Perşembe, 02 Ramazan 1447 | 2026/02/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Ürdün Rejimi, Suriye Rejimini Taklit Etmektedir!

 

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَاجِدَ اللّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُوْلَـئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَا إِلاَّ خَآئِفِينَ لهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ "Allah'ın mescitlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik ve ahirette de büyük bir azap vardır." [el-Bakara 114]

 

Rejimin yakıt ve konut gaz fiyatlarını yükseltmesine karşılık Ürdün'ün çeşitli bölgelerinde halk protestoları devam etmektedir. Nitekim insanlar, kendiliğinden rejimin iflas ettiğini ve onda hiçbir ümidin olmadığını fark ettiklerini ifade etmektedirler. Oysa bazı insanlar, Ürdün rejiminin akranları Tunus, Mısır, Yemen ve Libya tagutlarının akıbetinden ibret alabileceğini zannetmekteydiler. Ancak meydana gelen olaylar ve rejimin barışçıl protestoları bastırmak için uygulamış olduğu hususlar, rejimin açık bir şekilde adım adım tagut akranlarının yolunu taklit ettiğini göstermektedir. Zira işte o, insanlara baskı uygulamakta, onları darp etmekte ve protestoculara karşı koymaları, onları darp etmeleri, korkutmaları, kamu mallarını tahrip etmeleri, özellikle de insanların kalplerine korku salmaları için baltacılarını kışkırtmaktadır. Nitekim Kamu Güvenlik Müdürü'nün ifadesine göre geleceğe şu şekilde bakmaktadırlar: "Bazı kardeşlerin, Zaatari Kampına tur yapmak için gitmelerini, bir takım hususları terk ettiğimizi görmelerini ve bunları terk ettiğimizde Allah korusun nerede olacağına bakmalarını istiyorum."

Bu sistematik güvenlik politikası, bazı Cuma namazı sonrasında mescitlerde ortaya çıkmıştır. Zira emniyetin gözetimindeki baltacı bir gurup, mescitlerde hizbin cereyan eden olaylar hakkındaki beyanını okuma girişiminde bulunmalarının akabinde birçok Hizb-ut Tahrir şebâbına saldırmak yoluyla mescitlerin kutsallığını çiğneme cesaretinde bulunmuştur. Nitekim bu zorbalığı, eski Bakan Muhammed Zuveyb uygulamış, bu hususta onu emniyet birimlerinin baltacıları desteklemiş ve şebâbtan birinin beyanı okumasını engellemiştir. Ayrıca Üstad Ahmed Zeki, şiddetli darba maruz kalmış ve ardından beyanı okuduğu sırada da tutuklanmıştır. Yine Üstad Mustafa Farac, darba maruz kalmış ve burnu kırılmıştır. Ayrıca namaz kılanlardan bu baltacılara karşı koyma girişiminde bulunanlardan birçoğu da darba ve tehdide maruz kalmışlardır. Hatta bazı baltacıların cürümü, kutsallara ve İslam'a küfretmeye kadar varmasının yanı sıra Cuma günü mescitte iğrenç ve çirkin telaffuzlarda bulunmaya kadar varmıştır. Dolayısıyla buda onların, namaz kılanlardan olmadığını ancak onların, mücrim Beşar gibi tagutları taklit eden rejimin seferber ettiği paralı baltacılar olduğunu göstermektedir.

Ey Ürdün'deki Müslümanlar!

Bu rejim, etrafında alması gereken birçok ibretler olmasına rağmen ne korkmakta nede doğru yolu bulmaktadır. Zira akıbetine, akıbetinin geleceğine ve etrafındaki tagutların geleceğine bakmak yerine insanların dikkatlerini, mücrim Beşar'dan Ürdün'deki akrabalarına kaçan Şam halkımıza karşı işlenen mücrim Zaatari Kampı'na çekmektedir. Halbuki onlar, yardım edilmek ve kurtarılmak yerine kendilerine zilleti ve aşağılanmayı tattıran başka bir tagut ile karşılaşmışlardır. Bundan dolayı bizler, protestoların devam etmesine ve korkuncaya yada yaptıklarının vebalini tadıncaya kadar bu zalim rejimin elinden tutmaya davet ediyoruz. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

أَوَلا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لا يَتُوبُونَ وَلا هُمْ يَذَّكَّرُونَ "Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar."

Devamını oku...

Yahudilerin Katliamlarına Cevap, Sakinliğe Çağrıda Bulunmakla Olmaz Ancak Onların Varlıklarını Tanımamak ve Onları Söküp Atmak İçin Cihad İlan Etmekle Olur

  • Kategori Mısır
  •   |  

Yahudilerin Gazze'deki halkımıza yönelik katliamları, duyguları öfkelendirmekte ve kalpleri hüzün, acı ve öfkeyle doldurmaktadır. Halbuki ayaklanmanın ardından, yöneticilerden daha öncekilerden farklı tutumlar beklemekteydik. Özellikle şuan, Kenane-Mısır'daki ümmet, İslam'ın ve şeriatının geri dönmesini arzulamakta, her yerde bunlara çağrıda bulunmakta ve yöneticilerinden, Allah'ın şeriatını tatbik etmelerini beklemektedir. Dolayısıyla ümmetin yöneticilerine yaraşan, bu çağrılara icabet etmek ve Yahudilerin Filistin'i gasbetmelerinin meşru olduğunu onaylamaları ve Yahudilerin iğrenç varlıklarının bu Tahir ve mübarek topraklar üzerinde kalma hakkı vermeleri nedeniyle İslamî ümmetin elini kolunu bağladığı bu hain anlaşmalara, Camp David anlaşmasına ve benzeri anlaşmalara karşı Allah'ın şeriatını tatbik etmektir.

Ey Müslümanlar, Ey Kenane-Mısır Halkı!

Filistin; sahabenin fethettiği, Müslümanların zeki kanlarıyla sulandığı ve asıl mülkiyetinin kıyamet saatine kadar bu ümmete ait olduğu İslamî topraklardır. Dolayısıyla hiçbir surette Filistin'i gasbeden Yahudi varlığının tanınması şeran caiz olmadığı gibi onunla barış anlaşmaları yapmak, diplomatik ilişkiler kurmak, elçilikler açmak ve elçilerin karşılıklı değiştirilmesi de caiz değildir. Bilakis şeran vacip olan, Yahudi varlığını ülkemizden söküp atıncaya ve Filistin topraklarımızdaki kökünü kazıyıncaya kadar bizimle onun arasındaki asıl halin, savaş hali olmasıdır. Onların Büyükelçisine "protesto mektubunun" teslim edilmesine veya bu hain anlaşmaların devam etmesine rağmen  "istişare etmek için" onların yanındaki Büyükelçimizin çağrılmasına ve Siyonistlerin oradaki halkımıza karşı işledikleri bu iğrenç katliamlar karşısında eller kollar bağlı bir şekilde durulmasına gelince; Vallahi bu, açık bir rezillik olup Müslümanlara kardeşlerine yardım etmelerini ve ülkelerini kurtarmalarını emreden Allahu Subhânehu'ya itaat etmekten çıkmaktır.

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ "Onları yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın." [el-Bakara 191]

Meselenin, Filistin'i kurtarmak için ordular harekete geçirilmeksizin yardımlar, bağışların toplanması ve halkçı gösterilerin düzenlenmesiyle sınırlandırılmasına gelince; bu, duyguları rahatlatmak, gözlere kum serpmek ve insanları şeri vacipten döndürmektir. Dolayısıyla biz, sanki Yahudilere şöyle demekteyiz: Siz öldürün ve sizin öldürdüklerinizin diyetini biz öderiz. Siz kanları akıtın, sizin bir şey yapmanıza gerek yok, biz çözüm buluruz.

Nitekim devrik hükümet, Yahudiler katliam işledikleri zaman "arabuluculuk yapmak ve sakinleştirmek için" istihbarat şefini göndermişti. Peki ayaklanmadan sonraki halimiz de aynı değil midir?! Zira Mısır medya organları, başbakan Hişam Kandil başkanlığındaki bir heyetin Gazze'ye gittiğini açıkladıkları gibi heyete Sağlık Bakanı ile bazı yardımcılarının eşlik edeceği de açıklanmış ve Türkiye ziyaretini kesen istihbarat şefinin onlara eşlik edeceği şeklindeki haberler yayınlanmıştır!! Peki o halde bizler, devrik hükümetin izinden yürümüş olmuyor muyuz?!

Gazze'deki halkımızla dayanışmak, "tartışmak ve sakinleştirmekle" olmaz. Bilakis Allahu Subhânehu'nun emrine uymakla, hain barış anlaşmalarını ilga etmekle, topraklarımızı gasbeden bu varlıkla savaş haline geri dönmekle, Gazze'deki halkımıza dayatılan kuşatmayı reddetmekle, geçitleri ve sınırları açmakla ve bunların, Filistin'in her bir karışını kurtarmak ve onu tamamen İslam'ın sınırlarına geri katmak amacıyla cihadın girişi ve fethin öncüsü olmaları için donatılmalarıyla olur.

Ey Müslümanlar, Ey Kenane-Mısır Halkı!

Hizb-ut Tahrir olarak bizler sizleri, Kenane-Mısır'ın Hilafet'in başkenti ve ülkeleri ve insanları kurtarmak amacıyla orduların harekete geçeceği dayanak noktası olması için bizimle birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Zira bizler, tamamen kitaptan, sünnetten ve bu ikisinin irşat ettiği sahabenin icması ve şeri kıyastan istinbat edilmiş olan bu Hilafet Devleti'nin Anayasa Taslığını ellerinizin arasına koymaktayız. Dolayısıyla o, ideolojisi ve tek kaynağı İslam olan bir anayasadır.  Ayrıca sizlere, Yahudi varlığının askerî mekanizması olan bir devlet olduğunu hatırlatırız. Dolayısıyla ona karşı koyacak, bu varlığı sonsuza dek ülkemizden söküp atacak, dinimize yardım edecek ve Rabbimizin farzını tatbik edecek bir devletin olması kaçınılmazdır. İşte onu kökünden söküp atmaya muktedir olan bu devlet ise sadece Hilafet Devleti'dir. Dolayısıyla onu ikame etmek farz olup onu kurmak için maksimum hız ve maksimum güçle çalışmak farzların gerekliliklerindendir. Zira Müslümanların kalkınmasının, izzetlerini ve heybetlerini geri kazanmalarının, Müslüman olsun gayrimüslim olsun Kenane-Mısır'ın tüm halkı için güven ve güvenliğin gerçekleşmesinin tek yolu odur. Yine bütün İslam ülkelerini, sömürgeciler ile kuyruklarının pisliklerinden temizlemenin tek yolu da odur.

يا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ "Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi size hayat veren şeye davet ettiği zaman icabet ediniz. Biliniz ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız." [Enfal 24]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- 1434 Muharrem Toplantısı: Bayan Alimlerin, Aktivistlerin ve Ümmetin Hepsi, Kadının Onurunu ve Namusunu Korumak İçin Çalışmakla Yükümlüdürler

Allahuteala, rahmet Nebisi Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'i İslam'ı yayması için göndermiş ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'i, bu asil dini sırf konuşup selamlamak için göndermemiş, ancak aynı şekilde onu, tüm insanlığın hayatında tatbik etmesi için göndermiştir. Bu nedenle İslam Devleti'nin tatbik edilmesi, İslam dünyasının üzerine vacip olan bir durumdur. Zira İslamî Devlet, refahın ve adaletin gerçekleşmesi ve dünyanın dört bir tarafına hayrın yayılması amacıyla cihadın başlaması için tüm çabasını kullanacaktır. Yine gelişmiş bir ülkeye ve aynı şekilde insanın durumunun yükselmesine dönük en güzel model İslamî Devlet'tir. Nitekim Medine-i Münevvera'da İslamî Devletin kurulması, ümmetin hayatı için yeni bir dönüm süreci olmasından dolayı tarihin güçlü bir başlangıcı olmuştur. Buna ek olarak Halife Ömer İbn-u el-Hattab döneminde, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in hicreti, Hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

İşte bu devletin olmaması nedeniyle bizim vaciplerimizden biri de bu devletin yönetime geri getirmek için tüm cehdimizi kullanmaktır. Zira bu devletin olmaması, korkunç yoksulluğun ortaya çıkmasına ve bu ümmetin bozulmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla bu vesika gereğince İslamî kültür bilgisine sahip olan bayan alimlerin ve aktivistlerin üzerine vacip olan, Nübüvvet Minhacı Üzere İslamî Hilafet'i geri getirmek amacıyla çalışmak için daha fazla çaba göstermeleridir. Aynen Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın vaat ettiği gibi:

وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ "Yarışanlar işte bunun için yarışsınlar!" [el-Mutaffifîn 26]

Endonezya'nın muhtelif büyük şehirlerinde 1434 Muharrem toplantılarının devam etmesi, bayan davet taşıyıcıları ile ümmetin, kadının onurunu elde etmeye ve İslamî Hilafet Devleti'ni yeniden kurmaya dönük güçlü bağlılıklarını teyit etmektedir.

Bu nedenle Hizb-ut Tahrir / Endonezya bayan davet taşıyıcıları, aşağıdaki hususları vurgularlar:

1-Bayan davet taşıyıcılarının elinde, ümmetin sorunlarını çözmeye dönük bir vizyon bulunmaktadır. İşte bu stratejik rolden dolayı kadın davet taşıyıcılarının, ümmetin sultanının ve şanının geri getirilmesi yönündeki gerçek değişimin öncüleri olmaları gerekmektedir.

2-Bayan davet taşıyıcıları, kadının asıl rolünün anne ve evin mürebbisi olduğunu idrak etmelidirler. Dolayısıyla kadının, İslam'ın onurunu savunan mücahitleri eğiten ve aynı şekilde de gelecek nesilleri eğitecek olan bir anne olabilmesi için bu rolün güçlendirilmesi gerekmektedir.

3-Kadın davet taşıyıcılarının, davetlerini İslam şeriatını ahlak ve ibadetler boyutunda tebliğ etmeye indirgememelidirler. Ancak aynı şekilde ekonomi, iç ve dış siyaset, öğretim, para sistemi ve benzerleri gibi İslam'ın kapsamlı hükümlerini de tebliğ etmelidirler.

Kadın davet taşıyıcılarının, kendilerini fikri çatışma ve siyasi mücadele gibi siyasi faaliyetlere katılmaya hazırlayabilecekleri tek yol, işte budur. Dolayısıyla da Hilafet'i geri getirmek için siyasi bir güç olarak Müslümanların liderliğini elde etmenin yolu da işte bu siyasi faaliyetlerdir.

Bu nedenle artık bundan böyle hep birlikte çalışmak için çağrıda bulunalım ki; bu despotizm ve zulüm ortadan kalksın. Zira Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın indirdikleriyle hükmedecek olan Hilafet kurulmadıkça kadın, asla kendi haklarını geri elde imkanı bulamayacağı gibi bu ümmet de tekrar şanına dönemeyecektir. Bu nedenle daveti taşımada basiret üzere olunuz ve İslamî Hilafet Devleti'ni yeniden kurmak için ümmet içerisinde muhlis bir şekilde çalışan Hizb-ut Tahrir'e katılınız.


İffet Aynur Rochmah
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Hanım Resmî Sözcüsü
Endonezya

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hayasız Politikacılar

Haber ajanslarının aktardıklarına göre Avustralya başbakanı Julia Gillard, Gazze'de meydana gelenlere dair yorumunda şöyle demiştir: "Hükümetim, Gazze'den "İsrail'e" yönelik başlayıp tekrarlanan füze saldırılarını kınamaktadır. Ayrıca o, "İsrail'in" bu saldırılara karşı kendisini savunma hakkının olduğunu da vurgulamıştı!!."

Hizb-ut Tahrir / Avustralya, bu açıklamaların akabinde aşağıdaki hususları açıklar:

-Başbakanın açıklamalarında, aynı konu bağlamında Avrupa Birliği ve Amerika'nın tarafından yayınlanan açıklamaları yansıtması hiç şaşırtıcı değildir. Zira bayan Gillard ile Batı politikacıları, Filistin ve halkına karşı en büyük cürümleri işleyen sömürgeci politikacıların torunlarıdır. Zira onlar, Yahudileri dünyanın dört bir tarafından Filistin'e getirmişler, sonra "halkı olmayan bir toprak" elde etmek amacıyla Filistin halkının bir kısmını öldürmek ve diğer bir kısmını da sınır dışı etmek için onlarla işbirliği yapmışlar ve bu toprağın üzerine de meşru olmayan "İsrail" adındaki bu devletçiği kurmuşlardır. İşte meselenin aslı budur.

-Bayan Gillard ile Batılı politikacıların damarlarında dolaşan sömürgecilik ve küstahlık kanları onları, kendilerinin ve İsraillilerinin öldürdüğü çocuk, kadın ve yaşlıların olduğu binlerce kurbanı görmemeye sevketmektedir. Çünkü sömürgeciliğin nitelendirmesine göre bu çocuk, kadın ve yaşlılar; canları ve kanlarının kendileri için hiçbir değeri olmayan Arap ve Müslümanlardan öte bir şey değillerdir. İsraillilere gelince; onların mavi kanları çok değerli olup onlardan birisi, Gazze ve Filisti halkını doğradığı sırada yaralansa yerinde duramaz.

-Bayan Gillard ile İsraillilere her türlü desteği sağlamak yoluyla bu cürümlerde onlara ortak olan sömürgeci Batılı politikacılar, Batılı halkların bu saldırgan ve "İsrail" adlı meşru olmayan bu devletin hakikatini anlama boyutuna şaşıracaklardır. Yine bayan Gillard, güneş çok yakın bir günde dünyaya doğduğunda Doğusu ve Batısıyla dünyayı saracak olan sevincin boyutuna çok şaşıracaktır. Zira o zaman, hak sahiplerine geri dönecek ve bu şer devletten tamamen kurtulunacaktır.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Filistin: Ramallah, Rusya Temsilciliği Önünde Protesto

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Filistin, 20 Muharrem 1434 Hicri, elmuvafık  4 Aralık 2012 Salı günü Ramallah Al Bireh'deki Rusya temsilciliği önünde protesto gösterisi organize etti. Rusya yönetimine yönelik bu gösteri, Hizbin Rusya'daki aktivistlerine yönelik düzenlenen baskın ve tutuklamaları protesto etme amaçlıdır.

Gösteriye çok sayıda partili ve çeşitli medya organları iştirak etmiştir. Göstericiler, ellerinde Rusça ve Arapça ''Hizb-ut Tahrir Rusya üyelerine sebepsiz yere yapılan baskınlar ve tutuklamalar gerçek terörizmdir.'' pankartları taşıdılar.

 

Hizb-ut Tahrir / Filistin üyesi Bahir Salih ile röportaj

 

Fotoğraflar için tıklayınız...

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Şam-Suriye'deki Müslümanlar: Nusret, Batı'nın Yardımı Olmaksızın Gerçekleşecek ve Sadece Allahuteala'nın Yardımıyla Raşidi Hilafet Devleti'nin Kurulmasıyla da Tamamlanacaktır

Ey Şam-Suriye'deki halkımız, yaralanmaların ve iniltililerin arasında geçen bu günlerde, Allah'ın sizleri kendisiyle imtihan ettiği bir nusret doğmaktadır. O halde Rabbinizin sizlere emrettiği, Resulünüzün üzerinde yürüdüğü ve Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in ashabı olan ecdadınızın ona sarıldığı gibi olunuz. Zira Şam'ın dört bir tarafından büromuza ulaşan raporlar, Allah'ın, Resulünün, dininizin ve sizlerin düşmanı olan aşağılık bu facir rejimin kesinlikle devrileceğini müjdelemektedir... Nitekim rejim, Kuzey bölgesindeki ayaklanmacıların bir biri ardına kazandıkları zaferleri görünce aklını yitirmiş ve umutsuzca Şam halkının tamamını kucaklayan ayaklanmanın başladığından beri direnen "Atma" kasabasını vurmuştur. Batı ve Sahil bölgelerine gelince; rejimin, kendileri için en ufak tıbbî yada insanî yardımda bile bulunmadığı yaralıları tedavi etmedeki hainliği ortaya çıkmış ve ihmal sonucunda onlardan bazılarının uzuvları kesilmiştir. Doğu bölgesine gelince;  helak olmuş rejimin unsurlarından birçoğu, ayrılıp kaçmaktalar, saha komutanları dağılmakta, maneviyatları çökmekte ve liderlikle bağlantıları kesilmektedir. Güney bölgesine gelince; Golan sınırları bölgesine egemen olunduğu, Ahmed Cibril'in olduğu komplo yuvalarından bir yuvaya el konulduğu ve Horan'ın elinden kaçmasını hissetmesinden dolayı rejimin sarsıldığı bir süreç meydana gelmiştir. İşte bu, kararlı Dımeşk'ın kırsalından birbiri ardına gelen zafer haberleridir. Nitekim bizlere, Daria gibi kontrolü altında olduğunu iddia ettiği bölgelerdeki rejimin unsurlarının devrildiği ve ortada büyük kayıpların olduğu haberleri gelmektedir. Nitekim mücrim rejim, bunun farkına varmakta ve başıboş ve düzenbaz medyası da ister Merc el-Sultan'ın düşmesi sonucunda olsun isterse Meliha'da meydana gelenlerde olsun rejimin birliklerinde meydana gelen büyük kaymaları gizlemektedir. Zira Cumhuriyet Muhafızları, özellikle de hava kuvvetleri ile hava savunmanın dışında Dımeşk'ın kırsalındaki askerî birliklerin raporları, iktidarın neredeyse "sönmekte" olduğunu teyit etmektedir. Nitekim Baykuş hükümetin Enformasyon Bakanı'nın korkunç konuşması ile İmran ez-Zabi'nin, "savaş, karmaşıklığı, saldırganlığı ve tehlikeyi artırmaktadır" şeklindeki saptırması, efendisi olan rejimin sendeleyip devrilmek üzere olduğunu itiraf etmekten öte bir şey değildir. Zira onun iğrenç yüz ifadeleri, onları devirmeye ve Allahuteala'nın izniyle onların enkazlarının üzerine İslam Devleti'ni kurmaya azmeden ümmetten korkup ürktüğüne dair en büyük kanıttır.

Ey Dâr-ul İslam'ın Merkezi Nusret Şam'ındaki Müslümanlar!

Çok iyi biliniz ki; Allahuteala'nın fazlıyla nusrete, iki mızrak yada daha az bir zaman kalmış olup onun, facir Batı'nın yardımı olmaksızın gerçekleşeceğini göreceksiniz. Dolayısıyla ne bizim Batı'nın silahına ihtiyacımız vardır diyenlerin nede bizim kasap Beşar'ın yıktığı Suriye'yi imar etmek için Dünya Bankası'nın kredilerine ihtiyacımız vardır diyenlerin hiçbir delili yoktur. Aynı şekilde çok iyi biliniz ki; bu sahtekar Batı, kasap Beşar'a halef olmak isteyen yeni kuyruklarına dayanarak mübarek ayaklanmanızın meyvesini toplamaya çalışmaktadır. O halde bu hususta onlara imkan vermeyiniz. Zira gerek onlar gerek mücrim Beşar gerekse onun kuyruklarının hepsi aynıdırlar. Yine iyi biliniz ki; sizin için hak olan Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'dır. O halde sadece O'na ibadet ediniz, O'ndan başkasına itaat etmeyiniz ve O'ndan başkasından yardım da dilenmeyiniz. Zira dininiz size yeter ve ondan başkasının yardımına da gerek yoktur. Dolayısıyla hak ve adalet ondadır ve batıla ve zalim Batı'ya başvurmaya da gerek yoktur. Ayrıca yine iyi biliniz ki; içinde bulunduğunuz sıkıntılı yaşamdan kurtuluşunuzun tek kaynağı Raşidi Hilafet Devleti'dir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلا يَضِلُّ وَلا يَشْقَى وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime ittiba ederse o, sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir hayat olacaktır." [Taha 123 124]


Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hollanda Dışişleri Bakanı Frans Timmermans'a, Gazze Saldırısı Hakkında Bir Cevap

Yahudi ordusunun Gazzze'ye yaptığı saldırının ardından Hollanda Dışişleri Bakanı, "İsrail'in" "göreceli" olarak kendisini tam savunma hakkının olduğunu açıklamış ve Gazze Şeridi'nde tırmanan şiddetin sorumluluğunu üstlenenlerin bizzat Filistinliler olduğunu, Hamas "İsrail'in" üzerine füzeler fırlatınca "İsrail'in" de bu füzelerle cevap verdiğini ve bunun sonucunda Filistinlilerin çektiği acıların Hamas'ın hatası olduğunu eklemiştir. Diğer bir ifadeyle Bakan, şuan tırmanan olayların nedeninin bizzat tırmanmayı başlatmalarından dolayı Filistinlilerin olduğunu kasdetmiştir.

Hollanda Dışişleri Bakanı'ndan böyle bir açıklama beklenmekteydi. Zira Hollanda hükümetinin, meşru olmayan Yahudi varlığını sınırsız bir şekilde sevdiği ve desteklediği bilinmektedir. Nitekim bu, geçmiş yıllar boyunca teyit edilmiştir. Ancak anormal olan şey, Hollanda hükümetinin olaylar hakkındaki ifade etme yöntemidir. Zira o, "göreceli" kuvvet kullanılması sözleriyle neyi kasdetmektedir? Yoksa modern ağır silahları, uzun menzilli füzeleri, parça tesirli bombaları, uçakları ve askerî teçhizatları olan bir ordunun, kendi yapmış olduğu Kassam füzelerinden başka hiç bir modern silah çeşidine sahip olmayan mazlum bir halka karşı müdahalede bulunabileceğini mi kasdetmektedir? Yoksa Bakan'ın "göreceliden" maksadı, Yahudi ordusunun, 13 "İsraillinin" ölmesi karşılığında 1400 Filistinlinin şehit olduğu 2009 yılındaki Gazze'ye yapmış olduğu saldırı mıdır? Ayrıca Bakan, hangi göreceli savunmadan bahsetmektedir?

Yahudi varlığı her ne zaman Filistinlilere saldırıda bulunsa, Yahudi varlığı Filistinliler tarafından atılan füzelere cevap vermiştir şekildeki aynı nağmelerin atıldığı mülahaza edilmektedir. Ancak ona yöneltilmesi geren soru şudur: Dışişleri Bakanı, şiddeti başlatanlar bizzat Filistinlilerdir şeklindeki açıklamalarında haklı mıdır? Çünkü bizler, saldırıdan önce cereyan eden hususlar hakkındaki raporları okuduğumuzda, tamamen farklı bir manzara görmekteyiz. Zira bu vahşî saldırılardan birkaç gün önce ve Kasım ayının tam beşinde, Yahudi ordusunun genellikle sözde "İsrail sınırına" yaklaşan 23 yaşında akli dengesi bozuk bir genç olan Ahmed Nehbânî'yi öldürdüğünü görmekteyiz.

08. Kasım'da, işgalci "İsrail" güçleri, sekiz tank ve dört buldozerlerle Gazze'nin güneyine saldırmışlar, ardından da arkadaşlarıyla futbol oynayan 13 yaşındaki bir çocuk olan Ahmed Yunus Hadar Ebu Dakka'ya ateş açmışlar ve ateş karnına isabet etmiş ve ardından hemen can vermiştir.

10. Kasım'da, Yahudi ordusu 16 yaşındaki Muhammed Usame Hasan Harara, 17 yaşındaki Ahmed Mustafa Halid Harara, 18 yaşındaki Ahmed Kemal ed-Derdesâvî ve 19 yaşındaki Matar Abdurrahman Ebu el-Ata olmak üzere dört Filistinli çocuğu öldürmüşlerdir. Ayrıca bunun dışında ortada, aynı şekilde başka on yaralı da bulunmaktadır.

11. Kasım'da, işgalci kuvvetler başka Filistinlilerimizi de katletmişler ve diğer 30 kişiyi de yaralamışlardır.

14. Kasım'da, işgalci güçler Kassam Tugayları Başkomutan Yardımcısı Ahmed Jabarî ile diğer on kişinin yanı sıra 11 aylık bebek ile ikizlere hamile olan bir kadını güpegündüz tasfiye etmişlerdir.

Bunlar,  Dışişleri Bakanı Timmermans'ın, şiddeti başlatanların bizzat Filistinliler olduğu şeklindeki açıklamalarının doğru olmadığı anlamına gelmektedir. Ayrıca şiddeti başlatanların kimler olduğuna bir bakmak istersek, Dışişleri Bakanı'na Yahudilerin 1948 yılında Batılıların onayıyla Filistin'i işgal ettiğini, sakinlerinden birçoğunu katlettiğini ve milyonlarcasını da sınır dışı ettiğini hatırlatırız.

Batı, ister bunu kabul etsin isterse etmesin Yahudi varlığı meşru olmayan bir varlık olarak kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla bu tartışmaya ve kan banyosuna dönük tek çözüm, Filistin'in bu acımasız işgalciden kurtulmasıdır. Dolayısıyla da Filistin meselesinin çözümü işte budur. Nitekim bugün Müslümanların duygularına, Orta Doğu ve diğer İslam dünyasındaki gelişmelere bakan bir kimse, bu durumun çok yakında gerçekleşeceğini fark edecektir.


Okay Pala [Ebu Zeyn]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Hollanda

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Keyâni'nin Baltacılarının, Hizb-ut Tahrir'in Peşaver'deki Üyesini Kaçırmaları ve Hizb-ut Tahrir Şebâbına Karşı Asılsız İddialar Yamamaları Asla Hilafet Devleti'nin Kurulmasını Geciktirmeyecektir

Bugün Peşaver sokağında, Hizb-ut Tahrir üyesi hekim "Dr. Zülfikar", onlarca insanın huzurunda General Keyâni'nin baltacıları tarafından kaçırılmıştır. Nitekim onun kaçırılması, okuldan evlatlarını alıp evine giderken olmuştur. Bu ise General Keyâni'nin, tüm ulusun önünde suçu kanıtlanıncaya kadar "suçlunun" masum olduğuna itibar edilmesi gerektiğini söylemesine rağmen gerçekleşmiştir. Zira işte o, Hizb-ut Tahrir şebâbını masum evlatlarının önünden kaçırmaları için baltacılarını göndermektedir. Ya bir de hapishaneden kaçmış olsalardı?!

Aslında General Keyâni'nin, halka ve silahlı kuvvetlerine karşı hıyaneti, artık hiç kimseye gizli değildir. Zira Hilafet'e davet, halkın ve aynı şekilde silahlı kuvvetlerinin talep ettikleri bir davet haline gelmiştir. Nitekim bu, General Keyâni'yi üzüp onu hüsrana uğratmış ve bu onu, 05. Kasım'da bir uyarı açıklaması yayınmamaya itmiştir. Ancak bu uyarıdan sonra bile Hizb-ut Tahrir şebâbı siyasî mücadelelerini yoğunlaştırmışlardır. Buda Keyâni'nin aklını kaybetmesine yol açmıştır. Hatta onun hali, Hizb-ut Tahrir şebâbını dehşete kapılmış masum evlatlarının önünden kaçırmak gibi adi taktiklere başvurmaya kadar ilerlemiştir.

Bu şebâbın "suçları", kapitalist sistemi kökünden söküp atmak ve yeryüzünde Allah'ın dinini ikamet etmek için Hilafet'i kurmak yoluyla Pakistan'daki Amerikan hegemonyasını ortadan kaldırmak için barışçıl siyasî mücadelede bulunmaktır. Ayrıca Hizb-ut Tahrir şebâbına yönelik kaçırma operasyonları, hiç temeli olmayan asılsız fabrikasyon iddialarla olmuştur. Nitekim buna dair yeni örneklerden birisi, dün polisin Lahor şehrindeki beş şebâb için asılsız davalar uydurması olmuştur. Nitekim bu beş şebâbı, Hizb-ut Tahrir'in silahlı kuvvetlerinin konut bölgesinde kine teşvik eden stickerlarını yapıştırmakla suçlamışlardır. Halbuki stickerlar, aramızda bir yer bulmaması için Keyâni'nin hıyanetlerinin sona ermesini talep etmektedirler!

Hizb-ut Tahrir, General Keyâni'ye Hizb-ut Tahrir'in Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'un kaçırılmasının bile Hizb-ut Tahrir ile şebâbını korkutamadığını vurgular. Dolayısıyla şu an Dr. "Zülfikar'ın" kaçırılması ve Lahor'daki beş şebâba dönük hiç temeli olmayan davaların uydurulması da Hizb-ut Tahrir'in faaliyetlerini asla engelleyemeyecektir. Zira General Keyâni'nin işlemiş olduğu artan hıyanetlerini ifşa etmek için Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, "Keyani! Pakistan'ı En Çok Zayıflatan ve Hilafet'in Olduğu Sistemimizin Yönetime Ulaşmasıyla Savaşman Yoluyla Nefsini Ümmetten Ayıran Kesinlikle Sensin" başlıklı bir neşriyat yayınlamıştır.

Dikkat edin! General Keyâni çok iyi bilsin ki; onun İslam'a, ümmete ve kafirlerle yaptığı işbirliği ve yardımlaşmalar yoluyla silahlı kuvvetlerimize dönük hıyaneti, akıbetinin felaketi olacaktır. Zira İslam'ın galip geleceği, Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'nın bir vaadi ve kerim Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in ise bir müjdesidir. Bundan dolayı "hain Keyâni'nin" önünde iki tercih bulunmaktadır:

Ya askerî liderlikten istifa edip muhlislerin, kapitalist rejimin olduğu fasit rejimi ortadan kaldırmalarına ve yaşam biçimi olarak İslam'ın tatbik edilmesi için Hilafet Devleti'ni kurmak yoluyla Amerikan hegemonyasına son vermelerine izin verecek.

Yada bu ümmet ile silahlı kuvvetlerinin elleriyle cezalandırılmayı bekleyecektir. Allahu Subhânehu'nun cezası ise daha şiddetlidir. Nitekim Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur:

ثمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ "Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilafet olacaktır." Sonra sükut etti.


Şeyh Şehzad
حزب التحرير   
Hizb-ut Tahrir   
Resmi Sözcü Yardımcısı
Pakistan Vilâyeti

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER