Cumartesi, 17 Şevval 1447 | 2026/04/04
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Güç Yanılsaması ve Kibir

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Güç Yanılsaması ve Kibir

Kibirli kişi, düşüş anını göremez; çünkü o, güç yanılsamasında boğulmuştur. Trump'ın açıkladığı da işte budur; zira Trump da, sanki dünyaya tepeden bakıyormuşçasına kendi yanılsamasında boğulmaktadır. Trump, sahip olduğu maddi güç ve üstünlük unsurlarına güveniyor ama bu güç unsurlarının bir gün kendi aleyhine bir yüke dönüşebileceğini unutuyor; yani bu kibirli adamın, dünyadaki en büyük maddi güce sahip olmasından dolayı övünmesi, kibrinin bir tezahüründen başka bir şey değildir.

Eskiden beri hayatın sünneti böyledir; yani bir yükseliş olur, ardından bir duraklama, sonra da sahibinin iş işten geçtikten sonra fark ettiği bir düşüş olur.

Kur'an-ı Kerim bize, büyük bir güce ulaşmış ve bu güç sayesinde kendilerini tüm hesapların üstünde gören milletlerin haberlerini anlatmıştır; örneğin kibirlerinden dolayı şöyle diyen Âd ve Semud kavimleri gibi: مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًBizden daha güçlü kim var?” [Fussilet 15] Ama onlara cevap, teorik olarak değil, aksine hadaratları hiç kimseye ayrıcalık göstermeyen Allah’ın sünnetleri karşısında çöktüğünde, pratik olarak gelmiştir. Yani onların çöküşü de aniden olmamıştır; aksine kibir, hakkı göz ardı etme ve dengeleri koruyan değerleri hafife alma gibi bir birikimin sonucunda gerçekleşmiştir. İşte Amerika'nın bugün yaptığı şey de, bizim daha önce gördüğümüzün aynısı ya da onun bir benzeridir.

Trump, asrın tiranı olup askeri makinesinin Müslümanların şehirlerini yerle bir edip yok etmesiyle övünmektedir; ama o, şayet Müslümanların kendilerini savunacak, haklarını koruyacak ve onurlarını muhafaza edecek bir devletleri olsaydı, bunların hiçbirinin yaşanmayacağını çok iyi biliyor.

Müslümanların topraklarını parçaladıktan sonra başımıza diktikleri yöneticilerden oluşan bekçilerin yardımıyla ülkemizde arbede çıkarmaya ve istedikleri gibi hareket etmeye başladılar; zira bu bekçi yöneticiler, uçakları için askeri üsler ve kışlalar ve Müslümanların şehirlerini yerle bir eden füzeleri için de üsler olsun diye düşmanlara hava sahasını açtılar. Ayrıca suçlu yöneticiler, Müslümanların servetlerini darmadağın ettiler ve onları düşmanlarına vererek, Müslümanlara karşı savaş açmak için düşmanların donanmalarını finanse etmelerini sağladılar.

Eğer evlatlarının onurunu savunan bir ümmet olsaydı, bu olanlar asla olmazdı. Nitekim İslam ümmeti, bedeni üzerinde nurun parıldadığı ve içinde ise iman nabzının attığı tek bir gemiydi. İşte o zamanlar Müslümanlar sırf dağınık halklar değillerdi, aksine tek bir beden gibiydiler; dolayısıyla adalet onların kanunları, onur kalkanları ve vahdet ise güçleriydi.

Ey Müslümanlar: Bizler vahdetimizi kaybettiğimizde, saldırganlara karşı kendimizi koruma gücümüzü de kaybettik. Bugün olanlar ve kendi beldelerimizin merkezinde işgal edilmemiz, devletimizden ve izzetimizden vazgeçmemiz yüzünden bizlere isabet eden zayıflık ve kırılganlığın en belirgin göstergesidir.

Başta büyük şeytan olmak üzere Batı, güç dengelerinin sonsuza dek sabit kalacağını düşünüyor olabilir; ancak gerçekte bu güç dengeleri en tehlikeli aşamalarına girmiştir; zira kibrin sesi yükselmeye başladığında erozyon başlar ve güç faktörleri zayıflık nedenlerine dönüşür.

Bu anlam sadece geçmişle sınırlı değildir; aksine her dönemde tekrarlanmaktadır; zira devletler, güçlerinin zirvesine ulaşıp tarihin o anda sona erdiğini ve güç dengelerinin sonsuza dek sabit kalacağını düşündükleri anda, yıkılışlarına doğru geri sayım başlamış olur. Bu sünnet, sadece vaaz niteliğinde bir fikir değildir, aksine gerçekliklerin de tanık olduğu bir hakikattir; zira kaç büyük güç egemen olup sonra yok olmuştur ve kaç zayıf ümmet, gücün sebeplerine bağlandığında kalkınmıştır. Hegemonya kalıcı olmadığı gibi güç de sonsuz değildir; aksine günler birbirini takip ederek dönüp durur; nitekim Allah, değişmeyen hassas bir dengeye göre bazı kavimleri yüceltir ve diğerlerini de alçaltır.

Belki de herhangi bir güce isabet edebilecek en tehlikeli şey, kendisinin bu sünnetlerden bir istisna olduğunu sanması ve sahip olduklarıyla gururlanmasıdır. İşte bu azgın ve zorba Amerika, bu gerçeği somutlaştırmaktadır. Çünkü hayatta kalmak sadece en güçlü olanların değildir; bakın onların iğrenç medeniyetleri insanlığı çürütmüş ve skandallarıyla çalkalanan suçları dünyayı doldurmuştur.

Ey Müslümanlar: Ümmetinizin ihtişamı, atalarınızın övünçleri, seleflerinizin kahramanlıkları ve değerli hazinelerle dolu tarihiniz; evet tüm bunlar size, ihtişamınızı geri kazanmanız ve kendinizi ve ülkelerinizi kurtarmanızın yanı sıra kardeşlerinizi de katliamdan, kanların ve malların ihlal edilmesinden kurtarmanız amacıyla ayrılıkçı unsurları terk etmeniz için çağrıda bulunuyor.

Amerika ve Yahudiler tüm hukuka ve tüm insani ilkeye muhalefet ettiler ve hayvanların kanunu dışında hiçbir şeye aldırış etmediler; nitekim geriye sadece, Batı dünyasındaki bu kibirli ve zalim adamın atalarına, zincirlerin nasıl kırıp bağların nasıl parçalandığını öğreten sizler kaldınız. Ölümsüz sisteminiz sayesinde insan haklarını yücelten ve bunu on dört asırdan fazla bir süre tatbik eden sizlersiniz; o halde başlarınızın üzerinde gözleri alan Amerikan kılıcı sallanırken alaycılara aldırış etmeyin.

Haydi halkına asla yalan söylemeyen bu lider sizi, kurtuluş gemisine, eski ihtişamınızı ve izzetinizi geri kazanmaya, azminizi bilemeye, yücelik ve egemenliğe giden yolda yarışmaya ve bunu esintilerin kanatlarıyla yaymaya davet ediyor.

Sloganınız, merhaba, tarih tekerrür ediyor ve bizi kendisi için büyüdüğümüz olaylara ve bize öğretilen tutumlara davet ediyor olsun ki böylece çocuklar ve torunlar, atalarının ve ecdatlarının yazdığı gibi kendi elleriyle şanlı sayfalar yazsın ve bu ümmetin ilerlemesi ve şanlı sancağı mücadeleyle dolu hayatın en yüksek zirvesinde dalgalandırmak için bize bir fırsat sunsun. Güzel akıbet muttakilerindir.   

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Allah Onları Kahretsin; Zararlı Yöneticiler İbret Alırlar Mı Acaba?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Allah Onları Kahretsin; Zararlı Yöneticiler İbret Alırlar Mı Acaba?

Haber:

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Rusya’nın, Ukrayna güçlerinin ABD aracılığıyla Donbas’tan çekilmesi ve barışçıl bir çözüme onay verilmesi için iki aylık bir süre içeren sinyaller ilettiğini açıkladı. (Ukrayna Arapça Haber Ajansı)

Yorum:

Ukrayna'nın Rusya ve Amerika'ya sunduğu tüm tavizlere ve savaş öncesinden beri Amerika'nın Rusya'yı kışkırtıp savaşa sürüklemesi emrine boyun eğmesine rağmen, Amerika ona hiç merhamet etmemiş ve onu her düzeyde felaket bir duruma sürüklemiştir; bakın işte şimdi de Rusya, sanki Donbas'ı işgal eden Rusya değil de Ukrayna'ymış gibi Donbas bölgesinin tamamını kendisine bırakmasını talep etmektedir!

Tüm bunlar, Trump'ın Avrupa fonlarıyla Ukrayna'ya silah sağlayan ajansı kapatma tehdidinin ortasında yaşanmaktadır; hem de Zelenski kendini, Amerika'nın İran'a karşı savaşında bu ajansın hizmetkârı olarak sunmasına rağmen.

Ülkelerini tehlikeye atıp her türlü açgözlünün yağmalamasına terk edenlerin durumu işte budur ki bunda şaşılacak bir şey de yoktur.

Acaba ülkemizdeki aşağılık ve utanç verici yöneticiler, kendilerine ve başkalarına, uğruna tüm halklarını ve kaynaklarını feda ettikleri efendileri tarafından yaşatılan bu aşağılanmadan ders alacaklar mı? Ne kadar hizmet ederlerse etsinler efendileri onları ayağındaki bir ayakkabı olarak bile kabul etmeyeceklerdir; Allah onları kahretsin!

Allah’ım bizi, sömürgecilikten, onun zararlı yöneticilerden oluşan kuyruklarından ve onların ekini ve nesli yok eden yakın çevresinden bir an önce kurtar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Muhammed Süleyman

Devamını oku...

Avrupa İle Amerika Arasındaki Gerilim!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Avrupa İle Amerika Arasındaki Gerilim!

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nden (NATO) çekilme olasılığına ilişkin açıklaması, Avrupa’da “uluslararası hukuku ihlal etmek için kurulmamış bir askeri ittifak” olarak görülen NATO’ya yönelik bağlılıklarını teyit eden tepkilere yol açtı. (El Cezire)

Yorum:

Trump’ın tehditkar açıklamaları, NATO’dan fiili bir çekilme olmaktan çok, müzakerelerde baskı aracı olarak tırmanan bir söylem kullanmaktan başka bir şey değildir; zira bu açıklamaların hedefi, NATO içindeki yüklerin yeniden dağıtılmasını sağlamak ve ortaklık mantığını, çıkar ittifakı ya da Amerika’ya tam boyun eğme mantığına dönüştürmektir. Bu yüzden Avrupalılar, kendilerini çevreleyen tüm risklere ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkmaya başlayan zayıflığa rağmen bunu reddetmeye çalışmaktadırlar.

Avrupa, doğrudan askeri müdahale konusunda tereddüt etmektedir; zira bu, NATO’yu başka bir nükleer güçle karşı karşıya getirerek kontrol edilemez bir tırmanışa dahil edebilir; bu nedenle NATO, en tehlikeli kararın, savaştan çekilmek değil savaşa girmek olduğunu düşünmektedir.

Dolayısıyla onlar vekalet savaşına başvuruyorlar, yani silah, eğitim ve benzerleri gibi dolaylı olarak askeri destek sağlıyorlar; zira onların görüşen göre bu, rakibi zayıflatmakta ve kendileri için gereksiz olan topyekûn bir savaştan kaçınmalarını, diğer bir deyişle bedel ödemeden kazanç elde etmeyi sağlamaktadır.

Avrupa'daki farklılıklar oldukça büyüktür; zira doğu Avrupa ülkeleri daha sert bir tutum sergilerken, Batı Avrupa ise ülkeleri daha temkinli davranmaktadır; çünkü Doğu ve Batı Avrupa arasında, enerjiye bağımlılık oranları, coğrafi konum farklılıkları, tehlikeye yakınlık veya uzaklık ve halkların karakteri açısından farklar olduğu gibi siyasi ve askeri beklentiler ve kapasiteler konusunda da farklılıklar söz konusudur.

Avrupa genelinde, uzun süreli savaşların maliyetli olduğu ve garantili bir sonuç vermeden ülkeleri tükettiği yönünde bir kanaat hakimdir; bu nedenle Avrupa kamuoyunun baskısı altında hareket ederken bir yandan da sürekli ekonomik krizleri göz önünde bulundurmaktadır. Amerika ile Avrupa arasında öncelikler konusunda bir anlaşmazlığın olduğu da cabası; zira Avrupa, Amerika’nın aksine Rusya’nın oluşturduğu tehdidin Çin’inkinden çok daha önemli olduğunu düşünmektedir.

Avrupa, İran'ın NATO ittifakı için doğrudan bir tehdit oluşturmadığını düşünüyor; zira savaşın başlatanların Amerika ve Yahudi varlığı olduğunu, İran'ın ise hiçbir NATO üye ülkesine doğrudan saldırmadığını belirtiyor ve mevcut çatışmanın Atlantik değil, bölgesel olduğunu düşünüyor.

Ancak Amerika, Avrupa'yı savaşa girmeye zorlamamakta; aksine savaşın dışında kalmanın maliyetini artırmakta ve savaşa girmenin maliyetini ise düşürmektedir.

Avrupa bugün riskler ile faydalar arasında bir denge kurmaya çalışmakta ve risklerin daha büyük olduğunu düşünmektedir; bu nedenle, bu duruma sürüklenmekten mümkün olduğunca kaçınacaktır.Bugüne kadar NATO içindeki ilişki, emir ve itaat ilişkisi değil, aksine çıkarlar dengesi ve karşılıklı baskıdan ibaretti; dolayısıyla ABD, tehdit ve teşvik yoluyla NATO ülkelerine baskı yapmayı başarırsa, onları savaşa sürükleyebilir ya da iç safları destekçiler ve karşı çıkanlar olarak bölebilir.

Dolayısıyla bu, durumumuzu değiştirmek ve Allah'ın rızasını kazanmamız ve izzetimiz olan Hilafet Devletini kurmamız için çalışanlarla ve İslam projesinin sahipleriyle birlikte çalışmamız için bir fırsattır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Hak ile Batıl Arasında Tarafsız Kalmak; Batıla Yardım Etmek ve Hakkı Yüzüstü Bırakmaktır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hak ile Batıl Arasında Tarafsız Kalmak; Batıla Yardım Etmek ve Hakkı Yüzüstü Bırakmaktır

Haber:

Yetkili Türk kaynaklar, El Cezire Net’e, Ankara’nın Orta Doğu’da süren savaşın tırmanmasını önlemek ve gerilimi azaltmak amacıyla son derece yoğun diplomatik çabalara giriştiğini ve Amerikan taleplerini İranlı yetkililere iletmek için arabulucu rolü oynadığını açıkladılar. Kaynaklar, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Trump'ın İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması ve diyalog için bir zemin oluşturması amacıyla verdiği 48 saatlik süreyi uzatmak amacıyla yaklaşık 10 ülkeyle temas kurduğunu belirttiler.ABD'nin, Türkiye ve Pakistan'daki yetkililere savaşı durdurmaya ilişkin son taleplerini ilettiğini ve bu yetkililerin de rolleri gereği bunları İran'daki muhataplarına aktardığını açıkladılar.Kaynaklar, “İran'da çok sayıda güç yapısı ve merkezin bulunması nedeniyle, ABD'nin mesajlarının aynı anda birçok İranlı yetkiliye iletildiği” eklemesinde bulundular. (El Cezire Net)

Yorum:

Müslümanlar olarak bizler, fikirlerimizi ve hükümlerimizi, hayatın her alanına yönelim çözümlerin kendisinden kaynaklandığı İslam akidesinden alırız; yukarıda bahsedilen haberin konusu, Amerika’nın Müslüman ülkelerden birine yönelik saldırısı olup bu saldırıda Amerika’ya, yaklaşık seksen yıldır İsra ve Miraç topraklarını işgal eden Yahudi varlığının destek vermesidir; peki bu durumda Müslümanların başındaki yöneticilerin görevi nedir?

Eğer iki Müslüman taraf arasındaki bir çatışma olsaydı, bu durumda yapılmasını gerekenin, Allahu Teala'nın Hucurat Suresi'ndeki şu kavline uyarak aralarını düzeltmek olduğunu söylerdik: وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاEğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin.” [Hucurat 9]Ama saldırı, Müslümanlarla fiilen muharip olan bir devlet ve Yahudi varlığı tarafından Müslüman ülkelerden birine yönelik bir saldırı olup Müslümanların başındaki yöneticilerden bir kısmının İslam ülkelerine saldırması için Amerikan üslerine ev sahipliği yapması ve diğer bir kısmının ise saldırgan taraf ile saldırıya uğrayan taraf arasında sadece bir arabulucu olması söz konusu olursa, işte bu tam bir ihanettir; oysa şerî vacip, tüm Amerikan üslerini ülkeden kovmaktır; çünkü İslam, müminlerin aleyhine kâfirlere yol vermeyi haram kılmıştır; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]Aynı şekilde Müslümanların başındaki yöneticilerin görevi, dünyanın herhangi bir yerindeki Müslümanlara yönelik bir saldırı meydana geldiğinde Müslümanlara yardım etmek için orduları harekete geçirmektir;nitekim İran’dan önce Afganistan ve Irak’a saldırı düzenlendi ve Gazze felakete uğradı ancak Müslüman orduları, Allah’ın emrine icabet ederek kardeşlerine yardım etmek için harekete geçmemiştir: وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ Sizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir." [Enfal 72] Ve Subhanehu’nun şu kavline icabet ederek: وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِİyilik ve takva (Allah'ın yasaklarından sakınma) üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.” [Maide 2]

Bu nedenle İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışanlara yardım etme, mazlum Müslümanlara yardım etmenin önünde bir engel olarak duran hain yöneticileri kökünden söküp atma, Amerika'nın üslerini ülkemizden kovup onları kendi merkezlerine kadar takip etme, dünyayı onun şerlerinden kurtarma, Yahudi varlığını ortadan kaldırma ve İslam'ı bir hidayet ve nur risaleti olarak dünyanın dört bir yanına taşıma görevlerini yerine getirmeleri için Müslüman ordulara hitap ediyoruz. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir.” [Tevbe 33]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah Abdulhamid – Irak

Devamını oku...

Kaybedilen Stratejik Silah; Hürmüz Boğazı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Kaybedilen Stratejik Silah; Hürmüz Boğazı
Kaybedilen Stratejik Boğazlarımıza ve Silahlarımıza Yönelik Bir Bakış!

 

ABD’nin İran’a yönelik savaşı, savaşların ortaya çıkardığı gerçeklerden birini gün yüzüne çıkarmıştır; zira savaş, gerçeğin çıplak bir şekilde ortaya çıktığı bir andır; bu gerçek ise Hürmüz Boğazı’nın hayati bir geçit ve boğucu ve ölümcül bir kilit olduğu gerçeği olup savaş, bu boğazın şu anda neredeyse İran’ın elindeki en güçlü stratejik silah olduğunu ortaya koymaktadır!

Hürmüz Boğazı, enerji ticareti için en önemli ve en büyük hayati ve stratejik su yollarından birini oluşturmaktadır; zira coğrafi boyutları ona son derece büyük bir stratejik önem kazandırmaktadır. Örneğin gemi trafiği için fiili deniz yolu her iki yönde de ancak 3 kilometreye ulaşan çok dar bir alandır ki bu durum, Hürmüz Boğazı’nı son derece hassas bir darboğaz ve sıkı bir kilit haline getirmektedir. Bu da ideolojik bakış açısına ve egemen siyasi karara sahip olan birine boğaz üzerinde tam kontrol sağlamakta olup alternatiflerin olmaması ise onun stratejik önemini daha da artırmaktadır.

Hürmüz Boğazı'ndan, dünya çapında deniz yoluyla taşınan ham petrolün üçte birinden fazlası (%38) geçmektedir; buna ek olarak sıvılaştırılmış petrol gazının %29'u, sıvılaştırılmış doğal gazın %19'u, rafine petrol ürünlerinin %19'u ve gübreler dahil kimyasal madde ticaretinin %13'ü de buradan geçmektedir. Küresel gübre sevkiyatlarının üçte biri de buradan geçtiği gibi alüminyum hammaddeleri, konteynerler ve diğer malların yanı sıra "Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, İran ve Kuveyt'ten gelen dünya petrol talebinin yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçtiği gibi dizel, uçak yakıtı, benzin, hammaddeler ve diğer ürünleri taşıyan tankerler de buradan geçmektedir.” (Reuters).

Bu durum, Hürmüz Boğazı’nı, kapitalist ekonominin ciğeri ve fabrikalarını çalıştırmak için gerekli olan enerji tedarik zincirleri ile aynı şekilde kapitalist tarım pazarı için gerekli olan gübreler aracılığıyla da kapitalist sanayinin can damarı haline getirmektedir; yani Hürmüz Boğazı sadece bir su yolu değil, aksine neredeyse nükleer caydırıcı silahla eşit veya onu da aşan stratejik caydırıcı bir silahtır; çünkü kapitalist ekonomiye ölümcül bir darbe vurmakta olup bunun etkisi ise kapitalist sistemin özüne, yani Batı'daki ekonomiye, devlete ve topluma kadar uzanmaktadır.

Hürmüz Boğazı'ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçmekte olup boğazın kapatılması, nakliye ve sigorta maliyetlerinin artmasına ve petrol fiyatlarının yükselmesine neden olmuş ve küresel ekonomiye yansımaları konusunda endişelere yol açmıştır; bu da Wall Street Journal gazetesinin haberine göre “Exxon Mobil, Chevron ve ConocoPhillips” gibi büyük Amerikan petrol şirketlerinin başkanlarını, Trump yönetimini, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam etmesi halinde enerji krizinin daha da kötüleşeceği konusunda uyarmaya itmiştir. Ayrıca gazete, bilgili kaynaklara dayanarak, üç şirketin başkanlarının Beyaz Saray'da bir toplantıya katıldıklarını ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının sonuçlarını değerlendirmek üzere Enerji Bakanı ve İçişleri Bakanı ile bir dizi görüşme yaptıklarını aktarmıştır.

Hürmüz Boğazı, ahmak Trump’ın Amerika’sı için en büyük düğüm ve çıkmazdır; zira gerçekte onun kibir ve küstahlığını yerle bir eden şey, Körfez’deki üslerinin ve askeri tesislerinin vurulması değil, boğazın kapatılması olmuştur; çünkü boğazın kapatılması onu, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ikilemini ve düğümünü çözmek için Çin’den, Avrupa ülkelerinden ve NATO’dan yardım dilenmeye zorlamıştır. Trump, Mart 2026'nın ortasında Hürmüz Boğazı'nı açmak ve buradaki deniz trafiğini güvence altına almak için NATO müttefikleri ve Avrupa'dan askeri ittifaka katılmalarını talep etmiş ve Trump, Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore ve İngiltere'nin isimlerini zikretmiştir. Nitekim Trump Pazar günü yaptığı açıklamada, “Orta Doğu petrolüne bağımlı yaklaşık 7 ülkeden, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda güvenliği sağlamak üzere bir koalisyona katılmalarını talep ettiğini” belirtmişti ancak herkes onun talebine çekinceli yaklaşmış olup aslında bu, örtülü bir reddi ifade etmektedir. Hatta Washington Post gazetesinin yayın kurulu, ABD yönetimini İran ile devam eden çatışmadaki stratejisini yeniden değerlendirmeye çağırarak, Hürmüz Boğazı’ndaki çıkmazı kırmanın tek yolu olarak “zafer ilan edip geri çekilme” seçeneğini önermiştir.

Batı'nın ölümü, ordularının ve teçhizatının parçalanmasında değil, kapitalist Batı'nın ölümünde, kapitalist ekonomisinin parçalanmasında yatmaktadır; zira kapitalist ekonomi, kapitalist ideolojinin kalbi olup Batı'nın siyasi sistemiyle stratejik vizyonunda etkin ve etkili itici bir güçtür. Yani Batı'nın kalbi ve ciğeri, kapitalist ekonomisi olup kapitalizmin özü ise, kapitalist kâr ve servetin kaynağı olan kıtalararası ticarettir; bu yüzden onu yok etmek, hareketini felç etmekten geçmektedir. İşte boğazlar, devlet ne zaman ideolojik bir vizyona ve egemen bir siyasi karara sahip olursa Batı'yı dizginlemek ve onun haçlı barbarlığı ile sömürgeci vahşetine karşı koymak için stratejik caydırıcı bir silahtır. Tüm bunlar, boğazları saldırıyı önleyen caydırıcı bir silah olarak değil de manevra, müzakere ve takas aracı olarak kullanan İran Cumhuriyeti'nde yoktur.

İşte burada, ölümcül kilitler ve yüksek yıkım gücüne sahip stratejik silahlar olması vasfıyla boğazların hayati geçitler olarak stratejik önemi yatmaktadır; zira su boğazları, (petrol, gaz, madenler, silahlar, hammaddeler, mallar ve ürünler...) gibi kıtalararası kapitalist ticaretin damarlarıdır; hatta kapitalist ekonominin, devletlerinin ve toplumlarının da yaşam damarlarıdır. Dolayısıyla bu boğazları kontrol etmek ve yönetmek, kapitalist Batı ekonomisi üzerinde fiili ve güçlü bir kontrol anlamına gelmektedir. Bu ise ancak ideolojik olan bir devlet ve onun ideolojik vizyonundan kaynaklanan egemen siyasi bir karar ne zaman ortaya çıkarsa, Batı ve onun toplumları üzerinde baskı unsuru ve etkisi olacaktır; zira boğazın, devletin egemenliğinin ve hayati alanının bir parçası olduğu bilinmektedir.

Acı olan ironi şu ki, Hürmüz Boğazı İslam coğrafyasının bir parçası olup stratejik önemi ise, İslam’a ve ümmetinin davalarına hizmet eden bir stratejik silah olması gerekirken, sadece dar ulusal çıkarlar için savaş zamanında bir baskı, manevra, pazarlık ve araçsallaştırma unsuru haline getirilmiştir. Nitekim Malezya ile Endonezya’nın Sumatra Adası arasında bulunan Malakka Boğazı, Hint Okyanusu’nu Güney Çin Denizi üzerinden Pasifik Okyanusu’na bağlamakta ve Asya ülkeleri ile büyük ekonomileri (Çin, Japonya, Güney Kore) için enerji damarları sayılmaktadır; bu da onun üzerinde kontrol ve hâkimiyet kurmanın büyük Asya ülkeleri üzerinde etkili bir nüfuz sağlamayı gerektirdiği anlamına gelmektedir. İstanbul Boğazı , İstanbul'un kalbinde yer alan bir su geçidi olup Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan ve kapalı denizleri açık denizlere bağlayan tek su yolu olması nedeniyle büyük bir stratejik öneme sahiptir. Karadeniz ülkeleri için tek çıkış noktası olan Boğaz, (Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Romanya ve Bulgaristan) gibi ülkelerin nefes aldığı bir akciğer görevi görmekte olup bu ülkelerin Akdeniz'in sıcak sularına ve dünya okyanuslarına ulaşmasını sağlamaktadır. Kısacası İstanbul Boğazı, Rusya ve Karadeniz havzasındaki ülkeler üzerinde etki sahibi olmak isteyen egemen siyasi karar vericilerin elindeki etkili bir stratejik koz ve Avrasya'nın hayati ve kritik bir parçasıdır. Ayrıca, Yemen ile Cibuti ve Doğu Afrika arasında yer alan ve Asya ile Afrika'yı birbirine bağlayan Bab el-Mendeb Boğazı, aynı zamanda Mısır'daki Süveyş Kanalı'nın güney kapısı olarak kabul edilmekte olup yıllık dünya ticaret hacminin %10 ila %12'sini oluşturan küresel kapitalist ticaretin hayati bir can damarıdır. Dolayısıyla bu boğazı kontrol etmek, dünya ticaretinin akışına ve bununla bağlantılı politikalara etkili bir şekilde müdahale etmek anlamına gelmektedir. Nitekim bu, Gazze Savaşı sırasında Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'nı da etkisi altına alan çatışmaların Süveyş Kanalı'nın güney kapısını kapatmasıyla açıkça ortaya çıkmış olup bu da, büyük kapitalist deniz taşımacılığı şirketlerini rotalarını Güney Afrika'daki Ümit Burnu üzerinden değiştirmeye zorlamıştır ki bu, çok daha uzun bir mesafe olduğu için nakliye ve sigorta maliyetlerini ikiye katlamıştır...

İşte bunlar, bazı kaybolan stratejik boğazlarımız ve kaybolan jeostratejik önemidir; bunlar gerçekten de dünyanın anahtarları ve kilitleridir; bunun da ötesinde İslam topraklarının ve hayati coğrafyasının bir parçasıdır.

Şu anda İran'a karşı devam eden savaş, bu hayati ve stratejik önemi ortaya çıkarmıştır; zira Hürmüz Boğazı'nın kapatılacağı tehdidi ortaya çıkar çıkmaz deniz taşımacılığı sigorta şirketleri, aralarında anlaşarak ve oy birliğiyle, savaş riskleri nedeniyle boğazdan geçen gemi ve tankerler için teminat ve sigorta kapsamını geri çektiklerini açıklamışlardır. Nitekim Reuters ajansı, Gard, Skuld, NorthStandard, London P&I Club ve Tazminat Kulübü ile American Club gibi büyük sigorta şirketlerinin 1 Mart tarihli bildirimlerde, iptallerin 5 Mart'tan itibaren geçerli olacağını duyurduğunu aktarmıştır; ayrıca Maersk ve Hapag-Lloyd gibi büyük konteyner nakliye şirketleri de Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan nakliye faaliyetlerini askıya almıştır. Bu durum petrol tankerlerinin hareketini felç etmiş, enerji ve hammadde tedarikinde aksaklıklara yol açmış ve boğaz üzerinden ticari trafiği de felç etmiş, Avrupa hükümetleri üzerinde baskı oluşturmuş ve onları, sermaye sistemlerine ve kapitalist piyasalarına uygun olarak sükunet çağrısında bulunmaya ve Trump ile ittifakının savaşına karışmamaya sevk etmiştir. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının kapitalist maliyeti çok yüksektir ve Batı kapitalizminin meşhur bir atasözü “sermaye korkaktır” der.

Müslümanların sahip olduğu kayıp stratejik güç kozlarının gerçeğini ortaya koyan şey, Müslümanların yaşadığı devlet boşluğu nedeniyle Müslümanların düşmanları kâfir Batı'nın bunları istismar edip onlara karşı kullanmasında ortaya çıkmaktadır. Zira devlet boşluğu, ümmetin ve İslam coğrafyasının acısını çektiği, ümmetin canlı enerjilerini, hayati güçlerini ve stratejik güç kartlarını kaybettiği jeostratejik ve stratejik bir kara deliktir; dahası ümmetin güç kartları, bu kartları alan ve onları İslami aslına geri döndüren devlet boşluğundan dolayı, bizim için değil de bize karşı kullanılan bir lanete, bir kötülüğe ve bir silaha dönüşmüştür.

Bunlar bizim, İslam Devleti'nin kaybolduğu zamanda kaybettiğimiz stratejik boğazlarımız ve silahlarımız olup sadece bunları, sömürgeci gerçekliği yıkıp onun enkazı üzerine İslam Devleti'ni kurduğumuzda geri elde edeceğiz.

﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed

Devamını oku...

Kurmuk'un Düşüşü, Hızlı Destek Güçleri'ni Güçlendirme Halkalarından Diğer Bir Halkadır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kurmuk'un Düşüşü, Hızlı Destek Güçleri'ni Güçlendirme Halkalarından Diğer Bir Halkadır

 

Haber:

Koalisyon güçleri, Sudan Ordusu ve müttefikleriyle saatler süren şiddetli çatışmaların ardından, Etiyopya sınırına yakın stratejik öneme sahip Kurmuk şehri de dahil olmak üzere Mavi Nil Eyaleti'ndeki Kurmuk bölgesi üzerinde tam kontrol sağladığını ilan etti. Sudan ordusunun, Sudan'ın iç kesimlerine doğru insansız hava araçlarının fırlatılması da dahil olmak üzere Etiyopya yetkililerini Hızlı Destek Güçleri'ne destek vermekle suçlamalarının artmasının ortasında Hızlı Destek Güçleri, şehir içinde ve 14. Piyade Tümeni'ne bağlı 16. Tugay karargahındaki unsurlarının konuşlandığını gösteren video görüntüleri yayınladı. (Şarkul Avsat, 24/3/2026)

Yorum:

Kurmuk şehrinin düşüşü herhangi bir şehrin düşüşü gibi değildir; zira Kurmuk, sınır konumu nedeniyle stratejik bir bölge olarak kabul edilmektedir; ayrıca Etiyopya ve Güney Sudan'a doğru uzanan karayolları arasındaki hayati bir bağlantı noktasını temsil etmektedir ki bu, şehrin kontrolünü ele geçiren tarafa, tedarik hatlarını ve askeri iletişimi kontrol etme gücü verdiği gibi bölgenin dağlık yapısı da onu gözetleme ve izleme için ideal bir nokta haline getirmektedir; bu da Mavi Nil eyaleti ve komşu bölgelerdeki güç dengelerine doğrudan yansıyan bir durumdur.

İşin garip tarafı, Kurmuk şehri ve çevresine yapılan bu işgalin aniden ortaya çıkmamasıdır; aksine aylar öncesinden itibaren tüm göstergeler, Etiyopya topraklarındaki Hızlı Destek Güçleri'nin ve Kuzey Halk Hareketi’ne bağlı Joseph Tuka güçlerine ait kampların bulunduğuna işaret etmektedir. Ayrıca hükümet, Arap ve Batı kaynaklı pek çok raporda bahsedilen bu kampların varlığından haberdar olmasına rağmen tüm bu raporlara kayıtsız kalmış, dahası stratejik şehir düşene kadar Sudan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamalar da hiçbir işe yaramamıştır. Hatta hükümet, Etiyopya'yı ikinci, üçüncü ya da dördüncü kez kınamasına ve Kurmuk'u içeriden işgal eden bu güçlerin harekete geçtiğinden bahsetmesine rağmen Kurmuk'un düşüşünden sonra dahi, ciddiyetini göstermek anlamında bile olsa Etiyopya'ya karşı ciddi bir eylemde bulunmamıştır. En azından Birleşik Arap Emirlikleri'ni Hızlı Destek Güçleri'ni desteklemekle suçladığında yaptığı gibi Etiyopya büyükelçisini çağırabilir ya da Birleşmiş Milletler'e şikayette bulunabilirdi; ancak görünen o ki hükümet, Hızlı Destek Güçleri'ni yenilmez bir güç olarak göstermek için bu konuda suç ortaklığı yapmaktadır! Bu nedenle onunla müzakere etmesi, onu tanıması, Darfur'u parçalamasına izin vermesi, dahası Mavi Nil bölgesini Sudan'ı parçalama konusunda bir sonraki senaryo için hazırlaması gerekir.

Ey Sudan halkı: Amerika’nın hükümet içindeki araçları, isyancı hareketler ve Sudan’ın komşuları aracılığıyla parçalamadan önce ülkenizin farkına varın. Bu ise ancak ülkenin birliğini koruyacak ve bu birliği bozmak isteyenlerin ellerini kesecek Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafetin olduğu İslam Devleti’ni kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddiyetle çalışmakla gerçekleşebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İbrahim Osman (Ebu Halil) - Sudan

Devamını oku...

Trump'ın İran'daki “Ezici” Galibiyeti, Ruveybida Yöneticilerin Mazeretlerini Ortaya Çıkarıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Trump'ın İran'daki “Ezici” Galibiyeti, Ruveybida Yöneticilerin Mazeretlerini Ortaya Çıkarıyor

 

Haber:

Trump Perşembe günü, ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü askeri operasyonun belirlenen takvimin çok ilerisinde olduğunu söyledi. Savaşın başlamasından bu yana 28 Şubat'ta yapılan ilk kabine toplantısı sırasında şunları ekledi: “Görevimizin dört ila altı hafta süreceğini bekliyorduk ama sadece 26 gün sonra, belirlenen takvimin çok ama çok ilerisindeyiz.” İran'a atıfta bulunarak, “Anlaşma için yalvaranlar onlar, ben değilim” diye vurguladı. İran'ın ateşkes hayalini kurduğu eklemesinde de bulundu.

İranlı yetkililer, ABD ile herhangi bir müzakere yürütüldüğünü reddederek, “Bu müzakereler hiç olmadı ve şu anda da yok” iddiasında bulundular.

Özel Temsilci Steven Witkoff, İran ile bir anlaşmaya varılabileceğine dair “ciddi işaretler” olduğunu belirtti. Witkoff 'a göre, Washington 15 maddelik bir planı Pakistan üzerinden Tahran'a iletti. (Ajanslar)

Yorum:

Bu ABD Kabine toplantısı, Amerika’nın acziyetinin bir kanıtından başka bir şey değildir; aslında bizler, dünyanın lideri olan büyük bir gücün, bir İslam beldesine yaptığı askeri müdahalenin esiri olarak kendini bir çıkmazın içinde bulmasıyla karşı karşıyayız.

Trump'ın bu toplantıda yaptığı neredeyse tüm açıklamalar, mevcut durum karşısında ne kadar aciz ve şaşkın olduğunu ortaya koymaktadır.

Trump'ın İran'ın ateşkes talep ettiği yönündeki ilk açıklamalarının ardından İran Devrim Muhafızları yetkilileri bu iddiaları yalanlayarak, ABD başkanının kendi kendisiyle müzakere ettiğini söylediler.

Bu toplantıda, ABD'nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Trump'ın açıklamalarını çürüttü. Zira “İran ateşkes için yalvarıyor” ile “İran ile bir anlaşmaya varılabileceğine dair ciddi işaretler var” ifadeleri arasında büyük bir uçurum olduğu üzerinde hemfikir olundu.

Ardından Trump, NATO üyelerine hitap ederken, konuşma metninin sayfalarını gergin bir şekilde çevirerek şöyle dedi: “Bu yüzden NATO’ya karşı büyük bir hayal kırıklığı hissediyorum. Çünkü bu onun için gerçek bir sınavdı. Bize yardımcı olabilirsiniz. Bunu yapmak zorunda değilsiniz, eğer bunu yapmazsanız unutmayacağız. Bunu birkaç ay sonra hatırlayacaksınız. Sözlerimi iyi hatırlayın.”

Şu soru akla geliyor: İran'da ezici bir zafer gerçekleştirdiyseniz, neden bu tehditlerle başa çıkmak için NATO ittifakından yardım dileniyorsunuz?! Herhangi bir kazanan tarafın başkalarının son aşamalara katılmasına izin vermeyeceği herkes için açıktır; çünkü bu, onları zaten garanti olduğu varsayılan bir zaferin meyvelerini paylaşmaya zorlayacaktır.

"Özel operasyonun belirlenen zamandan önce başarıya ulaşması" ifadesine gelince; Trump’ın dostu olan Rusya Devlet Başkanı Putin’den de benzer açıklamaları defalarca işitmiştik; zira onun temsilcileri de Rus ordusunun Ukrayna’daki ilerleyişine ilişkin benzer açıklamalarda bulunmuşlardı.

Bugün, Amerikan askeri makinesinin planlanandan önce İran bataklığına saplandığını güvenle söyleyebiliriz.

Burada, İslam beldelerindeki Ruveybida yöneticilerden çıkarılan dersleri ayrı bir şekilde zikretmemiz gerekir; zira onlar halklarını, ülkelerinin dış politikalarında hatta iç politikalarında bile Amerika’ya tam anlamıyla boyun eğmekten başka bir seçenek olmadığına ikna etmektedirler.

On yıllardır Amerika’nın Orta Doğu, Irak, Afganistan, Lübnan ve Suriye’deki çıkarlarını gerçekleştirmesine yardımcı olan İran rejimi, ABD’nin artık ona ihtiyaç duymadığını hissettiğinde tarihin çöplüğüne atılmıştır.

İran yönetiminin Ruveybidaları gibi sizlerin de efendilerinize sağladığınız faydalar tükendiği anda değiştirileceksiniz.

İran liderliği tek örnek değildir. Zira Pakistan’da da, ABD’nin iki ajanı olan Nevaz Şerif ve Pervez Müşerref, yıllarca ABD’nin sevgisini kazanmak için birbiriyle çatışmıştı. Mısır'da ise, Mısır ordusunun komutanları, Hüsnü Mübarek'in varlığı ABD'nin çıkarları için bir tehdit haline geldiğinde, ABD'nin emriyle ona ihanet ettiler.

Beşar Esad, Amerika ile uzun süreli işbirliğine rağmen, zamanını Rusya'da geçirmektedir. Bugün Ahmed Şara da, Suriye’de ABD’nin çıkarlarının yeni koruyucusu haline gelmiş ve Esad ailesinden hiçbir ders çıkarmamıştır.

Unutmayın ki İslam ümmeti, ne kadar onun çıkarlarının ve Filistin halkının yanında olduğunuzu söylerseniz söyleyin, ne kadar camilerde Kuran'ı güzelce okursanız okuyun ve ne kadar toplantılarınızda ayetleri ve hadisleri alıntılarsanız alıntılayın, sizin ihanetinizin farkındadır.

Buna ek olarak bugün İran’da yaşananlar, Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticilerin, İslam ümmetinin İslam’a göre yönetilemeyeceği ve Amerika’nın baskılarına karşı koyamayacağı yönündeki eski mazeretlerini ortaya koymaktadır.

İran rejiminin, İslami olmadığı, aksine otoriter bir rejim olduğu açıktır; nitekim Amerika'yı razı etme politikasından ayrılmış ve ona bağımlı kalmanın tehlikesini fark eder etmez gerçek bir direniş sergilemeye başlamıştır. Sonuç olarak bugün Amerika, NATO müttefiklerine yardım talebi için adeta yalvardığı gibi müzakere sürecine girmeleri için İran liderliğine de yalvarmaktadır.

İran da dahil olmak üzere Orta Doğu'daki askeri açıdan en güçlü 10 Müslüman ülkesini dikkate alırsak, İran'ın gücünün, insan gücünün dörtte birini, askeri bütçe harcamaları açısından %6'sını ve uçak sayısı açısından ise onda birini aşmadığını göreceğiz.

Böylece ABD’nin İran’a yönelik saldırısı, Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın yöneticilerinin ABD’nin kontrolünden ayrılıp İslam’ı tam anlamıyla uygulamaya başlarlarsa hayatta kalamayacakları şeklindeki mazeretin sahte olduğunu ortaya koymaktadır.

Bugün İran'da yaşananlar, o ülkenin Müslümanları açısından bir trajedi olsa da, önemli gerçekleri ortaya çıkarmıştır; bu gerçekleri anlamadan Müslüman ülkelerde Allah'ın dininin ikame edilmesi mümkün değildir. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَى “Şüphesiz bunda, (Allah’tan) korkan kimse için (alınacak) büyük bir ibret vardır.” [Naziat 26]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Fazıl Hamzaev - Ukrayna

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER