Pazar, 07 Zilhicce 1447 | 2026/05/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Nebevi Siret Hakkında Fikri Bir Okuma

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Nebevi Siret Hakkında Fikri Bir Okuma

İslam daveti başlangıcında, sadece sınırlı dini bir davet değildi; aksine insanı zulümden, hurafeden ve fikri ve toplumsal kölelikten kurtarmayı hedefleyen hadari bir projeydi.

Bu nedenle İslam’ı, ekonomik çıkarları, nüfuzu ve kültürel sistemi için doğrudan bir tehdit olarak gören cahiliye toplumu, onu şiddetli bir direnişle karşılaşmıştır. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Ashabına karşı mukavemet yöntemleri, fiziksel işkence, medya savaşı, ekonomik ve sosyal boykot arasında çeşitlenmişti. Ancak nebevi siret, bilinçli sabrın, ahlaki kararlılığın ve sıkıntıları insanı ve toplumu inşa etme fırsatlarına dönüştürme becerisinin eşsiz bir örneğini sunmuştur.

Nitekim Kureyş, daha ilk andan itibaren İslam’ın sadece inançları değiştirmediğini, aynı zamanda insan bilincini yeniden şekillendirdiğini idrak etmişti; bu yüzden daveti çeşitli baskı araçlarıyla durdurmaya çalıştı. İşkence ise bu araçların en öne çıkanlarından biri olmuştu; zira ilk Müslümanlar, psikolojik ve fiziksel olarak çeşitli eziyetlere maruz kalmışlardır; nitekim Bilal bin Rebah, çölün kavurucu sıcağı altında işkence görmüş; Sümeyye bint Hayyat ve eşi Yasir işkence altında şehit edilmiş ve Yasir ailesi ise en ağır zulüm türlerine maruz kalmıştı.

Ancak sirette dikkat çekici olan şey, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Ashabını, intikam almaya ya da çöküşe göre değil, imani anlamla bağlantılı sabra göre yetiştirmiş olmasıdır; zira nebevi anlayışta sabır, gerçekliğe teslim olmak değildir; aksine insanı psikolojik ve ahlaki çöküşten koruyan içsel bir güçtür.

Dolayısıyla bu tavır, koşulların ve baskıların kıramadığı dirençli insanın inşası olarak anlaşılabilir.

Bugün işkence artık her zaman kırbaçlar ve zincirlerle olmamakta; aksine dışlama, medya yoluyla çarpıtma, psikolojik baskı ya da insanı rızkında ve düşüncesinde kuşatma yoluyla da olmaktadır. Bundan dolayı siret, krizler ne kadar şiddetlenirse şiddetlensin psikolojik kararlılık oluşturma ve ideolojiye sımsıkı bağlı kalma konusunda ölümsüz bir model haline gelmiştir.

İşkencenin yanı sıra Kureyş, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e karşı savaşmak için cahiliye propagandası silahını da kullanmıştır; zira onun insanlar nezdindeki imajını çarpıtma ve davetinin yayılmasını engelleme çapası kapsamında onu sihirbazlıkla, kâhinlikle, şairlikle ve delilikle suçlamıştır.

İşte bu medya savaşları, Kureyş’in yeni risaletin akıllar ve kalpler üzerindeki etkisinden duyduğu korkunun bir ifadesiydi. Nitekim bu görüntü günümüzde, medya manipülasyonu, iftiralar üretilmesi ve kitlesel bilincin çarpıtılması gibi çeşitli biçimlerde tekrar etmektedir.

Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu propaganda karşısında farklı bir yaklaşım sergilemiştir; zira gürültü ve reaksiyonla karşılık vermemiş, aksine yalana hakikatle, hakaretlere ahlakla, çarpıtmaya ise pratik bir örneklikle karşılık vermiştir. Çünkü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şahsiyeti, tüm çarpıtma kampanyalarından daha güçlüydü; zira insanlar onda doğruluğu, güvenilirliği ve merhameti görmüşlerdir.

Burada siret bize, önemli bir ders sunmaktadır: Fikri mücadele sadece sloganlarla değil, güvenilirlik, pratik davranışlar ve derin bir bilinç inşa etmekle kazanılır.

Sirette başka bir düşünce daha vardır; Kureyş, daveti işkence ve propaganda ile ortadan kaldırmada başarısız olunca, ekonomik ve sosyal boykot silahına başvurmuştur; zira Beni Hâşim ve Müslümanlara karşı bir kuşatma uygulayıp onları Şi’b-i Ebi Talib’de abluka altına alarak onlardan, yiyecek, ticaret ve sosyal ilişkileri engellemiştir. Boykotun hedefi, davalarından vazgeçmeleri için Müslümanları aç bırakmak ve onları psikolojik ve sosyal olarak izole etmekti. Ancak bu sıkıntı, müminler arasındaki iç dayanışmanın gücünü ortaya çıkardığı gibi krizlerle karşı karşıya kalındığında sosyal yardımlaşmanın önemini göstermiştir.

Nitekim boykot, Müslümanları zayıflatma aracından; onların vahdetlerini ve sabırlarını güçlendiren bir deneyime dönüşmüş ve iş birliği ile iman değerlerine sahip olan toplumların en zor koşulları bile aşabileceğini kanıtlamıştır.

Bugün hayatımızda kuşatma ve boykot görüntüleri, siyasi, ekonomik ve medya şekilleriyle tekrarlanmaktadır; bu da nebevi siretin, umutsuzluk ve parçalanmışlıktan uzak bir şekilde sağlam kitlesel bir ruhla krizlere nasıl karşı konulacağını anlamak için bir ilham kaynağı olmasını sağlamaktadır.

Nebevi sirete yönelik çağdaş fikri bir okuma, davetin başarısının maddi güce dayanmadığını; aksine, baskı, zulüm ve işkenceye direnebilen, saptırmaya karşı koyabilen ve insanlığını ile ahlakını yitirmeden sebat edebilen bilinçli mümin bir insanın inşa edilmesine dayandığını ortaya koymaktadır.

Bu nedenle nebevi siret, yenilenen bir eğitim ve hadarat projesi olmaya devam etmekte olup her asra özgürlük, bilinç ve kararlılık konusunda dersler vermekte, baskı ve çarpıtma kampanyaları ne kadar şiddetli olursa olsun yüce değerlerin her zaman galip gelmeye muktedir olduğunu teyit etmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Nükleer Güç Sahibi Pakistan, İslam Ümmetinin Silinemez Bir Parçasıdır ve Küresel Olarak Etki Etme Gücüne Sahiptir

Haber-Yorum

Nükleer Güç Sahibi Pakistan, İslam Ümmetinin Silinemez Bir Parçasıdır ve Küresel Olarak Etki Etme Gücüne Sahiptir

Haber:

Pakistan Silahlı Kuvvetleri Halkla İlişkiler Birimi (ISPR), Hindistan Kara Kuvvetleri Komutanı'ndan gelen varoluşsal bir tehdide yanıt olarak 17 Mayıs 2026 tarihinde bir basın açıklaması yayınladı; açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Hindistan Kara Kuvvetleri Komutanı, yakın zamanda verdiği bir röportajda provokatif bir açıklamada bulunarak şöyle dedi: Pakistan’ın, coğrafya ve tarihin bir parçası olmak isteyip istemediğine karar vermesi gerekir.” Bu sahte ve hezeyani inanç sisteminin aksine, ayrıca Hindutva liderliğinde Hindistan’da yaygın olan kötü niyetlere rağmen Pakistan, fiilen küresel etkisi olan bir devlettir, ilan edilmiş bir nükleer güçtür ve Güney Asya’nın coğrafyası ve tarihinin silinemez bir parçasıdır.”

Yorum:

Pakistan liderliğinin dar milliyetçi ve bölgesel vizyonu, hala oradaki Müslümanların tüm imkanlarını gerçekleştirmekten mahrum bırakmaya devam etmektedir. Zira bu liderlik, küresel etki oluşturmayı; Trump'ın İran ile girdiği çatışma bataklığından çıkmak için çabaladığı bir dönemde, Trump için sadece bir postacı rolü üstlenmekten ibaret görmektedir. Pakistan, Güney Asya coğrafyası ve tarihinin bir parçası olmasına rağmen; dünyanın en önemli enerji koridorlarını kontrol eden ve dünya kaynaklarının en büyük payına sahip olan iki milyarlık İslam ümmetinin ayrılmaz bir parçası olarak çok daha büyük bir ağırlığa sahiptir.

Mevcut liderlik yönetimde kaldığı müddetçe Pakistan; gerek su kaynaklarına yönelik sürekli tehditler, gerekse Belucistan içinde veya Afganistan ile Müslümanlar arasında körüklenen çatışmalar aracılığıyla Hindistan'ın komplolarına maruz kalmaya devam edecektir. Bu rejimin efendisi olan Trump'a gelince; Yeni Orta Doğu'yu inşa etmekle meşguldür; zira Batı’da desteklenen varlığı olan Yahudi varlığı ile doğudaki müttefiki Hindu devletinin, Müslümanlar üzerinde tahakküm kurmasını istemektedir. Müslümanlara gelince; bu Yeni Orta Doğu'daki rolleri, terörle mücadele ve ayrılıkçılık sloganları altında kendi aralarında birbirleriyle savaşmaktır. İşte bu, milliyetçilik ve bölgecilikten ötesini göremeyen bir liderliğin doğrudan acı bir meyvesidir.

Ey Pakistan Müslümanları: Pakistan liderliğinin milliyetçiliği karşısında nasıl susabiliyorsunuz? Şüphesiz ki milliyetçilik, kınanan bir kibir ve yıkıcı bir ırkçılıktır; oysa yüce dininiz onu haram kılmıştır. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِذَا الرَّجُلُ تَعَزَّى بِعَزَاءِ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَعِضُّوهُ بِهَنِ أَبِيهِ وَلَا تَكْنُوا “Cahiliyyedeki nesebiyle övünen kimseye açık bir şekilde babasının organını ısırmasını söyleyin.” Yine Sallallahu Aleyhi ve Sellem, cahiliye davası hakkında şöyle buyurmuştur: دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ “Onu (milliyetçiliği) terk edin çünkü o kokuşmuştur.” Ayrıca Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: وَمَنْ قَاتَلَ تَحْتَ رَايَةٍ عِمِّيَّةٍ... فَقِتْلَةٌ جَاهِلِيَّةٌ “Her kim körü körüne (çekilmiş) bir bayrağın altında savaşırsa… cahiliye ölümüyle ölmüş olur.” Nitekim sömürgeci kâfir, Müslümanlar arasında milliyetçiliği yaymış ve böylece onların vahdetini paramparça ederek onları birbirinden ayrı halklara ve ırklara bölmüştür. Türk, Arap, Kürt ve Fars milliyetçilikleri körüklendiğinde İslam ümmeti bölünmüş; bu da onların tek bir devletinin parçalanmasına ve ülkelerinin bölünmesine yol açmıştır. Bu tehlikenin etkileri günümüze kadar hâlâ devam etmektedir.

Ey Pakistan Müslümanlar: Bizler, aciz milliyetçi bir liderliğin acısını çekmekteyiz; oysa Pakistan, İslam beldelerini tek bir devletin altında birleştirecek olan Raşidi Hilafeti kurmaya muktedirdir. Endonezya'dan Fas'a kadar Müslümanların arzuladığı gibi, bizler de Allah'ın indirdikleriyle hükmedilmesini arzuluyoruz; şimdi soru şudur: Müslümanlardan kim, Allah’ın yardımına nail olmak için ilk olarak fedakârlık ve özveride bulunmaya girişecek?

Ey Pakistan ordusu içindeki muhlisler: Trump'ın ve onun sizin askeri liderliğiniz içindeki yardakçılarının -ki bunların arasında onun en gözde generali Asim Munir de var- vizyonu nedir? (Bu vizyon); Müslümanların kapasitelerini zayıflatmak ve onları Yahudiler, Hinduistler ve Haçlılardan oluşan düşmanlarıyla yüzleşmekten alıkoymak için, “düşük yoğunluklu çatışma” mefhumuna göre onların sürekli bir çatışma içinde kalmalarını sağlamaktır. Liderliğiniz içindeki Trump’ın ajanları, mesele Amerika’yı İran’daki Müslümanların öfkesinden kurtarmakla ilgili olduğunda kendi diplomatik yetenekleriyle övünüyorlar; ama aynı vizyonu, geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı sizinle omuz omuza savaşmış olan Afganistan’daki Müslümanlara karşı taşımıyorlar. Sizin bu milliyetçi liderliğiniz; Hilafetin kurulması, İslam beldelerinin birleştirilmesi, Amerika’nın bu topraklardan çekilmeye zorlanması ve Keşmir ile Filistin’in kurtarılması amacıyla nusret vermek için asla size liderlik etmeyecektir. Eğer bu sizin için henüz netleşmemiş olsa bile; İslam'ın ve onun ümmetinin çıkarlarını gözetme esasına dayalı yeni bir liderliğe ihtiyacınız olduğu gerçeği, her geçen gün daha da açık bir şekilde kendini göstermektedir. Dolayısıyla bizim; Müslümanları birleştirecek, düşmanları bozguna uğratacak ve insanlığa İslam'ın adaleti ve hidayetiyle liderlik edecek İslami bir liderliğe ihtiyacımız vardır. İşte o liderlik, sizin, aranızda, sizinle birlikte çalışan ve size çok yakın olan Hizb-ut Tahrir'dir. O halde icabet edin ey Allah'ın kulları!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

İran rejiminin Çökmesi, Putin’in Orta Asya’yı Kaybetmesine Yol Açar Mı?

Haber-Yorum

İran rejiminin Çökmesi, Putin’in Orta Asya’yı Kaybetmesine Yol Açar Mı?

Haber:

27 Nisan'da Vedomosti haber ajansı, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin St. Petersburg'da düzenlenen bir toplantıda, İran'a verdikleri destekten dolayı Rusya'ya ve Devlet Başkanı Putin'e şükranlarını dile getirdiğini bildirdi.

Putin, Rusya'nın İran'ı desteklediğini ve bölgede barışın mümkün olan en kısa sürede yeniden tesis edilmesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağını vurguladı. Ayrıca İran'ın Dini Lideri Mücteba Hamaney'den bir mesaj aldığını belirterek, kendisine sağlık ve afiyet dileklerini iletti.

Yorum:

Arakçi'nin Pakistan'da Amerikalı yetkililerle görüşmeyi reddetmesinin ardından Trump, daha fazla utançtan kaçınmak için ve her zamanki kibirli edasıyla, yetkililerinin Pakistan gezisini iptal ettiğini duyurdu ve eğer İran konuşmak isterse bizimle kolayca iletişime geçebilir dedi.

Amerika ve Yahudi varlığının İran’a karşı başlattığı saldırganlığın başlamasından bu yana İran, Amerika’nın taleplerine boyun eğmeyi reddettiğini ortaya koymuş ve kendi çıkarlarına dayanan bağımsız bir dış politika izlemeyi sürdürmüştür. Rusya ve Çin ile olan ilişkileri de bunun bir örneği sayılmaktadır.

Arakçi, Pakistan'dan ayrılır ayrılmaz Rusya'yı ziyaret etti, ardından da Çin'e hareket etti. Rusya ve Çin, Amerika’nın İran’da rejim değişikliği gerçekleştirmeyi ve kendisine tabi bir rejim oluşturmayı başarması halinde neler olabileceğinin farkındadırlar. Bu nedenle her iki ülke de İran rejimini korumaya yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Çin'in aksine; zira Rusya kendisini zor bir durumun için bulmaktadır. Zira bir yönden, Ukrayna'nın akıbeti konusunda Putin ile Trump arasında zımni bir mutabakat bulunmaktadır. Nitekim Trump göreve geldiğinden beri, savaşı Rusya lehine sonlandırma umuduyla Putin'in birçok dosyada Amerika lehine nasıl defalarca tavizler verdiğini gördük. Ancak Ukrayna dosyası bugün bile hâlâ çözümsüz kalmaya devam ederken, Putin ise vadedilen zaferi beklemeyi sürdürmektedir. Eğer Putin şimdi Amerika'nın çıkarları karşısında İran'ı desteklerse, Trump'ın kendisine vadettiği Ukrayna'daki zaferi asla göremeyecektir.

Diğer yandan ise Putin, Orta Asya'yı kaybedebilir. Zira Orta Doğu; İran, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya ülkeleri hariç, Amerikan askeri üsleriyle kaplıdır. Nitekim Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde, Pakistan, Afganistan ve tüm Orta Asya ülkelerine belirli roller biçilmiştir.

İran rejiminin çöküşü, Amerika’nın bölgeye yönelik askerî bir işgal başlatması için bir başlangıç noktası oluşturacaktır. Zira başlangıçta Amerika, İran topraklarında askeri üsler kuracak; ardından kaosu ve şiddeti yayarak bölgenin daha da derinliklerine doğru ilerlemeye başlayacak ve nihayetinde Orta Asya ülkelerine kadar ulaşacaktır. İşte o aşamaya gelindiğinde Putin, Orta Asya ülkeleri üzerindeki kontrolünü nihai olarak kaybedecek; Amerika ise sömürgeci genişlemesini sürdürerek daha sonra dikkatini Çin'e doğru çevirecektir.

Peki Putin bunun farkında mı? Pek olası değil. Zira küresel politikayı etkilemek ve onu kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde şekillendirmek isteyen herhangi bir devletin, dünya sahnesindeki lider gücün çıkarlarına gerçek bir tehdit oluşturması gerekir; ona yardım sağlayarak güvenliğini garanti altına alması ve çıkarlarına hizmet etmesi değil; işte Rusya'nın Amerika'ya karşı tam olarak yaptığı şey de budur. Nitekim bütün dünya Amerikan garantilerinin değerini bilmekte ve ortada kesinlikle hiçbir gerçek garantinin olmadığını idrak etmektedir. Zira lider devlet, sadece kendi çıkarlarının peşinden koşar ve güç dengesinde, kendisinden aşağıda kalan devletlere hiç aldırış etmez.

Ey Müslümanlar: Amerika'nın İran'da rejim değiştirme arzusu, bölgede barış ve düzen tesis etmeyi hedeflemediği gibi kesinlikle Müslümanların İslami yönetimi kurmasına yardımcı olmayı da hedeflememektedir. Ayrıca Rusya’nın İran’a yardım etmesi Müslümanların çıkarına değildir; aksine sadece Rusya’nın kendi çıkarlarına hizmet etmektedir. Eğer Avrupalı güçler bölgeye müdahale etmiş olsaydı, bu müdahale İslam’a ve Müslümanlara yardım etmek için olmayacaktı. Bizzat İran rejimine gelince; o kendi milliyetçi fikrine sımsıkı sarılmakta ve bölgede İslam'ın ve Müslümanların karşısında durmaktadır.

Bugün, İran rejimini temsil edilen tek bir devlet, dünyanın önde gelen gücü olan Amerika’ya karşı durmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Böylece Amerika’ya karşı çıkmanın imkânsız olduğu yönündeki yanılsamayı yerle bir etmiştir. Bölgedeki çok sayıda Amerikan ajanları bile, Trump'ın İran'ı mağlup etmesine yardımcı olacak hiçbir şey ortaya koyamamıştır. Şüphesiz Allah Subhanehu ve Teala bugün Müslümanlara, her zamankinden daha fazla bütün işin bize bırakıldığını ve İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için bizzat harekete geçmemiz gerektiğini göstermiştir; Allah’tan bizi bu konuda muvaffak kılmasını diliyoruz.

Allahu Teala Kerim Kitabı’nda şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ “Şüphesiz ki bir kavim, kendi nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Eldar Hamzin

Devamını oku...

Hürmüz Boğazı'nın Kapatılması, Dünyada Ekonomik Bir Kriz Oluşturdu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hürmüz Boğazı'nın Kapatılması, Dünyada Ekonomik Bir Kriz Oluşturdu

 

Haber:

Uluslararası Para Fonu (IMF): Hürmüz Boğazı krizi, bölgede ve dünyada ekonomik bir kriz oluşturdu.

Yorum:

Sahadaki sahneler, dünyanın, bir dünya savaşına tahammül edemeyeceğini göstermektedir; zira kırk gün bile sürmeyen bir savaşla birlikte dünya piyasaları altüst olmaya, fiyatlar yükselmeye ve özellikle enerjiyle ilgili olanlar olmak üzere bazı mallarda kesintiler (tedarik sorunları) yaşanmaya başlamıştır; eğer Hürmüz Boğazı dünya genelinde, kırk gün süren savaştan daha tehlikeli bir ekonomik kriz oluştursaydı, o zaman insanın akla şu soru gelirdi; ekonomik krizi oluşturan şey Hürmüz Boğazı'nın kapatılması mıdır, yoksa Trump ve yaptıkları mıdır? Ya da başka bir şey midir?

Dünyanın yaşadığı trajik gerçeklik, dünyayı bu hale getiren kapitalist sistem sebebiyledir; zira dünya ekonomisine hakim büyük şirketler, alım satımın yapıldığı borsalar ve buralarda sermaye sahiplerinin kontrolünde olan şirket hisselerinin düşmesi ya da yükselmesi, dünyanın sefaletinin asıl sebebidir.

Trump, halklara karşı adaletsiz kapitalist politikanın bir uygulayıcısıdır; tarihte geriye döndüğümüzde Trump’dan daha tehlikeli ve daha zalim kimselerin olduğunu görürüz. Zira İngiltere iki dünya savaşına birden sebep olmuş ve halkları sömürmüş ve hâlâ da sömürmeye devam etmektedir; aynı şekilde Almanya, Fransa, Rusya ve diğer kapitalist devletler de aynı şeyi yapmıştır. Hatta bu sömürgeci devletler, Amerika'nın yaptığından çok daha fazlasını yapmışlardır; bakın işte bugün onların çoğu çökmüş ve zayıflamıştır.

İnsan doğası gereği zulümden nefret eder ve adaleti ister; nitekim devletlerin terazisinden adaletin düştüğü, yani yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Hilafetinin yıkıldığı günden beri dünya; güçlünün zayıf üzerinde nüfuz kurması için krizler, savaşlar, sömürgecilik, güçlünün zayıfı ezdiği (yediği), zenginliklerin yağmalandığı, katliamların, yıkımların ve yakıp yıkmaların içinde yaşamaktadır. Su geçitlerine sahip olan İslam ümmeti, tıpkı bir zamanlar denizlerin efendisi olduğu gibi, zalimlerin karşısında durmaya ve hayat damarlarını kontrol etmeye muktedirdir; bu yüzden adaleti yaymak, zulme karşı savaşmak, sömürgeciliğin kökünü kazımak ve insanlığı kapitalizmin zulmünden kurtarmak için bu ümmetin sahaya geri dönmesi gerekir. Bu da ancak, dünyaya yaklaşık on üç asır boyunca hükmederek adaleti yayan, zulme ve zalimlere karşı savaşan Hilafetin yeniden ikame edilmesiyle mümkündür ki Allah’ın izniyle bizim onunla bir randevumuz var; tıpkı Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurarak müjdelediği gibi: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Pakistan Yöneticileri, Trump’a Körü Körüne Hizmet Etmek Amacıyla İran Halkına Karşı Havuç ve Sopa Politikası Uyguluyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pakistan Yöneticileri, Trump’a Körü Körüne Hizmet Etmek Amacıyla İran Halkına Karşı Havuç ve Sopa Politikası Uyguluyor

 

Haber:

Reuters haber ajansı 18 Mayıs'ta şunları aktardı: “Pakistan, İslamabad'ın İran savaşında ana arabulucu rolünü üstlendiği bir zamanda, Riyad ile askeri iş birliğini güçlendiren ortak bir savunma anlaşması uyarınca Suudi Arabistan'a 8000 asker, bir savaş uçağı filosu ve bir hava savunma sistemi konuşlandırdı. Tüm kaynaklar, bu konuşlandırmanın yaklaşık 8000 askeri kapsadığını, ihtiyaç halinde daha fazlasının gönderileceğinin taahhüt edildiğini ve buna ek olarak Çin yapımı HQ-9 hava savunma sistemini de kapsadığını söyledi. (Reuters)

Yorum:

Haftalardır haberlerde, Pakistan'ın Hicaz bölgesine asker ve savaş uçakları konuşlandırdığı meselesi dolaşıyor; Pakistan yöneticilerinden herhangi bir resmi yalanlama veya doğrulama gelmezken, Müslümanların kanının ve mallarının korunmasına yönelik şeri vacibin zikredilmesi göz ardı edilerek, sadece hac mevsiminde Kabe-i Muazzama'nın kutsiyetini korumanın önemine dair söylemin propagandası yapılıyor. Abdullah İbn Ömer Radıyallahu Anhuma’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: رأيتُ رسولَ اللهِ ﷺ يَطوفُ بالكعبةِ وهوَ يقولُ ما أطيبَكِ وأطيبَ ريحَكِ ما أعظمَكِ وأعظمَ حُرمتَكِ والذي نفسُ محمدٍ بيدِهِ لحرمةُ المؤمنِ أعظمُ عندَ اللهِ منكِ مالُهُ ودمُهُ وأن يُظنَّ به إلا خيراً “Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Kâbe’yi tavaf ederken şöyle dediğini gördüm: Sen ne güzelsin, kokun da ne hoştur. Sen ne kadar büyüksün, hürmetin de çok büyüktür. Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, müminin hürmet ve kıymeti senin hürmetinden daha büyüktür. Allah onun malını, kanını haram kılmış ve bize mümin hakkında ancak hayır düşünmemizi emretmiştir. ” [İbn-i Mace ve Taberani rivayet etti]

Buna ek olarak Pakistan'ın askeri konuşlandırmasına ilişkin raporlar, şu sıralarda büyük Batılı güçlerin askeri güç gösterileriyle aynı zaman denk gelmiştir. Amerika'ya gelince; 18 Mayıs 2026'da Trump şöyle dedi: “Yarın çok büyük bir saldırı gerçekleştirmeye hazırlanıyorduk; bunu biraz erteledim, umarım sonsuza dek olur, belki de kısa bir süreliğine olur.” İngiltere'ye gelince; 17 Mayıs 2026'da Savunma Bakanlığı, “Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin Orta Doğu'daki operasyonlarda insansız hava araçlarıyla (İHA) mücadele etmek amacıyla düşük maliyetli yeni bir silah konuşlandırdığını” duyurdu; bu duyuru, Bakanlığın 12 Mayıs 2026'da “Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlamaya yönelik çok uluslu bir misyona Birleşik Krallık'ın İHA'lar, savaş uçakları ve bir savaş gemisiyle katkıda bulunacağını” açıklamasının ardından geldi. Fransa'ya gelince; 6 Mayıs 2026'da, Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi (deniz trafiğini) yeniden tesis etmeye yönelik olası bir askeri görevin uygulanmasına hazırlık amacıyla ana uçak gemisi olan nükleer enerjili Charles de Gaulle'ü Kızıldeniz'in güneyine doğru gönderdi.

Pakistan yöneticilerine gelince; onlar, İslam'a ve ümmetine gelecek zararı hiç umursamadan Pakistan’ı, Amerika'nın çıkarlarına hizmet eden tabi bir devlet olarak koruyorlar. Bu yüzden onların, Trump’ın İran’ı da tıpkı Pakistan gibi tabi bir devlete dönüştürme planının uygulanmasında ana bir rol oynamaları hiç şaşırtıcı değildir. Zira başlangıçta Pakistan yöneticileri, İran'ın vahşi saldırılara güçlü bir şekilde karşı koymasının ardından, İran’ı Amerika ile müzakere tuzağına çekme yönündeki kirli rolü üstlenerek ona havuç uzattılar; şimdi ise Pakistan yöneticileri, Trump adına, asker ve savaş uçakları konuşlandırıp İranlı Müslümanları tehdit ederek İran’a sopa sallıyorlarlar; oysa şeri vacip, saldırganlara karşı cihatta onlara yardım etmektir.

Ey Pakistan Müslümanları: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellen veda hutbesinde şöyle demiştir: يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَلَا إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ أَلَا لَا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى أَعْجَمِيٍّ وَلَا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ وَلَا لِأَحْمَرَ عَلَى أَسْوَدَ وَلَا أَسْوَدَ عَلَى أَحْمَرَ إِلَّا بِالتَّقْوَى “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takva iledir.” [Ahmed rivayet etti] Bizler, sayısı iki milyara ulaşan büyük bir ümmetin parçasıyız. Bizler, askeri güçler konuşlandırılırken milliyetçiliği veya ulusal çıkarı dikkate almayız; aksine yalnızca Allah Teala’nın emir ve yasaklarını dikkate alırız. Nitekim bugün askerlerimiz, Allah'ın düşmanları olan Yahudi ve Haçlıların hemen yanı başına konuşlanmışlardır. Bu yüzden bizim, ordudaki evlatlarımız, kardeşlerimiz ve yakınlarımızla iletişime geçmemiz ve onlara, Müslümanların beldelerinden düşmanları kovma konusundaki şeri vaciplerini yerine getirmelerini emretmemiz gerekir.

Ey Pakistan ordusu:Ekim 2023'ten beri, askeri komutanlığınızın içindeki Trump’ın ajanları Gazze'nin çok uzak olduğunu söylediler ve bu yüzden de Yahudi varlığına karşı cihat etmenizi engellediler. Şimdi ise Trump kendi elleriyle yarattığı bataklığa gömüldükten sonra, onun komutanlığınızdaki ajanları artık hiçbir mesafeyi uzak görmüyorlar ve bu yüzden de size, savaşmak için harekete geçmenizi emrediyorlar! Unutmayın ki Allah'a itaatin üzerinde hiçbir itaat olmadığı gibi Allah Subhanehu'nun yasağının üzerinde de hiçbir yasak yoktur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَا طَاعَةَ فِي مَعْصِيَةٍ، إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِ “Allah’a isyanda itaat yoktur. İtaat ancak marufa göre olur.” [Buhari rivayet etti] Kıyamet günü komutanlığınızın emirlerini bahane edemeyeceksiniz; bu yüzden Trump’ın ajanları uğruna kendinizi cehennem ateşine atmayın! Onları alaşağı edin ve cihatta düşmanlara karşı tüm ümmete liderlik edecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurması için Hizb-ut Tahrir ’e nusretinizi verin.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Gazze, Kuşatma ile Hayal Kırıklığı Arasında!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Sessiz Kınamalar ve Tekrarlanan Saldırılar
Gazze, Kuşatma ile Hayal Kırıklığı Arasında!

 

Haber:

Organizatörlerin vurguladıklarına göre, geçen hafta kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım taşımak üzere Türkiye'den denize açıldıktan sonra Küresel Sumud Filosu'na, pazartesi günü uluslararası sularda işgal güçleri tarafından düzenlenen saldırıya yönelik Arap ve uluslararasından peş peşe kınamalar geldi. Bu saldırı; işgal ordusunun, Gazze Şeridi kıyılarına doğru yol almakta olan Küresel Sumud Filosu'nu Yunanistan'ın Girit Adası'nın batısında korsanvari bir şekilde ele geçirmesinden iki hafta sonra gerçekleşti. İşgal o dönemde filodaki aktivistleri gözaltına almış ve ardından da sınır dışı etmişti. (El Arabi El Cedid)

Yorum:

Son yaşanan olaylar, Gazze’nin sadece kuşatılmış bir bölge olmadığını; aksine İslam ümmetinin zulüm ve zorbalık karşısındaki direnişinin bir sembolü olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Yahudilerin Sumud Filosu'na yönelik saldırısı sadece askeri bir saldırganlık değildir; aksine Yahudilerin baskıya dayalı siyasetinin somut bir göstergesi ve Filistinlileri aşağılamayı ve iradelerini kırmayı hedefleyen planların bir uzantısıdır

Bu saldırıyı korsanlık ve haydutluk olarak nitelendiren Erdoğan da dahil olmak üzere Müslümanların başındaki yöneticilerin resmi tutumları, sahada hiçbir gerçek etkisi olmayan, sadece şekli bir tavır sergileme çabasından öteye geçememesi esef vericidir. Aynı durum, halklarımızın gözüne kum serpmek ve iradelerini uyuşturmak için sadece kınamakla yetinen Müslümanların başındaki diğer yöneticiler için de geçerlidir.

Ancak açık ve net olan gerçek şudur ki, Gazze ne filolarla ne de kınamalarla kurtarılacaktır. Gazze’nin gerçek bir kurtuluşa ihtiyacı vardır; saldırganların karşısında kararlılıkla duran güçlü ordulara ihtiyacı vardır; İslam ümmetinin, kaybettiği birliği ve itibarını yeniden kazanmak, ümmetin haysiyetini ve onurunu geri kazanmak için ortak bir çaba göstermesine ihtiyacı vardır.

Köklü çözüm, görüşmelerde veya açıklamalarda değil; aksine İslam ümmetini muvahhid ruhuna geri döndürmekte ve Gazze ve genel olarak Filistin de dahil olmak üzere işgal altındaki toprakları Müslümanların bağrına geri döndürmek için çalışmakta yatmaktadır. Bu ise dayanışma ruhunun geri kazanılmasını ve Müslümanların birliğini pekiştirip haklarını koruyacak zirve ve tacın sembolü olan Hilafetin yeniden tesis edilmesini de kapsayacak şekilde bütünleştirici ümmet projesinin canlandırılmasını gerektirmektedir.

Bugün Gazze ve tüm Filistin, ümmetin azminin gerçek bir imtihanıdır. Şüphesiz tek başına direniş yeterli olmadığı gibi şekli tutumlar da hiçbir şey gerçekleştirmeyecektir. Aksine gerekli olan; ciddi bir çalışma, Müslümanların birleştirilmesi, toprakları ve kutsalları savunmak için orduların hazırlanmasıdır. Gazze'ye yardım etmenin gerçek yolu işte budur; zira bu yol, ümmeti bir araya getirecek, ona izzetini ve milletler arasındaki konumunu yeniden kazandıracak olan bir yoldur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Ümmet, Farkındalığını Geliştirerek Yüksek ve İdeal Bilinç Düzeyine Ulaşmaya Çalışıyor

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmet, Farkındalığını Geliştirerek Yüksek ve İdeal Bilinç Düzeyine Ulaşmaya Çalışıyor

 

Artık kimse için bir sır değil; olayların gidişatını anlamak zor değil; dünyadaki bilinçli insanların söylemlerinin özüne ve amaçlarına ulaşmak da imkansız değil. Bölgedeki ülkeler, felaketler ve sefalet gibi zorlu deneyimlerden geçti; bu da, halkları yönetenlerin başarısız yasalarla yönettiklerini ve yasama sürecinde aynı kurallara devam etmenin insanlara uygulanması uygun olmayan bir yozlaşma olduğunu kanıtlıyor; bu devamlılık ise başlı başına halkların çıkarlarına saygı gösterilmediğini veya umursanmadığını ortaya koyuyor.

Bu da bu yozlaşmış kanunları koyanların doğasından ve onların, talepleri karşılamak ya da acil fıtri ihtiyaçları ele alıp doyurmak yerine, bu talepleri bastırma keyfiyetinin kontrol edilmesini hevaya terk eden yönetimdeki bencil egolarından kaynaklanmaktadır. Bilakis aksine onların, nükseden fıtri duygulara ve hislere dayalı yönetimden hedefleri, halkların yok edilmesine ve köleleştirilmesine yol açsa bile dünyanın onların çılgınlıklarına, şehvetlerine ve sapkın arzularına göre hareket etmesini sağlamaktır.

Batı medeniyetinin kurucularının iddia ettikleri şeyler, yaptıklarına cüret etmeleri sayesinde artık kendi ciltlerinden olan ümmiler, seçkinler, analistlere, hatta siyasete hiçbir zaman ilgi duymamış kimseler tarafından bile açıkça ortaya çıkmış ve anlaşılmıştır.

Müslüman ülkelere gelince; Batı’nın piyonları olan yöneticilerinin ne istediğini anlama mücadelesi -ki bu yöneticiler planlarının açığa çıkmaması için büyük çaba sarf etmişlerdir- onların yenilgisiyle sonuçlanmıştır; zira yöneticilerin halklardan gizledikleri şeylerin ortaya çıkarılması kolay bir hâle gelmiştir. Nitekim bugün sıradan insanların dillerinden, samimi davetçilerin gece gündüz dikkat çektiği hususları işitiyoruz. Oysa bir zamanlar bu yaklaşım anlaşılmıyor, hatta bir hayal ürünü ya da dar bir partizan yaklaşım olarak görülüyordu. Daha önceleri işi zorlaştıran şey, çizilen sınırlar, bölünen ülkeler ve her bir bölgenin başına dikilen ve bağlılıklarını gizleyip milliyetçiliklerini ve sadakatlerini açığa çıkaran bir yöntem izleyen bekçilerdi. Oysa bu bekçiler, halkları kendi sürüleri haline getiren küresel yönetim çetesinin birer tâbisinden başka bir şey değillerdir.

Yüzler değişip sefalet devam ettiğinde ve çözümler tükendiğinde, yönetilenler sorunun yalnızca yöneticinin şahsında değil, bizzat yönetim sisteminin kendisinde yattığından emin olmuşlardır; çünkü devrilen kişi ifşa edilip suçlu olduğu ilan edilir edilmez, yerine başka bir surette bir yenisi gelmiş ve halklara güven vaat etmeyen yeni şoklar yaşanmıştır; böylece çatışma alevlenmeye devam etmiş, sıkıntılar sürüp gitmiş ve acil ihtiyaçlar sadece bir umut ve hayal olarak kalmıştır. Sessiz kalıp boyun eğenlere gelince; mevcut sistemi uygulamak ve başta Amerika ve onun kolu olan Yahudi varlığı olmak üzere bugün Batı’da dizginleri elinde tutan efendiye bağlılığı pekiştirmek için yöneticilerle işbirliği yapan çıkarcı kişilerdir.

Ancak Müslüman halkların, -çektikleri acılara ve üzerlerine demir yumrukla dayatılanlara rağmen-, hakikati kesin bir şekilde görme, yani bu sistemin uygun olmadığı ve bu sistemi uygulayan herkesin, aynı anayasadan beslendiği ve aynı yasalarla hükmettiği sürece yönetici olmaya layık olmadığı aşamasına ulaşmalarındaki hayrı hissettiğimizde, işte o zaman içimizdeki bilincin hayırlı olduğunu öğrenmiş oluyoruz Allah'a hamd olsun. Müslümanların kendilerine karşı kurulan siyasi, ekonomik ve toplumsal tuzakların bilincinde olması, artık yalnızca zeki ya da alim kişilere özgü değildir; ancak ümmetin derdini taşıyan samimi ve bilinçli insanları farklı kılan şey, İslam ümmetinin maruz kaldığı tüm bu krizler ve mezalimler için köklü çözümü kararlılıkla ve ısrarla aramalarıdır.

Nitekim onlar, Müslümanlara, bu çözümü bulmak için gösterdikleri çabadaki eksikliklerini ortaya koyuyorlar; oysa bu, bir görev ve farzdır; hatta Batı’nın gizlediği ve Müslümanlara ulaşmasını engellemeye çalıştığı, farzların en üstünüdür; zira bu çözüm, onların hırslarını ve arzularını yıkacak bir bilinçten kaynaklanan bir talep ve kamuoyu görüşü haline gelmesin diye. Bu çözüm, Müslümanları İslam'ın adaleti ve anayasasıyla birleştiren bir devletin kurulmasıdır; bunu sadece Müslümanlar değil, tüm dünya beklemektedir.

Raşidi Hilafet Devleti, Müslümanların dağınıklığını bir araya getirecek, onlara yardım edecek ve kendilerine zulmeden herkesten intikam alacaktır; böylece yeryüzünün hiçbir yerinde hiç kimse bir Müslümanın kanını dökmeye cesaret edemeyecektir. Müslümanların bilincinde olması gereken çözüm işte budur; bu yüzden Müslümanların öncelikli talebi, Hilafet Devleti’ni kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak ve bu yolda ilerleyenlere katılmak ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şu vaadine ümit bağlamak olmalıdır: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ümmü Osman Sebatin – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Pakistan Vilayeti: Naveed Butt İçin Bir Dua - Allah Onu kurtarsın

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Wilayah Pakistan Campaign On the 14th Anniversary of His Abduction... Release Naveed Butt!

Hizb ut Tahrir / Pakistan Vilayeti:
Naveed Butt İçin Bir Dua

Allah onun özgürlüğünü tez zamanda nasip etsin.

[وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَ قُلْ عَسَىٰ أَن يَكُونَ قَرِيبًا]
“Bir de: ‘Ne zaman gerçekleşecek bu?’ diye soruyorlar. De ki: ‘Belki de yakındır.’”
Ey Naveed, Allah itaat ve ibadetlerini kabul buyursun.
Rabbimiz, kıymetli kardeşimiz Naveed hakkında kalplerimize huzur ve güven versin.
Allah’ım, onu asla uyumayan gözünle koru;
Onu, sığınılacak en sağlam dayanak olan kudret sütununla muhafaza et;
Ve onu, asla kaldırılmayan koruma örtünle himaye et.
Allah’ım, bedenine, işitmesine ve görmesine sağlık ve afiyet ver.
Allah’ım, onu önünden ve arkasından, sağından ve solundan koru;
Ve onun, altından gelecek bir zararla helak edilmesinden Sana sığınırız ey Rabbimiz.
Allah’ım, onun aklını ve esenliğini muhafaza et;
Onu, zindancılarının ve zalimlerin şerrinden,
Ayrıca bütün mahlûkatının kötülüğünden koru.
Allah’ım, onu — ve bütün Müslüman erkek ve kadın esirleri — zalimlerin hapishanelerinden; emniyet içinde, muzaffer, sağlıklı, onurlu ve başı dik bir şekilde ailesine ve bizlere geri döndür.
Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun aline ve bütün ashabına salât, selam ve bereket ihsan eyle.

Hazırlayan: Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Medya Bürosu
24 Zilkade 1447 Hicri — 11 Mayıs 2026 Pazartesi

pakistan vilayeti

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi tarafından başlatılan kampanyayı görüntülemek için TIKLAYINIZ

pakistan vilayeti

Etiketler

#أطلقوا_سراح_نفيد_بوت
#أطلقوا_سراح_نفيد_بوت_الداعي_للخلافة
#FreeNaveedButt
#FreeNaveedButt_AdvocateOfKhilafah
#خلافت_کے_داعی_نویدبٹ_کو_رہا_کرو

pakistan vilayeti

İlgili Bağlantılar:

E- mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.          WhatsApp: +967 713 645 449

pakistan vilayeti

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER