Salı, 08 Şaban 1447 | 2026/01/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Bu Asrın Firavunlarına: Musa Dönemindeki Firavun’da Sizin İçin Bir Delil Vardır

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Bu Asrın Firavunlarına: Musa Dönemindeki Firavun’da Sizin İçin Bir Delil Vardır
Peki İçinizde Aklı Başında Biri Yok Mu?!

Şunu biliniz ki Allah Subhanehu ve Teala Firavun'a ve askerlerine hiçbir değer veya önem vermemiştir; zira yeryüzündeki mazlumlara lütfetmek istediğinde, bundan daha düşük bir konumda oldukları halde Firavun ve askerlerini helak etmeleri için gökten melekler indirmedi, aksine Rabbinin vaadine güvenerek çocuğunu nehre atan bir kadının cesaretiyle onları mağlup etmiş ve çocuğu almaları için Firavun’un ailesini kullanmıştır; لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوّاً وَحَزَناًO, sonunda onlar için bir düşman ve bir tasa olacaktır.” [Kasas 8] Nitekim şeffaf bir silahla onu Firavun’un sarayında korudu: وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي(Ey Musa sevilmen) için sana kendimden sevgi verdim.” [Taha 39] Dolayısıyla Allah, Firavun'un karısının şefkatini kullanarak, kendisine karşı uyarıldıkları bu çocuğu korudu, sonra onu cesur annesine götürmeleri için ona süt anneleri yasakladı; onlar da boyun eğdiler; sonra (Musa) güçlü çağına ulaşıncaya kadar Firavun'un sarayında güçlü ve onurlu bir şekilde büyüdü, sonra onlara düşmanlığını ilan ederek onlara üstün geldi. Sonra Firavun ve askerlerini öfkelendirmek için (Musa'nın) onlardan birini kasıtsız olarak öldürmesi şeklindeki Allah'ın hikmeti gerçekleşti. Bunun üzerine (Firavun ve askerleri) duvarların ve odaların arkasında ona karşı komplo kurmaya başladılar. Sonra Allah, Firavun'un ailesinden nasihatçi olarak gelen bir adam aracılığıyla onların komplosunu açığa çıkardı; böylece Firavun ve askerleri bir kez daha yenilgiye uğradılar. Nitekim Allah, Firavun’un yıkımla mağlup olmasına hükmedince, Musa’yı mucizelerle destekledi ve Firavun ve askerlerinin hayal ettikleri üstünlüğe bir ceza olarak onun en yakınında olsunlar diye sihirbazların sevgisini cezbederek Firavun'u ve onun ileri gelenlerini küçük düşürdü. Dolayısıyla sihirbazlara vaatte bulunan kişinin vaadi, onların Musa’nın ve Harun’un Rabbine iman ettik demelerinden başka bir şeye yaramadı. Görüldüğü üzere zulüm, bir çığlık ya da indirilen meleklerle son bulmamış, aksine Firavun ve askerlerinin helak olması, Musa Aleyhisselam’ın koyunlarını gütmek için kullandığı bir değnekle gerçekleşmiştir. O halde şunu biliniz ki ey bu asrın Firavunları; sizler örümcek ağından daha zayıfsınız ve hak söz, sizin tahtlarınızdan daha güçlüdür. İşte bu hak sözü destekçilerin kulakları işittiğinde, sizleri egemenlik ve iktidar tufanıyla boğmak için ümmetin orduları harekete geçecektir. Yarın, Allah’ın izniyle bekleyeni için yakındır. ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.” [Ahmed, Müsnedinde rivayet etti]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Remzi Racih – Yemen

Devamını oku...

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye İle Hindistan ve BAE’nin Oluşturduğu Stratejik İttifaklar Yanılsaması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye İle Hindistan ve BAE’nin Oluşturduğu Stratejik İttifaklar Yanılsaması

Haber:

BAE ve Hindistan, BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed'in Hindistan ziyareti sırasında iki ülke arasında savunma alanında stratejik ortaklık için bir niyet mektubu imzaladı.Hindistan Dışişleri Bakanı, Birleşik Arap Emirlikleri ile niyet mektubunun imzalanmasının, Hindistan'ın bölgesel çatışmalara dahil olması gerektiği anlamına gelmediğini söyledi.Bu niyet mektubunun duyurulması, İslamabad'ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında üçlü bir savunma anlaşması taslağının hazırlanmakta olduğunu açıklamasının ardından gelmiş olup savunma alanına ek olarak Abu Dabi ve Yeni Delhi, Yeni Delhi'nin 10 yıl boyunca BAE'den sıvılaştırılmış doğal gaz satın almasını öngören 3 milyar Dolarlık bir anlaşma da imzalamıştır. Her iki taraf, karşılıklı ticaret hacmini iki katına çıkararak 2032 yılına kadar 200 milyar Dolara ulaştırma konusunda anlaştılar. (El Cezire Net)

Yorum:

Hindistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki stratejik ittifakın, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki stratejik ittifaka eşdeğer olduğu varsayımı tamamen yanlış bir varsayımdır;çünkü ister bölgesel isterse uluslararası olsun, kendi dış politikaları üzerinde kontrol sahibi olmayan, aksine boynuna ve politikalarına tahakküm eden Batılı efendisinin emrine uyan bir ülke, onun izlediği hatları belirleyen ve kendi ülkesinin çıkarlarını değil de efendisinin çıkarlarına hizmet edilmesini dayatan bir ülkedir; tabii ki bu ülkenin çıkarları ile efendisinin çıkarları arasında bir çatışma olmadığı sürece.Böyle bir ülke, bu ülkeye tahakküm eden sömürgeci efendisinin yönlendirmesi ve izni olmadıkça efendisinin çıkarlarına aykırı stratejik ortaklıklara girme gücüne sahip değildir.

Örneğin Arap Birliği, İslam Konferansı ve Körfez İşbirliği Konseyi, kararları, onu yazan mürekkebe bile eş değer olmayan ittifaklar ve birliklerdir; zira Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı içeren Körfez İşbirliği Konseyi, üç ülke arasındaki gerginlik aşamasında onlara bir fayda sağlayamamıştır; hatta Katar ile Suudi Arabistan arasında yıllarca süren ve neredeyse ikisi arasında savaşın patlak vermesi sınırına ulaşan bir kopukluk oluşmuştur.Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, BAE ile Suudi Arabistan arasında Yemen'de yaşanan çatışmayı da önleyememiştir; zira egemenliği olmayan ve Batılı efendilerinin ajanları ya da sadık müttefikleri olan bu ülkelerin ittifaklarının, kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece sahada hiçbir değeri yoktur.

Birleşik Arap Emirlikleri-Hindistan ittifakına gelince; bu ittifak egemen olmayan devletler arasında kurulmuş olmasının yanı sıra bölgesel ve uluslararası kararları, politikaları ve stratejileri de kendi iradelerine tabi olmayan ve özünde kendi çıkarlarına hizmet etmeyen iki devlet arasındaki bir ittifaktır. Ayrıca her birinin efendisi konusunda da bir çatışma söz konusudur; zira Modi Amerikan yanlısı olup Birleşik Arap Emirlikleri ise İngilizlerin korumasında ve sömürgesidir. Dolayısıyla Amerika ve İngiltere’nin olduğu iki sömürgecinin, tabiilerinin gerçek stratejik anlaşmalar yapmasına izin verecek stratejik çıkarları bulunmamaktadır. Özellikle bu ittifak, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan ittifakı gibi ikisinden birine bağlı başka bir ittifakı veya kulübü etkiliyorsa, zarar veriyorsa veya zarar verme amacı taşıyorsa ki bu diğer ittifak, Amerikan yanlılarının ittifakı olup şüphesiz bu ittifakın amacı, Amerika’nın bölgede karşı karşıya kaldığı zorluklarla, özellikle de bölgedeki eski sömürgeci İngilizlerle mücadele etmektir. Bu nedenle Hindistan ve BAE arasındaki ittifakın gerçek ve ciddi olması ve iki ülkeden birinin üçüncü bir ülke veya başka bir ittifaktan tehlike veya tehdide maruz kalması durumunda ortak savunma anlaşmasının fiilen etkinleştirilmesi düşünülemez.

Hindistan ve BAE arasındaki işbirliği, ekonomik işbirliğinin, petrol ve gaz ihracatının, siber casusluk işbirliğinin veya İslam'a karşı koymak ve Müslümanlara baskı uygulamak için kurulan bir ittifakın ötesine geçemez; zira bunlar, iki ülke ve onların efendileri arasındaki ortak noktalar olup efendileri olan Amerika ve İngiltere bu tür anlaşmaların yapılmasına engel olmamaktadırlar. Bu yüzden ittifak, ekonomik yönler ve İslam'a düşmanlık ve onunla mücadele ile sınırlıdır.Bu, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki ittifaktan farklıdır; çünkü bu ittifak, üyeleri Amerikan yanlıları oldukları için gerçek bir stratejik ittifaktır; yani efendileri tarafından gözetilen, düzenlenen ve izin verilen bu ittifak, efendisinin bölgedeki çıkarlarını gerçekleştirmek açısından gerçek bir ittifak olup bu çıkarlar arasında, bölgedeki İngiliz ajanlarıyla mücadele etmek ve imkanları olması durumunda onların Yemen, Sudan, BAE ve Ürdün'deki nüfuzlarından kurtulmak yer almaktadır.

Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülkelerdeki Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticiler, ümmetlerini temsil etmemektedirler. Aksine onlar, Beyaz Saray'ın, onlar aracılığıyla Müslüman ülkelerin kaynaklarını kendi çıkarları için tüketmek, İslam ülkelerini yağmalamak, Müslümanlara baskı uygulamak ve onların ayaklanmamaları için nefeslerini tutmak amacıyla piyon olarak kullandığı satranç taşları gibidirler.Bu nedenle Müslümanların başındaki yöneticilerin, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet pahasına efendilerinin çıkarları için kirli işleri yapmak amacıyla sömürgeci kafirin Müslümanların ülkesinde kullandığı tek kirli araçlar olduğu açığa çıkmıştır. Bu yüzden bu rejimlerin ve bu yöneticilerin sözleri nafiledir.هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ‌ أَنَّى يُؤْفَكُونَ Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?” [Münafikun 4]Ümmet içindeki tüm samimi kişilerin, özellikle de güç ve kuvvet ehlinin, bu rejimleri devirmeleri ve onların enkazı üzerine Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeleri gerekir. Bu azim ve asil amel olmadan, ümmet ayağa kalkamayacak, bu Ruveybidalar Müslüman ülkelerde bozgunculuk çıkarmaya devam edecekleri gibi buralarda küfrü, ahlaksızlığı, yoksulluğu ve terörü de yaymaya devam edeceklerdir; zira onlar, Sebe kraliçesinin kendilerinden bahsettiği kimselerdendir:  إِنَّ المُلوكَ إِذا دَخَلوا قَريَةً أَفسَدوها وَجَعَلوا أَعِزَّةَ أَهلِها أَذِلَّةً وَكَذلِكَ يَفعَلونَ (Sebe kraliçesi) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı ifsat ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hale getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” [Neml 34]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...

Müslümanların Başındaki Hain Yöneticiler, Trump'a Bağlı "Barış Kurulu" Bayrağı Altında Siyonist Varlıkla Yeni Bir İttifak Kuruyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Müslümanların Başındaki Hain Yöneticiler, Trump'a Bağlı "Barış Kurulu" Bayrağı Altında Siyonist Varlıkla Yeni Bir İttifak Kuruyorlar

Haber:

Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanlıkları, 21/01/2026 Çarşamba günü, Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarının ortak bir bildiriyle, ülkelerinin ABD Başkanı Trump tarafından oluşturulan "Barış Kurulu’na" katılma davetini kabul ettiklerini açıkladıklarını bildirdi.(Reuters)

Yorum:

İsra ve Miraç ve Mescid-i Aksa topraklarına karşı yeni bir ihanet sayfası açılmıştır. Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri yöneticileri, Trump'ın çağrısıyla kurulan "Barış Kurulu’na" katılma çağrılarına yanıt verirken Gazze kasabı Netanyahu ise, nasibinden hiçbir payı olmayan bu kurula katılmayı kabul etti. Böylece Müslümanların başındaki yöneticiler ile Amerika ve Yahudi varlığı arasında, Gazze'yi sömürgeci güçler için bir ekonomik merkez haline getirmeyi amaçlayan 25 milyar Dolarlık bir planı denetlemek ve Yahudi varlığına karşı her türlü direnişi ortadan kaldırmak amacıyla yeni bir askeri ittifak kurulmuş oldu.

Bu yöneticiler, Afganistan ve Irak da dahil olmak üzere İslam'a ve Müslümanlara karşı on yıllardır süren savaşına rağmen Amerika ile yeni bir ittifak kurdular. Amerika'nın, Müslümanlara karşı savaşında ve onların yurtlarından çıkarılmasında her türlü ölümcül silahla Siyonist varlığı desteklemesine rağmen Amerika ile ittifak kurdular. Müslümanların topraklarının her bir karışı işgal edilmesine rağmen, Siyonist varlıkla yeni bir ittifak kurdular. Bu yöneticiler, Allahu Teala şöyle buyurmasına rağmen ümmetin saldırgan düşmanlarıyla ittifak kurdular: إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” [Mümtehine 9]

Müslümanların başındaki yöneticiler, şerî hükmün, nehirden denize kadar Filistin'in tamamını kurtarmak için orduların seferber edilmesini farz kılmasına rağmen, Yahudi varlığını her türlü silahlı direnişten korumak için bir ittifak kurdular. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, savaştan (adam öldürmekten) daha kötüdür.” [Bakara 191]Pakistan 660.000, Türkiye 481.000, Mısır 438.500, Endonezya 404.500, Suudi Arabistan 247.000, Ürdün 114.500 ve Birleşik Arap Emirlikleri 65.000 askere sahipken, nasıl olur da bu yöneticiler Yahudi varlığıyla savaşmaktan aciz olduklarını iddia edebilirler?!Dolayısıyla bu yöneticiler toplam milyonlarca askere sahip oldukları halde onları Yahudi varlığını ortadan kaldırmak yerine, Amerikalı bir generalin komutası altında Gazze'ye, Yahudi varlığını korumak için gönderecekler.

Gazze’nin ortaya çıkaran olduğu söylenir; gerçekten de Gazze halkının ve tüm İslam ümmetinin hayrını ortaya çıkardığı gibi Müslümanların başındaki yöneticilerin de şerrini ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Gazze, Amerikan dünya düzeninin zulmünü ve ümmetin kalkanı olan Raşidi Hilafete olan acil ihtiyacı da ortaya çıkarmıştır.

Her Müslümanın, kalkanımızı yeniden tesis etmek için elinden gelenin en iyisini yapması gerekir ki böylece Allahu Teala bize iktidar ve egemenlik bahşetsin. Burada, Allahu Teala’nın sadece katından melekler göndererek iktidar ve egemenlik vereceğini, bizim ise dua ile yetinmemiz gerektiğini söyleyemeyiz. Hayır, aksine salih amel işleyip dua etmemiz gerekir; işte o zaman Allahu Teala bize yardım etmek için melekler gönderecektir. Allahu Teala onlara Medine-i Münevvere’de iktidar vermeden önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Ashabının (Allah onlardan razı olsun) siretinde gördüğümüz şey işte budur. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ashabına (Allah onlardan razı olsun) İslam'a davette liderlik etmiş, büyük çabalar sarf etmiş ve büyük fedakarlıklar yapmıştır; böylece Allahu Teala da ona yardım etmiştir. Bu yüzden bizim, Allahu Teala’nın şu vaadine iman ederek tüm cehdimizi kullanıp fedakarlık yaparak salih ameller işlememiz gerekir: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]Bu nedenle Hizb-ut Tahrir, İslam ümmetini ve ordularını, Allah bize egemenlik ve iktidar bahşedinceye kadar salih amel işlemeye davet etmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Barış Kurulu: İmparatorluğun Yeniden Adlandırılması ve Gazze'nin Sömürülmesi

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Barış Kurulu: İmparatorluğun Yeniden Adlandırılması ve Gazze'nin Sömürülmesi

Haber:

Trump, Gazze'nin yeniden inşasını denetlemek için kurulan Barış Kurulu’nun BM'nin yerini “alabileceğini” söyledi. (CNN)

Yorum:

Trump'ın Salı günü, kurduğu “Barış Kurulu’nun” Birleşmiş Milletler'in yerini alabileceği yönündeki önerisi, geniş çaplı tartışmalara yol açtı.Sözde Barış Kurulu, rüşvet ilkesine dayalı özel bir yapı ve servet ve otoritenin nüfuzunu belirleyen sömürgeci bir kuruluştur.Aslında Gazze'nin yeniden inşasını denetlemek için kurulmuştu ancak şu anda yetkileri çok daha geniş olup küresel istikrarın güçlendirilmesini ve dünya çapındaki çatışmaların çözülmesini de kapsamaktadır.Birçok Avrupa gücünün, özellikle de İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ve hatta Kanada'nın bu grubun bir parçası olmadığını belirtmekte fayda vardır.Bu bağlamda Gazze artık merkezi bir mesele olarak ele alınmamakta, aksine Birleşmiş Milletler'in yerini onun alması için bir bahane haline gelmiştir.Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi hain Müslüman ülkelerinin, Gazze'nin geleceği konusunda Amerikan nüfuzunu pekiştirmek ve onu “Orta Doğu'nun Rivierası”na dönüştürmek için bu kurula katılmış olmaları şaşırtıcı değildir.Nitekim Gazze, yabancı güçler, yatırımcılar, siyasi elitler ve savaş suçluları tarafından yönetilen basit bir idari soruna indirgenmiştir.Bu ise insani kılıf altında hegemonyanın yetkilendirilmesidir.

İslami bir bakış açısıyla, kapitalist sömürgeci güçlerin İslam beldelerinin kaderini belirlemeye yönelik hiçbir ahlaki otoritesi yoktur, özellikle de bu güçler işgalcileri güçlendirerek onu finanse edip korumuşken.Bu otorite ister Birleşmiş Milletler isterse sözde Barış Kurulu aracılığıyla uygulanmış olsun, her iki çerçevede de meşruiyetten yoksundur.İslam, işgalcinin kontrolü altında dayatılan barışı değil, işgal altındaki toprakların kurtarılmasını emretmektedir.Batı'nın kendi içinde bir çatışma ortaya çıkmıştır: Zira Amerika Birleşmiş Milletleri ihmal edip zayıflatırken, nüfuzun satın alındığı ve liderliğin kendi kendini atayan küresel bir elit grubun elinde toplandığı bir kurul ortaya çıkmıştır.

Trump, Birleşmiş Milletler'e duyduğu küçümsemeyi gizlemeyerek şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “BM pek yardımcı olamadı. BM'nin potansiyelinin büyük bir hayranıyım ama BM potansiyelini hiçbir zaman gerçekleştiremedi. Yine de BM ile devam edilmeli çünkü potansiyeli çok büyük. BM, benim çözdüğüm tüm savaşları çözmeliydi. Onlar bu savaşları çözebilmeliydi. Oraya hiç gitmedim. Gitmek aklımdan bile geçmedi.”

Müslümanlar için en önemli mesele, kapitalist çerçevelerin adaleti gerçekleştirmekten aciz olmasıdır. Zira kapitalizm, mazlumların özgürleşmesinden ziyade piyasaların sömürgeci kontrolüne ve stratejik çıkarlara öncelik vermektedir. Gazze'ye, yeniden inşa fonları, uluslararası denetim ve çıkar sahiplerinin onayı yoluyla bakıldığı sürece, kardeşlerimiz yönetilen acı döngülerin içinde sıkışıp kalmaya devam edeceklerdir.Bu yüzden Müslümanların işleri, servet ve otoritenin çıkarlarına boyun eğen yabancı mahkemelerde tartışılmamalı, aksine Allahu Teala’nın şeriatına göre karara bağlanmalıdır.Dolayısıyla Müslüman ülkelerin kendi orduları tarafından kurtarılması gerekmekte olup uluslararası güçlere teslim edilmemelidir.

Müslümanlar açısından çözüm, imparatorluk kurullarını reform etmek değildir, aksine onların rolünü tamamen sona erdirmektir.Gazze için adalet, kapitalist barış kulüpleri, Birleşmiş Milletler veya milyarderler tarafından onaylanan diplomasi yoluyla asla gerçekleşmeyecektir. Açık olan şey, Batı sistemi içinde bir çatlak olduğu ve bu sistemin değerleri ile kurumlarının aşındığıdır.Kanada Başbakanı Mark Carney'in de belirttiği gibi, kurallara dayalı uluslararası sistemin sırf sahte olduğunu biliyorduk. "Bu kurgu faydalıydı." Çünkü Amerikan hegemonyasının altında Batı'ya sağladığı bazı "nimetler" vardı. Ve şu eklemede bulundu: “Açık konuşayım: Bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun içindeyiz.”

Dolayısıyla kalplerimiz, meşruiyetini İslam'dan alan ve Allahu Teala’ya karşı vaciplerden olması itibariyle hayatı, toprağı ve onuru savunan bir siyasi otorite altında Müslümanların ülkelerini birleştirmek üzere çalışma azmi ve enerjisiyle dolmalıdır.Bundan daha azı, süslü bir kılıf altında zulmün devam etmesi anlamına gelmektedir. Bu an, haleflerimize, zayıflamış ve parçalanmış bir dünyada güçlü bir şekilde ortaya çıkma ve ilahi adalet ve barışı gerçekleştirecek yeni bir dünya düzenini müjdeleme fırsatı sunmuştu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem İbn Sabit - Amerika

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi: Hilafetin Yıkılışının Yıl Dönümünde Hizb-ut Tahrir'in Küresel Faaliyetleri 1447 H – 2026 M

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Bu yılın Recebu'l Muharrem ayında, Hicri 1446 - Miladi 2025, Resullerin Efendisi Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem ve onun şerefli sahabeleri (Allah onlardan razı olsun) tarafından kurulan İslam Devleti'nin Arap ve Türk mücrimleri tarafından yıkılışının 105. yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Devamını oku...

Dava Taşıyıcısı Habibullah Tursunov’un Vefatı

İslam ümmetinin cesur evlatlarından biri olan, ömrünü davaya adamış Habibullah Tursunov kardeşimizin, hicret ettiği Almanya’da 22 Ocak Perşembe günü Rahmet-i Rahman’a kavuştuğunu derin bir teessürle ümmete duyuruyoruz. Habibullah, 1963 yılında Özbekistan’ın Andican vilayetine bağlı Bulakbaşı köyünde dünyaya gelmiştir. Allah ona rahmet etsin; hayatının büyük bir bölümünü, İslamî hayatı yeniden başlatma ve Hilafet Devleti’ni kurma çalışmasına adamıştır. Bu uğurda ömrünün üçte birini (21 yılını) tâğût Kerimov rejiminin zindanlarında geçirmiştir.

Kardeşimiz, son bir buçuk yıldır pençesinde olduğu kanser hastalığının ağır yüküne rağmen, son nefesine kadar İslam Ümmetinin sorunlarıyla dertlenmeye devam etmiştir. Ümmeti şu an içinde bulunduğu zillet ve geri kalmışlıktan kurtarmak için bıkmak nedir bilmeden çalışmıştır. Özellikle son video kayıtlarında, şiddetli ağrılarına ve yüksek ateşine rağmen derin bir sorumluluk bilinciyle hareket etmiş, kendi hastalığına aldırış etmeyerek ümmetin meselelerini her şeyin üstünde tutmuştur. Habibullah, her insanın kalbine dokunabilme gibi eşsiz bir yeteneğe sahipti.

Bu kabiliyetini insanları Allah’ın dinine davet etmek için ustalıkla kullanmış, birçok kişinin hidayet yolunda adım atmasına vesile olmuştur. Kardeşimizin diğer faziletlerinden biri de, Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan hakkı açıkça söylemesiydi. Kardeşleri de dahil olmak üzere etrafındaki dava arkadaşlarına her daim nasihatlerde bulunur, onları din uğrunda çalışmaya teşvik ederdi. Dertlilerin yükünü hafifletir, anlamlı ve güzel sohbetleriyle pek çok kişinin sevgisini ve saygısını kazanırdı. Kardeşimiz, ismiyle müsemma bir hayat sürdü; “Habibullah” (Allah’ın sevgilisi) adına layık yaşadı.

Kardeşimizi yakından tanıyanlar, davayı taşıdığı yıllar boyunca karşılaştığı sayısız zorluk ve mihnete rağmen, onun bu yolu terk etmeyi bir an olsun bile aklından geçirmeyen sabırlı gençlerden biri olduğunu çok iyi bilirler. Kerimov rejiminin nemli zindanlarında maruz kaldığı fiziki ve psikolojik işkenceler bile onun azmini kıramamıştır. Zindandan çıktıktan sonra da davetin yükünü omuzlamaya devam etmiştir. Kısacası kardeşimiz, asrımızın gençleri için örnek alınacak bir şahsiyettir. Rabbimizden, onun Allah’a verdiği söze sadık kalanlardan olmasını niyaz ediyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” [Ahzab 23]

Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, bizlere Habibullah gibi nice dava adamları bahşetmesini niyaz ediyoruz. Rahmeti her şeyi kuşatan Rabbimizden, Habibullah kardeşimizi şehitler mertebesine yükseltmesini ve onu Firdevs cennetiyle mükafatlandırmasını diliyoruz. Başta muhterem eşi, çocukları ve akrabaları olmak üzere tüm sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Bizler ancak Rabbimizi razı edecek sözü söyleriz:

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” [Bakara 156]

Devamını oku...

Şahbaz Şerif’in Tağuti “Barış Kurulu”na Davet Edilmesi

Şahbaz Şerif’in Tağuti “Barış Kurulu”na Davet Edilmesi

Yöneticiler Zilletin Tüm Sınırlarını Aşmaya mı Karar Verdiler?! Pakistan Silahlı Kuvvetleri İçinde, Siyasiler, Medya Mensupları, Alimler veya Nüfuz Sahibi Kimseler Arasında Bu Utanç Verici Eylemi Durduracak Tek Bir Samimi Adam Yok mu?!

18 Ocak 2026 tarihinde Pakistan Dışişleri Bakanlığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Şahbaz Şerif’i Gazze için önerilen sözde “Barış Kurulu”na davet ettiğini duyurdu. Benzer bir davetin Hindistan Başbakanı Modi’ye de yapıldığı bildirildi.

Bu sözde kurul, Trump’ın yirmi maddelik planının bir parçasıdır ve Mübarek Gazze topraklarını Yahudilerin ve Amerika’nın kalıcı işgali ve hâkimiyeti altına sokmayı hedeflemektedir. Bu sözde “Barış Kurulu”nda, asrın firavunu Trump veto hakkına sahip olacak; Yürütme Kurulu ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio, damadı Jared Kushner, Özel Temsilci Steve Witkoff ve elleri Irak ve Afganistan halkının kanına bulanmış kasap Tony Blair gibi özenle seçilmiş Haçlı ve İslam düşmanı şahsiyetlerden oluşacaktır.

Yahudi varlığı; Amerika, Avrupa ve İslam düşmanı Müslümanların yöneticilerinin desteğine rağmen savaş meydanlarında gerçekleştiremediği hedefleri, şimdi firavun Trump’ın diplomatik baskısı ve Müslüman yöneticilerin ihanetiyle gerçekleştirmeye çalışılıyor. Amerika’yı razı etme çabası dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmez. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır “ [Bakara 120]

İşte Pakistan’ın Trump’ı hoşnut etmeye dayalı zillet dolu dış politikasının sonucu budur. Pakistan Başbakanı fiilen Amerikan Başkan Yardımcısının bir memuruna dönüşmüştür. Pakistanlı mücahit askerlerin, direnişi silahsızlandırmak ve Gazze’de Amerikan yönetimini tesis etmek üzere, Amerikalı General Jasper Jeffers komutasında paralı asker gücü olarak gönderilmesi planlanmaktadır.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Ey Pakistan âlimleri! Ey Pakistan medya ve siyaset dünyasının önde gelenleri! “Barış Kurulu”na katılmak; Mübarek Toprak Filistin’de Siyonist ve haçlı işgalini kalıcı hale getirmek ve Müslümanların kanıyla pazarlık yapmak demektir. Trump’ın bu barış kurulu, savaş ve işgal kurulundan başka bir şey değildir. Trump’ın damadı ve bu kurulun üyesi Jared Kushner, 15 Şubat 2024’te Harvard Üniversitesi’nde verdiği bir röportajda, “terörü ödüllendirmesi” nedeniyle Filistin devleti fikrinin “çok kötü bir fikir” olduğunu söylemiştir. İslam’a karşı savaşın önde gelen mimarlarından Tony Blair ise 29 Eylül 2025’te yaptığı açıklamada, “Başkan Trump’ın, İsrail’in tam ve kalıcı güvenliğini garanti eden cesur ve akıllıca bir plan sunduğunu.” ifade etmiştir. Uluslararası istikrar gücünün askerî komutanı General Jasper Jeffers ise uzun ve kanlı askerî kariyeri boyunca Irak Özgürlüğü Operasyonu, Kalıcı Özgürlük ve Afganistan’daki Kararlı Destek operasyonlarında yer almıştır. Pakistan veya Endonezya’dan gönderilecek her Müslüman asker onun komutası altında görev yapacaktır. İşte yöneticilerimizin Pakistan için diplomatik bir zafer diye pazarladığı sömürgeci projenin gerçek yüzü budur! Keşke pazarlarda “haya” (utanma duygusu) diye bir mal satılsa da alınıp bu yöneticilere verilseydi!

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Ey Pakistan âlimleri! Ey Pakistan medya ve siyaset dünyasının önde gelenleri! Pakistanlı yöneticiler ve askerî komutanlar, iki yılı aşkın süredir Mübarek Toprak Filistin’e ihanet etmişlerdir. Çünkü Mescid-i Aksa’yı Yahudilerden kurtarmak için asker göndermeyi reddetmişlerdir. Bugün ise Yahudi varlığının tek başına başaramadığı şeyi ona altın tepside sunmak için Trump’ın generalinin komutasına girmeyi planlıyorlar. Öyleyse İsra ve Miraç toprağına yönelik bu yeni ihanet faslına karşı sesinizi yükseltin! Bu hain yöneticilere engel olun ve onları görevlerinden uzaklaştırın! Zira bu fasıl, Allah’a, Rasûlüne ve müminlere ihanettir; ilk kıblenin ve Mübarek Toprak Filistin’in satılması demektir.

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Müslüman orduların Filistin’i kurtarma şeri görevi 1948’den beri devam etmektedir ve bugüne kadar da bu görev düşmemiştir. Sonuncusu Gazze ihaneti olmak üzere ardışık ihanetlerle dolu neredeyse seksen yıl geçmiştir. Bir Haçlı-Amerikalı generalin emri altında sakın Mübarek Toprak Filistin’e ayak basmayın; Bilakis oraya, arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan Râşit bir Halifenin sancağı altında girin. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Cuma ve Cumartesi Günleri Sudan’ın Çeşitli Kentlerinde Bir Dizi Eylem Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, ümmete yaşadığı o acı hadiseyi hatırlatmak amacıyla ve Hilafet’in 28 Recep 1342’de (Mart 1924) yıkılışının 105. yılı münasebetiyle, 27-28 Recep 1447 (16-17 Ocak 2026) tarihlerinde Sudan’ın çeşitli şehirlerinde bir dizi duruş eylemi gerçekleştirdi:

  • • Port Sudan (idari başkent): Nil Camii önünde, Sillalab bölgesindeki el-Menqaba Pazarı’nda 27 Recep 1447 günü Cuma namazı sonrası gerçekleşen eylemde Üstat Hüseyin el-Hadi bir konuşma yaptı.
  • • El Ubeyd (Kuzey Kurdufan): 27 Receb Cuma namazı sonrası Büyük Cami (el-Mescidu’l-Kebir) önünde düzenlenen eylemde Üstad el-Nazir Muhammed Hüseyin bir konuşma yaptı.
  • • Rabak (Beyaz Nil) şehri: Ebu Bekir es-Sıddık Camii meydanında.
  • • Hartum Bahri: 27 Receb Cuma namazı sonrası Daruşab bölgesindeki İbadu’r-Rahman Camii önünde.
  • • Omdurman: 28 Receb 1447 Cumartesi günü el-İhlas Köyü Çarşısında gerçekleşen eylemde Üstad Müzemmil es-Sıddık Ebu Azzam bir konuşma yaptı.

Bu duruş eylemlerinin tümünde gençler; bu acı yıldönümünü ifade eden, Müslümanların azmini bileyen ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i yeniden kurmaya çağıran dövizler taşıdılar.

Katılımcıların etkileşimi tek kelimeyle muazzamdı; halkın Hilafet gölgesindeki o eski izzetli günlerine duyduğu özlem ve iştiyak meydanlara yansıdı.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER