُ حَتَّى يُزَيِّنَهُ وَيُزَيِّنَ قَوْلَهُ وَعَمَلَهُ فِي عَيْنِهِ» “Kim insanların rızası uğruna Allah’ı gazaplandırırsa, Allah ona gazap eder ve kendisini razı etmeye çalıştığı insanları da ona musallat eder (ona karşı gazaplandırır). Kim de insanların gazabına rağmen Allah’ı razı ederse, Allah Teâlâ ondan razı olur ve rızası doğrultusunda gazaplandırdığı insanları da ondan razı eder; hatta onun sözünü ve amelini o insanların gözünde süsler.” [Tabarani] Aynı şekilde bu yöneticiler, kafirleri dost edinme cürmünün ne kadar büyük bir tehlike olduğunun, bunun dünyada bir zillet, ahirette ise elim bir azap olduğunun farkında değillerdir:  ﴿سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ“Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124]

Sömürgeci kâfirlere olan sadakatleri öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, Müslüman ülkelerden biri saldırıya uğradığında diğerleri onun yardımına koşmak için kılını bile kıpırdatmamaktadır. İçlerinden en mûtedili ve aklı başında olanı ise, sadece ölü ve yaralıları saymakla yetinmektedir! Hâlbuki Müslümanlar tek bir ümmettir. Barışları da birdir savaşları da birdir. Ümmetin herhangi bir parçasına yapılan saldırı, tüm ümmete yapılmış bir saldırı sayılır. Ancak Müslüman beldeleri parçalanmış ve yöneticileri de sömürgeci kâfirlere bağlı olduğu sürece böyle bir anlayışın gerçekleşmesi mümkün değildir... Bu ancak Raşidi Hilafet ile mümkün olacaktır. Hilafet Müslümanları yeniden tek bir ümmet haline getirecek, Allah’ın dinine yardım edecek ve O’nun hükümlerini uygulayacaktır. Böylece ümmet, Allah’ın izniyle muzaffer olacak, dünyayı adaleti ve cihadıyla aydınlatacaktır, Allah da onu zaferiyle şereflendirecektir:  ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ“Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” [Muhammed 7]

Ey Müslümanlar! Haydi Allah’ın çağrısına icabet edin ve Allah’ın şu vaadini ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in içinde yaşadığımız ceberut saltanattan sonraki şu müjdesini gerçekleştirmek üzere Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya koyulun: ﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55] Nitekim Ahmed b. Hanbel’in Huzeyfe b. el-Yeman’dan rivayet ettiğine göre Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:  «ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ. ثُمَّ سَكَتَ»“Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ“O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Son olarak, Yüce Allah’tan bu bayramın İslam ve Müslümanlar için hayır, bereket ve izzet kapısı olmasını niyaz ediyorum.

﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ“Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah... Allahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahi’l Hamd diye tekbirler getirecektir...

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Devamını oku...

Filistinli ve Lübnanlı Çocukların Katledilmesi, Ancak Yahudi Varlığının Ortadan Kaldırılmasıyla Son Bulacaktır!

13 Mayıs’ta UNICEF, önceki hafta Yahudi saldırıları sonucu Lübnan’da en az 59 çocuğun öldürüldüğünü veya yaralandığını bildirdi. 17 Nisan 2026’daki ateşkesin başlamasından bu yana en az 23 çocuk hayatını kaybetti, 93 çocuk da yaralandı. Böylece Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana katledilen ve yaralanan toplam çocuk sayısı 200’e ulaştı! Bu ayın başlarında ise, Nebatiye’de 12 yaşındaki bir kız çocuğu ile babasının, Yahudi güçlerinin öldürülmelerini garanti altına almak için düzenlediği üç insansız hava aracı saldırısı sonucu hayatını kaybettiği bildirildi. UNICEF ayrıca, Lübnan’daki 770 bin çocuğun savaş nedeniyle defalarca şiddete, kayıplara ve yerinden edilmeye maruz kalması sonucunda şiddetli bir psikolojik sıkıntı yaşadığını, buna aşırı korku, kâbuslar, uykusuzluk ve umutsuzluk hissinin de dâhil olduğunu ve bu durumun onlarda kronik psikolojik sorunlara yol açabileceğini tahmin ediyor. Yine UNICEF, 12 Mayıs’ta yayınladığı raporda, 2025 yılından bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te başta işgal ordusu ve gaspçı yerleşimciler eliyle olmak üzere 70 çocuğun katledildiğini, 800 çocuğun ise yaralandığını bildirdi. Tüm bunlar, sözde ateşkese rağmen Gazze’de çocuk katliamlarının kesintisiz sürmesiyle eş zamanlı yaşanmaktadır. Nitekim Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 21 binden fazla çocuk katledilmiştir; bu da ortalama her saat başı bir çocuğun katledilmesi demektir!

Ateşkesin, barış anlaşmasının veya Amerika’nın ya da herhangi bir Batılı gücün ya da Birleşmiş Milletler gibi uluslararası sömürgeci kuruluşların ortaya koyduğu planın; Yahudi varlığının Filistin, Lübnan ve diğer beldelerde gerçekleştirdiği vahşice çocuk katliamlarını durdurmayacağı hala gün gibi aşikâr değil mi? Yahudi varlığı, sözde “Büyük İsrail” vizyonunu gerçekleştirene dek Filistin ve Lübnan halkına yönelik soykırımını durdurmayacağını açıkça ilan etmiştir. Gelecek nesli zayıflatmak ve bu parazit varlığa karşı oluşacak direnişi kırmak amacıyla çocukları hedef almak, onları bedenen ve ruhen ezmek, şüphe yok ki bu sömürgeci planın bir parçasıdır. Tüm bunlar, bu kriminal yapı kökünden sökülüp atılmadıkça asla sona ermeyecektir. Müslüman beldelerinin başında bulunan, hainlikleri ve korkaklıkları tescillenmiş mevcut rejimler ve yöneticiler devam ettiği sürece bu varlığın kökünden sökülüp atılması asla gerçekleşmeyecektir! Bu yöneticiler; Yahudi varlığının bekçileri, koruyucuları ve destekçileri olduklarını, ona varlık ve otorite imkanları sağladıklarını, Müslümanların ordularını ise Ümmetlerini savunmaktan ve mübarek toprakları kurtarmaktan alıkoyduklarını açıkça göstermişlerdir. Hatta bu yöneticiler ve rejimlerin varlığı, işgalciyi Müslümanlara yönelik suçlarını artırma konusunda daha da cesaretlendirmiştir. Çünkü karşısına çıkacak bir devletin ya da bir liderin bulunmadığını bilmektedir. Filistinli, Lübnanlı ve diğer beldelerdeki çocuklar, ancak bu rejimlerin alaşağı edilmesi ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla güvenliğe ve izzetli bir hayata kavuşacaktır. Hilafet, ümmetin kalkanıdır, dinin koruyucusudur. Hilafet, bu habis işgali sonsuza dek topraklarımızdan söküp atmak ve mübarek toprağın her bir karışını kurtarmak için ordularını hemen harekete geçirecektir. Harekete geçirmekten zerre kadar tereddüt etmeyecektir.

O yüzden Müslüman ordularındaki kardeşlerimize soruyoruz: Yahudi varlığının bu Ümmetin evlatlarını katletmesine daha ne kadar sessiz kalacaksınız, elleriniz ve kollarınız bağlı oturacaksınız? Mübarek toprağa sırtınızı dönmeye ve Mescid-i Aksa’nın kirletilmesine daha ne kadar seyirci kalacaksınız? Ümmetinizi savunmaktan sizleri alıkoyarak üzerinize zillet lekesi süren bu korkak yöneticilere daha ne kadar hizmet edeceksiniz? Rabbinizin, Müslümanları koruma ve topraklarını kurtarma emrini daha ne kadar görmezden geleceksiniz? Haydi bu hain yöneticileri söküp atarak kendinizi dünyanın zilletinden ve ahiretin elim azabından kurtarın! Ve Hilafet’in kurulması için nusretinizi bir an önce verin! Hilafetin kurulmasıyla Müslümanların ve dininizin koruyucusu ve kurtarıcısı olarak asıl hakiki rolünüzü kuşanacaksınız. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَاباً أَلِيماً وَيَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئاً وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [Tevbe 39]

Devamını oku...

Siyaset Salonu Oturumuna Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu, değerli basın mensuplarını, siyasetçileri ve kamusal meseleler ile ilgilenen herkesi, düzenleyeceği Siyaset Salonu toplantısının yeni bölümüne katılmaya davet etmekten memnuniyet duyar. Programın bu haftaki konuğu, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu üyesi İbrahim Müşerref olacak. Söyleşinin başlığı ise şöyle:

“Sudan Savaşı’nda Komşu Ülkelere Biçilen Rol”

Tarih: 06 Zilhicce 1447 / 23 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Devamını oku...

ACSA (Karşılıklı Edinim ve Hizmet Anlaşması) ve GSOMIA (Askeri Bilgilerin Genel Güvenliği Anlaşması): Uyanık İnsanlar ve Samimi Siyasiler Ülkenin Tabi Bir Devlete Dönüşmesini Engellemek İçin Öne Atılmalıdır!

Çeşitli kaynakların, Amerika ve Bangladeş’in sömürgeci bir karaktere sahip olan Karşılıklı Ticaret Anlaşması (ART) adı altında bir dizi savunma ve ticaret anlaşmasında ilerleme kaydedildiğini doğrulaması, Bangladeş halkı için son derece endişe verici bir durumdur. Amerika’nın GSOMIA anlaşması için yürüttüğü kampanya, Mart 2022’de dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın Askeri Bilgilerin Genel Güvenliği Anlaşması (GSOMIA) taslağını sunmasıyla soyut kavramlardan somut bir yol haritasına dönüşmüştür. “Karşılıklı Edinim ve Çapraz Hizmet Anlaşması” (ACSA) resmi olarak Nisan 2019’da önerilmiş ve Dakka’daki 7. Güvenlik Diyaloğu sırasında da pekiştirilmiştir. Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, halkı ve siyasetçileri uzun zamandır Amerika ile imzalanması planlanan iki büyük askerî anlaşma GSOMIA ve ACSA konusunda sürekli uyarmıştır. Amerika’nın egemenliği baltalayan bu anlaşmaları hızlandırmak için uyguladığı baskıların nihai aşamaya gelmesiyle birlikte, bu anlaşmaların gerçek tehlikeleri artık gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Bu çerçevede GSOMIA anlaşması, Bangladeş’i kendi istihbarat bilgilerini ABD’nin bölgesel hedefleriyle uyumlu hale getirmeye zorlayabilir ve ülkeyi istenmeyen çatışmaların içine çekebilir. Diğer yandan ACSA anlaşması ise Cox’s Bazar’dakine benzer “esnek/yumuşak üslerin” kurulmasının önünü açabilir ki; bu durum, stratejik tarafsızlığı dinamitleyen yeni sömürgeci (neo-kolonyal) nüfuzun ta kendisidir!

2009’dan bu yana Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, Amerika’nın yumuşak sömürgeciliğine karşı açıkça tavır alan tek siyasî parti olmuş ve 11 Eylül sonrasında stratejik suları kontrol etmek amacıyla Sri Lanka’ya dayatılan ACSA benzeri askerî anlaşmaların bugün Bangladeş’in egemenliği için de benzer bir tehdit oluşturduğu konusunda ümmeti uyarmıştır. Mart 2026’da, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Kapur’un ziyareti ve Amerika’nın GSOMIA ile ACSA anlaşmalarını dayatmak için baskılarını artırması üzerine Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti; Dakka ve Chittagong’da Cuma namazı sonrasında protesto yürüyüşleri düzenlemiştir. Bu yürüyüşlerde parti, Başkan Trump’ın Bangladeş Başbakanı’na egemenliği ihlal eden bu anlaşmaları tamamlaması için kararlı adımlar çağrısında bulunduğunu gözler önüne sermiştir.

Ülke yöneticileri gerçekten de varlıklarının Washington’a bağlı olduğunu mu düşünüyorlar? Oysa Washington, bugüne kadar hiçbir yöneticiyi kendi halkının öfkesinden koruyamamıştır! Aksine, halkına düşman olan rejimlerin çökmeye başladığını görünce anında onları yüzüstü bırakmış, doğrudan halkla ilişki kurmaya yönelerek kendisi için yeni bir uşak arayışına girmiştir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Batı hegemonyasına hizmet eden ve Ümmete ihanet eden sefih ve ahmak bu Ruveybidalar hakkında bizleri uyarmıştır. Buna rağmen yöneticiler, geçici bir güvenlik uğruna Ümmetin geleceğini ipotek altına almaktalar, lider gibi değil birer uşak/uydu gibi hareket etmektedirler. Hal böyleyken Washington’a gür bir sesle “HAYIR” diyemeyen ve Ümmetin egemenliğini korumaktan aciz olan mevcut siyasi partilerden zerre kadar bir hayır beklenir mi?

Peki ya Temmuz İntifadası’nın “Jön Türkleri” nerede? Onlar, Amerika’nın yeni sömürgeciliğine ve egemenlik karşıtı bu anlaşmalara karşı derin bir sessizliğe gömülmüş durumdalar! Diğer partiler gibi onlar da Amerika’nın rızasını kazanmanın peşindeler. Yoksa onlar da Amerikan sömürgeci nüfuzunun birer aparatına mı dönüştüler? Bu sessizlik apaçık bir ihanettir! Bu ticari ve askeri anlaşmalar, halkı temsil ettiğini iddia eden partiler için gerçek bir samimiyet testidir. Tarih bu konuda apaçık uyarılarla doludur. Onlar bu ihaneti, “Hindistan’a karşı bizi koruması için Amerika’ya çağrıda bulunuyoruz” diyerek meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Ayıdan kaçarken kurda tutulmak, ayının pençesinden korunmak için kurdu yardıma çağırmak değil midir bu?!

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti; her bilinçli insanı, her ihlaslı siyasiyi ve ordumuzdaki her dürüst subayı, egemenliğinizi koruma niyeti olmadığını sessizliğiyle kanıtlayan bu partilerle vakit kaybetmeyi bırakmaya çağırıyor. Onların sloganlarına aldanmayın; zira onlar, iktidarda kalmak için sizi anında satmaya hazırdırlar. Sadakat ve ihlasla tanımlanabilecek yegâne siyaset, Nübüvvet Metodu Üzere Hilafeti kurmak için çalışmaktır. Amerikan askeri şantajına, ekonomik baskılarına ve stratejik kuşatmasına karşı durabilecek tek güç Hilafettir. Hilâfet, ticaret anlaşmaları uğruna topraklarını pazarlık konusu yapmayacak; tekstil gümrükleri karşılığında limanlarını takas etmeyecektir. Yalnızca Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya boyun eğecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir” [Nisa 141]

Devamını oku...

San Diego’da Üç Şehit: İslamofobinin Meyveleri

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” [Bakara 156]

Allah Subhânehu ve Teâlâ katında günlerin en hayırlısı olan Zilhicce’nin ilk on gününde, San Diego şehrindeki bir caminin içinde üç Müslüman kardeşimizin katledilmesiyle kalplerimiz derin bir hüzün ve acıyla dolmuştur. Müslüman aileler ve nesiller, ibadet, kurban ve birlik zamanı olan mübarek Kurban Bayramı’na hazırlanırken, masum cemaat Allah’ın evinde şiddet ve nefretle karşı karşıya kalmıştır.

Hizb-ut Tahrir / Amerika, bu korkunç facia karşısında derinden sarsılan kurbanların ailelerine ve tüm Müslümanlara en kalbi ve en derin taziyelerini sunar. Hiçbir mümin, mescidin hürmeti içinde can güvenliğinden endişe duymamalıdır. Daha da önemlisi, hiçbir mümin kendisini bütünüyle çaresiz ve güçsüz hissetmemelidir.

Bu trajedi asla tesadüfi bir hadise değildir! Aksine bu trajedi, Müslümanları hedef alan, onları canavarlaştıran, İslam’a ve Müslümanlara karşı kuşku ve düşmanlığı körükleyen yılların sömürgeci nefret söyleminin açık bir yansımasıdır. Müslümanları terörle ilişkilendiren klişeler; korkunun siyasi çıkarlar uğruna istismar edilmesi ve Müslümanlara karşı yürütülen topyekûn savaşlar, bu kör nefretin yeşermesi için elverişli bir zemin oluşturmuştur. Bu yaşananlar; medya ve hükümetin suç ortaklığının acı bir faturasıdır! Bunlar Müslümanların hem içeride hem dışarıda ezilmesini meşrulaştırmak, korku ve nefret iklimi yaratmak için Müslümanların imajını karalamışlardır.

Bu zor zamanda, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan şehitlerimize rahmet etmesini, onları cennetin en yüce makamlarına yerleştirmesini ve yakınlarına sabrı cemil ihsan etmesini niyaz ediyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, İslam Ümmeti’ni İslam esası üzere birleştirmesini ve onu her türlü nefret, zulüm ve şiddetten muhafaza buyurmasını dileriz.

Devamını oku...

Müslümanların Başındaki Yöneticilerin Hali, Müslüman Ülkelerinin Kalbinde Nükleer Tehlike ile Kumar Oynayacak Raddeye Gelmiştir!

Abu Dabi Medya Ofisi, pazar günü yaptığı açıklamada, Ez-Zafra bölgesindeki Barakah Nükleer Enerji Santrali’nin iç alanı dışında bulunan bir elektrik jeneratöründe çıkan yangının uzman müdahale ekipleri tarafından kontrol altına alındığını duyurdu. Yangının, tesisin bir insansız hava aracı saldırısına maruz kalmasının ardından çıktığı, olayda herhangi bir yaralanma ya da radyasyon sızıntısı yaşanmadığı belirtildi. BAE Savunma Bakanlığı ise saldırının kaynağını belirlemek için soruşturmaların sürdüğünü, soruşturma tamamlandığında gelişmelerin açıklanacağını bildirdi.

Gerçekten de yaşananlar büyük bir münkerdir! Müslüman beldelerinin durumuna aldırış etmeksizin ve Müslüman halkın kaderini zerre kadar umursamaksızın, topraklarımızı siyasi hesaplaşmaların ve emellerin hedefi haline getirilmesi büyük bir cürümdür. Öyle ki iş, sonuçları bölge ve halkları için son derece ağır olabilecek bir nükleer tesisi hedef almaya kadar varmıştır!

Saldırının arkasında kim olursa olsun, ister İran, ister Amerika, isterse de Yahudi varlığı olsun; sonuç itibarıyla bu, sessiz kalınmaması gereken bir durumdur. Bugün yaşanan çatışmanın her iki tarafındaki yöneticiler, Amerika’nın İslâm beldelerini işgal edip nüfuz etmesine imkân tanımışlardır. Onlarca askerî üssün kurulması için ülkelerin kapılarını ardına kadar açmışlar; Yahudi varlığıyla barışıp normalleşmişler, ortak projeler geliştirerek onu Müslüman diyarlarına sokmuşlardır. Bütün bunlardan sonra da bu suçlu güçlerin ülkelerimizi kendi plan ve projelerini uyguladıkları bir oyun alanına çevirmeleri doğal hâle gelmiştir.

Müslümanların başındaki bu yöneticiler, Amerika’nın Irak ve Afganistan işgallerinde onunla birlikte hareket etmişler; Şam ve Yemen’deki projelerinde ona destek vererek İslâm beldelerinde güç kazanmasına yardımcı olmuşlardır. Hâlâ da Amerika’ya ve Yahudi varlığına sömürgeci hedeflerini gerçekleştirebilmeleri için gerekli mali, lojistik, askerî ve siyasi desteği sunmaktadırlar. Bütün bunların bedelini ise Müslüman beldeleri, Müslümanların canları ve ümmetin imkânları ödemektedir.

Peki ümmet daha ne zamana kadar bu hainlerin yönetimine sessiz kalacaktır? Bu yöneticileri sırtından söküp atmanın ve tek bir Halife nasbetmenin vakti gelmedi mi? Halife ümmetin parçalanmışlığına son verecek, birliğini tesis edecek ve sömürgeciliğin kökünü kazıyacaktır. İşte o zaman Ümmet; olayların savurduğu zayıf bir topluluk değil, yeniden şanlı tarihini yazan izzetli bir Ümmet haline gelecektir. Evet, Vallahi bunun vakti gelmiştir...

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Ey Müslümanlar! Ülkenizi Sömürgeci Orduların Savaş Sahnesi Haline Getirmeyin!

Britanya hükümeti, Orta Doğu’daki askerî operasyonlarında düşük maliyetli insansız hava aracı savunma sistemi konuşlandırdığını açıkladı. Yapılan açıklamada, “Yeni sistem artık Orta Doğu’daki operasyon bölgelerinde konuşlandırılmıştır.” denildi. Açıklamada ayrıca Britanya’nın, Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak amacıyla oluşturulan çok uluslu misyona insansız hava araçları, savaş uçakları ve bir savaş gemisiyle katkı sağlayacağı belirtildi. Fransa da uçak gemisi Charles de Gaulle’ü ve ona bağlı fırkateyn grubunu Orta Doğu’ya gönderdi. Bütün bunların yanı sıra Amerika’nın Müslüman beldelerindeki askeri varlığı da bulunmaktadır, Yahudi varlığının Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgalini ve Irak’taki gizli askeri kamplarını da buna ekleyebiliriz! Ruveybida yöneticiler; efendilerinin kendilerini o eğreti koltuklarında tutması karşılığında ülkemizi sömürgeci kâfir devletlerin ordularının bir oyun sahası haline getirmişlerdir. Bu yöneticiler ülkemizi parçalamakta, Ümmetin vahdetine (birliğine) engel olmakta ve İslam’ın tatbik edilmesinin önünde aşılmaz bir barikat gibi durmaktadırlar. Orduları, kendilerine ve hain nizamlarına birer köle ve bekçi kılmışlar; ülkeleri ise kendileri ve yandaşları için servetlerini ve servet kaynaklarını hoyratça yağmaladıkları birer çiftliğe dönüştürmüşlerdir.

Ey Müslüman ülkelerin orduları! Bu Ruveybida yöneticilerin eylemlerine daha ne kadar sessiz kalacaksınız? Sizler beldelerinizin yıkılmaz kalesi değil misiniz?! Sizin asıl vazifeniz beldeleri ve kulları korumak değil midir? Yoksa yöneticilere itaat bahanesiyle akideniz mi değiştirildi? Oysa sizler çok iyi biliyorsunuz ki; Yaratıcıya isyan olan hususta, yaratılana itaat yoktur! Bugün kendilerine itaat ettiğiniz yöneticileriniz kıyamet günü sizden uzak duracaklar; ama sizler Allah’ın huzurundaki o büyük günde onlardan uzak duramayacaksınız! Şunu bilin ki ülkelerinizdeki yöneticilerin işledikleri suçlardan siz de sorumlusunuz. Sizler bu yöneticileri değiştirmeye muktedirsiniz; öyleyse haydi pişmanlığın fayda vermeyeceği gün gelmeden önce bu yöneticileri devirin!

Ey Müslümanlar! Ruveybida yöneticilerinizin sömürgeci kâfir devletlere itaatleri sebebiyle üzerinize çöken zillet tozunu silkip atmanızın vakti gelmiştir. Onların kötülüklerini değiştirmenin zamanı gelmiştir. Onların kötülükleri ve beşerî anayasaları koruyan açık küfürleri, ülkenizi sömürgeci kâfir devletlerin ordularının savaş sahnesi hâline getirmiştir. Bu devletler sizin iyiliğinizi istememekte, servetlerinizi ve kamu mülkiyetlerinizi yağmalamakta, Allah’ın şeriatını uygulayarak Allah’ın rızasına ulaşmanızın önüne geçmektedirler. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, sahabesi ve ondan sonra gelen halifelerin yaptığı gibi İslam’ı bir Risâlet olarak insanlığa taşımanıza engel olmaktadırlar.

Ey Müslümanlar! Son yıllarda yaşanan olaylar ve gelişmeler size düşmanlarınızla yüzleşebileceğinizi göstermiştir. Yöneticilerinizin ihanetleri ve size karşı kurdukları komplolar olmasaydı düşmanlarınız ülkelerinizde hiçbir şey yapamazdı. Unutmayın, sizler Allah’a imanınız, iyiliği emredip kötülükten sakındırmanız sebebiyle insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Haydi Hizb-ut Tahrir’in çağırdığı gerçek değişim için harekete geçin. Hizb-ut Tahrir, halkına yalan söylemeyen bir liderdir. Kâfir devletlerin ordularını topraklarımızdan çıkarmak yahut bu toprakları onlara bir mezar getirmek için Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak üzere onunla birlikte çalışın.

Devamını oku...

Trump’ın Açılması İçin Çırpınıp Durduğu Hürmüz Boğazı, İslam Beldelerinin Jeopolitik İmkânlarını Gözler Önüne Seriyor

Amerika Başkanı Trump bugüne kadar birbiriyle çelişen açıklamalarda bulunmaya devam ediyor; kâh Hürmüz Boğazı’nı açmak istediğini belirtiyor, kâh kapalı kalmasını umursamadığını iddia ediyor, kâh açılmasına ortak olmaları için dünya ülkelerine ve Avrupa’ya yalvarıyor. Kâh “Özgürlük Projesi” adını verdiği girişim kapsamında Hürmüz Boğazı’nı açmak için savaş gemileri sevk ettiğini açıklıyor; fakat bir gün sonra İran donanmasının direnişi karşısında gemilerinin maruz kaldığı durum nedeniyle bu projeyi durdurduğunu ilan ediyor. Kâh “Özgürlük Artı (Plus)” projesini başlatma ihtimalinden bahsediyor, kâh iki haftalık bir savaş başlatma tehdidinde bulunuyor ve Çin dönüşünde ise İran’a saldırılar düzenlemekten dem vuruyor... ve bu süreç böylece sürüp gidiyor.

Trump’ın bu birbiriyle çelişkili açıklamaları, Amerikan yönetiminin açık bir şekilde bocaladığını ve Trump’ın defalarca övündüğü tüm askerî yığınaklara, imkânlara ve savaş gücüne rağmen İran’ı zor kullanarak boyun eğdiremediğini gösteriyor. Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla Amerika ve Batı’nın çıkarlarının sekteye uğradığını, doğusundan batısına tüm dünyaya, Batılı sanayi devletlerinin ekonomik şahdamarlarının Müslüman beldelerinden geçtiğini ve İslam Ümmeti’nin eşsiz bir jeopolitik konuma sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Zira deniz yoluyla taşınan ham petrolün üçte birinden fazlası Hürmüz Boğazı’ndan geçmekte; dünya petrol arzının yaklaşık %38’i bu güzergâh üzerinden sağlanmaktadır. Bunun yanında doğalgaz, gübre, kimyasal maddeler ve daha birçok stratejik ürün de bu boğazdan geçmektedir. Bu durum, küresel ekonomik hayatı doğrudan etkilemekte; fiyat artışları nedeniyle enflasyonun yükselmesine ve tedarik zincirlerinin zarar görmesine yol açmaktadır.

Bu ise ümmetin sahip olduğu orduların, boğazların, stratejik coğrafi konumların ve doğal kaynakların dünya üzerinde ne derece güçlü bir etki oluşturabileceğinin yalnızca küçük bir örneğidir.

Küresel tedarik zincirlerini kontrol etmesine olanak tanıyan seçkin coğrafi konumu, sarsılmaz dirençli halkları ve başta sanayi ülkeleri olmak üzere ekonomik hayatın şahdamarı olan petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarına sahip olması İslam Ümmeti’ne yeter de artar bile. Bu özellikler, ümmete bağımsızlığını tesis etme, iradesini yeniden kazanma ve çıkarlarını gerçekleştirme gücü vermektedir. Ümmetin kararlılık göstermesi ve azmetmesi durumunda kendisini onlarca yıl sömürüp aşağılayan Batı karşısında üstün konuma geçmesi mümkündür.

Şayet Ümmetin maslahatlarını ve mukaddesatını çarçur eden, onun Batı ve Batı’nın gücü karşısında çaresiz zayıf bir ümmet olduğu yönündeki yalan illüzyonları yayan o korkak ve işbirlikçi yöneticiler güruhu olmasaydı; ümmet sömürgeci Batı’dan bağımsızlığını ilan edebilir, kalkınma ve özgürleşme yolunda ilerleyebilirdi. İşte bütün bunlar, ümmete Halifeye biat etmek üzere adımlarını hızlandırması gerektiği inancını perçinlemektedir. O Raşidi Halife dengeleri değiştirecek, güç dengesini düzeltecek, ümmete eski konumunu, izzetini ve dünyaya liderliğini yeniden iade edecektir.

Mühendis Selâhaddin Adada
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER