Perşembe, 24 Şaban 1447 | 2026/02/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- "Amerikan Hegemonyasına Son Verecek ve Mevcut Ajan Yönetim Sistemini Kökünden Söküp Atacak Olan Sadece Hilafet'tir" Hizb-ut Tahrir / Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Sad Cagravî, İslamabad ve Ravalpindi Seminerleri Çerçevesinde

Hizb-ut Tahrir / Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad Sad Cagravî, İslamabad ve Revalpindi seminerleri çerçevesinde bir dizi genel konuşmalar ve konferanslar yaptı. Üstad Saad, bu sayede insanlara ümit veren ve motive eden mesajlar verdi. Zira insanlara, siyasî ve askerî liderliklerdeki hainlerin zamanının sona ermek üzere olduğunu, ümmetin onların insanların üzerine tatbik ettikleri kafir demokratik yada diktatör sloganlar altındaki hıyanetlerini reddettiğini, ümmetin artık sadece İslam'ı, şeriatı ve Hilafet'i arzuladığını ve ümmetin her yerde kendilerini mutlu edecek olan İslam ile hükmedecek muhlis liderler hakkında araştırmaya girdiğini vurguladı.

Ayrıca Üstad Sad, düşman Amerikan güçleri karşısında aşağılanmış, boyun büken ve teslimiyetçi bir akide haline gelsin diye General Keyâni'nin Pakistan ordusunun askerî akidesini değiştirmeye yönelik çalışmasını da çürüttü ve Müslümanlara, ümmetin sömürgeciliği doğrudan reddetmesinin ardından sömürgeci kafirin sömürgeciliğinin yüzünü değiştirdiğini, bunu da Hizb-ut Tahrir'in "Siyasî Mefhumlar" kitapçığında açıkladığı ittifaklar mefhumunu kullanarak yaptığını, düşman devletlerle olan bu ittifakların iki taraf arasında eşit muamelede bulunan ittifaklar olmadığını, ancak bunların Müslümanlara boyun büktürmek için hazırlanmış ittifaklar olduğunu, Pakistan'da dünyanın en büyük ikinci Amerikan Büyükelçiliğinin inşa edilmesine yol açanın bu mefhum olduğunu, bunun ülkede terör şebekesini idare etme ve siyasi ve askerî liderlikler içerisindeki ajanları yoluyla ülkeye tahakküm etme imkanı veren korunaklı bir kaleden ibaret olduğunu, yine şerir operasyonlarını uygulaması amacıyla gece yarısından sonra başkent sokaklarında devriye gezmesi için özel Amerikan askerî kuruluşların oluşturulmasına izin verenin bu mefhum olduğunu, bu ittifaklar nedeniyle Silahlı Kuvvetlerimizin, "müttefik" Amerika'nın savaş meydanlarından kaçtığı ve peynirden bile korktuğu bir sırada Amerikan güçleri adına Kabileler Bölgesi'ndeki Müslümanlara karşı savaşmaya itildiğini hatırlattı.

Bunun yanı sıra Üstad Sad, çalışmaların önemini azaltan, fasit rejimlere meydan okuyan, ümmete yönelik planlarını engellemek için çalışan, ümmeti Hilafet'in lider bir devlet olarak yüzyıllar boyunca sağlamış olduğu bir konum olan üstün konumuna geri getirmek için çalışan saf bakış açılarını da çürüttü ve Amerika ile müttefiklerini Müslümanlara düşman olmayan ve bununla birlikte Amerika'nın saldırganlığından ve zulmün bıkmış olan diğer kafir ülkelerden soyutlamak ve İslam ülkelerini güçlü tek bir devlet altında birleştirmek gibi Hizb-ut Tahrir'in bu hususu gerçekleştirmek için bir yol haritası olarak koyduğu Hilafet Devleti'nin anayasasına dikkat çekti.

Devamını oku...

Suriye: Küresel Aktörler ve Piyonlar

  • Kategori Video
  •   |  

Suriye'de yaşanan zulmün sorumlusu olan liderler, 24 aydır çözüm üretemedikleri Suriye sorununda, ABD'nin yapımcılığında bu filmdeki rollerini gereğince yerine getirmekteler!

Devamını oku...

Gelmekte olan Şam İslam Devleti vesikasına katılın Şanlı devrimci Şam ehlinden ihlas sahiplerine her iki cihanda kazançlı olmak için Raşidi Hilafet devletini kurmak için çalışma misakına katılmaları için davette bulunuyoruz.

  • Kategori Video
  •   |  


Bismillahi er-Rahman er-Rahim

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

 

''Allah, aranızdan iman edip iyi ameller işleyenlere, kendilerini tıpkı daha önceki mü'minler gibi yeryüzünde egemen kılacağını, kendileri için seçtiği dinlerini sarsılmaz temellere oturtacağını ve korkularını güvene dönüştüreceğini vaadetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Bu aşamadan sonra kâfir olanlara gelince, onlar yoldan çıkmışların ta kendileridirler.'' [en-Nur: 55]

Sadakallahul azim.

Ey Şam ehli şüphesiz ki lider ehline yalan söylemez, dolayısıyla Hizb-ut Tahrir olarak sizlere bir müjde ve bir uyarıda bulunmak istiyoruz ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şu sözüyle müjdede bulunuyoruz:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

''Ey iman edenler! eğer siz Allah'a yardım ederseniz, o da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.'' [Muhammed: 7]

Ve yine Allah Subhanehu ve Teala'nın şu sözüyle de uyarıda bulunuyoruz:

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

''Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!'' [Hud: 113]

Ey Şam ehli! dolayısıyla bu iki şey için Allah'a ahidde bulununuz ki sadıklardan olasınız. Andolsun ki Allah Subhanehu ve Teala sizinle olacaktır ve amellerinizi boşa çıkarmayacaktır.

 

Hilafet Ordusu lüğüyle Yapılan Toplantı


 

Şehid komutan Abdurrezzak’ın kardeşleriyle röportaj:


Bu röportaj Salı 16 Rabiussani 1434 H., elmuvafık 26 şubat 2013 M. gününde yapılmıştır.
Şehid komutanın kardeşleri, kendilerinin de ağabeylerinin yolunda ilerleyerek Hilafet devletini kurmak için çalışacaklarını ve başka bir şeye razı olmayacaklarını tekid ettiler. Röportaj esnasında kardeşlerden Usame Abdurrezzak da bulunmaktaydı . O da kardeşleri Ali ve Mustafa gibi Cuma günü 19 Rabiussani 1434H., elmuvafık 1 Mart 2013 M. günü şehid olmuştur.

Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. (Ahzâb 23)
Sadakallahulazim.

 

Hizb-ut Tahrir Suriye Medya Bürosu Başkanı Mühendis Hişam Elbaba’nın Ahfadul Faruk Bölüğü mücahitleriyle görüşmesi


Pazar, 14 Rabiüssani 1434 H., elmuvafık 24 şubat 2013 M.

 

Halep kırsalı Atarib'li Ensarul hilafet Tugayının Bölük Komutanı Mustafa Abdurrezzak Allah'ın izniyle şehid olmuştur.


14  Rabiussani 1434 H, elmuvafık 24 Şubat 2013 M. Pazar günü Han Al-Asel bölgesinde girdiği kahramanca çarpışmada şehid olmuştur.

 

Ahfadul Faruk Komutanı ile röportaj


Şam devrimi kahramanlarından bir kahraman olan Halep kırsalı Ahfadul Faruk bölüğü komutanı Ebul Munzir'le Hizb-ut Tahrir Suriye Medya Bürosu röportaj gerçekleştirmiştir. Röportaj Şam devrimi ve sonuçları hakkındadır.

Rabiussani 1433 H. / Şubat 2013 M.

 

Halep kırsalında Ensarul Hilafet tabur Komutanıyla röportaj

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti Medya Bürosu; önceleri Ensarul Hilafet tabur komutanı olan ve şimdilerde Ensarul Hilafet tugayında tabur komutanlığı yapan İbrahim Emin (Abu Astayf) ile röportaj gerçekleştirmiştir.

Pazartesi 1 Rebiulevvel 1434 Hicri, elmuvafık 11 Şubat 2013 Miladi.

 

Ensarul Hilafet: Suriye'de İslami Hilafet'in Yeniden Kurulması Sözleşmesi

(Birinci Bölüm)

 

Ensarul Hilafet: Suriye'de İslami Hilafet'in Yeniden Kurulması Sözleşmesi

(İkinci Bölüm)

 

Ensarul Hilafet: Suriye'de İslami Hilafet'in Yeniden Kurulması Sözleşmesi

(Üçüncü Bölüm)

 

Perşembe, 06 Safer 1434 H, 20/12/2012

 

 

 

Suriye'deki Silahlı Bölük ve Alaylar, Hizb-ut Tahrir’in Çağrısı Üzere Suriye'de İslami Hilafet Devleti’nin Kurulması İçin Misâk İmzaladılar.

15.11.2012

 

 

Misâka imza atan gruplardan Yüzbaşı Abdurrahman El-Neccar, Ahfaad El-Faruk ve Bölük Komutanı Yahya Mazzawi.

 

 

Misâka imza atanların sayısı gittikçe çoğalıyor. Allah'a hamd olsun. Bunlardan birisi Amcad El-İslam Alay Komutanı Yüzbaşı Ali Şakir idi.

 

 

Şeyh Süleyman El-Şalebi (Ebu Nur), Suriye'deki bölükleri ve alayları İslami Hilafet'i Kurma Misâkı'na imza atmaya ve imza atanlara katılmaya davet ediyor.

 

 

Şam alimlerinden Mustafa Hoca, misâk hakkında yorum yaptı.

Bölükleri misâkı imzalamaya davet ediyor.

09.12.2012

 

 

Hilafet Misâkına İmza Atan Bölükler Ensarul Hilafet Alayını Kurdular!

 

Suriye'de Esed zulmüne karşı savaşan mücahitler, safları ve hedefleri birleştiriyor. Daha önce Köklü Değişim'de yayınlanan bir haberde bazı ketibe (bölük) ve livaların (alay) Hilafet Misâkı'na imza attığı haberi geçmişti. Bu gelişmenin ardından şimdi de "Ensarul Hilafet" adı altında bir alay kuruldu.

 

 

Hilafet Misâkı’nı imzalayan bölüklerle, imza atmayan bölükler işbirliği yaparak 46. Alayı zor bir operasyonla ele geçirdiler.

Hizb-ut tahrir şebabından Ebu Abdurrahman operasyonu gerçekleştiren bütün komutanlara ve yakınlarına bu önemli zaferin şerefine yemek verdi.

20.11.2012

 

Devamını oku...

Müslümanların Küresel Jeostratejik Potansiyeli, Râşidî Hilâfet Devleti'nin Yeniden Kurulması İçin İtici Güç Olmalıdır

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Bugün Müslümanlar, 3 Mart 1924 günü ilga edilen Hilâfet'in asırlar boyu kendilerine sağladığı o muazzam kuvvet ve azameti kaybetmenin acısını, başlarına gelen her musibette yaşamaya devam ediyor. Çünkü Hilâfet Devleti, kimi zaman çalkantılar yaşamışsa da, Medine'de kurulduğu günden kaldırıldığı güne kadar, daima Müslümanları birleştirmiş, onları korumuş, Allah'ın hükümlerini adaletle uygulamış ve İslam dâvetini nice topraklara taşımıştır. Ayrıca bulunduğu jeopolitik konum itibariyle, daima dünyanın en stratejik mevkilerini elinde tutmuş, adeta dünyanın merkezine oturmuştur. Hâkim olduğu dönemlerde siyasette en güçlü, orduda en muzaffer, ekonomide en gelişmiş, toplumsal düzende en istikrarlı, bilimde en ileri, kültürde en yüksek, medeniyette en köklü ve adalette örnek devlet olmuştur.

Hilâfet'in 20. yüzyılın başında yıkılmasından sonra, Müslümanlar bütün güçlerini, heybetlerini ve hakimiyetlerini kaybetmiş, toprakları paramparça edilmiş, servetleri yağmalanarak açlığa, fakirliğe ve cehalete mahkum edilmiş, evlatları katledilmiş, namusları kirletilmiş, inançları ve kutsallarına hakaret edilmiş, küfür ordularının sayısız savaşlarına ve işgallerine maruz kalmış, kafirlerin emrinde çalışan yöneticiler eliyle katledilmiş, hapsedilmiş, işkencelere uğratılmıştır. Bunlar yalnızca ilk akla gelen zulümler ve cürümlerdir. Daha da kötüsü Müslümanlar, inanmadıkları, hatta inançlarına aykırı küfür hükümleri ile yönetilmeye mecbur edilmiş, siyasal, toplumsal ve hatta bireysel yaşamlarında dinlerinden uzaklaştırılmışlardır.

Müslümanların bu zillet, hezimet, mağlubiyet ve esaret konumundan kurtarılması için, önceden olduğu gibi, Hilâfet Devleti'nin yeniden kurulması gerektiğine kuşku yoktur. Üstelik bu, Allah Subhanehu'nun kesin bir emri ve Rasulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesidir. Bununla birlikte, günümüzde realist yaklaşımın etkisinde kalan kimileri, kendilerince bunun mevcut koşullarda mümkün olmadığı iddiasındadırlar. Oysa bugün görüyoruz ki Amerika Birleşik "Devletleri" 50 eyaletten, Avrupa Birliği 27 ülkeden ve Rusya Federasyonu 83 federal bölgeden oluşmaktadır. Çin, 1 milyar 350 milyonluk nüfusu aynı ülkede bir araya getirmiştir. Pekala, 1,6 milyara varan sayılarıyla dünya nüfusunun %23'ünü teşkil eden Müslümanlar, neden 50 küsur devlete ayrılmış durumdadırlar? Dünyanın en sahih ve en güçlü ideolojisi olan İslam'a sahip oldukları halde Müslümanları tek bir devlet çatısı altında bütünleşmekten alıkoyan nedir? Bugün İslam toprakları üzerinde dünya petrol rezervinin %74'ü, doğalgaz rezervinin %54'ü ve 1 trilyon dolarlık altın rezervi mevcuttur. Müslümanların 4,7 milyon hazır askeri gücü bulunmaktadır. Görünür gelecekte dünya nüfusunun 1/3'ü Müslümanlardan oluşacaktır. Dünyanın en verimli toprakları, en zengin madenleri ve kritik geçiş noktaları da yine buradadır.

Ey Müslümanlar!

Bu muazzam güce sahip Müslümanları tek devlet altında birleştirecek olan Hilâfet, şer'an farz, aklen mümkün ve siyaseten kaçınılmazdır. Hilâfet'i yıkan kâfir İngilizlerin başbakanlarından Henry Bannerman'ın 1906 yılında söylediği şu sözler, Müslümanların sahip oldukları stratejik potansiyelin apaçık ifadesi değil midir: "Müslümanlar, bilinen ve keşfedilmemiş pek çok rezervler barındıran son derece verimli toprakları kontrol ediyorlar, dünya rotalarının kesişim noktalarına hakim durumdalar, toprakları nice hadaratların ve dinlerin beşiği. Bu insanların tek bir imanı var, tek bir dili var, tek bir tarihi var ve hepsi de aynı özlemlere sahip. Hiçbir doğal engel onları birbirlerinden ayıramıyor... Bu ümmet, şansı yaver gider, tek bir devlet bünyesinde birleşebilirse dünyanın kaderi onun ellerine geçer ve Avrupa'yı dünyanın geri kalanından koparır." Ey Kerim Kardeşler! Batılıları korkutan bu gücü, Müslümanlar ve yöneticileri neden hissedemiyor? Neden Hilâfet'in yeniden ikamesi ve yeni bir küresel gücün doğuşuna öncülük edilmesi için harekete geçilmiyor? Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu müjdesi, Allah'a ve Rasulü'ne iman edenlerin harekete geçmesi için yetmez mi?

ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ "... Sonra da Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilâfet olacaktır."

Devamını oku...

Suriye Ulusal Koalisyonu, Kendisini İlk Defa Ortaya Çıkran Batı'yı Temsil Ettiği Gibi Kasap Beşar İle Mücrim Rejiminin İmalatı Olan Cürümün Geri Dönmesi, Koalisyon Yoluyla Yeniden Konuşulmaktadır!

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Ulusal Koalisyonu Genel Kurulu 21-22.02.2013 günü, Suriye'deki siyasî çözüm planı için bir çerçeve belirlemek ve işlerini dışarıdan idare edecek ve krizin sona ermesi için görüşmeleri sürdürecek geçici bir hükümet oluşturulmasını ele almak için Kahire'de bir araya geldi. Nitekim bu koalisyon, bu toplantıda geneli Müslüman olan ve İslam ile yönetimi talep eden Suriye halkına karşı yabancı olduğunu vurguladı ve Batı'nın güvenliğini artırıp Allahuteala'nın şeriatının egemenliğinden feragat eden laiklik projesini kabul ettiğini yeniden açıkladı. Bu ise dîni, mezhepsel, kavmiyetçi ve etnik bağlılıkları farklı olmasına rağmen erkek-kadın tüm Suriyelilerin arasını eşit tutan  "çoğulcu sivil demokratik sisteme" davet etmek içindir. Aynı şekilde koalisyon, yeniden Allah'ın şeriatında olduğu gibi otoriteyi ümmete ait kılmaktan feragat etmektedir. Bu ise "özellikle Rusya ve Amerika'nın olduğu Güvenlik Konseyi gibi uluslar arası güvenceleri, uluslar arası uygun gözetimi ve Uluslar arası Güvenlik Konseyi'nden sadır olan bağlayıcı kararlar yoluyla bu süreci mümkün kılacak yeterli güvenceleri" kendisine dayanak kılmayı kabul ettiği içindir. Ayrıca "Basçılara ve Suriye evlatlarına yönelik cürümlere karışmamış diğer siyasî, sivil ve toplumsal güçlere" katılmayı kabul ettiğini de yeniledi. Bir de tüm bunların üzerine işlerini dışarıdan idare edecek ve krizin sona ermesi için görüşmeleri yürütmeyi üstlenecek geçici bir hükümetin oluşturulması üzerinde anlaşıldığı açıklamasını ekledi...

Bu koalisyonun vakıasına bakan bir kimse, onun ortaya çıkmasından bu yana Amerika ve Avrupa gibi dış kararların ipoteğinde olduğunu, hayatında bu dış bakış açısını kabul ettiğini, desteği, yardımı ve çözümü onda aradığını, kararlarında ne insanların görüşüne ne onların dinine ne de hayatlarında İslam'ın hakim olmasıyla ilgili taleplerine baktığını, bilakis bunu dışarının gördüğü gibi çözüm için bir tehlike olarak gördüğünü, aynen dışarının, yani Batı'nın baktığı gibi terörizme ve aşırıcılığa darbe vurmak gerekçesiyle bu eğilime ve bunun için çalışanlara darbe vurmak için hazırlık yaptığını görür...  Dolayısıyla o, beş yıldızlı kadifeli bir dış muhalefet olduğu gibi kendisini ilk defa ortaya çıkaran Batı'yı temsil eden, üretimi ve formülasyonuyla insanlardan, dinlerinden ve maslahatlarından uzak bir süreci konuşan, ardında da Batı ile onun kuyrukları olan Müslümanların yöneticilerinin kendisini, en tehlikeli uluslar arası komplo bir süreç olduğu halde kiralık medya organlarının insanları temsil eden bir muhalefet şeklinde pazarladığı bir muhalefettir. Bu ise bu yolla Suriye'deki duruma yeniden tutunmaya ulaşmak içindir. Nitekim bu, bu konferansın kararlarında açık bir şekilde görülmektedir. Dolayısıyla koalisyonun, "Suriyelilerin kanlarını önlemeye ve ülkeyi, artan yıkım, tahribat ve onu sarmalayan birçok tehlikelerden uzak tutmaya" yönelik bu oyununun arkasında yatan, planlarına teslim olmaları için onların nefislerine ümitsizlik tohumları ekmekten ve kasap Beşar ile mücrim rejiminin imalatı olan cürümün geri dönmesinin bu koalisyon yoluyla yeniden konuşulmasından öte bir şey değildir...

Ey Suriye'deki Müslümanlar:

Sizler düşmanları her taraftan kuşattınız ve sizlerin sadece Allah'ın emrine sarılmaktan başka koruyucunuz da yoktur. Zira Batı ve onun araçları, İslam'ı düşmanları olarak ilan ettiler ve onun hayattan ve yönetimden uzaklaşmasını istemektedirler. Dolayısıyla şeran talep edilen, dininizin yanında yer almanız, onu hayatınızın yolu kılmanız ve sizlere yönelik planlanan her şeye karşı uyanık olmanızdır... Zira koalisyonun ortaya attığı bu şey, Suriye ayaklanmasını İslam ülkelerinde şu ana kadar başarısız olmuş benzer ayaklanmalara dahil etmektir. O halde sizler için bu ortaya atılanlara aldanacak mısınız. Bu ise Rabbinizi öfkelendirecektir. Çünkü ayaklanmanız, sadece Allah'a ibadet etmeyi benimseyip bir tek olan Allah'ın yardımıyla bu uluslar arası komplolara ve tuzaklara tek başına cevap verebilecek olan Küresel Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla sadece Allah'ın şeriatını tatbik etmek için çalışılmadıkça asla başarıya ulaşmayacaktır. İşte Hizb-ut Tahrir, kelamlarını Allah'ın dinini ikame etmek üzere birleştirmeleri vacip olmasından dolayı Rablerinin davetine çağıran tüm muhlislere elini uzatıyor. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَنْ أَقِيمُواْ ٱلدِّينَ وَلاَ تَتَفَرَّقُواْ فِيهِ كَبُرَ عَلَى ٱلْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ ٱللَّهُ يَجْتَبِيۤ إِلَيْهِ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِيۤ إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir." [Şura 13]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Tunus'tan Bir Heyet, Fransız Büyükelçiliği'ne Fransa Cumhurbaşkanı İçin Bir Mektup Teslim Etti

Hizb-ut Tahrir / Tunus'tan Halkla İlişkiler Sorumlusu Mühendis Muhammed İbn-u Hüseyin ile Merkezî Temas Lecnesi Başkanı Üstad el-Arabî Kirbâke'nin de eşlik ettiği Üstad Abdurrauf el-Âmirî liderliğindeki bir heyet, Fransız Büyükelçiliği'ne Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande için, Fransa ile yetkililerinin İslam'a ve Müslümanlara dönük savaşını kınayan, Fransa'ya "Müslümanları katleden, onları yerlerinden eden, onların mallarını soyan" ve "en büyük diktatör Bin Ali rejiminin son gününe kadar küstah ve yüzsüz bir şekilde Tunus'taki iğrenç diktatörleri" destekleyen cürümsel sömürgeci geçmişini hatırlatan, "Tunus Müslümanları, onun tüm halkı ve gayrimüslimleri bile tüm izzetini savunduğumuz bir emanet ve İslam ümmetinin sağlam bir parçası olup Fransız sömürgecisi değildir ve olmayacaktır da" şeklinde ona meydan okuyan, Fransa'ya "vakıanın dayattığı yeni denklem ile bu zamanın İslam ümmetinin zamanı olduğu" şeklinde uyarıda bulunan, Fransa'ya acilen "Allah'ın izniyle kesinlikle gelecek olan Hilafet Devleti'nin olduğu İslam Devleti ile muamelede bulunmak için gerekli dosyaları hazırlamaya başlamasını", Müslümanlar ile güzel bir ilişki kurmakla hem kendisine hem de Fransa'ya iyilik yapmış olacağını, "Hilafet Devleti gelmeden önce artık ellerini ve şerlerini ümmetin evlatlarının ve kültürünün üzerinden çekmesini, zira o zaman güzel muamele ve alçakgönüllülüğün kabul edilmeyeceğini, çünkü artık iş işten geçmiş olacağını" nasihat eden bir mektup teslim etti.

Bu teslimat, Tunus'taki Hizb-ut Tahrir üyelerinin Tunus'taki Fransız Büyükelçiliği önünde, haçlı Fransa'nın İslam'a ve Müslümanlara yönelik savaşına, laikliğe ve Fransız müdahalesine meydan okumak, genel olarak Müslümanları özel olarak da Tunus halkını, Müslümanları bölmeye çalışan Batılı projenin tehlikesi ile laiklerin İslam ümmeti üzerindeki hegemonyasının sürdürülmesini hedef alan planları sayesinde ümmeti bölmeyi ve işlerine müdahalede bulunmayı amaçlayan laik Batılı projeye meydan okumanın zarureti hususunda uyarmak ve Müslümanların sadece İslam'a tabi olmak ve ona geri dönmekle izzet bulabileceğini vurgulamak için yaptığı sembol protesto gösteriyle çakışmıştır.

Hizb-ut Tahrir şebâbı da "Fransa Çek Git" ve "Fransa ve Tüm Dünyayı Eğiten İslam'dır" kabilinden sloganlar atmışlardır.

Not: Mektup ektedir.

Devamını oku...

Fransız Cumhurbaşkanı'na

  • Kategori Tunus
  •   |  

Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsu ve ba'd;

İslam akidesine ve azim İslam hadaratına sahip olan Tunus topraklarındaki onurlu vatandaşlar, diktatörlere ve onları destekleyen bütün zalimlere yönelik ayaklanmanın öncüsü oldular.

Düşmanları şaşırtan İslamî uyanışla komplocuların belini kıran Tunus'tan, bu hitabı sizlere yöneltiyoruz:

Fransa Tunus'a, halkına ve Mali'deki halkımıza yönelik saldırganlığı sayesinde de bütün Müslümanlara saldırdı ve Dışişleri Bakanınızın, halkını gerici olarak nitelendirdiği aziz İslamımız ile ırzına ve onuruna iftira attığı iffetli Müslüman kadın hakkındaki açıklaması yoluyla da bize karşı cüretkar davrandı. Belki de bunu sizler, Müslüman bir ülke olan ve Fransa'nın sömürüsüne ve ırkçılığına rağmen İslamlarına sımsıkı sarılan Mali'ye saldırdığınız gibi onurlu Tunus'a, özgür halkına ve şehitlerin kanlarıyla sulanmış topraklarına bir saldırı addediyorsunuz.

Bizler, vakıanın dayattığı yeni denklemi ve bu zamanın İslam ümmetinin zamanı olduğunu anladığınızı ve Allah'ın izniyle kesinlikle gelecek olan Hilafet Devleti'nin olduğu İslam Devleti ile muamelede bulunmak için gerekli dosyaları hazırlamaya başladığınızı sanıyoruz.

Yine uzmanlarınızın, uzlaşma ve mutabakat hususunda düşündüklerini ve sizlere, Hilafet Devleti'nin olduğu İslam Devleti'nin itibarına saygı göstermekle ilgili önerilerde bulunduklarını sanıyorduk ama sizlerin, saldırganlık ve nefrette daha da ısrarcı olduğunuzu görmekteyiz. Dolayısıyla ölçülü davranmanız noktasında deriz ki:

Birincisi: Tunus'taki Arap Baharı karakterinin, bizleri rahatsız etmeyen bir husus olduğunu inkar ettiniz. Tüm bunlara rağmen sizler, aslında Tunus'taki ayaklanmayı arzulamıyordunuz, hatta onun baharını sorguladınız. Ancak bizler, tüm baharların Rabbiyle birlikte olmayı arzulayarak onlarla birlikte hareket ediyor ve onların tamamını kabul ediyoruz. Ancak her ne kadar mesele gecikip uzasa da onların tamamı, ülkenin ve insanların hayrına olmuştur. Tüm bunlara rağmen bu, "yaseminlerin" ayaklanması değildir. Çünkü bizler, gülleri sevmemize rağmen kökleri sabit ve dalları göklerde olan bir ağacı daha çok seviyoruz ki bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman yemiş veren, izzetli, onurlu, adil, mazlumlar için bir nusret ve alemler için bir rahmet olan İslam ağacıdır.

İkincisi: İçişleri Bakanınızın İslam'ın hükümlerini karanlık olarak nitelendirmesine gelince; bizler, Müslümanların yöneticilerinde bir güç ve cesaret görmemenizden dolayı bize karşı cüretkar olmanızı reddediyoruz. Ancak çok iyi biliniz ki onların durumu, tarihimizde istisnai, anormal ve geçici bir durumdur. Zira onlar, ümmetin nazarında hiçbir ağırlıkları olmayan (yöneticilerdir.) Dolayısıyla sizlere, tüm nurların azim İslam'da ve tüm karanlıkların ise kurnaz kokuşmuş kapitalizmde, onun ürünü olan cürümsel sömürgecilikte olduğunu hatırlatırız. Nitekim Cezayir'deki halkımıza yönelik nükleer silah denemesi, onun en korkunç yüzlerinden biridir.

Bu ümmetin nurlarından biri de tüm nebilere iman etmemiz olup İsa [Aleyhi's Selam]'a iman etmeyen ve Meryem [Aleyhe's Selam]'ı da temize çıkarmayan bir kimse bizim dinimizde kafir olmaktadır.

Karanlık, parlak bir nur olan, apaçık bir hak olan ve tüm nebilerin nübüvvetlerinin ve risaletlerinin sonuncusu olan Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in nübüvvetini inkar eden kimsenin yanındadır. Nitekim ilim ve adalet nuruna yol açan bu akaidî nur sayesinde İslam hadaratı, dünyada birinci olduğu gibi Avrupa'yı ortaçağın ve yakın dönemin karanlıklarından çıkarmak için de onun nurundan istifade ettiniz. Şimdi sizlere, Napolyon'un Mısır işgalinin ardından Maliki'nin bir çok fıkıh kitaplarını kendisiyle birlikte götürdüğünü, bunların tercüme edilmesini emrettiğini ve bunları kendisi ve Fransa için büyük bir kazanç saydığını hatırlatırız.

Sonra Fransa, bu tarihî gerçeği ve Müslümanlara olan ağır borcunu unuttu mu yoksa?:

İkinci Dünya Savaşı'ndaki Alman işgali karşısında birçok Fransızın aşağılandıkları, dahası ülkelerine ihanet edip düşmanlarıyla ittifak ettikleri zaman, geneli Müslüman Kuzey Afrika ve Müslüman Senegal'den olmak üzere 300 binden fazla Müslüman asker Paris'i Nazizm'den kurtarmak için ön saflarda yer almadılar mı? Ayrıca Fransa, 1526 yılında Halife Kanuni Süleyman'ın temsil ettiği Osmanlı Hilafeti'nin, eşi benzeri görülmemiş cesur ve kahraman tutumuyla Fransa Kralı Birinci François'i İspanyolların elindeki esirlikten kurtarmak için müdahalede bulunduğunu unuttu mu yoksa? Nitekim onu resmen kurtarmış ve ülkesine iade emiştir!!!

İslam'ın nurlarından biri de dünyayı vahşî piyasa ekonomisinden kurtarmamız ve bir alternatifin olması kaçınılmazdır diyen Sarkozy'de dahil savunucularını bile şaşkına uğratan kapitalist sistemden kurtaracak olmasıdır...

Üçüncüsü: Bakanınızın, bu çirkin üslupla iffetli Müslüman bir kadın hakkında yaptığı konuşmaya gelince; Müslümanların nasıl onurlu ve güzel bir aile kurduğunu, toplumun evlatlarının yarısının buluntu ve zina çocukları olmadığını, eşcinselliği nasıl da engellediğini ve yasalarınızın onayladığı ve sanki emtia ya da köle evlatlarıymış gibi bir de buna evlat edinme hakkını eklediği bu müstehcen karanlık davranışları tüm dünya ve Fransa çok iyi bilmektedirler...

Müslümanlar dünyaya, kadın ve erkeğin güvenli bir dostluk için merhamet ve sevgi üzerine nasıl bir araya geldiklerini öğrettikleri gibi dünyaya kadının, İslam şeriatının 1400 yıl önce onayladığı ve koruduğu malî güvencesi ve özel mülkiyetinin olduğunu hatırlatmışlardır. Bu sırada sizler nezdinde, daha 60 yıldır kadının malî güvencesi bulunmaktadır. O halde öğretmen mi yoksa çok az bilgisi olan öğrenci mi daha evladır?

İslam hadaratımız, günahın ve belanın aslının Havva olduğuna itibar etmeye dayalı olmadığı gibi karanlık uzun yüzyıllar boyunca Avrupa'daki durumda olduğu gibi kadının yarım Şeytan ve yarım insan olduğuna itibar etmeye de dayalı değildir. Peki o halde nur nerede? Karanlık nerede?

Allahuteala, kerim kitabında şöyle buyurmaktadır:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ "Mümin erkekler ve mümine kadınlar birbirlerinin velileridirler." [et-Tevbe 71]

Ve şöyle buyurmaktadır:

وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ ٱللَّهُ لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِن نُورٍ "Allah bir kimseye nur vermemişse, artık o kimse için bir nur yoktur." [Nur 40]

Yine sizlere, ilk saldırgan sözün, İçişleri Bakanınızın saldırgan ve çirkin bir şekilde söyledikleri olduğunu hatırlatır ve deriz ki; Tunus Müslümanları, onun tüm halkı ve gayrimüslimleri bile tüm izzetini savunduğumuz bir emanet ve İslam ümmetinin sağlam bir parçası olup Fransız sömürgecisi değildir ve olmayacaktır da. Zira Tunus halkı, siyasî ve hadaratsal hesaplaşmaları, özellikle de Müslümanları katleden, onları yerlerinden eden, onların mallarını soyan, en büyük diktatör Bin Ali rejiminin son gününe kadar küstah ve yüzsüz bir şekilde Tunus'taki iğrenç diktatörleri destekleyen Fransa sömürgecisi ile olanı asla unutmayacaktır. Dolayısıyla suikastlar veya çatışmalar veya diktatör rejimin yenilenmiş kalıntılarının fitnesi ve zulmü veya Batılılaşmış yabancı kökenli ajanlar yoluyla Tunus halkının kanlarını hafife alma hususunda Fransa'yı uyarırız. Çünkü vakıa artık değişmiş ve ümmetin, ülkenin ve insanların nihai kurtuluşu yönünde dönmektedir. Bu yüzden çok iyi biliniz ki insanların İslam'dan razı olması, İslam'ın hükümlerine tatbik edilmesini arzuladıkları bir nimet olarak itibar edilmesi sonucunda Tunus'ta yüksek derecede bir güvenlik olacaktır ki böylece bundan sonra yemyeşil olan Tunus'taki bir Müslüman aç kaldı ya da aşağılandı ya da ona işkence edildi ya da cahil bırakıldı denilmesin diye Kur'an ve sünnet fikirleri ve hükümleri gibi hadaratsal servetlerine geri dönecekleri gibi yerüstü, yeraltı, ülke içi ve ülke dışındaki maddî servetlerine de geri döneceklerdir.

Tunus'taki bazı ajanlarınızın ve bazı medya yerleşimcilerinin tezgahladığı iç savaşa gelince; çok iyi biliniz ki bu, Şeytan'ın cennete olan hırsı gibi imkansız bir hırstır. Yine çok iyi biliniz ki Tunus'ta Müslümana veya zimmiye saldırıp öldürecek bir Müslüman olmadığı gibi onların hepsi ümmetin ve ülkenin şerrini isteyenlere karşı tek yumrukturlar ve onlarda, ümmetin zamanı olan bu zamanda sırf sahiplerinin göğüslerindeki niyet ve vesveselerden ibaret olan iç savaş iddialarına yanıt verecek yüksek derecede bir bilinç ve hafıza vardır.

Son olarak bizim şu nasihatimizi kabul ediniz: Kendinizi İslam'ı anlamaktan mahrum etmeyiniz. Zira insanı, zulümden, baskıdan ve yaşayanlar ile eşyaların arasını bir tutan ve Şeytanı dost, dini de düşman edinen kapitalizmin fesadından kurtarmaya muktedir olan yegane aydın fikir İslam'dır.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَفَغَيْرَ دِينِ اللّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ "Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve (sonunda) O'na döndürüleceklerdir." [Âli İmran 83]

Güzelliğin keyfiyetini ve şuan Müslümanlarla kimin daha güzel muamelede bulunduğunu kendi kendinize bir düşünün ve Hilafet Devleti gelmeden önce artık ellerinizi ve şerlerinizi ümmetin evlatlarının ve kültürünün üzerinden çekin. Zira o zaman güzel muamele ve alçakgönüllülük kabul edilmeyecektir. Çünkü artık iş işten geçmiş olacaktır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER