Salı, 22 Şaban 1447 | 2026/02/10
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Mali İşgali, İslam Dünyasındaki Başka Bir Sömürgecilik Savaşıdır

İngiltere Başbakanı David Cameron, Fransa'nın Mali'deki askerî müdahalesini desteklemek amacıyla C-17 uçaklarının kullanılmamsına izin vermiştir.

Fransa, İngiltere ve Batılı ülkeler, bu askerî müdahaleye gerekçe olarak -bir kez daha- bunun, "terörizme" ve Mali halkını korumaya yönelik bir savaş olduğunu iddia etmişlerdir. Batı kamuoyunun sempatisini kazanmak için de medya organları "İslamî" muhalefetin niteliğine vurgu yapmışlardır.

Hizb-ut Tahrir'in İngiltere Medya Temsilcisi Taci Mustafa, askerî eylem hakkında şöyle bir yorumda bulunmuştur: "Fransa açısından Batı Afrika'daki altın ve uranyum, diğer bütün ülkeler açısından olan Orta Doğu'daki petrol gibi itibar edilmektedir. Zira Fransa'nın elektriğinin üçte ikisi nükleer enerjiden gelmektedir. Dolayısıyla bu da mücavir bir ülke olan Nijer'den önemli oranda uranyum ithalatını gerektirmektedir. Fransa'nın eski sömürgelerinden Batı Afrika, hammaddelere (ki Mali, Afrika'nın üçüncü büyük altın üreticisidir) ve piyasalara erişmek amacıyla Fransa için yaşamsaldır. Bundan dolayı bölgede devasa bir askerî varlık bulundurmaktadır."

"Fransa ve İngiltere gibi sömürgeci ülkeler güçlerini, sivillere yardım etmek amacıyla değil savaş açmak için göndermişlerdir. Zira onların orduları, insanî yardım kuruluşları değillerdir. Ayrıca onlar, "İslamî" olarak damgaladıkları muhalefeti birçok kez bağnaz olarak nitelendirmekten de hiç rahatsız olmamaktadırlar. Çünkü bu ülkeler, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve benzerleriyle olduğu gibi birçok bağnaz rejimlerle sıcak ilişkilere sahiptirler."

"Ayrıca onun, Mali'ye ( yada 2011 yılında Libya'ya) müdahalede bulunması, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve benzerlerindeki başarısızlığı ile çelişmektedir. Zira bu rejimler tarafından insanlık ihlallerine tanık olunmuştur."

"Bu, Batılı sömürgeci bir ülke tarafından başka İslamî bir ülkeye müdahalede bulunmaya dönük yeni bir örnek olup aynen birçok masum insanın canlarına mal olan Afganistan ve Irak'taki kanlı müdahalelere benzemektedir. Dolayısıyla tüm bunlar, "terörizme karşı savaş", "İslamcılık", "aşırıcılık" ve "terörizm" gibi müptezel sloganları kullanarak ekonomik sömürüde bulunmak amacıyla halklara dönük siyasî ve askerî köleliği korumaya yönelik bir girişimdir."

"Amerika ile İngiltere'nin, bölgedeki çıkarlarını koruma yada artırma imkanı bulduklarında insanlık kaybına mal olsa bile Eritre'de meydana gelenleri yakından takip edecekleri noktasında bizim hiçbir şüphemiz yoktur. Dolayısıyla diğer ülkelerin de bu mücavir ülkeler pahasına Afganistan'daki savaşta Pakistan'ın rolüne benzer bir oynaması için Cezayir gibi mücavir ülkeleri kullanma girişimlerine tanık olsak bile hiç şaşırmayacağız."

"Bizler, "insan hakları" ve "terörizme karşı savaş" gibi sihirli kelimeleri tekrarlayıp duran kapitalist ülkeler tarafından yapılan dış müdahaleye karşı çıkmaktayız. Nitekim onlar, Afganistan ve Irak'taki insanların üzerine terörizmi salıverdikleri gibi şimdi de bu listeye Mali'yi eklemektedirler."

"Bugün Hilafet Devleti'nin yokluğunda dünyada acaba kaç küstah, "uygar kapitalist demokrasiye" çağıran küstah ülkeler arasında paylaştırıp dağıtmak için İslam ülkelerine sömürgeci Batı'nın yakıt depoları olarak bakmaktadır?"

"İslam dünyasında hala tekbir liderliğin yokluğundan dolayı Batı, İslam ülkelerindeki sömürgecilik maceralarını sürdürmeyi başarmaktadır. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir, tüm Müslümanları İslam ülkelerindeki ajan yöneticileri devirmeye ve bu devam eden sömürgeci politikalara son verecek olan İslamî Hilafet'i geri getirmeye yönelik çalışmalarını sürdürmeye çağırmaktadır."

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Tunus'tan; İslamî Toplumların Dayanakları ve Hatip İmamları Olan Faziletli Ez-Zeytune Alimlerine Açık Bir Mektup

  • Kategori Tunus
  •   |  

Allahu Subhânehu, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ "Allah'tan ancak alim kulları korkar." [Fatır 28]

Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmaktadır:

العلماء ورثة الأنبياء "Alimler, enbiyaların varislerdirler." [Ebi ed-Derdâ kanalıyla Ebu Davud ve Tirmzî tahriç etmişlerdir]

Ey Saygıdeğer Alimler:

Esselemu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh,

Elhamdulillehi ve's Salatu ve's Selamu Ala Resulullahi ve Ala Âlihi ve Sahbihi ve Men Vellah;

 

Rabbine muhlis olan alimin konumunu ve ilminin faydasını açıklamak için bu ayet-i kerime ve hadisi-i şerif ile başlamak bize sevimli gelmiştir:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." [ez-Zumer 9]

Kurucu Meclis'in 2012 Aralık ayında yayınlamış olduğu anayasa taslağı projesi ile 1959 yılındaki anayasa arasında görülen benzerlikten dolayı Tunus ve onun dışındaki insanlar şaşkına uğramıştır.

Bu taslakta görülen hususların en tehlikeli olanı, İslam'ın devletten ve insanların hayatını tanzim etmekten uzaklaştırılmasıdır. Zira Cumhuriyet sisteminin olduğu küfür sistemini benimsenmiştir. Dolayısıyla egemenlik şeriata değil halka verilmiştir. Dolayısıyla da mesele, onun bir yada iki maddesinin tafsilatlarında ve formülasyonlarında değildir. Bilakis mesele, anayasanın üzerine bina edildiği temelde ve onun fışkırdığı kaynaktadır. Nitekim onun üzerine bina edildiği temel, dini hayattan ayıran bir fikirdir. Onun kaynağına gelince; akıl ve hevanın yasa koyucu olmasıdır.

(Ez-Zeytuna Ülkesi) olan Tunus'taki Müslümanlar, küfrün zulmünden, sömürgeci kapitalizmin despotluğundan ve sömürgecilere hizmet eden ve onların çıkarlarını gözeten laik küçük bir gurubun zalimliğinden kurtulacaklarını ümit etmişlerdi.

Ayrıca özellikle de tagutu kaldırıp atmalarının ve yönetiminin direklerini sarsmalarının ardından bir ümide kapılmışlar, İslamcıların seçilmesiyle işlerinin dizginlerine sahip olacaklarını sanmışlar ve hayatlarının yeniden Rablerinin hükümleriyle tanzim edilerek izzetlerinin ve onurlarının kendilerine geri döneceği ümidine kapılmışlardır.

Ancak açıktır ki (İslamcı çoğunluğa sahip olan) Kurucu Meclis ile ondan çıkan hükümet, sadece kafir Batı'ya, Avrupa'ya ve Amerika'ya yakınlaşmak için çalışmaktadırlar. Zira tercih olarak laikliği ve sistem olarak ta Cumhuriyeti benimsemektedirler. Dolayısıyla İslam'ın emrini hiç önemsemedikleri gibi İslam şeriatının tatbik edilmesini talep etmek için sokaklara dökülen kalabalık Müslümanları da hiç önemsememektedirler.

 

Ey Faziletliler!

Bu (kurucu üyeler), kara sayfalarındaki bu (anayasa taslağı) ile bizlere egemenlik ve liderlik vermedikleri gibi bizleri milletlerin kuyruklarına takmaktalar, düşmanlarımızla birlikte bizim sorunlarımızı tartışmaktalar ve onların hoşnut olmalarını istemektedirler. Nitekim onlarla birlikte zillet ve aşağılanma, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm sömürgeci kuruluşların anayasa kitabına girmelerine kadar ulaşmıştır. Dolayısıyla kafirler için Müslümanlar aleyhine egemenlik, yani bir yol kılmışlardır! Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً "Muhakkak ki Allah, kafirler için müminler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

Yani onlar, aklı anayasanın kaynağı kılarak otoritesi ve hak olması noktasında Allah'a savaş açıyorlar demektedir.

 

Ey Değerli Faziletliler!

Sizler, laiklerin ve komünistlerin Müslüman halkın ayaklanmasını çalmak için yarıştıklarını görmektesiniz. Ayrıca Avrupa ile Amerika'nın onların çabalarını çalmaya dönük hırslarını da.

Şimdi sizlere yönelerek Allah için hak bir duruş sergilemeniz ve onu kesin ve açık bir şekilde ilan etmeniz için sizlere ve imanınıza çağrıda bulunuyoruz:

-Dini devletten ayırmak haram olduğu gibi bu kaideyi anayasanın temeli kılmakta bir cürümdür. Zira egemenlik halka ait olduktan sonra devletin "dininin İslam" olmasının hiçbir manası yoktur! Zira İslam Devleti'nde egemenlik, sadece hiçbir ortağı olmayan Allah'a aittir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ "De ki: Şüphesiz benim salahım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir." [el-Enam 162]

Ve şöyle buyurmaktadır:

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ "Hüküm sadece Allah'a aittir. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır." [Enam 57]

-Laik sivil bir devletin projesini benimsemek haramdır. Çünkü sivil devlet, Batılı bir bakış açısı olup onu almak, onu tatbik etmek ve ona çağrıda bulunmak haram kılınmıştır. Zira o, İslam'a tamamen aykırıdır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

فَادْعُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ "Kafirler kerih görseler de dini yalnız Allah'a has kılarak O'na çağırın." [Mümin 14]

Ve şöyle buyurmaktadır:

كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ "Resul size neyi getirdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan kaçının. Allah'tan ittika edin. Çünkü Allah'ın azabı çetindir." [el-Haşr 7]

-İster Amerika, İngiltere ve Fransa gibi devletler olsunlar ister uzmanlar adı altında bireyler olsunlar isterse de "Freedom House" veya "Birleşmiş Milletleri" gibi yabancı birlikler ve kuruluşlar olsunlar Müslümanlar için anayasa koymada kafirlerin müdahalede bulunmasına izin vermek haramdır.

-Mescitler Allah'ın olup buradan herhangi bir laik anayasayı terk etmeye çağrıda bulunulmalı, müezzininden [لا إله إلاّ الله وأنّ محمّدا رسول الله]'ın olduğu hak sesler yükselmeli ve minberlerinin üzerinden de İslam Devleti'nin altında Allah'ın şeriatının tatbik edilmesi talep edilmelidir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا "Mescitler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (kulluk etmeyin)." [Cin 18]

-Müslümanlar, insanların dışındaki tek bir ümmet olduğu gibi onların yönetimleri bir olup o da; Allah'ın indirdikleriyle olan bir yönetimdir. Onların devletleri de bir olup o da; Hilafet Devleti'dir. Onların anayasaları da bir olup o da; sahih bir içtihat ile Allah'ın kitabından, Resulünün sünnetinden ve bu ikisinden irşat eden sahabenin icması ile kıyastan istinbat edilmektedir. Ayrıca Müslümanların arasını ayırmak ve onları zayıflatmak için sömürgecinin koymuş olduğu yapay sınırlar da ortadan kaldırılmalıdır. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ "Muhakkak ki müminler kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah'tan korkunuz umulur ki size merhamet eder." [Hucurat 9-10]

 

Ey Değerli Faziletliler!

Şimdi ciddi olmanın zamanıdır. Şimdi hakkı haykırmanın zamanıdır. Zira tüm Müslümanlar sizlere güven duyarken sizler ne yapıyorsunuz? Zira onlar, Allah'ın dinine ve kerim Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e nusret vermeniz için sizleri lider olarak seçmişlerdir. O halde İslam şeriatının terk edilmesi ve Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla olan bir yönetime sessiz kalınması noktasında onlara nasıl bir gerekçe göstereceksiniz? Ayrıca kıyamet gününde Rabbinize ne diyeceksiniz? Halbuki onu insanlara açıklamanız ve insanlardan gizlememeniz sizlere farz kılınmıştır. Dahası sizlerin, küfür ve aveneleriyle çatışanların ilki olması gerekmiyor mu?

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, bu laik hükümeti hafife alarak Allah'ın kitabını sırtının arkasına atmada onu bir gerekçe olarak kullanmanızı, Allah'ın indirdikleriyle yönetimin devre dışı bırakılması noktasında onun için bahaneler bulmanızı ve Burgiba'nın ez-Zeytuna 59 anayasası ile savaşarak onu ortadan kaldırıp alimlerini de yerlerinden ettiği gibi Allah ve Resulü ile savaşan anayasanın kabul edilmesiyle ilgili insanlara fetvalar vermenizi sizlere yakıştıramıyoruz.

 

Ey Faziletli Alimler!

Sizin yeriniz ilk saflarda yer almaktır. Dolayısıyla sizlere, sadece bu kara taslağın iptali noktasında bizlere destek vermenizi söylemiyoruz. Bilakis sizlere, İslam'ın ikame edilmesi için onun bir devlet içerisinde tatbik edilmesi amacıyla bizimle birlikte çalışmanızı ve bize katılmanızı söylüyoruz. Zira bizler, Allah'ın nusreti, O'nun yardımı, Hilafet'in fecrinin yeniden doğacağı, Allah'ın izniyle İslam'ın ve Müslümanların izzet bulacağı ve bunun bizlere çok uzak olmadığı noktasında mutmainiz. Çünkü bu, Subhânehu'nun salih kullarına bir vaadi olduğundan Allah'ın izniyle kesin olarak gerçekleşecektir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ "Allah, sizlerden iman edip salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halife kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam'ı) yeryüzünde hakim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaadetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de bundan sonra inkar ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir." [en-Nûr 55]

Yine Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in, içerisinde olduğumuz zorba diktatörlüğün ardından Hilafet'in geri dönmesiyle ilgili müjdesinden dolayı da gerçekleşecektir. İmam Ahmed, Huzeyfe İbn-ul Yeman kanalıyla Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti.

O halde ona tanık olup büyük bir ecri kaçırmanızdan dolayı pişman olanlardan olmak yerine onu bina edenlerden ve onun için çalışanlardan olunuz.

Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

لاَ يَسْتَوِي مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُوْلَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ الَّذِينَ أَنفَقُوا مِن بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلاًّ وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ "Sizden, fetihten önce infak edip savaşanlar (diğerleriyle) eşit olmaz. İşte onlar, sonradan infak edip savaşanlardan derece olarak daha üstündürler. Allah, her birine en güzel olanı vaat etmiştir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." [el-Hadîd 10]

Ve's Selemu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir'in Emiri Celil Alim Ata İbn-u Halil Ebu Er-Raşta'nın [Allah Onu Korusun], Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in Doğduğu, Hicret Ettiği ve İslam'ın ve Müslümanların İzzetlendiği ve Allah'ın İzniyle Çok Yakında Kurulacak Olan Azim İs

 

بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰـــنِ الرَّحِيـــم

Dâr-ul İslam'ın merkezi Şam'daki halkımıza... ve sadık ayaklanmacılara:

Esselamu Aleykum ve Rahmetulahi Veberakatuh,

Elhamdulilleh, ve's Salatu ve's Selamu Ala Resulullahi ve Ala Âlihi ve Sahbihi ve Mev Vellahu ve Ba'd;

وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ "Hakikatte, onlar (peygamberlere karşı) bir takım tuzaklar kurmuşlardı. Halbuki onların tuzaklarından dağlar yerinden oynayıp gitmiş olsa bile Allah katında onlara ait (nice nice) cezalar vardır."[İbrahim 46]

Sömürgeciler, ajanlar ve partilerden olan insanların en şerlileri sizlere karşı bir araya geldikleri gibi... Şam'da İslam'ın hakim olmasını engellemek, dahası insanlar vakıanın değiştiğini zannetsinler diye birtakım yüzleri değiştirmek ve baskıları azaltmakla birlikte laik Cumhuriyet yönetiminin istikrarlı bir şekilde kalmaya devam etmesi için sizlere karşı tuzaklarını ve hilelerini de toplamışlardır! Nitekim sizler bugün, Amerika'nın, müttefiklerinin ve ajanlarının sizlere karşı şu iki taraftan şerlerini topladıklarını görmekte ve işitmektesiniz: Bir taraftan insanlara, ağaçlara ve taşlara kadar uzanan tagut Beşar'ın cürümleri. Diğer taraftan ise İstanbul, Kahire ve Paris'te bir biri ardına yapılan toplantılar. Bu ise çağrıda bulundukları gibi laik demokratik sivil bir Cumhuriyet rejimini idare edecek geçici bir hükümet oluşturmak içindir. Dolayısıyla onlar, Allah'ın dışında helal ve haram kılmaktadırlar.

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُونَ "Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Bu helaldir, şu da haramdır" demeyin. Aksi halde Allah'a karşı yalan iftira etmiş olursunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan iftira edenler asla iflah olmazlar." [en-Nahl 116]

Nitekim öldürmek, katliam yapmak, seyahat edenleri küme bombaları, ölümcül variller ve öldürücü gazlarla bombalamak, sonra vahşî hayvanların bile yapamayacağı işkencelerin her türlüsünü yapmak için şerir planlarını birleştirmişlerdir... Zira tagutlar, tüm bunlardan ayaklanmacılara İslam'ın hayattan uzaklaştırılmasını ve Müslümanların kanlarını emen ve hala da emmeye devam eden katillerle müzakere yapılmasını kabul ettirmeyi ümit etmektedirler! Sonra da gururlu Şam'daki Amerikan nüfuzu devam etsin ve laik Cumhuriyetin temel rejiminin bünyesi değişmesin... Ancak bu şerliler, İslam'ın Dâr-ul İslam'ın merkezi Şam'a kök saldığını, birtakım sızmalar olsa bile hiçbir pisliği kabul etmeyeceğini ve bu pisliğin Allah'ın izniyle aşağılanmış ve kovulmuş bir şekilde ortadan kalkacağını unuttukları gibi hakkın da batılı ayaklar altına alacağını ve zaten batılın da yok olup gideceğini de fark etmemektedirler.

بَلْ نَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَى ٱلْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ ٱلْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ "Bilakis biz, hakkı batılın tepesine bindiririz de o, batılın işini bitirir. Bir de bakarsınız ki, batıl yok olup gitmiştir." [Enbiya 18]

Ey Dâr-ul İslam Merkezi Şam'daki Halkımız ve Ey Sadık Ayaklanmacılar!

Onların tuzak ve pusu kurdukları şeyler, Amerika ile müttefiklerinin formüle ettiği ve ajanları ile tabiilerinin de uygulandıkları habis planlardır ki bunlar şunlardır: İnsanlara dışarıdaki Koalisyon ve Konsey'in elleriyle kurdukları tuzakları kabul ettirmek için içeride öldürmek ve katliam yapmak... Hakeza Beşar'ın katliam ve yıkım gibi yaptığı cürüm zehri ile rolünün sona ermesinden ve onun yolun bir kenarına fırlatılmasının ardından kendisini tagutun tahtına yükseltmesi için Amerika'ya yalvarıp duran Koalisyonun anlattığı cilalı söz zehrinin arasına uygulama araçlarını dağıtmak... Tagutun rolünün sona erdiğini göz ardı ettiği bir sırada Koalisyon, bu şekilde olacağını sanmaktadır. Halbuki onu inşa eden Amerika, daha önce rolleri sona eren ajanlarına yaptığı gibi Koalisyonun Beşar'ın yerine geçeni olgunlaştırmasının ardından onu yok edecektir. Zira Amerika, ümmet ayağa kalkmadan ve ülkeyi tabilerin ve bağımlıların pisliklerinden temizlemeden önce bir ajanı Şam'daki nüfuzunun ömrünü uzatacak başka bir ajanla değiştirmeyi ümit etmektedir... Halbuki tagutun zerre kadar aklı olmuş olsaydı insanların ayaklanmasının ilk aylarındaki mevcut koşullardan yararlanarak, bir kenara atılmak yada Allah'ın, Resulünün ve müminlerin lanet ettiği mücrim ve hain bir şekilde gebermek yerine bedeni ve birazcık onuruyla kaçıp giderdi.

إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى "Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar!" [Taha 74]

Kurdukları tuzağın ve kumpasın arkasından Şam'ı ve Şam halkını aldatmayı beklemektedirler. Zira özü laiklik olan aldatıcı görünümlü ve kılıfı güzel bir şekilde dekore edilmiş Koalisyon'un icat ettiği hükümeti kabul etmişlerdir! Çünkü onlar, Şam'ın ve Şam halkının, mücrimlerin akıttıkları zeki kanları ve sadık ayaklanmacıların gösterdikleri azim fedakarlıkları unuttuklarını zannetmektedirler... Ancak onların zanları, Allah'ın izniyle onları helak edecek ve gözü kulağı olan herkes onların tamamının yok olacağını ve tuzaklarının da boşa çıkacağını göreceklerdir.

وَمَا كَـيْدُ ٱلْكَافِرِينَ إِلاَّ فِى ضَلاَلٍ "Ama kafirlerin tuzağı elbette boşa çıkar." [Mümin 25]

Sonra onlar, Şam'da Rablerine iman eden, hidayetlerini artıran ve kendileri için resulullahta en güzel örnek olan güçlü ve kuvvetli adamların olduğunu ya unutmaktalar yada unutmuş gibi görünmektedirler. Zira bu adamlar, haksızlığa karşı uyumayacakları gibi zulme karşı da sessiz kalmayacaklar ve gerek bu kanları gerek bu çabaları gerek yaşlıların ve çocukların çığlıklarını gerekse özgürlerin, yetimlerin ve dulların çağrılarını asla unutmayacaklardır... Ayrıca tagutun cürümleri onların güçlerine güç katacağı gibi Koalisyon'un yüzünü ne kadar makyajlarlarsa makyajlasınlar sömürgeci kafir Amerika ile Batı'nın cürümleri onların zihinlerinden asla silinmeyecektir. Bilakis tüm bunlar, onların azimlerine azim katacaktır.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ "İnsanlar onlara: İnsanlar size karşı toplandılar, artık onlardan korkun dedikleri halde bu onların imanları artırdı ve Allah bize yeter, O ne güzel vekildir dediler." [Âli İmran 173]

Ey Dâr-ul İslam Merkezi Şam'daki Halkımız ve Ey Sadık Ayaklanmacılar!

Tagut ve zebanileri, geri dönüşü olmayan umutsuz bir noktaya ulaşmışlardır. Dolayısıyla onun zulmünü artırması ölümünü yakınlaştırmakta olup onunla birlikte savaşan zebanileri de basiretini kaybedenlerin dışında günden güne ondan ayrılmaktadırlar. Hatta onu destekleyen Amerika'nın ön hattı olan Rusya bile bir ajan başka bir ajanla değişinceye kadar Amerika ile anlaşmıştır. Sonra işte Rusya, tagutun otoritesinin çökeceğine kanaat getirmesinden dolayı ülkeden ayrılmak isteyen vatandaşlarını tahliye etmeye başlamıştır. Ardından da tagut, dünya ve ahiretin zilletine bürünmüş bir şekilde köhne bir yerde yok olup gidecektir... Ama siz ey sadık ayaklanmacılar; hakkın ve hayrın olduğu şey üzerinde sebat gösteriniz ve eninde sonunda Allah'ın nusretinin geleceğinden emin olunuz. Vallahi Subhânehu, nusretini sadece Resullerine değil bilakis aynı şekilde iman edenlere de verecektir.

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ ءَامَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ "Şüphesiz biz, resullerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde elbette yardım edeceğiz." [Mümin 51]

O halde hakka, hak ehline, Allah'a, Resulüne, müminlere, Hilafet'e ve Hilafet için çalışanlara tüm gücünüzle nusret vermenizin yanı sıra Hilafet'i kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeye de karar veriniz. İşte o zaman el-Bâri sizleri unutmayacağı gibi akıtılan zeki kanlar, hakarete uğrayan Şam özgürleri, dul bırakılan kadınlar, yetim bırakılan çocuklar, diz çöktürülen yaşlılar ve hatta otlayan hayvanlar bile... işte bunların hepsi sizleri hayırla hatırlayacaklardır... Dolayısıyla bu kanlar ve çabalar da heba olmayacağı gibi boşa da gitmeyecektir...

Bunun da ötesinde Allah'ın dinine, davetini taşıyanlara ve Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Hilafet'e nusret vermenizden dolayı Allah'ın melekleri sizlere gıpta edeceklerdir... Ayrıca dünyanın en izzetlileri olacağınız gibi ahirette de Allah'ın yarattıklarının en hayırlısı olan Salavatullahi ve Selamuhu Aleyh, onun sahabesi [Rıdvanullahi Aleyhim] ve O'nun dininin kurtuluşa ermiş sadık ensarlarıyla birlikte olacaksınız...    yani Allah'ın ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in ensarları olan İbn-u Zürare, İbn-u Hudayr ve Sa'd İbn-u Muaz ile birlikte olacaksınız. Özellikle de azim olan ay, yani Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in doğduğu, Salavatullahi ve Selamuhu Aleyh'e bisetin verildiği, Medine'ye hicret ettiği, azim İslam Devleti'nin ikamet edildiği, aynı şekilde Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in refik-ul âlaya intikal ettiği ve Nübüvvet Minhacı Üzere İlk Raşidi Hilafet döneminin başlangıcının olduğu bir ay olan Rabi-ul Evvel ayı, sizleri gölgelendirecektir... Sonra bunu, ısırıcı meliklerin Hilafet'i takip etmiş ve Hilafet'in ardından da içerisinde olduğumuz "zorba diktatörlük" olmuş ve ardından da Nübüvvet Minhacı Üzere İkinci Raşidi Hilafet geri dönecektir. Hakeza Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], hem İmam Ahmed'in Huzeyfe İbn-ul Yeman'dan Müsnedi'nde hem de et-Tayâlisî Müsnedi'nde rivayet ettikleri sahih hadisinde bize açıklamıştır. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Allah'ın olmasını dilediği kadar aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde Allah onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti.

Haydi o zaman Allah'ın dinine nusret verin, haydi o zaman Hilafet için çalışanlara nusret verin ve haydi o zaman Hizb-ut Tahrir'e nusret verin ki ensarın [Rıdvanullahi Aleyhim] sireti  geri dönsün de İslam ve ehlini izzetli kılsın ve küfür ve ehlini de zelil kılsın.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Fransa, Mali'de Olduğu Gibi Suriye'de de İslam ve Müslümanlarla Savaşmaktadır

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius 20.01.2013 Pazar günü, 28.01.2013'de Paris'te Ulusal Koalisyonu destekleyen ülkelerin temsilcilerinin katılımıyla Suriye Muhalefeti için bir toplantı olacağını açıklamıştır. Bu ise güçlerinin, Mali devletine saldırdığı ve terörizmle savaş bahanesiyle orada İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşa girdiği bir sırada açıklanmıştır. Bunu, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande oradaki Müslümanlara karşı işlediği cürümlerini ifade eden şu sözleriyle açıklamıştır: "Fransa'nın Mali'deki askerî müdahalesi, bölgedeki terörizm ortadan kalkıncaya kadar gerektiği şekilde devam edecektir." Ayrıca şu şekildeki sözleriyle de ikiyüzlülüğünü ifade etmiştir: "Paris, topraklara egemen olmaya veya nüfuzunu artırmaya veya ticarî ve ekonomik çıkarlarını aramaya çalışmamaktadır. Zira bu kez geride kalmıştır. Ancak o bunun aksine dünyanın en fakirleri arasında kabul edilen ve aylardır, hatta yıllardır tehlikeli bir hal alan terörizmin kurbanı olan dost ülkeye yardım için gelmektedir." Hakeza Hollande, İslam ülkelerinin önemli bir parçası olan ve Afrika'daki felakete uğramış kardeşleri gibi zenginlik denizinde yüzen Mali'deki egemenliğini geri elde etmek amacıyla yalancı terörizm gerekçesi dışında İslam'ı ve Müslümanları kerih gören ırkçı sömürgeci Fransa politikasını gizleyecek bir şey bulamamıştır.

Şimdi karaya oturmuş olan Suriye Muhalefeti'ne şu soruyu yöneltiriz: Bu muhalefet, İslam'ı ve yıpranmış Batılı hadaratı ile rekabet edebilecek ve onu ortadan kaldırabilecek küresel bir hadarat projesi olan İslam'ı taşıyan muhlis Müslümanları kerih gören Fransa ile diğer kurnaz sömürgeci Batı ülkelerinin yardımını nasıl kabul edecek acaba?!? Ayrıca Fransa'nın Suriye'de cereyan edenlere karşı çeşitli politikası yok mu? Yada bu politika, İslam'ı kerih görmeye, onu yönetimden uzaklaştırmaya ve Müslümanların servetlerini yağmalamaya dayalı olan aynı politika değil mi?! Sizler Müslümanlar değil misiniz? Her bir yerdeki Müslüman kardeşlerinizin kanları sizin için ne anlama gelmektedir? Bir de onlardan sıkıntılarınıza destek vermelerini mi talep ediyorsunuz?! Rusya, Amerika ve diğer kafir Batı'nın sizlere içirmiş olduğu aynı bardaktan Mali'deki kardeşlerinizin de mi içmesini kabul edeceksiniz? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Halbuki Şam topraklarında Rusya'nın silahı ile akıtılan Müslümanın kanı ile Afrika topraklarında Fransa'nın silahı ile akıtılan Müslümanın kanı arasında hiçbir fark yoktur. Yoksa siz, tüm İslam ümmetinin Resulü'nün şöyle buyurduğunu işitmediniz mi:

المُسْلِمُونَ تَتَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ وَيَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُم "Müslümanlar kanlarında birbirlerine denktirler, en alttakiler verdiği emana bağlı kalırlar ve onlar kendileri dışındakilere (düşmanlarına) karşı tek yumrukturlar."

Hizb-ut Tahrir olarak bizler; onlara İslamî eğilimden dolayı uykuları kaçar hale gelen Batı'nın, konseylerini ve koalisyonlarını Müslüman Suriye halkını kurtarmak için değil kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için türettiğini, sömürgeci politikasını dayatmada ve İslam'a ve muhlis Müslümanlara darbe indirmede kendi elindeki bir araç olmaları için vicdanlarını satın almadıkça Batı'nın onlara asla para ve silah sağlamayacağını ve Batı'nın onlardan, kasap Beşar'a alternatif ajan bir yönetici üretecek proje olmalarını istediğini hatırlatalım ve onlara, ümmetlerinin yanında yer almalarını ve sadece İslam ile Müslümanların düşmanlarına hizmet etmek için inşa edilen ve düzenlenen bu şüpheli konseyleri, koalisyonları ve konferansları terk etmelerini nasihat edelim diye tek tek muhalefete sesleniyoruz...

Ey Gururlu Şam Ayaklanmasındaki Müslümanlar!

Hollande ve Fabius'un çağrısına icabet etmek, Allah'a, Resulüne ve müminlere bir hıyanettir. Ayrıca otelden otele ve seferden sefere koşturup duran, ücreti ödenmiş lüks konaklarda ikamet eden, sizin iradenizden uzak ve her gün binlerce kez İslam'ın ve Müslümanların açık bir düşmanı olduğunu kanıtlayan Batı ülkelerine yakın bir şekilde oluşturulan Dış Muhalefet... Evet, bu muhalefette sizin için hiçbir şey yoktur. Zira o, kendisine hayat verene davet ettiklerinde Allah ve Resulüne icabet etmemesinin yanı sıra ülkenizde, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın emrine uyarak Allah'ın indirdikleriyle hükmedecek bir projeyi değil Batı projesini taşımaktadır:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِما أَنْزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْواءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّما يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيراً مِنَ النَّاسِ لَفاسِقُونَ، أَفَحُكْمَ الْجاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet ve onların arzularına uyma! Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah bununla ancak, günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. Muhakkak ki insanların birçoğu da zaten fasıklardır. Yoksa onlar hala cahiliyye yönetimini mi istiyorlar? Oysa akleden bir toplum için hükmü (yönetimi) Allah'tan daha güzel olan kim vardır?" [Maide 49 50]


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Dün 117, Bugün 119 Yıl Ceza... Yarın Daha Fazlasını da Verseniz İslam'dan Asla Vazgeçmeyeceğiz

26 Temmuz 2009'da Hilafet'in kaldırılmasının Hicri yıldönümü münasebetiyle İstanbul'da gerçekleştirilecek Hilafet Konferansı, İstanbul Valiliği tarafından engellenmiş, ardından bu konferans bahane edilerek 23 ilde operasyonlar yapılmış ve Hizb-ut Tahrir'den 200 kişi gözaltına alınmıştı. Bu operasyonlar silsilesinin İstanbul ayağıyla alakalı olarak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 24.01.2013 tarihinde görülen karar duruşmasında 19 kişiye toplam 119 yıl ceza verilmiştir.

Hatırlanacağı gibi, geçen sene İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 2005 yılında İstanbul Fatih Camii önünde yapılan basın açıklaması nedeniyle 49 kişi için tam 117 yıl ceza vermişti. Şimdi aradan tam bir yıl geçtikten sonra, bu kez İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 19 kişiye 119 yıl gibi daha ağır bir ceza vermiş, böylelikle Türkiye Cumhuriyeti karanlık tarihine bir cürüm daha eklemiştir. İşte bu, Laik Türkiye devletinin Müslümanlara ve Hizb-ut Tahrir'e karşı mücadelesinde hem fikren, hem siyaseten, hem de hukuken iflas ettiğinin apaçık göstergesidir.

Fikri ve siyasi bir çalışma yapan Hizb-ut Tahrir, Müslümanların maslahatlarını gözettiği için, yöneticilerin yanlış politikalarını sorgulayıp eleştirdiği için, onları Allah'ın indirdikleriyle yönetime davet ettiği için, sömürgeci kafirlerin Müslümanlar aleyhindeki planlarını ve entrikalarını deşifre ettiği için böyle bir muameleye maruz kalmaktadır. Sömürgeci kafirleri ve askeri varlıklarını Müslümanların topraklarından kovmak, İslam Ümmeti'ni önceki izzet ve itibarına kavuşturmak ve İslam davetini tüm dünyaya taşımak üzere Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmaya çalıştığı için bu zalimlerin uykularını kaçırmaktadır. Diğer taraftan bu tutum, Müslümanların içinde bulunduğu bu gayri-İslami ve zulüm dolu durumların değişmesini kesinlikle istemedikleri anlamına gelmektedir. O nedenle bütün bunları normal karşılıyoruz. Anormal olan ise bunun kendi beşeri hukuklarında bile yerinin olmamasıdır. Terörle mücadele kanununda "cebir ve şiddet" ön şart kabul edilmesine rağmen şiddet içeren hiçbir eylemi bulunmayan Hizb-ut Tahrir'e böyle ağır cezalar verilmesi nasıl izah edilebilir?

Hiç kuşkusuz Hizb-ut Tahrir, fikri ve siyasi çalışma yapan ideolojik İslami bir partidir. Kurulduğu günden bu güne hiçbir cebir ve şiddete bulaşmamıştır. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir'i terör kapsamında değerlendirmek artniyetli bir yaklaşım ve zorlama bir yorumdan ibarettir. Bütün dünyanın bildiği gibi, bu cezaları verenler de gayet iyi bilmektedir ki değil 119 yıl, 1000 yıl bile ceza verilse, ne Allah'ın dininin hakim olması ve Raşidi Hilafet'in kurulması engellenebilir, ne de Hizb-ut Tahrir'in samimi ve azimli Müslümanlardan oluşan gençleri yıldırılabilir.

إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ "Muhakkak ki mü'min erkeklere ve mü'mine kadınlara eziyet edip sonra tövbe de etmeyenlere, cehennem azâbı ve (orada da) yanma cezası vardır." [Burûc 10]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Türkiye'deki Suriyeli Mültecilerin Kampında Çıkan Yangında Ölen Hamile Bir Kadın İle Çocukları Zalim Ulusalcı Erdoğan Rejiminin Kurbanlarıdır

15 Ocak 2013 Salı günü, Türkiye'nin Güney Doğusu'nda hamile bir kadın ile üç çocuğunun ölümüyle sonuçlanan Suriyeli mültecilerin kampındaki çadırların birinde yangın çıktığı açıklanmıştır.  Nitekim Türkiye yetkilileri, olayın elektrikli sobanın kontak yapmasının neden olduğunu söylemişlerdir. Bu olay, Türkiye'nin Şanlıurfa bölgesinde Suriyeli mültecilerin kaldığı Telhamut kampında yaşayan bir ailenin çadırında meydana gelmiştir. Nitekim aynı şekilde Aralık ayında da aynı kampta başka dört çocuk daha vefat ettiği gibi aynı nedenden dolayı Türkiye'nin Hatay ilinin Yayladağı bölgesindeki çadırda da iki kişi daha vefat etmişti. Dolayısıyla bu Türkiye çadırlarında kalan mültecilerin durumları, trajik ve korkutucu olarak nitelendirilmektedir. Zira onlar, gıda, temiz su ve tıbbî hizmetlerin eksikliğinin acısını çekmelerinin yanı sıra yaz sıcağına ve sert kış soğuğuna karşı korunaksız olan zayıf çadırlarda ikamet etmektedirler. Nitekim Birleşmiş Milletler, Suriyeli mültecilerin dörtte üçünün kadın ve çocuklar olduğunu ve onların kiralık evlere çıkmaya çalıştıklarını ancak kira fiyatlarının iki yada üç kat artırılmasıyla karşı karşıya kaldıklarını söylemiştir.

Hizb-ut Tahrir / Merkezî Medya Bürosu Üyesi Dr. Nesrin Nevaz, bu konu hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur:

"Laik Türkiye hükümeti tarafından Suriyeli Müslümanların gözetilmesine yönelik tam ihmal, cürümsel bir eylemdir. Ayrıca Türkiye'deki çadırların koşulları, bu mültecileri ağırlama ve gözetme düzeyinde olmadığı gibi Türkiye'nin dünyanın en büyük askerî güçlerinden birine sahip olmasına rağmen kasap Beşar Esad'ın zulmüne karşı Suriyeli kardeşlerinin kanlarını durdurmaya dönük en ufak bir çaba göstermemeleri, dahası zavallı bir şekilde sınırlarına iltica eden Suriyeli kadınlar ile çocukların tehlikeli ve tahammül edilemez atmosferlerle karşılaşmaları da cabası. Dolayısıyla bu, Suriyeli kardeşlerini ve bacılarını ağırlamak için evlerini açan ve hiç tereddüt etmeksizin onlara yemek ve güvenlik sağlayan Türkiye ile komşu ülkelerdeki Müslümanların cömertliğine ve iradesine terstir. Zira bu, İslamî ümmetin asil değerleriyle kritik zamanlarda bile Müslümanları yüzüstü bırakan fasit kavmiyetçi laik kapitalist rejimlerin inançları arasındaki farklılığı yansıtmaktadır."

"Erdoğan'ın, Suriyeli mustazaf kadınlara ve çocuklara yeterli yardımı yapmaması, devletin fonlarının yıpranacağından korkulduğu gerekçesiyle muhtaçlara ve acı çekenlere yardım edilip gözetilmesi pahasına ulusalcı ekonomik çıkarları korumaya hırs gösteren fasit Atatürkçü laik rejimin tatbik edilmesinin meyvesidir. Nitekim acınacak durumdakilere yardım etmenin kıymetini İslam ümmetinden uzaklaştıran ve Suriyeli mültecilere karşı ırkçılık eğilimleri doğuran bu yıkıcı ideoloji olduğu gibi zulmetmek ve ırkçı ayrımcılık yapmak için Almanya ve diğer Batılı ülkelerdeki Türkler ile Müslüman mültecilerin maruz kaldıkları şeyin arkasında yatan da aynı nedendir. Müminler arasında İslam akidesi birliğine mebni olan kardeşliği değiştiren Erdoğan hükümeti ile diğer İslam ülkelerindeki hükümetlerin benimsedikleri işte bu ulusalcı bakış açısıdır. Ayrıca zalimlerin otoritelerinin hayatta kalmasına yol açan ve mübarek Şam topraklarında günlük olarak kanların aktığı ve namusların çiğnendiği bir sırada kışlalarından tek askeri bile harekete geçirtmeyen de  bu bakış açısıdır."

"Buna karşılık on dokuzuncu asırda (Hilafet'in olduğu) İslamî Sistemi tatbik eden Türkiye'deki Osmanlı Halifesi, şiddetli kıtlığın acısını çeken İrlanda sakinlerine hiçbir sınır yada şart olmaksızın gıda dolu üç büyük gemi göndermiştir. Dolayısıyla bu, insanlar arasında ırk yada cinsiyet temelinde bir ayrım yapmayan ve dürüst bir şekilde insanlığın maslahatlarını gözeten Hilafet Devleti'nin cömertliğini ve zenginliğini yansıtmaktadır. Dolayısıyla da Suriyeli kadınlar ile çocukların, dahası tüm İslam dünyasının, işlerini, ümmetini güden, koruyan ve hizmet eden ve ülkenin servetlerini İslam'ın farz kıldığı şekilde tüm tebaasının ihtiyaçlarını karşılamak için kullanacak olan bir yöneticinin idare ettiği bir sisteme korkunç ihtiyacı vardır. Ayrıca o, kavmiyetçiliğe dayalı olmayan, bilakis İslam'a dayalı olan bir devlet olduğu gibi ülkeleri ve orduları birleştirecek, ümmetin kadınlarını tagutlardan kurtaracak ve kadınlar için ancak Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın hükümlerinin tatbik edilmesiyle erişilebilecek olan onurlu, güvenli ve müreffeh bir hayat tesis edecek olan bir devlettir."


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Suriye'deki Kadınlara Tecavüz Edilmesi, Kirli Savaşın Aracı ve Sistematik Aşağılanmanın Vesilesidir

Uluslar arası Kurtarma Komitesi 14 Ocak 2013 günü, tecavüzün Suriye'deki savaşın bir aracı olarak kullanıldığını, ailelerin Suriye'den dikkat çekici bir şekilde büyük bir insanlık felaketine tanık olunan civar ülkelere firar etmelerinin arkasındaki ana nedenin bu olduğunu ortaya çıkarmış ve uluslar arası yardım düzeylerinin yeterli olmadığını nitelendirmiştir. Ayrıca tecavüz raporları, "Suriye'deki iç savaşın hissedilir ve rahatsız edici özelliğini" nitelendirmiş ve kendileriyle röportaj yapılan kadınlar da, saldırılara adam kaçırma, tecavüz, işkence ve ölümlerin de dahil olduğunu ve alenen, evlerinde ve bazılarının da ailelerinin önünde toplu tecavüze maruz kaldıklarını açıklamışlardır.

Öldürme, yerinden edilme ve din, ahlak ve insanlık gözetilmeksizin mescitlerin ve evlerin insanların başlarına yıkılması gibi Suriye'deki felaket durum, hiçbir kimseye gizli olmadığı gibi Şam'ın el-Mudamiyye semtindeki baskında öldürülen 8 çocuk ve 5 kadın da asla bu cürümlerin sonuncusu olmayacaktır. Bu tecavüz cürümleri; kendilerini dört on yıl boyunca en kötü işkenceyle zehirlediği gibi onları kafir laik rejimin demir yumrukla yönettiği kafir Baasçı Beşar rejimini hep birlikte reddettiklerini ilan etmelerinin yanı sıra "Bu Allah İçindir, Bu Allah İçindir" yankılarıyla kafir Baasçı Beşar rejiminin düşmesini ve İslamî Hilafet Sistemi'ni kurulmasını talep ettiklerini ilan etmek amacıyla erkeklerle birlikte yan yana sokaklara çıkan Suriye'deki bacılarımıza yönelik cürümler silsilesini tamamlamak için gerçekleştirilmektedir. Bundan dolayı mücrim Beşar şebbihalarına, Suriye'deki halkımızı korkutmak ve gökyüzü ile yeryüzünün sakinlerinin razı olacağı Allah'ın yönetiminin kurulmasıyla ilgili kararlarından vazgeçirmek amacıyla bu sistematik cürümleri gerçekleştirmelerini emretmekte ve emretmeye de devam etmektedir.

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلاَّ أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ "Onlardan sırf Azîz-ul Hamîd olan Allah'a iman etmelerinden dolayı intikam aldılar." [el-Burûc 8]

Belki de bu, civar ülkelere binlerce göç edenleri ve kamplarda acılarını ve trajedilerini artıran insanlık dışı ve aşağılayıcı en düşük yaşam standartlarındaki koşullarda yaşayanları tefsir etmektedir ki onlar, bu tagutların saldırılarına maruz kalmaya devam ettikleri zulümlerinden dolayı bunu tercih etmişlerdir. Nitekim bu gibi iğrenç cürümlerle, Müslüman kadınların aşağılanması ve kasap Beşar'ı ortadan kaldırmak için çalışan Suriye'deki muhlis evlatların iradesinin kırılması amaçlanmaktadır.

Ey Müslümanlar!

Onların öldürdükleri ve yetim bıraktıkları sizin de evlatlarınızdır ve evlatlarını kaybetmekten dolayı yürek acısı çekenler sizin de babalarınız olduğu gibi dul bırakılan, çocuklarını kaybeden ve tecavüze uğrayan kadınlar sizin de analarınız ve bacılarınızdır. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ "Muhakkak ki müminler kardeştirler. " [Hucurat 9]

O halde Rabbiniz [Subhânehu ve Te'âla]'nın çağrısına karşı sizler neredesiniz? Onlara nusret verilmesine ve savunulmasına karşı sizler neredesiniz? Şayet onları terk eder ve onlara nusret vermekten geri durursanız Allah'ın sizleri hesaba çekeceğini bilmiyor musunuz? Aynı şekil de Suriye'deki kardeşlerinize nusret vermenin, sadece hamd ile olsa bile dua etmekle ve nefsi ve dini için kaçarak hicret edenleri barındırmakla olmayacağını -ki bu vacip olsa bile- bilakis yöneticilerinizin karşısında durmakla, kardeşlerinize ihanet etmelerinden, dahası mücrim Beşar rejimi ile birlikte onlara karşı komplo kurmalarından dolayı onları muhasebe etmekle ve kışlalarında oturup duran ordu içerisindeki evlatlarınızın, gururlu Şam'daki kardeşlerinize nusret vermek için harekete geçmeleri amacıyla kararlı ve azimli bir şekilde seferber olmalarını talep etmenizle olacağını bilmiyor musunuz?

Ey Ordular ve Ey Subaylar!

Mutasım, yüzüne tokat atılan bir kadına nusret vermek için devasa bir ordu seferber etmiştir. Peki o halde evlatlarını kaybeden binlerce analar sizleri harekete geçirmeyecek mi? Yetim bırakılan binlerce kız çocuğu sizleri harekete geçirmeyecek mi? Dul bırakılan binlerce kadın sizleri harekete geçirmeyecek mi? Tecavüze uğrayan ve sahip oldukları en sevimli şeyleri çalınan bacılarınıza karşı damarlarınızdaki kan kaynamıyor mu? Tüm bunlar, sizin içinizdeki Mutasım'ın Şövalyelerini harekete geçirmeyecekse peki ne zaman harekete geçirecek Allah aşkına! Nitekim Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

مَا مِنِ امْرِئٍ يَخْذُلُ مُسْلِمًا فِي مَوْطِنٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ إِلا خَذَلَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ، وَمَا مِنْ أَحَدٍ يَنْصُرُ مُسْلِمًا فِي مَوْطِنٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ وَيُنْتَهَكُ فِيهِ مِنْ حُرْمَتِهِ إِلا نَصَرَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَه "Onurunun aşağılandığı bir yerdeki bir Müslümanı yüz üstü bırakan hiçbir kimse yoktur ki Allah Azze ve Celle de o kimseyi, nusret vermekten hoşlandığı bir yerde yüz üstü bırakmış olmasın. Onurunun aşağılandığı ve mukaddesatının çiğnendiği bir yerdeki bir Müslümana yardım eden hiçbir kimse yoktur ki Allah'ta o kimseye, nusret vermekten hoşlandığı bir yerde nusret vermiş olmasın"

O halde ajan yöneticilere boyun bükmeye ve teslim olmaya devam mı edeceksiniz? Yöneticilerinizin giydirmiş olduğu zillet ve aşağılık elbisesinde kalmaya devam mı edeceksiniz yoksa Resulünüz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in çağrısına icabet ederek sizlere yardım için ağlayan ve lisan-ı halleri ey Mutasım ve ey ordular nerdesiniz diyen Şam'daki analarınızın ve bacılarınızın ırzlarını savunmak için içinizdeki Mutasım'ın şövalyeleri harekete mi geçeceklerdir.

إِلاَّ تَنفِرُواْ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلاَ تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "Eğer (savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir ve siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir." [et-Tevbe 39]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER