Perşembe, 02 Ramazan 1447 | 2026/02/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Yahudi Devletine Şeytanın Vesveselerini Bile Unutturacak Olan Hilafet Devleti'nden Başka Kim Vardır

Mücrim Yahudi devleti, 14.11.2012 Çarşamba günü, Devlet Başkanı'nın iktidarı üstlendiği ilk anda ilk cürümü Perez'e bir güven mektubu göndermek olan ve lisan-ı halinde, samimi mektubumda gördüğün cevap işittiğin boş sloganlardan ibaret değildir diyen ayaklanmanın olduğu Mısır olmak üzere civar ülkelerin tepkilerini hiç hesaba katmaksızın Gazze'deki halkımıza ve Gazze Şeridi'ne karşı sürekli tırmandırdığı hava saldırısında Hamas Hareketi'nin silahlı kanadı Kassam Tugayları'nın önde gelen liderlerinden biri olan Ahmed Jabarî'ye suikast düzenlemiştir.

Ayaklanmanın olduğu Mısır'ın, Gazze'deki halkımıza yardım etmek için bir adım dahi ileri gitmesi imkansız mıdır? Yoksa o, devrik hükümetin izinden mi yürümektedir? Ayrıca Mısır'ın, -utanç verici bile olsa- Yahudi devletinin Mısır Büyükelçisi'nin çekilmesiyle ilgili formaliteden değil de gerçek bir karar yayınlaması imkansız mıdır?! Barış anlaşması hususuna gelince; Devlet Başkanı Mursî, Mısır'ın barış anlaşmasına bağlı kalacağını ve elinde "İsrail" ile olan anlaşmanın değiştirilmesine dönük "önerilerin" olduğunu ancak bir tarafın bunun yapılmasını istemediğini vurgulamaya başlamıştır. Nitekim Eski Amerika Başkanı Jimmy Carter'ın ondan aktardığı hususlar da işte budur.

İkinci mücrim devlet olan Amerika açısından olana gelince; onunla olan ilişkilerimiz, "ayrıcalıklıdır." Zira kısa bir süre önce Amerikan Devlet Başkanı, üvey çocuğu "İsrail" ile olan sınırsız dayanışmasına rağmen erken seçimini tebrik etmiştir. Nitekim Amerikan Savunma Bakanlığı Sözcüsü, "İsrail'in" düzenlemiş olduğu bir dizi baskınlarında Hamas Hareketi'nin üst düzey askerî liderlerinden biri olan Ahmed Jabarî'nin öldürülmesinin akabinde Gazze Şeridin'de gelişen durumun Washington'un "yakın takibinde" olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla Yarbay Stephen Warren, Washington'un "İsrail'in" terörizme karşı kendisini savunma hakkının olduğunu" desteklediğini vurgulamıştır. Zira Warren, AFP'ye şöyle demiştir: "Bizler, (meselenin) bilincindeyiz ve durumu yakından takip etmekteyiz." Ve şöyle eklemiştir: "Bizler, terörizme karşı kendisini savunma hakkının olduğu noktasında ortağımız "İsrail" ile dayanışma içerisindeyiz." Peki böyle bir devlet, bize bir şey yapması için mi bekletilmektedir? O halde bu "ayrıcalıklı" olan devletle ilişkilerimize nasıl itibar edeceğiz?!

Tüm bunların ardından, "İslamcılar" olarak adlandırılan liderlerin karşımıza çıkıp ciddi ciddi "Mısır'ın, değişip özgürleştiğini" ve buna dair kanıtın ise Mısır'ın "İsrail'in" Gazze'ye yönelik saldırısını şiddetle protesto ettiğini bildirmek için Kahire'deki "İsrail" Büyükelçisi ile Tel Aviv'deki Büyükelçimizin çağrılması" olduğunu söylemeleri gerçekten çok trajedi komiktir. Peki sırf çağrıda bulunmak, şimdi değişimin ve özgürlüğün simgesi mi olmuştur?! Ayrıca bu "çağrıda bulunma", aynı şekilde devrik hükümetin yollarından biri değil midir?!

Kendisinden başka ilahın olmadığı Allah'a yemin olsun ki; Müslümanların Halifesi'nin liderlik ettiği ordular olmadıkça Beyt-ul Makdis asla kurtulamayacaktır. Zira yöneticilerimiz, hala kırılgan, yapay ve cüce Yahudi varlığının sınırlarını korumaktadırlar. Halbuki Yahudiler, Müslümanların Harun Raşid gibi arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan bir Halifesi olduğunu bilmiş olsalardı Gazze'deki halkımızı vurmaya cüret edebilir miydi? Zira onun, Yahudilere tepkisi şöyle olurdu: "Müminlerin emiri Harun Raşid'ten Yahudilerin köpeği Natenyahu'ya; hiç işitmediğiniz bir cevap göreceksiniz. Vallahi sizleri topraklarımızdan söküp atacak ve sizleri, denizlerin balıkları ile yeryüzünün haşaratlarına yem yapacağım ey maymunların ve domuzların kardeşleri!"

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yusuf 21]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Fiyatların Yükselmesi, Bütçe Açığı Değil Rejimin İflasıdır

Ürdün rejiminin, Ürdün'deki insanların yaşadığı kötü ekonomik duruma rağmen yakıt fiyatlarını yükseltmesiyle ilgili kararı, bu rejimin sadece malî ve ekonomik olarak iflas ettiğine değil kesinlikle siyasî olarak da iflas ettiğine delalet etmektedir. Zira kafir kapitalist sistemi tatbik etmenin doğal bir sonucu olan bu rejim, yoksulların ceplerinden çalmayı ve kamu mallarını yolsuzların elleriyle gasbetmeyi alışkanlık haline getirmiştir.

Ey Ürdünde'deki Müslümanlar, kerim Nebiniz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

مَنْ دَخَلَ فِي شَيْءٍ مِنْ أَسْعَارِ الْمُسْلِمِينَ لِيُغْلِيَهُ عَلَيْهِمْ فَإِنَّ حَقًّا عَلَى اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنْ يُقْعِدَهُ بِعُظْمٍ مِنَ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ "Kim Müslümanlara karşı fiyat arttırmak için onların fiyatlarından bir şeye müdahale ederse, o kimseyi kıyamet gününde bir ateş yığınına oturtmak Allah'ın üzerine hak olur." [Ebu Davud rivayet etti] Dolayısıyla bu rejim sizlere, fesat kapılarından başka girecek bir kapı bırakmamıştır. O halde sizin için hak açığa çıktığı, ayıplar ifşa olduğu ve size karşı yapılan zulüm taşları bile konuşturacak hale geldiği halde daha ne zamana kadar sessiz kalacaksınız. Yoksa yöneticilerinizle birlikte haliniz, (kurdun gözetleyip durduğu koyunun) hali gibi olur.

Her bir Müslümanın bu rejime karşı alması gereken tavır, siyasî reformlara veya anayasal değişikliklere veya parlamenter hükümetlere çağrıda bulunmak olmamalıdır. Zira bunların hepsi, sizleri sahih çözümden çeviren ve rejimin, popülist meşruiyet sayesinde bütün kötülüklerini üretmeye geri döndüren çağrılardır. Bilakis Allah'ın sizden razı olacağı tavır, yegane sahih çözümdür ki oda; ülkemizde küfrün hiçbir kökünü yada dalını bırakmayacak köklü bir değişim yapmak, kapitalizm ve laikliği kökünden söküp atmak, Ürdün'ü sömürgeci kafirin ayırdığı ve bununla birlikte Sykes-Picot sınırları içinde kapitalizm ile yöneltildiği sürece kim tarafından yönetildiğine bakmaksızın kendisine bağlı olarak kalmaya devam etmesi amacıyla sorunlarını ortaya çıkardığı asıl parçasına geri döndürmek için çalışmak yoluyla İslam şeriatını tatbik edip yeniden İslam, ama sadece İslam esası üzerine bir sistem kurarak İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışmaktır. Peki o halde icabet edecek misiniz?

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى وَكَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِن بِآيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى "Her kim de Benim zikrimden (hidayetimden) yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve Biz onu, Kıyamet Günü kör olarak haşredeceğiz. O diyecek ki: "Rabbim! Beni neden kör olarak haşrediyorsun? Oysa ben hakikaten görür idim." (Allah) şöyle der: "İşte böyle! Sana ayetlerimiz geldi ama sen onları unuttun. İşte böylece bugün de sen unutuluyorsun! Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir." [Tâ-Hê 124-126]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İsteseniz de İstemeseniz de Hilafet Olacaktır

Vatan Gazetesi, 13.11.2012'de "Emniyet, Hilafet Hücrelerine Saldırmak İçin Mursî'nin Onayını Beklemektedir" başlıklı bir haber yayınlamıştır. Ayrıca gazete, 12.11.2012'de emniyet birimlerinin, "Medinet Nasr hücresine" yapılan baskın sırasında sözde "Mısır'ın Fethi Belgeseli'nin" bulunmasının ardından 22 hücrenin izlenmesinde başarılı olduğunu yayınlamış ve gazete, belgenin Mısır'da İslamî Hilafet'i ilan etmek için uygulanacak adımları içerdiğini söylemiştir.

Hizb-ut Tahrir /  Mısır Medya Bürosu, bu haber hakkında şöyle bir yorumda bulunmuştur:

Görün o ki Hilafet meselesi ve Mısır'da Hilafet'in kurulması için aktif bir şekilde çalışmak, ayaklanmanın ardından rejimin dikkatini çekmeye başlamıştır. Nitekim Mısır'ın emniyet birimlerine önemli bilgiler sağlayan rejimin arkasındaki zalim ve zorba devlet Amerika, sözde Medinet Nasr hücresindeki tutuklamaya katkıda bulunmuştur. Çünkü onlar, ümmetin Hilafet talebi çevresinde dolandığını görmektedirler. Çünkü onlar, sırf isminin zikredilmesi bile kendilerini korkutan Hilafet'i kurmak için çalışan Mısır'daki Hizb-ut Tahrir'in harekete geçtiğini görmektedirler. Dolayısıyla onların, insanları ve Hilafet isminden bahsedenleri korkutmak ve Hilafet'i kurmak için çalışanlara darbe indirmeye dönük bir gerekçe oluşturmak amacıyla Hilafet için çalışanları silahlı çalışmayla ilişkilendirmeye çalıştıkları görülmektedir.

Emniyet birimleri tarafından yapılan tüm bu habis plan ile ümmetin düşmanlarının onun arkasında durması, şaşırtıcı olmayan bir husustur. Ancak şaşırtıcı olan husus, Hilafet'e ve onu kurmak için çalışanlarına dönük bu çarpıtma kampanyasına, özellikle Sedat ve devrik lider Mübarek günlerinde İslam Devleti'ni kurmak için mücadele edenler olmak üzere bizzat İslamî akımlardan olanların katkıda bulunmalarıdır. Zira aynı "Vatan" Gazetesi'nde yayınlanan haber yorumda, Cemaat-i İslamîyye'nin liderlerinden Şeyh Kerem Zühtü'nün şu sözlerini işitmekteyiz: "Hilafet'in yeniden canlanması hakkındaki söylentiler sırf sloganlar olup onun bir kez daha canlanması imkansızdır. Çünkü Hilafet, bu asır için elverişli değildir. Ayrıca Hilafet'in, Mısır gibi İslam vilayetlerinden olan bir vilayette ilan edilmesi de imkansız olup en fazla ulaşabileceğimiz şey, Avrupa Birliği benzeri bir birliğin kurulması olacaktır." Ayrıca Zühtü, "İnsanları bu gibi konuşmalarla meşgul etmemizden önce açların doyurulmasını, hastaların tedavi edilmesini ve işsizlere iş bulunmasını" talep etmiştir. Peki o halde Şeyh, sırf sloganlar için mi mücadele etmektedir? Ayrıca  ona ne oldu da gece gündüz laikler ile yardakçılarından işittiğimiz bu gibi sözleri sarfetmektedir?!

Kemal Habib'e gelince; şöyle demektedir: "İslamî Hilafet fikri, "çocuksu" bir karaktere sahip olmaktır. Çünkü cihadî hareketler, Hilafet'in insanların sorunlarına çözüm olacağına inanmaktadırlar. Aslında Hilafet'in siyasî ve içtimaî vakıası, şuan yaşadığımız şeylerden tamamen farklıdır." Peki bu, bizzat çocuksu bir konuşma değil midir? Ayrıca bu cesur mücahidin durumu, bu dereceye nasıl geldi acaba?! Zira o, şeri bir hükmü ve Rabbanî bir farzı, çocuksu bir karaktere sahip olmak şeklinde nitelendirmektedir. Bundan daha şaşırtıcı olanı ise; Şeyhin oğlu Ömer Abdurrahman'ın (Allah babasını esaretten kurtarsın), 09/11 günü Amerikan Büyükelçiliği'nin yakınlarındaki şeriatın tatbik edilmesi cumasında insanlara, Hizb-ut Tahrir ile Hilafet'e davet edenlerin yasaklanması ve onların boykot edilmesini ve "yalancı" sloganlara sürüklenmemesini talep etmesi şeklindeki söylemini duymamız olmuştur. Peki bu, garip ve şaşırtıcı değil midir?! Neden bu uyarıyı yaptığını bize haber versin bakalım? Dahası bunun, şeriatın tatbik edilmesi cumasıyla ne ilgisi vardır? Gerçekten:

فَإِنَّهَا لا تَعْمَى الأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُور "Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur." [Hac 46]


Hizb-ut Tahrir
Mısır Vilâyeti
Medya Bürosu Başkanı
Şerif Zâyid

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yahudi Varlığının Silahsız Gazze Halkına Zorbalık Etmesinin Nedeni, Otoritenin Uysallığı ve Zırar Yöneticilerdir

Mücrim Yahudi varlığı, Arap rejimleri ile otoritenin utanç verici ve devam eden uysallık durumunu istismar ederek Çarşamba gecesi, Gazze halkına dönük geniş bir hava bombardımanı kampanyası düzenlemiştir. Nitekim birçok erkek ve çocuklar şehit düşmüş olup bu şehitlerin önde gelenlerinden biri de Kassam Komutanı Ahmed Jabari olduğu gibi ödlek saldırılara açık göğüsleriyle ve hafif silahlarla karşı koyan Gazze halkına yönelik barbarca saldırı hala devam etmektedir.

Bu ödlek saldırı, Yahudi varlığının, yeni Mısır rejimin rolünün Yahudi varlığını koruyan uzun vadeli bir ateşkesin yapılması için Yahudi varlığı ile Gazze otoritesi arasındaki arabuluculuk rolünü geçemeyeceğini fark etmesinin ve otoritenin başkanının, Filistin'in genelini Yahudilere feragat ettiğini, Filistin halkının 48 yılında işgal edilmiş yerleri talep etme yada buralara geri dönme hakkının olmadığını vurgulamasının ardından gerçekleşmiştir. Dolayısıyla o, sadece Birleşmiş Milletleri'nde gözlemci üye olması sıfatıyla 67 yılında işgal edilmiş kağıt üzerindeki kıytırık devletini tanımak için çalışmaktadır.

Yahudi varlığının küstahlığı ve saldırganlığı artınca, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, İran, Mısır ve diğer zırar yöneticiler, defalarca rollerinin medya yaygarasından ve Gazze ve Ramallah otoritelerine para kırıntıları vermekten öteye geçmediğini vurgulamışlardır. Zira onlar, enva çeşit yeni silah ve füzeleri deneyen işgalci Yahudilerin uçaklarının kendilerini bombaladıklarında yakınını kaybedenlerin, kadınların, yaşlıların, çocukların ve silahsız erkeklerin yardım çığlıklarını işitmeyecek kadar sağır, dilsiz ve kördürler.

Ceza güvenliği olan bu mücrim Yahudi varlığı, suikastlarına devam etmektedir. Peki terörist ellerin uzandığı kaç komutan vardır?! Nitekim bunların arasında Ebu Cihad, Şeyh Ahmed Yasin, Komutan Şeyh Rantisî ve diğer şehitler bulunmaktadır. Peki yöneticiler, bir daha geri dönmemesi için bu Yahudi varlığının liderlerine suikast düzenlemek amacıyla uçaklarını harekete geçirmişler midir? Yoksa zırar yöneticilerin yanındaki uçaklar, Suriye, Pakistan ve diğer yerlerde meydana geldiği gibi sadece halkları bombalamak için mi vardır?!

Her aklı başında olanın nezdinde algılanan gerçek, bu rejimlerin, Amerika ile Batı'nın Yahudi varlığını korumak ve dışarıda ayaklanmaya dönük bir koalisyon oluşturmak için en son olarak Katar'da meydana geldiği üzere halklara komplo kurmak için ortaya çıkarıp türettiği rejimler olduğudur. Nitekim bu koalisyon, Batılı çıkarlar ile Yahudi varlığının korunması amacıyla mücrim Esad rejimine alternatif olması için Amerika ile Avrupa'nın bakış açısına göre yapılmıştır. Peki o halde halklarına komplo kuran bu rejimler, Filistin'i kurtarmak yada Gazze halkına veya yardım çağrısında bulunan diğer Müslümanlara yardım etmek için nasıl ordularını harekete geçirecekler ki?

Yahudilerin tekrar eden saldırılarına karşı gerçek tepki, Filistin halkına yardım etmek, mücrim Yahudi varlığını ortadan kaldırmak ve Filistin ile halkını İslamî ümmetin kucağına geri döndürmek için orduların harekete geçirilmesidir. O halde gerek kendi boyunlarına gerekse ümmetin boynuna musallat olan siyasilerin hıyanetlerini fark etmelerinin ardından ordu liderlerinin üzerine düşen, bu yöneticileri kökünden söküp atmaları, kendilerine Allah'ın kitabı ve Resulünün sünneti ile hükmedecek ve Filistin ve diğer işgal edilmiş İslam ülkelerini kurtarmak için kendilerine liderlik edecek bir imama biat etmeleridir. İşte sizin aranızda ve sizinle birlikte olan Hizb-ut Tahrir bunun için çalışmaktadır. O halde Allah'ın izniyle İslam'ı ve ehlini izzetli kılmak ve küfrü ve ehlini de zelil kılmak için ona nusret veriniz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ "Ey iman edenler! Allah ve resulü sizi, size hayat verene davet ettiğinde icabet edin." [el-Bakara 183]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Demokrasi, Yerin ve Göğün Yaratıcısının Kanunlarını Bir Kenara Atmaktadır

"Gelin kalırız" adı altında, kadın ve erkeğin altı ay birlikte yaşama hakkının olduğu, her ikisinin evli olarak kalmalarının kabul edileceği, onlar için evlilik cüzdanlarının çıkarılacağı ve bunun tartışılması için çok yakında parlamentoda yasa tasarısının müzakere sürecinin olacağı şeklindeki metnin geçtiği evlilik yasa tasarısı Bakanlar kuruluna kaldırılmıştır. Ayrıca yasa tasarısında, kadın için mehir ödenmemesine izin veren bir metin de geçmektedir.

Binaenaleyh Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika olarak bizler, deriz ki:

1-Sömürgecilik ve demokrasinin gerçek yüzü şudur ki; bu ikisi insana, kadınlara baskı ve kötü muamelede bulunmaya neden olan yasa yapma yetkisi vermektedir. Halbuki kadınlar, tüm toplumun gözetilmesinde hayatî bir dayanaktır.

2-Yasa çerçevesinde zina onaylanmaktadır. Dolayısıyla hala toplumdaki binlerce genci yok eden Frengi ve AIDS gibi hastalıkların bulaşmasına büyük katkısı olan bizzat bu pisliktir.

3-Kadınlara yönelik saldırılar devam etmektedir. Mesela kadın ve erkek birlikte yaşarken aralarında altı ay geçmeden önce bir tartışma çıksa ve kadın da hamile olsa, yasa erkeğin çocuğuna karşı olan sorumluluğunu inkar etmesine ve kaçmasına izin vermektedir. Dolayısıyla buda, hamile olan kadının tek başına bırakılarak ona kötülük edilmesi ve ardından her iki tarafın vasiliğinden mahrum kalan çocukların bulunması anlamına gelmektedir.

4-Kadın, mehrinden mahrum edilmesi yoluyla aşağılanmaktadır. Dolayısıyla bu yasa, kadının özgürlüğüne çağrıda bulunan demokrasinin yalanlarını ifşa etmektedir. Aslında bu yasa sayesinde ifşa olan, gerçekte kadına dönük zulmün ana sebebi olan ve Allah'ın kadına bahşettiği şerefinden soyutlayan demokratik yasalardır.

5-Ayrıca bu yasa, İslam'ın kutsallığını gözetmemektedir. Dolayısıyla insanlardan çoğunun inandığı gibi demokrasinin sırf seçimlerde oy kullanmak anlamına gelmediğini, bilakis demokrasinin insan tarafından kanun yapmak ve insanın Rabbinin kanunlarını bir kenara atmak anlamına geldiğini anlamamız gerçekten çok önemlidir. Bu nedenle Allahu [Subhânehu ve Te'âla] ile kanunlarını inkar eden, dinî kanunlar ve insan hayatıyla çelişen boş fikirleri taşıyan demokrasiye inananların olması hiç şaşırtıcı değildir!

Sonuç olarak hizib, İslam'ın, evli olmayan kadın ve erkeğin herhangi bir dönemde birlikte yaşamalarını haram kıldığını, zinanın büyük bir günah olduğunu, zinanın ve ona yaklaştıran her şeyin engellenmesi gerektiğini vurgular. Bunun yanı sıra İslam, kadına mehrin verilmesini farz kılmıştır. Zira o, kadının hediyesi olup evlilikte kadına olan saygının bir göstergesidir. Ayrıca şeri hükümler, kadını cinsel ticaretin bir aracı kılan ve erkek tarafından kötü muameleye maruz bırakan Batılı fikrin aksine kadının onurunu korumak içindir. Dolayısıyla herkes bilmelidir ki Kenya'da artan sorunların nedeni, İslamî ahlakın toplumdan uzaklaştırılmasıdır. Zira özgürlükler ve demokrasi sloganı altında kötülüğün tüm şekillerinin yayılmasına izin veren ve aynı zamanda da bununla çelişen her türlü fazileti yasaklayan Batılı kapitalist fikirdir. Bu yüzden deriz ki; bu yasa tasarısı, çelişkileri ibraz olan ve yeni sorunlar türeten beşeri kanunların zayıflığını vurgulamaktadır!


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Navid But’un Kaçırılışını Protesto Ediyor

  • Kategori Sudan
  •   |  

H. 11 Muharrem 1434  el-muvafık M. 25 Kasım 2012 Pazar günü Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayetinden hizbin Resmi Sudan sözcüsü üstad İbrahim Ebu Osman başkanlığında ve Medya Bürosu üyesi mühendis üstad Yakup İbrahim eşliğindeki bir heyet, Hizb-ut Tahrir / Pakistan'a ait olan ''Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmi Sözcüsü Navid Butt‘un kaçırılmasına 6 ay olmasından dolayı, Hizb-ut Tahrir / Pakistan ülkenin her köşesinde protesto eylemi düzenliyor'' başlıklı beyanatı teslim etmek üzere Pakistan’ın Hartum'daki büyükelçiliğine ziyarette bulunmuşlardır.

Dün ise Pakistan büyük elçiliği önünde; Amerika'nın Pakistan üzerindeki hegemonyasını yok edip yerine Hilafet devletinin kurulması için çalışan Pakistan Resmi Sözcüsü Navid Butt’un kaçırılmasının üzerinden 6 ay geçmesini protesto eden bir eylem gerçekleştirilmiştir. Elhamdülillah.

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER