Çarşamba, 23 Şaban 1447 | 2026/02/11
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ürdün Vilayeti: Türk otoritelerinin tutumunu kınama gösterisi

  • Kategori Ürdün
  •   |  

Hizb-ut Tahrir, çok yoğun güvenlik kontrolü altında Ürdün'de Türk otoritelerinin Şam ehline nusret konusundaki tutumunu , Amerika ve Batı çıkarlarını kollamak amacıyla Şam ehline karşı yürüttüğü komployu ve Türkiye'deki Hizb-ut Tahrir gençlerine karşı açmış olduğu savaşı ve bu gençlere verdikleri zalimane cezaları kınayan gösteri düzenlemiştir. Ayrıca gösteriye katılanlar Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk otoritelerinin, Hilafetin yeniden ikamesi için çağrıda bulunan Suriye devrimini asıl amacından saptırarak yerine kafir batının icat ettiği laikliği getirme çabalarını ağır bir dille kınamışlardır.

Salı, 26 Rabiussani 1434 H., 16 Şubat 2013 M.

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Laik Demokratik Sisteme Yalvarıp Minnet Etmeksizin Şeri Başörtüsünü Takmak, Türkiye Müslüman Kadınlarının Hakkı Değil midir?!

Türkiye'nin en büyük işçi sendikası olan Kamu Görevlileri Sendikası Birliği (Memur-Sen), 30 yıldan fazladır kadının ıstırapla karşı karşıya kaldığı bir ülkede kamu sektörü çalışanlarından başörtüsü yasağının kaldırılmasını desteklemek için 10 milyondan fazla imza toplandığını açıkladı. Birlik bunun, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile başbakan Erdoğan'a sunulacağını söyledi. Nitekim son aylarda İslamî yüzüyle iktidara gelen (Laik) Adalet ve Kalkınma Partisi liderliğindeki hükümet, üniversitelerde, devlet okullarında, hastanelerde ve kamu binalarında başörtüsü yasağının devam etmesiyle birlikte İslamî okullarda ve mahkemelerde başörtüsü yasağının hafifletilmesi yoluyla çarpık bir şekilde siyasî bir oyun olarak başörtüsü oyununu oynamaktadır.

-Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olan- Türkiye'deki Müslüman bir kadının, basit bir şeri farzı yerine getirme hakkı için hükümete yalvarması, dilekçeler beklemesi ve gösteriler yapması tam bir utançtır. Nitekim otoriteye ulaşmak amacıyla halkın desteğini almak için sisteme İslamî maske giydiren ve iktidara ulaşmasının ardından Erdoğan ve hükümeti, 10 yıllık iktidarı boyunca başörtüsü yasağını çözme noktasında başarısız olmuştur! Dolayısıyla bu, Türkiye'deki kadınlar arasında giderek artan İslamî duygular doğrultusunda hareket etmeyen bir liderliği yansıtmaktadır. Zira bu hükümet, uygar bir hükümet değildir, dahası İslam düşmanı Mustafa Kemal'in çizdiği, bunun gereği olarak da mütevazi şeri kıyafet giymeyi bir cürüm sayan, şeri elbise giyen takvalı kızları ve kadınları toplumdan tecrit eden, kadınları kaliteli bir eğitimden, çalışmadan ve diğer temel haklardan soyutlayan, hatta Allahuteala'ya itaatlerinden dolayı onları cezaevlerine koyan baskıcı laik ilkeleri takip eden geçmişten kalma bir hükümettir. "Laikliğin koruyucusu" tarafından son olarak toplumun bazı kesimlerinde başörtüsü yasağının hafifletilmesi, Allhu [Subhânehu ve Te'âla]'nın hükmü olmaksızın demokratik sistem altında şeri kıyafeti koruma imkanı veren fikri pazarlamak için Türkiye'deki kadınlar arasındaki samimi İslamî duyguları su istimal eden aldatıcı oyundan öte bir şey değildir.

Türkiye'deki azize bacılarım! Demokratik laik sistem, kesinlikle şeri başörtüsüne ya da Allahuteala'nın diğer herhangi bir emrine bağlı kalmanızı garantilemeyecektir. Zira bu, demokratik Türkiye sistemi altında devam eden başörtüsü yasağının yanı sıra kesinlikle Batılı Avrupa'da dahil dünyanın dört bir tarafındaki diğer demokratik laik ülkelerdeki başörtüsü yasağını yansıtmaktadır. Dolayısıyla bu, çarpık ve beklenmedik yönetim şekillerinden bir şekildir. Zira bir gün hakları verirken diğer bir gün ise bu hakları ortadan kaldırmakta ve Müslüman kadını, iktidardaki bir partinin veya yöneticinin insafına terk etmektedir. Azize bacılarım! Başörtüsü takmak, ne kişisel bir özgürlük ne de demokratik bir hak içindir. Bilakis o, İslamî bir farzdır. Bu yüzden sırf şeri hakları için Müslüman kadınlar tarafından devlete savaş açılması, demokratik sistemin sizlerin köklü İslamî akidenizle tamamen tezat olduğunun en iyi kanıttır. O halde sizlerden Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya karşı sevgi besleyenler, bu yönetim şeklini kabul etmesin. Zira politikacılar, Rabbinizin emrettiklerini reddetmektedirler? Dolayısıyla bu yöneticilerin sizleri, yaratıcınıza itaat etmek ve İslamî vaciplerinizi yerine getirmekle eğitim ve çalışma arasında tercik yapmaya zorlama hakları yoktur?!

Sizler, alemlerin Rabbine teslim olan kimselersiniz. Sizler, dünyanın dört bir tarafında İslam râyesini dalgalandıran azim Osmanlı Hilafet Devleti'nin torunlarısınız. O halde devletin sizlerin gerçek İslamî değişime dönük özleminizi sakinleştirmek için olan küçük kırıntılarını kabul etmeyiniz. Hem de Allahuteala'nın bütün hükümlerinin İslamî ülkelerimizde tatbik edilmesi O'nun bir emri iken. Bu yüzden sizleri, bu yanlış demokratik sistemi reddetmeye ve devlet içerisinde bütün İslamî hükümleri tatbik edecek olan Hilafet Sistemi'nin tatbik edilmesini desteklemeye çağırıyoruz. Geçmişte İslamî yönetim, sadece kadına şeri kıyafete bağlı kalma imkanı vermemiş, dahası Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, içlerinden birinin Müslüman kadının şeri kıyafetine saygısızlık yapmasından dolayı Beni Kaynuka'yı Medine-i Münevvera'dan kovmasında görüldüğü üzere herkesi sıkı bir şekilde cezalandırmıştır. Bundan dolayı mümine kadınlar, sadece Hilafet Devleti Sistemi'nin gölgesinde ve kanunların tam olarak korunmasının altında onurlu şeri kıyafetlerini giyme imkanı bulabileceklerdir.

وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!" [el-Mâide 49]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- NATO Uçaklarının, Afganistan'daki Kadınları ve Çocukları Katletmesi Bir Kez Daha Hilafet Devleti'nin Yeniden Kurulmasına Dönük Acil İhtiyaca Teşvik Etmektedir

14 Şubat 2013 Perşembe günü, BBC ve CNN haber ajansları ile diğer medya ajansları, Afganistan'ın Kunar bölgesinin Kuzeydoğusundaki Shegal banliyösünde NATO güçleri ile Afgan güçleri arasındaki ortak operasyon sırasında NATO uçaklarının dördü kadın ve beşi çocuk olmak üzere 10 kişiyi katlettiğini ifade ettiler. Nitekim geçen Ekim ayında da Amerikan güçlerinin, Afganistan'ın Doğusundaki Lagor bölgesindeki bir yerleşim alanına  yaptıkları füze saldırıları sırasında en az dört çocuk katledildiği gibi aynı şekilde Amerikan güçlerinin Helmand bölgesinde yaptıkları hava saldırılarında da başka üç çocuk daha katledilmişti. Bu bilgilere binaen geçen Aralık ayında Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından, tutanaklara göre Amerika'nın 2012 yılında Afganistan üzerinde 447 sorti yaptığı -ki bu rakam, ülkenin 11 yıllık zalim işgali sırasındaki en yüksek rakamdır- ve bu sırada sayısız kadın ve çocukların öldürüldüğü yayınlandı. Ayrıca Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi'nin son raporunda, 2008-2012 yılları arasında "Amerikan askerî kuvvetlerinin saldırıları ve uçuşları sonucunda" "kontrolsüz güç" kullanılması nedeniyle yüzlerce çocuğun öldürüldükleri ortaya çıktı. Dolayısıyla bu, Amerikan güçleri ile NATO güçlerinin Birleşmiş Milletleri'nin raporunu reddeden şaşırtıcı bir durumdur. Zira kampanyalarının, Afganistan ve Pakistan'daki Müslümanları acımasızca katletmek ve yıkmak nedeniyle olduğunu kabul etmek yerine yüzlerce kadın ve çocuğun doğranmasının, bu bölgenin ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumak için olan kampanyalarının hedefinin bir yan etkisi olarak gelen haklı bir operasyon olduğunu ifade etmektedirler. Bu hiç de şaşırtıcı değildir. Zira bu, sömürgeci kapitalizme özgün bir yaklaşımdır.

Afganistan toprakları ve çevre bölgelerdeki kaynaklara yönelik nüfuzlarını ve egemenliklerini güçlendirmeye ve genişletmeye dönük çalışmaları sırasında bu güçler, hedeflerine ulaşma yolunda duran bütün her şeye yıkım ve katliam operasyonları yapmaktadırlar. Ayrıca zorla Afgan Müslümanlarının beyinlerini yıkıma ve onları liberal ve demokratik özgürlükler fikirleriyle doldurma operasyonu yapmaktadırlar. Dolayısıyla Karzâi ve Zerdâri gibi yöneticiler ile bu katliam makinesine yardım ve destek elini uzatan Keyâni gibi ordunun başındakiler tarafından yapılan şey işte budur. Hatta bunlar, bu iğrenç görevlerini uygulamak için kiralık katiller (şebbihalar) olarak Müslüman askerleri kullanmaktadırlar. Nitekim açıktır ki onlar, bu ümmetin yüzlerce iffetli kızlarının ve çocuklarının öldürülmesini, Batılı efendilerinin önünde eğilme ve onların rızalarını elde etme yolundaki arızi ve önemsiz bir durum olarak görmektedirler.

Bizler, Afganistan ve Pakistan'daki ordu subayları ve komutanlarından olan muhlis evlatlarımıza sesleniyoruz; kardeşlerinize, bacılarınıza ve çocuklara karşı işlenen bu cürümlere daha ne zamana kadar gözlerinizi kapatacaksınız?  Bu sırada sizlerin görevi, bu kanları, canları ve ırzları korumak değil midir? Bu işgalin, musibetlerin ve ümmetiniz içerisindeki kan göllerinin devam etmesine nasıl izin verebiliyorsunuz Allah aşkına? Sizler, Müslümanları koruyan ve Müslüman bir kadının çağrısına bir cevap olarak Emevî Halifesi el-Velîd'in bu kadının hayatını ve ırzını Hindu Raje Dahir'den koruması için kendisini gönderdiği cesur komutan Fatih Muhammed İbn-ul Kasım'ın torunları değil misiniz? Dolayısıyla bizler sizleri, harekete geçmeye, görevinizi yerine getirmeye, haydutlara karşı ümmetinizin evlatlarının kanlarını savunmaya ve Müslümanların topraklarını saldırgan işgalcilerden kurtarmaya davet ediyoruz. Yine sizleri, yabancı ülkelerin çıkarlarını gerçekleştirmek ve onları korumak için sizleri kurbanlar olarak kullanmak yoluyla sizlere utanç lekesi süren bu ödlek yöneticilere olan bağlılığınızı kırmaya çağırıyoruz. O halde bu ümmetin kahramanları ve kurtarıcıları olmanız için nusretiniz ve  bağlılığınız Hilafet'i kurmak için olsun. Zira müminlerin koruyucu kalkanı Hilafet'tir. Yine Hilafet, savaş, masum sivillerin öldürülmesini ya da ekin ve neslin yok edilmesini önlemek de dahil hayatın tüm alanlarına dair hükümler içeren kapsamlı bir sistemdir. Nitekim Afganistan ve Pakistan, dahası tüm İslam ülkelerindeki kadınlar ve çocuklar, koruyucu Hilafet ve kanlarını ve ırzlarını savunması amacıyla liderleri Muhammed İbn-ul Kasım için gözyaşı dökmektedirler. Ey İslam ordularının evlatları! Allah'a davet edene icabet etmeyecek misiniz?

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا "Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu beldeden çıkar, bize katından bir veli, koruyucu gönder ve bize katından bir yardımcı gönder' diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?!"[en-Nisa 75]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

"Eşcinsel Evlilik": İngiltere'deki Müslüman Temsilciler Bu İğrençliği Nasıl Onaylayabilir? Bu Temsilciler, Ne İslam'ın Ne de Müslüman Toplumun Değerlerini Gerçekleştirmektedirler!

  • Kategori Britanya
  •   |  

05 Şubat 2013 günü Avam Kamerası, 175 oyA mukabil 400 oy oranıyla İngiltere'de eşcinsel evliliğe izin veren yasayı oyladı. Nitekim Sadın Han, Roshanara Ali, Sacid Cavid, Şebbâna Mahmud ve Enes Sarvar'ın yanı sıra Müslüman topluluğa destek gösterisi yapan diğer politikacılar gibi "Müslüman temsilciler" "eşcinsel evliliğin" lehine oy kullandılar.

Bu politikacılar, İslamî olan bir selam vermek ya da onlara karşı İslamî isimlerini ve geleneklerini göstermek için Müslüman toplumu ziyaret ettiler. Ancak siyasî ve medya organlarından olan arkadaşlarıyla birlikte oldukları bir sırada aralarında kimin daha çok Batı'ya benzediğini ispatlama rekabetine girdiler! Bazı insanlar, (toplumdaki) Müslüman gençlere örnek olması için bu temsilcileri model olarak aldılar. Ancak bu, gerçeklikten çok uzaktır.

Sorun, Sistemde Gizlidir:

İngiltere, Batı'daki diğer ülkeler gibi kanunları ve ahlakları laik liberal değerlere dayalı olan bir ülkedir. Zira onların sistemlerinde, neyin doğru neyin yanlış olduğuna insanlar karar verirler. Ayrıca onların demokratik sistemleri, -parlamentodaki seçmen üyeleri yoluyla- çoğunluğun oyuna dayanarak neyin iyi neyin kötü ve neyin ahlakî neyin ahlak dışı olduğunu halkın tercih etmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirlemek için ilkeler veya standartlar bulunmamakta, bilakis herhangi bir muayyen zamanda toplum içindeki ruh haline dayanmaktadır. Mesela birkaç on yıl önce eşcinsellik İngiltere'de yasadışı kabul edilmekteydi. Ama şimdi o, sadece yasal olmakla kalmamış, dahası aynı şekilde eşcinsellerin herhangi iki farklı cinsin evliliği gibi tam bir törenle evlenmelerine izin verilir hale gelmiştir! Çünkü bu siyasî sistemde kanunlara, insanlar karar vermektedirler. Dolayısıyla bu sistem, Allah ve resulünün kendisi hakkında bizleri uyardığı bir sistemdir:

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَاباً مِّن دُونِ اللّهِ "Allah'ı bırakıp rahiplerini ve hahamlarını.... Allah'tan başka Rabler edindiler..." [et-Tevbe 31]

Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şu ayeti okuduğunda Adiy İbn-u Hatem şöyle dedi:

يا رسول الله! إنهم لم يعبدوا أحبارهم ورهبانهم. قال أما إنهم لم يكونوا يعبدونهم، ولكنهم كانوا إذا أحلّوا لهم شيئاً استحلّوه وإذا حرّموا عليهم شيئاً حرّموه. "Ey Allah'ın Resulü! Onlar, hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmiyorlar ki! Dedi ki: İnsanlar ise onlara ibadet etmiyorlar, velakin onlar kendilerine herhangi bir şeyi helalleştirdiklerinde o şeyi helal sayıyorlar ve onlar kendilerine herhangi bir şeyi haramlaştırdıklarında o şeyi haram sayıyorlardı." [Ahmed ve Tirmizi rivayet ettiler]

Bu dönemde parlamentoya dayalı hangi demokratik ülke, helali haram ve haramı da helal kılıp ardından da bu parlamenterler Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın yerine yasa koymuyorlar ki?

Sapkınlar, İslam'ı Desteklemek İçin Kirli Bir Sisteme Hizmet Etmektedirler!!

Müslüman toplum içerindeki bazı kimseler; çok anlamlı bir şekilde İslamî değerleri veya Müslüman toplumun maslahatlarını savunma ya da destekleme girişiminde bulunmak için Müslümanların, haramın tüm çeşitlerini helal kılan bu sisteme hizmet etmeye muhtaç olduklarının propagandasını yapmaktadırlar.

Bir kişinin, "Müslüman politikacılar" olduklarını iddia eden bu tür kimseleri gördüğünde onları bu şekilde ikna edebiliyor olması gerçekten sürpriz olurdu. Onlardan bazıları da Müslümanların oylarını kazanmak için kampanya sırasında, sistemin içerisine İslam'ın propagandasını yapmak ve Müslümanların maslahatlarını desteklemek için girdiklerini iddia etmektedirler. Ancak (gerçekten bu durum gerçekse) şu an mesele apaçık ortaya çıkmıştır. Zira sistemin içerisinde olmalarının ardından şuan, Allah'ın en büyük günahlardan saydığı ve o nedenle de Lut [Aleyhisselam]'ın kavmini helak ettiği eşcinseller arasındaki cinsel ilişkiyi destekleyecek boyutta nasıl da değerleri değişmiştir. Hizb-ut Tahrir olarak bizler, her zaman şunu söyledik; Müslüman bir temsilci, şayet bu sistemin içerisinde kalacaksa İslam'ından vazgeçecektir. Dolayısıyla Müslüman toplumun bu sisteme katılması kesinlikle imkansızdır.

İngiltere'deki Müslümanlar Ciddi Bir Şekilde Meydan Okumalı!

Ey Müslüman kardeşlerim ve bacılarım: Demokratik laikliğe dayalı olan bu siyasî sistemin, İslam'ı savunmasının veya İslam ya da Müslüman toplum için herhangi bir hayrı gerçekleştirmesinin kesinlikle imkansız olduğunu artık fark etmeliyiz. Zira bu son olay, bu gerçeği ortaya koymuştur.

Yaşamış olduğumuz bu toplumda ailemiz, çocuklarımız ve toplumumuz nezdinde İslamî değerlerimizi garantilemenin keyfiyeti, karşımıza çıkanlara meydan okumaktır. Ancak açıktır ki bunun, sisteme girmek yoluyla bu sistemin değerlerine mahkum olan ve kafir laik partilerine bağlı kalan parlamentodaki Müslüman temsilcilerin oylaması sayesinde gerçekleşmesi imkansızdır.

Bunun Yerine Müslüman Toplum, Aşağıdaki Adımları Atmaya Muhtaçtır:

1-İslam hakkında hüküm verenin ve helal ve harama karar verenin Allahu [Subhânehu ve Te'âla] olduğunu açıkça bilmeleri gerekir.

Bizim akidemiz budur. Dolayısıyla yasalaşan kanunlar ne olursa olsun bu durum değişmez. Çünkü Müslümanın ve Müslüman toplumun, doğru ve yanlış standartları olarak helal ve harama bağlanması gerekir. Dolayısıyla bizim dinimiz, zaman geçtikçe üzerinde tanım yapılamayacak şekilde değişen Hıristiyanlık gibi değildir. Dolayısıyla da helal ve haram hakkında karar veren Allah olup kıyamete kadar da bu şekilde kalmaya devam edecektir.

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا "İşte bu gün, dininizi sizin için kemale erdirdim ve üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'a razı oldum." [el-Mâ'ide 3]

2-Bu İslamî değerlerimizi, mescitlerimizde, dîni ve İslamî okullarımızda güvence altına almaları gerekir.

Şayet bizler, politikacıların mescitleri ve "eşcinsellerin düğün törenlerini" yapmaya zorlanan kiliseleri korumakla ilgili vaatlerine inanırsak safdil olmuş olacağız. Nitekim Katolik çocukları evlat edinen ajanslar, kapanmaya zorlanmaktadırlar. Çünkü onlar, çocukları kabul ederlerken eşitlik yasaları temelinde onlara verilen eşcinsellik hakkını desteklemeyi reddetmektedirler. Şüphesiz parlamentoda kabul edilen son yasaların, kurumlarımız üzerinde de bir etkisi olacaktır.

Müslüman toplumun, bu yasaları babalar, anneler, toplum liderleri ve imamları ve İslamî olmayan bu tür uyguların kurumlarımız ve komitelerimizde normalleşmesine izin verilmemesini sağlayan mescit komiteleri için kolay bir hale getirmek amacıyla kafir toplumun çevremizdekilere olan etkisini anlaması gerekir. Dolayısıyla başlarımızı kumlara gömmemizin, İslamî olmayan bu tür uygulamalara izin vermekten çok daha kötü etkisi olacaktır Allah korusun.

3-Toplumumuzu, İslamî olmayan bu fikirlere, değerlere ve uygulamalara karşı koruma altına almak yeterli değildir. Bilakis aynı şekilde İslamî olmayan bu toplumda çevremizdeki kimseleri İslam'a da davet etmemiz gerekir. Ayrıca gayrimüslimlere İslam'ı açıklamak ve onları İslam'a davet etmek için Müslümanlarda bir güvenin de olması gerekir. Bunun ise iki nedeni vardır:

Birincisi: Bu aynı toplum, artan sorunlara dönük çözümler bulmayı arzulamaktadır. Dolayısıyla ailelerin dağılması, boşanma, aile içi ve sinsel şiddet, depresyon ve toplumun sulandırılması, eğlence ve sınırsız fiziksel zevk gibi insana istediği ve arzuladığı her şeyi yapma izni veren "özgürlüğe" dayalı yaşam biçiminin meyvesidir. Bu yüzden Batı'daki maddî ilerleme için, topluma egemen olan toplumsal kaosa göz yummamız gerekmez. Ayrıca toplumdaki bu çöküşe yönelik çözümler, İslam'da mevcut olduğu gibi bu İslam davetini taşımakla yükümlü olan toplum olarak da Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'de bizler için bir örneklik vardır.

İkincisi: Herhangi bir ciddi tutumun alınmaması, toplumumuzun çevremizdeki toplum değerleriyle değişmesine izin vermek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla kendimizi bundan tecrit etme hususunda bir güvence de yoktur. Dolayısıyla da tek korunma, bu toplumla İslam esası üzere kaynaşmaktır. Şayet bunu yapmada başarısız olursak, toplumumuz bu Batılı toplumun değerlerinden her zamankinden çok daha fazla etkilenecektir. Dolayısıyla eşcinsel evlilik, zina, içki ve uyuşturucuyla başlayan bu hususlar, Hıristiyanlardan büyük bir çoğunluğun Hıristiyanlıkta yaptıkları gibi evlatların babalarından vazgeçmesi ve İslam'ı terk etmesiyle son bulacaktır.

Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

لتنقضن عرى الإسلام عروة عروة، فكلما انتقضت عروة تشبث الناس بالتي تليها، وأولهن نقضاً الحكم وآخرهن الصلاة "İslam'ın düğümleri, düğüm düğüm çözülecek (Şeriatin emirleri tek tek terkedilecektir). Her ne zaman bir düğüm çözülse insanlar onu takip eden (düğümü) çözmeye teşebbüs edeceklerdir. Bu çözülenlerden ilki yönetim, sonuncusu da namaz olacaktır." [Hakim-Ahmed]

İslamî yönetimin düğümü, birkaç on yıldan şu ana kadar çözülmüş olup -şu anda da dinin kaidelerinin düğümünü çözmek için bir çatışma yaşanmaktadır. Ayrıca dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar da İslamî Hilafet'in olduğu İslamî yönetimin düğümünü geri getirmek için çalışmaktadırlar.-  Zira artık Batı'da yaşayan bizler için, buradaki İslam'ı değiştirmeye dönük çatışmayı fark etmemizin ve bunu önlemek için de aktif bir rol oynamamızın zamanı gelmiştir. İslam'ın, yirmi birinci asırdaki bütün işlerimizi çözmeye muktedir olan kamil bir din olduğuna dair güçlü bir inancımız olmadıkça bunun gerçekleşmesi imkansızıdır ey kardeşlerim ve bacılarım! Ayrıca bugün tüm insanlığın karşı karşıya kaldığı sorunların çözümlerini içeren sadece İslam'dır. Dolayısıyla toplumumuzu, Müslümanları parlamentoya göndermek için çaba harcamaktan vazgeçmeye ve toplumlarımızda İslamî fikirler ve değerler kalesi inşa etmek için gerekli olan tüm çabayı harcamaya davet ediyoruz.

قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ "Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tagutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah Semî'dir, Alîm'dir." [Bakara 256]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Endonezya Medya Bürosu: Amerikan Elçilik binasının genişletilmesini protesto etkinlikleri

  • Kategori Endonezya
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Endonezya üyesi 1500 kişi Cuma 12 Rabiussani 1434 H., elmuvafık 22 Şubat 2013 M. tarihinde vali (JOKOWİ)nin görev yaptığı vilayet binasının önünde Jakarta'daki Amerikan elçiliğinin genişletilmesi ve yenilenmesi çalışmalarına izin vermemesi  için protesto gösterisi düzenlemiştir. Hizbden bir heyet valiyle konuyu birlikte ele almak için görüşme gerçekleştirmiştir. Ayrıca bu etkinliğe El Muhammediye, Ensaruttevhid, Mir-Si, Endonezya İhvanul Muslimin gibi cemaatlerin temsilcileri de katılmış ve katılan herkes Amerikan elçiliğinin genişletilmesinden maksatın Endonezya'daki sömürgeci Amerikan nüfuzunun güçlendirilmesi olduğunu tekid etmişlerdir.

 

Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

Türkiye Yöneticilerine Açık Mektup


Allah'ın selamı hidayete erenlere olsun,

Şam beldelerindeki Müslümanlar gözlerinizin ve kulaklarınızın önünde acılar içinde kıvranmaktalar. Öldürülme, sürülme, tecavüz, yağmalanma, evlerinin başlarına yıkılması ve hayal bile edilemeyen daha nice ağır musibetlere maruz kalmaktalar. Tüm bunlar olurken sizlerden mırıldanmalı konuşmalar ve boş ihtarlardan başkasını duymuyoruz. Dolayısıyla bahsettiğiniz kırmızı hatlar, Şam tağutunun ulaşması için konulmuş hedefler haline gelmiştir. Sergilediğiniz bu hal, "İstediğin kadar öldür nitekim Amerika'nın kini, Müslüman kanına henüz doymadı." der gibidir.

Bu zelil alçalmanızdan öte bir de Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan ihlaslı ve takvalı Müslümanlarla mücadele ederek Allah'a karşı savaş açmaktasınız. Nitekim sadece geçen ay içersinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 19 Hizb-ut Tahrir üyesine toplam 119 yıl, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Hizb-ut Tahrir üyesine toplam 42,5 yıl hapis cezası verdi. Acaba bu zalim hükümler, Amerika'nın ve Türkiye'deki kuyruklarının kinini dindirecek midir?

Ey Türkiye yöneticileri ve liderleri,

Muazzam liderler, sahte davranışlar, yalan konuşmalar ve tezahürden hüzünlerle varolmazlar. Bir lider, ancak Türk Fatih Sultan Mehmet, Kürt Selahaddin Eyyubi, Arap Mutasım Billah ve benzerleri gibi azim müslüman liderlerin yolunu takip ettiğinde azim olabilir. Onlar ki silahlarını kuşanıp, zayıfların ve mazlumların feryatlarına icabet etmişler, anaların ve çocuklarının gözyaşlarını silmişlerdir. Yoksa analarınız, onların yolunda yürüyüp siretlerini tekrar ettirebilecek, Müslüman ümmetine izzetini iade edip yükselterek iki dünyada da kazananlardan olacak evlatlar doğurmamış mıdır?

Sizleri Amerika, Avrupa ve NATO müttefikliğinden ayrılarak yerlerin ve göklerin yaratıcısına dönmeye, azim olan Allah'a takva ile hareket ederek Şam beldelerindeki kardeşlerinize yardım etmeye ve kendisi ile dünyada ve ahirette izzeti kazanabileceğiniz Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmaya davet ediyoruz.

اسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَإٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِيرٍ "Allah'tan reddine çare olmayan bir gün gelmezden evvel rabbinizin davetine icabet ediniz, o gün sizin için ne sığınacak yer vardır, ne de inkâra çare." [Şura: 47]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Laik Demokratik Sisteme Yalvarıp Minnet Etmeksizin Şeri Başörtüsünü Takmak, Türkiye Müslüman Kadınlarının Hakkı Değil midir?!

Türkiye'nin en büyük işçi sendikası olan Kamu Görevlileri Sendikası Birliği (Memur-Sen), 30 yıldan fazladır kadının ıstırapla karşı karşıya kaldığı bir ülkede kamu sektörü çalışanlarından başörtüsü yasağının kaldırılmasını desteklemek için 10 milyondan fazla imza toplandığını açıkladı. Birlik bunun, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile başbakan Erdoğan'a sunulacağını söyledi. Nitekim son aylarda İslamî yüzüyle iktidara gelen (Laik) Adalet ve Kalkınma Partisi liderliğindeki hükümet, üniversitelerde, devlet okullarında, hastanelerde ve kamu binalarında başörtüsü yasağının devam etmesiyle birlikte İslamî okullarda ve mahkemelerde başörtüsü yasağının hafifletilmesi yoluyla çarpık bir şekilde siyasî bir oyun olarak başörtüsü oyununu oynamaktadır.

-Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olan- Türkiye'deki Müslüman bir kadının, basit bir şeri farzı yerine getirme hakkı için hükümete yalvarması, dilekçeler beklemesi ve gösteriler yapması tam bir utançtır. Nitekim otoriteye ulaşmak amacıyla halkın desteğini almak için sisteme İslamî maske giydiren ve iktidara ulaşmasının ardından Erdoğan ve hükümeti, 10 yıllık iktidarı boyunca başörtüsü yasağını çözme noktasında başarısız olmuştur! Dolayısıyla bu, Türkiye'deki kadınlar arasında giderek artan İslamî duygular doğrultusunda hareket etmeyen bir liderliği yansıtmaktadır. Zira bu hükümet, uygar bir hükümet değildir, dahası İslam düşmanı Mustafa Kemal'in çizdiği, bunun gereği olarak da mütevazi şeri kıyafet giymeyi bir cürüm sayan, şeri elbise giyen takvalı kızları ve kadınları toplumdan tecrit eden, kadınları kaliteli bir eğitimden, çalışmadan ve diğer temel haklardan soyutlayan, hatta Allahuteala'ya itaatlerinden dolayı onları cezaevlerine koyan baskıcı laik ilkeleri takip eden geçmişten kalma bir hükümettir. "Laikliğin koruyucusu" tarafından son olarak toplumun bazı kesimlerinde başörtüsü yasağının hafifletilmesi, Allhu [Subhânehu ve Te'âla]'nın hükmü olmaksızın demokratik sistem altında şeri kıyafeti koruma imkanı veren fikri pazarlamak için Türkiye'deki kadınlar arasındaki samimi İslamî duyguları su istimal eden aldatıcı oyundan öte bir şey değildir.

Türkiye'deki azize bacılarım! Demokratik laik sistem, kesinlikle şeri başörtüsüne ya da Allahuteala'nın diğer herhangi bir emrine bağlı kalmanızı garantilemeyecektir. Zira bu, demokratik Türkiye sistemi altında devam eden başörtüsü yasağının yanı sıra kesinlikle Batılı Avrupa'da dahil dünyanın dört bir tarafındaki diğer demokratik laik ülkelerdeki başörtüsü yasağını yansıtmaktadır. Dolayısıyla bu, çarpık ve beklenmedik yönetim şekillerinden bir şekildir. Zira bir gün hakları verirken diğer bir gün ise bu hakları ortadan kaldırmakta ve Müslüman kadını, iktidardaki bir partinin veya yöneticinin insafına terk etmektedir. Azize bacılarım! Başörtüsü takmak, ne kişisel bir özgürlük ne de demokratik bir hak içindir. Bilakis o, İslamî bir farzdır. Bu yüzden sırf şeri hakları için Müslüman kadınlar tarafından devlete savaş açılması, demokratik sistemin sizlerin köklü İslamî akidenizle tamamen tezat olduğunun en iyi kanıttır. O halde sizlerden Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya karşı sevgi besleyenler, bu yönetim şeklini kabul etmesin. Zira politikacılar, Rabbinizin emrettiklerini reddetmektedirler? Dolayısıyla bu yöneticilerin sizleri, yaratıcınıza itaat etmek ve İslamî vaciplerinizi yerine getirmekle eğitim ve çalışma arasında tercik yapmaya zorlama hakları yoktur?!

Sizler, alemlerin Rabbine teslim olan kimselersiniz. Sizler, dünyanın dört bir tarafında İslam râyesini dalgalandıran azim Osmanlı Hilafet Devleti'nin torunlarısınız. O halde devletin sizlerin gerçek İslamî değişime dönük özleminizi sakinleştirmek için olan küçük kırıntılarını kabul etmeyiniz. Hem de Allahuteala'nın bütün hükümlerinin İslamî ülkelerimizde tatbik edilmesi O'nun bir emri iken. Bu yüzden sizleri, bu yanlış demokratik sistemi reddetmeye ve devlet içerisinde bütün İslamî hükümleri tatbik edecek olan Hilafet Sistemi'nin tatbik edilmesini desteklemeye çağırıyoruz. Geçmişte İslamî yönetim, sadece kadına şeri kıyafete bağlı kalma imkanı vermemiş, dahası Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, içlerinden birinin Müslüman kadının şeri kıyafetine saygısızlık yapmasından dolayı Beni Kaynuka'yı Medine-i Münevvera'dan kovmasında görüldüğü üzere herkesi sıkı bir şekilde cezalandırmıştır. Bundan dolayı mümine kadınlar, sadece Hilafet Devleti Sistemi'nin gölgesinde ve kanunların tam olarak korunmasının altında onurlu şeri kıyafetlerini giyme imkanı bulabileceklerdir.

وَأَن احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet! Sakın onların hevalarına tabi olma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!" [el-Mâide 49]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, Trablus ve Beka'da İki Oturma Eylemi Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti bugün, Şam ayaklanmasının yanında yer almak için Trablus, Akar ve Arsal'ı hedef alan Lübnan'daki Amerikan-İran ittifakının esedçi araçlarına karşı Trablus'ta bulunan Büyük Mansur Camisi'nde bir oturma eylemi düzenledi.

Oturma eyleminde, Medya Bürosu Başkanı Ahmed el-Kasas konuştu ve Amerika'nın liderlik ettiği dünyanın Şam ayaklanmasına yönelik suç ortaklığına dikkat çektiği gibi Amerika ile İran'ın, Lübnan'da ayaklanmaya destek verenleri engellemeye ve ona destek verenlere baskı uygulamaya yönelik suç ortaklığına da dikkat çekti ve şöyle dedi: Tahran'dan Lübnan'daki tabiilerine gelen emirler, Şam ayaklanmasına destek verenlerin uygulanan baskıya boyun eğmeleri ve Lübnan halkının beklenen Esed rejiminin düşmesinin ardından özgürlükçü Suriye'den izole olmaları amacıyla devlete, hükümetine, güvenlik ve yargı birimlerine baskı uygulamak için gelmektedir. Ayrıca Lübnan'da, birincisi Amerikan Büyükelçiliği ikincisi Tahran, üçüncüsü Esed rejimi dördüncüsü istihbarat, beşincisi azınlıkların ittifakı adıyla telaffuz edilen uyduların bulunduğuna ve bunların tamamının Şam ayaklanması ile Lübnan'daki destekçilerinin görüntüsünü çarpıtmak şeklinde tek bir amaç için bir araya geldiklerine dikkat çekti.

Ayrıca Şeyh Muhammed İbrahim de Şam ayaklanmasına destek vermesinden ve Suriye'de Esed çetelerine karşı faaliyet gösteren Nusret Cephesi ile bağlantısı olduğu iddiasından dolayı önceden takip edilip tasarlanarak şehit edilen Halid Hamîd'in öldürülmesini şiddetle kınayan bir konuşma yaptı.

Aynı şekilde hizib, Saadnayel-Beka şehrinde bulunan el-İmam Mescidi'nin önünde başka bir oturma eylemi daha düzenledi.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER