Cumartesi, 22 Zilkâde 1447 | 2026/05/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Tunus Vilayeti Yıllık Hilafet Konferansı “Hilafet Yoluyla Amerikan Hegemonyasına Karşı Duruyoruz”

  • Kategori Tunus
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti:
Yıllık Hilafet Konferansı;
“Hilafet Yoluyla Amerikan Hegemonyasına Karşı Duruyoruz”

2026 05 02 TNS KHLFH CONF LOGO

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti, yıllık Hilafet konferansını 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü, başkent Tunus’taki Sukra-Ariana Kavşağı’nda bulunan Seminerler ve Konferanslar Salonu’nda düzenledi. Konferansın başlığı:

“Hilafet Yoluyla Amerikan Hegemonyasına Karşı Duruyoruz
ve Dünyayı Epstein ve Modernite Medeniyetinden Kurtarıyoruz”

Konferansta üç ana tema ele alındı:

1. Demokrasi ve Modernitenin Sonu ve Epstein Medeniyetinin Çöküşü
2. İslam ve Hilafet... Yeni Bir Uluslararası Düzene Doğru
3. Davetin Destek (Nusret) İle Birleşmesi ve Hilafetin Şafağı

Parti gençlerinin sosyal medya üzerinden yürüttüğü geniş çaplı tanıtım çalışmaları, ülkenin dört bir yanında afişlerin asılması ve konferans davetlerinin dağıtılması sonucunda, konferans öncesindeki hafta boyunca yoğun bir faaliyet yürütüldü. Konferans günü ise salonlar, ülkenin her tarafından gelen Zeytune ehlinin yoğun katılımıyla dolup taştı.

Konferans, genç Muhammed Ali el-Avni’nin Kasas Suresi’nin başlangıcından 14. ayetine kadar yaptığı Kur’an tilavetiyle açıldı.

Ardından, kadınlar bölümünden öğretim görevlisi Hanan el-Humeyri, “Hilafet Yoluyla Amerikan Hegemonyasına Karşı Duruyoruz ve Dünyayı Epstein ve Modernite Medeniyetinden Kurtarıyoruz” başlıklı konuşmasını yaptı.

Sonrasında konferans sunucusu Necmeddin Şuaybin, özellikle Tunus halkına ve genel olarak İslam ümmetine hitaben bir mesaj verdi. Mesajında, bugün İslam ümmetinin, Resûlullah’ın müjdelediği Hilafet Devleti’ni kurabilecek bütün güç ve imkânlara sahip olduğunu ifade etti.

Daha sonra Lübnan’dan Ahmed el-Kassas’ın görüntülü konuşması yayınlandı. Konuşmada hilafetin, Amerikan zorbalığını durdurabilecek ve bölgedeki planlarını boşa çıkarabilecek tek çözüm olduğu vurgulandı.

Ardından konferansın konuğu Münzir Abdullah, “İslam ve Hilafet... Yeni Bir Uluslararası Düzene Doğru” başlıklı konuşmasını yaptı.

Daha sonra Filistin’den Şeyh Yusuf el-Muharize’nin cihat ve ordulara Filistin’e destek verme çağrısı üzerine yaptığı görüntülü konuşma yayınlandı.

Konferans, Tarık Rafi’nin “Davetin Destek (Nusret) İle Birleşmesi ve Hilafetin Şafağı” başlıklı konuşmasıyla sona erdi.

Salonda, Peygamber Efendimiz’in sancağı ve العقاب (Ukab) bayrağı dalgalandırıldı. Konuşmalar arasında katılımcılar şu sloganları attılar:

* “Ey Amerika dinle dinle… Hilafetimiz geri gelecek”
* “Ukab bayrağını yükseltin, Hilafet kapıda”
* “Lâ ilâhe illallah… Hilafet Allah’ın vaadidir”
* “Lâ ilâhe illallah… Hilafet Allah’ın hükmüdür”
* “Lâ ilâhe illallah… Hilafet Allah’ın farzıdır”

Konferans, Tunus ve diğer Müslüman ülkelerde yoksulluk, dışlanma, hayat pahalılığı, suçlar ve aile yapısındaki çözülme gibi sorunların yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirildi. Buna ek olarak Gazze ve Sudan’da yaşananların insanlık adına bir trajedi ve suç olduğu ifade edildi. Konferansta, ümmete kurtuluşun ancak Allah’ın Müslümanlara farz kıldığı Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla mümkün olacağı; bunun Amerika’nın ve Yahudi varlığının zorbalığını sona erdireceği, İslam ümmetini kurtaracağı ve onu onlarca yıldır felaketlere sürükleyen yöneticilerin yönetimine son vereceği mesajı verildi. Böylece ümmetin, cumhuriyet ve krallık sistemleriyle temsil edilen kapitalizm ve modernite düzeninin karanlığından çıkıp büyük İslam nizamının adalet ve nuruna kavuşacağı ifade edildi.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا ۚ يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا ۚ وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nur 55)

Cumartesi, 15 Zilkâde 1447 H - 2 Mayıs 2026 M

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Tunus Vilayeti Temsilcisi

KONFERANSIN VİDEO KAYDI

KONFERANSTAN KARELER

TANITIM

2026 05 02 TNS KHLFH CONF FLYER

2026 05 02 TNS KHLFH CONF BANNER 1

Etiketler

#أقيموا_الخلافة

#في_ذكرى_هدم_الخلافة

#ReturnTheKhilafah

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

#TurudisheniKhilafah

2026 05 02 TNS KHLFH CONF BANNER 2

İlgili Linkler:

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Resmi Websitesi
Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Tahrir Dergisi Resmi Sitesi
Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Tahrir Dergisi Facebook Sayfası

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin “Müslümanlar Normalleşmeye Karşı” Başlıklı Kampanyası Kapsamında Lübnan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Dr. Cabir, Siyasetçi Haldun Eş-Şerif ile Görüştü

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin, Yahudi varlığı ile barış ve normalleşmeye varan her türlü müzakere sürecine karşı net duruşunu pekiştirmek amacıyla siyasi şahsiyetlere yönelik başlattığı ziyaretler dizisi kapsamında, Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Merkezî Temas Komitesi Başkanı Dr. Muhammed Cabir, 6 Mayıs 2026 tarihinde siyasi ve toplumsal aktivist Üstad Haldun eş-Şerif’i başkent Beyrut’taki konutunda ziyaret etti.

İletişimi tazelemek amacıyla gerçekleştirilen görüşmede, gasıp ve katil Yahudi varlığını tanımaya yol açan müzakere sürecine dair partinin duruşu net ve açık bir şekilde ortaya kondu. Bu varlığın meşrulaştırılmasının ne şeran ne de vakıa olarak ümmet nezdinde kabul edilemeyeceği vurgulandı. Siyasi meclislerde ve medyada bu tehlikeli sürece karşı seslerin gür ve net bir şekilde yükseltilmesi gerektiği hatırlatıldı. Görüşmede bölgenin ve özellikle Lübnan’ın, yalnızca işgalci düşmanın çıkarına hizmet edecek olan tehlikeli mezhep fitnelerine sürüklenmeye çalışıldığına dikkat çekildi.

Üstad Haldun eş-Şerif ise, sunulan görüşleri dikkatle dinleyerek, Lübnanlılar arasında ortak bir duruşun korunması ve uzlaşının tahkim edilmesi için her zaman ortak zeminlerin bulunduğunu ifade etti. Her iki taraf da ülke içindeki her türlü fitneye karşı durulması, akıl sahiplerinin fitneyi önlemek, normalleşmeyi reddetmek ve gasıp varlığa teslimiyeti engellemek adına sürekli iletişim halinde olması gerektiği konusunda mutabık kaldı.

Ziyaret sırasında Dr. Muhammed Cabir, Müslümanların birliğini sağlayacak yegâne projenin Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet olduğunu, Raşidi Hilafet projesinin, Müslümanların birliğini tesis edeceğini, düşmanın topraklarımıza ve halkımıza karşı gerçekleştirdiği saldırıyı engelleyeceğini ve Müslüman topraklarını işgal eden bu varlığı tarihten sileceğini vurguladı.

Görüşmenin sonunda taraflar, kamu meselelerini takip etmek ve diğer güncel konuları istişare etmek üzere sürekli temasta ve iletişimde kalınması gerektiği konusunda mutabık kaldılar.

Devamını oku...

Filistin Halkının Oluk Oluk Kanı Akarken, Filistin Yönetimi Onların Parçalanmış Cesetleri Üzerinde Şeytanla Dans Ediyor!

Gençlik ve Spor Yüksek Konseyi Başkanı Cibril el-Rucub, önümüzdeki Cuma günü (8 Mayıs 2026) “10. Uluslararası Filistin Maratonu”nun başlayacağını duyurdu. Bu duyuruyla birlikte Filistin Yönetimi; Allah’a isyan etmekten utanmayan, ne Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan ne de kullarından çekinmeyen o kara ve çirkin yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. El-Rucub yaptığı açıklamada; “Uluslararası Filistin Maratonu’na yeniden start verildiğini duyuruyoruz. Gazze Şeridi’ne yapılan saldırı ve işgalci Yahudilerin Batı Şeria’da aldıkları güvenlik önlemleri yüzünden Filistin topraklarındaki zorlu koşullar nedeniyle maratona iki yıl ara verilmişti.” dedi.

Sanki El Rucub, Gazze’ye yönelik saldırılar durmuş, abluka kalkmış, açlar doyurulmuş, korku içinde olanlar güvene kavuşmuş ve dökülen kanların hesabı sorulmuş gibi konuşuyor! Sanki Batı Şeria’da durum değişmiş gibi konuşuyor. Sanki Yahudi askerlerinin katliam, esaret, yıkım, kuşatma ve sürgün operasyonları sona ermiş gibi konuşuyor! Sanki El Rucub, yerleşimci sürüsünün insanı, ağacı ve taşı hedef alan saldırıları engellenmiş, durdurulmuş ya da Filistin halkının intikamı alınmış gibi konuşuyor! Filistin Yönetimi; gasp edilen bir koyunun, kesilen bir ağacın veya korkutulan bir canın güvenliğini sağlayabiliyor mu da böylesi günahkâr bir maraton düzenlemeye kalkıyor? Filistin ve halkının durumu değişti mi de böylesi bir maraton düzenlemeye kalkılıyor?

Filistin halkı hem mücrim işgalci varlığın hem de Filistin Yönetim’in prangaları altında inim inim inlerken böylesi günahkâr bir maraton düzenlenmesi akla mantığa sığar mı? Eğitim süreci yerle bir olmuşken, sağlık sistemi can çekişiyorken, çalışanların maaşları ödenemiyorken, işçiler çocuklarına rızık bulamıyorken, halka bitmek bilmeyen vergiler dayatılıyorken böylesi bir günahkâr maraton düzenlemek akıl karı mıdır? Bu maraton, Filistin Yönetimi’nin Filistin halkına fayda sağlayan yerlere değil de onların dinine ve dünyasına zarar veren yerlere harcama yaptığının bir resmidir!

Bu maraton, ilk düzenlendiği günden itibaren günahtır; sahte söylemlerle süslense de yönetimin ayıplarını örtmeye yetmez. Bu günah, organizatörlerin “kadın katılımcı oranını %50’ye çıkarma” hedefinden de açıkça anlaşılmaktadır. Bu maraton kadın-erkek karışıklığına, avretlerin sergilenmesine ve günahın sıradanlaştırılmasına yönelik yapılan yüzsüzce bir çağrıdır; Filistin halkı nezdinde günahı sıradan hale getirme girişimidir! Bu maratonun arkasında da, müfredatı değiştirmek, Filistin halkını batılılaştırmak ve onları İslam’ın değer ve hükümlerinden koparmak için çalışan ve hala çalışmaya devam eden Batı vardır.

Henüz yaralar sarılmamışken, dökülen kanlar henüz kurumamışken böylesi bir maraton düzenlemek, Filistin halkının kanları ve acıları üzerinde şeytanla dans etmekten başka bir şey değildir. Bu maratonun dünyaya bir mesaj verdiği iddiası ise ciddiye alınamayacak kadar büyük bir yalandır. Bu utanç verici eylem, sabah akşam ölümü ve zilleti yudumlayan Filistin halkının lüks, günah, konfor ve zevki sefa içinde yaşadığına dair İslam ümmeti nezdinde yanlış bir imaj oluşturacaktır. Oysa Filistin halkının İslam Ümmetine ve ordularına gönderdiği gerçek mesaj şudur: Filistin, Mescid-i Aksa ve esirler; Mübarek Toprağı Yahudilerden, onların yardımcılarından, yandaşlarından ve uşaklarından kurtarmak için Ümmete feryat etmektedir! Orduların Hittin ve Ayn Calut’ta olduğu gibi harekete geçeceği, kâfirlerin kökünü kazıyacağı ve müminlerin Allah’ın yardımıyla gerçek zafer sevincini tadacağı o günü özlemle beklemektedirler.

Devamını oku...

Genel Af Yasası: Gençlerimizin Üzerindeki Zulmü Kaldırmak Bölünemez Bir Haktır ve Zulüm Payidar Olmayacaktır!

Lübnan hapishanelerinde bulunan tutuklu ve hükümlü dosyası, öteden beri bölgesel ve uluslararası güçlerle bağlantılı ve bu güçlerin ve onlarla suç ortaklığı yapan otoritenin çıkarları doğrultusunda yönetilen siyasi bir dosya olagelmiştir. Bugün ise yönetimin, Amerika’nın himayesinde güpegündüz yürütülen müzakere dosyasına adapte edilmesiyle birlikte, ailelerin yıllardır meydanları doldurarak talep ettiği ancak hiçbir karşılık bulamadığı ve ciddi bir adım atılmadığı “Genel Af” meselesinin, meclis oturumlarında ve komisyonlarda daha önce görülmemiş bir ciddiyetle tartışılmaya açıldığını görüyoruz. Bugün, Genel Af dosyasının ciddi bir şekilde gündeme gelmesi üzerine Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti Medya Ofisi olarak biz,

Lübnan otoritesine ve tüm unsurlarına açıkça şunları söylüyoruz: Genel Af kapsamına girecek kişileri siyasi kin, mezhepsel ayrımcılık ve kışkırtıcılık temelinde “seçme” politikasına devam etmek, Lübnan hapishanelerini diriler için birer mezarlığa ve bölgesel hesaplaşma sahalarına dönüştüren zulüm anlayışının devamından başka bir şey değildir. Bu yüzden Müslüman milletvekillerini, istisnasız tüm evlatlarımızı kapsayacak şekilde yasanın kapsamı genişletilmedikçe meclisten geçirmemeye, baskıları ve vaatleri kabul etmemeye, bir lütuf değil bir hak talep ettiklerini kendilerine dayanak yapmaya çağırıyoruz. “İslami tutuklular” dosyasında dönen dolaplar, onlara atılan iftiralar ve kurulan kumpaslar Lübnan içinde de dışında da artık herkesin malumudur. Yıllarca parmaklıklar ardında haksız yere tutulan gençlerimizin çoğunun beraat etmesi; güvenlik, yargı ve hatta siyasi sistemin çürümüşlüğünün belgesidir. İktidar, sadece af çıkarmakla yetinmemeli, bu sistematik zulüm için özür dilemeli, tazminat ödemeli ve iade-i itibarda bulunmalıdır.

Kaldı ki katil ve soykırımcı Esed rejimine karşı Suriye devrimine destek verenleri suçlu gibi göstermeye yönelik sefil girişimler, herkesin gözü önünde cereyan eden tarihi ve fiili gerçekleri çarpıtmaktan ve ters yüz etmekten başka bir şey değildir. Hapishaneleri doldurması gereken asıl katiller ve suçluların, cani Esed rejimi ve onun yandaşları olduğu herkesçe ispatlanmış bir gerçektir. O gençler, Suriye’den Lübnan’a kadar uzanan zulme karşı mazlumun yanında yer alan bir tutum sergilemişlerdir. Bu gençleri hala suçlu saymaya devam etmek, Biladu’ş Şam’da yüz binlerce masumun kanının dökülmesine neden olanlara açıkça kölelik yapmaktan başka bir şey değildir.

Tutuklu evlatlarımızın zindanlardan çıkmasına açıkça karşı çıkan ve mazlumların yaraları üzerinden siyasi rant devşiren o parti ve oluşumlara da diyoruz ki: “Terör” gibi içi boş ve ambalajlanmış bahanelerle belli bir kesimi genel af dışında tutmaya çalışan o kışkırtıcı ve mezhepçi söyleminiz, Müslümanlara karşı beslediğiniz o kara kininizi açıkça ifşa etmektedir. Mücrim Yahudi varlığı ajanlarının ve gençliği mahvedip ülkede bozgunculuk çıkaran büyük uyuşturucu baronlarının çıkmasını savunurken, siyasi tutuklulara karşı böylesi bir tavrı takınmanız bir ibret vesikasıdır! Gerçek terör; masum insanları yargılanmadan yıllarca hapishanelere atmaktır. Bir babayı kin dolu raporlara, yalancı muhbirlere veya sosyal medya hesaplarındaki casusluğa dayanarak çocuklarından mahrum bırakmaktır. Adalet bölünmez bir bütündür; mazlumları istisna eden bir af, ülkedeki tıkanıklığı ve gerilimi artırmaktan başka bir işe yaramayacak olan çarpık bir aftır.

Halkımıza ve tutuklu ailelerine de diyoruz ki: Biz sizinle beraberiz. Her bir mazlumun prangası kırılana kadar yorulmayacağız, usanmayacağız. Bu mesele bizim için şer’î bir meseledir ve bu konuda asla gevşeklik göstermeyeceğiz. Kin dolu siyasetçilerin tiyatrolarına geçit vermeyeceğiz. Gençlerimizin şer’i duruşlarının bedelini ödediği yarım yamalak affı asla kabul etmeyeceğiz. Bu kritik dönemeçte aileleri gevşememeye, sadece beklemekle yetinmeyip harekete geçmeye çağırıyoruz. Mahkûmların zindanlarındaki teheccüd ve kıyam namazlarında yükselttikleri dualar Allah katında zayi olmayacaktır ve kullar nezdinde de zayi edilmemelidir. Bizler, evlatlarımız o bedensel, manevi ve insani zulüm zindanlarından çıkana kadar bu davanın takipçisi olacağımıza ve olmaya da devam edeceğimize söz verdik. Umulur ki o gün yakındır.

Devamını oku...

Davet Taşıyıcılarına Yönelik Tutuklamalar, Yargılamalar ve Baskıların Ardındaki Sır Ortaya Çıktı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Davet Taşıyıcılarına Yönelik Tutuklamalar, Yargılamalar ve Baskıların Ardındaki Sır Ortaya Çıktı

Son dönemde sömürgeci Amerika’nın Sudan’ı parçalama ve İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayarak Yahudi varlığıyla normalleşmeye sürükleme yönündeki hedefini gerçekleştirmek için Hızlı Destek Güçleri ile ordu arasında devam eden ve ülke halkını, öldürme, aç bırakma, yerinden edilme ve ülkenin kenar bölgeleri ile komşu ülkelerde mülteci durumuna düşürme gibi vahim sonuçları olan savaşın gölgesinde Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimler, alimleri, cemaat mensuplarını ve özellikle de Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençlerini tutuklayarak, yargılayarak ve onların üzerine baskı uygulayarak davet taşıyıcılarına karşı sert bir kampanya başlatmıştır.

Bu koşulların gölgesinde Hizb-ut Tahrir, camilerde, genel alanlarda, pazarlarda ve elektronik ortamda Amerika’nın planlarını ifşa etme ve ümmetin maslahatlarını benimseme yönündeki şerî vacibini yerine getirmiş, bu da ülkemize göz diken Amerika’yı rahatsız etmiş ve bunun üzerine Amerika, Sudan hükümetine, ülkenin çeşitli şehirlerinde Hizb-ut Tahrir gençlerini tutuklamaları talimatını vermiştir; nitekim son olarak, el-Ubeyd şehrindeki gençler tutuklanmış ve kamu düzenini bozma suçlamasıyla para cezasına çarptırılmışlardır! Tutuklama ise el-Ubeyd camisinde yapılan bir konuşmanın ardından gerçekleşmiştir.

Dolayısıyla bu, talimatların efendileri Amerika’dan geldiğini ve Sudan yetkililerinin de bunları davet taşıyıcılarına karşı uyguladığını ortaya koymaktadır. Ülkedeki kamuoyunun şaşkınlığının ve kınamasının gölgesinde, mal ve namusa saldıranlar serbestçe dolaşıp cezalandırılmazken, hatta ülkenin cumhurbaşkanı Hızlı Destek Güçleri'nden bir komutanı karşılayıp onu affederek kendisine bir araba hediye ederken, nasıl olur da barışçıl faaliyetlerde bulunanlar ve camide konuşma yapanlar tutuklanabilirler?!

Bu, ABD Başkanı Trump'ın damadı Kushner'in son günlerde medyada dolaşan bir videoda yaptığı açıklamada ortaya çıkmaktadır; zira CNN, Jared Kushner'ın 2021 yılına ait açıklamalarında şöyle dediğini aktardı: “(İsrail) ile normalleşmeyi kolaylaştırmak için birçok camide temizlik yaptık.”

Ümmetin yerinden edilip tehcir edilmesiyle ilgili olana gelince; Amerika’nın politikaları açıktır; zira İngiliz The Guardian gazetesine göre 15 Şubat 2024’te Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir röportajda Kushner şöyle demiştir: “Ben İsrail’in yerinde olsam Gazze'den insanları çıkarır ve bölgeyi temizlerdim.”

O zaman ümmetin içindeki muhlislere yönelik bu önlemler, İslami minbere karşı yürütülen bu savaş ile tehcir ve yerinden edilme politikaları, Müslüman ülkeleri parçalayıp zayıflatarak ve onların bileşenleri arasında çatışmaları ve fitneleri körükleyerek Yahudi varlığını korumaya yöneliktir.

İslam ümmetinin üzerine düşen, işlerinde kararlı olmak, kafir Batı’nın ve Yahudi varlığının emirleri doğrultusunda hareket eden bu ajan ve hain rejimleri değiştirmek için çalışmak ve Allah Subhanehu’nun vaadi ve sevgili peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurarak İslam’ın otoritesini yeniden tesis etmektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah Hüseyin (Ebu Muhammed Fatih) - Sudan

Devamını oku...

Liderin Yokluğu İle Güçlerin Üşüşmesi Arasında: Ümmet Koruyucu Kalkanını Nasıl Kaybetti?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Liderin Yokluğu İle Güçlerin Üşüşmesi Arasında: Ümmet Koruyucu Kalkanını Nasıl Kaybetti?

Haber:

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, kuzeyi, İran’ın Lübnan’daki partisinin saldırılarından koruma bahanesiyle Yahudi varlığının güçlerini Güney Lübnan’ın bazı bölgelerinde tutmasını desteklediğini ifade etti.

Bu açıklama, dün Salı günü Berlin’de, Almanya’ya resmî bir ziyaret gerçekleştiren Yahudi varlığındaki mevkidaşı Gideon Sa’ar ile düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında geldi. (El Cezire)

Yorum:

Milletlerin İslam ümmetinin üzerine üşüştüğü bir zamanda, göz ardı edilemeyecek acı verici bir soru öne çıkıyor: Ümmeti koruyacak ve onun onurunu muhafaza edecek gerçek lider nerede?Nitekim Müslüman ülkeler, yabancı müdahalelere açık bir saha haline gelmiş olup, hiçbir caydırıcı olmaksızın egemenlikleri ihlal edilmekte ve sanki halkları yokmuş ya da acizlermiş gibi, hayati kararları dışarıdan alınmaktadır!

Almanya Dışişleri Bakanı gibi Batılı bir yetkilinin, Güney Lübnan'da Yahudi ordusunun varlığının gerekli olduğunu açıklamak için ortaya çıktığında bu, sadece siyasi bir görüş değil, aksine İslam ümmetine yönelik küçümsemenin boyutunu açıkça ortaya koyan bir ifadedir. Aynı şekilde Trump ve diğerleri bölgenin işlerine müdahale edip yönelimleri ve politikaları dikte ettiklerinde mesele, diplomasi sınırlarını aşarak vesayeti dayatmaya dönüşmektedir.

Ümmet içinde, güç ile takvayı, hikmet ile azimeti bir araya getiren lider gibi gerçek bir lider olsaydı, bu müdahaleler bu kadar cüretkâr bir şekilde gerçekleşmezdi. Bu lider, sorumluluğunun sadece devlet işlerini yönetmek değil, aynı zamanda dini, onuru ve egemenliği korumak olduğunu idrak eden bir liderdir.  İşte bu liderlik modeli olmayınca, ümmet zayıflamış, kelimesi bölünmüş ve her bir açgözlünün hedefi haline gelmiştir.

İslam tarihi, saldırganların karşısında sağlam bir set gibi duran ve hiçbir dış gücün Müslüman ülkelerine iradesini dayatmasına izin vermeyen lider örnekleriyle doludur. Nitekim onlar, liderliğin büyük bir emanet olduğunun ve bu emaneti ihlal etmenin tüm ümmetin kaybı anlamına geldiğinin farkındaydılar.

Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu azim anlama şu kavliyle işaret etmiştir: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِİmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Yani Halifenin varlığı, ümmeti tehlikelerden koruyan ve ona yönelik saldırıları engelleyen bir kalkandır demektir.İşte bu kalkan kaybolunca, ümmet açıkta kalmış ve her taraftan uzanan eller onu kapıp götürmüştür.

Çözüm sadece dış müdahaleleri reddetmekte değil, aynı zamanda iç yapıyı sağlam bir temel üzerine yeniden inşa etmekte yatmaktadır. Bu yüzden İslam’ın değerlerine ve adalete, sorumluluk taşımaya ve Allah’ın şeriatına bağlı kalmaya dayalı Raşidi bir liderlik mefhumuna gerçek bir dönüş gerekir. İşte bu dönüş, hak için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan ve hiçbir gücün ümmetin kapasiteleriyle oynamasına izin vermeyen bir lider ortaya çıkaracaktır.

Dolayısıyla güçlü, takvalı ve dinine sımsıkı sarılan bir lidere sahip olan bir ümmetin, aşağılanması ve ihlal edilmesi mümkün değildir. Ama zayıflık ve parçalanma durumu devam ederse, dış müdahaleler acı bir şekilde tekrar eden bir gerçeklik olmaya ve egemenlik de eksik kalmaya devam edecektir.

İşte bu, ciddi düşünmeye yönelik bir çağrıdır: Ümmetin gücünü nasıl geri kazanabiliriz? İslam’ın istediği gibi gerçekten ümmeti koruyan bir kalkan olacak lideri nasıl ortaya çıkarabiliriz?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Alimlere Yönelik Suikastlar ve Pakistan’ın Bölgedeki İslam Ümmetine Yönelik Yeni Hedefleri

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Alimlere Yönelik Suikastlar ve Pakistan’ın Bölgedeki İslam Ümmetine Yönelik Yeni Hedefleri

Haber:

Pakistan, 27 Nisan 2026 Pazartesi günü, Kunar eyaletinin merkezinde yer alan Esedabad şehrine füze ve havan toplarıyla bir saldırı düzenledi. Bu saldırılar konutları ve Seyyid Cemaleddin Afganî Üniversitesi’ni de hedef aldı. Nitekim sekiz sivil hayatını kaybetmiş ve yaklaşık 97 kişi yaralanmış olup, bunlar arasında 30 öğrencinin yanı sıra kadınlar ve çocuklar da bulunmaktadır.

Yorum:

Pakistan’ın Afganistan’a yönelik son saldırıları -özellikle de Seyyid Cemaleddin Afganî Üniversitesi gibi eğitim merkezlerini hedef alması- basit bir sınır çatışmasının ötesine geçmektedir. Zira İslamabad, sadece Afganistan meselesinde değil, aksine Gazze’den İran’a ve Afganistan’a kadar uzanan tüm İslam beldelerinin meselelerinde, Amerika’nın çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeni bir oyunun içine girmiştir. Nitekim bu politika, Pakistan ordusunun Hindistan’a yönelik tarihsel düşmanlığından uzaklaşıp Afganistan’a yönelik düşmanlığa yönelmesine yol açmıştır; böylece bölgedeki İslami hareketlerin, Pakistan ordusu ve istihbaratı tarafından bastırıldığı bir zamanda, Hindistan Çin ile rekabet etmekle meşgul olmaktadır.

Son zamanlarda bu görevin başka boyutları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Pakistan, İslami duyguların galip olduğu ve dini medreselerin yoğun şekilde yaygın olduğu bir toplumdur. Nitekim bu medreselerin birçoğu, Taliban’ın kendisinin de bu medreselerin rahminden çıkmış olmasından dolayı, Afganistan’daki son dönüşüme ve Taliban hareketinin iktidara gelmesine olumlu bakmaktadır. Buna rağmen Pakistan, -Afganistan’daki eğitim merkezlerini bile hedef aldığı bir zamanda-, Afganistan hükümetini ve Pakistan’daki Taliban hareketini Hindistan’a, hatta Yahudi varlığına nispet etmeye çalıştığı geniş çaplı bir propaganda kampanyası başlatmıştır. Buna karşılık bizzat Pakistan, Amerika'ya icabet ederek Hindistan'a yönelik düşmanlığından vazgeçmiş ve Amerika'nın ve Yahudi varlığının çıkarlarını savunmak için ordusunu Gazze'ye göndermeye hazır olduğunu açıkladığı gibi Amerika ile İran arasında arabuluculuk yapmaya da başlamıştır. 

Bu silsilenin en son halkası, Pakistan ve Afganistan’daki dini medreseler arasında ortak bir kimliği temsil eden en önde gelen Deobandi alimlerinden Şeyh Muhammed İdris’e yönelik suikasttır. Şeyh Muhammed İdris, Darül-Ulum Hakkaniye’de hadis hocası ve İslam Alimleri Vakfı’nda (Fazlurrahman) üst düzey danışman olarak görev yapmıştır. Kendisi kısa bir süre önce Pakistan Ordusu Komutanı General Asim Munir'i övmüş ve onu “barışsever ve hizmetkar” olarak nitelendirmişti. Ancak 5 Mayıs 2026 sabahı, Hayber Pahtunhva bölgesindeki Çarseda şehrinde kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından suikasta uğramıştır; ayrıca polis korumasından iki kişi de yaralanmıştır. Görünen o ki bu suikast, uygulayıcının Pakistan Taliban’ı olduğu izlenimini verecek şekilde tasarlanmış olup bu da Pakistan toplumunu -özellikle de alimleri ve dinî medreseleri- Afganistan hükümetine ve bu harekete karşı kışkırtmak hedefiyle yapılmıştır.

Pakistan’ın bu hain politikası, İslam ümmetine karşı hareket etme temeline dayalı milliyetçi ve ulusal çıkarlar mefhumunu benimsemesinin bir sonucudur. Ancak Afganistan yöneticileri için çözüm, aynı fikri benimsemekte değildir. Ancak Afganistan içindeki Pakistan’a yönelik tepkilerin de, şerî tutumun açıkça kaybolmasıyla birlikte milliyetçi bir nitelik kazandığı gözlemlenmektedir. Hatta Pakistan’ın taleplerine binaen Afganistan’daki yabancı mücahitler üzerindeki baskılar artmıştır; oysa bu tür politikalara tutunmanın, geçmiş deneyimlerde defalarca başarısız olduğu kanıtlanmıştır.

Yöneticiler, sadece İslam'a sımsıkı sarılmakla ve İslam'ı politikalarının tek ölçütü haline getirmekle yükümlüdürler. Bu ise, milliyetçi düşünce ya da ulus-devlet sistemi ile değil, sadece Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak yoluyla gerçekleştirilebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Yusuf Arslan - Afganistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER