Salı, 29 Şaban 1447 | 2026/02/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

1447 Yılı Mübarek Ramazan Hilalini Gözetleme Sonucunun Duyurusu

Basın Açıklaması

1447 Yılı Mübarek Ramazan Hilalini Gözetleme Sonucunun Duyurusu

Bismillahirrahmanirrahim. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun.

Buhari’nin Sahihinde Muhammed ibn Ziyad yoluyla rivayet ettiğine göre “Ben, Ebu Hurayra’yı şöyle derken işittim: Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur ya da Ebu’l Kâsım şunları söylemiştir: «صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُبِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلَاثِينَ»“Hilali gördüğünüz zaman oruç tutun. Hilali gördüğünüzde iftar edin. Eğer hava kapalı olursa, Şaban ayını otuza tamamlayın”

Buna göre bu gece Çarşamba gecesi, mübarek Ramazan hilalinin gözetlenmesi neticesinde bazı Müslüman ülkelerde hilalin şeran görüldüğü saptanmıştır. Dolayısıyla yarın Çarşamba günü 1447 yılı mübarek Ramazan ayının ilk günüdür.

Bu münasebetle şahsım, Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi Başkanı ve orada çalışanların tamamı adına, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil âlim Ata b. Halil Ebû’r Raşta’ya tebriklerimi iletiyor, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan kendisine nusret vermesini, onun elleriyle bize zafer ve temkin nasip etmesini ve en kısa zamanda kendisine Müslümanların Halifesi olarak biat etmeyi niyaz ediyorum.

Aynı şekilde Hizb-ut Tahrir, Emiriyle, dünyanın dört bir yanındaki erkek ve bayan gençleriyle, bu Ramazan ayının hayır, bereket ve rahmet ayı olması; İslam Ümmetine nusret ve temkin bahşedilmeden bu ayın sona ermemesi için Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya en içten dualarıyla yakarmaktadırlar. Yine Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, yerleri döşek edinen, sıcak bir yuvadan ve yiyecekten mahrum bırakılanların üzerine sekinetini indirmesini ve onlara ihanet edenlerden intikam almasını diliyoruz. Muhakkak ki O, duaları işitendir.

Bu yıl, Ümmetin yeni bir yol ayrımında olduğu bir dönemde Ramazan’a kavuşuyoruz. Zira Ümmet, bir yandan sömürgeci koşulların kor ateşi ile yöneticilerin ihanet dikenleri arasında kıvranırken, diğer yandan yeni küresel koşullar özellikle de sömürgeci kafir Batı’nın kendi iç çekişmeleri, doğru kullanıldığı takdirde İslam Ümmeti’nin rekor bir sürede ayağa kalkmasını sağlayacak yeni fırsatlar doğurmuştur.

Batı’nın siyasi, güvenlik ve ekonomik sistemleri, tırmanan krizler karşısında iflas etmiştir. Venezuela devlet başkanının kaçırılması, Yahudi varlığının Müslüman ülkelerinde işlediği suçlar, yeni Amerikan nobranlığı ve kullanım süreleri dolar dolmaz sahte ilkeleriyle birlikte uluslararası örgütlerin bir anda nasıl çöpe atıldıkları gerçeğinin gün yüzüne çıkması... İşte tüm bu gelişmeler, sömürgeciliğin dayattığı Sykes-Picot zindanından kurtulması için İslam Ümmeti’ne yeni kapılar aralamaktadır.

Ancak Ümmetin bugün dikkat etmesi gereken en büyük tehlike, yeni aldatma ve dezenformasyon kampanyasıdır. Resmi medya organlarının ekranlarını dolduran tüm yüzeysel değerlendirmelerin aksine, İslam Ümmeti için en büyük tehlike artık askeri tehdit değildir. Afganistan, Irak, Suriye ve Gazze; savaşlar ne kadar uzun sürerse sürsün bu Ümmete öldürücü darbenin vurulamayacağının en canlı şahitleridir. Bugün ümmet için en büyük tehlike; hain yöneticilerin kamuoyuna ve İslam Ümmeti halkları içindeki samimi düşünür ve kanaat önderlerinin zihinlerine ekmeye çalıştığı yalan bombasıdır. Hain yöneticiler ve Ruveybida etrafındaki satılmış ve umutsuz kalemler; teslimiyet kavramlarının felsefesini yaparak yenilgi ve geri çekilme fikirlerini pazarlamaya, hain yöneticilerin sömürgeci kâfir Batı karşısındaki boyun eğişlerini de kurnazlık ve manevra diyerek meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. İşte bu yüzden İslam Ümmeti için birinci tehlike artık askeri tehlike değildir. Asıl birinci tehlike; Ümmetin aciz ve güçsüz olduğuna, sömürgeciliğin tozunu üzerinden silkme vaktinin henüz gelmediğine dair kendisine anlatılan o yalan anlatıya inanmasıdır.

Gerçek şu ki; Müslümanlar, samimi ve bilinçli bir liderlik arkasında hareket ettiklerinde çok güçlüdürler, düşmanlarının bu gerçekle başa çıkma kabiliyetinden çok daha hızlı bir şekilde, istedikleri gerçeği düşmanlarına dayatacak yeterli hazırlığa, azme ve kararlılığa sahiptirler. Son on yıllarda Ümmetin düşmanını gafil avladığı ve kendi topraklarında samimi bir eylem gerçekleştirdiği her seferde buna yakinen tanık olduk. Eğer ümmet, bu sürpriz çıkışları gerçekleştirdiği sırada yeteneklerini organize edecek ve gücünü toplayacak bir mekanizmaya sahip olmuş olsaydı, şüphesiz bu çıkışların meyvelerini toplayabilir ve onlardan verimli bir şekilde yararlanabilirdi.

İşte Hilafet’in rolü burada devreye girmektedir. Hilafet, İslam Ümmetinin potansiyelini düzenleyip aktif hale getirebilecek yegâne siyasi ve idari sistemdir. Müslümanların bir Hilafeti varken, sayılarının etkili bir sonucu vardı ve hesaba katılırlardı. Uygarlık üstünlüklerinin ve medeniyet çalışmalarının günümüze kadar etkisi süren küresel sonuçları olmuştur. İslam tarihi boyunca, halifesi ve muazzam ordularıyla Hilafet Devleti; şeytanın, Müslümanlar açgözlüler için kolay bir lokmadır diye fısıldadığı herkesin başını ezmeyi bilmiştir. Hatta bu tamahkârların birçoğunu Hilafet tarih sahnesinden silmiş, onlardan geriye sadece bir isim kalmıştır.

Sykes-Picot devletçiklerinin tahtlarında oturan, halklarını İslam Ümmeti’nin diğer halklarıyla bütünleşmekten alıkoymak için sahte egemenlik maskesi takan Ruveybida yöneticilere gelince, Onların uluslararası mahfillerdeki halleri; küresel siyasi karar masasında efendisinin yanında çömelmiş ve çoğu zaman Müslüman halkların aleyhine olan korkunç kararları uygulamak için emir bekleyen bir hizmetkarı andırmaktadır.

Bu nedenle, bu mübarek ayda tüm Müslümanları; bu yılki Ramazan’ı oruç, Kur’an, kıyam ve sadaka ayı olmasının ötesinde, aynı zamanda bir tefekkür, düşünme, basiret ve Hilafeti yeniden değerlendirme ayı yapmaya davet ediyoruz. Hilafet ve onun nasıl Nübüvvet metodu üzere olacağı üzerinde düşünmeye, onun ertelenmesi caiz olmayan bir farz olduğunu idrak etmeye davet ediyoruz. Ve Ramazan bitmeden Hizb-ut Tahrir gençleriyle omuz omuza vermeye çağırıyoruz. Umulur ki Allah’ın bize ve onlara yakın bir zafer nasip eder de Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurarız. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: ﴿وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَسَى اللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَاللَّهُ أَشَدُّ بَأْساً وَأَشَدُّ تَنكِيلاً﴾ “Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.” [Nisa 84]

Ayrıca kamuoyu oluşturucusu medya, internet siteleri ve dijital platform çalışanlarını da Hizb-ut Tahrir’in Ramazan ayı boyunca dünya genelinde gerçekleştireceği faaliyetleri takip etmeye, bu faaliyetlerin yayılmasına ve duyurulmasına katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Ve onlara, Hizbin gençlerinin kamuoyunu gözetme, nasihat etme, Müslümanların hissiyat ve bakışlarını asli meselelere yönlendirme emanetini üstlendiklerini hatırlatıyoruz. Bugün Müslümanlar için Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurma davasından daha önemli bir dava yoktur. O halde bu büyük farzın hayata geçirilmesine katkıda bulunma fırsatını sakın kaçırmayın! Zira Allah, gözetmemiz için bizlere emanet ettiği sorumluluklardan bizi mutlaka hesaba çekecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: ﴿وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ “Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!” [Saffat 24]

Ramazan ayınız mübarek olsun, ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Çarşamba gecesi, 1447 yılı mübarek Ramazan ayının ilk günüdür.

Mühendis Selâhaddin Addade
حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Ofisi Müdürü

Devamını oku...

Keşmir Dayanışma Günü Konuşması

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Keşmir Dayanışma Günü Konuşması

Keşmir'deki Müslüman kardeşlerimizle gerçek dayanışma, Pakistan'ın vizyonsuz yöneticilerinin her yıl Keşmir Dayanışma Günü'nü anmak için yaptığı alışılmış içi boş tekrar edip durdukları açıklamalarda değil, cesur silahlı kuvvetlerimizin Srinagar'ı özgürleştirmek için seferber edilmesinde yatmaktadır! Zira bu yöneticiler, BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunarak, sözde uluslararası topluma, işgal altındaki Keşmir'de Hindistan'ın artan ihlallerine dikkat çekmeleri çağrısında bulunuyorlar! Ayrıca yöneticiler, Trump'ı hoşnut etmekle ve Gazze'ye ihanet etmekle meşgul olurlarken, Hindistan ise işgal altında olan Keşmir üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmakta, Pakistan'a su akışını engellemekte, Müslümanlar arasındaki fitneyi desteklemekte ve özgürleşen Azad Keşmir'e saldırıp onu ilhak etmekle tehdit etmektedir.

Asim/Şehbaz rejimi, 2025 yılının Mayıs ayında dört gün süren savaş sırasında cesur silahlı kuvvetlerimizin Hindistan'ın Pakistan'a yönelik saldırısını ezip geçtiği gün, işgal altındaki Keşmir'i Hindistan'dan kurtarma fırsatını kaçırmıştır.

Bizim üzerimize düşen, ajan yöneticilerin konuşmalarını ve çözümlerini reddedip Keşmir'i kurtarmak için şiddetle silahlı kuvvetlerimizin seferber edilmesini talep etmemizdir; zira bu, bölgedeki Hindu hegemonyasına öldürücü bir darbe indirecektir.

Bu yüzden hepimizin, tüm İslam ümmetini birleştirecek ve işgal altındaki topraklarının her bir karışını kurtaracak olan Raşidi Hilafeti yeniden kurmak için ciddiyetle çalışmamız gerekir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْEy iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selçuk – Pakistan

Devamını oku...

Râye ve Livâ'dan Bahseden Hadisler

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin “Fıkhî” Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

Soru - Cevap

Râye ve Livâ'dan Bahseden Hadisler

Mefahim İslamiye’ye

Soru:  

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh. Nasılsınız Şeyhimiz?

Şeyhimiz, bir sorum olacak:

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Râye’sinden bahseden hadisler kaç tanedir ve bunların sıhhatinin boyutu nedir?

İzninizle, bir rivayet aktardığınızda, senedinin sıhhatini belirtebilir misiniz.  

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Râye ve Livâ ile üzerlerinde yazılı olanlara gelince; kitaplarımızda ve özellikle de (Cihazlar kitabının 260. sayfasında) aşağıdaki şekilde geçmektedir:

[Devlet’in Livâları ve Râyeleri olur. Bu, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in el-Medînet-ul Munevvera’da kurduğu İlk İslami Devlet’te olanlardan aşağıdaki gibi istinbat edilmiştir:

1- Hem (اللواء (Livâ’ hem de (الراية (Râye, luğatte (العلم) “alem” olarak geçer. “Kamus-ul Muhît”in (رَوِيَ) maddesinde şöyle geçti: “...Râye alemdir ve çoğulu (رايات (Râyâttır.” (ألوية) maddesinde ise şöyle geçti: “...Livâ’ alemdir ve çoğulu (ألوية) Elviye’dir.”

Sonra Şâri’ (Şeriat Koyucu) bunların her birine kullanıldığı yere göre Şer’î bir mana verdi. Şöyle ki;

- Livâ’ beyazdır ve üzerinde siyah hat ile ( محمد هللا إال إله ال هللا رسول) yazılıdır. Ordunun Emirine veya Ordunun Komutanına bağlanır. Bu, onun yeri için bir alamettir. Her nereye yerleşirse yerleşsin, bu (livâ’) o yere eşlik eder.Livâ’nın Ordunun emirine bağlanmasının delili şudur: أن النبي صلى هللا عليه وسلم دخل مكة يوم الفتح ولواؤه أبيضNebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem fetih günü Mekke’ye beyaz bir livâ ile girdi.” [İbn-i Mâce Câbir’den rivayet etti.] Nesâi Enes’ten şöyle rivayet etti: أَنَّهُ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَمَّرَ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ عَلَى الْجَيْشِ لِيَغْزُوَ الرُّومَ عَقَدَ لِوَاءَهُ بِيَدِهِNebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem Usâme ibn-u Zeyd’i Rumlar ile savaşacak olan orduya komuta etmesi için tayin ettiğinde, onun livâ’sını kendi eliyle bağladı.

- Râye siyahtır ve üzerinde beyaz hat ile (لا إله إلا الله محمد رسول الله) yazılıdır. (Tabur, tümen ve ordunun diğer birimlerigibi) ordu birliklerinin komutanları ile beraber bulunur. Bunun delîli, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Hayber’de Ordu’nun komutanı iken söylediği şu kavlidir: لَأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَداً رَجُلاً يُحِبُّ اللهَ وَرَسُولَهُ، وَيُحِبَّهُ اللهُ وَرَسُولُهُ، فَأْعْطَاهَا عَلِيّاًYarın Râyeyi Allah ve Rasulü’nü seven ve Allah ve Rasulü’nün de kendisini sevdiği bir adama vereceğim. Böylece onu Ali’ye verdi.” [Müttefekun Aleyh] O zaman Ali’ye KerramAllahu Vechehu Orduda bir taburun veya tümenin komutanı olarak itibar ediliyordu. Keza el-Harîs ibn-u Hassan el-Bekrî’nin hadisinde şöyle geçti: قدمنا المدينة فإذا صلى هللا عليه وسلم على المنبر وبلل قائم بين يديه متقلد ُت ما هذه السيف بين يدي الرسول صلى هللا عليه وسلم، وإذا اريات سود فسأل الرايات فقالوا عمرو ب ن العاص قدم من غزاةMedine’ye geldiğimizde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i minber üzerinde ve Bilâl’i de Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in karşısında kılıcı kendi önünde tuttuğunu ve siyah Râyelerin dalgalandığını gördük. Böylece bu Râyelerin ne olduğunu sordum. Dediler ki, Amr-u ibn-ul Âss gazveden döndü.” Dolayısıyla (فَإِذَا رَايَاتٌ سُودٌ) “siyah Râyeler gördük” demek, “Ordu’da birçok Râyeler bulunuyordu” demektir. O zaman Ordu’nun komutanı tek kişiydi ve o Amr-u ibn-ul Âss idi. Bu demektir ki taburların ve birliklerin komutanlarının yanında Râyeler vardı…]

2- Yukarıda geçenlere, Taberâni’nin el-Mu'cemu'l-Evsat’ta (1/223) rivayet ettiği bir hadis ekliyorum:

[224- Ahmed bin Rüşdin bize rivayet etti ve şöyle dedi: Abdulgaffâr bin Davud Ebu Salih el-Harrani bize rivayet etti ve şöyle dedi:  Hayyan bin Ubeydullah bize rivayet etti ve şöyle dedi: Ebû Miclez Lâhiḳ bin Humeyd bize, İbn Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etti: كَانَتْ رَايَةُ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم سَوْدَاءَ وَلِوَاؤُهُ أَبْيَضُ، مَكْتُوبٌ عَلَيْهِ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِAllah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Râye’si siyah ve Livâ’sı beyaz olup üzerinde (لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ) yazılıdır.” Bu hadis İbn Abbas'tan sadece bu senetle rivayet edilmiş olup Hayyan bin Ubeydullah bu rivayette tek kalmıştır… Hayyan’ı İbn Hıbban Sikat’ta (6/230) zikretmiş ve Ebu Hatim de Cerh ve Ta’dil’de onun hakkında şöyle demiştir: (O, güvenilirdir).]

Râye ve Livâ meşhur bir mesele olup Râye, İslam'ın ilk döneminde Müslümanları gölgelendiriyordu ve daha fazla açıklamaya gerek yoktur.

Umarım bu kadarı yeterli olmuştur. En iyi bilen ve hüküm veren Allah’tır.

Vesselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh.

Kardeşiniz

Ata İbn Halil Ebu Raşta

H. 28 Şaban 1447

M. 16/02/2026

Cevaba, Emir’in (Allah onu korusun) web sitesinden bağlanabilirsiniz:

https://www.facebook.com/AtaAboAlrashtah/posts/122123251485129051

Devamını oku...

Batı Şeria ve Yahudi Varlığının Planı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Batı Şeria ve Yahudi Varlığının Planı!

Haber:

Yedioth Ahronoth gazetesine bağlı Ynet internet sitesine göre Yahudi hükümeti Pazar günü, 1967'den bu yana ilk kez Batı Şeria'da arazi kayıt sürecini başlatma önerisini onayladı.

Öneri, Adalet Bakanı Yariv Levin, Maliye Bakanı Smotrich ve Savaş Bakanı Katz tarafından sunulmuş olup Batı Şeria arazilerinde yeniden yerleşime izin verecektir. (Şarkul Avsat)

Yorum:

Birincisi: Filistin Kurtuluş Örgütü liderliği ile Yahudi varlığı arasında imzalanan ve 1993 Oslo Anlaşması olarak bilinen İlkeler Bildirgesi Anlaşması, Filistin topraklarını, (A, B, C) olmak üzere üç bölgeye ayırmıştır.Bu anlaşma geçici nitelikteydi ve (Kudüs, mülteciler ve geri dönüş hakkı, devlet ve sömürgeler) gibi askıda olan egemenlik sorunlarının beş yıl içinde nihai olarak çözülmesine yol açması bekleniyordu.

Filistin'in tamamını ele geçirme planı, dahası Arap ülkelerini de kapsayacak şekilde genişleme hayali, emri vakiyi dayatma, şartları istismar etme ve aşamalı politika gibi yöntemlere dayanan eski bir plandır.Yerleşim yerlerinin ilhakına ilişkin siyasi söylem son yıllarda aleni bir şekilde gündeme gelmeye başlamıştır:

  • 2010 yılında: Knesset'te, Batı Şeria'daki yerleşim yerlerinin Yahudi varlığına ait topraklar olarak ilhak edilmesini öngören bir yasa tasarısı sunuldu.
  • 2013 yılında: Naftali Bennett, yerleşimin genişlemesi konulu bir konferansta Batı Şeria'nın bazı bölgelerinin ilhak edilmesi çağrısında bulunarak, varlığının C bölgesinin kendi parçası olması için mümkün olan her şeyi yapacağını vurgulamıştı.
  • 2014 yılında: O dönemde Knesset Dış İlişkiler ve Güvenlik Komitesi Başkanı olan Ze'ev Elkin, Batı Şeria'nın bazı kısımlarının kademeli olarak ilhakının kaçınılmaz olduğunu belirtmişti. Nitekim aynı yılın Kasım ayında, örtülü ve dolaylı bir ilhak sürecinde Yahudi varlığının tüzel kişiliği yasasının yerleşim yerlerine de uygulanacağı ilan edilmişti.

İlhakla ilgili siyasi ve partizan hareketler devam etmiş olup bunların öne çıkanları şunlardır:

  • Likud Partisi:31 Aralık 2018'de partinin merkez komitesi, Yahudi varlığının devlet başkanı Reuven Rivlin'in Batı Şeria'nın tamamı üzerinde egemenlik kurulması olasılığını inceleme talebinin ardından, partinin Knesset üyelerini Batı Şeria'yı ilhak edecek bir yasa teklif etmeye teşvik edecek bir karar tasarısını oylamıştı.
  • Binyamin Netanyahu:Hebron ve Ma'ale Adumim yerleşim yerlerinin ilhakına ilişkin açıklamalarını yineledi.Yüzyılın Anlaşması bağlamında, Batı Şeria topraklarını sonsuza dek kendi varlığının bir parçası haline getirmek için ilhak adımlarının Amerika ile koordineli olarak yürütüldüğünü vurguladı.
  • Amerika'nın tutumu: Trump daha önce, Yahudi varlığını coğrafi olarak çok küçük bir ülke olarak tanımlamış ve onun coğrafi olarak genişlemesini destekleyen bir açıklamasında onu bir kalemin ucuna benzetmişti.

İkincisi: Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimlerin, Dayton Otoritesi ile birlikte izledikleri yol, ister sözde hareket savaşları yoluyla olsun, isterse de yalnızca büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden uluslararası yasaların müzakeresi ve tanınması yoluyla olsun, kaçınılmaz olarak ihanete ve Filistin'in Yahudi varlığına teslim edilmesine yol açan bir yoldur.

Bu rejimler komplonun bir parçası olup kınama açıklamaları yalnızca kamuoyunu yanıltmak içindir; oysa onlar, Camp David, Wadi Araba ve Oslo anlaşmalarından bu yana taviz verme yolunda ilerlemeye devam ederek İbrahim Anlaşmalarına kadar ulaşmışlardır.

Bizler sabit olan gerçekleri teyit ediyoruz ki onlar şunlardır:

1- Müminlerin emiri Ömer Faruk tarafından fethedilen ve 200 yılı aşkın bir işgalin ardından Selahaddin Eyyubi tarafından kurtarılan Filistin toprağı, İslami topraktır.

2- İster başkan, ister emir, isterse grup olsun hiç kimsenin, acizlik veya uluslararası koşullar bahanesiyle Filistin'in herhangi bir paçasından vazgeçmesi caiz değildir; zira burası, bireylerin değil, ümmetin mülküdür.

3- İşgal altındaki tüm İslam ülkelerini kurtarmak İslam ümmetinin üzerine vaciptir. Bu rejimler, gölgelerini temsil eden Yahudi varlığını kabul etmiş ve korumuş olan rejimler olduğundan dolayı, bu varlığı ortadan kaldırmanın yolu bu rejimleri ortadan kaldırmaktır; çünkü asıl ortadan kalkarsa, gölge de ortadan kalkar.

Sonuç olarak: Filistin davası o hainlerden daha büyüktür; bu yüzden ajan rejimlere değil, aksine alemlerin Rabbine bağlılık yemini etmiş mümin bir ordunun eliyle İslam yurduna geri döneceği kesindir.

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوِ الشَّجَرُ: يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ، إِلَّا الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِMüslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudi taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür, der. Yalnızca Garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.

Allahu Teala'dan, İslam bayrağını yakında yüceltmesini ve Yahudi varlığını ve onun arkasında duran Batı'yı ve utanç verici rejimleri ortadan kaldıracak olan Hilafet Devleti'nin geri dönüşü için ümmete yardım etmesini diliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Nadir Abdulhakim

Devamını oku...

Gazze'de Kadınlar ve Çocuklar Ramazan'ı, Açlık ve Sellerin Ortasında Karşılıyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Gazze'de Kadınlar ve Çocuklar Ramazan'ı, Açlık ve Sellerin Ortasında Karşılıyorlar

Haber:

Gazze'de bu yıl 37 çocuk öldürülürken, eğitim sistemi ise neredeyse tamamen yok edildi.Aynı zamanda Yahudi varlığı, Batı Şeria'daki yerleşim yerlerini genişletmeye yönelik önlemleri onaylıyor.El Cezire'nin haberine göre, Gazze'deki çocuklar bu yıl Ramazan ayında hayatta kalabilmek için çalışmak zorunda kalacakları gibi eğitimlerinden ve çocukluk hayallerinden de mahrum kalacaklardır. Dolayısıyla çocuklar, su içinde kalmış çadırlarda titreyip ağlıyorlar ve gıda güvensizliği ve kıtlık içinde oruç tutacaklar.Birleşmiş Milletler'e göre, Gazze'deki okulların %97'sinden fazlası hasar görmüş veya yıkılmış durumda olup 658.000 okul çağındaki çocuğun çoğu, iki akademik yıldan fazla bir süredir yüz yüze eğitim konusunda sınırlı erişime sahiptir.Kasım ayında Birleşmiş Milletler, Gazze ekonomisinin çöktüğünü ve -önemli bir ekonomik gösterge olan- gayri safi yurtiçi hasılanın savaş öncesi seviyelere kıyasla yüzde 83 düştüğünü ifade etmişti. Zayıf ekonomi, elektrik kesintileri ve savaşta geçimini sağlayanları kaybeden binlerce aile, vasisi veya maddi desteği olmayan diğer kadın ve çocuklara bakmak için çalışmak zorunda kalan çocukların sayısında artışa yol açmıştır.

Yorum:

En varlıklı liderlerden bazıları, komşu ülkelerdeki lüks saraylarda bir araya gelerek en nefis yemeklerin ve içeceklerin tadını çıkaracaklar. Ama Gazze'nin çocukları ve anneleri onların endişeleri arasında olmayacak ve müminlere yardım etmek adına açgözlülük ve yolsuzluğa dayalı sömürgecinin çıkarlarına hizmet etmek için Allahu Teala’ya yapılan ibadete ihanet edeceklerdir.

Raporlar, Yahudi varlığının ordusunun, Gazze Sağlık Bakanlığı'nın 7 Ekim 2023'ten bu yana 71.667'den fazla şehit verildiğine ve enkaz altında binlerce kişinin daha kayıp olduğuna dair verisini kabul ettiğini ifade etmektedir. Eski İngiliz Başbakanı Tony Blair, Gazze geçiş yönetimindeki Filistinli üyelerini, siyasetten uzak durmalarına teşvik etmiştir. Gerçekte bunun anlamı, Müslümanları acılarından ve zulümlerinden kurtarmak için Hilafetin kurulmamasına yöneliktir. Böylece İslam ümmetinin servetinden payını almaya çalışırken bölgedeki Batı çıkarlarını da güvence altına almaya çalışmaktadır.

Savaş sırasında çocuklara psikolojik destek sağlayan eğitim psikoloğu Gin Jamal şunları söyledi: “Bu, bütün bir neslin geleceğinin sistematik olarak yok edilmesidir.” Ve şunu ekledi: “Bu çocuklar güven duygularını ve çocukluklarını kaybetmiş olup bilişsel ve fiziksel kapasitelerinin ötesinde sorumluluklar üstlenmektedirler.”Jamal, bunun gelecekte kaçınılmaz olarak risklere yol açacağını söylemiştir. “Uzun vadeli etkileri bir felaket olacaktır. Bizler, okuma yazma bilmeyen ve ruh sağlığı giderek kötüleşen bir nesille karşı karşıyayız; bu da kapatılması zor bir toplumsal uçurum yaratacaktır.” Şunu da vurgulamıştır: “Okulların yeniden inşası ve eğitim sürecinin yeniden başlatılması önceliklerin başında olmalıdır; çünkü eğitim bu insanların kimliği ve geleceği için son savunma hattıdır.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

İmrane Muhammed

Devamını oku...

Avrupa, Amerika'ya Olan Güvenini Kaybetti

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Avrupa, Amerika'ya Olan Güvenini Kaybetti

Haber:

Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger The New York Times ile yaptığı röportajda, Avrupa'nın Amerika'ya olan güveni hakkında şunları söyledi: “Elbette, ciddi bir şekilde güvenimizi kaybettik, bunda şüphe yok... Elbette, güven yeniden kazanılabilir. Ancak hepimiz biliyoruz ki, güveni kaybetmek, onu yeniden kazanmaktan çok daha kolaydır.”

Yorum:

Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger'in, Avrupa'nın Amerika'ya olan güvenini kaybettiğini ve bu güveni geri kazanmanın zor olacağını vurgulaması, iki geleneksel müttefik arasında her geçen gün daha da gerginleşen bir gerçekliği yansıtıyor.Bu güvensizlik duygusu, özellikle NATO harcamaları, Ukrayna krizi ve Grönland ile ilgili dosyalar olmak üzere “Önce Amerika” politikasını benimseyen Trump'ın görev süresi boyunca önemli ölçüde artmıştır.

Batı sistemi içindeki güvensizlik uçurumunun genişlemesi, uluslararası güç dengesindeki derin dönüşümleri yansıtmaktadır.Genel olarak İslam ümmetinin evlatlarının, özel olarak da güç ve kuvvet ehlinin, bu değişimleri bilinçli bir şekilde okumaları ve Batı'nın pençesinden kurtulup kendi siyasi sistemimizi kurmaya yönelik bu fırsatı değerlendirmeleri gerekir; bu fırsat ise, tüm dünyanın kapitalizmin karanlıklarından -ki bugün herkesin konuştuğu Epstein dosyaları, bu karanlıkların sadece bir örneğidir- kurtulmak için nuruna, adaletine ve insafına şiddetle ihtiyaç duyduğu Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafettir.

İnsanlığı sizden başka kim kurtaracak ey Müslümanlar? Bugün yeryüzünde bu yozlaşmış gerçekliğe karşı çıkan ve bir alternatife, dahası gerçek bir alternatife sahip olan sizden başka hiç kimse yoktur. O halde siz harekete geçmezseniz, kim geçecek?!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Cabir Ebu Hatır

Devamını oku...

Uluslararası Sistemin İçinden Bir Tanık, Onun Büyük Bir Yalan Olduğuna Tanıklık Etti!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Uluslararası Sistemin İçinden Bir Tanık, Onun Büyük Bir Yalan Olduğuna Tanıklık Etti!

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

Kanada Başbakanı Mark Carney, Amerika tarafından kurulan ve ülkesinin de fayda sağladığı uluslararası sistemin temelindeki yalanları kabul ederek, orta ölçekli güçteki ülkelere birleşme çağrısında bulunarak artık "bir yalanın içinde yaşamak" mümkün değildir dedi. Bu ise 21/1/2026 tarihinde İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yapılan ve açık görüşler ile sert eleştiriler içeren tarihi bir konuşmada geldi.

Carney'i öfkelendiren şey, Trump'ın "Kanada Amerika sayesinde yaşıyor" şeklindeki açıklaması ve onun Kanada'yı işgal edip Amerika'ya ilhak etme tehdidiydi.Aksi takdirde Amerika'nın karanlık tarihi boyunca yaptıkları ve onun uluslararası düzen ve uluslararası hukukun uygulanması adı altında Afganistan'da 20 yıl boyunca milyonlarca insanı öldürme, yaralama, yerinden etme ve ülkeyi yok etme şeklinde yaptıkları onu (Carney) bu kadar kışkırtmazdı ki zaten onun ülkesi de Haçlı NATO ittifakının bir üyesi olduğu için Amerika ile birlikte bu suçlara ortak olmuştur.

Hatta ülkesinin uluslararası sisteme liderlik eden Amerika ile ortaklığını itiraf ederek şöyle demiştir: “Bu yüzden tabelayı pencereye astık, (uluslararası hukukun) ritüellerine katıldık ve söylem ile gerçeklik arasındaki boşlukları dile getirmekten büyük ölçüde kaçındık. Bu anlaşma artık işe yaramıyor.” Çünkü Amerika'nın elinde tuttuğu ve Kanada'nın desteklediği bıçak, Trump'ın sözleri ve tehditleriyle boğazına dayandı, aksi takdirde anlaşma geçerliliğini koruyacaktı! Ülkesinin Amerika'nın küresel egemenliğinden fayda sağladığı için onunla birlikte hareket ettiğini itiraf ederek şunları söylemiştir: “Özellikle Amerikan hegemonyası, kamusal malların sağlanmasına katkıda bulunuyordu. Açık deniz yolları, istikrarlı bir finansal sistem, ortak güvenlik ve anlaşmazlıkların çözümüne yönelik çerçevelere destek sağlıyordu.” Oysa bu, zayıf ülkeler pahasına Amerika ve Kanada da dahil olmak üzere onun müttefikleri lehineydi.

Aynı zamanda o, özgürlük, insan hakları ve halklara yardım etme konusundaki söylemlerinde ikiyüzlü olduklarını, gerçekliğin onları yalanladığını ve insan onurunu ve haklarını çiğneyip halkların servetlerini çaldıklarını da itiraf etmiştir. Çünkü onun ülkesi Kanada, diğer ülkelere kararlarını dayatmak amacıyla küresel finansal ve siyasi konuları inceleyen sömürgeci G7 grubunun bir üyesidir.

Dolayısıyla onlar, dürüst oldukları ve zayıf ülkelerin işlerini önemsediklerinden dolayı değil, anlaşamadıkları zaman birbirlerini ifşa eden hırsız kapitalistlerdir. Dahası orta ölçekli güçteki ülkelere yönelmiş ve ülkesini tehdit eden Amerika'ya karşı kendisine yardım etmek için birleşmeleri çağrısında bulunmuştur; zira şöyle demiştir: “orta ölçekli güçler birlikte hareket etmek zorundadır. Çünkü masada değilseniz, menüdesinizdir.” Yani Amerika onları yiyecektir demektir.

Ülkesinin, içinde yer aldığı uluslararası sistemin yanlışlığını ve yolsuzluğunu itiraf edip halkların zulmüne ortak olduğunu vurgulayarak şunları söylemiştir: “Uluslararası kurallara dayalı düzenin öyküsünün kısmen yanlış olduğunu, en güçlülerin işlerine geldiğinde kendilerini muaf tutacaklarını ve ticaret kurallarının asimetrik bir şekilde uygulandığını biliyorduk. Uluslararası hukukun, sanık ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı derecelerde uygulandığını da biliyorduk.”

Sanık zayıf bir ülke veya bir İslam beldesi olduğunda, Afganistan, Irak, Somali, Sudan ve diğerlerine uygulandığı gibi uluslararası hukuk ona katı bir şekilde uygulanmaktadır.

Bu uluslararası sistem, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika tarafından kurulmuş ve dünya üzerinde hakimiyet kurmak, ona otoritesini dayatmak ve servetlerini yağmalamak amacıyla Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi ve tüm alanlardaki sayısız uluslararası kuruluşlar adı altında oluşturulmuştur. Görünüşe göre Amerika, bu sistemi tek başına yeniden formüle etmek, katılımcı ülkeleri kendisine ve kararlarına tabi kılar hale getirmek ve onların Amerika'ya hizmetlerini sunmalarını ve uygulamalarını istiyor. Bu amaçla Gazze Barış Konseyi'ni kurdu ve başka hiçbir ülkeye veto yetkisi vermeden, kendi liderliğinde bir uluslararası kuruluş haline dönüştürmek için çalışıyor. Bu, Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin veto yetkisine sahip olduğu, aleyhlerine herhangi bir kararın alınmasını engelleyen ve Amerika'nın onların onayı olmadan herhangi bir karar geçirememesini sağlayan BM Güvenlik Konseyi'nin yerini alacaktır.

Carney, uluslararası sistemin yanlış kurallara dayalı olduğunu itiraf etti ancak bu yanlışlık, onun dediği gibi kısmi değil, aksine tamamı ve temelinden yanlıştır; çünkü bu sistem 1648 yılında Vestfalya Kongresi'nde Hıristiyan Avrupa ülkeleri tarafından aralarındaki ilişkileri düzenlemek ve İslam Devleti'nin karşısında durmak için kurulmuştur. Yani kendi kurduğu uluslararası hukuku uygulamak için kendi uluslararası ailesini oluşturmuştur. Ancak Birinci Dünya Savaşı ile birlikte çökmüş ve ardından yeniden yükselerek 1919'da Milletler Cemiyeti'ni kurmuştur. Nitekim on yıldan biraz fazla bir zaman sonra bu grup da çökmüştür; zira güçlü ülkeler, İkinci Dünya Savaşı patlak verene kadar uluslararası hukuku ihlal etmeye ve diğer ülkeleri işgal etmeye başlamıştır. Savaştan sonra Amerika ve İngiltere, yenilmiş ve zayıf ülkelere uluslararası hukuku uygulamak amacıyla Birleşmiş Milletler'in ve onun bünyesinde Güvenlik Konseyi'nin kurulduğunu duyurmuştur.

Bu yüzden hızla uluslararası hukuka başvuruyorlar ve onların davalarına adaletli davranacağını ve gasp edilmiş Filistin topraklarının bir kısmını kendilerini geri iade edeceğini ya da en azından isim olarak da olsa bir Filistin devleti kurulmasını sağlayacağını ümit ediyorlar! Yahudi varlığının bunların hiçbirini umursamadığı, Amerika'nın desteğiyle isyan ederek Gazze'de soykırım ve açlık politikası uyguladığı ve Kanada’nın da ona silah ve para desteği sağladığı bilinmektedir.

Bu uluslararası sistem istikrarsız bir hale gelmiş, yozlaşmışlığı ve sahteliği ortaya çıkmış ve birçok ülke onun zulmünden ve keyfiliğinden şikayet etmeye başlamıştır; zira güçlüler, onun zayıfların başına musallat olmasına ve onları ezmesine izin vermektedir. Bu yüzden uluslararası sistemi kuranların şimdi onu kendi elleriyle yıkmaya başladıkları görülmektedir. Eğer onların yapısı çökerse, bu büyük yalandan ve onun kötülüklerinden kurtulmak tüm insanlık için bir müjde olacaktır.

Hizb-ut Tahrir'in "Siyasi Mefhumlar" adlı kitabında açıkladığı vizyonu, ne kadar da doğru ve isabetli bir vizyondur; zira kitapta, dünyanın sefaletlerinden birinin, otoritenin bir emri olmasından ve kendi çıkarlarına göre başkalarına uygulayan küresel bir otoritenin varlığını gerektirmesinden dolayı varlığı doğru olmayan uluslararası hukuk adı verilen şeyin varlığı olduğunu açıkladığı gibi temeli yanlış ve sahte olan uluslararası aile ile barış ve diğer ülkeler için bir tehlike oluşturan büyük güçler bloğunun da aynı şekilde olduğunu da açıklamıştır. Ayrıca dünyanın mutluluğunu sağlamak ve doğru ve net bir yol haritası çizmek için bu sebepleri ortadan kaldırmak amacıyla çalışmak gerektiğini de açıklamıştır. Yine dünyaya liderlik edip onu bu kötülüklerden kurtarabilecek hiçbir ülke olmadığını, çünkü hepsinin bu kötülüklerin içinde olduğunu da açıklamıştır.

Dünyayı bu sefaletten, bu büyük yalandan ve onun kötülüklerinden kurtarmaya aday olan Raşidi Hilafet Devleti’nden başka kimse yoktur. Çünkü Hilafet Devleti'nin ideolojisi doğru olup 13 yüzyıl boyunca dünyayı yönetmiş, halkları zulüm ve sefaletten kurtarmış, adaleti sağlamış, insanın onurunu korumuş, insanın haklarını vermiş ve ihtiyaçlarını güvence altına almıştır; ayrıca hiçbir ülkeyi sömürgeleştirmemiş veya servetlerini yağmalamamış, aksine bunları onlar için korumuştur. Bu yüzden Hilafet Devleti için çalışmak bir hak olduğu gibi gayrimüslimler de dahil olmak üzere onun için çalışanlara yardım etmek de bir haktır; çünkü Hilafet onları, güçlünün hak sahibi olduğunu, zayıfın ise güçlüye itaat edip boyun eğmesi gerektiğini düşünerek kötü bir şekilde hüküm veren o kötü kişilerden kurtaracaktır.

Kaynak: El-Raye Gazetesi- 585. Sayı - 04/02/2026

Devamını oku...

Ey Husiler: Haklar ve Vergiler Söz Konusu Olduğunda Da Allahu Teala Her Zaman Mevcuttur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Ey Husiler: Haklar ve Vergiler Söz Konusu Olduğunda Da Allahu Teala Her Zaman Mevcuttur

Haber:

14 Şubat Cumartesi günü, Husi Maliye Bakanı Abdulcabbar Ahmed Cermuzi, altı aylık bir aradan sonra sadece bir maaş ödemesi nedeniyle gruba yönelik eleştirilere X'teki bir gönderi ile cevap verdi ve kaynakların kıtlığına atıfta bulunarak “Var olmayanı yaratan sadece Allah'tır” dedi. (Tihama 24)

Yorum:

On yıldan fazla bir süredir ve savaşın sona ermesine rağmen Husi grubu, insanları ve çalışanları, maaşların ödenmesi, elektrik, su, sağlık, eğitim ve diğer hizmetlerin sağlanması gibi temel haklardan mahrum etmek için çatışmayı bir gerekçe olarak kullanmaya devam ediyor ve sanki bağımsız bir devletmiş gibi tüm ücretleri, vergileri ve telif haklarını artırmalarına ve sözde meşru bölgelerden kendi bölgelerine giren mallara %100 gümrük vergisi uygulamalarına rağmen gelirlerinin yetersiz olduğunu iddia ediyorlar.

Grubun elde ettiği muazzam gelirler, başkalarından önce özellikle tabiileri arasında bir sorgulama ve şaşkınlık durumu meydana getirmiştir; zira küresel fiyatlarla bireylere satılan ithal petrol ve gazdan elde edilen vergi ve gümrük gelirleri, kuzey ve güneydeki grup tarafından kontrol edilen telekomünikasyon gelirlerinin yanı sıra Hudeyde limanından elde edilen gelirler, araç tescil ücretleri, temizlik ve iyileştirme ücretleri, kamu işleri ücretleri, su, çevre ve balıkçılık kaynakları ücretleri, taş ocağı ücretleri, yasadışı olarak toplanan zekat ve vakıf ücretleri ve daha birçok gelirler... Evet Husilerin gümrük vergileri, dışarıdan ithal edilen malların da ötesine geçerek, yerel tarım ürünlerini ve Husi grubunun kontrolündeki iller arasında taşınan ürünlere de uygulanır hale gelmiştir! Bu da tüccarların bu ücretleri mal ve meyve üretimi ve nakliyesinin toplam maliyetlerine eklemelerine ve sonuç olarak da insanlar için fiyatların yükselmesine neden olmaktadır.

Gördüğünüz veya duyduğunuz her bakanlık, kurum veya kuruluş, asıl amacı hizmet etmek olsa bile, gelir elde etmeye ve ücretlerin her dönemde ikiye katlanmasına yöneliktir;dahası bu kurumların çoğu, Allah'ın hakkında bir sultan indirmediği bu ücretleri ödemeyi reddeden insanları kontrol etmeye yönelik araçlara ve güvenlik personeline sahiptir; dolayısıyla yetkililer için önemli olan tek şey, her yıl bir önceki yıla göre geliri artırmak olup bir yetkilinin başarısının ölçüsü, insanlara ne kadar hizmet sunduğu değil, ne kadar gelir elde ettiği olmuştur!

Bu paraları toplarken grubun yetkilileri, kişinin yaşam durumunu, anlamsız bir çatışmanın sonuçlarından muzdarip olmasını, yoksulluğunu, hastalık ve üzerine ağır bir yük olan zorlu bir yaşama katlandığını hiç dikkate almamıştır; hatta yetkililer, bu vergilerle de yetinmemişler, aksine grubun dini faaliyetleri için de vergiler eklemişlerdir!Bizler burada, onların var olmayanı sadece Allah'ın yaratabileceğini söyleyerek bunun için bir mazeret bile aramamış olmalarına şaşırıyoruz; aksine onların gerçekliği şöyle demektedir: “Öde yoksa seni hapse atarız ya da dükkanını kapatırız!”İnsanların satın alma gücünün düşmesi sonucu birçok fabrika, atölye, restoran, dükkan ve ticari işletmenin kapanmasına yol açan benzeri görülmemiş durgunluk hali, hiç kimse için bir sır değildir.

Son olarak Müslümanları ve onların paralarını yağma ve vergi kaynağı olarak gören bir devlet veya sistem ile Müslümanların Halifesinin tebaanın her bir üyesine gözetmeyi bir görev olarak gören ve onlara sadece Allah Subhanehu ve Teala'nın farz kıldığı şeyleri uygulayan gelmekte olan İslam Devleti arasında ne kadar da büyük bir fark vardır; bu nedenle İslam Devleti'ni kurmak için çalışmalı ve elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendi nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Sadık Es-Sarari – Yemen

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER