Cumartesi, 29 Zilkâde 1447 | 2026/05/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Mirziyoyev Rejimi, Zarafşan Hapishanesindeki Müslümanlara İğrenç Baskılar Uygulamaktadır!

Nevai vilayetinin Zarafşan şehrinde bulunan 12 numaralı cezaevinde yatan mahkumlara psikolojik ve fiziksel baskılar uygulandığı, sistematik ihlaller yapıldığı gelen haberler arasında. Bu zulüm, sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için parmaklıklar ardında yatan Hizb-ut Tahrir gençlerini hedef almaktadır. Bu gençler, onurlarını hedef alan ve onları aşağılayan iğrenç provokasyonlara maruz kalmaktadır.

Zalim rejim, kirli pençelerini bir kez daha Allah’ın dini üzerinde sebat eden gençlere, özellikle de Zarafşan’daki 12 No’lu ıslah kurumunda bulunan kardeşlere yöneltmiştir. Bu kez işlenen suçlar yalnızca insani değerlere aykırı olmakla kalmamış, hayvanların bile işlemeyeceği suçlar ve iğrençlikler işlenmiştir. İnsanlık onuru ve şerefi ayaklar altına alınmıştır.

Kurumun operasyonel bölüm başkanı Devlet Güvenlik Servisi Yarbayı Mahmud Hüseyinov ve avaneleri; tahliye tarihleri yaklaşan dirençli mahkûmları boyun eğdirmek, onlardan zorla “pişmanlık” mektubu almak ve iradelerini kırmak için en adi yöntemleri kullanmışlardır. Esadullah İşpultayev ve Sıddık Hocayev gibi kardeşlerimize karşı “Yeşil Madde Provokasyonu” olarak bilinen o iğrenç oyunu sergilemişlerdir. Bu iğrenç uygulama; mahkûmu uyuduğu sırasında cinsel saldırıya uğrayacağıyla tehdit ederek onu sahte “pişmanlık mektupları” yazmaya zorlamayı amaçlamaktadır.

Bu uygulama, müstebit rejimin gerçek yüzünü ve Müslümanlara karşı beslediği derin nefretin boyutlarını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu zulümlerin temel sebebi ve kaynağı, rejimin oynadığı ikili politikadır, hem Rusya’nın hem de haçlı Amerika’nın ipinde oynamaktadır. Rusya, Müslüman göçmenlere karşı en ağır aşağılamaları reva görürken; Trump da Gazze’de, İran’da ve Sudan’da İslam Ümmetinin oluk oluk kanını akıtmaktadır. Mirziyoyev rejimi de kendi halkını ve dindaşlarını en aşağılık ve adi yöntemlerle ezerek onların rızasını kazanmaya çalışmaktadır.

Ey Özbekistan Müslümanları! Kardeşleriniz, iffetlerini ve onurlarını korumak için parmaklıklar ardında çetin bir mücadele verirken; yıkılmakta olan saltanatının sütunlarını ayakta tutmak için çalışan zalim rejim ise, her türlü zulüm ve baskıyı reva görmektedir.

Ey Özbekistan Müslümanları! Zindanlardaki kardeşleriniz sadece fiziksel işkenceye değil, aynı zamanda onurlarını hedef alan manevi saldırılara da maruz kalmaktadırlar. Bu zalimler, Müslüman için namus ve şerefin hayattan daha değerli olduğunu biliyorlar, bu yüzden özellikle bu hassas noktayı hedef almaktadırlar.

Zarafşan hapishanesindeki ve diğer zindanlardaki mazlum kardeşlerimizin haklarını savunmak, bu zulümleri tüm dünyaya haykırmak ve İslam’ın adaletini tesis etmek için çalışmak; her birimizin şer’i ve ahlaki görevidir.

Zalimler, Allah’ın tuzağından ve mazlumun feryadından bihaberdirler. Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ “Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” [İbrahim 42]

Ey güç ve kuvvet ehli! Ey güvenlik birimleri! Bu dünya fani ve geçicidir, ahiret azabı ise bakidir. Bugün hizmet ettiğiniz bu rejimin arkasında Rusya ve Amerika gibi sömürgeci güçler vardır, onlar İslam’ın ve Müslümanların bir numaralı düşmanıdırlar.

Zarafşan’daki 12 numaralı cezaevinde işlenen bu kirli suçlar asla hesapsız kalmayacaktır. Bizler, mazlum kardeşlerimizin döktüğü her damla gözyaşından ve gasp edilen her haktan sorumluyuz ve hesaba çekileceğiz.

Mirziyoyev rejimine ve onun cellatlarına, zulüm üzerine kurulan her saltanatın eninde sonunda yıkılmaya ve çökmeye mahkûm olacağını hatırlatıyoruz. Bu vahşi işkenceler ve sahte “pişmanlık mektubu” oyunları, Ümmetin şaha kalkışını asla engelleyemeyecektir. Allah’ın izniyle çok yakında bu suçlara ortak olan herkes adalet önünde hesap verecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

Devamını oku...

Cihat ile Pakistan Ordusu Hindu Devletine, İran Ordusu ise Amerika ve Yahudi Varlığına Karşı Galip Gelecek; Cihat ile Ümmet Yeniden İzzetine Kavuşacaktır!

Pakistan kuvvetlerinin, “Bünyan-ı Marsus” operasyonu ile Hindu devletine ait çok sayıda uçağı düşürmesi, savunma sistemlerini felç etmesi ve işgal altındaki Keşmir üzerinde fiili bir uçuşa yasak bölge ilan etmesi ve 7-8 Mayıs 2025 gecesi başlayan “Sindur” operasyonu ile de Hindu devletini yerin dibine geçirmesi, Müslümanların davasında barış ve normalleşme masallarının kâfirlere sadece cesaret verdiğinin, düşmanı ancak Cihadın yola getirebileceğinin en açık kanıtıdır.

Aynı tabloyu İran’ın Amerika ve Yahudi varlığına karşı yürüttüğü savaşta da gördük. İran kuvvetlerinin Orta Doğu’daki Amerikan üslerini füze ve İHA’larla hedef alması, Yahudi varlığını füze yağmuruna tutması ve Amerikan donanmalarını vurması, çağın firavunu Trump’ın dengesini bozmuş ve onu defalarca ateşkesi uzatmaya mecbur etmiştir. Peki, hani nerede barış sloganları atanlar, realizm adına kâfirlere boyun eğmeye çağıranlar ve savaşın hiçbir sorunun çözümü olmadığını söyleyenler? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şu sözünde ne kadar da doğru söylemiştir:

إِذَا تَبَايَعْتُمْ بِالْعِينَةِ، وَأَخَذْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ، وَرَضِيتُمْ بِالزَّرْعِ، وَتَرَكْتُمْ الْجِهَادَ، سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ ذُلّاً لَا يَنْزِعُهُ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى دِينِكُمْ“Îyne usulü ile alış veriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna tutunup ziraatçılıkla geçinmeye razı olduğunuz ve Cihadı terk ettiğiniz vakit, Allah sizin üzerinize zilleti musallat eder de dininize dönene kadar onu üzerinizden sıyırıp almaz!” [Ebu Davud, Ahmed] Allah Subhânehu ve Teâlâ da şöyle buyurmuştur:

وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ“Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve müminlerindir.” [Münafikun 8]

إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” [Muhammed 7]

Müslümanların tüm tarihi cihadın azametiyle doludur. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bizzat yirmi yedi gazveye katılmış, onlarca seriyye göndermiş ve böylece Müslümanların yolunu belirlemiştir. Raşit Halifeler de bu yolun kesintiye uğratmasına asla izin vermemişlerdir. Emevi ve Abbasî halifeleri ile onların komutanları, İslam sancağını cihat yoluyla dünyanın dört bir yanına taşımışlardır. Abbasîlerin son döneminde cihat farziyetinde ihmalkarlık gösterilince Müslümanlar Moğol istilasına uğramış, ancak daha sonra Cihad ruhuyla yeniden dirilen Osmanlılar, Haçlı Avrupa’yı kılıcın ucuyla sindirerek bu farzı yerine getirmiş ve izzete ulaşmışlardır. Ne var ki 1924 yılında Hilafet’in yıkılmasından sonra cihat farzı, çizilen coğrafi ve milli sınırlar içindeki savunma faaliyetlerine hapsedilmiştir; bu ise kafir uluslararası sisteme boyun eğmekten başka bir şey değildir.

Oysa Amerika; Venezuela, İran, Suriye, Sudan, Afganistan ve Yemen’e dilediği zaman saldırmakta; Yahudi varlığı da Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’i istediği an vurmaktadır. Buna karşılık bizler ise Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın farz kıldığı şer’i görevimizi yerine getirmemekte, Gazze’ye, Yemen’e veya İran’a yardım etmek için harekete geçmemekte, sadece sınırları savunmakla yetinmekteyiz. Halbuki Allah Subhânehu ve Teâlâ Müslümanlara yardım etmemizi bize farz kılmıştır:

وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُEğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize borçtur.” [Enfal 72]

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ“Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın.” [Bakara 191]

Cihat farzını yerine getirmekte gevşeklik göstermek ve ulusal sınırlar içine hapsolmak Ümmet’in zayıflamasına yol açmıştır. Bu sınırlar Ümmet’i paramparça etmiş ve kafirlere, Müslüman beldeleri birer birer hedef alma fırsatı vermiştir.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Allah sizi sadece İngilizlerin çizdiği sınırlar içindeki Müslümanları korumakla yükümlü tutmamıştır. Tarih boyunca Müslüman komutanların hayatında görüldüğü üzere, bütün Müslümanları korumak için cihat etmek de sizin üzerinize farzdır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Bedir veya Hendek’ten sonra bile Cihada birkaç ay ara vermemiş, İslam mesajını doğuya ve batıya taşımıştır. Bugün Gazzeli Müslümanlar yolunuzu gözlemektedir, Keşmir halkı da hâlâ Hindu devletinin zulmü altında inlemektedir; öyleyse daha ne duruyorsunuz, haydi cihat meydanlarına inin. Komutan ecdadınız toprakları bir bir fethetmiş, oraları İslam’ın otoritesine boyun eğdirmiş, denizlere ulaşıncaya kadar durmamışlardır. Sizler mazlum Müslümanların feryatlarına cevap verebilecek güce sahipsiniz, peki onları kurtarmaktan sizi alıkoyan şey nedir?

Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın emirlerine tam anlamıyla itaat, ulus-devlet sistemi içinde gerçekleştirilemez. Hadi öyleyse Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Halifeniz sizi cihada sevk edecek, size gazi ya da şehit olma şerefini kazandıracak, Endonezya’dan Mağrib’e kadar İslam beldelerini tek bir Hilafet çatısı altında birleştirecek, Yahudi varlığını ortadan kaldıracak ve Amerika’yı bu bölgenin tamamından söküp atacaktır. İşte en büyük kurtuluş budur! Öyleyse çalışanlar bunun için çalışmalıdır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Heyeti, Hausa Kabilesi Genel Emiri Üstad el-Ticani Musa ile Görüştü

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet, 12 Mayıs 2026 Salı günü, Hausa Kabilesi Genel Emiri Üstad el-Ticânî Mûsâ’yı Kassala şehrindeki konutunda ziyaret etti. Heyete, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Üstad Nasır Rıza Muhammed Osman başkanlık etti. Heyete ayrıca Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Meclis Üyesi Üstad Muhammed Muhtar ile Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Muhammed Sirac da eşlik etti.

Görüşme sırasında heyet, Hizb-ut Tahrir’i tanıttı. Partinin gayesinin; Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak olduğunu vurguladı. Hilafetin, ümmeti tek bir devlet altında birleştireceğini, İslam akidesi ve İslam kardeşliği bağı yerine ırkçı söylemleri ve kabile asabiyetini körükleyerek, Sykes-Picot ile zaten parçalanmış olanı daha da parçalamak için çalışan sömürgeci projeye karşı koyacağını belirtti...

Üstad et-Ticânî de heyetin söylediklerini doğruladı ve kabilecilik taassubunun terk edilmesi ve ümmetin İslam projesi etrafında birleşmesi gerektiğinin altını çizdi.

Devamını oku...

Basın Toplantısına Davet

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan tüm kardeşlerimizi, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmî Sözcüsü’nün şu başlık altında düzenleyeceği basın toplantısına davet etmekten mutluluk duyarız:

“Gasıp Düşmandan Meşruiyet Aramak Yerine Gasp Edilen Otoritesini Ümmete Geri Verin”

Tarih: H. 29 Zilkade 1447 M. 16 Mayıs 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Katılımınız tartışmaya zenginlik katacaktır

Devamını oku...

Fas'ta Siyonizm Azgınlaştı, Kötülüğü Yaygınlaştı ve Pis Kokusu Da Yüzeye Çıktı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Fas'ta Siyonizm Azgınlaştı, Kötülüğü Yaygınlaştı ve Pis Kokusu Da Yüzeye Çıktı
Hain ve Utanç Verici Rejim De Onun Sponsoru ve Koruyucusudur

 

Fas’ın Marakeş şehrinin surlarında yaşanan ahlaksızlık, rejimin gaspçı varlıkla normalleşme ihanetinin ve Fas’ın kapılarının Yahudilere açılmasının bir sonucudur. Bundan daha da kötüsü ise, Yahudilerin şehir surlarında Talmudî ritüellerini hain rejimin güvenceleri altında gerçekleştirmesidir; bu da söz konusu ritüelleri belgeleyen bir videonun yayılmasının ardından Fas halkı arasında büyük bir öfkeye yol açmıştır.

Bu ihanet, uygunsuz ya da münferit izole bir durum değildir; aksine bu, giderek büyüyen ve tırmanan bir bağlamın yaklaşımıdır. Ayrıca bu, reddeden Faslı Müslümanları, şiddetle inkar ettikleri normalleşme ihanetine zorla itmeye yönelik baskı ve şok politikasının bir parçasıdır. Yine bu, Yahudilere ve onların gaspçı varlıklarına karşı psikolojik bariyeri zorla kırmaya yönelik bir şoktur. Dahası bu olay, hain rejimin izlediği genel ve kapsamlı Siyonistleşme politikasının bir parçasıdır.

Fas rejiminin meşum İbrahim Anlaşmaları aracılığıyla gaspçı varlıkla normalleşmesi, rejimin derinliklerinde gizli olan bu Siyonistleşmeyi açığa çıkarmış olup normalleşmeden sonra bir devlet politikası haline gelmiştir. Bu Siyonistleşme siyaset, kültür, ekonomi, toplum ve güvenliği kadar uzanırken daha da azgınlaşıp kötülüğü dolup taşmış ve pis kokusu baskın bir hale gelmiştir.

İşte bu siyasi Siyonistleşme ve onun açık ve küstah yüzünü, gaspçı varlığın Fas’taki eli ve gözü olan saray danışmanı André Azoulay temsil etmektedir. Nitekim André Azoulay’ın nüfuzu o kadar genişledi ki Fas’taki kültürel çevreyi bile kapsamaktadır. Ayrıca o, en önemli hedeflerinden biri İslam’a karşı savaşmak olan Akdeniz Üç Kültür Vakfı’na başkanlık ettiği gibi Amazigh (Berberi) asabiyetini yönlendirmekte, desteklemekte ve himaye etmekte ve aynı şekilde Fasta’ki ateizm ve zındıklık yuvalarına sponsorluk etmekte ve onların arasına Siyonizm mikrobunun tohumlarını ekmektedir. Nitekim kendisi gaspçı varlığa hizmetteki özverisi nedeniyle, başkanı İshak Herzog tarafından, Müslümanların gasp edilmiş Kudüs’ünde Cumhurbaşkanlığı Onur Nişanı ile ödüllendirilmiştir!

Sonra güvenlik ve askeri olarak Siyonistleştirme ve anlaşmalar, tatbikatlar, savaş sanayisi, silahlanma, casusluk cihazları ile izleme ve gözetleme teknolojileri yoluyla güvenlik ve askeri çevreye yönelik korkutucu sızıntılar ve bu tehlikeli güvenlik ihlali, İçişleri Bakanlığı ve Kraliyet Jandarması ile sözleşmeler imzalayan Yahudi şirketler tarafından siber güvenlik ve teknoloji aracılığıyla gerçekleştirilmekte olup bu da bu şirketlere, ülke ve bölgenin güvenliği ile ilgili hassas verilere ve kritik dosyalara erişim imkanı tanımaktadır.

Askeri olarak Siyonistleşmeye gelince; çok korkutucu bir şekilde gelişmiş olup, derin ve kurumsal bir stratejik ortaklığa ve Fas’taki askeri kuruma tam bir sızmaya dönüşmüştür. Bu ise Ocak 2026’da resmi olarak imzalanan 2026 ortak askeri eylem planında somutlaşmış olup bu plan, önümüzdeki yıllar için güvenlik ve askeri iş birliğini kurumsallaştırmayı hedeflemekte ve teknoloji transferi kisvesi altında imalat alanlarını da kapsamaktadır. Tıpkı Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Suriye, Yemen, Irak ve İran’da Müslümanları öldürmek için kullanılan İHA’ları Yahudi varlığına tedarik eden Ben Slimane bölgesindeki “Spy X” insansız hava aracı tesisi gibi. Bu tesis, Yahudi varlığına bağlı BlueBird şirketine ait Kuzey Afrika'daki türünün ilk örneğidir ve Fas’tan mühendisler ile teknisyenler, Müslümanları öldürme teknolojisinin tam kontrolünü sağlamak amacıyla montaj ve bakım operasyonları konusunda varlıkta yoğun eğitimlere tabi tutulmaktadırlar!

Sonra uydu modeli gibi büyük silah anlaşmaları vardır; zira Fas rejimi, 2024 yılında Siyonist “IAI” şirketinden “Ofek 13” modelinde iki adet radar keşif uydusu (bu varlık lehine casusluk yapmak ve ona hizmet etmek amacıyla) satın almak üzere 1 milyar Dolarlık bir anlaşma imzalamış ve aynı şekilde hava savunma sistemleri de satın almıştır; zira Rafael şirketinden “Barak MX” hava ve füze savunma sistemi ile "SPYDER" sistemi teslim almıştır. Sonra topçu silah da vardır; zira 36 adet “Atmos 2000” kendinden tahrikli topçu sistemi ve güdümlü “PULS” füze sistemleri tedarik edilmiştir; böylece 2024 yılına gelindiğinde varlık, ABD ve Fransa'nın ardından Fas'ın üçüncü büyük silah tedarikçisi haline gelmiş ve insansız hava araçları ve casusluk teknolojisi alanında birinci tedarikçi olma yolunda güçlü bir ivme kazanmıştır.

Gazze halkının kanıyla lekelenmiş Golani Tugayı'na bağlı keşif biriminin, Gazze'deki tünel savaşının simülasyonu da dahil olmak üzere Agadir kentinde düzenlenen saha tatbikatlarına açıkça ve yoğun bir şekilde katıldığı “Afrika Aslanı 2025” tatbikatları gibi saha tatbikatları ve eğitimleri; sonra askeri birimlere karşılıklı ziyaretler ve kapasite inşa etmeye yönelik stratejik tartışma oturumlarını içeren karşılıklı deneyim paylaşımı da söz konusudur. Dolayısıyla normalleşme ihanetinin iğrençliği ile birlikte meydana gelen şey, Yahudilerin Fas'taki askeri alana tam teşekküllü olarak sızmasıdır.

Ekonomik Siyonistleşme ve bunun örnekleri; gaspçı varlığın şirketleri, sanayi, tarım, turizm, finans kurumları ve emlak düzeyinde ülkenin ekonomik dokusuna kadar sızmıştır... Fas'taki Siyonist şirketlere örnek olarak aşağıdakiler verilebilir:

* Bazan Petrol Rafinerisi ve Kimyasal Türevleri Şirketi ile damla sulama ve tohumların genetik olarak değiştirilmesi gibi tarım teknolojileri konusunda faaliyet gösteren Netafim şirketi gibi Yahudi şirketleri, Fas'ın Kenitra şehrinde bu kötü amaç için bir fabrika açmış ve geliştirmiştir. Tarımın tüm alanlarını kapsayan bu fabrika, tarım sektörü üzerinde büyük ve zehirli bir nüfuz ve kontrol sağlamaktadır. Ayrıca Yahudiler ve şirketleri, yabancı yatırım adı altında Fas'ın güneyindeki Souss ve Sahra gibi bölgelerdeki tarım arazilerini de ele geçirmiş olup ürünleri de, genetiği değiştirilmiş hurmalar gibi rejim tarafından desteklenen fiyatlarla Fas pazarlarında satılmaktadır. Aynı şekilde su ve sulama sektöründe de, su arıtma projelerini (Kazablanka, Agadir) yöneten Yahudi şirketler aracılığıyla, ülkenin su kaynaklarını kontrol ederek stratejik bir nüfuz elde etmiştir.

* Elbit Systems askeri ve güvenlik sanayileri şirketi; insansız hava araçları ile gözetleme ve casusluk sistemlerinin tedarikini kapsamaktadır.

Finansal düzeyde ise Avrupa yatırımları olarak paketlenmiş Yahudilere ait bankalar, finansal yatırımlar ve yatırım fonları vardır ve gizli olan ise daha da vahim ve acıdır!

İnsanların mülkiyetleri zulüm ve saldırganlıkla alınarak bunlar, Yahudi varlığına bağlı şirketler de dahil olmak üzere özel emlak şirketlerine teslim edilmiş ve bu 40 km uzunluğundaki sahil şeridi, turistik gayrimenkuller ve yüksek fiyatlı gayrimenkuller için tahsis edilmiştir. Mimari tasarımında ise, cami izinin bile görülmediği, aksine ortasında karma ve açık yüzme havuzu ile eğlence ve spor salonları bulunan konutların yer aldığı Batılı laik medeniyetin karakteri hakimdir. İşte bu Siyonist gayrimenkulün en çarpıcı örneği, Fas topraklarından silinip yok edilen tarihi eski kent merkezi Kazablanka şehridir; zira buradaki konutlar, okullar, pazarlar ve camiler yıkılmış, halkı yerlerinden edilmiş ve arazileri özel şirketlere, özellikle de Yahudi varlığına ait şirketlere devredilmiştir!

En tehlikelisi ise, zihinleri hedef alan ve İslam’ı hedef almada en üst düzeye ulaşan kültürel Siyonistleşmedir; bu ise, 9 Şubat 2022'de Rabat kentinde, Muhammediye Alimler Birliği Genel Sekreteri Ahmed Abadi ile Fas'taki Siyonist İrtibat Bürosu Başkanı David Goffrin arasında, Müslüman imamlar ve Yahudi hahamlar arasında gelecekteki işbirliği için eylem planlarını görüşmek üzere düzenlenen toplantıyla somutlaşmıştır ki bu toplantının amacı, dini söylemi, normalleşme ihanetine hizmet edecek şekilde uyarlamaktır.

Bu hain ve utanç verici rejim, bu Siyonistleşmenin sponsoru olup kutsallarımızı gasp eden, kanlarımızı yalayan, daha da kötüsü bu saate kadar hiç durmadan Gazze'deki halkımızın kanlarını akıtan ve tüm hızıyla soykırımları devam eden Yahudilerin koruyucusudur; işte bu hain rejim, bu Siyonistlerin sponsoru ve koruyucusudur; dahası tam bir ahlaksızlıkla Fas'ı Yahudiler için alternatif bir vatan haline getirmeye çalışmaktadır.

Bugün bu kâfir, facir ve küstah Siyonistleşme, İslam'ın hadari projesinin giderek büyüyen canlılığının kendisini yorgun düşürüp tüm göstergelerin onun yakında yeniden doğuşunu haber vermesinin ardından Batı’nın İslam'a ve ümmetine karşı yürüttüğü Haçlı savaşının bir parçasıdır; dolayısıyla Batı bugün İslam’a karşı kendi yok oluşu için mücadele etmektedir; zira İslam'a ve ümmetine karşı sergilediği tüm vahşet, barbarlık ve sadizm, son nefesini vermek için yaptığı acımasız bir hamle mesabesindedir; işte bu hamlede Batı, başta sömürgecinin ajanları olmak üzere tüm stratejik kaynaklarını seferber etmiştir.

Sömürgecinin bugünkü durumu, doğrudan Batı merkezinden yönetilmekte olup, tek konusu İslam’a karşı savaşmaktır. Ana ve stratejik silahı ise, sömürgeyi ve sömürgeciliği sürdürmek amacıyla İslam’ı kökünden söküp atmakla görevlendirilmiş sömürgecinin ajanlarıdır. Dolayısıyla İslam'a ve ümmetine karşı yürütülen bu vahşi ve kanlı medeniyet savaşında herkesin kendi rolü ve bir görevi vardır. Fas'taki hain rejim ise, kafir Batı için tüm Haçlı silahlarının bir laboratuvarı ve okulu niteliğinde olup, İslam'a ve Fas'taki Müslüman halka karşı savaşında Siyonistleşmeyi bir silah olarak benimsemiştir.

Ey Fas halkı, ey İslam ehli: Kâfir Batı, İslam'ınızın kök salmasını, Rabbinizin kutsallıklarına olan gayretinizi ve gaspçı varlığa karşı akidevi düşmanlığınızı deneyimlediği gibi bu lanetli varlık, Yahudilerin pisliğinde boğulmuş olan rejiminiz ile Marakeş'teki Bab Dakala Kapısı'ndaki surlarını onların pisliğinden arındırmak için yıkamak dışında her şeyi reddeden Müslüman bir halk olarak gerçekliğiniz arasındaki şok edici ve sarsıcı çelişkiyi de deneyimlemiştir.

Ey Fas halkı, ey İslam ehli: Milletlerin tarihinde, halklarına, dinlerine, dillerine, tarihlerine, kutsallarına, örf ve adetlerine aykırı davranan ve bizim necislerimiz gibi düşmanlarını dost edinen böylesi necisleri tanımadık; bu yüzden size yakışan, tüm İslam topraklarını, necis yöneticilerinizin pisliğinden arındırmaktır.

Ey Fas halkı, ey İslam ehli: Vallahi bu rejim sizin için geriye hiçbir mazeret bırakmamıştır; bu yüzden onunla birlikte sizler de, bir üçüncüsü olmayan iki seçenekle karşı karşıyasınız; ya hem rejimi kökünden söküp atarak İslam ile hem de azim İslam Devleti'niz Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurarak Rabbinizin şeriatıyla hükmederek kurtulacaksınız ya da rejimin kötülüklerine sessiz kalarak, küfre, sapkınlığa ve apaçık bir kayba sürükleneceksiniz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَّا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” [Tahrim 6]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER