Cumartesi, 28 Recep 1447 | 2026/01/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Lübnan: Yıllık Hilafet Konferansı; "Normalleşme ve Teslimiyet mi, Yoksa Allah'ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!"

  • Kategori Lübnan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti: Yıllık Hilafet Konferansı;

"Normalleşme ve Teslimiyet mi, Yoksa Allah'ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!"

Hizb ut-Tahrir / Lübnan Vilayeti, yıllık konferansını şu başlık altında düzenliyor:

"Normalleşme ve Teslimiyet mi, Yoksa Allah'ın Vaadi ve İslam Devleti mi?!"

Bu konferans, Hilafet Devleti'nin yıkılmasının, Hicri 28 Receb 1342, Miladi 3 Mart 1924 tarihine denk gelen 105. acı yıldönümü vesilesiyle düzenleniyor. 

Cumartesi, 28 Receb 1447 H. 17 Ocak 2026 M

KONFERANSIN CANLI YAYINI

El Vakiye TV'den Etkinliğin CANLI YAYINI

https://www.alwaqiyah.tv/

 

G 2026 01 17 LBN KHLFH CONF 2

 

Image 

Etiketler

#أقيموا_الخلافة

#كيف_تقام_الخلافة

ReturnTheKhilafah#

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

#TurudisheniKhilafah

Daha Fazla Bilgi İçin:

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti X Sayfası
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Instagram Sayfası

Devamını oku...

Güncellendi | Kanada: Yıllık Hilafet Konferansı, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"

  • Kategori Kanada
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Kanada:Yıllık Hilafet Konferansı;
"Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"
 

Hizb ut Tahrir /Kanada, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?" başlıklı Yıllık Hilafet Konferansını düzenleyecek.

Hicri 105 yılında, Miladi 102 yılında Hilafetin Yıkılması Anısına

Cumartesi, 28 Receb-ul Muharrem 1447 H - 17 Ocak 2026 M

kanada

KONFERANSIN CANLI YAYINI

El Vakiye TV'den etkinliğin CANLI YAYINI

kanada

2026 01 17 KHLFH CANADA CONF

kanada

 

#ReturnTheKhilafah

#أقيموا_الخلافة

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

 

kanada

İlgili Bağlantılar:

Hizb-ut Tahrir Kanada Resmi Websitesi

Hizb-ut Tahrir Kanada Instagram Sayfası

 

 
Devamını oku...

Amerika’da Göçmen Polisi Bir Kadını Yüzünden Vurdu!

Amerika’da Göçmen Polisi Bir Kadını Yüzünden Vurdu!
Laik Kapitalist Sistemin Vahşetine Dair Bir Başka Örnek

07 Ocak 2025’te, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) biriminden bir polis memuru, Minneapolis şehrinde arabasıyla kaçmaya çalışan bir kadına yüzünü hedef alarak defalarca ateş etti.

Yönetimin “yasadışı göçmen” olarak nitelediği kişilerin gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesi, mevcut Amerikan yönetiminin “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” planının bir parçasıdır. Yönetim bu planı son sürat uygulamaya koymuş durumda ve işlerin daha da kötüleşmesi bekleniyor. Geçtiğimiz birkaç ay içinde Başkan Trump, sadece dört ay gibi kısa bir sürede 12 bin yeni ICE unsuru istihdam ederek göçmenlik yasalarının uygulanması çabalarını yoğunlaştırmış ve onları ülkenin dört bir yanındaki şehir ve kasabalara göndermiştir. Bu unsurlar gittikleri yerlerde insanlara taciz ve yıldırma politikası uygulamaktadır. Görünüşe göre herhangi bir ciddi eğitim almadan hareket eden bu unsurlar, yasaları hiçe saymakta; iddia ettikleri gibi şiddet yanlısı ya da suçlu kişileri değil, göçmen olduğunu düşündükleri herkesi hedef almaktadırlar. Sonuç olarak ülkede yasal olarak bulunan kişileri, ABD vatandaşlarını ve hatta yerli Amerikalıları (Kızılderilileri) bile gözaltına almışlardır! Kadınları ve erkekleri gözaltına alırken ve protestoculara müdahale ederken aşırı güç kullanmaktadırlar. Öyle ki ICE ajanları, gece yarısı bir konut kompleksine askeri baskın düzenlemiş, küçük çocuklarını okula bırakan babaları tutuklamış, bir göçmenlik merkezinin önünde sessizce dua eden bir papaza biber gazı sıkmış ve hatta adam şiddetli bir epilepsi nöbeti geçirirken bile kocasının kollarından karısını zorla çekip almışlardır.

Trump, Minnesota’da yaşayan Somalili Müslümanlar hakkında; “Bu tür müptezeller ülkemizin büyüklüğü üzerinde sadece bir yüktür; geldikleri yere, belki de yeryüzündeki en kötü ve en yozlaşmış ülke olan Somali’ye geri gönderilmelidirler” açıklamasını yaptıktan sonra, Amerika’daki en büyük Somalili nüfusa sahip ana şehirlerden biri olan Minneapolis’e 2 bin ICE unsuru gönderilmiştir. Öldürülen kurbanın, ICE baskınları sırasında o mahallede bulunma nedeni tam olarak netleşmemiş olsa da; bir aşamada arabasını, ajanların araçlarının mahallenin daha derinlerine girmesini engellemek için kullandığı görülmektedir. Bu, Amerika’nın çeşitli şehirlerinde göçmenlerin bölgeyi terk edebilmeleri için onları korumak amacıyla kullanılan bir taktiktir. Olayı belgeleyen birçok video mevcuttur. Görüntülerde mağdurun bir memurla konuştuğu, silahsız olduğu ve kimseyi tehdit etmediği açıkça görülmektedir. Kadın yavaşça geri manevra yaparak oradan ayrılmaya çalışırken, üç görevlinin aracını sardığı, ardından birinin silahını çekerek kadının yüzüne iki ya da üç el ateş ettiği görülüyor. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, videoyu ve aksini ispat eden görgü tanıklarının ifadelerini görmezden gelerek alelacele kurbanı bir polis memurunu ezen yerel bir terörist olarak tanımlayan bir açıklama yayınlamıştır!

Bu iğrenç güç gösterisi, sadece birçok örnekten biridir. Kendisini adalet ve özgürlüğün timsali olarak pazarlamayı seven Amerika, onlarca tanığın önünde bir kadını yüzünden vuran bir memuru koruyarak gerçek yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir. Söylenenlerin aksine, Amerika’nın gerek kendi sınırları içinde gerekse dışında yetkinin açık ve sürekli biçimde kötüye kullanıldığına defalarca şahit olduğumuz yadsınamaz. Bu olay, laik siyasi sistemin ne denli bozuk, bölünmüş ve şiddete dayalı olduğunun sadece bir örneğidir.

Dahası, yalnızca daha iyi bir iş ya da kendi ülkelerinde maruz kaldıkları şiddetten korunma arayışıyla göç eden insanlara yönelik insanlık dışı ve vahşi muamele, kapitalist sistemin mutlak barbarlığını ve merhametsizliğini ortaya koymaktadır. Oysa Hilafet sisteminde yönetici, tebaasının işlerini gütmekle yükümlüdür ve güvenlik güçlerinin halka karşı aşırı güç kullanması caiz değildir. Zira Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

الإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ“İman çobandır ve güttüklerinden sorumludur” Hilafet, göçmenleri kabul edecek; Hilafette yaşamak isterlerse onlara barınma ve onurlu bir hayat sunacak ve onları tam haklara sahip tebaa olarak görecektir. İşte bu, İslam’ın adaletidir. Bütün bunlar Müslümanlara, laik kapitalist sistemin acımasızlığının aksine, İslam sisteminin insanlığa olan merhametini hatırlatmaktadır.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hartum’un Doğu Nil Bölgesinde Duruş Eylemi ve Halka Hitap Konuşması Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, 10 Ocak 2026 Cumartesi günü, Hartum’un Doğu Nil bölgesinde, Altıncı Pazar mevkiinde duruş eylemi ve halka hitap konuşması gerçekleştirdi. Etkinlikte, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Hammâd ed-Dayyâ bir konuşma yaptı. Konuşmasında Hammad ed-Dayya, bu ümmetin hayırlı bir ümmet olduğunu, Hilafet Devleti gölgesinde insanlığı hidayete ulaştırma görevini yerine getirdiğini, sömürgeci kâfir H. Recep 1342 yılında Hilafeti yıkana kadar ümmetin bu rolünü sürdürdüğünü ifade etti. Ayrıca bu acı olayı hatırlatarak; Hilafetin yıkılmasıyla Ümmetin nasıl “Kalkan olan İmam”ı kaybettiğini, birliğinin nasıl parçalandığını ve sömürgeci kâfirin beldelerini parçalamak için Ümmete nasıl musallat olduğunu izah etti.

Ardından, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin yeniden ikame edilmesi için çalışmanın farz olduğunu ve bu şer’î sorumluluğu bugün hepimizin yerine getirmesi gerektiğini dile getirdi.

Eylem ve halka hitap sırasında gençler, Hilafet gölgesinde Ümmetin izzetini ifade eden ve günün anlamını hatırlatan dövizler taşıdılar.

Gerçekleştirilen hitap, halka tarafından büyük ilgi ve etkileşim gördü.

 

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Hilafet’in Yıkılışının 105. Yıldönümü Vesilesiyle El-Ubeyd Şehrinde Halka Hitap Konuşması Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti gençleri, H. 22 Recep 1447 M. 11 Ocak 2026 Pazar günü, ikindi namazının ardından, El-Ubeyd şehrinde, büyük El-Ubeyd çarşısı içindeki Sewar ed-Deheb Camii yanındaki meydanda halka hitap etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlikte, Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad Muhyiddin Hasan Kecûr bir konuşma yaptı.

Kecur konuşmasında izzetin ve güvenliğin ancak Hilafetin gölgesinde mümkün olduğunu izah etti. Ardından güç ve kuvvet ehline, âlimlere, siyasetçilere ve medya mensuplarına seslenerek, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidî Hilafetin ikamesi için çalışmaya davet etti.

Halk, gerçekleştirilen bu duruş ve hitaba partiyi överek karşılık verdiler. Bu ilgi, ümmetin İslam’a ve Hilafet Devleti’ne duyduğu derin özlemi açıkça ortaya koydu.

Devamını oku...

Basiri Plaza Oteli’nde Hilafet’in Yıkılışını Anma Konferansı’na Davet

Hilafet Devleti’nin, H. 28 Receb 1342 tarihinde yıkılışının üzerinden 105 kameri yıl geçmiş olması münasebetiyle ve Müslümanlara, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti yeniden ikame etmek için çalışmanın farz olduğunu hatırlatmak amacıyla Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, sizleri şu başlıkla düzenlenecek olan konferansa katılmaya davet etmekten onur duyar:

“Kan Sınırları Siyaseti ile İnsanları Tek Bir Ümmette Eritme Siyaseti Arasında Sudan”

Konferans, Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın (Allah onu korusun), Hilafet Devleti’nin yıkılışının 105. yıldönümü münasebetiyle yapacağı konuşmanın dinlenmesiyle başlayacaktır.

Ardından konferansta, davet taşıyıcılarından oluşan bir grup, güncel ve önemli meseleleri ele alan bir dizi önemli konuşmalar yapacaktır.

Tarih: 28 Recep 1447 / 17 Ocak 2026 Cumartesi Saat: 12.30 (öğleden sonra) – İnşallah

Yer: Port Sudan – Büyük Çarşı El-Basîrî Plaza Oteli, Konferans Salonu

Katılımınız bizi mutlu edecek, varlığınız bizi onurlandıracaktır

Devamını oku...

Ulusal Güvenlik Danışmanının, Trump’ın Gazze İçin Önerdiği “Uluslararası İstikrar Gücü”ne Asker Gönderme Niyetini Beyan Etmesi, İslam’a ve Müslümanlara Karşı İşlenmiş Büyük Bir İhanettir!

Amerika, Yahudi varlığının Filistinli Müslümanlara karşı işlediği soykırımın ana sponsorudur. Bangladeş geçici hükümetinin Ulusal Güvenlik Danışmanı Halilurrahman, Trump’ın Gazze Şeridi için önerdiği “Uluslararası İstikrar Gücü”nün bir parçası olma niyetini beyan ederek, bu ülkedeki Müslümanlara ihanet etme konusunda büyük bir cüret sergilemiştir. Baş Danışmanlığa bağlı Basın Dairesi’ne göre bu “niyet beyanı”, Washington’da, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Alison Hooker ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Kapur ile yapılan görüşmeler sırasında kendilerine iletilmiştir.

Amerika’nın, Mübarek Toprak Filistin halkını yerinden etme ve gaspçı Yahudi varlığını sağlamlaştırma planına ortak olmak, Allah’a ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ihanettir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللهِ فِي شَيْءٍ“Müminler, müminleri bırakıp inkârcıları dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz.” [Ali İmran 28] Bu ihanete karşı çıkmak ve protesto etmek Müslümanlar üzerine farzdır. Müslümanlar, yaklaşan seçimlerde siyasi adaylardan sömürgeci Batılı kafir güçlere karşı net ve tavizsiz bir duruş sergilemelerini talep etmelidirler. Dahası, Amerika’yı müttefik olarak kabul eden siyasi partileri de kategorik olarak reddetmelidirler.

Ey Bangladeş halkı! Hepiniz geçici hükümetteki bu danışmanın en başından beri aktif bir şekilde Amerika’nın planlarını uygulamak için çalıştığına şahit oldunuz. Böylesine hassas ve hayati bir makamda bulunan birine nasıl tahammül edilebilir? Amerika’nın düşmanlığının Venezuela ile sınırlı kalmayıp tüm dünyaya, hatta tüm insanlığa yöneldiği ve bu ülke halkının Trump’ın küstahlığını protesto ettiği bir zamanda, insanlar, Geçici Hükümet’in pervasız ve düşüncesizce aldığı bu kararını reddetmelidir.

Ey silahlı kuvvetlerin samimi subayları! İmanınız, Mübarek Toprak Filistin’i kurtarmanızı ve sömürgeci kâfir güçlerle yapılan tüm askeri ittifakları reddetmenizi emreder. Zira bu tür ittifaklar, Müslümanları kâfirlerin sancağı ve komutası altında, kâfir bir varlığı korumak için savaşmaya zorlar ki bu haramdır. Bir Müslüman ancak İslam sancağı altında ve Müslüman bir komutan altında savaşabilir. İmam Ahmed ve Nesai, Enes RadıyAllahu Anh’dan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın” Kanınızı bu küfür savaşlarından korumak için Hilafetin emri ve komutası altına girmelisiniz. Bu hedefe ulaşmak için de otoriteyi Hizb-ut Tahrir’e teslim etmelisiniz. Zira Hizb, Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurmak için çalışan samimi siyasi bir partidir. Hilafet, Amerika’nın saldırganlığını püskürtmenizi sağlayacaktır. İşte o zaman, kükremeniz bile Filistin’deki Müslümanları ve dünyanın dört bir yanındaki mazlum insanlığı korumaya yetecektir.

إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler.” [Tevbe 111]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir’i Yasaklama Önerisi, Tüm Filistin Yanlısı Faaliyetleri Suç Saymayı Hedefleyen Daha Geniş Bir Kampanyanın Parçasıdır

Avustralya hükümetinin Hizb-ut Tahrir’i yasaklamaya yönelik teklifi, Filistin yanlısı tüm siyasî faaliyetleri yasaklamayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir kampanyanın parçasıdır. Federal ve eyalet hükümetleri, Bondi olayının ardından, Filistin yanlısı siyasî faaliyetin özünü hedef alan, daha önce benzeri görülmemiş bir dizi tedbiri gündeme getirdi.

Bazı protestolar şimdiden yasaklandı ve polise yeni yaptırım yetkileri verildi. Slogan ve sembollerin yasaklanmasına ilişkin düzenlemelerin parlamentodan geçmesi bekleniyor. Aynı şekilde yeni “nefret söylemi” yasaları ve hâlihazırda “terör” listelerine alınma eşiğini karşılamayan yapıların “nefret örgütü” olarak yasaklanmasını mümkün kılacak yeni bir hukukî suç kategorisinin inşası da gündemde.

Federal ve eyalet hükümetleri, Filistin yanlısı faaliyetlere duydukları rahatsızlığı gizleme gereği dahi duymuyor. İki yıldır devam eden bir soykırımın ardından hükümetin en büyük hayal kırıklığı, Avustralya halkının soykırıma karşı gösterdiği istikrarlı çabadır. Yoksa bir soykırımın işlenmiş olması ya da bu soykırımın hükümetin kendi suç ortaklığıyla işlenmiş olması hükümetin umurunda değildir!

Siyonist savunucular, alelacele Filistin yanlısı çabalar ile Bondi olayı arasında bir bağ icat etmeye kalktılar. Haftalar boyunca barışçıl şekilde sürdürülen, toplumun en geniş kesimlerini bir araya getiren, milyonlarca insanın katıldığı ve yüz binlerin ünlü Sidney Liman Köprüsü yürüyüşüyle zirveye ulaşan bu hareket, şimdi iki ayrı bireyin gerçekleştirdiği tekil bir olay üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.

Bu saçmalığın bir uzantısı olarak “İslamcı öcü” korkuluğu, sanki Siyonistler tarafından gerçekleştirilen bir soykırım vakasında asıl mesele antisemitizmmiş gibi, antisemitizmi anlamanın birincil aracı olarak dramatik biçimde yeniden kamuoyuna sokuldu. Görünüşe göre dünya, bir soykırıma faillerinin işlediği cürümler nedeniyle değil de dini kimliği nedeniyle karşı çıkıyormuş gibi bir algı yaratılmak isteniyor.

Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir’in hedef alınması iki amaca hizmet ediyor:

1- Siyonistler tarafından gerçekleştirilen bir soykırımda merkezi meselenin antisemitizm olduğu efsanesini sürdürmek.

2- Antisemitizmi Siyonist varlığın fiillerinin sonucu olarak değil, “İslami aşırılığın” ürünü gibi gösteren ırkçı ve İslamofobik kalıplar üzerinden Siyonist mağduriyet anlatısını genişletmek.

Başka bir ifadeyle, soykırıma karşı çıkan Müslümanlar saldırgan, soykırım işleyen Siyonistler ise mağdur olarak sunulmaktadır. Saçma değil mi? İşte Hizb-ut Tahrir’i yasaklama önerisi de tam olarak bu saçma öncül üzerine inşa edilmiştir!

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER