Cuma, 03 Ramazan 1447 | 2026/02/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

- Basın Açıklaması - Her Yıl Bir Kez, Dahası Birçok Kez İmtihana Tabii Tutulduğunuz Halde Hala Hayatınızı Korumak İçin Çalışmanızın zamanı Gelmedi mi?

Müslümanların etkisini hissettikleri terörle mücadele yasasının geçmesinden birkaç gün sonra, yani 28. Ekim 2012'de nizami polis, iki kişiyi öldürmüştür. Bu kurbandan birisi, Mombasa'da nefis bir şekilde Kur'an-ı Kerim okumasıyla bilinen 44 yaşındaki Ömer Farac'tır. Nitekim kendisi vahşî bir şekilde öldürülmüştür. Zira başına ateş açılmış ve ardından beyninin dört bir tarafa yayılması için de cesedi pencereden atılmıştır! Ayrıca hanımı da ciddi bir şekilde yaralanmıştır. Zira polis, onun evine vahşî bir şekilde baskın yapmıştır. Çünkü kapıyı kırmışlar, göz yaşartıcı gaz bombası atmışlar ve gazın etkisi de sabah saat ona kadar devam etmiştir.


Bu barbar olayın ardından Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, aşağıdaki hususları açıklar:

1- Kardeşlerimize ve onlardan öncekilere karşı işlenen şer, barbar ve vahşî terörle mücadele yasasının vakıasını göstermektedir. Nitekim bu ülkedeki Müslümanları korku içerisinde yaşamaya ve onları sanki yabancı bir ülkede mültecilermiş gibi olmaya sevkeden bizzat odur! Ayrıca günden güne artan bu cürümlerin insan haklarını çiğnemesi ve Kenya'daki yargı hükümleriyle çelişmesi, bu yasanın vatandaşlar arasında ayrımcılığı içerdiğinin açık bir işaretidir. Zira o, Müslümanları hedef alırken terörle mücadele ettiği iddia edilmektedir! Şu ana kadar bu cürümü, ne herhangi bir gurup ne insan hakları gurupları nede herhangi bir medya kurumu kınamıştır. Dolayısıyla şayet medya kurumları olmasaydı hükümet, Müslümanlara karşı olan bu gizli savaşa yardım ederdi. Nitekim hükümet, bunu isteyenleri susturmuştur.

2- Açıktır ki şuan terörizme karşı savaş yeni bir dönemece girmiştir ki oda; devletin, yargı takibatlarını yapmak yoluyla geçmişteki üslupları takip etmek yerine "teröristler" olarak isimlendirdiği kişilere karşı güç kullanmasıdır. Dolayısıyla birçok Müslümanın, kendilerine karşı mahkemede bekleyen davaları olmasına rağmen hayatlarını kaybettiklerini hatırlatırız. Daha üzücü olansa şimdiye kadar istihbarat ajanslarının, her defasında Müslümanların öldürülmesinin arkasında kimlerin durduğunu ifşa etmemesidir.

3- Bu yasa, özellikle başta Amerika olmak üzere Batılı ülkelerin baskıları sonucunda geçmiştir. Dolayısıyla birkaç gün önce bu yasanın yürürlüğe girdiğini ve Amerika'nın, yasanın geçmemesi halinde Amerika bankalarına yatırılan milyarlarca dolarların kaybolma riske taşıdığı şeklinde Kenya'ya bir uyarı gönderdiğini hatırlatmak isteriz. Bundan dolayı yöneticiler, Amerika'ya itaatsizlik etmeye cesaret edememektedirler. Dolayısıyla Kenya, Müslümanları kurban yapmak için acilen yasa tasarısının geçmesini beklemektedir! Ancak garip olan kendilerini İslam'ı savunanların liderleri olarak isimlendirenlerin ve en son toplantıya katılanların, bu zalim yasanın çıkmasına katkıda bulunmalarıdır!

4- Kenya yöneticilerinin Müslümanlara karşı yapmış olduğu bu zulüm, okullarda, mahkemelerde ve benzeri yerlerde başörtüsünün yasaklanması da dahil onlara karşı uyguladığı büyük zulmün sadece bir parçasıdır. Dolayısıyla zulme dair bu örnekler, Amerika ile İngiltere'nin dünyanın dört bir tarafında fiilen liderlik ettiği "terörle mücadelenin" bir parçasıdır. Dolayısıyla da Pakistan, İngiltere ve Yemen gibi bu tür yasaların çıkarıldığı ülkelerde yaşayan Müslümanlar, bu tür zulümlerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Nitekim Hizb-ut Tahrir, zulmün, adil İslam'ın fikrine karşı kendisini savunmak için silah gibi kuvvet kullanmaya başvuran Batılı ideolojilerin iflas ettiğine dair bir kanıt olduğuna itibar etmektedir.


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yahudi Varlığının Tekrar Eden Saldırılarına Tepki Mübarek Topraklardan Kökünü Kazımak için Oluşturulan Bir Bayrağın Altında Orduların İlerlemesiyle Olur

H. 08. Zilhicce 1433 Çarşamba gecesi  Hartum'daki Yermuk Sanayi Sitesine gerçekleşen büyük patlamanın akabinde Enformasyon Bakanı Ahmed Bilal Osman bir Basın konferansında, siteyi bombalayanın Yahudi devletçiği olduğunu açıklamış ve şöyle demiştir: "Bombalamayı gerçekleştirenin İsrail olduğuna inanıyoruz." Ayrıca saldırıda dört uçağın yer aldığını açıklayarak şöyle demiştir: "Patlayıcıların kalıntılarının arasında bulunan deliller, "İsrail'e" işaret etmektedir." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Tercih edeceğimiz zaman ve mekan hususundaki cevap hakkımız bizde saklıdır." Bunun yanı sıra Bakan, uluslar arası hukuka saygılı oldukları gerekçesiyle Sudan'ın BM Güvenlik Konseyi'ne şikayette bulunacağından bahsetmiş ve şöyle demiştir: "Büyük ülkelerin "İsrail'e" dönük hoşnutluklarını bilmemize rağmen böyle yapacağız."

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak bizler, bu önemli olay bağlamında aşağıdaki hakikatleri vurgularız:

Birincisi: Bu saldırı, türünün ilki olmadığı gibi bu ve daha önceki saldırılarda eli olanın Yahudi devletçiğinin olduğu şeklindeki suçlama da yeni olmamıştır. Zira "İsrail", 05. Ocak 2009'da Doğu Sudan'da birçok kez askerî operasyonlar gerçekleştirmesine, Kızıldeniz Eyaleti'nde onlarca "F-15 F-16" tarzı savaş uçakları kullanarak 23 araçtan oluşan bir konvoyu vurmasına ve Sudan halkından onlarcasını öldürmesine rağmen hükümet kılını dahi kıpırdatmamıştır. Yine "İsrail", 2009'un Martında "Hermes 450" tarzı insansız uçak kullanarak Sudan sahrasındaki iki konvoya saldırmasına rağmen aynı şekilde hükümet kılını dahi kıpırdatmamıştır. 05. Nisan 2011'de Apache uçakları tarafından Port-Sudan şehrinin etekleri üzerindeki bir otomobil hedef alınmış ve buda iki kişinin ölümüne yol açmıştır. Nitekim o zaman da hükümet, "İsrail'i" suçlamış ve gerçekleşmeyen bir tepki sözü vermişti! Yine 22 Mayıs 2012'de de 2011 Nisanında meydana gelen olaya benzer bir olay gerçekleşmiştir. Zira Port-Sudan şehrinde (Proda)  bir araba bombalanmış ve sahibi öldürülmüştü. O zamanda aynı şekilde hükümet, "İsrail'i" suçlamış ve ortada cevapla yada meydana gelen olayın tekrarının engellenmesiyle ilgili ciddi bir hareket olmaksızın bununla ilgili bir cevap sözü vermişti. Ardından o sırada o, mümin bir kavmin göğsüne şifa verecek bir cevap veremediğinden Sudan topraklarının derinliklerindeki bu hayati tesisin vurulması için bu operasyonun gerçekleşmesine cüret edilmiştir.

İkincisi: Bu, Allah'ın kendilerine zillet ve miskinlik damgası vurduğu Yahudilerin devletçiğine meydan okumada açık bir zaafiyettir. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوۤاْ إِلاَّ بِحَبْلٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُوا بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْمَسْكَنَةُ "Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın gazabına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir." [Âli İmrân 112]

Dolayısıyla buda gökyüzünden kesintili karayla bağlantılı ulusal temele, dahası Sudan yöneticileri yoluyla ülkenin kalbinde ve başkentinde baskın yapar bir hale gelelim diye orduyu zayıflatan anlaşmalar sayesinde Sudan'ı parçalama ve bölme hususundaki planlarını uygulayan kafir düşman Amerika'ya dayalı Sudan devletçiğinin zayıflığının boyutunu göstermektedir.

Üçüncüsü: Bu tür saldırılara yönelik pratik cevap, ne tüketici sözlerle nede Enformasyon Bakanı'nın "İsrail'e" hoşnutluk duyduğunu itiraf ettiği BM Güvenlik Konseyi'ne gitmekle olur. Ancak cevap, İslam'ın söylediği gibi "İsrail'i" kökünden söküp atacak kuvvet hazırlamakla olur. Nitekim Allahu Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ "Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvetten ve (cihad için beslenen) savaş atlarından hazırlayın ki hem Allah'ın düşmanlarını hem kendi düşmanlarınızı korkutasınız." [el-Enfâl 60]

Müslümanların yöneticilerinin düşman için devre dışı bıraktığı bu güçler, azim İslam ideolojisini temsil eden kuvvet unsurları ile tüm Müslüman güçleri seferber edecek olan Hilafet'in olduğu küresel devletidir. Dolayısıyla Hilafet Devleti olmadığı sürece zillet ve aşağılık acılarını tatmaya devam edeceğiz.

Her şeyden önce Allahu [Subhânehu ve Te'âla]'ya tevekkül edip O'ndan yardım istemekle birlikte Müslümanların mübarek topraklarından kökünü kazımak için Yahudi varlığının üzerine ordular ilerlemelidir ki işte mutluluk budur:

بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "Allah'ın nusretiyle, zaferiyle (ferahlayacaklardır). Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 5]


İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Sudan Vilâyeti

Devamını oku...

MISIR: "HILAFET DEVLETİ... FARZİYETİ ve ANAYASASI"

  • Kategori Mısır
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Marsa Matruh beldesinde Avukatlar Barosu kongre salonunda "HİLAFET DEVLETİ... FARZİYETİ ve ANAYASASI" başlıklı fikri panel düzenlemiştir. Panele konuşmacı olarak Hizb-ut Tahrir Vekili Muhammed Abdulkavi, Hizb-ut Tahrir Mısır Medya Bürosu Başkanı Üstad Şerif Zayid ve Al Azhar alimlerinden Şeyh Hasan Alcanini katılmıştır.

Tarih: Cuma, 24 Zilhicce 1433 H. 9 Kasım 2012 M.

Elhamdulillah

 

Devamını oku...

Madem Kokuşmuş İngiliz Sistemini Çöpe Atıyorsunuz, O Halde Neden İslam Nizamına Yönelmiyorsunuz?

  • Kategori Türkiye
  •   |  

AKP Milletvekili ve Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu, gündemdeki başkanlık sistemi tartışmaları konusunda son günlerde televizyon kanallarına yaptığı çarpıcı açıklamalarla Türkiye Cumhuriyeti rejiminin çirkin yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir. Her ne kadar bu ifşaat, başkanlık sistemini haklı ve gerekli göstermeye yönelik çirkin bir çabanın ürünü olsa da, yıllardır halkın nasıl aldatıldığını gözler önüne seren ibretamiz açıklamalardır.

Sayın Kuzu, CNNTürk TV'de katıldığı bir programda şöyle diyordu: "Bugünkü modellerde denetim diye bir şey yok. Parlamenter rejimde parlamento diye bir şey yok, adı var kendi yok, milletvekili diye bir şey yok, adı var kendi yok, komisyonlar diye bir şey yok, adı var kendi yok, bunları inanarak söylüyorum." Doğru söylüyor söylemesine de, bu milletvekilleri, bu komisyonlar, bu parlamento ve bunların dayandığı laik demokratik cumhuriyet rejimi hakkında bugüne kadar halka söylenen ve bundan sonra da söylenegelecek yalanlar ne olacak? Kuzu konuşmasına şöyle devam ediyordu: "Temsilde adalet ve istikrar sağlanamadığı için bu modelde, %10'luk gibi aklın almayacağı bir baraj koymak zorunda kalmışız, aklın almayacağı dediğim bu barajı ben hep savunuyorum, niye savunuyorum, başka çare yok çünkü. Kaldırdığın zaman perişan olursun." Madem temsilde adalet ve istikrar yok, o halde hükümetin ve muhalefetin meşruiyeti yok demektir, öyle değil mi? Aynen Sayın Kuzu'nun açık açık ifade ettiği gibi: "Ben şimdi soruyorum, Allah aşkına, şimdi şu anda gündemde 6 tane bakan hakkında 7 gensoru var. Şimdi 7 tane gensoru, buradan Anayasa Komisyonu başkanı olarak diyorum ki, 7 gensorunun 7'si de Salı ve Çarşamba günü görüşülecek, hepsi de reddedilecek. Nereden biliyorum ben bunu? Şuradan biliyorum, çünkü parlamenter modellerde mutlak disiplin vardır, başka da çaresi yoktur. Muhalefet kabul oyu verecek, bizimkiler de red oyu verecekler. Hep böyle olmuştur. Bana biri çıksın desin ki parlamenter modelde Türkiye dahil başka ülkelerde filan bakan gensoruda düştü. Böyle bir örnek yok! Adı var, kendi yok! Denetimmiş, neyin denetimi? Hükümet benim içimden çıkıyor, benim parçam, o bakan hakkında ben affedersin Şeytana uyar gibi muhalefete uyup da niye hayır oyu vereyim? Neden düşüreyim ben oradaki kendi bakanımı, hatası olsa bile?"

Sayın Kuzu, en çarpıcı ve en isabetli düşüncesini ise Habertürk TV'de katıldığı bir programda şöyle ifade ediyordu: "Türkiye'deki parlamenter model kokuşmuş bir İngiliz sistemidir." Oysa şimdilerde yapılmak istenen; parlamenter modele dayalı bu kokuşmuş demokratik, laik, cumhuriyetçi İngiliz sistemi yerine, bir o kadar kokuşmuş olan, belki de daha beter ve yine demokratik, laik, cumhuriyetçi olan başkanlık modeline dayalı Amerikan tipi küfür sisteminin getirilmesidir.

Hükümet içinde muteber bir şahıs olan Burhan Kuzu'nun bu itirafları, 80 senedir savunulan, bekası uğrunda nice insanların hayatının karartıldığı, Müslümanların yıllarca küfür hükümlerine mahkûm edildiği ve AKP'nin de son 10 yıldır ıslah etmeye çalıştığı bu kokuşmuş sistemin, şu anda pazarlanmaya çalışılan Amerikan patentli başkanlık sisteminden şekilsel özelliklerden ve uydu frekanslarından başka hiçbir farkı olmadığının apaçık ispatıdır. Soruyoruz: Müslümanların kendi yönetim sistemi yok mu ki, sömürgeci İngiliz ve Amerikan sistemlerine muhtaç oluyoruz, onlardan medet umuyoruz, birini kokuşmuş ilan edince hemen öteki kokuşmuşa sarılıyoruz?

Yalnızca Türkiye halkı için değil, tüm Müslümanlar, hatta tüm insanlık için en sahih ve en hayırlı sistemin İslam Nizamı olduğunu, yegâne kurtuluş yolunun Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in metodu üzere İkinci Raşidi Hilâfet Devleti'nin kurulması yoluyla İslami hayatın yeniden başlatılması olduğunu anlamaları için daha ne kadar itiraf işitmeleri gerekecek?

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا، الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا "De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok hüsrana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir." [Kehf 103-104]

Devamını oku...

Sizin İnsanlığınız Tel Örgülerin Ötesine Geçemiyor mu?

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Türkiye sınırının sıfır noktasında bulunan ve muhalifler tarafından geçtiğimiz günlerde ele geçirilen Rasulayn kasabası, iki gündür katil Esed'in uçakları tarafından acımasızca bombalanıyor. Gerçek olduğu kadar acı olan ise Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinin bir mahallesi gibi olan bu topraklarda yaşanan zulmün, Türkiye topraklarından kolayca görülmesi ve Rasulayn sokaklarındaki çığlıkların Türkiye'den çok rahat bir şekilde duyulmasıdır. Bu nedenle bütün televizyon kanalları komşu ülkede yaşanan katliamı görüntüleyebilmek için kameralarını sınırın diğer tarafına çevirmişler ve sadece birkaç yüz metre ötede patlayan bombaları görüntüleme yarışına girmişlerdir.

Suriye'de zalim Esed yönetimine karşı kıyam hareketi başlamadan önce bu bölgede yine kameralar olur ve bayram günlerinde iki ülkede bulunan akrabaların bayramlaşmak için sınırı geçmeleri haber yapılırdı. Ailelerin bir kısmının sınırın diğer tarafında olduğu, her iki tarafın birbirlerinden kız alıp verdiği bu topraklarda görüldüğü üzere Ceylanpınar ile Rasulayn bir bütündür. Dil, din ve akrabalık bağı ile birbirlerine bağlı olan bu insanları birbirlerinden ayıran tek unsur, Lozan Antlaşması gereği aralarına çekilen tel örgüler, masa başlarında çizilen suni sınırlardır. Kâfirler tarafından çizilen sınırları korumak için çekilen bu tel örgüler, bölge halkı tarafından kolayca aşılırken, Türkiyeli yöneticiler nezdinde aşılamaz kabul edilmiştir. Çünkü onlar efendileri tarafından konulan sınırları aşmamayı şiar edinmiş ve iktidar koltuğunda bu sınırlara bağlı kaldıkları sürece oturacaklarını kabullenmişlerdir. İşte bunun için de sahih ve güçlü bir irade sergilemekten mahrumdurlar. O bakımdan devletlerarası sularda uçtuğu ve hasmane bir tutum içerisinde bulunmadığı belirtilen Türk savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesinden sonra, "Türk ordusunun 'angajman kuralları' değişmiştir. Suriye rejimine ait, sınırlarımıza yaklaşan her askeri unsur, tehdit olarak algılanacaktır" diyen Erdoğan, neredeyse sınırın üzerinde uçan ve bazen de sınır ihlali yaparak Müslümanları bombalayan Suriye uçaklarını görmezden gelmektedir. Savunma Bakanı da "eğer sınır ihlal edilirse harekete geçilecek" diyerek yeni bir aldatmacaya girişmektedir. Konuştukları ile yaptıkları birbirinden tamamen farklı olan Başbakana sesleniyoruz:

Ey Başbakan! Ortaya atmış olduğunuz 2071 vizyonunu gerçekleştirmek için tüm gücünüzle Rabbinizi razı etmeniz gerektiğini bilmiyor musunuz? Onu razı etmenin şer'i hükümlere tabi olmaktan geçtiğinin bilincinde değil misiniz? Tarih boyunca Müslümanlar, Sultan Alparslan gibi ölümü göze alarak cihad eden yöneticilerin peşinden gitmiş, onun arkasında ve onun ordusunda ölmeyi şeref saymışlardır. O ki Müslümanların duasını alarak kâfirlerle mücadele ederken, siz kâfirlerin desteğini alarak Müslümanların enerjisini tüketen bir paratoner vazifesi gördüğünüzü bizzat kendi ağzınızla itiraf etmiyor musunuz? Atalarınız davet ve cihad ile Kâfirlere İslam'ı taşırken, siz model ortak rolüne bürünüp Müslümanlara laiklik ve demokrasi pazarlama cüretinde bulunmuyor musunuz? Ecdadınız zalimin elini kırıp mazlumun yanında olmayı izzet addederken, siz bombalar altında inleyen mazlumların yanında olmaktansa Suriye Ulusal Konseyi ve yeni türetilen Suriye Devrimi Muhalefet Güçleri Koalisyonu denilen kukla yapılanmaların yanında durarak sömürgecilerin planına alet olmuyor musunuz?

Ey Başbakan! Allah'ın sizi mükellef kıldığı sorumlulukların sınırın diğer tarafındaki Müslüman kardeşlerinizi kapsamadığını mı düşünüyorsunuz? Rabbimizin, en başta iktidar sahibi olarak sizi hedef alan şu ayetini hatırlamıyor musunuz? وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا "Size ne oluyor da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" [Nisa 75] Elinizde bulunan imkânları, bu zulmün ortadan kaldırılması için kullanmadığınız takdirde yarın Hesap Günü size büyük bir sorumluluk ve vebal getirmeyeceğini mi zannediyorsunuz? Vallahi işte bu var ya, korkunç bir yanılgı ve sizden önceki tüm yöneticileri ateşe götüren feci bir gaflettir. Umulur ki akledersiniz.الدِّينُ النَّصِيحَةُ ، قُلْنَا : لِمَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟ قَالَ : لِلَّهِ ، وَلِكِتَابِهِ ، وَلِرَسُولِهِ ، وَلأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur: "Din nasihattir." Dedik ki: "Kimin için Yâ RasulAllah?" Buyurdu ki: "Allah için, Kitâbı için ve Rasulü için, Müslümanların liderlerine ve genelinedir."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Şam'daki Halkımız: Esad Rejimi Sona Ermekte ve Onun Temelleri Parçalanmaktadır O halde Sakın Medyanın Yalanları Sizleri Aldatmasın...

Bu facir rejimin son kalesi olan Şam rejiminin birimlerinde, örümcek yuvasından daha çürük olan habis Beşar devletinin ani bir şekilde devrileceğinin kaçınılmaz olduğuna dair panik ve korku haberleri yayılmaktadır. Uzak yakın herkes bilmektedir ki mücrim Beşar'ın ordusu olan zalim ve nankör ordunun moral gücündeki bitkinlik, yorgunluk ve gerilme hali, İran, Mâlikili Irak ve Nasrallahlı Lübnan gibi onun ilan edilen müttefiklerinin beklediği boyuta ulaşmıştır ki buda rejimin her an devrileceğidir. Nitekim rejimin büyük destekçi olan Amerika ile Rusya'da bu tür beklenti içerisine girmişlerdir... Onların bölgedeki titiz girişimleri ise sadece onlardan ve Müslümanların burunlarının direklerini sızlatan cürümsel eylemlerinden nefret eden İslam ümmeti önündeki yüzsularını korumak içindir. Zaten küstah mücrim Lavrov'un İslamî bölgedeki turu da sadece bu bağlamdadır. Zira Amerika Birleşik Devletleri, Beşar rejiminin işinin bittiğini artık fark etmiştir. Bundan dolayı o, hızlı bir şekilde davranarak sığınağı olan asalaklarıyla birlikte ajanını ani bir şekilde devrilmekten kurtarmak için ayaklanmayı sarmalamak istemektedir. Ancak Amerika eski ajana halef olacak yeni bir ajanı hazırlamasının ardından rejimin devrilmesini istemektedir. Dolayısıyla o, şu an bunun için çabalayıp adımlarını hızlandırmaktadır. Çünkü Beşar, bu hazırlık olmaksızın ani bir şekilde devrilirse, şüphesiz onun devrilmesi hem yankılı olacak hem de Amerika'yı şok edecektir. Zira böylece gerek Amerika gerek misyonu gerek laikliği gerek demokrasisi Allah'ın izniyle bir daha geri dönmemek üzere Şam'dan söküp atılacaktır.

Ey Gururlu Özgür Şam'daki Kahramanlar!

Çok iyi biliniz ki; sebatınız ve habibiniz Muhammed [Aleyhi's Salatu ve's Selam]'ın râyesi olan eL-Ukab râyesi altındaki birlikteliğiniz, kuvvetinizin merkezi ve düşmanınızın ölümüdür. O halde bu râyeyi, el-Kavî ve el-Aziz olan Allah'ın izniyle sizin dârınız Dâr-ul İslam'ın merkezinde Allah'ın indirdikleriyle hükmetmesi üzere biat edeceğiniz Halife'ye teslim edinceye kadar onun abdestli ellerinizle kaldırılmış bir şekilde kalması için azmediniz. Zira o, bu râyeyi izzet ve nusret semalarında dalgalandırarak yükseltecektir... O halde gerek Ulusal Konsey gerek revize edilmiş yada genişletilmiş çeşitli isimlendirmeler gibi sahte oluşumlar sakın sizleri aldatmasın. Zira seçilen bu isimler ister İstanbul'da ister Amman'da isterse Doha'da tamamlanmış olsun bunların tamamı Allah'ın haklarında bir Sultan indirmediği isimler olduğu gibi ne bunların başı nede sonu haktan hiçbir şey ifade etmemektedir.

Ey Sadık Ayaklanmacılar.... Ey Şam'ın Özgürleri!

Allah ile birlikte olunuz ki Allah da sizinle birlikte olsun. Zira bu, bizzat gözlerinizle şahit olduğunuz kerim Resulünüzün müjdeleridir. Nitekim rejim, kucağında olduğunu iddia ettiği Şam'ın Dımeşk'inin ve aynı şekilde nusret ve fethin müjdelerinin olduğu vahanın çevresinde parçalanmaktadır. Nitekim Ebu Davud Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: إن فسطاط المسلمين يوم الملحمة بالغوطة، إلى جانب مدينة يقال لها: دمشق، من خير مدائن الشام "Guta'daki katliam günü, Müslümanların sığınağı, Şam şehirlerinin en hayırlısı olan Dımeşk'tir."

O halde sabredin, sebat gösterin ve birbirinize sımsıkı sarılın. Zira rejim, neredeyse devrildi devrilecek. Hatta kendisini İran'ın kucağına atması bile onu kurtaramayacaktır. Oysa bunun sebebi, kendi çürük rejiminin çatırdamasından dolayıdır. Çünkü onun tabiileri, Suriye'deki Müslümanlara yönelik savaşının ayrımcı bir taifecilik olduğunu fark etmişlerdir. Ayrıca artık onun gizli olan iğrenç mahremleri ifşa olmuştur. Nitekim önümüzdeki günlerde saklı olanlar ise çok ama çok daha büyüktür. Keşke bilmiş olsaydınız. Bu yüzen Kur'an-il Kerim'de sizler için kısas ve ibretler vardır. O halde ibret alın ey akıl sahipleri! Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır: فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَى مَوْتِهِ إِلَّا دَابَّةُ الْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ أَن لَّوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهِينِ "Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük aşağılayıcı azap içinde kalmazlardı." [Sebe 14]

O halde Allah'ı çokça tekbir getiriniz... Allahuekber ve Lillehilhamd.


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Filistin ve Gazze'nin, Aşağılık Emirlere Değil Fatih Halifelere İhtiyacı Vardır

Yahudilerin baskınları ile Gazze halkını bombalamalarının ve onları katletmelerinin gerçekleşmesi üzerine ve gökyüzünün Yahudilerin uçaklarından ve onların ölüm kargalarından neredeyse bir saat bile boş kalmadığı bir sırada Katar Emiri, eşi ve Dışişleri Bakanı, gökyüzündeki Yahudi uçaklarının korumasında dün, yani Salı günü Gazze topraklarına ulaşırken emniyet birimleri ve otorite de parçalayıp birleştirmeyen Sykes-Picot bayrakları ile afişlerinin kaldırmışlardır. Dahası onlar, insanlarla birlikte Katar Emiri'ni, heyetini ve yıllardır geciken yapılanmasını sloganlar atarak karşıladılar!

Bu Emir, Yahudiler kendilerinden emin bir durumda iken ordularını geçit ekiplerine dönüştüren helak olmuş tagut liderlerin görüntüsünü hatırlatan onur ekipleri tarafından sıcak bir şekilde karşılanmıştır. Nitekim Emir'den Yahudilere bir taş atılmış olsa da Yahudilerle ilişki kurmaktan, oturmaktan ve normalizasyondan hiçbir gün olsun utanmayan bu adam onların dostudur.

Hamas otoritesi bu ziyareti, büyük bir fetih ve tarihî bir gün olarak nitelendirmiştir! Sanki bu Emir, Gazze ve Filistin'e bir fatih ve kurtarıcı olarak gelmiş gibi. Halbuki ülkesinin koridorlarını ve üslerini, her yerde Müslümanların başlarına lavlar döken Amerikan kuvvetlerine açan bizzat odur.

Hamas otoritesi, ümmetinin isteklerini orduların seferber edilmesi yerine paraların seferber edilmesine indirgemiştir. Aynen Gazze'ye saldırıldığı günlerdeki Katar Zirvesi'nde Halid Meşal'ın yapmış olduğu gibi. Zira o zirvede liderlere şöyle demiştir: Biz sizlerden orduları seferber etmenizi istemiyoruz. Bilakis sizlerden, yardım ve destek istiyoruz. Dolayısıyla Filistin meselesi, Yahudilerle cihad etmek ve savaşmak meselesinden, Filistin halkı için ilave bir yük iken onlara destek adı altında bir dilenci gibi yaşayan kar otoritesi meselesine dönüşmüştür.

Katar Emiri, Libya ayaklanmasını silahla desteklemiş, dahası NATO liderliği altında onlara destek vermek için askerlerini göndermişti. Ayrıca muhlislerin yönetimi teslim almasından ve Hilafet Devleti altında İslam'ı tatbik etmesinden korktuğu için de ayaklanmayı mecrasından saptırmak amacıyla Suriye'deki bazı insanlara da destek vermiştir. Peki Yahudileri ahbap ve dost edinen bu Emir, kuvvetlerini Filistin'e destek vermek için gönderebilir mi?!

Ey Filistin Halkı...

Yahudilerle normalizyon içerisinde olan ve Amerika ile Avrupa'nın olduğu Batı'nın planlarını uygulayan bu yöneticiler, Filistin'in, ama tüm Filistin'in kurtuluşuyla ilgili olarak ne isteklerinizi nede beklentilerinizi ifade etmektedirler. Aynı şekilde Gazze ve Ramallah'taki her iki otorite de sizleri temsil etmemektedirler. Dolayısıyla onlardan ancak Filistin halkının kurtuluş ve izzet hususundaki endişelerinden ve beklentilerinden bahseden ve Filistin'i acımasız işgalci Yahudilerin pisliklerinden tamamen kurtarmak amacıyla orduları Filistin'e doğru harekete geçirmek için çalışan bir kimse Filistin halkını ifade etmektedir.

Filistin, aşağılık bir şekilde paralarını girdiren emirlere değil ordularıyla birlikte fatihlere muhtaçtır. Ayrıca Filistin, işgalciyle normalizasyon içerisine giren yöneticilere değil Salahaddin ve Kotuz gibilere muhtaçtır.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, ümmeti birleştiren ve Filistin'i tamamen kurtaracak olan İkinci Raşidi Hilafet'i kurmak için acele etmekteyiz. Böylece Filistin halkı diğerleriyle birlikte gururlu ve onurlu bir şekilde Müslümanların servetlerini paylaşacaktır. Dolayısıyla Katar yöneticisi ile onun gibi olan zırar yöneticilere deriz ki; Filistin halkı da dahil bu ümmet, sizin hakikatinizin tamamen farkına varmıştır. Zira o, sizlerden Sultanını geri alma yönünde sabit adımlarla yürümektedir. Dolayısıyla ümmet, Filistin'i ve tüm İslam ülkelerini heba etmenizden dolayı sizleri cezalandıracaktır. Ahiretin azabı ise daha şiddetli ve daha çetindir. Keşke akledebilseydiniz.

أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ "Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı imar etme ile Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihat eden kimseyi bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." [et-Tevbe 19]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER