Perşembe, 15 Şevval 1447 | 2026/04/02
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Müslümanların Kaybolan Pusulası; Kudüs!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Müslümanların Kaybolan Pusulası; Kudüs!

Şöyle söylenir: “Eğer Kudüs’e gerçekten aşıksan, mihrini öde.” İşte Kudüs ümmetin vicdanında böyleydi; vatanlar gibi sevilen bir şehir değil, akide akide gibi aşık olunan bir şehirdi. Yani Kudüs, eski taşlardan, dar sokaklardan ve kadim surlardan ibaret değildir; aksine gönüldeki bir vaat, hafızada bir yara ve kaybolduğunda, onunla birlikte yönün de kaybolduğu bir pusuladır. Bakın orada, Kudüs’ün kalbinde, iki kıblenin ilki ve Harameyn’in (iki kutsal yerin) üçüncüsü ve Allah’ın çevresini mübarek kıldığı İsra’sı Mescid-i Aksa durmaktadır.

Ancak bir zamanlar İslami vicdanın merkezi olan bu yer, modern hikaye başladığında modern tarihin en karmaşık siyasi ve dini komplolarından birinin tam kalbinde yer almaya başlamıştır: zira 1917’de sahip olmayan birinin verdiği bir deklarasyon, yani Balfour Deklarasyonu olarak bilinen belge yayımlandı; bu belgede İngiltere, topraklar Müslüman ve Hıristiyan Arap halkıyla dolu olmasına rağmen Filistin’de Yahudiler için ulusal bir vatan kurulacağını taahhüt etmişti. Bu yüzden bu deklarasyon, sadece siyasi bir mesaj değil, aksine daha sonra tam bir proje için bir temel haline gelmiştir.

Bundan sonra Filistin, İngiliz mandası altına girdi (1920-1948); böylece İngiltere, Yahudilere göç kapılarını açtı ve Siyonist hareketin siyasi ve askeri altyapısının kurulmasını kolaylaştırdı. İşte bu dönüşüm, Kudüs’ün tarihinde bir dönüm noktasıydı; zira sahada, güç dengeleri değişmeye başlamıştı.

En büyük kırılma anı ise, 1967 savaşının patlak vermesiyle yaşandı; zira bu savaş, Mescid-i Aksa da dahil olmak üzere Doğu Kudüs'ün Yahudi varlığının kontrolü altına girmesiyle sonuçlandı. İşte o andan itibaren, şehre askeri kontrolün dayatılması, demografik yapının değiştirilmesi, yerleşimlerin genişletilmesi ve Kudüs’teki Filistinlilere yönelik baskıların artırılmasıyla yeni bir aşama başladı.

Mescid-i Aksa'nın yönetimi resmi olarak İslami vakıfların elinde kalmasına rağmen, baskınlar ve kısıtlamalar günlük yaşamın tekrarlanan bir parçası haline gelmiştir.

2017 yılında ABD Başkanı Trump, Kudüs’ü Yahudi varlığının başkenti olarak tanıdığını ve ABD Büyükelçiliğini oraya taşıdığını açıkladı; bu karar, Kudüs’ü müzakere konusu olarak gören onlarca yıllık uluslararası politikayı bozduğu için büyük bir siyasi dönüşüm niteliğindeydi. Ayrıca Yahudi varlığının tutumuna eşi görülmemiş bir siyasi destek sağlamış, bu da kutsal şehrin dosyasını daha da karmaşık bir hale getirmiştir.

Bugün bizler, Mescid-i Aksa etrafında dönen dini projelerle karşı karşıyayız; zira son yıllarda, El-Haram el-Kudsî bölgesinde “Üçüncü Tapınak”ın inşa edilmesini açıkça savunan Yahudi dini gruplar ortaya çıkmıştır. Bu grupların en meşhur olanlarından biri, on yıllardır Haram'daki mevcut durumu değiştirmek için çaba gösteren “Tapınak Dağı İnananları”dır. Bu gruplar, tapınağın bizzat El-Haram el-Kudsî bölgesinin içinde inşa edilmesi gerektiğini kabul eden dini bir okumaya dayanmaktadır.

Bu nedenle birçok araştırmacı, Mescid-i Aksa'ya yönelik tekrarlanan baskınların sadece güvenlik olayları olmadığını, aksine buranın kimliği etrafında uzun süredir devam eden dini-siyasi bir çatışmanın parçası olduğunu düşünmektedir.

Bugün ise Mescid-i Aksa kapatılmış olup burada namaz kılmak yasaklanmış ve insanların buraya girmesi engellenmektedir. Asıl felaket, onun kapanması değildir; aksine kapandığında içimizdeki öfke kapılarının Allah için açılmaması, orada secde etmemizin engellenmesi ve bizim de kılımızı dahi kıpırdatmamamızdır!

Bugün resim net olup acı belgelenmiş, el-Aksa esir alınmış ve sessizlik bir tercih haline gelmiştir!

Artık soru şu değildir: “El-Aksa’da neler oluyor?” Aksine asıl soru şudur: “Bize neler oldu?!

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ “Durdurun onları; çünkü sorguya çekilecekler!” [Sâffat 24] Yani bundan dolayı sorguya çekileceğiz demektir. Zira Kudüs çağrıda bulunurken İslam beldeleri, iç savaşlar, bölgesel çatışmalar, mezhepsel ve siyasi bölünmeler gibi bitmek bilmeyen çatışmalarla meşgullerdir... Hatta ümmetin pusulası dağılmış ve Kudüs, yüzyıllar boyunca Müslümanların vicdanında işgal ettiği ilgi odağı konumundan uzaklaşmıştır.

Peki el-Aksa, en tehlikeli aşamalarından birini mi yaşıyor? Kudüs'teki dönüşümlerin yavaş ama istikrarlı bir şekilde gerçekleştiğinin farkında olmamız gerekir. Zira Mescid-i Aksa'nın avlusuna yönelik baskınlar tekrarlanmakta, onun içinde Yahudi ibadetine izin verilmesi yönündeki talepler artmakta ve El-Haram el-Kudsî’deki “mevcut durumu” değiştirmeye çalışan grupların faaliyetleri artmaktadır.

Arka planda ise on yıllardır tapınağın yeniden inşası olarak adlandırdıkları sürece hazırlık yapmak için çalışan dini kurumlar vardır; bunların en öne çıkanlarından biri, tapınağın özel ibadet araçlarını hazırladığını ve rahipleri ilgili ayinler konusunda eğittiğini açıklayan Tapınak Enstitüsü'dür. Geniş çapta tartışmalara yol açan bir adım olarak 2022 yılında, bazı hahamların tapınağın yeniden inşası için dini bir şart olarak gördüğü kırmızı inek ritüeliyle bağlantılı bir proje kapsamında ABD'den Yahudi varlığına kırmızı inekler getirilmiştir.

Bu hareketler sadece izole dini ayrıntılar değil, aynı zamanda Yahudilerin Tapınak Dağı, Müslümanların ise El-Haram el-Kudsî eş-Şerîf olarak adlandırdığı yerin kimliği etrafında derin bir çatışmayı yansıtmaktadır ki tehlike de burada yatmaktadır.

Elem verici çelişki ise, Kudüs'ün tarih boyunca ümmetin vicdanında çatışmanın bir merkezi olması ancak modern çağda haber bültenlerinde sadece geçip giden bir haber haline gelmesidir ki böylece şu elem verici soru ortaya çıkmıştır: Kudüs'ün Müslümanların vicdanındaki yeri mi değişti, yoksa pusula mı tamamen değişti?!

Halife Ömer bin Hattab, 637 yılında buraya girdiğinde, herkesin kutsallarının koruyacağına dair bir ahitle girmişti. 1099 yılında Haçlı işgalinin ardından Kudüs kaybedildiğinde şehir, Selahaddin Eyyubi'nin Hıttin Savaşı'ndan sonra geri almasına kadar ümmetin vicdanındaki yerini korumaya devam etmişti. Dolayısıyla bu şehir artık kasidelerle ya da milli marşlarla değil, aksine siyasi bir birliğin, hadari bir projenin ve Raşidi Hilafetin gölgesindeki askeri bir gücün sonucunda varlığını koruyacaktır.

Bugün her Müslümanın önünde, şu zor soru durmaktadır: Nasıl oldu da ümmetin en kutsal meseleleri, çatışmalarla çalkalanan bir dünyada marjinal bir mesele haline geldi? Nasıl oldu da Kudüs'ün pusulası, hızlı haberler çağında uzak bir gürültüye dönüştü?

Tarihin bize haber verdiği yol, Kudüs'ün tarihte, sadece belgelerle, duygularla veya nutuklarla kurtulmadığıdır. Zira tarih, kutsal şehirlerin, ümmetin gücü, birliği ve iradesi olduğunda korunduğunu söylemektedir. İşte bu üçü bir araya geldiğinde, el-Aksa yeniden ümmetin bağrına geri dönecektir. Bu nedenle geriye, tüm Müslümanların duygularına sızlatan şu soru kalıyor: Kudüs bir gün eski haline geri dönecek mi? Evet, bir bütün olarak ümmet ona doğru harekete geçtiğinde geri dönecektir; işte sadece o zaman ordular, Ömer ve Selahaddin'in izlediği yolda yürüyecektir. Müslümanların pusulası ve sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği İkinci Raşidi Hilafetlerinin başkenti olan Kudüs esirdir; bu nedenle bugün tüm Müslümanların, Hilafeti yeniden kurmaya ve ordularını el-Aksa'ya doğru harekete geçirmeye muktedir projeye sahip olmasıyla öne çıkan Hizb-ut Tahrir ile el ele vererek Hilafetin kurulması için çalışması vaciptir. Sadece o zaman Kudüs, sahibine geri döndüğünü ve uzun zamandır beklediği mihrinin ödendiğini anlayacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Ümmetin Meseleleri Forumuna Katılım Daveti

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, değerli medya mensuplarını, siyasetçileri ve kamu meselelerine ilgi duyan herkesi, bu ay düzenlenecek olan “Ümmetin Meseleleri Forumu”na katılmaya davet etmekten memnuniyet duyarız. Bu ayki forumun başlığı şöyle:

“Çevreyi kuşatma siyaseti ve Mavi Nil’de yaşananlar”

Konuşmacılar:

1-İbrahim Osman Ebu Halil, Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü.

2- İbrahim Müşerref, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu üyesi.

Tarih: 17 Şevval 1447 / 04 Nisan 2026 Cumartesi

Saat: 13.00

Yer: Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Port Sudan Bürosu, El Azama Mahallesi, Stadın Doğu Tarafı.

Sizleri aramızda görmekten onur duyarız; katılımınız ümmetin dertleriyle hemhâl olduğunuzun bir nişanesidir

Devamını oku...

Gaspçı Yahudi Varlığının Büyükelçisi, Tüm Kibir ve Küstahlığıyla Hem de Buhari’nin Beldesinden Müslümanlara Kin Kustu!

Geçtiğimiz 26 Mart günü, “Qalampir.uz” platformu, Yahudi varlığının Özbekistan’daki büyükelçisi Gideon Lustig ile bir röportaj yayımladı. Gazeteci gaspçı varlığın büyükelçisine Orta Doğu’daki kargaşa, özellikle de İran savaşı, Gazze’deki katliamlar ve dünyada Yahudi varlığına karşı artan nefret hakkında sorular sordu. Büyükelçi bu sorulara verdiği yanıtlarda, Yahudilerin o bilindik üslubuyla kendi yapay varlığını “masum bir melek” gibi göstermeye çalıştı ve işlediği vahşi suçları en ufak bir mantıktan yoksun mesnetsiz bahanelerle meşrulaştırmaya çabaladı. Hatta mide bulandırıcı bir küstahlıkla kendilerini mağdur gibi göstererek, pişkince “Biz asla sivilleri hedef almıyoruz!” yalanını savurdu. Her şeyin Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısının ardından başladığını vurgulayarak, sanki Filistin’de en ufak bir hakları varmış gibi konuştu ve “meşru müdafaa” bahanesini tekrarlayıp durdu!

Kısacası bu röportajın açık hedefinin, Yahudi varlığının imajını düzeltmek, cürümlerine “meşruiyet/hukukilik” kılıfı geçirmek ve onu mazlummuş gibi göstermek olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla, böylesine utanç verici ve pespaye bir röportajın organize edilmesi şüpheleri de beraberinde getirmektedir. Bu röportaj sadece söz konusu platformun inisiyatifiyle olamaz, bilakis kesinlikle Özbek rejiminin desteği veya talimatıyla olmuştur. Bununla birlikte bu durum, “Qalampir.uz” platformunu, o lanetli varlığın temsilcisiyle böylesine utanç verici bir röportajı yapmayı kabul ettiği için onu Allah katındaki sorumluluktan kurtarmayacağı gibi, onu İslam Ümmeti’nin gazabından da korumayacaktır.

Özbek rejiminin, Buhari’nin beldesinden safsatalarını ve küstahlıklarını kusması için bu medya platformunu bu mücrim varlığa ardına kadar açmasına gelince, ne yazık ki rejimin artık bu tür tasarruflarına zerre kadar şaşırmıyoruz! Görünen o ki, bu gaspçı Yahudilerin Gazze’de Müslümanlara karşı işlediği ve dillerin tarif etmekte aciz kaldığı o vahşi katliamlar, bu rejimde en küçük bir endişe bile uyandırmamaktadır. Yahudi varlığı şu anda İran ve Lübnan’daki Müslümanların üzerine bomba yağdırırken, Özbek rejimin ona medyanın kapılarını ardına kadar açması, mübarek Toprak Filistin’de on binlerce şehidin kanıyla alay etmekten başka bir şey değildir. Eğer rejim, bu yolla Amerika ve beslemesi Yahudi varlığını razı etmeyi ya da halkımızın zihnindeki Yahudi imajını düzeltmeyi hedefliyorsa, büyük bir yanlış ve yanılgı içindedir. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın, zalimi mazlum, saldırganı mağdur olarak gösteremeyecek; kafirlerin ve Yahudi varlığının rızasını asla kazanamayacaktır. Bunun en net örneğini İran örneğinde görmekteyiz.

Hiçbir aklama çabası, Müslüman halkımızın Amerika ve Yahudi varlığının küstahlığına, cürümlerine ve ikiyüzlülüğüne karşı her geçen gün büyüyen nefret ateşini söndüremeyecektir. Aksine, kafirlere yaranmaya çalışması rejime sadece yıkım getirecek ve onu halkın lanetine ve şiddetli öfkesine maruz bırakacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ * فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَن تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُواْ عَلَى مَا أَسَرُّواْ فِي أَنفُسِهِمْ نَادِمِينَ “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez. İşte kalplerinde bir hastalık bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.” [Maide 51-52]

Şüphe yok ki bu röportaj, Özbek halkında Yahudi varlığı çete ve zorbalarının ne kadar korkak ne kadar ikiyüzlü ve ne kadar hayadan yoksun olduklarına dair kanaati pekiştirmiştir. Yine bulutlara uzanan kibriyle ve dağları aşan küstahlığıyla bu varlığın, ancak silah zoruyla Mübarek Toprak Filistin’den sökülüp atılabileceğinden zerre kadar şüphe duymamaktadır.

Devamını oku...

Hapishaneleri Özgür İnsanlarla Dolup Taşanlar, Filistinli Esirlere Destek Olamayacaklardır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Hapishaneleri Özgür İnsanlarla Dolup Taşanlar, Filistinli Esirlere Destek Olamayacaklardır

Haber:

Yahudi varlığının Knesset'i, Filistinli esirlere idam cezasını öngören yasa tasarısını ikinci ve üçüncü okumalarda nihai olarak onayladı; gözlemciler bu adımı benzeri görülmemiş ve tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. (Ajanslar)

Yorum:

Bu suçlu varlığın esirlere idam cezasını öngören bir yasa çıkardığı duyulduğunda, kendi esirleri ile Filistin halkının esirleri arasındaki muamele ve tutumlardaki acı verici ve hüzünlü karşılaştırmanın akla gelmemesi çok zor bir şey; topraklarının sahipleri olan kahramanlar ile gaspçılar arasında ne kadar da büyük bir fark var.

Suçlu varlık, kendi esirinin serbest bırakılması için çaba göstermediği bir gün olmamış; hatta öldürdüğü leşlerinin bile peşine düştüğü gibi yurt dışında kendisine ait olan esiri, tutukluyu ya da casusu geri getirmek için tüm imkanlarını seferber etmekten geri durmamış, hatta Ürdün’deki büyükelçilik olayında olduğu gibi katilleri bile kurtarmaya çalıştığı gibi Rusya’da bir kızın hapishaneden serbest bırakılmasında olduğu gibi uyuşturucu kaçakçılarını bile kurtarmaya çalışmıştır.

Gazze Savaşı sırasında, bu mutant varlığın esir meselesini nasıl olayların ilgi odağı ve dünyanın ilgi merkezi haline getirdiğini gördük; öyle ki Gazze ve halkı bile onun esir meselesinin gölgesinde kalmış ve Gazze hakkında konuşmak ve ona yardım etmek bile sadece onun esirleri hakkında konuşmak yoluyla gerçekleşir hale gelmiştir ki bu, Arap yöneticilerinin de olduğu arabulucular için bile geçerliydi.

Bizler Yahudi varlığı için meselenin, esirlerin bizzat kendileri olmadığını biliyoruz; çünkü Allah’ın onları nitelendirdiği gibi sen onları derli toplu sanırsın ama kalpleri darmadağındır. Ancak mesele, dayatmak istediği imaj ve prestij, yerleşimcilere karşı göstermek istediği özen ve sakinlerine duyduğu takdirle ilgilidir. Mesele sadece onunla da sınırlı değildir; aksine prestijini ve egemenliğini korumaya özen gösteren tüm devletler, vatandaşlarının saygınlığını ve bireylerinin dokunulmazlığını güçlendirerek bunu gerçekleştirmeye çalışırlar.

Öte yandan belki de bu suçlu varlığı suç işlemeye, esirlere eziyet etmeye ve işkenceyi darağacının iplerine kadar tırmandırmaya iten nedenlerden biri de, İslam beldelerindeki mevcut rejimler nezdindeki insan değerinin ne kadar düşük olduğunun ortaya çıkmasıdır; nitekim bu durum en kötü şöhrete sahip cezaevlerinden başlayarak -ki bu hapishaneler binlerce özgür insanı barındırmaktadır- kendi vatandaşlarını yargılanmak üzere diğer ülkelere teslim etmeye kadar uzanan komplolarla son bulmaktadır; Dr. Afiyet Sıddiki ve mücahit kardeşlerinin durumu bunun canlı bir örneğidir. Dahası Filistin otoritesi, güvenlik koordinasyonu şemsiyesi altında kaç özgür insanın Yahudiler tarafından tutuklanmasına neden olmuştur; bundan dolayı Filistin'deki esirler ve onlara yönelik idam yasası konusunda Müslümanların başındaki yöneticilerin kılını bile kıpırdatmaması doğal, hatta evla babındandır; zira ümmetin evlatları, zaten onların öncelik listesinde yer almamaktadır.

Sonuç olarak sorun, sadece Yahudiler tarafından çıkarılan idam yasasında değil, aksine bizzat onların varlığında yatmaktadır; zira Yahudi varlığı, hapishane ve kanunların dışında Filistin halkına karşı infaz ve soykırım uygulamaktan hiç vazgeçmemiştir; hatta yasadışı infazlar onun tercih ettiği bir yasadır ki kaç tane esir, yakalandığı anda soğukkanlılıkla öldürülmüştür.

Bundan önceki sorun ise Filistin’in, halkının, İsra'sının ve esirlerinin ilgi alanının dışında kalmasıdır; zira onlar, sanki kendi ümmetlerinin kucağında olmalarına rağmen yetimler gibidirler. Bu ise Müslümanların kendilerini gözetecek bir devletin olmadığı andaki tipik bir örnektir; zira sınırlar Müslümanları ilgi alanının dışında bırakmış ve onların arasında, “Yemin ederim ki, bir Müslüman bana Romalıların sahip olduğu her şeyden daha sevimlidir” diyerek İslam'ın öğrettiği gibi bir Müslümandan daha değerli hiçbir şeyin olmadığını düşünen Ömer Radıyallahu Anh gibi bir Müminlerin Emiri yoktur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Ledavi

Devamını oku...

Harameyn Beldesinin Orduları, Amerika'yı Müslüman Ülkelerden Kovmak İçin Ne Zaman Harekete Geçecek?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Harameyn Beldesinin Orduları, Amerika'yı Müslüman Ülkelerden Kovmak İçin Ne Zaman Harekete Geçecek?

Haber:

CNN'e konuşan bir ABD'li yetkiliye göre, Suudi Arabistan'daki Emir Sultan Hava Üssü'ne düzenlenen İran saldırısında en az 10 ABD askeri yaralandı ama ölen asker olmadı. Başka bir ABD'li yetkili, yaralılardan en az ikisinin hayati tehlike arz etmeyen şarapnel yaraları alırken bir dizi askerin de etkilenmiş olduğunu ancak yaralarının niteliğinin hemen netleşmediğini belirtti. Aynı kaynak, bir yakıt ikmal uçağının da hasar gördüğünü ekledi. (CNN Arabic, 28 Mart 2026)

Yorum:

Körfez Savaşı'ndan bu yana, Harameyn beldesinin yöneticileri, Suudi Krallığı'nı korumaları için Batılı ülkelere ve onların askeri güçlerine yalvarıyorlar. O dönemde Suud hanedanının yöneticileri, saray mollalarından, kafir Baas Partisi'ni Irak'taki iktidardan uzaklaştırmanın zorunlu olduğu yönünde sayısız fetva vererek kendi ayıplarını örtmelerini talep etmişlerdi; hatta bu, işgalci kafirlerin yardımına başvurmak, onları Harameyn beldesinde güçlendirmek ve orada askeri üsler kurmaları pahasına olsa bile. Ancak gerçek şu ki, Irak'ta Baas Partisi'nin düşüşünden yıllar sonra Trump'ın Ekim 2018'de açıkladığı gibi, Harameyn beldesinin yöneticileri ABD'nin koruması olmadan iktidarda iki haftadan fazla dayanamazlar. Çünkü Harameyn beldesinin yöneticileri, otoritelerini asla İslam ümmetinden almazlar; aksine onlar, özellikle Amerika ve İngiltere olmak üzere küfür devletlerinin çıkarlarının bekçisidirler.

Şu anda, yani İran'ın Dini Yüksek Lideri Hamaney de dahil olmak İran'ın en üst düzey liderlerinin Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığı tarafından öldürülmesinden yaklaşık bir ay sonra İran, Amerika'dan doğrudan ve dolaylı olarak intikam almaya başladı. Bu saldırı, Körfez ülkelerinin çoğunda bulunan askeri üslerinin vurulmasını ve İran'dan Hürmüz Boğazı'ndan geçiş izni almayan bazı gemilerin yakılmasını içerdiği gibi Yahudi varlığına yönelik füze saldırılarını da kapsamaktadır.

Tüm bunlara rağmen Trump, 27 Mart 2026 Cuma günü Florida’nın Miami kentinde düzenlenen bir yatırım konferansında yaptığı uzun konuşmada, İslam ümmetine, genel olarak Batı ülkeleri lehine halkının başına musallat olan yöneticilerinin alçaklığını hatırlatmaktan geri durmadı; zira Trump, Avrupa ülkelerini yerdikten ve bir dizi sahte övgüde bulunduktan sonra, Harameyn beldesinin yöneticisi Bin Selman'ın “kıçını öpmesinin” tavsiye edilebilir olduğunu söyledi; nitekim bu sözleri, salonda bulunan Harameyn beldesinin yöneticilerinin bazı bakanlarının gözü ve kulağı önünde söylendi!

İran, mezhepçi söylemleri benimseme ve orada burada Müslümanların kanını yalama konusundaki tekrarlanan hatalarının sonucunda yaşadığı tüm zayıflıklarla birlikte Amerika’nın burnunu toprağa sürtmüştür; peki ya gerçek bir Hilafet Devleti kurulup ümmetin güçlerini seferber etmiş olsa nasıl olurdu acaba? Şüphesiz o zaman Amerika sonsuza dek uzletine geri dönecek ve İslam ile devleti tüm dünyada söz sahibi olacaktır. Peki ümmetin orduları, Amerikan işgalini İslam beldlerinden sonsuza dek kovmak ve ülkenin “sözde” yöneticileri olsa bile buna karşı çıkan herkesi kaldırıp atmak için ne zaman harekete geçecekler? Peki İslam ümmeti, İslam şeriatıyla hükmedecek Raşid bir Halife'nin gölgesinde birleşmek için ne zaman çalışacak?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nizar Cemal

Devamını oku...

İran'a Yönelik Savaşın, Bölgeyi Amerikan Sömürgesi Haline Getirmek İçin Kullanılması!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İran'a Yönelik Savaşın, Bölgeyi Amerikan Sömürgesi Haline Getirmek İçin Kullanılması!

Haber:

ABD Senatosu üyeleri Ted Budd (Kuzey Carolina eyaletinden Cumhuriyetçi) ve Joni Ernst (Iowa eyaletinden Cumhuriyetçi) Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi üyeleri olarak 26 Mart 2026 tarihinde “İbrahim Anlaşmaları Savunma İşbirliği Tasarısı”nı sundular. Bu tasarı, ABD Savaş Bakanı'nı, İbrahim Anlaşmaları ülkeleri arasındaki bölgesel savunma ortaklıklarını güçlendirmek ve diğer Arap ülkelerini normalleşme anlaşmalarına katılmaya teşvik etmek için bir savunma işbirliği girişimi oluşturmaya mecbur kılıyor. Ayrıca bu yasa, Orta Doğu bölgesinde İran ve vekillerinin herhangi bir saldırısını caydırmak amacıyla İbrahim Anlaşması ülkeleri arasında askeri işbirliği için bir finansman mekanizması kurulmasını öngörmektedir. (ABD Senatörü Ted Budd’un resmi web sitesi / Dış İlişkiler – Washington, 26 Mart 2026)

Yorum:

İran'a yönelik savaşın ve stratejik ve askeri açıdan pervasız Trump'ın Amerika'sının çıkmazının balçığında, onun yönetiminin, dahası Amerika'nın stratejik, siyasi ve askeri zaaflarının ortaya çıkmasıyla Amerika'nın gücünün çöküşüne, siyasi liderliğin çürümüşlüğüne ve o olağanüstü güç iddialarının sahte olduğuna dair gerçekler de ortaya çıkmıştır. Hatta Amerika'nın Körfez devletçiklerindeki üslerini savunamadığı, aksine bu üsler İran'ın füzeleri ve roketleri için kolay bir hedef haline geldiği, dahası Amerika'nın medeni ve jeostratejik üssü olan gazaba uğramış varlığın bile, Amerikan koruması çöktüğü zaman onun alçaklığı ve tam anlamıyla çıplaklığı da ortaya çıkmıştır.

Ancak acı olan paradoks, bölgedeki hain ve utanç verici rejimlerde ve yöneticilerinin alçaklığında yatmaktadır; zira onlar, bu istisnai stratejik anı, sömürgecinin pençesinden kurtulmaya yönelik bir an olarak görmediler, bilakis tam tersine tamamen Trump’ın bataklığına daldılar; dolayısıyla Epstein ahlaksızı Trump onları bir araya getirip ayıp yerlerini öpmelerini ve Müslüman ülkelerin sömürge anahtarlarını kendisine teslim etmelerini sağladı ki böylece Epstein ahlaksızı, bu ülkeleri kendi sömürge genelevine dönüştürebilsin.

Bakın işte Trump, bölgeyi doğrudan sömürgeleştirmek ve onu, ordusunun ve Savaş Bakanlığı'nın denetimi altına almak için bir ABD yasası çıkarmak istiyor!

Nitekim ABD Senatosu üyeleri Ted Budd ve Joni Ernst, Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi üyeleri olarak 26 Mart 2026 tarihinde “İbrahim Anlaşmaları Savunma İşbirliği Tasarısı”nı sundular; bu tasarı, ABD Savaş Bakanı'nı, Abraham Anlaşmaları ülkeleri arasındaki bölgesel savunma ortaklıklarını güçlendirmek ve diğer Arap ülkelerini normalleşme anlaşmalarına katılmaya teşvik etmek için bir savunma işbirliği girişimi oluşturmaya mecbur kılıyor; ayrıca bu yasa, Orta Doğu bölgesinde İran ve vekillerinin herhangi bir saldırısını caydırmak amacıyla İbrahim Anlaşması ülkeleri arasında askeri işbirliği için bir finansman mekanizması kurulmasını öngörmektedir.

Tasarı sahiplerine göre yasanın gerekçeleri, dayanakları, güvenlikle ilgili arka planı ve gereklilikleri şunlardır:

* 2020 yılında ABD tarafından müzakere edilen tarihi İbrahim Anlaşmaları ile, Orta Doğu'da işbirliği için yeni bir döneminin önünü açmak. Bu diplomatik anlaşmalar, Yahudi varlığı ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan arasında, son olarak da 2025 yılında Kazakistan ile imzalanan normalleşme anlaşmalarına resmi bir nitelik kazandırmak yoluyla bölgedeki istikrar ve güvenliği güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Bu tarihi anlaşmanın başarısını tamamlamak için, İbrahim Anlaşmaları Savunma İşbirliği Yasası çıkarılmıştır:

* Savaş Bakanı’nın, İbrahim Anlaşmaları ülkeleriyle savunma iş birliğini güçlendirmeye yönelik bir girişim oluşturmasını gerektirmektedir.

* Savaş Bakanı’nın, İran ve vekilleri tarafından gelen saldırganlığı caydırmaya öncelik vermesini ve İbrahim Anlaşmaları ülkeleri arasında bölgesel planlama ve iş birliğini güçlendirmesini gerektirmektedir ki buna insansız hava aracı sistemlerine karşı koyma kapasitesi, kara konuşlu hava savunması, özel operasyon kuvvetlerinin geliştirilmesi ve bakanın talimatlarına göre diğer uygun askerî kabiliyetler arasında ortak hava veya deniz askerî tatbikatları da dahildir.

* Savaş Bakanı’nın, bu hedefleri gerçekleştirmek için bir strateji belirlediği ve bu girişimi uygulamak üzere bütçe talep ettiği bir raporu Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’ne sunmasını gerektirmektedir.” (ABD Senatörü Ted Budb’ın resmi sitesi / Dış İlişkiler - Washington 26 Mart 2026)

Bu, bölgenin doğrudan sömürgeleştirilmesine yönelik bir yasa tasarısıdır; dolayısıyla Epstein ahlaksızı Trump, bunu gerçekleştirmek ve askeri ve stratejik çıkmazını, ihanet ve utançla lekelenmiş yöneticilerle birlikte bölgenin sömürgeleştirilmesine dönüştürmek için İran savaşını kullanmaktadır. Böylece meşum İbrahim Anlaşmaları'nı siyasi ve diplomatik nitelikteki anlaşmalardan çıkarıp meşum İbrahim Anlaşması ihanetine imza atan bölgedeki tüm ülkeleri, ABD Savaş Bakanlığı Pentagon aracılığıyla doğrudan ABD yönetimine boyun eğen sömürgeci bir askeri yapıya dönüştürecektir. Diğer bir deyişle Müslüman orduları, Amerika'nın rehinesi haline gelecek ve Amerika bu orduları, bölgenin sömürgeleştirilmesini güvence altına almak ve İslam'a ve ümmetine karşı Haçlı savaşlarında kullanacaktır; üstelik bu sömürgeciliğin masrafları da bölge halkının parasıyla karşılanacaktır!

Şii/Sünni anlatısı sahiplerinden olan gafiller için: Epstein ahlaksızı Trump, sizin topraklarınızı, tüm topraklarınızı sömürgeleştirmek istiyor; üstelik sizleri, ya kendi savaşlarında ölenler ya da İslam'ınıza karşı yürüttüğü haçlı savaşının kafir ve facir kurbanları olmanızı istiyor. Ülkenin hainleri ve sömürgecinin çivisi olan aşağılık ve utanç verici yöneticiler de, onun bugünkü askeri ve stratejik çıkmazını, ülkenizi sömürgeleştirmeye, İslam'ınıza karşı savaşmaya ve onu çıkmazından kurtarmaya dönüştürmek için onun köprüsü olmaktadırlar.

Artık ümmetinizi yok etmeyi bırakın ve kafir Batı’nın beldelerinize ve akıllarınıza yerleştirdiği cahiliye bağnazlıklarını kaldırıp atın ve hain yöneticilerinize yönelin; zira başınıza gelen tüm felaketin ve musibetin başı bu yöneticilerdir. Bakın işte şer ve terör devleti Amerika'nın işlediği büyük iğrençlikler herkesin gözü önünde açığa çıkmıştır; kendisini bu çıkmazından kurtarmak için, sizin hain ve aşağılık yöneticilerinizden başkasını bulamamıştır. Bundan daha da kötüsü, çaresiz Epstein ahlaksızı, sizin aşağılık yöneticilerinizden birini, kendi pislikleri için bir tuvalet haline getirmesi olmuştur; zira Florida'da Suudi Yatırım Konseyi'nin düzenlediği ve Muhammed bin Selman'ın da katıldığı bir toplantıda Trump, küfürlü ve kaba sözlerle Muhammed bin Selman'a yönelerek, meşum İbrahim Anlaşmaları'na katılma konusundaki tereddüt ve gecikmelerinden dolayı onu aşağılamıştır!

Ey Müslümanlar topluluğu! Bu sizin büyük felaketiniz olup bu ise size karşı hainlik ve alçaklık yapan Ruveybidaların işidir; onların ihanetleri sizi derin bir vadiden bir diğerine savurmaktadır. Allah şahittir ki onlar, aranızdaki saf şerden başka bir şey değillerdir. Emin olun ki, kesin kurtuluş onların yıkımlarında ve Batı’nın putlarının ve sütunlarının enkazı üzerine İslam’ın ve Raşidi Hilafetinin sancağının yükselmesindedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed

Devamını oku...

İran Saldırı Altında: Trump’ı Kurtaracak Müzakerelerin Reddedilmesi ve Müslüman Ülkelerdeki ABD Askeri Varlığının Ortadan Kaldırılmasının Talep Edilmesi Gerekir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İran Saldırı Altında: Trump’ı Kurtaracak Müzakerelerin Reddedilmesi ve Müslüman Ülkelerdeki ABD Askeri Varlığının Ortadan Kaldırılmasının Talep Edilmesi Gerekir

Haber:

28 Mart 2026 Cumartesi günü Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif'e, Orta Doğu'daki çatışmaya ilişkin görüşmeleri ve arabuluculuğu kolaylaştırmak için güvenin gerekli olduğunu söyledi. (Reuters)

Yorum:

Müzakerelerde ABD'ye güvenilemez; çünkü ABD, müzakereler yöntemini, yaklaşan yenilgiyi önlemek, daha fazla askeri güç seferber etmek için zaman kazanmak ya da savaş alanında korkak ordusunun başaramadığını müzakereler masasında başarmak amacıyla kullanmaktadır.

Nitekim İslam ümmeti, Afganistan ve Gazze’deki müzakerelerde, Pakistan ile Hindistan arasındaki müzakerelerde ve en son olarak İran’la yapılan müzakerelerde Amerika’nın aldatmasına ve habisliğine tanık olmuştur. Afganistan'da müzakereler, Afganistan'ı uluslararası sistemin tuzaklarına düşürmek için kullanılırken, Trump ise ordusunun Çin ve Pakistan'ı tehdit edebilmesini sağlayacak olan Bagram Hava Üssü'nün kontrolünü güvence altına alma planından vazgeçmemiştir. Gazze konusunda ise müzakereler, Yahudi varlığının zaman kazanması için kullanılmıştır ki böylece Yahudi varlığı, İslam beldelerine tek tek saldırarak Orta Doğu’daki nüfuzunu genişletebilsin. Hindu devletine gelince; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio 10 Mayıs 2025'te, Hindistan'ı utanç verici bir yenilgiden ve işgal altındaki Keşmir üzerindeki kontrolünü kaybetmekten kurtarmak için Pakistan ile yoğun müzakerelerin ardından derhal ateşkes ilan etmişti; zira Pakistan Hava Kuvvetleri, birkaç gün içinde zekası ve cesaretiyle hava üstünlüğünü ele geçirmişti. İran'ın durumunda ise ABD müzakereleri, zaten ülkenin ciddi ve kabul edilemez kapasitelerinin azaltılmasını talep etmek için kullanmıştır. Bakın işte şimdi de Trump, ajanları ve tabiileri aracılığıyla İran ile müzakereleri, ordusu için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanırken bu sırada ölümcül silah üretimini artırmakta, daha fazla asker ve savaş gemisi konuşlandırmakta ve müttefiklerine, ajanlarına ve tabiilerine daha fazlasını yapmaları için bağırmaktadır. Bunlar, Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra askeri varlığıyla İslam ülkelerini karıştırmaya başladığından beri müzakerelerde sergilediği aldatmanın onlarca açık örneklerinden sadece birkaçıdır; bu nedenle Müslümanların, Amerika ile müzakereleri kesinlikle reddetmeleri gerekir.

İslam ümmetinin,Amerikalıların “Büyük Orta Doğu” olarak adlandırdıkları ve Afganistan ile Pakistan'ı da kapsayan bölgedeki tüm Amerikan askeri yapısına karşıcihat ilan edilmesini talep etmesi gerekir. Çünkü Amerika, askeri üslerden oluşan güvenlik altyapısı, büyükelçilik maskesine bürünmüş casus istasyonları ve Amerikan ordusunun giriş yoluna ihtiyacı olduğunda ek üsler ve temel lojistik destek sağlayan Müslümanların başındaki hain yöneticiler olmasaydı, ülkemizin herhangi bir yerinde aslan geniş çaplı operasyonlar gerçekleştiremezdi. İslam ümmeti, 2001’de Afganistan’da, 2003’te Irak’ta, 2023’ten beri Gazze’de ve şimdi de İran’da olmak üzere Amerikan yılanı tarafından defalarca ısırılmıştır; bu bariz örnekler, on yıllardır süren aşağılanma dönemlerinde yaşanan onlarca örneklerden sadece birkaçıdır.

İslam ümmeti, Amerika’nın askeri yapısını parçalamaya yönelik herhangi bir askeri çatışmada Amerika’ya karşı muazzam bir avantaja sahiptir. Zira ümmetin orduları, ülkemizdeki her Amerikan varlığına ve aracına ulaşmak için kısa ve güvenli ulaşım hatlarına sahiptir. Amerika ise, doğu kıyısı ve Süveyş Kanalı ile batı kıyısı ile Hürmüz Boğazı arasındaki uzun ve açık deniz ulaşım hatları nedeniyle son derece zayıf bir konumdadır. Buna ek olarak Amerika'nın Avrupa'daki geleneksel müttefikleri onu terk ederken, Rusya ve Çin ise kendi nüfuzlarını genişletmek için Amerika'nın yok olmasını temenni etmektedirler. İslam ümmetine gelince; nitekim Allahu Teala, Gazze’deki uzun ve acı verici imtihan boyunca ümmetin dini konusunda idrak ettiği ve ona sımsıkı sarıldığı her şeyin ardından, onun halini değiştirmiştir. Zira Allahu Teala'nı fazlı sayesinde İslam ümmeti sessizce boyun eğmekten çıkmış olup şimdi o, bilinçli evlatları tarafında kendisine net ve odaklı bir yön verildiğinde, güçlü ve etkili bir şekilde seferber olacaktır.

İslam ümmetinin ordularının, ümmetin arzuladığı şeyi, yani Amerikan yılanını kendi merkezinden yok etmesi gerektiği ümmetin muazzam maddi imkanlarıyla iman, cihad, Allahu Teala’dan gelecek yardım ve şehadet arzusu temelinde savaşması da gerekir. Haçlı Amerika'ya, onun Batı'daki tabisi Yahudi varlığına ve Doğu'daki tabisi Hindu devletine gelince; onların hepsi de ümmete karşı, kırılgan, ikircikli ve sahte inançlar temelinde savaşıyorlar; bu da onların Müslümanlarla girecekleri herhangi bir savaşta iradelerinin zayıflığını ortaya koymaktadır.

Celil, Siyasi ve Basiretli Alim Ata İbn Halil Ebu Raşta liderliğindeki Hizb-ut Tahrir, Allah’ın indirdikleriyle yönetecek bir yönetimi ikame etmek için güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmektedir; haydi icabet edin ki böylece Allahu Teala'nın yardımıyla mazlumların yüzü mutlu olsun, hüzün gözyaşları sevinç gözyaşlarına dönüşsün ve ümmet ile onun nusret ehli de, Allahu Teala'nın rızasını ve genişliği yer ve gök kadar olan geniş cennetini kazansınlar. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-5]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Kadının Dünyada İşitilecek Bir Sesi Kaldı mı?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Kadının Dünyada İşitilecek Bir Sesi Kaldı mı?

Kalemlerimiz, sahneyi tasvir etmekten aciz kaldığı gibi kalemlerin de yazmaktan aciz kaldığı kadının gerçekliğini ve onun yaşadığı trajedileri nasıl anlatabilir ki? Eğer mürekkep, yaralarından akan kan ise, bu acı gerçekliği satırlarla ifade etmek mümkün müdür?

Şaşırtıcı olan ve hatta kişinin aklını başından alan şey, dünyanın, dünya kadınlar gününden bahsedip kutlamasını işitmek, hatta onun başarılarını sayarken size, sanki gelinsiz bir düğün oluyormuş gibi göstermesidir; çünkü kadınlar bu sahte kutlamaya hazır olmadığı gibi davetli de değillerdir. Bunun nedeni uluslararası sistemin hayatlarında bıraktığı yıkımla meşgul olmalarıdır. Zaten bu sistem, kadına karşı işlediği suçların açığa çıkmaması için bu dünya gününü icat etmiştir.

Bugün kadınların yaşadıklarından sadece buz dağının görünen kısmından bahsedeceğiz; Batı Şeria Kadın İşleri Bakanlığı’na göre savaşın başlamasından bu yana yaralı Gazze’de, 12.500’den fazla kadın öldürülmüş olup bunların arasında 9.000’den fazlası annedir; ayrıca savaş, yaklaşık 21.193 dul kadın bırakırken, savaş hâlâ devam etmekte ve sürekli bombardıman, fırtınaların parçaladığı çadırlar, açık havada yatmak, açlık ve bir yerden bir yere göç etmek sonucunda her dakika ölümle yarışılmaktadır... Bu dehşet verici manzarada, yorgunluktan bitkin düşmüş çocuklarını kucağında taşıyan hamile kadınlar ve yaşlılar da vardır; tabii gazaba uğramışların hapishanelerinde tutulan kadınlara yönelik cinsel saldırılardan bahsetmiyorum bile.

Sömürgeci kâfirin askeri olarak müdahale ettiği tüm ülkelerde durum böyledir; zira Afganistan, Irak, Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Libya’daki kadınlar ve dünyanın Sudan’da kadınların başına gelenlere tanık olduğu şey, haberlerde anlatılanların ötesinde bir durumdur; peki ya bizzat görmek nasıldır acaba?! Tuhaf olan ise, kadınları savaşların alevleri içine atan bu zalim rejimin cüretkarlığıdır; zira bugün ortaya çıkıp Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor ve kadın haklarını savunuyormuş gibi bir maske takıp şöyle diyor; “Mutmain ol; zira sen, seni kökünden söküp atmak için gelen suçlu bir rejimin himayesindesin!”

Sömürgeci kâfirin askeri olarak müdahale etmediği ülkelere gelince; feminist kültürü bu ülkelerde kadınların yaşamını, boşanma, bekarlık, sefil bir ekonomi ve Allah’ın hakkında bir sultan indirmediği kanunlarla darmadağın etmiş; kadına, erkeğin sorumluluğunu yüklenme konusunda harcama ve paylaşma gibi dayanamayacağı yükler yükleyerek onu sürekli bir yorgunluk ve bitkinliğe sürüklemiş, böylece hayatları sıkıntılı bir hale gelmiştir; işte tüm bunlar, kadın hakları adı altında sömürgeci kafirlerin himayesinde gerçekleşmektedir!

Bu uluslararası sistem, tüm dünyadaki kadınlara karşı böyledir; ancak Müslüman kadınların payı, sistemin ayıbı ifşa olup sahteliği ve yanlışlıkları ortaya çıktıktan sonra geri dönmesinden korkup endişe ettiği İslam hadaratının köklerinden dolayı daha büyüktür; bu yüzden Müslüman kadına diğerlerinden daha fazla baskı uygulamaktadır. Müslüman olmayan kadınlara gelince, işte bakın modern jinekolojinin babası olarak tanınan çağdaş kadın doktoru (onu böyle adlandırıyorlar!) olarak bilinen Amerikalı James Marion Simes, çağdaş jinekolojinin öncüsü olarak, bir doktorun insanlığıyla bağdaşmayan korkunç suçlar işlemiştir! Nitekim kendisi deneylerini siyahi kadınlar üzerinde yapmaktadır; bu kadınlardan en önde gelenleri Anarka, Betsy ve Lucy idi; nitekim Anarka tek başına, yaklaşık otuz ameliyat geçirmiştir! Hatta o kadınların ameliyatlarını anestezi olmadan yapıyordu; sevgili okur, bu acının boyutunu bir düşün Allah aşkına! Onun bu konudaki argümanı, kendi ifadesine ve ırkçı kanaatine göre şudur: “Siyahlar hiçbir duygu ya da hisse sahip değildir ve yaralandıklarında acı hissetmezler!”

Belki de şu metni içeren Napolyon kanununu siz de duymuşsunuzdur: “Kadın, çocuk sahibi olmak amacıyla erkeğe verilmiştir; kadın bizim malımız, biz onun değiliz.” (Kaynak; El Cezire).

İlerleme ve kalkınma iddiasında bulunan Batı'daki kadınların çektikleri acının bazılarına bir göz atalım! Aile içi şiddet, cinsel taciz, iş ve aile arasında çift bir yüke katlanmak... Batı'da kadınların karşı karşıya olduğu en önde gelen zorluklardan bazıları bunlardır; zira bu makale, eşler tarafından işlenen cinayetler ve tecavüz vakaları, sağlık, sosyal ve ekonomik bakım eksiklikleri gibi polis karakollarına bildirilen korkutucu istatistik ve rakamları ele almaya yetmez...

Kadınlar, Allah’ın şeriatını uygulayan İslam Devleti varken dünyayı sarsan bir sese sahipti; zira onları koruyan ve erkeklerin onun namusunu korumak için canlarını feda etmelerine neden olan Allah’ın şeriatıydı. Nitekim Romalılar bir kadını esir aldığında, onun sesini duyan Halife Mu'tasım Billah, onu kurtarmak için bir ordu seferber etmişti.

Ey kafir Batı: Yeter artık ikiyüzlülük ve şarlatanlık yaptığın; zira dünyanın dört bir yanındaki kadınlar artık kendi gerçekliklerinin bilincinde olup senin sisteminin yozlaşmışlığını idrak etmektedir. Bugünkü Müslüman kadına gelince; sana iltifat etmemekte ve sende kendisi, çocukları ve ailesi için düşmanlık ve kinden başka bir şey görmemektedir; bence sen, kadının özgürlüğü projesi de dahil olmak üzere tüm projelerinde yenilmiş durumdasın. Ayrıca Müslüman kadın, senin sahte Dünya Kadın Günün'le ilgilenmemektedir; zira o, Raşidi Hilafet Devleti'nin altında insanları karanlıklardan aydınlığa kavuşturacak adalet temelinde ümmetinin kalkınmasını arzulamaktadır. Allah’ım, bunu bir an önce nasip et ki kadınlar ve aileler huzur bulsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Suad Haşram

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER