Cumartesi, 04 Ramazan 1447 | 2026/02/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Her Hafta Cuma Günleri Yayındayız

  • Kategori Radyo
  •   |  

Tefsir'ul Furkan


"Furkan'ı âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) yüceler yücesidir!" (Furkan 1)

Kuran’ı doğru anlamanın ve yaşamanın, hidayetine tâbi olmanın, hayata hâkim kılmanın ne kadar bilincindeyiz?

Cevaplarımız yüzümüzü ağartmıyorsa

Öyleyse gelin;

Karanlıkları yırtan aydınlığı ayetler arasında arayalım,

Hidayet rehberini sure sure birlikte anlayalım,

Kur’an’ın çağrısını birlikte günümüze, saatimize, dakikamıza, anımıza taşıyalım,

Hakkı batıldan ayıran Furkan’ı hayatımıza hâkim kılalım,

O’nunla nefes alalım, O’nunla adım atalım, O’nunla bakalım, O’nunla görelim...

 

Programcı: Ercan Tekinbaş

 



O'nun İzinde

 

Hayatı yönlendirmeyen bir peygamber algısı,

Güllere, çiçeklere kokusu sindiği söylenen fakat o güllerin, çiçeklerin açtığı topraklarda çokça ismi zikredilmesine rağmen hükümleri hiçe sayılan bir peygamber saygısı...

RahmetellilAlemin olan, getirdikleriyle yeryüzünü aydınlatan Rasulullah’ın hayatını her yönüyle anlamak ve yaşamak, attığı adımları bir bir takip etmek için sizleri O’nun izinde yürümeye davet ediyoruz.


Programcı: Mehmet Ali Kedicioğlu

 



Kitapça

 

Hayatı kitapların dilinden okuyor, insana, topluma ve zamana satır aralarından ulaşıyoruz

Kitapça

Kitapların dilinden hayata kitapça bir yaklaşım

 

Programcı: Ömer Takmaz

 



Bir Fidan Yetişiyor


Her çocuk bir fidandır.

Karanlıktan aydınlığa çıkmayı umduğumuz günümüzde bir fidan yetiştirelim istiyoruz.

Bir fidan yetiştirelim istiyoruz; üzerinde çürük meyveler olmasın

Bir fidan yetiştirelim istiyoruz; Rabbini bilsin ve O’na teslim olsun

Bir fidan yetiştirelim istiyoruz; bugünün fidanlarına öncü olan örnek bir fidan olsun

Çocuklar! Örnek bir fidan olmaya ne dersiniz?

Anne ve Babalar bilgisayarı hayra kullanırsanız evinize hayır getirir. Çocuklarınızın başından kalkamadığı bilgisayarınızda bir tıklamayla Radyoyu açabilir ve en azından onları hayırda yarıştırabilirsiniz.

 

Programcı: Tûba Sivren

 



Yeşerten Düşünceler

Erkeklerimiz;

Hayat tiyatrosunun başrol oyuncusu,

Zevcelerinin yol arkadaşı,

Evlatlarının sığınağı...

Kadınlarımız;

Gün bitiminde yorgun düşen

Eşinden gülümsemesini eksik etmeyen

Zahmetsiz rahmet olmaz düşüncesiyle

Hayatın üstesinden gelen...

Ve çocuklarımız;

Karanlık çağa umut olsun, ışık olsun istediğimiz...

Düşüncelerle yeşeren ailelere:

Yeşerten düşünceler...

 

Programcı: Tûba Sivren

 



Dünyanın Nabzı

Savaş, barış

Sömürü, ıslah

Zulüm, adalet

Sapkınlık, itidal

Dünya olması gereken yerde değil ve onu kaybetmek üzereyiz, nabız zayıflıyor...

Hayata ve olaylara bakılması gereken bir pencereden bakıyoruz ve yeniden insan olmanın bilinciyle olaylara hak ettiği anlamları vererek dünyanın nabzını tutmaya çalışıyoruz.

 

Programcı: Murat Albasan ve Abdulkadir Çimen

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayeti: Mücrim Esad'ın Büyük Elçiliği Önünde Kadınlar Protestosu

  • Kategori Ürdün
  •   |  

Cumartesi, 17 Cumade's Sâni 1434 H - 27 Nisan 2013

Şam kadınlarına destek amacıyla yapılması kararlaştırılan kadınlar seminerinin hazırlıklarının görüntülerini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. Ne yazık ki bu seminerin yapılması güvenlik güçleri tarafından engellendi ve bayanlar bu nedenle söz konusu seminer yerine protesto gösterisi düzenlemişlerdir.

Tıklayınız

"Şam Özgürlerini Koruyacak Olan Hilafet'i Kurmak İçin Acele Edin"

 


 

Bayanların planlanan seminerin Ürdün güvenlik güçleri tarafından engellenmesine dair Hizb-ut Tahrir'in Basın Açıklaması

Tıklayınız

 

 


 

Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayeti Şam Kadınlarını Destekleme Protestosunun tüm kaydı:

 

 

 


 

Mücrim Esad'ın Büyük Elçiliği önünde düzenlenen kadınlar protestosuna ait rapor:

 

 

 


 

Daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

 

 

 

Devamını oku...

“Yaşlı Bir Kişinin Haccetmesi” ve “Hakikat ve Mecaz” Hakkındaki Sorular ve Cevaplar

بسم الله الرحمن الرحيم

(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Silsilesi)

“Yaşlı Bir Kişinin Haccetmesi” ve “Hakikat ve Mecaz” Hakkındaki Sorular ve Cevaplar

Hamid Kaşu’ya

Birinci Soru:

Sevgili emirimiz, Allah sizi korusun, gözetsin ve sizin elinizle fetih nasip etsin,

Esselemu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Abdullah Bin Zübeyr’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: جَاءَ رَجُلٌ مِنْ خَثْعَمَ إلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ : إنَّ أَبِي أَدْرَكَهُ الْإِسْلَامُ وَهُوَ شَيْخٌ كَبِيرٌ لَا يَسْتَطِيعُ رُكُوبَ الرَّحْلِ ، وَالْحَجُّ مَكْتُوبٌ عَلَيْهِ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ ؟ قَالَ: أَنْتَ أَكْبَرُ وَلَدِهِ ؟ قَالَ: نَعَمْ ، قَالَ: أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَى أَبِيكَ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ عَنْهُ أَكَانَ يُجْزِي ذَلِكَ عَنْهُ؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَاحْجُجْ عَنْهُ “Hasem’den bir adam Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek dedi ki: “Babam, kendisine hac farz olduğu halde bineğe binemeyecek derecede çok ileri bir yaşta İslam’ı idrak etti. Onun yerine haccedebilir miyim?” Allah’ın Resulü dedi ki: “Sen onun en büyük evladı mısın?” Adam dedi ki: “Evet.” Allah’ın Resulü dedi ki: “Babanın borcu olsaydı sen de onu ödemiş olsaydın bu onun yerine geçer miydi?” Adam dedi ki: “Evet.” O da dedi ki: “O halde onun yerine haccet” [Ahmed ve Nesai bu anlamda rivayet ettiler.]

Bu hadisten, evladın babasının yerine haccetmesi, vacip olarak mı yoksa evladın babasına bir iyiliği olarak mı anlaşılmalıdır?

Zira adam, kerim Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e babasının bineğe binemeyecek derecede yaşlı olduğunu söylemiştir… Bilindiği üzere Hac, maddi ve manevi olarak güç yetiren kişinin üzerine vaciptir.

Bizler, gücü yetmeyen bir kişinin üzerinden, farzı yerine getirememe günahının düştüğünü biliyoruz.

İkinci Soru: Allahu Teala’nın قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ“Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek? diyor.” [Yasin-78] kavlinde geçen يُحْيِ الْعِظَامَ “kemikleri diriltmek”, cüzi olanı ifade edip külli olanı kastetmesinden dolayı mecaz babından değil midir?

Bunu, şu konu altında sormuştum:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3322/

Allah sizleri hayırla mükafatlandırsın, sizleri desteklesin, azim İslam ümmetini korusun ve Subhanehu katından sizin ellerinizle zafer nasip etsin.

Ebu Hamza.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Kerim kardeşim birinci sorunun cevabına gelince:

Yusun Bin Zübeyr’in Abdullah Bin Zübeyr’den şöyle dediği şeklinde bahsetmiş olduğun hadisi gelince: جَاءَ رَجُلٌ مِنْ خَثْعَمَ إلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ : إنَّ أَبِي أَدْرَكَهُ الْإِسْلَامُ وَهُوَ شَيْخٌ كَبِيرٌ لَا يَسْتَطِيعُ رُكُوبَ الرَّحْلِ ، وَالْحَجُّ مَكْتُوبٌ عَلَيْهِ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ ؟ قَالَ: أَنْتَ أَكْبَرُ وَلَدِهِ ؟ قَالَ: نَعَمْ ، قَالَ: أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَى أَبِيكَ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ عَنْهُ أَكَانَ يُجْزِي ذَلِكَ عَنْهُ؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَاحْجُجْ عَنْهُ “Hasem’den bir adam Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek dedi ki: “Babam, kendisine hac farz olduğu halde bineğe binemeyecek derecede çok ileri bir yaşta İslam’ı idrak etti. Onun yerine haccedebilir miyim?” Allah’ın Resulü dedi ki: “Sen onun en büyük evladı mısın?” Adam dedi ki: “Evet.” Allah’ın Resulü dedi ki: “Babanın borcu olsaydı sen de onu ödemiş olsaydın bu onun yerine geçer miydi?” Adam dedi ki: “Evet.” O da dedi ki: “O halde onun yerine haccet”

Bunu Nesai tahric etmiş ve Yusuf Bin Zübeyr أنت أكبر ولده “Sen onun en büyük oğlu musun” kelimesini zikretmede yalnız kalmıştır. Bu nedenle bazı mahakkikler (araştırmacılar), bu husus sebebiyle bu onun sözüdür demişlerdir. Ama hadisin diğer kısımları, araştırmacıların cumhurunun nezdinde sahihtir ve hatta burada أكبر ولده“En büyük oğlu” lafzının sahih olduğunu söyleyenler de vardır. Bununla birlikte İbni Abbas’tan أكبر ولده“En büyük oğlu” zikredilmeksizin rivayet edilen hadis şöyledir: 

İbn-i Hibbân sahihinde Süleyman Bin Yesar’ın şöyle dediğini tahriç etmiştir: Abdullah İbn-i Abbas bana şöyle tahdis etti: Bir adam Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e şöyle bir soru sordu: Ey Allah’ın Rasulü babam çok yaşlı iken İslam’a girdi. Şayet onu bineğime bağlasam öldürmekten korkuyorum. Şayet bağlamazsam üzerinde duramıyor. Onun yerine hacca gidebilir miyim? Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَى أَبِيكَ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ عَنْهُ أَكَانَ ذَلِكَ يُجْزِئُ عَنْهُ قَالَ نَعَمْ قَالَ فَاحْجُجْ عَنْهُ“Ne dersin, baban borç bırakmış olsaydı, onu öder miydin? Adam; Evet, dedi. (Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise şöyle dedi: O halde onun yerine haccet.” 

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, binek üzerinde duramayan yaşlı birinin haccı yapmayacağını ve üzerinde bir borç olarak kalacağını açıklamıştır. Yani yaşlılığından ve zayıflığından dolayı bineğe binmeye güç yetiremiyor olsa dahi üzerine vacip olduğunu açıklamıştır. Nitekim fakihler, Allah Subhanehu’nun haccın farz oluşunu güç yetirmeye bağlı kıldığını göz ününde bulundurarak hadis hakkında konuşmuşlardır. وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا“Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” [Âl-i İmrân - 97] Bazı fakihler, hadisin ayette geçen güç yetirmeyle çelişmemesi için yaşlı adam hadisinin sadece soru soran kişiye (has) özel olduğunu, bir başkası için olmadığını, bu hükmün soru soran kişiye özel olduğunu göz önünde bulundurarak bu durumun dışında evladın güç yetiremeyen babasının yerine haccetmesinin gerekmediğini ve (yapması halinde) bunun ana-baya iyilik babından olduğunu söylediler. Aynen Buhari’nin Bera Bin Azib Radıyallahu Anhuma’nın şöyle dediğini tahriç ettiği bir yaşını doldurmamış kurbanlığın Ebi Bürde’ye has bir hüküm olması gibi… Zira Bera’nın dayısı Ebu Bürde İbn-i Niyâr şöyle demiştir: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَإِنَّ عِنْدَنَا عَنَاقًا لَنَا جَذَعَةً هِيَ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ شَاتَيْنِ، أَفَتَجْزِي عَنِّي؟ قَالَ: «نَعَمْ وَلَنْ تَجْزِيَ عَنْ أَحَدٍ بَعْدَكَ» Ey Allah'ın Resulü bizim henüz bir yaşını doldurmamış fakat iki koyundan daha çok sevdiğim bir keçimiz var. Bu keçiyi kurban etsem görevimi yerine getirmiş olur muyum?" diye sorunca (Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: “Senin için evet, fakat senden sonra başkaları için hayır." Bir yaşını doldurmamış keçinin kurbanlık olması caiz değildir ve bu sadece Ebi Bürde’ye özeldir.

Ben, özel (duruma) gitmeden önce hadis ile ayetin arasını birleştirmeyi tercih ediyorum. Çünkü asıl olan, hükümlerin insanları muhatap almasıdır ve Ebi Bürde’nin örneğinde olduğu gibi özel bir nas olmadıkça hiç kimse özele yönlendirilemez. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ona yönelik kavli şöyledir: نَعَمْ وَلَنْ تَجْزِيَ عَنْ أَحَدٍ بَعْدَكَ “Senin için evet, fakat senden sonra başkaları için hayır.” O zaman cem (birleştirme) imkansızdır… Zira burada özel bir nâs bulunmamaktadır. Aynı şekilde cem imkansız da değildir. Zira ayet ile hadisin arası cem yapılabilir. Dolayısıyla haccetmek, mal ve beden olarak gücü yetenin üzerine vacip olup evladın baba ile olan durumunda olanlar bundan istisna tutulmuştur. Şayet evladın gücü yetiyor da babanın gücü yetmiyorsa, o zaman evladın babasının yerine haccı eda etmesi gerekir. Çünkü Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu durumdaki babanın haccetmesini, evladın babasının yerine ödemesi gereken borç gibi saymıştır.

Binaenaleyh şayet güç yetirebiliyorsan, gücü yetmemesi veya haccetmeden ölmesi durumunda babanın yerine haccetmelisin. Zira babanın yerine haccetmen, babanın borcu gibi olup bu babtaki şeri hükümlere göre evladın, sonra mirasçıların onun borcunu ödemesi vaciptir.

Şayet bizzat kendin yapmaya ve ücretini bir başkasına ödemeye güç yetiremiyorsan, Allah hiçbir nefse güç yetiremeyeceği bir yük yüklemez. Allah’ın izniyle imkan bulduğunda yaparsın.

İkinci sorunun cevabı:

Hakikat imkansız olmadıkça mecaza başvurulmaz. Örneğin; يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ“Yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.” [Bakara-19] Burada parmaklar, parmak uçlarından mecazdır. Çünkü parmaklar, hakikat, yani tam mana olup onu kulaklara tıkamak imkansızdır. Bilakis sadece parmak uçlarıyla kulaklar tıkanılabilir.

Şunun gibi: وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ أَحَدُهُمَا إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْرًا“Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm.” [Yusuf-36] Burada şarap, üzümden mecazdır. Çünkü şarap, hakikatte sıkılmaz. Bilakis şarap yapılırken üzüm sıkılır…

Ama hakikat imkansız değilse mecaz olana başvurulmaz. Subhanehu’nun şu kavli gibi: وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِ الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ“Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: «Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.” [Yasin-78] Kemiklerin diriltilmesinin, Allah Subhanehu açısından hakikat olması imkansız değildir. Bu nedenle “يحي diriltir” lafzının, mecaz üzere değil hakikat üzere olduğunu söyledik. Zira buradan, ölülerin kemiklerinin de, aynı şekilde ölü olduğunu anladık.

        Kardeşiniz                                                                                         H. 04 Receb 1434

Ata İbn Halil Ebu Raşta                                                                          M. 14 Mayıs 2013

Cevaba, emirin aşağıdaki web sitesinden bağlanabilirsiniz:

http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3327/

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerika'ya Bağlılığınız Ve İçi Boş Söylemleriniz Müslümanların Temiz Kanları Üzerinde Baas Çetesinin Cesaretini Artırıyor

11 Mayıs 2013 Cumartesi günü Türkiye'nin Suriye'ye geçiş kapısı olan Cilvegöz sınır kapısının bulunduğu Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleşen iki ayrı patlamada, resmi verilere göre 50 den fazla Müslüman öldü, 100'ü aşkın Müslüman ise yaralandı. Reyhanlı'da hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah Subhanehu Ve Teala'dan rahmet diliyor, yaralı olan kardeşlerimize de acil şifalar diliyoruz.  Suriye kıyamı 3. yılına girmiş olmasına rağmen Türkiye'deki Müslümanlar ve Reyhanlı halkı Suriye'de ki kardeşlerine karşı akciğer görevi görmüş ve kardeşlerinin her türlü yardımına koşmuşlardır. Suriye halkını nefessiz bırakmak için bu kanlı eylemler devreye sokularak, kardeşler arasına nifak tohumları ekilmek  istenmektedir. Ancak Reyhanlı halkı bu oyuna inşaAllah gelmeyecektir. Çünkü Suriye halkı ile Türkiye halkı arasındaki bağ kafirlerin bozuk bağları gibi değildir. Aksine İslam akidesinden gelen sapasağlam kopmaz bir bağdır.

Bu menfur eylem bir kez daha göstermiştir ki, Katil Baas rejimi, Amerika ve yine Suriye'de siyasi nüfuz elde etmek için çalışan kafir Avrupa'nın nezdinde Müslümanların kanının hiç bir değeri yoktur. İki yıldır Suriye'de yüz bini aşkın Müslüman'ı en ağır şekilde katleden, yüz binlerce Müslüman'ı mahpus eden, milyonlarcasının ise evlerini ve yurtlarını terk etmesine sebep olan Baas çetesi ve ömrünün uzaması için ona hayat veren Amerika; Suriye'de İslami devrimin Raşid-i Hilafet Devleti ile sonuçlanması için çalışan muhlis grupları ve Müslüman halkı yardımsız ve nefessiz bırakmak için her türlü kirli ve kanlı planı uygulamaya koymaktadır.

Bilindiği üzere Amerika ve Rusya Suriye'nin geleceği üzerinde Cenevre mutabakatında karar kıldılar. Bu anlaşma ile Baas rejiminin ağırlıkta olacağı ve Demokratik Suriye isteyen muhalefetten temsilcilerin olacağı yeni bir hükümetin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca ABD ve Rusya mayıs ayı içerisinde bir Uluslararası Suriye Konferansının yapılmasını kararlaştırdılar. Bu karar, Rusya ve ABD'nin Suriye'de Beşşar Esad ve Baas rejimi ile devam etmek istediğinin açık göstergesidir. Avrupa ve körfez ülkeleri ise Beşşar Esad'ın bir an önce düşürülmesini isteyerek ABD'yi hataya zorlamak istemekte ve bu yolla Suriye üzerinde gelecekte siyasi nüfuz elde etmek istemektedir.

Peki ya halkı Müslüman olan Türkiye Devleti ve her açıklamasında Suriye halkını kardeş halk olarak gördüğünü beyan eden Başbakan Erdoğan, iki yılı aşkın bir zamandır Suriye halkı için ne yapmıştır? Sadece çadır, battaniye ve ekmek vermekle sorumluluğu bitiyor mu? Her gün yüzlerce Müslüman katledilirken  Amerika'nın kuyruğuna takılarak SUK ve SMDK üzerinden siyaset yürütmüş, bugüne kadar Beşşar Esad'ın katliamlarına sadece kınama açıklamaları yapan devletlerarası toplumun oyalama taktikleri ile ABD'nin Suriye siyasetini takip ederek bu kirli planın bir figüranı olmuştur. İçi  boş söylemleri ile Baas rejimine bu tür katliamları ve saldırıları için sadece cesaret vermiştir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ "Yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz."[ Saf: 2]

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kemalist Zihniyetin Müfteri Temsilcisi Cumhuriyet Gazetesi'nin Yalan Haberlerinden Birine Daha Reddiye

Kuruluşundan bugüne kadar Ergenekonvari çetelerin korumasında ve askeri vesayetin koltuğu altına tutunarak ‘gazetecilik' yapmaya çalışan Cumhuriyet gazetesi, kendisine biçilen misyon gereği, İslam'a ve Müslümanlara saldırmayı ve iftiralarla Müslümanları karalamayı şiar edinmiştir. Bu nedenle böylesine fasit bir zihniyete sahip olan Cumhuriyet Gazetesi'nden aleyhimize çıkan bu tip haberleri lehimize görsek de, kamuoyunu bilgilendirmek açısından şu hususları vurgulamak isteriz.

10 Mayıs 2013 Cuma günü müfteri Cumhuriyet gazetesinin manşetine taşıdığı haberde "Hizb-ut Tahrirciler de Silahlanıyor" başlığı altında "Bugüne kadar silah kullanmayan ve yalnızca tebliğ yoluyla insanları dine davet eden Hizb-ut Tahrir örgütünün bazı üyeleri de Suriye'de muhaliflerin safında savaşıyor. Savcılığın daha önce soruşturduğu öğrenilen örgüt üyelerinin Yayladağı Sınır Kapısı üzerinden Suriye'ye giriş çıkış yaptıkları bildirildi." denilmektedir.

1. Sizin doğruları söyleyebilmenizin tek yolunun, Müslümanlara daha büyük iftira atmaktan geçtiğini bir kez daha kendi haberinizde görmüş olduk. Zira haberde "Bugüne kadar silah kullanmayan ve yalnızca tebliğ yoluyla insanları dine davet eden Hizb-ut Tahrir..."den bahsetmektesiniz. Hâlbuki bundan önce yaptığınız tüm haberlerde Hizb-ut Tahrir'i ‘terör örgütü' olarak lanse etmiştiniz. Fakat şimdi bugüne kadar silah kullanmadığını ve yalnızca fikri bir çalışma yaptığını söylüyorsunuz. Biz biliyoruz ki bir sonraki haberinizde bu haberinizin yalan olduğunu yine siz yazacak, fakat bu sefer de başka bir iftira atacaksınız.

2. Yıllardır bazı kâfir Batılılar ve sizin gibi onlara sevdalı belirli bir kesim koro halinde Hizb-ut Tahrir'in silahlı bir örgüt olduğunu söyleyip durdunuz. Fakat bu söylemlerinizi istihbarat, emniyet ve mahkemeler aracılığıyla ispat edemediniz. Çünkü olmayan bir şeyin ispatı mümkün değildir! Ama ‘çamur at izi kalsın' düşüncesiyle bu mesnetsiz haberlerinizden de vazgeçmediniz. Oysa daha geçen hafta Hizb-ut Tahrir'in değerli Emiri Celil Âlim Şeyh Ata İbnu Halil Ebu Raşta, Pakistanlılara yönelik kendi sesiyle yaptığı hitapta şöyle diyordu: "Eğer Hizb-ut Tahrir bugün, maddi eylemlerde bulunmuyorsa bu ne korkaklığındandır, ne de ürkekliğindendir. Bilakis Hizb-ut Tahrir, davet aşamasında Şeriat'ın buna izin vermediğine inanmaktadır."

3. Hizb-ut Tahrir'in şeri hükümlere bağlılığı konusundaki hassasiyetini tüm Müslümanlar bilirken, siz nasıl olur da Hizb'in Hilafetin ikamesi yolunda caiz olarak görmediği silahlı mücadeleye başvurduğunu söyleyebilirsiniz? Bu, ya ahmaklıktır, ya iftiradır, ya da Hizb-ut Tahrir'i hiç tanımamaktır. Ayrıca haberinizde geçtiği gibi, Hizb-ut Tahrir /Türkiye Vilayeti'nin hiçbir genci, Suriye'ye savaşmak için gitmemiş, hiçbir silahlı mücadeleye de katılmamıştır. Sadece Hizb-ut Tahrir /Türkiye Vilayeti'nin gençleri değil, Hizb-ut Tahrir'in tüm ülkelerdeki gençleri için de böyledir. Silahlı mücadele, Hizb-ut Tahrir'in metodu değildir. Ama Esed gibi kendi Müslüman halkına karşı saldıran bir zalime karşı muhaliflerin mücadelesini ise takdir eder.

4. Eğer Hizb-ut Tahrir hakkında genel bir bilgiye sahip olsaydınız bu haberi yapmazdınız. Zira hakikatler ile haberinizin arasında dağlar kadar fark olduğunu görürdünüz. Fakat biz, sizin Hizb-ut Tahrir hakkında gerekli malumata sahip olduğunuzu ancak bu yalan haberi kasıtlı olarak yaptığınızı düşünüyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Beşar, Kadınlara ve Çocuklara Zorbalık Yaptığı Gibi Banyas'da Onlardan 800'den Fazlasını da Katletmiştir! Peki Müslüman Ordular Nerede Hani? Erkekler Nerede Hani?!

Suriye İnsan Hakları Rasathanesi ve diğerleri, Suriye'nin Banyas şehrinin birçok mahallesinde yüzlerce kadın ve çocuğun katledildiğini ve komşu el-Beyda beldesindeki katliamın ardından "yeni bir katliamdan" korktukları için şehrin yüzlerce ailenin firarına tanık olduğunu ifade ettiler. Nitekim bu ailelerin firarları, düzenli güçler ile ona bağlı milislerin el-Beyda yakınlarındaki meydan idamlarını yoğunlaştırmalarının akabinde gerçekleşmiştir. Zira aralarında altı çocuğunda olduğu 29 sivil katledilmiş ve bunun ardından da bazıları şehrin sokaklarında kesilmek üzere 150 kişi idam edilmiştir.

Kasap Beşar ve iğrenç baskıcı rejimi tarafından katliam, yıkım, terörizm ve korkutma devam ettiği gibi muasır asrın bir benzerine tanık olmadığı iğrenç katliamlar da devam etmektedir. Banyas'taki el-Beyda katliamı, Beşar ile rejiminin insan ırkına ait olmadıklarının, kalplerinin taş gibi katı olduğunun, dahası daha da katı olduklarının teyit edilmesi için gerçekleştirilmiştir. Zira durumu, gerek mermilerle, gerek doğranarak gerekse yakılarak soğukkanlılıkla idam edilen yüzlerce kurban ortaya koymaktadır. Nitekim Banyas'daki Devrim Askerî Konseyi'ne göre, dün bir gece içerisindeki şehit sayısı sadece el-Beyda'da 800'e ulaşmıştır. Bu şehitlerin arasında tüm aile bireyleri olduğu gibi geneli de cesetleri sokakları ve yolları dolduran kadınlardan, çocuklardan ve yaşlılardan oluşmaktadır. Bu sırada yüzden fazla şehidin, Esed'in şebbihalarının silip süpürdüğü ve katletmeye ve tecavüze kasdettikleri Banyas şehrindeki Ras el-Nebe mahallesinde döndüğü konuşulmaktadır.

Tüm bunlar gerçekleşirken başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum, gizli anlaşmasını ve komplosunu teyit edercesine hiçbir tepki vermeksizin sessiz ve sakin bir şekilde durmaktadır. Bununla birlikte Amerika, -Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jennifer Psaki'nin dili üzerinden- aldatmaya devam edip bu katliam hakkındaki haberlerin "dehşet verici" olduğunu iddia ederken Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, sanki bu korkunç katliamları emreden Amerika değilmiş gibi İnsan Hakları ve Uluslararası Hukuk için ciddi ihlallerden sorumlu olanların sorgulanması gerektiğini vurgulamıştır. Zira Amerika, -Suriye ayaklanması ve İslamî eğiliminin verileri altında- kendi çıkarlarını ve Yahudi devletinin varlığını tehdit eden İslamî Devletin kurulmaması, Şam halkının gücünün ve sebatının kırılması ve onların, ortaya atılan ve İslamî Hilafet'in kurulması şeklindeki gayelerinden tamamen uzak olan sıska siyasî çözümü kabul etmeye sevkedilmeleri için çatışmayı uzatmaktadır.

Arap ve İslam ülkelerindeki mevcut yönetim sistemleri, dahası aşağılık rejimler ile utanmaz ve alçak yöneticiler, aynı şekilde ödlekliklerinin yanı sıra ailelerine ve kardeşlerine yardım etme noktasında güçsüz kalmaları, dahası onlara ve ayaklanmalarına komplo kurmaları nedeniyle bu tagutla işbirliği yapmaktadırlar. Dolayısıyla ihanetten, katliamdan ve doğranmadan dolayı firar edip gelen mültecileri kabul etmekle yetinmektedirler. Dolayısıyla da bizler, gelenleri hapsettikleri ölüm kamplarını bir -tecavüz- olarak adlandırmaktayız.

Bu ajan rejimler, ordularından tek bir askeri dahi harekete geçirmedikleri gibi Şam özgürlerine ve çocuklarına yardım etmek için ağır silah ve mühimmatların olduğu depolarından tek bir kurşun dahi sıktırmamışlardır! Bu arada İslam Devleti'nin gölgesinde Hilafet'in ordusunun rolü, Ümmeti korumak ve ona yardım etmektir... Zira Halife, Vâ Halifatah çığlığı atan bir özgürün intikamını almak ve ele geçirilen yaşlı veya çocuğa yardım etmek için orduyu donatır, hazırlık yapar ve arkasındaki ordu da Allah'ın dinine nusret vermek için haydi cihada diye tekbir getirir. Çünkü ordu, akidesi ve imanıyla birlikte Allahu Teâlâ'nın şu kavline binaen düşmanların ordusuna eşdeğer bir ordu olacaktır:

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ "Allah yolunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Resulün size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda) gerekse bunda (Kur'an'da) size "Müslümanlar" adını verdi." [Hac 78]

Ey Kışlalarında Diz Çöküp Oturan Ordular!

Sessiz kaldığınız yetmez mi artık?! Kadınlara, çocuklara ve yaşlılara karşı hiç durmak bilmeyen katliam, doğrama ve ırzların çiğnenmesi manzaraları hala sizleri harekete geçirmeyecek mi?! Adam gibi adamlar neredeler hani? Dinleri ve ümmetleri için muhlis olanlar neredeler hani? Kadınların ırzlarının, şehitlerin kanlarının ve yaralıların iniltilerinin intikamını alacak olan karar sahipleri neredeler hani?

Sizler, yöneticileri harekete geçirmek için bulunmuyor ve dinde kardeşleriniz olanlar için savaşmıyorsanız, Müslümanlar arasındaki çatışmayı ve bölünmeyi pekiştirmek için bulunan yapay sınırlarda bir yeriniz yok. Bilakis sizin yeriniz, İslamî Ümmeti savunmaktır... Zira sizin rolünüz, hakka ve dine nusret vermek olduğu gibi yeryüzünde Allah'ın şeriatını geri getirmek isteyenlere nusret vermektir... Dolayısıyla celil alim ve muhlis komutan Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'nın liderliğindeki Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, Hilafet Devleti'ni kurması için hizbe nusret vermeye davet ediyoruz. O halde ırzlarınızın ve şehitlerinizin kanlarının intikamını alın. Ey ordular! Aman ha acele edin... ve her iki dârın izzetine de nail olmak için de Allah'ın ensarları olun.

فَآَتَاهُمُ اللهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الآَخِرَةِ "Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi) ahiret sevabının güzelliğini verdi." [Âli İmrân 148]


Kadınlar Kısmı
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ordu, Anaları, Babaları, Eşleri ve Çocukları Muhabirler Üzerinde Bir Tehdit Oluşturabilirler  Gerekçesiyle Medyanın El-Rumiyye'deki İslamcı Tutuklular İçin Olan Gösterinin Görüntüsünü Aktarmasını Yasaklamaktadır! Bu Ülkedeki Onu

Aileleri taşıyan otobüsler birçok bariyerleri geçmişler, inceden inceye aranmışlar ve tabii askerler, silah ve benzerleri gibi herhangi bir tehdit aracı bulamamışlar, dahası otobüslerde, gençlerini yıllarca yargılanmaksızın dünyadaki en kötü üne sahip olan cezaevinin birinde hapse mahkum eden meşum dosyayı harekete geçirmek ümidiyle gösteriye giden yaşları oldukça ilerlemiş erkekleri, kadınları ve çocukları bulmuşlardır. Bu miskinler, gerçekten muhabirler ve gazeteciler üzerinde bir tehdit mi oluşturmaktadırlar?! Ya da muhabirlerin, Trablus, Beyrut ve el-Beka'nın mahallelerinden naklettikleri çatışmalar ve aynı şekilde askerî kanadın bazı ailelere uyguladığı korkunç operasyonlar ile canlı olarak aktardıkları Suriyeli işçilerin iş merkezlerinden uzaklaştırılmaları operasyonları... Evet, tüm bunlar, muhabirler ve gazeteciler üzerinde bir tehdit oluşturmuyor mu?! İnsanlara biraz saygı gösterin ey Lübnan yöneticileri! Sizin bu iddianızı onaylayan biri var mı acaba?! Ayrıca akıl almaz bu emirleri veren kim acaba?! Tüm Lübnan halkından olan yüzlerce onurlu ailelere neden bu ihaneti yapıyorsunuz?! Evlatlarını haksız yere uzun yıllar hapsetmek yoluyla onlara karşı işlemiş olduğunuz suç yetmez mi artık?!

Şüphesiz gazete ve medyanın, gösterinin görüntüsünü aktarmalarının engellenmesinin hakikati, bunun İslamcı tutuklulara, ailelerine ve onlara ait olan topluma yönelik komplo halkalarından bir halka olmasıdır. Ayrıca bu komplo piramidinin en üstünde Amerikan şer imparatorluğunun Lübnan'daki Büyükelçiliği durmasının yanı sıra kindar politikacılar, diğer fasit ve ödlekler ile üst düzey yetkililer de buna iştirak ettikleri gibi yargı ve güvenlik otoritelerinin personelleri de buna karışmışlardır. Zira bu ülkedeki tüm politikacılar, bu gençlere karşı gece gündüz açık bir şekilde işlenen zulmü bilip itiraf etmektedirler. Zira İçişleri Bakanı'nın, bu ülkede nadiren yapılan açıklaması bize hiçte uzak değildir!

Yargılamaların geciktirilmesinin gerekçesinde, onların avukatlarıyla birlikte büyük sayıları alacak geniş bir salonun olmadığını ve İçişleri Bakanlığı'nın cezaevinin yanı başına onlara özel büyük mahkeme salonu inşa etmeye başladığını iddia ettiniz. Ancak birkaç ay içerisinde hazırlanmasının ardından, yargı sistemi bunu hiç dikkate almayarak tutukluları, "parça parça ve rahat bir şekilde" "dar olan" Beyrut mahkemelerine nakletmeye devam etmiştir! O halde bu, Lübnan yöneticilerinin alınlarındaki kara lekeyi daha da artıran bu kara dosyanın yalan yere ertelendiğine dair açık bir kanıt değil midir?!

Giden başbakan ile ondan öncekiler, uluslararası mahkeme için siyasî krizleri üstlenmişlerdir. Zira kurban, Allahu Teâlâ'nın zimmetine intikal etmiş ve dünyada onu hayata döndürmeye sahip olan herhangi bir mahkeme de bulunmamaktadır. Yaşarken toprağa gömülen kimselere gelince; bu başkanlar, onlar için gözlerini kırpmaksızın ve kıllarını dahi kıpırdatmaksızın yıllarca iktidarda kalmaya devam etmişlerdir. Zira onların tek önem verdikleri şey, Amerikan Büyükelçiliği ile bazı Arap yöneticilerini hoşnut etmektir!

Sabredin, ey tagutun cezaevlerinde bulunan mazlumlar! Sabredin, ey onların aileleri! Zira yedi kat göğün sahibi olan Allahu Teâlâ, sizlere zulmedenlerden intikam almayı vaat etmiştir. Nitekim Kutsi bir hadiste şöyle buyurmaktadır:  وَعِزَّتِي وَجَلالِي لأَنْتَقِمَنَّ مِنَ الظَّالِمِ فِي عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ، وَلَأَنْتَقِمَنَّ مِمَّنْ رَأَى مَظْلُومًا فَقَدَرَ أَنْ يَنْصُرَهُ، فَلَمْ يَفْعَلْ "Ben, İzzetim ve Celalim hakkı için zulmedenden er yada geç intikamımı alacağım. Mazlumu görüp de ona yardım etme gücü olduğu halde yardım etmeyenden de intikamımı alacağım."


Ahmed El-Kasas
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Lübnan Vilâyeti

Devamını oku...

Şam'ın Şerefli Kadınlarına Nusret Kampanyası Görüntüleri

  • Kategori Video
  •   |  

Şam devrimini desteklemek amacıyla Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayetinin 1 Recep 1434 H., elmuvafık 11 Mayıs 2013 tarihinde, Şam diyarı Ürdün'den Özgürler diyarı Şam'a nusret, adı altında düzenlediği kampanya başarıyla sona ermiştir. Kampanya son derece sıkı güvenlik çemberi altında gerçekleşmiş ve açılışta Hizb-ut Tahrir Emirinin ses kaydından konuşması dinletilmiş akabinde Şam diyarından gelen bayanlar Beşşar'ın zulumlerine karşı katlandıkları zorluklardan ve gördükleri işkence ve azaplardan bahseden ve devrimden beklentilerinden sözetmişler ayrıca, Allah'a ve Rasulune hainlik eden bu yöneticilerden kendilerini kurtaracak Hilafet yönetimini talep ettiklerini dile getiren konuşmalar yapmışlardır. Son olarak Hizb-ut Tahrir'in yürüttüğü dünya çapında Şam devrimini destekleyen faaliyetlerinden görüntüler izletilmiştir.

fotoğraflar için tıklayınız...

 

Şam'ın Şerefli Kadınlarına Nusret Kampanyası'nın tam kaydı:

 

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Allame Ata B. Halil Er Raşta'nın kampanyada yapmış olduğu açılış konuşması:

 

Şam'ın Şerefli Kadınlarına Nusret Kampanyasında yapılan röportajlar:

 

Özgürlük için devrim:

 

Şam'ın Şerefli Kadınlarının Şehadeti:

 

Şam'ın Şerefli Kadınlarına Nusret Kampanyası kapanış:

 

Şam özgürleri marşı:

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER