Cumartesi, 04 Ramazan 1447 | 2026/02/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Altının Yükselişi ve Düşüşü Arasındaki Gerçek

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Altının Yükselişi ve Düşüşü Arasındaki Gerçek
Doların Sürdürülebilir Bir Gidişatı Yok; Dolayısıyla Sürekliliğini Koruyamayacaktır

Investing.com internet sitesi, 1 Şubat Pazar sabahı erken saatlerde, bir ons altının (31,1 gram, 24 ayar) fiyatının 5.600 Dolardan 5.300 Dolara düştüğünü bildirdi. Ardından bunu, “Altının düşüşü tersine dönüşün başlangıcı mı?” “Çinli spekülatörler altın ve gümüş fiyatlarının çöküşünün yolunu açtılar”, “Yarım asırdır piyasalarda görülmemiş gümüş fiyatı dalgalanmaları”, "Altın tahmin müzayedesi: çılgın rakamlar - göz kamaştırıcı rakamlara aldanmamak için gerçeği bilin”, “Altın ve şartlı yükseliş - işte bir geri dönüş senaryosu” ve ”Bu stratejiste göre, en kötü senaryoda altın %99,9 oranında çökebilir" gibi benzer başlıklar takip etti. Altın fiyatlarını aşağı çekme gücüne sahip olanların arzularının aksine, düşüş daha çok serbest bir düşüşe benziyor.

Ekonomistlerin, ekonomi analistlerinin ve diğer tutkulu gözlemcilerin, banknotlar ve altın arasındaki muazzam fark nedeniyle altının, özellikle de "kapitalist ekonominin temel direği" olan Dolara karşı üstünlük sağlayıp hakimiyet kurma gücüne sahip olduğunu ısrarla savundukları bir zamanda, bu çelişkili haberler arasında altının geleceği nereye doğru gidiyor?

Buna cevap verebilmek için, bir ons altının fiyatının ortalama 3.500 Dolara yükseldiği Nisan 2025'ten, bir ons altının fiyatının 5.600 Dolardan 5.300 Dolara düştüğü 30 Ocak 2026 Cuma gününe kadar olan dönemdeki altın ticaretinin gidişatına hızla bir göz atmak gerekiyor.

Gerçek şu ki, altın fiyatları Doların düşüşü ve çöküşü için gerçek bir tehdit oluşturmaktadır; zira Doların çökmesiyle birlikte küresel finans sistemi ve kapitalist ekonomik sistem de çökecektir.Bu durum ABD yönetimini iki şey yapmaya sevk etmiştir: Birincisi; iki gün süren ve 28 Ocak Çarşamba günü sona eren ABD para politikası toplantısı. İkincisi; 30 Ocak 2026 Cuma günü, yani altın fiyatlarının düştüğü günde Başkan Trump’ın, selefi Jerome Powell'ın yerine Kevin Warsh'ı Federal Rezerv Başkanı adayı olarak göstermesi.

ABD para politikası görüşmeleri için yapılan toplantıya gelince; altın fiyatlarındaki istikrarlı artışa bir son vermek ve Doların çöküşünü durdurmak için açık bir girişimdi. Bu toplantıya dayalı olarak Kevin Warsh, Jerome Powell'ın yerine Federal Rezerv Başkanı adayı olarak gösterilmiştir.

Trump'ın Kevin Warsh'ı ataması, onun siyasi görüşlerine ve faiz oranlarını düşürme arzusuna Trump’ın da kabul ettiği "şahinlerden" risk almayı seven bir isim olarak değerlendirmesinden dolayıdır. Peki onun selefi ilk faiz oranını düşürmemiş miydi? Evet, öyle yapmış ve 2025'te üç kez düşürmüştü; peki sonuç ne oldu? Altın fiyatları yükselmeye devam etti!

ABD Merkez Bankası'nın Doların ve onunla birlikte küresel finans sisteminin çöküşünü önlemek için iki sınırlı aracı vardır. Bunlardan biri; enflasyona yol açan yeni banknot basmak, diğeri ise; deflasyona, durgunluğa, iş aksamalarına, yüksek işsizliğe, düşük ekonomik büyüme oranlarına ve hesapsız kredilendirmeye yol açan kısa vadeli faiz oranlarını düşürmek. Bu politika, 2007'de Federal Rezerv Başkanı Bernanke’nin başkanlığı döneminde 2008 ekonomik krizi sırasında benimsenmiştir ki bu politika ağrı kesici gibi olup etkisini hızlı gösterir ama ağrı kalmaya devam eder.

Kevin Warsh'ın Federal Rezerv Başkanı olarak atanması, Trump'ın Doları korumak ve Doların ve küresel finans sisteminin çöküşünü önlemek için umutsuzca bir ekonomik düzeltme getirmeyi amaçlayan siyasi müdahalelerini onayladığını göstermektedir.

Ekonomist ve finans uzmanı James Rickards'ın şu sözlerine bir kulak verelim: "Mali politika, para politikası, bankacılık ve risk yönetimi sisteminin tamamı fikri olarak yozlaşmış ve aldatıcıydı ve bu kusurlar günümüze kadar devam etmektedir."

Öte yandan, altın fiyatları üç günlük bir düşüşün ardından tekrar yükselmiştir; bu da altın fiyatlarındaki düşüşün gerçek olmadığını, sadece birkaç ekonomik faktörden kaynaklanan yapay bir düşüş olduğunu ve Doların güçlenmesinin geçici ve kısa vadeli olduğunu, insanların yakında piyasalarda altın almaya yönelik tercih ettikleri işlemlere geri döneceklerini, diğer ABD Hazine tahvillerine ve anonim şirketlerin hisselerine yönelmeyeceklerini göstermektedir.

Bir ons altının değerinin sadece 35 Dolardan 5.000 Dolara ulaşması, Doların altına karşı değerinin yaklaşık 143 kat azaldığı anlamına gelmektedir; bu da tasarruf sahiplerinin birikimlerinin erimesi demektir. Peki tüm bunlardan sonra Dolar nasıl toparlanacak ve altın fiyatı nasıl tekrar düşecek? Bu pratikte imkansızdır.

2008 yılında ekonomik krizin başlamasından bu yana, dünya çapındaki merkez bankaları para rezervlerinin %15-20'sini altına dönüştürmeye başlamış ve altın rezervlerinin payını para rezervlerinin %30'una çıkarmıştır. Yatırım fonları ve yatırımcılar da aynı şeyi yapmıştır. Böylece insanlar, ekonomik göstergelerin ve faktörlerin fiziksel uygulamalarıyla finans piyasalarındaki ABD Hazine tahvilleri ve şirket hisselerinin hayali ekonomisinden uzaklaşarak gerçek ekonomiye geri dönmüşlerdir.

Doların savunulması ve çöküşünün önlenmesi görevi, ekonomistler, finansçılar, istihbarat teşkilatları, Pentagon vb. kurumların tüm rasyonel ve irrasyonel güçlerini kullanarak üzerinde çalıştıkları temel bir ikilem haline gelmiştir; çöküş işte burada yatmaktadır! Çünkü onlar, iyiliğin tüm değerlerinden ve anlamlarından uzaklaştılar ve dünyayı sonsuza dek kontrol altında tutma hayallerinin peşinde bunları ayaklar altına aldılar. Dolayısıyla onlar, Karun'un, biriktirmeye hırs gösterdiği servetiyle sonunun geleceğini hesap etmediği gibi hiç hesap etmedikleri yerden son bulacaklardır; zira Karun, servetinin ve zinetinin çokluğuyla insanları baştan çıkarmıştı ama sonunda kendi evi yıkılmıştı. Hilafet Devleti altın bazlı finansal işleme geri döndüğünde, tüm planlar ve senaryolar geri dönülmez bir şekilde yok olup gidecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Şefik Hamis – Yemen

Devamını oku...

Müslüman Ülkelerde Gıda Güvensizliği Giderek Artıyor

Haber-Yorum

Müslüman Ülkelerde Gıda Güvensizliği Giderek Artıyor

Haber:

Sudan'da 19 milyon kişi yüksek düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıyadır.

Yorum:

Allah'ın indirdikleriyle hükmetmenin kaybolmasının ve sömürgeci kafirin tuzağına düşmesinin akabindeki bu dönemde İslam ümmetinin başına gelen en büyük felaketlerden biri,ülkesinin muazzam servetlerine ve zenginliklerine rağmen, evlatlarının başına daha önce hiç tanık olmadığı yoksulluk, ihtiyaç, sefalet ve açlığın gelmesidir! 

Müslüman ülkelerdeki alışılagelmiş manzara, sefalet, zorluk ve sıkıntılı bir yaşam çerçevesinden çıkamamaktır.Bakın işte Gazze Şeridi'ndeki halkımız, insani yardımların Gazze Şeridi'ne girmesine izin veren sahte bir ateşkesin ilan edilmesine rağmen, katliamların devam etmesinin ve en temel yaşam ihtiyaçlarından mahrum bırakılmalarının gölgesinde üst üste üçüncü mübarek Ramazan ayını karşılayacaklar.Filistin Merkezi İstatistik Bürosu, Gazze Şeridi'nde soykırım savaşının başlamasından bu yana çocuk şehitlerin sayısının 18.592'ye ulaştığını açıkladı.

Yemen'e gelince; 2015 yılında çatışmaların başlamasından bu yana 11.500'den fazla çocuk ölmüş veya yaralanmış olup 2,7 milyondan fazla çocuk akut yetersiz beslenme sorunu yaşamaktadır.

Irak'ın kuşatılması da bize çok uzak değildir; zira on binlerce çocuk ilaç ve gıda eksikliği nedeniyle hayatını kaybetmiş olup tarihte bunun birçok örneği vardır.

Bu rakamlar, çocuklar arasında yaşanan büyük kayıpların boyutunu ve insani koşulların benzeri görülmemiş bir şekilde kötüleştiğini yansıtmaktadır.Sömürgeci kapitalist Batı ülkelerine boyun eğen bu bağımlı rejimlerin gölgesinde halklar, muazzam servetlerine rağmen temel ve lüks ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan şeyleri elde edemeyeceklerdir. وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاًKim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” [Taha 124]

Tüm bu halkların, şu anda yaşadıklarından daha da kötü bir açlık ve yoksulluk salgınına kapılmadan önce bu durumu değiştirmek için aşağılık yöneticilerine karşı ayaklanmalarının zamanı gelmiştir; bu değişim ise ancak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde İslam'ın hükümlerinin yeniden uygulanmasıyla gerçekleşebilir; hepimizin kendisi için çalışmamız gereken çıkış yolu işte budur. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ Şüphesiz ki bir kavim, kendini nefsini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez.” [Rad 11]

Bu kasvetli tablo, ancak yeryüzüne Allah'ın şeriatıyla hükmetmenin geri dönmesi ve Allah'ın izniyle yakında kurulacak olan Raşidi Hilafet Devleti'nin gölgesinde İslam'ın hükümlerinin ikame edilmesiyle aydınlatılabilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Rana Mustafa

Devamını oku...

Avrupa ile Amerika Arasındaki Açık Çatışmaya Rağmen Amerika, Avrupa üzerinde Hegemonya Talep Ediyor

Haber-Yorum

Avrupa ile Amerika Arasındaki Açık Çatışmaya Rağmen
Amerika, Avrupa üzerinde Hegemonya Talep Ediyor

Haber:

14 Şubat 2026'da, yani tüm büyük Avrupa güçlerinin katıldığı Münih Güvenlik Konferansı sırasında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio şunları söyledi: “ABD ve Avrupa olarak biz, birbirimize aitiz.” (Ajanslar)

Yorum:

Bu açıklamanın ardından Rubio, Avrupa'nın neden Amerika'nın yanında durması gerektiğine dair argümanlar sundu ve şöyle dedi: “Biz tek bir medeniyetin, Batı medeniyetinin parçasıyız. Bizler, yüzyıllarca süren ortak tarih, Hristiyan inancı, kültür, miras, dil, atalarımızın birlikte yaptığı fedakârlıklarla şekillenen, ulusların paylaşabileceği en derin bağlarla birbirimize bağlıyız.”

Aslında Batı ülkeleri arasındaki benzerlikler, İslam ümmeti için çok açıktır.Nitekim ümmet, 1096 yılında Batı güçleri tarafından başlatılan ilk haçlı seferiyle karşı karşıya kalmıştır.Daha sonraki yüzyıllarda Batılı güçler, Daru'l İslam'ın kalbi olan Şam'a odaklanarak burayı defalarca işgal etmiştir.Ümmetin kalkanı olan Hilafetin M. 1924 - H. 1342 yılında yıkılmasından sonra Amerika, Afganistan ve Irak'ın işgalinin yanı sıra İslam beldelerinin işgalinde Yahudiler ile Hindu devletine yönelik geniş desteğinde Batılı güçlere öncülük etmiştir. Son zamanlarda da Amerika, Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarında Yahudi varlığına siyasi, medyatik, ekonomik ve askeri destek sağlamada Batılı güçlere öncülük etmektedir.

Ancak Amerika ve Avrupa arasındaki benzer yönlere rağmen, Batılı güçler birbirinden farklı maddi çıkarların peşinde olmaları nedeniyle bölünmüş durumdadırlar.Tarih boyunca Avrupa, iki dünya savaşı da dahil olmak üzere, üye devletleri arasındaki savaşların felaketlerinin acısını çekmektedir.Amerika, bağımsızlığını kazanmak için sömürgeci Avrupa ile savaşmış ve şimdi de Avrupa'nın nüfuzundan geri kalanları da ortadan kaldırmak için şiddetle mücadele etmektedir.

Benzer yönleri konuştuktan sonra, Rubio'nun Amerika ile Avrupa arasındaki mevcut ana ihtilaf noktasına, yani Avrupa'nın nüfuz sahibi olduğu uluslararası kurumların tasfiye edilmesini görmezden gelemeyeceğine dikkat çekmek gerekir.Rubio, Birleşmiş Milletler'in durumunu aleni olarak küçümseyerek şöyle demiştir: “Örneğin Birleşmiş Milletler, hala dünyada iyilik için bir araç olma potansiyeline sahiptir. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz en acil sorunlara çözümler üretemediğini ve kayda değer bir rol oynamadığını göz ardı edemeyiz.”Sonra Rubio, Amerika'nın Birleşmiş Milletler'in başarısız olduğu alanlarda nasıl başarılı olduğunu örneklerle göstererek, Avrupa'yı kendi evinde aşağılamış ve şöyle demiştir: “Gazze'deki savaşı çözemediler. İşgalcilerin elinden esirleri kurtaran ve kırılgan da olsa ateşkesi sağlayan ABD oldu. Ukrayna'daki savaşı çözemediler. ABD ve bugün burada bulunan birçok ülkenin liderliğinde barış müzakereleri için iki taraf masaya oturabildi. Tahran'daki radikal Şii din adamlarının nükleer programlarını dizginlemeyi başaramadı. Bunun için Amerikan B-2 bombardıman uçaklarından 14 bomba atılması gerekti.Terörist ve uyuşturucu kaçakçısı bir diktatörün Venezuela'daki güvenliğimize yönelik oluşturduğu tehdide karşı koyamamıştır; aksine bu firariyi adalete teslim etmek için ABD özel kuvvetlerinin müdahalesi gerekmiştir.”

Böylece Rubio, Amerikan tek taraflılığının geri dönüşüne karşı çıkan tüm Avrupa güçlerinin öfkesini artırmıştır. Diğer yandan Amerika, Avrupa'dan herhangi bir engelle karşılaşmadan kendi çıkarlarını güvence altına almaya çalışmaktadır.Dolayısıyla bu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin rolünü marjinalleştiriyor, Avrupa'nın en önde gelen iki gücü olan İngiltere ve Fransa'nın sahip olduğu veto hakkını göz ardı ediyor ve ardından kibirli bir şekilde Avrupa'nın kendi iradesine boyun eğmesini talep ediyor.

Avrupa’ya gelince; Amerikan hegemonyasına etkili bir şekilde karşı çıkmaktan aciz kalan zayıf liderliklerin yükünü taşıyor.Zira bu liderler, Amerikan hegemonyasından kurtulmak için birçok cesur siyasi, askeri ve ekonomik seçenekler mevcut olmasına rağmen, kınamalarla yetiniyorlar.Avrupa'nın, Trump'ın Birleşmiş Milletler'e alternatif olarak önerdiği “Barış Kurulunu” baltalamaya yönelik girişimleri bile zayıf ve etkisiz görünüyor. Ayrıca Rubio'nun da belirttiği gibi Avrupa, Amerika ile aynı medeniyeti paylaşmakta; dolayısıyla da insanlık için, Amerika'ya gerçek bir alternatif sunamamaktadır.Dahası dünyanın büyük bir kısmı, tıpkı bugün sömürgeci Amerika'nın acısını çektiği gibi daha önce de geniş çaplı Avrupa sömürgeciliğinin acısını çekmişti.

Ey İslam ümmeti ve orduları: ABD ile Avrupa arasındaki çatışmayı tanımlamak için Allah Celle Celaluhu'nun kavlinden daha anlamlı bir ifade yoktur; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّىKendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır.” [Haşr 14] Şerî kaide şöyledir: “Önemli olan sebebin hususiliği değil lafzın umumiliğidir.” Gerçek şu ki kafirler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında da, bugün bölünmüş oldukları gibi bölünmüş durumdaydılar. Aralarındaki İslam'a yönelik ortak düşmanlıklarına rağmen onlar, iç çatışmanın acısını çekmektedirler.İslam ümmetinin rolü, sadece bu gerçeği bilmekle sınırlı değildir, aksine bunun ötesine geçerek İslam'ın hakimiyetini pekiştirmek için bunu bir fırsat olarak değerlendirmektir.En yozlaşmış liderler, sanki savaş ganimetiymiş gibi insanlığın servetini paylaşmak için rekabet ederken, İslam ümmetinin eli kolu bağlı durması caiz değildir.Dahası uluslararası sahada etkili bir aktör haline gelerek, insanlığı Batı'nın zulmünden İslam'ın adaletine kavuşturmak için şerî yükümlülüklerini de yerine getirmesi gerekir. Yüzyıllar boyunca İslam ümmeti, İslam'ın adaletine dayalı olarak insanlığa hayatın her alanında öncülük etmiştir. Bugün de İslam ümmeti, insanlığa kurtuluş sunan hadari bir alternatif olan gerçek dine sahiptir.

Ey Müslümanlar: O halde Ramazan'ı, bereketler ve zaferler ayı kıldığınız gibi yeniden Allah'ın Kitabı ile hükmetmek için salih amellerle dolu bir ay kılın!Hizb-ut Tahrir gençlerinin etrafında toplanın, onların çaba gösterdikleri gibi çaba gösterin ve Allahu Teala'nın yardımını elde etmek için gecenizi gündüzünüze katın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER