Cuma, 10 Ramazan 1447 | 2026/02/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Bölgesel Caydırıcılık ve Uluslararası Baskı Arasında İran Güç Dengesi ve Olasılığın Sınırları?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Bölgesel Caydırıcılık ve Uluslararası Baskı Arasında İran Güç Dengesi ve Olasılığın Sınırları?

Büyük çıkarların eski hesaplarla kesiştiği istikrarsız bir bölgede İran, amansız bir siyasi ve güvenlik fırtınasının merkezinde yer almaktadır. 1979 devriminden bu yana İran, sadece etkisini pekiştirmeye çalışan bir bölgesel güç olmakla kalmamış, aksine Orta Doğu dengesinde merkezi bir aktör haline gelmiş, etkisini Körfez'den Akdeniz'e kadar genişletmiş ve ABD'ye düşmanca bir imaj sergilerken, ABD'nin planlarına hizmet eden bir konuma gelmiştir.

İran, yirmi yılı aşkın bir süredir, bölgesel etkisini genişletmek ile artan uluslararası baskı arasında karmaşık bir gelgit durumu yaşamaktadır. Orta Doğu'da birçok gerilim noktasında siyasi ve askeri varlığını pekiştirirken, aynı zamanda ekonomik yaptırımlar ve artan diplomatik izolasyonla da karşı karşıya kalmıştır.

2003 yılından Irak'taki Saddam Hüseyin rejiminin düşüşünden bu yana İran'ın bölgedeki etkisinin özellikleri, gerek siyasi, gerek ekonomik, gerekse askeri destek yoluyla yerel ve yabancı müttefiklerin destekleme stratejisine dayalı olarak artmaya başlamıştır.

Irak'ta, Amerika'nın ilan etmediği desteğiyle siyasi bir güç ve askeri gruplar olarak etkisini genişletmiş, Suriye'de ise devrim sırasında Beşar Esad rejimini desteklemiştir; ayrıca Lübnan'da kendi partisini desteklerken Yemen'de de Husi'leri destekleyerek etkisini güçlendirmiştir. Bu genişleme ona, stratejik baskı kartları sağlamış ve direniş ekseni olarak bilinen yapıyı güçlendirmiştir; bu da onun bölgesel güç dengesinde etkili olmasını sağlamış ve böylece kendisini Orta Doğu ile ilgili herhangi bir anlaşmada göz ardı edilemeyecek bir aktör olarak dayatmıştır.

Ancak ABD'nin bölgedeki politikasındaki değişiklikle birlikte manzara da değişmiştir. Zira İran'ın dış dalları budanmış, yurtdışındaki bir dizi önemli şahsiyeti suikasta kurban gitmiş ve önemli dosyalar, bunlardan sorumlu olanların suikastıyla kapanmıştır. Bu dosyaların izleri, liderleri İbrahim Reisi'nin ölümüyle birlikte ortadan kaybolmuştur. Ayrıca İranlı liderler arka arkaya düzenlenen saldırıların hedefi olmaya başlamış ve özellikle Trump yönetiminin 2018 yılındaki ilk döneminde nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana, İran'ın nükleer programlarıyla bağlantılı bir dizi yaptırımlarla birlikte üzerindeki uluslararası baskı artmıştır. İşte tam da bu noktada bir dönüm noktası yaşanmıştır; zira Amerika, petrol ve bankacılık sektörlerini hedef alan sıkı yaptırımları yeniden dayatmaya başlamıştır.

Joe Biden döneminde anlaşmayı yeniden canlandırma girişiminde bir umut ışığı belirmesine rağmen, müzakereler tökezlemeye devam ederken İran ise uranyum zenginleştirme seviyelerini artırmaya devam ederek Batı'nın endişelerini artırmış ve dolaylı bir çatışma olasılığını yükseltmiştir.

Yaptırımlar, İran ekonomisinin sıkıntılarını daha da ağırlaştırmış ve para biriminin değer kaybetmesi, enflasyon ve işsizlik oranlarının artması gibi iç etkileri ortaya çıkmıştır; bu da artan sosyal baskıları yansıtan tekrarlanan protestolara yol açmıştır.

İran yönetimi, ekonomik kayıpları telafi etmek için bölgesel kazanımları en üst düzeye çıkarmayı ve iç cephedeki uyumu korumayı temel alan hassas bir denkleme dayanmaktadır. Ancak yaptırımların devam etmesi ekonomiye yapısal bir meydan okuma oluştururken, bölgesel çatışmalara derinlemesine dahil olması İran'a giderek artan mali ve siyasi yükler getirmiş olup bu da bazı aşamalarda, baskı altında olan bazı alanlarda varlığını azaltmayı kabul etmesine neden olmuştur.

Bugün İran, devam eden dış baskıların ve artan ekonomik baskıların gölgesinde karmaşık bir aşamadan geçmektedir. Ayrıca dahili siyasi sahne, özellikle sistem seçilmiş ve seçilmemiş kurumlar arasındaki dengeye dayalı olduğundan dolayı birtakım değişikliklere tanık olmaktadır; zira reformist akımın varlığı gerilerken muhafazakar akımın etkisi ise yükselmektedir, bu da seçmen katılımında önemli bir düşüşe yol açmış olup bu ise halkın siyasi sürece ilgisinin nispeten azaldığını göstermektedir.

Ayrıca İran, son zamanlarda tekrarlanan protesto dalgalarına tanık olmaktadır; bu protestoları harekete geçiren odakların kimler olduğuna bakmaksızın gençler ile yetkililer arasındaki uçurumun, gençlerin bireysel özgürlükler konusundaki özlemlerinin, sosyal medya araçlarının etkisinin ve kötüleşen ekonomik durumun sonucunda sokaklar kargaşaya hazır gibi görünmektedir. Her hareketle birlikte rejim, şimdiye kadar güvenlik ve askeri araçlar ve dış baskıya direnmeye odaklanan mobilize edici bir söylem yoluyla istikrar dengesini korumayı başarmıştır.

Bu baskı karşısında İran doğuya yönelik açılımını yoğunlaştırmıştır; bu da enerji ve altyapıyı kapsayan uzun vadeli stratejik ortaklık kapsamında Çin ile ve özellikle bölgesel ve uluslararası konularda siyasi ve askeri işbirliği yoluyla Rusya ile kurduğu ilişkilerde ortaya çıkmaktadır; ayrıca kendisine siyasi ve ekonomik nefes alma alanı sağlayan Şengay İşbirliği Örgütü gibi Batılı olmayan dışı bloklara da katılmıştır.

Öte yandan Amerika, İran'ı tamamen boğmaya değil, aksine nükleer programını ve uzun menzilli balistik füzelerini kontrol altına almaya çalışmaktadır. Zira Amerika, bölgedeki müttefiklerinin üstünlüğünü korumak için ekonomik ve siyasi baskı uygulayarak İran'ı tavizler vermeye zorlamaktadır ki bu müttefiklerin başında askeri ve nükleer üstünlüğünü korumaya hırs gösteren Yahudi varlığı gelmektedir.

Yahudi varlığı, “savaş arası operasyonlar” olarak bilinen, yani daha geniş bir bölgesel çatışmaya yol açmadan İran'ın konumlanmasının maliyetini yükselten sınırlı siber, hava veya deniz saldırıları yoluyla çatışmayı yönetme eğilimindedir. Amerika ise nükleer silahların yayılmasını önlemeyi öncelikleri olarak belirlemiş olup ancak topyekûn bir savaştan kaçınmaktadır; bununla birlikte baskıyı artırmak için sınırlı ve hesaplı bir saldırı yapması da olasılık dışı değildir.

Amerika ile Yahudi varlığı arasındaki anlaşmazlık risk düzeyinde yatmaktadır; zira Yahudi varlığı önleyici güç seçeneği yönünde baskı yaparken, Amerika ise bölgede daha geniş bir dengeyi korumak için geçici anlaşmalara veya aşamalı anlaşmalara açık kapı bırakmaktadır.

Yahudi varlığı, Amerika içinde baskı araçlarına sahiptir ve bu araçların en önde geleni, siyasi destek ve yasama baskısı yoluyla Kongre üzerinde etkisi olan Amerikan İsrail Kamu İlişkileri Komitesi (AIPAC) olup bu komitenin hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerde güçlü ittifakları vardır ve Yahudi varlığının güvenliğini Amerika'nın Orta Doğu'daki çıkarlarıyla ilişkilendiren güvenlik söylemleri kullanmaktadır. Ancak bu araçlar savaş kararları dayatamaz; çünkü Amerikan kararı öncelikle Amerikan ulusal çıkarlarının hesaplamalarına dayanmaktadır.

Amerika, diplomatik baskı araçlarının yetersiz olduğunu düşünürse, Güvenlik Konseyi'nde hızlı bir diplomatik hamleyle, ilk günden itibaren arabuluculuk girişimlerinin etkinleşmesiyle ve belki de İran rejimine yönelik iç baskıyı artırma çabasıyla birlikte dikkatli ve hesaplı olmak kaydıyla, sınırlı bir hava saldırısı, deniz çatışması veya siber saldırı gibi kısa ve sınırlı bir saldırıya başvurabilir.

Sonuç olarak İran, caydırıcılık çizgilerinin prestij hesaplarıyla iç içe girdiği ve büyük çıkarların zorluklarla ağırlaşan iç meselelerle kesiştiği son derece hassas bir bölgesel denklemin merkezinde yer almaya devam etmektedir.

Mesele sadece savaş ya da barış meselesi değildir, aksine güç ve maliyet, hırs ve kudret, askeri mesajlar ve ince diplomatik sinyaller arasındaki hassas bir denge meselesidir.

Amerika, hesaplanmamış şekilde atılacak herhangi bir adımın, geleneksel hesaplamaların ötesine geçen bir yangını ateşleyebileceğinin ve bunun da küresel ekonomi, enerji güvenliği ve tüm bölgenin istikrarı üzerinde etkilerinin olabileceğinin farkındadır.

Bu nedenle sahne, daha çok bir uçurumun kenarında yapılan halat çekme yarışına benziyor; böylece her iki taraf da ipi tamamen koparmadan bir diğerinin sabrını sınıyor.

Gelecek doğru bir çizgiyle çizilmiş gibi görünmüyor ve geriye şu soru kalıyor; soğuk caydırıcılık mantığı mı galip gelecek, yoksa anlık duygular mı hesaplamanın hikmetine galip gelecek?

Orta Doğu'daki dönüşümler sadece niyetlerle değil, aksine güç dengeleri ve bu dengedeki değişiklikler, olasılık sınırları ve denklemler değiştiğinde halk tabanının her an durumu tersine çevirebilme yeteneği ile gerçekleşebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nebil Abdulkerim

Devamını oku...

Hindu Devleti Müslümanlara Hiç Merhamet Etmiyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hindu Devleti Müslümanlara Hiç Merhamet Etmiyor

Haber:

Hindistan'ın Assam Eyaleti Başbakanı Himanta Biswa Sarma'nın, Müslüman iki kişiye ateş açtığını gösteren videosu Hindistan’da büyük bir öfkeye yol açtı.(El Cezire, 9 Şubat 2026)

Assam'daki Bharatiya Janata Partisi'nden yayınlanan bir videoda, Başbakan Himanta'nın Müslümanlara yakın mesafeden ateş ettiği görülüyor (Hindustan Times, 8 Şubat 2026)

Yorum:

Assam'daki iktidar partisi Bharatiya Janata Partisi'nin resmi X hesabından, başbakanın Müslüman olarak tanımlanan kişileri vurduğunu gösteren bir animasyon videosu paylaşıldı. "Merhamet yok" başlığıyla yayınlanan animasyon videosu, sadece siyasi bir gaf ya da sosyal medyada yapılan bir hata değil, siyasi imalardan öteye geçerek şiddeti açıkça öven Hindu rejiminin bir hamledir. Mevcut Hindu devlet aygıtı, Müslümanları "termitler" olarak nitelendirerek insanlıktan çıkarmakta ve yönetimdeki başarısızlıklarını örtbas etmeye çalışmaktadır. Demokratik kurumların sessizliği ise seküler sistemin Müslümanlar için güvenli bir sığınak sağlamadığını teyit etmektedir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” [Al-i İmran 118]

Video ve ardındaki motivasyon, iktidardaki Hindu rejimi ve liderliğinin açık bir beyanını oluşturmaktadır.Zira partinin resmi hesabını kullanarak başbakanın -Assam'daki "Myaas" veya Bengalce konuşan Müslümanları kastederek- insanları infaz ettiği bir simülasyonunu yayınlamak yoluyla rejim, Müslümanlara karşı şiddetin artık gizlenmesi gereken bir suç değil, kutlanması gereken bir politika olduğunu göstermektedir.

Bu, iç düşman yaratmak ve Müslümanlara ve İslam'a karşı köklü bir nefret beslemek yoluyla otoritesini pekiştirmeye çalışan Hindu-Brahman devlet yapısının kaçınılmaz bir sonucudur.Daha önce İçişleri Bakanı Amit Şah tarafından kullanılan ve Assam'ın politikalarında da yankı bulan “termitler” gibi terimlerin kullanılması, Müslümanları insanlıklarından çıkarmaktadır. Bu yüzden devlet nefreti sadece görmezden gelmekle kalmıyor, aksine onu üretiyor.

Bu, Hindistan politikasının “yeni normali”dir. Sızmalara karşı saldırganmış gibi görünmek, devletin vatandaşlarına sağlık, eğitim ve altyapı gibi en temel hizmetleri sağlama konusundaki korkunç başarısızlığını gizlemek için kullanılan bir kılıftan başka bir şey değildir; zira rejim, temel yakıt olarak nefret politikasına başvurmaktadır.Rejimi şiddeti kışkırtmaktan dolayı muhasebe etmek yerine, yargı, seçim komisyonu ve diğer kurumlar ile ana akım medya gibi kurumların sessizliği, videonun soykırım niyetinden ziyade meşruiyeti tartışıldığı için bu nefretin körüklenmesine katkıda bulunmaktadır.Bu, insan yapımı demokratik bir sistemde hukukun üstünlüğünün sahte olduğunu ortaya koymaktadır. Bu da bu kurumların kusurlu olmadığını, aksine Hindu Brahman elitini korumak ve azınlığa, yani Müslümanlara baskı uygulamak için tasarlandığı gibi çalıştıklarını teyit etmektedir.

Bu olay, Hindistan'daki laik demokrasinin Müslümanların canlarını, onurlarını ve mallarını korumada başarısız olduğunun bir başka kanıtı ve hatırlatıcısıdır.Hindu rejiminin iyi niyetine güvenmek ve laik partilere ve demokratik kurumlara ya da uluslararası insan hakları örgütlerinin müdahale etmesine inanmak, bir saçmalıktır.Onurun, oy sandıklar aracılığıyla veya Müslümanlara zulmeden kurumlara başvurarak geri elde edilmesi mümkün değildir.

Kısacası bu ateş açma videosu, Müslümanların hayatta kalmak için düşman olan bir sisteme bağımlı olmalarından dolayı oluşan daha derin bir hastalığın tezahüründen ibarettir.Hindistan'daki yeni normal, mezhepsel taassubun bir kusur değil, aksine egemen bir sistem olmasıdır. Assam'daki zulüm, Müslümanların Bengal termitleri olarak nitelendirilmesi ve Hindistan genelinde onlara karşı uygulanan şiddetin kutlanması, evet bunların tamamı, Müslümanların siyasi ağırlıklarının olmadığı yapay sistemlerin altında yaşadıklarının belirtileridir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Yunus - Hindistan

Devamını oku...

İşgal Altındaki Bir Üsten Kurtuluş Üssüne

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İşgal Altındaki Bir Üsten Kurtuluş Üssüne

Haber:

Uydu görüntüleri ve uçuş verileri, Ürdün üssünde onlarca Amerikan uçaklarının bulunduğunu gösteriyor. (New York Times)

Yorum:

İran ile gerginliklerin tırmanmasıyla birlikte ABD, Orta Doğu'daki askeri varlığını önemli ölçüde güçlendiriyor. Uydu görüntüleri ve uçuş takip verileri, Ürdün'deki Muwaffak el-Salti Hava Üssü'nde ABD hava gücünün önemli ölçüde arttığını gösteriyor. Bu üssün uçak sayısı normal seviyelere kıyasla neredeyse üç katına çıktığı gibi nakliye uçakları trafiğinde de keskin bir artış görülmektedir. Bu yığılma, Orta Doğu bölgesi sularında iki uçak gemisi taarruz grubunun kalmasını ve Ürdün, Suudi Arabistan ve komşu ülkelerdeki askeri üslere hava savunma sistemleri ve diğer varlıkların konuşlandırılmasını içeren daha geniş çaplı kuvvetlerin yeniden konuşlandırılmasının bir parçası olarak gerçekleşmektedir.ABD Merkez Komutanlığı, kuvvetleri İran'ın olası bir misillemesinden korumak için hava savunma bataryalarını güçlendirirken ABD yetkilileri ise bu konuşlandırmanın, İran'ı caydırmak ve nükleer programı konusunda tıkanan dolaylı müzakereler sırasında stratejik esnekliği korumak amacıyla yapıldığını iddia etmektedirler.

ABD ordusunun Ürdün'ü askeri operasyonları için bir bekleme alanı ve fırlatma rampası olarak kullanması hiç şaşırtıcı değildir.Zira Amerika'nın Ürdün'deki askeri varlığı, Suriye, Irak, Afganistan, Yemen ve diğerleri de dahil olmak üzere İslam beldelerine istikrarsızlık ve kan dökülmesinden başka bir şey getirmeyen daha geniş bir Amerikan müdahalesinin bir parçasıdır.Bu askeri konuşlandırma, ülke halkının güvenliği pahasına Amerikan hegemonyasına öncelik vermekte ve özellikle İran ile tırmanan gerilimlerin gölgesinde, Ürdün'ü olası bölgesel bir çatışma durumunda Batı'nın ileri üssü haline getirmektedir.

Ürdün rejimi, Müslümanları sömürgecilere boyun eğdirmeye çalışarak, onların kendilerini özgürleştirmelerini ve işgal altındaki topraklarını ve çalınan kaynaklarını savunmalarını engellemektedir. Yani Amerika onu esnek bir araç olarak kullanmaktadır.Ürdün rejimi, bekasını korumak için her zaman Amerikan ordusunun ve istihbaratının varlığını kolaylaştırırken, İslam'a, Müslümanlara ve kutsallarımıza ise açıkça ihanet etmiştir.Bu ihanet ve gizli işbirliğinin görmezden gelinmesi, haklı gösterilmesi veya göz ardı edilmesi durumunda, bunun Allah'ın huzurundaki hesabı çok şiddetli olacaktır.

Herkes, Amerika'nın bizim bir numaralı düşmanımız olduğunu bilsin; zira Amerika, ülkemizin stratejik öneminin farkında olup bunu yıkım ve hegemonya savaşları yürütmek için kullanmaktadır. Bağımsızlık ve kurtuluşun temeli olarak artık askeri ve coğrafi önemimizi idrak etmemizin zamanı gelmiştir. Bu yüzden Hilafet yoluyla İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmamız ve Ürdün'ü adalet, merhamet ve kurtuluş için bir başlangıç noktası haline getirmek için Hizb-u Tahrir'e güvenmemiz gerekir.

وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!” [Hud 113]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
Heysem İbn Sabit - Amerika

Devamını oku...

Ürdün Kralı 2. Abdullah Kime Mesaj Gönderiyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ürdün Kralı 2. Abdullah Kime Mesaj Gönderiyor

Haber:

Ürdün Kraliyet Divanından yapılan açıklamaya göre Ürdün Kralı 2. Abdullah, başkent Amman'daki el-Hüseyniye Sarayı'nda Ürdünlü Gazeteciler Sendikası'nın üyelerini kabul etti.

Kral Abdullah, gazetecilerle görüşmede yerel ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İran'la ilgili gelişmelere de değinen Kral Abdullah, diyalog ve siyasi çözümlerin bölgede artan gerilimi düşürmenin tek yolu olduğunu ifade etti.

Kral Abdullah, "Ürdün, hava sahasının ihlal edilmesine veya savaş alanı olmasına izin vermeyecek. Ürdün Krallığı ve vatandaşlarının güvenliği her şeyin üstündedir." dedi.

Filistin meselesine de işaret eden Abdullah, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te mevcut statükoyu değiştirme yönündeki girişimlerine karşı dost ve kardeş ülkelerle birlikte hareket ettiklerini belirtti. (trthaber, 24/02/2026)

Yorum:

Şarkul Avsat’ın Şubat 2022 tarihli haberine göre “Ürdün ile ABD arasındaki ortak savunma anlaşmasının tezahürlerinden biri ortaya çıktı. Nitekim yaklaşık 4 milyar Dolar değerinde yaklaşık 16 savaş uçağı, gelişmiş silah sistemi ve radar satın almak için Ürdün-ABD anlaşması ilan edildi.

Halkın anlaşma gerekçelerine duyduğu şaşkınlık ortasında Ürdün hükümeti, ayrıntılar hakkında sessizliğini korudu. Hükümet, anlaşmanın korona pandemisi nedeniyle ağır borç yükü altında olan devlet hazinesinden değil, bir ABD hibesi tarafından finanse edildiğini söylemekle yetindi.

Anlaşmanın ayrıntılarına gelince; ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre Ürdün Anlaşması, F100-GE-129D modellerinin motorlarına, savaş uçağı yazılımını güncelleme konusunda uzmanlaşmış ‘IPDG’ cihazlarına, F-16 uçaklarında uzmanlaşmış bilgisayarlara ve konum belirleme sistemlerine ek olarak, 12 adet F-16 C Block 70 uçağı ve 4 adet F-16 D Block 70 uçağı siparişini içeriyor.

Ürdün hava yeteneklerinin kısa tarihçesi; Ürdün Hava Kuvvetleri, Birleşik Krallık’ın 1931’de Ürdün’de hava üsleri inşa etmesiyle kuruldu. Daha sonra 1950’de Krallık, ‘Arap Hava Tugayı’ olarak bilinen bir hava kolu inşa etmeye başladı ve ardından 1955’te ‘Kraliyet Ürdün Hava Kuvvetleri’ kuruldu.

ABD merkezli ‘Global Firepower’ internet sitesine göre, Ürdün Hava Kuvvetleri dünyanın en güçlü 140 ordusu arasında 36. sırada yer alıyor. Ürdün ordusu ise dünyada 75. sırada yer alıyor.

İnternet sitesine göre Hava Kuvvetleri, 44 savaş uçağı, 4 saldırı uçağı, 13 askeri nakliye uçağı, 5 özel görev uçağı ve 133 helikopter olmak üzere 255 savaş uçağına sahip.

Öte yandan eski Ürdünlü Bakan Hazem Kaşvi, özellikle Joe Biden’in Ürdün Kralı ile Beyaz Saray’da görüşmesi ve daha sonra iki ülke arasında karşılıklı savunma anlaşmasının imzalanması sonrasında ‘Ürdün-ABD ilişkilerini’ oldukça derin ve stratejik olarak nitelendirdi.

Kaşvi, Washington’un Ürdün rejimini desteklediğini ve bölgedeki rolüne önem verdiğini söyledi. Eski Bakana göre Ortak Savunma Anlaşması, Biden’in Beyaz Saray’da imzaladığı ilk askeri anlaşma.

Bu gelişme, Ürdün’ün ABD askeri teçhizatı satın aldığı ilk sefer değil. 2018 yılında Ürdün Ordusu, Ürdün sınırının güvenliğini artırmak ve DEAŞ militanlarına karşı sınır dışı operasyonlarına katılmak amacıyla bir grup Amerikan ‘Black Hawk’ helikopteri satın aldı.

Amman’daki ABD Büyükelçiliği’nin internet sitesine göre son beş yılda ABD yardımının değeri, 6,5 milyar Dolara ulaştı.

Son 40 yılda ABD ve Ürdün arasındaki ilişkiler yakın ve iyi düzeyde ilerledi. 1951 yılından bu yana Washington, Ürdün’e 20 milyar Dolardan fazla yardımın yanı sıra güvenlik, sağlık, eğitim ve su alanlarında önemli destek sağladı.

2021’de Ürdün ve ABD, Washington’un Ürdün’de askeri varlığa sahip olmasına, askeri üsler inşa etmesine ve ‘özellikle Ürdün’deki 3 bin ABD askerinin varlığıyla birlikte Ürdün topraklarının askeri saldırılar için kullanılması’ da dahil hesap vermeksizin özgürce hareket etmesine izin veren ortak bir savunma anlaşması imzaladı.”

Tüm bu gelişmelerin ardından Muvaffak Salti Hava Üssü, Orta Doğu'daki başlıca ABD askeri üslerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca Burj (Kule) 22 üssü gibi diğer resmi olmayan üsler de mevcuttur.

Şimdi tüm bunlardan sonra Kral 2. Abdullah hangi hava sahasının ihlal edilmesinden bahsediyor Allah aşkına?! Ürdün’ün neredeyse tüm hava sahaları Amerika’nın özel mülkü haline gelmişken, nasıl oluyor da Kral Abdullah, Ürdün’ün ve vatandaşlarının güvenliğinden bahsedebiliyor anlamak mümkün değil? Tüm bunlar gösteriyor ki Ürdün Kralı 2. Abdullah, ülkesinin ve vatandaşlarının güvenliğinden ziyade kendi tahtının güvenliğinden ve Amerika’nın güvenliğinden bahsediyor; zira sırf tahtı uğruna hem bedenini hem aklını hem ülkesini hem de halkını sömürgeci kafire satmış olan birinden başka bir davranış da beklenemezdi zaten. 

Kral Abdullah’ın, “İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te mevcut statükoyu değiştirme yönündeki girişimlerine karşı dost ve kardeş ülkelerle birlikte hareket ettikleri” şeklindeki açıklamasına gelince; kral Abdullah’ın dost ve kardeş ülkeler olarak bahsettikleri Amerika, onun üvey evladı Yahudi varlığı ve Amerika’nın ajanları olan Müslümanların başındaki diğer yöneticilerdir; zira Ürdün rejimi, Yahudi varlığı iki yıldan fazla bir süredir Gazze halkını vahşi bir şekilde katlettiği halde kılını dahi kıpırdatmamış ve Amerika Yahudi varlığına açıkça her türlü desteği verdiği halde, bırak Amerika’ya karşı koymayı onu kınayan tek bir söz bile söylememiştir. Hatta İran, Yahudi varlığına yönelik göstermelik füze saldırısında bulunduğunda, İran füzelerini Ürdün semalarında imha etmiştir.

Sonuç olarak Kral Abdullah’ın, “Ürdün, hava sahasının ihlal edilmesine veya savaş alanı olmasına izin vermeyecektir” şeklindeki açıklaması, Amerika’nın İran’a yapacağı olası sınırlı saldırısına karşılık İran’ın Yahudi varlığına yapacağı hava saldırısına asla izin vermeyeceğiz şeklinde okunmalıdır. Bu da Ürdün Kralı’nın mesajının, efendisi Amerika adına İran’a yönelik bir mesaj olduğu anlamına gelmektedir. Bu da gösteriyor ki Ürdün Kralı’nın dostu olan ülkeler, Amerika ve onun müttefikleri olup düşmanları ise İslam ülkeleri ve İslam ümmetidir.

Özelde Ürdün halkının, genelde ise tüm İslam ümmetinin Ürdün Kralı başta olmak üzere Müslümanların başındaki diğer yöneticilerin bu açık ihanetleri karşısında sessiz kalmaları, dahası onlara itaat etmeleri Allah katında büyük bir cürümdür. Bu yüzden bu günahtan kurtulmalarının tek yolu, bu yöneticileri tahtlarından indirip onların enkazı üzerine İslam ümmetinin tek dostu ve koruyucusu olan Raşid bir Halife getirmeleridir; ancak bu şekilde bu günahtan kurtulabilirler. Aksi taktirde bu günah, dünyada peşlerini bırakmayacak ve sürekli olarak yöneticilerinin ihanetine maruz kalacaklardır. Ahiretin azabı ise daha şiddetlidir.

Allah’tan, bu mübarek ayda, bu ajan rejimlerin tahtlarını yerle bir etmesini ve İslam ümmetine, onları gerçekten koruyup gözetecek, İslam ümmetinin düşmanlarına haddini bildirecek ve Yahudi varlığını kökünden kazıyıp atacak Raşid bir Halife nasip etmesini temenni ediyoruz. Amin. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) Damrat Müstariha’yı Ele Geçirmesi, Darfur’un Koparılması Senaryosunun Bir Parçasıdır

23 Şubat 2026 Pazartesi günü Hızlı Destek Kuvvetleri, Darfur’un kuzeyinde bulunan ve kabile lideri, aynı zamanda orduyla müttefik olan Devrimci Uyanış Konseyi Başkanı Musa Hilal’in kalesi sayılan Damrat Müstariha’nın kontrolünü ele geçirdi. Gelen haberlerde Musa Hilal’in Çad’a kaçtığı, oğullarından birinin öldürüldüğü ve diğerinin yaralandığı yer almaktadır. Kuzey Darfur’da bulunan bu bölge, Darfur’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin kontrolü dışında kalan son yerdi. Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Daklo “Hamideti”, Uganda’nın başkenti Kampala’da yaptığı bir konuşmada, Müstariha’yı ele geçirmek ve tüm Darfur’u kuvvetlerine boyun eğdirmek amacıyla saldırı tehdidinde bulunmuştu! Müstariha’ya yönelik bu saldırı, son iki gün içerisinde Kuzey Darfur’da, Çad sınırındaki Tina kasabasında ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında patlak veren şiddetli çatışmalarla eş zamanlı gerçekleşmiştir. Tina, Darfur bölgesinde ordunun elinde kalan son kaleydi.

Tüm bu askeri hareketlilik, ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Massad Boulos’un “yakın zamanda bir ateşkes imzalanacağı” yönündeki açıklamalarıyla aynı zamana denk gelmektedir. Nitekim Boulos, geçtiğimiz Cuma günü Sudan’daki çatışmanın taraflarına, ön koşulsuz ve derhal insani bir ateşkesi kabul etmeleri çağrısını yinelemiştir. Gerek askeri gerekse siyasi olsun tüm bu hareketlilik; Amerika’nın yönettiği ve Sudan’daki çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirdiği Darfur’u Sudan’dan koparma senaryosunu tamamlamak üzere sahneyi hazırlamayı amaçlamaktadır. Böylesi bir zamanda, bu komployu durdurmak için bütün çabaların seferber edilmesi gerekirken, Sudan hükümeti güvenlik ve yargı aygıtları aracılığıyla el-Ubeyyid şehrindeki Hizb-ut Tahrir gençlerine karşı asılsız kumpas davaları açmaktadır. Oysa bu gençler, yaptıkları fikrî ve siyasî mücadeleyle Amerika’nın Darfur’u ayırma planını boşa çıkarmayı; samimi güç ve kuvvet ehlini şer’î sorumluluklarını yerine getirmeye çağırarak ülkenin bölünmesini engellemeyi; Nübüvvet Metodu üzere Hilâfeti ikame ederek İslâmî hayatı yeniden başlatmayı hedeflemektedirler.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, dün de bugün de ümmetin gören gözü, işiten kulağı olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Halkımız kurulan komployu fark edene, ülkemizin birliğine kasteden her türlü ajanı ve haini çöpe atana ve İslam Devleti Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışana dek çıplak uyarıcı olmayı sürdüreceğiz. Hilafet, sömürgeci kafirin kökünü kazıyacak, ülkenin birliğini ve bütünlüğünü koruyacak ve hatta onu tüm Müslüman ülkelerle birleştirecektir. Hilafet liderliği, Allah’ın hidayetiyle çocuk tecavüzcülerinin ve katillerin elinden çekip alacak ve tüm insanlığı hayra ve adalete sevk edecektir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Siyaset Salonu Oturumuna Davet

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Bürosu, basın mensubu kardeşleri, siyasetle ilgilenenleri ve kamu meseleleriyle ilgilenen tüm kesimleri, Siyasi Salonun yeni bir oturumuna davet etmekten memnuniyet duyar. Bu oturumda, Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Merkezî İrtibat Komitesi Başkanı Üstat Nasır Rıza Muhammed Osman konuk edilecektir. Oturumun başlığı:

Epstein’ın Suçları ve Kapitalist Uygarlığın Gerçekliği

Siyasal salon oturumunun moderatörlüğünü Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezî Temas Komitesi üyesi Üstat Abdullah İsmail yapacaktır.

Tarih: 11 Ramazan 1447 / 28 Şubat 2026 Cumartesi Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stad Caddesi, Stadın Doğu Tarafı.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER