Pazartesi, 21 Şaban 1447 | 2026/02/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Tunus'tan, Kurucu Meclis Üyelerine Yönelik Bir Konuşma

  • Kategori Tunus
  •   |  

 

فَسَتَذْكُرُونَ مَا أَقُولُ لَكُمْ وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ "Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir." [Mümin 44]

 

Kuluna kitabı indiren ve onda hiçbir eğrilik göstermeyen Allah'a hamd olsun.


Selat ve selam, sağlam bir kulp ile gönderilen kimsenin üzerine olsun. Zira her kim ona sımsıkı sarılırsa kurtulur, herkim de onu terkerderse kaybedenlerden olur.

Sayın Kurucu Meclis Başkanı,

Saygıdeğer Temsilciler,

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh ;


Ülkemiz Tunus'un, İslam ile güçlü ve izzetli uzun bir tarihi olmuştur. Zira o, mücahitler fethetmeden önce Bizanslı Rumların egemenliği altında aşağılayıcı bir esir konumunda idi. Ama Tunus fethedilince, bir fırsat yakalamış, yönetim ve bir hayat nizamı olan İslam'ı taşımış, Kuzey Afrika'ya, dahası bundan daha fazlasına liderlik etmiş, Tunus halkı İslamlarıyla izzetli olmuş ve Tunus, geniş İslam ülkesinin izzetli bir parçası haline gelmiştir. Zira Kuzey Afrika'nın Fatihleri, Endülüs ve Sicilya'ya ulaşıncaya kadar ilerlemişler, üniversitelerinden ilmin ışığı doğmuş ve ilim öğrencilerinin kıblesi olmuştur.

Sonra bunların ardında. üzerlerine yönetim ve sandalyelerinin arzuları galebe çalınca geri kalmışlardır. Zira Hilafet Devleti'den bağımsızlaşmışlar, yüzlerini Batı'ya çevirmişler, kendilerini reform ve modernleşme sözleriyle aldatan, onlara aldatıcı sözlerle süslenmiş projeleri süslü gösteren, kendilerine boş vaatlerde bulunan, bunun ardından üzerlerine gerek kendilerini gerekse ülkeyi fesat ve zulüm döngüsünde boğacak şekilde paralar ve krediler yağdıran, sonra ülkenin üzerine çullanıp yağmalayan ve halkını da köleleştiren ve onları zulüm ve zalimlikle çürüten sömürgeci Fransa'nın kolay bir lokması olmuşlardır. Nitekim sömürgeci askerler, aşağıdaki hususları garanti altına alıncaya kadar ülkemizden çıkmamışlardır :

-Ülkenin başındakilerin, kendi fikirlerine aşık ajanları olması ve demokratik kapitalist sistemin egemen olması.

-Ülkenin, diğer İslam ülkelerinden ayrılmayı sürdürmesi. Böylece ülke, üzerine kolayca egemen olunabilecek zayıf bir ülke olarak kalabilsin.

-İslam'ın, gerek yönetimden gerekse insanların işlerini gözetmekten uzaklaşmasını garanti altına almak. Böylece İslam'ın fikirlerine savaş açılsın, Zeytune Üniversitesi kapatılsın ve alimleri de sürgün edilsin.

-Fikirlerde, programlarda, projelerde ve finansta sömürgeciliğe bağlı kalınması.

Nitekim sömürgeci, sömürgeci kafirin hizmetkarı olmaya rıza gösteren ülkenin evlatlarından küçük bir gurubun yardımıyla istediğini elde etmiştir. Dolayısıyla insanları, zulüm, baskı ve cehaletle yönetmişler ve ülke ise krizlere ve sarsıntılara tanık olmuştur. Nitekim bu iki hususu insanlar, Batılı politikacıların laboratuvarlarında yazılan politikalar ile sömürgeci çevrelerden gelen paralar sayesinde Burgiba ve onun ardından gelen Bin Ali'nin iktidarları altında tatmışlardır. Bunun üzerine ülke, toplumu parçalayan ve enerjilerini bitiren türbülansların ve krizlerin girdabına girmiştir. Ayrıca bu zalim politikalar yüzenden, bu rejimlerin ayıplarının ifşa olmasının, fesatları burunların direklerini sızlatmasının, insanların rejimi devirme çağrısında bulunmalarının ve köklü bir değişimin zaruri olduğu üzerinde birleşmelerinin ardından öfkeli ayaklanma durumu patlak vermiştir. Nitekim ayaklanmanın sloganı "Halk Rejimin Devrilmesini İstiyor" şeklinde olmuş ve bu kaosun ortasında bazı insanlar, sömürgeci kafirin istediği değişimi gerçekleştirmek için kurucu meclis seçimlerine girmişlerdir. Ancak bu defa kendilerini "ılımlı ve arabulucu" İslamcılar olarak adlandıran bazılarının elleriyle olduğu gibi bunun dışındakiler ise dışarıdan ithal edilen Batılı isimler eliyle olmuştur... Dolayısıyla bu değişim, rejimi, yapısını, Batı velayetini ve fikirlerini koruyan ve sadece yüzleri ve eşkalleri değiştiren bir değişim olmuştur.

Bizler, dün olduğu gibi bugün de tüm bölgenin liderliğini geri almak ve İslam'ın yönetim ve yaşam nizamı olduğu ilk günlerde olduğumuz gibi hidayetin fenerleri olmak için bir fırsat daha yakaladık.

Saygıdeğer Temsilciler:

İnsanlardan sizleri seçenler, gerek kendilerinin temsilcileri gerekse sömürgecilerin ülkeye girmelerinden bu yana düştükleri durumdan çıkaracak köklü bir değişime esas olacak yeni bir sistem koyan vekiller olasınız diye seçmişlerdir. Yine insanlardan sizleri seçenler, İslam'a bağlı kalasınız diye seçmişlerdir. Ancak sizler, hiçbir değişim yapmadığınız gibi gerçekten iğrenç ve çelişkili Batılı aksesuarlardan başka bir şey de değiştirmediniz ve en önemlilerini aşağıda sıraladığımız anayasa taslağı projesini sundunuz:


-Bu ülkede Müslümanların akidesinin bir ağırlığı olmadığı gibi ona itibar da edilmez. Zira İslam, ekonomide, öğretimde, medyada, İçtimaî Nizam'da, ahlakta, hatta ibadetlerde ve her şeyde insanların işlerini gözetmekten ayrılmıştır...

-Kapitalist sistemin Cumhuriyet yüzü ile Burgiba'nın, onun ardında da Bin Ali'nin bizleri yönettiği bir sistem olan demokratik aracı korunmalıdır.

-Ülkenin, diğer İslam ülkelerinden ayrı olması muhafaza edilmelidir. Böl ve yönet politikası gibi.


Bununla birlikte sizlerin, Batı'ya doğru yöneldiğinizi, onun hoşnutluğunu kazanmak için kapılarının eşiğinde beklediğinizi, bazılarınızın Batı sertifikalarıyla övünüp durduğunu, anayasa taslağı noktasında sömürgecilerin müdahalede bulunmasına ve onun, doğrudan yada şüpheli Batılı fonlara sahip olan Sivil Toplum Kuruluşları olarak adlandırdığınız bir yolla denetlenmesine karşı şüpheli bir şekilde sessiz kaldığınızı görüp işitmekteyiz. Dolayısıyla insanlara, süper güçlerin sömürgeci bir kolu olan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı himayesinde tartışılması için taslak projenizi sundunuz. Buda bizleri, savunduğunuz taslak projesini sunma girişiminin ülkeyi kurtarmak için samimi ve dürüst olmadığına, ancak bunun sizin tarafınızdan tek başına verilmiş bir karar olmadığı görüntüsünü ortaya çıkarmaya dönük bir girişim olduğuna, ayrıca bunun insanların katılımı ve onayı ile koyduğunuz bu şeyleri pazarlamanızın ardından insanların kendisine karşı ayaklandığı rejimi onaylamaya dönük şüpheli bir çalışma olduğuna ve insanların hayatlarını ifsat eden ve onları tehlikelere sürükleyen aynı rejimi üretmeye geri döndüğünüze inanmaya sevketmiştir.


Ey Saygıdeğer Üyeler:

Bizler tüm bunları bilmemize rağmen sizler, işlerinize sımsıkı sarıldınız. Yine bizler meclisinizin, bazı şekli hususların dışında daha önceki parlamentolardan farkı olmadığını bilmemize rağmen,

Sizler aynen onlar gibi, fikir ve metotta Batı'ya tabi olmayı ve İslam'ı hayattan uzaklaştırmayı istiyorsunuz. Dolayısıyla sizler bu çabalarınızla ülkeyi, Batı'nın kendisinden ve yöneticisinden hoşnut olmasını bekleyen sömürgeci kafirin elindeki bağımlı ve zayıf rehin bir ülke yapıyorsunuz.

Bizler tüm bunları bilmekle birlikte, aynı şekilde sizlerin Müslümanlar olduğunuzu da bildiğimiz gibi insanın, Rabbine döndüğü, ciddi ve muhlis bir şekilde tefekkür ettiği saatler olduğunun, hata yapabileceğinin, dahası günah işleyebileceğinin, tekrar doğruya geri dönebileceğinin, ümmetinin, ailesinin ve ülkesinin işlerini dünyada ve ahirette düzeltecek bir çalışmaya bağlı kalabileceğinin, özellikle bununla ilgili yapılan şeylerin tehlikesini ve saptırıcı bir yola tutunduğunda ümmetine, halkına ve ülkesine ulaşan yıkıcı zararın boyutunu idrak edince ümmetini, halkını ve ülkesini helak edecek her şeyi kaldırıp atabileceğinin, dahası bunlarla savaşabileceğinin de farkındayız. İşte bu bağlamda bizler sizlere, aşağıdaki hususları hatırlatır ve samimi bir kardeş nasihatiyle nasihat ederiz:

-Kapitalist sistem, beşerin koymuş olduğu bir sistem olup ister fikrî ister isterse de siyasî olsun her boyuttaki fesadı ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra o, bir taraftan Avrupa'daki düşünür ve filozoflar ile din ile ilgili bir sultan indirmediği şeklinde Allah'a iftira atan Kilise arasındaki orta çözüm sonucunda uzlaşılmış bir fikir olduğu gibi diğer taraftan da gerçeğe dayanmayan ve vakıaya mutabık delil getiremeyen bir fikir olan dini hayatta ayırma fikrine dayalı bir sistemdir.

-Sorunlarına çözümler üreten kapitalist sistemin temel mekanizmasına gelince; o, orta çözüm mekanizması yada sizlerin sımsıkı tutunmuş olduğunuz "uyumluluk" mekanizmasıdır. Dolayısıyla bu mekanizmaya bakan bir kimse, onun insanın sorunlarına dönük gerçek ve sahih çözümler üretmediğini, sadece (azınlıktan oluşan) güçlülerin topluma dayattıkları çözümler ürettiğini ve bunu da medyalarını, nüfuzlarını ve paralarını kullanarak sahih bir çözüm ve tedavi edici bir ilaç şeklinde pazarladıklarını görecektir...

-Hiçbir delili olmayan akidesi ve toplum içerisinde doğal olarak, dahası zorla çatışma çıkaran mekanizması olan bir sistem hakkında ne düşünüyorsunuz Allah aşkına? Ümmetiniz, halkınız ve ülkeniz için razı olduğunuz şey, bu mu yani?!

Bu, teorik fikrî boyutta olanı idi.  Yönetim boyutuna gelince; gerçekte demokrasiyi, güçlü ve nüfuz sahipleri temsil etmektedirler. Zira sizler, demokrasinin ve köklerinin mızrak ucu Amerika'daki demokraside, büyük şirketlerin siyasî kararlara nasıl tahakküm ettiğini, kongreye veya senatoya veya başkanlığa sadece büyük şirketlerin destek verdiği kişilerin ulaştığını, büyük şirketlerin seçim kampanyalarını finanse ettiklerini, medyada bu kimselerin imajlarını parlattıklarını, bunun ardından politikaların belirlenmesinde ve kendi çıkarlarına hizmet eden kanunların çıkarılmasında onları kullandıklarını ve tüm bunları da sözde özgür ve nezih seçimler adı altında insanların katılımıyla yaptıklarını görmektesiniz. Ancak artık Batılı aydınlar, yarım küsur yüzyıldan beridir demokrasinin kötü bir sistem olduğunu ve onun yönetmeye muktedir olamadığını fark etmişlerdir. Nitekim Batı'nın yaşadığı vakıa, hiçbir bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde demokrasinin hayalî bir fikir olduğunu kanıtlamaktadır. Aslında yönetimde olanlar, sermaye sahipleri olduğu gibi kanunların belirlenmesine katılanlar halk olmayıp bilakis insanlar için ölçüler koysunlar ve onlar için neyi yapıp yapmayacaklarını belirlesinler diye yasama meselesinde kendilerine yetki verilen birkaç kişiden ibarettir. Dolayısıyla bu, köleliğin bir çeşidi olup Batı, Ortaçağ'daki din adamları ile feodalların köleliğinden modern asırdaki parlamentoların köleliğine geçiş yapmışlardır. Aynı Batı, demokrasinin yönetim için elverişli olmadığına, 50 küsur yıldır Batılı aydınlar ile politikacılar arasında dolaşan yönetmeye muktedir olamayan bir ıstılah haline geldiğine [ungovernability] ve  kaygılı aydınların demokrasinin alternatifini araştırır bir hale geldiğine tanık olmuştur.


Ekonomik yöne gelince; kapitalist sistemin başarısız olduğu iki gözü olan herkes için açığa çıkmıştır. Zira kasıp kavuran ekonomik krizler, hala devam etmektedir. Dolayısıyla Batı, bugünün ürünü değildir. Bilakis onun ömrü yaklaşık yüz yıla uzanmakta olup sistemlerinin, para işlerini, insanların ihtiyaçlarını fıtratına uygun bir yolla doyuracak şekilde idare etmekten aciz kalmaları nedeniyle ekonomik sorunları belirlemede başarısız olmuşlar, bunun ülkelerin kaynaklarının azlığında gizli olduğuna itibar etmişler, insanın fıtratını anlamaktan aciz kalmışlar, insanın temel ihtiyaçları ile lüks ihtiyaçlarının arasını ayırmamışlar, sahip oldukları malın doğasının cahili olmaları nedeniyle mülkiyet özgürlüğünü kontrol edilemez bir hale getirmişler, para ve değerini ifsat eden faizi ekonomik sistemlerinin temeli kılmışlar ve yok edip bitiren ve sorunları daha da ağırlaştıran para sistemine itimat etmişlerdir. Nitekim her defasında onların, felaketlerini iyileştirme girişiminde bulunduklarını ancak sistem alt üst oluncaya kadar yamaların genişleyip parçalandığını görmektesiniz. Ayrıca bizler, kapitalist ülkelerin ideolojileri için bir darbe sayılan kamulaştırma politikasını takip ettiklerini görür hale geldik. Zira kapitalizmin çocuklarından biri olan Roger Terry'in "Ekonomi Çılgınlığı" adlı kitabında söyledikleri şu ifadeler bu kapitalist sistemin fasit olduğuna kanıt olarak yeterlidir: "Sorun, ekonomik sistemimizin tatbik keyfiyetinde gizli değildir. Bilakis sorun, bizzat ekonomik sistemimizin kendisidir. Dolayısıyla hata, ekonomik sistemimizin temel yapısında olup kısmî çözümler ile sonuçların pansuman edilmesi sorunları giderecek bir çözüm olmayacaktır. Şayet bizler, benzerlerimize ulaşmak istediğimizde, bazı kartları karmamamız ve sorunları kökünden söküp atmamız gerekir. Dolayısıyla bizim üzerimize düşen, temelleri ve hakikatinde olduğu üzere sistemimizin yürüttüğü ve ortaya çıkardığı tüm varsayımları yargılamaktır. "


Dış politikalarına ve halklarla olan ilişkilerine gelince; kapitalizmin akidesinin başarısız olduğu, dahası insanlık için tehlikeli olduğu ortaya çıkmıştır. Zira 60 milyondan fazla insanın öldüğü iki dünya savaşına liderlik etmişlerdir. Çünkü kapitalist akide, ölçü olarak maddî menfaati benimsemekte ve bu menfaatin gerçekleşmesi için de insanlar arasındaki çatışmayı pekiştirmektedir. Ayrıca kapitalist akide, halklarını tek bir bayrak altında birleştirme noktasında sefil bir şekilde başarısız olmuştur. İşte Amerika hala vücudunu kemiren ırkçılık hastalığının acısını çekmektedir. Ayrıca Batı hadaratı, kendisine inanmaksızın yaşayan kimseleri kendi bünyesinde tutmaya güç yetirememektedir. Çünkü hakikatinde vakıaya bir tepki olan fikirleri, özel bir bakış oluşturmakta olup diğer halkları kazanmak için dünyaya açılmaya muktedir olamadığı gibi fikirleri ve temelleri de özel olarak kalmaya devam etmiştir. Dolayısıyla Batı'nın kendi dışındaki halklar ile yaptığı her şey, silah ve sömürgecilik gücüyle olmakta ve herhangi bir Müslüman halkı da kendi fikirlerine boyun büktürmeye güç yetirememektedir. Bilakis kanlı çatışmaların olduğu yüzyılın ardından Batı şimdi, yenilgi ve hayal kırıklığına uğramış bir şekilde kuyruğunu kıstırarak ülkemizden çıkmaktadır. Dolayısıyla kendi merkezinde Müslüman kadının başörtüsüne tahammül edemeyen bir özgürlüğü kutsayan kanunları, utanç ve yüz karası olarak Batı'ya yeter.

Her şeyden önce o, -yani kapitalizm-, Kur'a ve sünnetten istinbat edilmeyen, bilakis bu ikisi ile her gün savaşan kafir hükümleri ve fikirleri olan bir akidedir.


Saygıdeğer Temsilciler:

Bu özet olarak aktardıklarımızda dikkatlerinizi, dini hayattan ayıran akidenin tehlikesine, faydacı ölçeğinin iğrençliğine ve orta çözüm mekanizmasının başarısızlığına çektik. Dolayısıyla sizleri, fesadı sizler için açığa çıkmasının ardından hala bizlere kapitalist sistemi onaylamamız için gelmenizden dolayı uyardığımız gibi bu fani dünya hayatını ahiretin ötesine geçiren kapitalist sistemin tehlikesi hususunda da uyardık. Zira Rahman'ın öfkesi ve Cehennem ateşi ne kötü bir durak yeridir:

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ  قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ "Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik." [Mülk 8-9]


Saygıdeğer Temsilciler:

Sizlere, Allah'ın kitabından ve kerim Nebisi'nin sünnetinden alınmış yakinî kesin delillerle sabit olan İslam akidesine dayalı (ve insanlardan şunu veya bunu razı etmek için olmayan) bir anayasa projesi sunuyoruz. Nitekim bu akide, insan fıtratına uygun, akla kanaat getiren ve kalbi gerçek bir mutmainlikle dolduran ve doğru kanıtları dillendiren bir akidedir. Yine bu akide, insan gerçeğine karar veren, insanın Allahuteala'nın yaratığı olduğunu, onun öleceğini, dünyada yapmış olduklarından dolayı hesap vermek için Rabbine gönderileceğini, ya cennette sağcılar ehlinden olacağını yada cehennemde -Allah korusun- solcular ehlinden olacağını beyan eden bir akidedir. Bundan dolayı dünyadaki gerçek mutluluk, Allahuteala'nın rızasına nail olmak için çalışmaktır. Zira yakinî kesin deliller Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın, Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'i vahiyle bir hâdi, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdiği gibi onun üzerine içerisinde hayatın tüm alanlarına ilişkin kapsayıcı bir sistem indirdiği bir kitap da gönderdiğini kanıtlamaktadır. Dolayısıyla bu akideye dayalı olarak yönetimi, ekonomiyi, ukubatları, dış siyaseti ve diğerlerini düzenleyen kapsamlı hayat sistemleri ortaya çıkmaktadır. Zira bunların tamamı, insanın yaratıcısı katından gelen bir vahiy olup Allahu [Subhânehu ve Te'âla] ile olan ilişkinin bütün detaylarını da ortaya koymaktadır. Bundan dolayı İslam, bir ideolojidir. Ancak kendi dışındaki ideolojilerden farklıdır. Zira o, insanlara bir rahmet olarak Alîm ve Habîr olan Allah katından vahiyle indirilen tek ideolojidir. Dolayısıyla onun kaynağı insan olmadığı gibi İslam'ın fikirleri ve çözümleri de özel bir vakıaya tepki olmamasının yanı sıra bilakis akidesi ve sistemleri, hayatlarını bu esasa göre düzenlesinler diye yaratıcının yaratığına gönderdiği bir cevap ve çözüm niteliğindedir. Buna dayalı olarak İslam felsefesi, (yönetim, ekonomi, içtimaî, öğretim ve dış siyaset gibi) tüm hayat sistemleri için olup maddenin ruh ile mezcedilmesine, yani bağlılık ve uygulama sırasında insanın Rabbi ile olan bağını idrak etmeye dayanmaktadır. Dolayısıyla bu ilk garanti, insanlar nezdinde bir üstünlüğe sahip olan, gönüllü ve hızlı bir şekilde bağlanılan, Allahuteala katından gelen şeri hükümler olmaları itibarıyla benimsenmiş anayasa hükümleri ve kanunlarla mukayyet olunan anayasasının ve aynı şekilde kanunların Müslümanların akidesinden kaynaklanıyor olması olmuştur. Bu yüzden tam bir fikrî bağlılık sonucunda kanunlara tam bir bağlılık olacaktır. Yoksa demir yumrukla değil. Bu, akidevî bakış açısı boyutunda olanı idi. Siyasî boyuta gelince; İslam'da yönetim, makamlara ulaşmak için manevra ve aldatmalara değil gözetime dayalıdır. Zira Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

كلّكم راع وكلّكم مسؤول عن رعيّته، فالإمام راع وهو مسؤول عن رعيّته... "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden mesulsünüz. İmam [Halife], çobandır ve güttüğünden mesuldür."

Allahuteala bu gözetimi, insanların Rablerinin şeriatını tatbik etmesi ve kendilerini onunla gözetmesi için biat ettikleri Halife'nin boynuna yüklemiştir. Dolayısıyla Halife'nin, kendi arzusundan yada bir maslahata tabi olmak için bir emir yayınlama hakkı yoktur. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla], Müslümanların yöneticilerine şunu emretmiştir:

فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ "Aralarında Allah'ın indirdikleriyle hükmet ve onların arzularına uyma!" [el-Maide 49]

Dolayısıyla Halife, istediği gibi yada mal ve nüfuz sahiplerinin arzularına göre hükmet gibi mutlak yetki sahibi değildir. Zira o, muhasebe edilecektir. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Te'âla], Halife'nin yada herhangi bir devlet yetkilisinin muhasebe edilmesini, Müslümanlara farz kılmıştır. Yoksa Müslümanları, "istedikleri zaman muhasebe edebilirler istedikleri zaman da terkedebilirler" şeklinde muhayyer bırakmamıştır. Ancak Müslümanlar, kendi arzularına veya bireysel yada partisel çıkarlara göre veya Temsilciler Meclisi yoluyla değil İslam'a göre muhasebe etmelidirler. Çünkü muhasebede, konuşma, protesto ve gürültü özgürlüğüne yer yoktur. Bilakis muhasebe için, etkin, belirli ve açık bir keyfiyet belirlenmiştir ki bu da; Mezalim Mahkemesi'dir. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً "Ey iman edenler! Allah'a, resule ve sizden olan ulul-emre itaat ediniz. Eğer herhangi bir hususta çekişirseniz, -Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve resule götürün. Bu, hem daha hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir." [en-Nisâ 59]

Ekonomik meseleye gelince; İslam, para işlerinin, yani ekonomik siyasetin gözetim keyfiyetini beyan etmiş, toplumdaki hastalık yuvalarına parmak basmış ve bunlara çözümler getirmiştir. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şöyle buyurmaktadır:

كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأَغْنِيَاء مِنكُمْ "İçinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın diye." [el-Haşr 7]

Yani paranın toplumdaki küçük bir gurubun elinde yoğunlaşmasını önleyen hükümler koymuş demektir. Zira İslam'ın siyasetten uzaklaştırılmasının ardından para, zenginler arasında dolaşan bir güç olmuştur. Dolayısıyla halkın geneli zar zor hayatta tutunmaya çalışırlarken milyarlara sahip olan küçük bir gurup ortaya çıkmıştır. Yine İslam'ın siyasetten uzaklaştırılmasıyla, yeryüzündeki nüfusun %20'si mevcut servetin %80'nine sahip olurlarken %80'ni de geriye kalan %20'si için savaşmaktadırlar. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Te'âla], şu kavlinde faizi haram kılmıştır:

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا "Allah alış-verişi helal, ribayı (faizi) haram kılmıştır." [el-Bakara 275]


Dolayısıyla doğal sermayenin tekerleği döndüğü için devlet içerisinde oluşturulan gerçek para, ekonomik krizlerin oluşmasını önleyecektir. Hatta bazı zamanlarda fakir bile bulunmadığından dolayı vermek için fakir bile araştırılmıştır. Ama İslamımızın siyasetten uzaklaştırılmasının ardından faiz bir alışkanlık haline gelmiş ve toplum ekonomik krizlerle kasıp kavrulmuştur. Hatta Batı bile bizim servetlerimizi çalmanın dışında bu krizleri çözmek için çözümler bulmaktan aciz bir hale gelmiştir. Ayrıca İslam, Resulullah'ın hitabında insanları şu üç şeyde ortak kılmıştır:

الناس شركاء في ثلاث الماء والكلأ والنار "İnsanlar şu üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş."

Doğalgaz, petrol, fosfat ve benzerleri gibi yeraltı kaynakları ise tüm Müslümanlar için kamu mülkiyeti olup Halife'ye bunlarda tasarruf hakkı verilmemiştir. Nitekim bununla birlikte, herhangi bir varlığın Allah'ın sadece insanlar için belirlediği malları çalmaları da önlenecektir. Ama İslam'ın siyasetten uzaklaştırılmasıyla, servetlerimiz çalınmış ve sömürgeci yağmacı şirketlere imtiyazlar verilirken halkımız bunlardan mahrum bırakılmıştır.

Halklar arasındaki ilişkiler boyutuna gelince; İslam, tüm halkları kucaklamayı benzersiz bir şekilde başarmıştır. Zira tek bir ümmeti, Acem olanın Arap olana bir üstünlüğünün olmadığı, üstünlüğün ancak takva ile olduğu Allah için kardeşler olarak eritmiş ve gayrimüslimler, İslam'ın gölgesinde buldukları gibi bir adalet asla bulamamışlardır.

Dış siyaset boyutuna gelince; Araplar, zilletin ardından İslam ile izzetli oldukları gibi İslam Devleti de Allah'ın Nebisi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in üzerine indirdiği hayrı taşıyan ve kafir ve münafıklarla cihad eden dünyanın süper devleti olmuştur. Dolayısıyla İslam Devleti, Müslümanları koruyan bir kalkan olmuştur. Zira Müslümanlar, gezip dolaşmışlar ve kafirler onlara karşı cüretkar olamamışlardır. Ama İslam'ın hayattan ve insanların işlerini gözetmekten uzaklaştırılmasının ardından Müslüman, katledilen, servetleri yağmalanan ve sürgün edilen aşağılık ve zelil birisi olmuştur. Müslümanların yöneticileri ise Allah ve Resulüne düşman olanlara sevgi beslemekteler, dahası terörizmle mücadele olarak adlandırdıkları hatalı ve zalim kampanya altında İslam ve Müslümanlarla savaşan kafirlerle birlikte çalışmaktadırlar.

Ey Temsilciler:

Kapitalist laik rejime sımsıkı sarılmanıza rağmen sizlere, Azîz ve Kerîm olan Rabbimizin şu kavlinden dolayı bizden bir öğüt olarak bu kitabımızı gönderiyoruz:

قَالُوا مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ " (Öğüt verenler) Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz)' dediler." [el-A'râf 164]

Umulur ki sizler de ittika edersiniz de ahireti ve hesap gününü hatırlarsınız. Zira adil hakem, el-Kavî, el-Azîz ve'l Cebbar olacak ve o gün hiçbir kimseye zulmedilmeyecektir. Dolayısıyla ya cennetlik yada cehennemlik olacaktır:

فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدْخِلَ ٱلْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ "Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir." [Âli İmran 185]

Umulur ki sizler de ittika edersiniz de nasıl bir ömür yaşadığınızı ve kesinlikle toprağa gireceğinizi idrak edip tahtları, taçları, serveti, zenginliği ve şaşalı bahçeleri terk edersiniz. Yoksa haliniz şöyle olur:

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ  وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ، وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ  كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ  فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ "Onlar geride nice şeyler bıraktılar. Ekinler, güzel konaklar ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler! İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi." [Duhan 25-29]

Umulur ki sizler de ittika edersiniz de taşıdığınız günahın ağırlığını anlarsınız. Zira kendinize, Allah'ın dışında yasa koyma hakkı verdiniz, Allah'ın kitabını ve Nebisinin sünnetini de terk ettiniz, Allah'ın düşmanlarını dostlar edindiniz ve böylece de güzel bir şey yaptığınızı sandınız.

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالا  الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا  أُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَلا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا  "De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları haber vereyim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız." [Kehf 103-104-105]

Bizler sizleri, işler bakımından ziyana uğrayanlardan olarak görmek istemiyoruz. Umulur ki sizler de Rabbinizden ve yaratıcımızdan ittika edersizin. Dolayısıyla sizler, Allah'ın kitabında belirlediği iki şey arasındasınız:

أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَم مَّنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَىَ شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ "Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını yıkılacak bir uçurumun kenarına kurup onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Şüphesiz ki Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.." [et-Tevbe 109]


Hizb-ut Tahrir olarak bizler, sizlere ve imanınıza yardım çağrısında bulunuyoruz:

اسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَإٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِير "Allah'tan geri çevrilmesi imkansız bir gün gelmezden önce Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz." [Şura 47]

Şayet bu kitabımızın konusuna icabet ederseniz, beşerî hükümler hakkında koyduklarınızdan beri olursunuz. Dolayısıyla bizler de sizlerin önüne, uygulama konumuna getirmek için İslam temeli üzerine tartışanız diye Allah'ı kitabından ve Resulünün sünnetinden alınmış bir anayasa taslağı ile birlikte tüm maddelerinin delilleriyle esbab-ı mucibesinin açıklandığı bir mukaddime koyuyoruz.

Yok eğer icabet etmez iseniz hiçbir şekilde Allah'a zarar veremeyeceğiniz gibi Hilafet'in kurulmasını da engelleyemeyeceksiniz. Zira Subhânehu'nun bir vaadi ve Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in bir müjdesi olan Hilafet, Allah'ın izniyle kurulacaktır. Tüm bunların ötesinde sizler, her iki dârda da aşağılık ve hüsran elbisesini giyenlerden olacaksınız. ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ "İşte apaçık hüsran budur." [Hac 11]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- "İrbid Şehrinin Şam Ayaklanmasına Destek" Gösterisi Allah'a Hamd Olsun Başarıyla Tamamlanmıştır

Müslümanların Şam ayaklanmasına destek kampanyası kapsamında, Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti'nin bugün, yani H. 28 Safer 1434 el-Muvafık M. 11 Ocak 2013 günü davet ettiği İrbid şehrindeki Fayha mescidinin önündeki gösteri Allah'a hamd olsun tamamlanmıştır.

Soğuk havaya rağmen Hizb-ut Tahrir'in, mücrim rejimi devirmeye çalışan Şam'daki Müslümanlara destek gösterisinde bulunmaya dönük davetine ezici bir kalabalık icabet etmiştir. Nitekim ayaklanmacıların, mücrim Beşar'ın enkazının üzerine Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmakla ilgili ayaklanmaları ve hedefleri üzerinde sebat göstermelerini talep eden birçok konuşma yapılmıştır. Ayrıca (Hilafet)'in olduğu hedeflerini, bir ajanı başka bir ajanla değiştirmek amacıyla (kafir laik) sivil bir devlete dönüştürmek için kafir ülkeler ile Sykes-Picot rejimlerinin ayaklanmalarına yönelik komplo ve tuzaklarından sakınmaları da talep edilmiştir.

Ayrıca gösteriye, birçok medya organları da iştirak etmiş ve Medya Bürosu Başkanı ve birçok katılımcılarla birçok röportajlar gerçekleştirmişlerdir.

Bunun yanı sıra katılımcılar birbirleriyle kaynaşmışlar ve rejimlerin ülkelerindeki mültecilere karşı olan tutumlarını kınayan sloganları atmışlardır ki bu sloganlardan bazıları şunlardır; "Ez-Zaaterii Bir Ölüm Kampıdır...", "Sadece Şam'da Ölüm ve Aşağılanma Yoktur, Ez-Zaateri'de de Ölüm ve Aşağılanma Vardır", "Ez-Zaateri, Karar Sahiplerinin Alınlarındaki Kara Bir Lekedir" ve "Şam Ayaklanması, İslam İçin Olan Bir Ayaklanmadır."

Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, "Kadını, Yoksulluğa ve Köleliğe Karşı Koruyacak Olan Hilafet'tir" Başlığını Taşıyan Endonezya'daki Kadınlara Özel Küresel Konferans Organizasyonunu Sonlandırmıştır

  • Kategori Yayınlar
  •   |  

Hizb-ut Tahrir, 22 Aralık 2012'de Cakarta / Endonezya'da "Kadını, Yoksulluğa ve Köleliğe Karşı Koruyacak Olan Hilafet'tir" başlığı altında kadınlara özel küresel bir konferans düzenlemiştir. Nitekim hizib bugün, konferansta yapılan konuşmaların özetini içeren bir kitapçık yayınlamıştır ki konferans ise dokuz konuşmayı, bazı katılımcıların sertifikalarını, soruları ve halkın görüşlerini içermektedir. Konuşmacılar, Güneydoğu Asya'dan, Hint Yarımadası'ndan, Türkiye'den, Afrika'dan ve aynı şekilde Arap dünyasından olmuşlardır. Dolayısıyla gazeteciler, politikacılar, akademisyenler, üniversite öğrencileri, yazarlar, siyasî aktivistler, toplum liderleri, profesörler, çeşitli derneklerin temsilcileri ve birçok etkili kadınlar da dahil ekseriyeti etkili olmak üzere dünyanın dört bir tarafından yaklaşık 1500 temsilci katılmıştır. Ayrıca dünyanın dört bir tarafındaki birçok kişi konferansı internet üzerinden canlı izlemiştir.

Konferans, Hizb-ut Tahrir / Endonezya'daki Lecne Başkanı Sayın Rato Irma'nın, bu olaya Endonezya'nın ev sahipliği yapmasının öneminden ve aynı şekilde ülkedeki kadınların karşı karşıya kaldığı yoksulluk ile sömürünün boyutundan bahsettiği konuşmasıyla açılmıştır. Nitekim konuşmasında şöyle demiştir: "Bu konferansa, Endonezya'nın ev sahipliği yapması tercih edilmiştir. Çünkü Endonezya, Allahuteala'nın nimetleriyle dolu, büyük oranda Müslümanların olduğu, geniş topraklara ve bol doğal kaynaklara sahip olan İslamî bir ülkedir. Ancak bu zengin doğal kaynaklara rağmen nüfuzun büyük bir çoğunluğu yoksuldurlar. Zira yoksulların sayısı yaklaşık 29.13 milyon kişiye ulaşmıştır ki bu, (21.5 milyon kişiden) oluşan Avustralya'nın toplam nüfusunun aşan bir rakamdır. Aynı şekilde yoksulların %70'ni  kadınların oluşturduğu (28.3 milyon kişiden) oluşan Malezya'nın nüfuzunu da aşmaktadır."

İkinci konuşmayı, "Yoksulların Gerçek Düşmanı Bizzat Kapitalizmdir" başlığı altında Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu'nun Güneydoğu Asya'daki üyesi Vika Kumara yapmıştır.

Üçüncü konuşmayı, konferansa katılma imkanı bulamayan Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu'nun Hint Yarımadası'ndaki üyesi Ümmü Musab adına Hizb-ut Tahrir / Endonezya'daki üye bacılardan biri yapmış olup konuşma, "Yirmi Birinci Yüzyılda, Serbest Piyasalar Aracılığıyla Kadının Köleliği" başlığı altında olmuştur.

Dördüncü konuşmayı, "Çalışma Yoluyla İstihdam Sayesinde Sömürü Ya da Nüfuz Etme ve Başarılı Kadının Batı Modeli Çalışması" başlığı altında Merkezî Medya Bürosu Üyesi İmrane Muhammed bacı yapmış ve konuşmada, devlet için para basan makineler olsunlar diye çalışma sahasına itmek amacıyla kadınlara çalışma imkanı vermek için kapitalizmin dili nasıl da istismar ettiği tartışılmıştır.

Beşinci konuşmayı, ""Ilımlı İslam" Olarak Adlandırılan Modelin, Kadınların Ekonomik Haklarını Garantilemede Başarısız Olması" başlığı altında Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Türkiye ve Orta Asya Üyesi Ümmü Halid yapmıştır.

Altıncı konuşmayı, "Kadının Yoksulluk Sorununun Nedenleri ve Çözümlerine Dönük Batılı Hikayelere Meydan Okumak" başlığı altında Merkezî Büro'nun Afrika'daki Üyesi Ümmü Yahya Muhammed yapmıştır. Nitekim konuşmada, kapitalist Batı'nın yoksulluğun çözümüne dönük delillerinin, hasarlı olduğunu ve kadının bölgede acısını çektiği yoksulluğun ana müsebbibi olan kapitalist sistemin İslam ülkelerinden kaldırılmasının gerekliliğine yoğunlaşmaktan uzaklaştırdığını açıklamıştır.

Yedinci konuşmayı, "İslam'ın, Kadının Temel Rolüne ve Çalışmasına Dönük Bakışı" başlığı altında Hizb-ut Tahrir / Merkezî Büro Üyesi Ümmü Suhayb eş-Şâmî yapmıştır. Nitekim konuşmada, kadının temel rolünün annelik ve eş olmak olduğunu, bunun kadının varlığı ve doğasıyla orantılı bir rol olduğunu ve İslam'ın kadına, ev hanımı olmasıyla birlikte aynı zamanda aile reisi olma sorumluluğunun yükünü yüklemediğini açıkladığı gibi İslam'ın kadının toplumdaki konumunu nasıl yükselttiğini de açıklamıştır. Ayrıca aynı şekilde erkek akrabaları yada devlet tarafından karşılanan nafaka hakkı da dahil kadının malî haklarını da tartışmıştır. Buna ek olarak istemesi halinde kadının çalışma hakkının olduğunu, ancak bunun zilletten, kölelikten ve zulümden hali güvenli ve onurlu şartlar içerisinde olması gerektiğini de tartışmıştır.

Sekizinci konuşmayı, "Kadının Köleleştirilmesi ve Sömürülmesi Sorununun Yegane Çözümü Hilafet'tir" başlığı altında Hizb-ut Tahrir / Endonezya Hanım Resmî Sözcüsü Aynur Rahmet yapmıştır. Nitekim konuşmada, ayrıntıları Hizb-ut Tahrir'in (Anayasa Taslağı'nda) geçen ekonomi, içtimai ve siyaset için yegane model olarak Hilafet Sistemi'ni sunmuştur. Zira kadını yoksulluktan koruyacak, onun malî güvenliğini garantileyecek ve onu sömürülmekten koruyacak olan bu sistemdir. Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "İslam, kadının ihtiyaçlarını garanti altına almayı ve karşılamayı erkeğin üzerine farz kıldığı gibi ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaları için erkeklere de çalışmalarını emretmiştir. Bunun içindir ki devletin, işlerin ve çalışmaların tüm araçlarını garantilemesi gerekmektedir. Zira devlet, projeler oluşturulması yoluyla iş sağlayabilir. Çünkü devletin doğal kaynakları, özelleştirilmeksizin kendi egemenliği altında olursa, iş kolaylıkla sağlanabilecektir. Bu ise ancak sağlık, öğretim ve güvenlik gözetimini tüm tabası için karşılıksız sağlayacak olan devletin İslamî İktisat Sistemi'ni tatbik etmesi haline gerçekleşebilecektir. Dolayısıyla devletin kaynaklarını ve mülkiyetlerini yatırım yapacak olmasının yanı sıra petrol, doğalgaz, denizler, göller, nehirler, ormanlar ve benzerleri gibi kamu mülkiyetlerini de sahih bir yolla idare edecek olan Hilafet'tir... "

Son konuşmayı ise "Çalışmaya Yönelik Bir Çağrı" başlığı altında Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Üyesi Dr. Nezrin Nevaz yapmıştır. Nitekim konuşmada, İslam'ın kadına bağışladığı yüksek konumu ve kadının korunmasına, onurunun korunmasına, haklarının garantilenmesine, ihtiyaçlarının sağlanmasına ve malî güvenliğinin garantilenmesine verdiği büyük önemi tartışmıştır. Ayrıca kapitalist rejimin, insanların işlerini gözetme ve kadının ihtiyaçlarının karşılama noktasındaki ölçeğinin başarısız olduğunu vurguladığı gibi Hilafet'in kurulması yoluyla İslam dünyasındaki kadına yönelik yeni bir siyasî ekonomik vizyonun olmasının zaruretini de vurgulamıştır.

Ayrıca o, yoksullukla savaşmaya ve refah ve ekonomik rahatlık oluşturmaya dönük sabit kaideler koymak için Hilafet'in kurulduğu ilk otuz gün içerisinde tatbik edilecek olan bazı İslamî ekonomik siyasetleri sunmuştur. Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Hilafet Sistemi, tebaasından herhangi bir ferdin bir gün bile aç kalmasını asla kabul etmeyecektir. Zira o, ekonomik, büyüme, gelişme, öğretim ve sağlık gözetimindeki istikrarı gerçekleştirecek olan bir sistemdir... Tüm bunların yanında Hilafet içerisinde kadınlar, onurlu, saygıdeğer ve yüksek konum sahibi olacaklardır. Zira onlar, kendilerini gözetecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak olan devletin ilgi merkezi olacaklarıdır. Çünkü onlar, güvenli ve istikrarlı bir hayat yaşacaklardır. Ayrıca kadınlar, istemeleri halinde çalışabilecekleri gibi ancak işleri, asla iş istihdam yasalarına ve düşük ücrete boyun bükme şeklinde olmayacaktır. Dolayısıyla kadınlar, İslam'daki İçtimaî Sistem ile örtüşen güvenli şartlar içerisinde çalışacaklarıdır. "

Konuşmasını, herkese Hizb-ut Tahrir'e destek vermeye ve gecikmeksizin ve beklemeksizin Hilafet'i kurmaya davet çağrısında bulunarak sonlandırmıştır.

Aynı şekilde konferansa, Basın Konferansı'nın yanı sıra konferans konuşmacılarının tamamı ile Malezya ve Avustralyalı birçok Hizb-ut Tahrir üyelerinin katıldıkları tartışma da dahil edilmiştir. Nitekim konferans, halkın inanılmaz tepkileri ve Hilafet'in gölgesindeki bir yaşamla ilgili ümitleri ve heyecanlı beklentileriyle son bulmuştur. Ayrıca konferansa katılan etkili birçok kadın, dünya kadınlarının karşı karşıya kaldıkları yoksulluk ve sömürü sorunlarına dönük konferansta sunulan çözümleri onayladıklarına dair yorumda bulunmuşlardır.

Konferans düzenlenmeden önce haftalarca devam eden küresel kampanyada, dünya kadınlarının karşı karşıya kaldığı aşırı yoksulluğun ve köleliğin nedenleri ve bunların ortadan kaldırılmasına dönük çözümler sunulmuştur.

Allah'ın izniyle bu kampanya önümüzdeki haftalarda da devam edecek ve inşallah 2013 Mart ayında konferansa dönük bir kitap ile videokasetin yayınlanmasıyla sonuçlanacaktır. Konferansın raporunu, aşağıdaki bağlantıdan görüntüleyebilirsiniz:

http://www.hizb-ut-tahrir.info/info/index.php/contents/entry_22312


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mali'yi Sömürgeleştirmeye Dönük Yeni Batılı Haçlı Kampanyasına Kindar Fransa Liderlik Etmektedir

Fransız Cumhurbaşkanı "François Hollande", 11 Ocak 2013 günü Fransız Silahlı Kuvvetleri'nin, İslamcı Silahlı Guruplara karşı olan savaşa katılacağını, Tevhid ve Ensar-ud Dîn cihad hareketlerinin 10.12 Perşembe günü ele geçirdiği Mali'nin merkezinde bulunan "Kuna" şehrini geri almak için yabancı güçler tarafından desteklenen askerî kampanya yoluyla Mali Ordu Güçleri'ni destekleyeceğini ve onların Güneye ilerlemelerini durduracağını vurgulamıştır.

Geriye dönüp bakıldığında 22.03.2012'de gerçekleşen Mali darbesinde Fransa'ya ölüm isabet etmiştir. Zira darbenin arkasında, Mali'de kendisi için bir nüfuz oluşturmaya çalışan Amerika'nın olduğu gayet açıktır. Çünkü Darbe komutanı Yüzbaşı "Amadou Ahmedo Haya Sanogo", terörle mücadele için Amerika'da askerî eğitim alması amacıyla Amerikan Büyükelçiliği tarafından elit subayların arasından seçilmiştir. Dolayısıyla bu, Fransa için hayati bir mesele haline gelmiştir. Zira şayet Mali'deki nüfuzunu geri almaya güç yetiremez ise Afrika'daki nüfuzu aşamalı olarak son bulacaktır. Bundan dolayı o, uluslar arası askerî müdahalede bulunmak ve Mali'yi kendi havzasına geri katmak için ciddî ve aktif bir şekilde çalışmaktadır.

Silahlı İslamcı Hareketlerin, Kuzey Mali'den yada diğer adıyla "Ozoad'dan" ayrılmasıyla birlikte Batı Afrika Ekonomik Topluluğu Liderleri (ECOWAS), "Selefî" savaşçılardan kurtulmak ve burasını yeniden Mali devletine ilhak etmek için askerî bir savaş açma kararı almıştır. Bu sırada Afrika Birliği de 17 Aralık 2012'de Batı Afrika ülkelerine, "Kuzey Mali'ye acil bir şekilde uluslar arası bir güç gönderilmesi" çağrısında bulunmuştur.


Ey Müslümanlar!

Mali, nüfuzunun çoğu Müslüman olan İslamî bir ülkedir. Ayrıca o, altın, fosfat, kaolin, boksit, uranyum ve buna benzer birçokları gibi maden servetleri olan zengin bir ülkedir. Dolayısıyla buradaki uluslar arası çatışma şiddetlenmiştir. Zira mesele, ne Silahlı Hareketler meselesi nede sözde "terörizm" meselesidir. Bilakis mesele, hummalı sömürgecilik çatışması meselesi olup hepsi de iğrenç kapitalizmin iştahını kabartan ülkemizi kemirmek istemektedir. Dolayısıyla Fransa, Mali'yi Afrika'daki havzasına geri katmaktan başka bir şeyi önemsememektedir. Amerika'ya gelince; Mali'yi, nüfuzunu civar ülkelere genişletmek ve buralara egemen olmak için hareket edeceği dayanak noktası yapmak için çalışmaktadır.

Mali ve civar ülkelerdeki Müslüman halk, her türlü yabancı müdahaleyi reddetmektedirler. Ancak ülkelerindeki mevcut rejimler, buna rıza göstermektedirler. Dahası bunun propagandasını yapmaktadırlar. Batı Afrika Ekonomik Topluluğu Liderleri (ECOWAS) ile Batı ajanı Afrika Birliği'nin yaptıklarına gelince; bunlar, şehirlerimiz ve köylerimiz işgal edilsin, servetlerimiz yağmalansın ve açgözlü düşman sömürgeci ülkelerin hoşnut olacağı şekilde ülkemiz yeniden parçalansın diye müdahale için tün yolları kolaylaştırmaktalar ve bunun için tüm kapıları açmaktadırlar!

Ey Müslümanlar, sizin için gerçekleri saptırsalar yada sizlerin güven ve güvenliği için geldiklerini iddia etseler bile sömürgeci işgalcinin savaşını kabul etmekten aman ha aman sakının, ciddi bir şekilde çalışan muhlislerle birlikte çalışın ve ülkenizi bütün açgözlü kindar sömürgeciden koruyacağı gibi sizin güvenliğinizi de koruyacak ve acımasız düşmanlarınızı da ülkenizden kaldırıp atacak olan İkinci Raşidi İslamî Hilafet'i oluşturmak için her türlü çabayı gösteren ve çok büyük fedakarlıklar yapan Hizb-ut Tahrir içerisindeki kardeşlerinize destek verin.  وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ "Allah ve resulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Sabredin, şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." [Enfal 46]


Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Demokrasinin Altında Aşağılık İnsanlar, Allah'a, Resulüne ve Müminlere Saldırmaktadırlar

Son zamanlardaki bazı raporlar, Selma adındaki bir kadının İslam'dan çıktığını, kendisinin nebi olduğunu ilan ettiğini, vahiyle hareket ettiğini ve kendisine bağlı tabiilerinin olduğunu iddia ettiğini ifade etmektedirler. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلا كَذِبًا "Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey de söylemiyorlar." [Kehf 5]

Dolayısıyla bu saldırı, Zengibar ve Darusselam'ın her birinde Mushaf-ı Şerif'e yönelik hakaret dalgasından birkaç ay sonra gerçekleşmiş ve bu saldırı, bu küstah mürted kadın tarafından yapılmıştır Zira kadın şerir fikirlerini, Zengibar Müftüsü'nün önünde ve onun ofisinde açıklamıştır.

Bu olay bağlamından Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, aşağıdaki hususları vurgular:

Birincisi: Bu olay, iktidara ulaşana kadar bazı Müslümanların yanlışlıkla oy verdiği laik demokratik hükümetin ikiyüzlülüğünü ifşa etmiştir. Yine bu olay, demokrasi ile İslam akidesi arasındaki mutlak çelişkiyi ifşa etmiştir. Zira Zengibar'daki insanların geneli Müslüman olmalarına rağmen, "ibadet özgürlüğü" gerekçesi altında bu iğrenç eylem gerçekleşmiştir. Bu arada hükümet, mesele devlet içerisindeki üst düzey yetkililerinin eleştirilmesiyle yada sendikalar sorunu gibi devletin politikasına muhalefet edilmesiyle ilgili olduğunda, "ifade özgürlüğü" ifadesini bir kenara atmakta ve politikalarını yada yetkililerini korumak amacıyla devlet tarafından sert önlemler almaktadır!

İkincisi: Bu şarlatanın Zengibar'a ait olmadığı iddia edilmek yoluyla ırkçılık duyguların güçlendirilmesine yönelik daha fazla kışkırtmanın olması için bu sorun istismar edilecektir. Dolayısıyla bu bağlamda bizler, şu iki noktayı açıklamak isteriz: Birincisi; ırkçılığın İslam'da yeri yoktur. İkincisi; mesele, İslam'dan çıkma meselesi olup onun kabilesinin ikametgahının yada ortaya çıktığı yerin kesinlikle hiçbir kıymeti yoktur. Amma şayet Hilafet Devleti mevcut olsaydı bu mürted kadının cezası, köyüne salıverilmek değil idam edilmek olurdu.

Üçüncüsü: Bu şarlatanın, irtidadını Müftünün ofisinde ilan edecek kadar cüretkar olmasının nedeni, Müslümanların İslam'ı koruyacak kalkanlarının olmadığını bilmesidir.

Bizler; Hilafet Devleti'ni kurmak amacıya Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmanın vacip olduğunu Müslümanlar bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bu ise akidemizin korunması için olup Hilafet'in gölgesinde bu tartışmaya yer verilmeyeceği gibi medya da asla bu iftiraları örtmekle meşgul olmayacaktır. Zira Hilafet, bu şarlatana tevbe etmesi için üç gün mühlet verecek ve şayet tevbe etmez ise Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in aşağıdaki hadiste geçen kavlini binaen ona idam haddi uygulanacaktır:

من بدل دينه فاقتلوه "Kim dinini değiştirirse, onu öldürün."

 

Mesud Müslim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi Yardımcısı
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ürdün Hükümetinin Kendilerini Terk etmesinin Ardından! -Ez-Zaateri- Mülteciler Kampının Kadınları ve Çocukları, Son Derece Kötü Hava Koşulları Altında Yaşam Mücadelesi Vermektedirler!

Ürdün şu anda sıcaklık derecesinin düşmesiyle birlikte sert hava şartlarına ve yoğun yağışlara tanıklık etmektedir. Bu da bu kötü yaşam şatları nedeniyle hayatta kalmak için yaşam mücadelesi veren Suriyeli mültecileri büyük oranda etkilemektedir. Nitekim yoğun yağmur, kar ve fırtınalı rüzgarlar kampı, bataklık çamuruna dönüştürmekle birlikte kampın sakinlerinin genelinin, yaşları 18'in altında olan kadınlardan ve çocuklardan oluştuğu da bilinmektedir. Dolayısıyla kamptaki yardım ekipleri, bu zayıf gurubun ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakların yetersiz olmasıyla birlikte yetersiz beslenme ve vücut ısısının düşmesi riskinin acısını çektiklerini vurgulamaktadır. Ayrıca onlardan bir çoğu da özellikle tıbbî gözetimin olmamasıyla birlikte hayatlarını tehdit eden hastalıkların acısını çekmektedirler. Zira orada, daha yaşları dokuz aya bile ulaşmamış çocuklarda dahil çocuklar, kuraklık ve şiddetli ishal nedeniyle ölmektedirler. Nitekim el-Cezira kanalı ile diğer medya organlarının raporlarına göre 08 Ocakta, yaşadıkları sert şartlar neticesinde ez-Zaateri kampında şiddetli protestolar patlak vermiştir. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir / Merkezîş Medya Bürosu Üyesi Dr. Nesrin Nevaz, şöyle bir yorumda bulunmuştur:

Suriye kamplarının durumu, Ürdün hükümeti ile tüm bu zulümlere suç ortaklığı eden mücavir hükümetler için bir ayıp ve utanç vericidir. Zira tüm dünya, Suriye Müslümanlarının tagut Esad rejiminin kendilerine uyguladığı korkunç zulümden kaçtıklarını ve komşu ülkelere başvurmak zorunda kaldıklarını bilmektedir. Ancak onlar, umut ve rahatlık bulmak yerine sefaletle ve yoksullukla karşılaşmışlar ve kendisinden kaçtıkları katliamlardan daha riskli olan içerisinde ölümü bekledikleri kamplara konulmuşlardır. Yani onlar, yağmurdan kaçarken doluya yakalanmışlardır. Bölge liderleri ise onların ihtiyaçlarını karşılamak için herhangi bir siyasî eğilimde de bulunmamaktadırlar.

Hizb-ut Tahrir şebâbatı olarak bizler, Suriye'deki Müslümanların yaşamlarını koruma yada mültecilerin temel ihtiyaçlarını garantileme sorumluluğunu Müslümanların tüm yöneticilerine yükleriz. Ayrıca bizler, tüm meydana gelenlerin sorumluluğunu da mücrim Esad rejimiyle suç ortaklığı yapan, bu insanlık felaketine izin veren ve hepsinin elleri kana bulaşmış Ürdün, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran'daki Batı ajanı hükümetlere yükleriz. Nitekim onların üzerine şu ayeti kerime intibak etmektedir:

ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلأرْضِ أُولَـۤئِكَ هُمُ ٱلْخَاسِرُونَ "Onlar öyle kimseler ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten hüsrana uğrayanlardır." [Bakara 27]

Hilafet, Müslümanların öldürülmesi ve zulmedilmesine mülteciler meselesi olarak bakmayacak, bilakis sorunu kökünden çözecek olan askerî müdahaleye muhtaç bir mesele olarak bakacaktır. Aynen Emevî Hilafet'i günlerinde olduğu gibi. Zira o vakit, el-Haccac İbn-u Yusuf es-Sakafi, sindh'in saldırısına maruz kalan kadınları ve çocukları savunması için Muhammed İbn-ul Kasım liderliğinde devasa bir ordu göndermiştir. Dolayısıyla tarih, Müslüman olmayan ülkelerin zulmünden kaçan gayrimüslim mültecilerin karşılaştığı insanlık muamelesine tanık olmuştur. Aynen engizisyon mahkemeleri günlerinde Hıristiyan İspanya'dan kaçan ve onlara devletin vatandaşları gibi koruma sağlayan ve gölgesi altında refah ve mutluluk içerisinde yaşadıkları Osmanlı Hilafet Devleti'nden himaye talep eden Yahudiler üzerinde meydana geldiği gibi. Nitekim bu da onları, tekrar asıl vatanlarına geri dönmeyi istememeye sevketmiştir.

İnsan haklarını garantileyip onların kanlarını koruyacak olan sadece kavmiyetçi olmayan İslam Devleti'dir. Ayrıca Müslüman kadınların ve çocukların acılarını ortadan kaldıracak olan da odur. Hizb-ut Tahrir şebâbatı olarak bizler, Suriyeli bacılarımıza ve kardeşlerimize deriz ki; bizler, Müslümanların yöneticilerinin hayatlarını koruma noktasındaki ihmallerini şiddetle kınamaktayız ve bizler, gerek Müslümanlar gerekse diğerleri için koruyucu kalkan olacak bir devleti kurmak için olan bir daveti taşımak yoluyla zalim ve baskıcı ülkeleri ortadan kaldırmak için dünyanın dört bir tarafında çalışmaktayız ki bu da, Hilafet Devleti'dir. Yine bizler bacılarımızı, herkesin gölgesinde adil, güven ve güvenlik içerisinde yaşayacağı Allahuteala'nın hükümleri altında İslamî hayatı yeniden başlatmaya dönük bu celil çalışmaya katılmaya davet ediyoruz.


Devamını oku...

-Basın Açıklaması- "Ölüm Kampları" Cumasında: Şam Ayaklamasından, Yöneticilerini Devirmeleri ve Kendisiyle Korunulup Arkasında Savaşılacak Olan Müslümanların Halifesi'ne Biat Etmeleri İçin Tüm İslam Ümmetine Bir Nida

İşte Şam ayaklanması, tamamının kesilen damarların üzerinde bir araya geldiklerini göstermek için Müslümanların kibirli ölü yöneticilerine yardım için çığlık atmaktadır. Zira onlar, katil Beşar rejimini desteklemekle, neredeyse tamamen çökmesine rağmen onun ayakta kalmasını sürdürmesi için çalışmakla, ayaklanmanın başarılı olması yüzünden iğrenç ajan rejimleri düşük yapmadan önce düşük yapması için ayaklanmayı bir biri ardına sarmalama girişiminde bulunmakla yetinmemişler, bilakis onlar hala önlerinde katil Beşar rejiminin katliam, yıkım ve tecavüz cehenneminden Beşar'dan daha beter olmasının şaşkınlığını yaşayacakları komşu ülkelerdeki ailelerine ve kardeşlerine kaçmaktan başka hiçbir yol bulamayan mustazaf erkekler, kadınlar ve çocuklar üzerinde komplo kurmaktadırlar. Zira bu baskıcı rejimler, insanları aşağılamaktan ve onların insanlıklarına ihanet etmekten başka bir şeye önem vermezler. Dolayısıyla bu rejimler, sanki Müslümanları katletmek, onları abluka altına almak ve onların korunmalarını engellemek için bulunmaktadırlar.

Nitekim ister Ürdün'deki Abdullah Bin Hüseyin olsun ister Irak'taki Maliki olsun ister Lübnan'daki Nasrallah ve müttefikleri olsun ister Türkiye'deki Erdoğan olsun ister Suudi Arabistan'daki ister Katar'daki isterse de diğerlerinde olsun bu rejimler, Allah'a, Resulüne ve Müslümanlara olan düşmanlıklarını kanıtlamışlardır... Dolayısıyla onların bu ümmet ile hiçbir ilgileri olmadıkları gibi etkilerini bu Ruvaybidaların kendi koltuklarının altından alevlenen bir ateş gibi hissettikleri mübarek ayaklanmalarını cezalandırmak için Şam halkını aşağılamayı amaçlamaktadırlar. Yine canlarını ve ırzlarını savunmaları için Şam halkından para ve silahları engellemekle de yetinmemişler, bilakis onlardan suyu, ilacı ve insan için yeterli konutu bile engellemişledir. İslam ümmetinin ayaklanması olan Şam ayaklanmasının içerisinde olarak bizler onlara, sömürgeci kafirin kurup gözettiği güneşi batmaya yüz tutmuş rejimlerinin ve tahtlarının yok olacağını ve artık Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesinin doğmasının zamanının geldiğini müjdeleriz. Zira o, Hilafet'in geri dönüşüyle ilgili hadisin sonunda şöyle buyurmaktadır:

ثمُ تكَون جَبّرِيَةً، فتكَون مَا شاَء الله أَن تَكُونَ، ثمُ يَرفْعُهَا إذِاَ شاَء أَن يَرْفَعَهَا، ثمُ تكَون خلِافةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّة "Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır."

Yine Aleyhi's Salatu ve''s Selam, İslam yayılmasını müjdelediği hadisinde şöyle buyurmuştur:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الدِّينُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَلا يَتْرُكُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بَيْتَ مَدَرٍ وَلا وَبَرٍ إِلا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ، بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ، عِزٌّ يُعِزُّ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِ الإِسْلامَ، أَوْ ذُلٌّ يُذِلُّ بِهِ الْكُفْرَ "Muhakkak ki bu din, (İslam) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah Azze ve Celle ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah'ın bu işte aziz edeceği İslam'dır. Allah'ın bu işte zelil edeceği küfürdür."

Vallahi İslam'ın izzeti, güneşi Şam halkının ve diğer İslam ülkelerinin üzerine doğmaya başlamış olan Hilafet'in geri dönmesine bağlı olduğu gibi küfrün ve tabiilerinin zelil olması da aynı şekilde Hilafet'in geri dönmesine bağlıdır.

Ey Ölü Kamplar Ülkesindeki Sabırlı Müslümanlar!

Göçmen halkımıza işkence üzerine işkence tattıran ve katil Beşar'ın cürümünü tamamlayan bu ajan yöneticiler, katliam ve cürümde Beşar'ın ve rejiminin ortaklarıdırlar.  Dolayısıyla bugün onların ortadan kalkmasının gerekliliği, Beşar ile zümresinin ortadan kalkmasının gerekliliğinden daha az değildir. Bu yüzden yeniden İslamî Hilafet Devleti'nin Râyesi altındaki tek bir devlet içerisinde tek bir ümmet olabilmemiz için bu Ruvaybidaların hep birlikte ortadan kaldırılmaları kaçınılmazdır. İşte Şam'daki kardeşleriniz, sizin önünüze bir yol açmışlardır. Dolayısıyla bu günden sonra sizlerin, Rabbiniz katında hiç bir mazeretiniz olmayacaktır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ"Muhakkak ki müminler kardeştirler." [Hucurat 9]

Ve şöyle buyurmaktadır:

وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ "Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve Rabbiniz de Benim; O halde Benden ittika edin!" [Müminun 52]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

İlan Hizb-ut Tahrir'in, Hazırlığını Tamamlamış Olduğu Kurucu Meclis Önündeki Protesto Gösterisi Düzenlenecektir

Kamuoyu ve bütün destecilerimize; 07 Ocaktan 14 Ocak 2013'a kadar Kurucu Meclis önündeki alana rezervasyon yaptıran dernek ile hizbin şebâbına daha önceden hazırlığını tamamlanmış olduğu protesto gösterisini yapmalarına imkan verilmesi temeli üzerinde bir anlaşmanın olduğunu ve bunu da Bardo bölgesinin başkanına bildirdiklerini ilan ederiz.

Bizler, bu bağlamda iyilikle çaba gösterenlere şükranlarımız sunarız. Zira gerek bizler gerekse onlar, Allah ve Resulüne bağlı kalmak üzere gayret göstermekteyiz. Allah onları hayırla mükafatlandırsın...


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Medya Bürosu Başkanı
Üstad Rıza Bil-Hâc

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER