İran Savaşı
- Kategori Sorular ve Cevaplar
- |
İran Savaşı
Soru:
Trump’ın İran’a önce 48 saat, ardından 5 gün, sonra da 10 gün süre tanıyan bu ikircikli açıklamaları ve sunduğu 15 maddelik planı ne anlama geliyor? Çoğu zaman Trump’ın, kısmen de İran’ın yaptığı bu karşılıklı açıklama manevralarının anlamı nedir? İran televizyonunun, İran’ın Trump’ın teklifini reddettiğini duyurması neye işarettir? Tüm bunların sonuçları ne olacak? Peki Trump; İran’ın nükleer silah ve balistik füze kapasitesini engelleme hedefine ulaşabilecek mi? Bunun neticesinde İran, eskiden olduğu gibi yeniden Amerikan yörüngesinde mi dönecek? Yoksa tamamen uydu bir devlet haline mi gelecek ya da bağımsız bir devlet mi olacak? Gerçekten de Yahudi varlığı, Savunma Bakanı’nın da açıkladığı gibi, Amerika’nın onayıyla Lübnan’ın güneyini Litani Nehri’ne kadar ilhak ederek sınırlarını genişletmeye mi çalışıyor? Ve son olarak Müslümanlar, İslam Devleti Raşidi Hilafet’in daha önce Roma Kayserlerini ve Sasani Kisralarını tarihe gömdüğü gibi Trump ve hempalarını da tarihe gömeceğini, onları şiddetle sarsıp tuzaklarını başlarına geçireceğini, böylece İslam ve Müslümanların izzet bulacağını, küfür ve kafirlerin ise helak olacağını hala nasıl idrak edemezler?
Cevap:
Yukarıdaki üç kısımdan oluşan sorunun yanıtını daha iyi anlayabilmek için şu hususların göz önünde bulundurulması gerekir:
Birincisi: Sorunun birinci bölümü, Trump’ın İran’ı Amerikan uydusu yapma ya da Amerikan yörüngesinde tutma ya da İran’ın bağımsız bir devlet olma hedefiyle ilgili:
1- ABD Başkanı Trump, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı kendisine ait Truth Social platformunda bir video yayımlayarak, Ortadoğu’da bulunan Amerikan güçlerinin İran’a karşı büyük çaplı askeri operasyonlar başlattığını duyurdu... Kuyruğu ve yapışığı Netanyahu da Trump’a katıldı. Bu saldırı; İran içinde, özellikle de Devrim Muhafızları kanadında, Amerika ile ilişkilerde tavizsiz bir tutumun olduğunu gün yüzüne çıkardı. Çünkü Trump yönetimi, İran’ı tamamen uydu bir devlet haline getirmek, diğer bir deyişle onu Amerikan yörüngesinden çıkarmak için ağır ve derin tavizler talep etmeye başlamıştı. Zira bir yandan üst düzey liderlerin suikastlarla katledilmesi, diğer yandan o devletin hâlâ aynı yörüngede dönmeye devam etmesi siyaseten uzak bir ihtimaldir. Amerika, İran’ı Amerikan yörüngesinden çıkarıp onu bağımsız bir devlet haline getirmek için İran’a savaş açmış değildir. Aksine, ilk şok darbesiyle birlikte hızla İran’ın üzerine çullanıp onu bir uydu devlete dönüştüreceğine inanıyordu. Bu, Trump yönetiminin, ilk şokun hemen ardından yani boyun eğmeyen üst düzey liderlerin öldürülmesinin ardından kontrolü ele geçirmek üzere rejimin içindeki bazı komutanlarla/liderlerle koordinasyon halinde olduğu anlamına geliyor. Fakat düşünüldüğü gibi olmadı! Devrim Muhafızları durumu kontrol altına almayı başardılar. Bu nedenle Trump ve Yahudi varlığı; İran’daki yönetimin mekanizmasının sanıldığından daha uyumlu olduğunu, dahası alışılmadık bir şiddetle ve dikkat çekici bir cesaretle füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) karşılık verdiğini görünce dehşete düştüler. İran, hem Yahudi varlığına hem de Amerika’nın Körfez ve bölgedeki üslerine füze ve İHA saldırıları düzenledi. Trump, yönetimi devralmasını umdukları bazı adamların kazara öldürüldüğünü itiraf etmek zorunda kaldı! Amerika, İran’ın bu şiddetli misillemesinin, Dini Rehber’in öldürülmesinin ardından bazı komutanların duygusal ve ani tepkilerinden kaynaklandığını düşündü ve yeni Dini Rehber’in atanmasını beklemeye başladı. Ancak babasının yerine Mücteba Hamaney’in atanmasının ve saldırıların üzerinden haftalar geçmesinin ardından, özellikle de Amerikan saldırılarının hiçbir sınır tanımaması sebebiyle İran’daki rejimin Amerikan karşıtı unsurların kontrolünde istikrara kavuştuğu görüldü.
2- Ne var ki Amerika ve Yahudi varlığının yaptığı hesapların tutmadığı görülüyor. Zira İran’a saldırı düzenlediklerinde, üst düzey lider kadrosunu, nükleer tesislerini, sanayi merkezlerini ve füze fırlatma rampalarını hedef alan bu büyük ve ani operasyon için dört gün gibi kısa bir zaman dilimi belirledikleri ortaya çıktı. Tıpkı Amerikan güçlerinin Venezuela başkanını kaçırdığında başkan yardımcısı ve beraberindekilerin ABD’ye teslim olduğu gibi, rejimin başını ve birinci kademedeki yöneticilerini hedef alıp etkisiz hâle getirdiklerinde; ikinci kademedeki liderlerin de teslim olup şartlarına boyun eğeceklerini sandılar. Fakat bu senaryo İran’da gerçekleşmedi. Dini Lider Ali Hamaney ve bazı üst düzey yöneticileri etkisiz hale getirildiği halde Devrim Muhafızları dimdik ayakta kaldı ve bu saldırganlığa karşı koymaya ve düşmana saldırmaya karar verdi. Dolayısıyla Amerika ile daha önce yörüngesinde dönen İran arasında bir kopukluk meydana gelmiş oldu. Amerika’nın bu ilişki biçimini değiştirmek istediği aşikardır; aksi takdirde böylesi bir saldırıya kalkışmaz ve Yahudi varlığının, başta Dini Lider olmak üzere rejimin en önemli şahsiyetlerini hedef almasına izin vermezdi. Bu durum, Amerika’nın İran rejiminin politikasını bir yörünge devleti olmaktan çıkarıp bir uydu devleti haline getirmeyi hedeflediğini göstermektedir. Ki böylece İran ile yapılacak müzakerelerde kendi şartlarını dikte edebileceğini düşünmüştür. Fakat bunu başaramamış ve dolayısıyla savaşı sürdürme kararı almıştır.
3- Amerika’nın asıl hedefinin İran rejiminin politikasını değiştirmek olduğu ve üst düzey birçok liderini hedef alması halinde rejimin bu saldırı karşısında direnip böylesi bir karşılık verebileceğini beklemediğini gösteren hususlardan biri de, ABD Savaş Bakanı Hegseth’in 10 Mart 2026 tarihinde yaptığı şu açıklamadır: “Onların tam olarak bu şekilde tepki vereceğini önceden tahmin ettiğimizi söyleyemem” Yine The New York Times gazetesinin 12 Mart 2026 tarihinde bilgi sahibi kaynaklardan aktardığı şu ifadeler de bunu doğrulamaktadır: “Buna karşın diğer danışmanlar, İran’ın üst düzey yönetiminin ortadan kaldırılmasının, savaşı sonlandırabilecek -Yani Amerika’ya teslim olacak ve şartlarını kabul edecek- daha pragmatik liderlerin idareyi devralmasına yol açacağı konusundaki inançlarını korudular.” Ancak bu teslimiyet beklentileri kısa sürede gerçekleşmeyince, Trump bu kez savaşın iki hafta içinde, belki de dört hafta içinde sonlandırılabileceğinden bahsetmeye başladı. Zira Trump, 2021 yılında Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekilirken düştüğü o zafer kazanamamış veya yenilmiş ve zelil bir imajla değil de her ne pahasına olursa olsun bir zafer görüntüsüyle savaşı sonlandırmak istemektedir. Trump, özellikle de önümüzdeki sonbaharda Kongre ara seçimlerinin olması ve bu seçimlerde yaşanacak bir kaybın 2028 yılındaki başkanlık seçimlerini doğrudan etkileyecek olması sebebiyle işler çığırından çıkıp daha da sarpa sarmadan ve kendisini ve partisini iç siyasette zora sokmadan önce savaşı sonlandırma arzusundadır. Bu yüzden Trump, gerçekte bir başarı elde edemese bile, iç kamuoyuna bir zafer anlatısı sunmanın gayreti içerisindedir. Bu amaçla 11 Mart 2026 tarihinde Amerikan Axios sitesine yaptığı açıklamada, “İran’da hedef alacağımız neredeyse hiçbir şey kalmadı. Askeri anlamda her şeyi bitirdik; ne donanmaları, ne iletişim ağları ne de bir hava kuvvetleri kaldı” ifadelerini kullanmıştır. Bu nedenle Trump, laf cambazlığı yaparak sanki zafer kazanmış gibi açıklamalar yapmaktadır. Tüm bunlar, Amerika’nın durumunun kaygı ve endişe verici olduğunu, hedeflerine hızlıca ve kayıpsız bir şekilde ulaşamadığını göstermektedir.
4- Trump, hedeflerine hızlıca ulaşamayınca yeni bir strateji olarak süreyi uzatma manevrasına başvurdu. Bu bağlamda Trump 22 Mart’ta 48 saatlik bir ültimatom verdiğini duyurdu, ardından 23 Mart’ta yaptığı açıklamada “yapıcı müzakereler” yürütüldüğü bahanesiyle bu ültimatomu beş güne çıkardı. Daha sonra, birbiriyle çelişen diğer açıklamalarının yanı sıra 26 Mart’ta süreyi on gün daha, yani 6 Nisan 2026 tarihine kadar uzattığını duyurdu. Trump bu stratejiyle, İran’ı teslim olmaya zorlamak için onun üzerinde psikolojik ve siyasi bir baskı kurmayı hedeflemektedir. Bu süre uzatmaları, ABD’nin İran’a ya da Hark adasına sınırlı bir kara harekâtı düzenlemek için bölgeye sevk edeceği askeri yığınağa bir kılıf da olabilir. Nitekim önceki saldırılar öncesinde benzer üsluplar izlemişti. Dolayısıyla Trump, bölgeye yeni askeri güç göndermek için manevra yapmaktadır. “Beyaz Saray ve ABD Savunma Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde Ortadoğu’ya en az 10 bin ilave muharip asker göndermeyi değerlendirdiği bildirildi. (2026.03.27 https://www.mepanews.com/) Yani Trump’ın bu diplomatik girişimi, daha önce olduğu gibi İran’ı aldatmak için yaptığı siyasi bir manevradır.
5- Trump ve küstahlığı için geriye güç yoluyla barış olarak adlandırdığı stratejiden, yani ateş altında müzakerelerden başka bir seçenek kalmamıştır. Bu doğrultuda Trump, savaşı sona erdirmek için Pakistan üzerinden İran’a 15 maddelik bir plan sunmuştur. Söz konusu plan şu maddelerden oluşmaktadır: “Birikmiş nükleer kapasitenin tamamen sökülmesi, nükleer silah edinme yönünde hiçbir zaman girişimde bulunulmayacağına dair taahhüt verilmesi, İran topraklarında uranyum zenginleştirmenin durdurulması, tüm zenginleştirilmiş materyalin yakın bir takvim çerçevesinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na teslim edilmesi, Natanz, İsfahan ve Fordo tesislerinin devre dışı bırakılması ve imha edilmesi, İran içindeki tüm bilgilerin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na açılması, İran’ın “vekil güçler doktrininden” vazgeçmesi, bölgedeki müttefiklerine finansman ve silah desteğini durdurması, Hürmüz Boğazı’nın herkes için açık ve serbest bir deniz yolu olarak kalması, füze meselesinin daha sonra ele alınması; bu kapsamda sayı ve menzil üzerinde kısıtlamalar getirilmesi ve kullanımının yalnızca “meşru müdafaa” ile sınırlandırılması.” (25.03. 2026 el-Arab el-Cedid) Bu planın maddelerine bakıldığında, Trump’ın amacının, İran’ı yörünge devlet olmaktan çıkarıp onu Amerika’nın her dediğini harfiyen yapan bir uydu devlete dönüştürmek olduğu açıkça anlaşılır. Uluslararası basında bile bunun bir teslimiyet belgesi yani uydu devlete dönüştürme belgesi olduğu yazılıp çizilmiştir. “Ancak Trump yönetiminin Pakistan aracılığıyla ortaya koyduğu plan, aslında bir teslimiyet belgesi niteliğindedir.” (2026.03.26 https://www.dohainstitute.org/) Trump, 24 Mart 2026 tarihinde gözde mareşali Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Münir ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve onu, anlaşmayı Trump’ın şartlarıyla kabul etmesi için İran’a baskı yapmayı teşvik etmiştir. Ancak bunda da başarılı olamamıştır. İran, devlet televizyonu aracılığıyla yaptığı açıklamada Trump’ın bu planını reddettiğini duyurmuştur. Aslında bu reddediş, İran’ın bir “uydu devlete” dönüşmeyi reddettiği anlamına gelir. Buna karşılık İran, kendi beş maddelik planını sunmuştur. İran’ın talepleri arasında; “İranlı yetkililere yönelik suikastların durdurulması, ülkeye karşı yeni bir savaş açılmayacağına dair güvence verilmesi, savaş tazminatı ödenmesi, düşmanlıkların sona ermesi ve Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliğinin tanınması” yer alıyor. (25.03.2026. Euronews) İran’ın sunduğu bu teklif, her ne kadar nükleer program ve balistik füze konularına değinmese de, Amerika’nın 15 maddelik planı ile hiçbir şekilde örtüşmemektedir... Dolayısıyla müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilmemekte, olduğu yerde saymaktadır.
6- Ancak tüm bunlara rağmen, taraflar arasındaki iletişimin kapalı kapılar ardında ve dolaylı yöntemlerle devam ettiği görülmektedir. Zira İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 31 Mart 2026 tarihinde El Cezire’ye yaptığı açıklamada, “Şu anda yaşananlar, doğrudan ya da bölgedeki dost ülkeler aracılığıyla yürütülen bir mesaj alışverişinden ibarettir.” dedi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’tan doğrudan mesajlar aldığını belirten Arakçi, “Ancak bu süreç, müzakere yürüttüğümüz anlamına gelmiyor. İran’da belirli bir tarafla yürütülen herhangi bir müzakere söz konusu değildir. Mesajlar Dışişleri Bakanlığı üzerinden alınmakta, güvenlik kurumları arasında da iletişim sürdürülmekte ve tüm süreç, belirli bir çerçevede, hükümet aracılığıyla ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin denetimi altında yürütülmektedir... “Müzakerelere ilişkin henüz bir karar almadık, ancak bu konuda değerlendirmelerimiz sürüyor ve savaşın sona ermesine yönelik şartlarımız açıktır. Ateşkesi kabul etmiyoruz, yalnızca İran’da değil, tüm bölgede savaşın tamamen sona ermesini istiyoruz. Bu kapsamda şartlarımız, saldırıların tekrar etmeyeceğine dair garanti verilmesi ve uğranılan zararların tazmin edilmesini içeriyor” ifadelerini kullandı.” Arakçi’nin bu ifadeleri tam anlamıyla iki yüzlü/çift dilli bir mahiyete sahiptir, zira hem temasların olduğunu kabul etmekte hem de müzakerenin olmadığını iddia etmektedir! Her hâlükârda bu durum, İran rejimi içerisinde müzakereye dünden razı olan bir kanadın varlığına delalet ettiği gibi Arakçi’nin da belirttiği üzere aralarındaki temasların devam etmesi sebebiyle Amerika’nın her an savaşı durdurup müzakerelere başlayabileceğini göstermektedir. Ancak Devrim Muhafızları, rejim içerisindeki diğer unsurlara göre daha sert bir tutum sergilemektedir. Zira hâlâ Amerika’nın Körfez bölgesindeki, çevresindeki ve işgal altındaki topraklardaki çıkarlarını hedef almakta ve müzakereleri reddetmektedir.
7- Yukarıdaki noktalar dikkatle incelenip üzerinde derinlemesine düşünüldüğünde, sorunun birinci bölümüne verilecek cevabın şu şekilde özetlenebileceği açığa çıkar:
A- Devrim Muhafızları; İran’ın Amerikan nüfuzundan tamamen kurtulması, tekrar onun yörüngesine dönmemesi, aksine bağımsız bir devlet haline gelmesi için ciddi bir direniş göstermektedir: “İran Devrim Muhafızları, düşmanların Hürmüz Boğazı’ndaki her türlü hamlesinin, deniz kuvvetlerinin kararlı bir misillemesiyle karşılaşacağını söyledi.” (04.03.2026 MTV Lübnan) “İran Devrim Muhafızları Sözcüsü İbrahim Zülfikari Perşembe günü yaptığı açıklamada, düşmanlar zelil olup teslim olana kadar savaşın devam edeceğini vurguladı ve saldırıların daha sert ve geniş bir tempoda süreceğini belirtti.” (02.04.2026 El-Eyyam News) “Trump’ın, ancak yeniden açılması halinde ateşkesi değerlendireceğini açıkladığı bir dönemde; İran Devrim Muhafızları Çarşamba günü yaptığı açıklamada, stratejik Hürmüz Boğazı’nın ülkenin düşmanlarına kapalı kalmaya devam edeceğini vurguladı.” (01.04.2026 Ahbar El-Yevm) Devrim Muhafızları, kendilerine ait bir Telegram kanalı üzerinden yaptıkları açıklamada, “Bundan sonra her suikasta karşılık bir Amerikan şirketinin yerle bir edileceğini” belirttiler. (01.04.2026 El Arabiya)
B- İran’daki rejimin mensupları ise güç ile zafiyet arasında bocalayıp durmaktadırlar. Onların (en büyük temennisi), güçleri yettiği müddetçe İran’ın Amerikan yörüngesinde dönmeye devam etmesini sağlamaktır. Bölgedeki pek çok devlet gibi İran’ın da Amerika’nın bir uydu devleti haline gelmesi onlar için pek de büyütülecek bir mesele değildir. Öyle görünüyor ki, Trump’ın İran içinde kendileriyle konuşabileceği (uygun) adamları mevcuttur: “ABD Başkanı Donald Trump, 23 Mart 2026 Salı akşamı yaptığı açıklamada; “İran’da doğru kişilerle muhatap olduğunu” söyledi; ABD ile konuşan kişilerin kimler olduğu sorulduğunda ise Trump, “Çünkü onların öldürülmesini istemiyorum” cevabını verdi. (23.03.2026 France 24) “Pakistanlı bir kaynak, Reuters’e yaptığı açıklamada; Pakistan’ın Washington’a yaptığı “Eğer onlar da öldürülürse konuşacak kimse kalmaz” uyarısının ardından, İsrail’in, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Meclis Başkanı Mohammad Bagher Kalibaf’ı suikast listesinden geçici olarak çıkardığını ifade etti.” (26.03.2026 El Cezire)
C- Trump’ın bu savaştaki asıl gayesi; İran’ı emirlerini harfiyen uygulayan, petrol ve gazını bizzat kontrol ettiği, Hürmüz Boğazı’ndaki nüfuzun aslan payının kendisine ait olduğu bir uydu devlete dönüştürmektir! Kuşkusuz Amerika, savaşın hedeflerini azami ölçüde gerçekleştirecek bir tempoda seyretmesini istemektedir. Bu yüzden İran, Körfez’deki enerji tesislerini hedef alarak karşılık verse ve petrolün varil fiyatı zirve yapsa bile, Amerika, İran’daki enerji tesislerini vurarak gerilimi tırmandırma yoluna gidebilir, Hürmüz Boğazı’nı trafiğe açmadan yani İran’a ait veya İran’ın izin verdiği petrol tankerlerinin Umman Denizi’nden geçişini engelleyerek Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alabilir.
* Rejim içerisinde Amerika’nın adamları olduğu sürece Trump’ın İran’ı uydu devlet hâline getirme hayalleri sona ermeyecektir... Amerikan yanlısı unsurlar iktidarı ele geçirdiklerinde ancak Trump’ın rüyaları gerçekleşmiş olacaktır.
* Ancak, savaşın seyrine göre Trump’ın bu adamlardan ümidi kesilir ve Devrim Muhafızları şu an olduğu gibi askeri olarak direnmeye devam eder ve ülkenin bütünlüğünü yeniden sağlarsa, işte o zaman İran bağımsızlığa doğru yönelecektir. Zira bu savaş, İran’ı Amerikan yörüngesinde tutan son köprüyü de yıkıp atmıştır.
İkincisi: Sorunun Lübnan ile ilgili ikinci kısmı: Yahudi varlığı Amerika’nın onayıyla Lübnan’ın Güney’ini Litani Nehri’ne kadar ilhak etmeye mi çalışıyor?
1- Lübnan’a gelince; El Cezire, 26 Mart 2026 tarihinde kaynaklara dayandırdığı haberinde “İran’ın, arabuluculara Lübnan’ın her türlü ateşkesin bir parçası olması gerektiğini bildirdiğini.” aktardı... Yisrael Katz 24 Mart 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Yahudi varlığı güçlerinin Güney Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar uzanan bir bölgeyi kontrol altına alacağını duyurdu. Katz “Yerlerinden edilen siviller, İsrail’in kuzeyinde yaşayanların güvenliği sağlanmadan Litani’nin güneyine geri dönemeyecekler... Hizbullah’ın kullandığı Litani Nehri üzerindeki beş köprünün tamamını havaya uçurduk, Geri kalan köprüleri de kontrol edeceğiz ve Litani Nehri’ne kadar uzanan bir güvenlik bölgesi oluşturacağız.” dedi. (26.03.2024 Şarku’l Avsat) Lübnan Başbakanı da 19 Mart 2026 tarihinde CNN’e yaptığı açıklamada, Donald Trump’a bir mesaj gönderdiğini belirterek, “Sayın Başkan Trump’a, İsrail tarafıyla derhâl müzakerelere başlama konusundaki hazır olduğumuzu vurgulamak isterim.” dediğini kaydetti.
2- Buna göre Yahudi varlığının açıklamaları, Güney Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar bir tampon bölge oluşturulacağına işaret etmekte ve bu bölgenin Lübnanlı sakinlerden boşaltılacağından bahsetmektedir. Ancak güneydeki direniş sebebiyle Yahudi varlığı ordusunun bunu gerçekleştirmesi hiç de kolay değildir. Zira Yahudi varlığı, Allah’ın ipini kopardıktan sonra insanların ipine tutunmadan savaşabilecek bir topluluk değildir. Dolayısıyla Amerika’nın saldırganlığı sona erdiğinde, Yahudi varlığı da otomatik olarak saldırılarını sona erdirecektir.
Üçüncüsü: Sorunun üçüncü kısmı, İslam’ı ve Müslümanları yeniden izzete kavuşturacak, küfür ve kâfirleri de zillete düşürecek olan Hilafet Devleti ile ilgili:
1- İslam beldelerinin mevcut yöneticilerinde hiçbir hayır yoktur; dolayısıyla onların doğru yola dönmelerini beklemek beyhudedir. Bu sebeple, ancak İslam Ümmeti’ne bel bağlanabilir. Ümmet, kendine ait bir devleti kurduğunda, o zaman doğru ve çelikten bir iradeye sahip, basiretli bir siyasi liderlik altında Raşidi Hilafet devletinde tek bir vücut olarak birleşeceklerdir... Ümmetin kahramanlıkları, tarih sayfalarına nakşedilmiştir. Dönemin en büyük iki imparatorluğu olan Pers ve Roma’yı birkaç yıl içinde yerle yeksan etmişlerdir. Milletler boyun eğene, devasa ordular önlerinde hezimete uğrayana ve kralların, imparatorların ve Kisraların taçları ayakları altına serilene kadar fetihlerini yeryüzünün doğusuna ve batısına kadar taşımaya devam etmişlerdir. İşte Amerika’nın sonu da böyle olacaktır! Allah’ın izniyle beli kırılacak, üslerini kapatmaya, askerlerini büyük bir utanç ve yenilgi içinde zillet ve hüsran kuyruğunu kıstırarak Atlas Okyanusu’nun ötesine çekmeye mecbur kalacaktır. Böylece Trump ve benzerlerinin burnu yere sürtülecektir.
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ “İnkâr edenlere de ki: “Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!” [Ali İmran 12]
İran’ın Körfez’deki Amerikan askeri üslerine darbeler indirdiği doğrudur, Yahudi varlığına da benzer darbeler indirdiği de doğrudur ve bu darbelerin belirli bir güç seviyesi taşıdığı da doğrudur. Ancak Hilafet Devleti kurulmadıkça İranlı yöneticilerin Amerika’yı bozguna uğratması ve onu kendi kazdığı kuyuya düşürmesi mümkün değildir. Hilafet, Allah’a yardım edecek, Allah’ın hükümlerini uygulayacak ve dolayısıyla Allah’ın izniyle Allah’ın yardımına mazhar olacaktır. Adaleti ve cihadı ile dünyayı aydınlatacak, Allah da onu zaferiyle şereflendirecektir:
إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” [Muhammed 7] İşte o zaman Amerika’ya maskesi düşene dek ders üstüne ders verilecektir. Zira Amerika bugün Müslümanlarla bizzat onların topraklarını ve havaalanlarını kullanarak savaşmakta; Yahudi varlığına yönelen saldırıları püskürtmek için de ajanlarını ileri sürmektedir. Hilafet devleti, bu işbirlikçilerin kalelerini başlarına yıkacak ve onları en rezil şekilde kalelerinden söküp atacaktır. Hilafet, bu kutlu yolda Müslüman halkları seferber edecek ve gücü, Müslüman coğrafyasının dışındaki Amerikan üslerine dahi yok eden coşkun bir sele dönüşecektir. Öyle şiddetli bir tufan kopacak ki; yolundaki tüm tağutların tahtlarını yerle bir edecek, Filistin’i özgürleştirecek ve Yahudi varlığını ayaklar altında çiğneyecektir. Her ne kadar birçok kişi bunu hayal olarak görse de bu, Allah’ın izniyle kolay ve mümkündür. Zira ümmet, akıp giden bir nehir gibi coşkun bir akideyi bünyesinde barındırmakta, şiddetli ve giderek artan zulümlerinden ötürü Amerika ve Yahudilere karşı içinde büyük bir kin beslemektedir. Bu zafer sahnelerine tanık olunacağı gün Allah’ın izniyle hiç de uzak değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ, o büyük zaferine izin verdiğinde bu zafer sahneleri gerçekleşecektir. Belki de İslam Ümmeti’nin o gün yapacakları ve savaş meydanlarında dillendireceği hakikatler, kalemin şu an tarif edebileceğinin çok daha ötesinde olacaktır. Allah, bu dünyadaki sünnetini şu kavli üzerine bina etmiştir:
وَكَانَ حَقّاً عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ “Müminlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.” [Rum 47]
H.17 Şevval 1447
M.04 Nisan 2026



