Pazartesi, 06 Ramazan 1447 | 2026/02/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Suriye'deki Müslümanlar, Ayaklanmalarında Batılı Demokrasinin Hiçbir Yeri Olmadığını Allah İçin İlan Etmişlerdir

Suriye'deki Müslümanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî'nin, Tahran'da düzenlenen Bağlantısızlar Konferansı'nda yaptığı, Suriye ayaklanmasıyla dayanışmanın "ahlakî bir görev" olduğunu ilan ettiği ve "ona eksiksiz olarak tam bir şekilde destek verdiğini" ifade ettiği konuşmalarını izlemiştir. Sonra o, aynı tonda yeni bir Suriye'nin inşası için muhalefeti birleşmeye davet edip "demokratik bir yönetim sistemine" barışçıl bir şekilde geçiş dileğinde bulunarak Amerika üzerine oynamış ve isimlendirildiği şekilde "bu sıkıntıdan çıkmak için" yapılan Mekke Zirvesi'nde Mısır'ın sunduğu girişime dikkat çekmiş ve şöyle demiştir: "Suriye'deki kan kaybı, hepimizin boynundadır" ve "Bizden, aktif müdahale dışında bir şey beklenmesin..."

Suriyeli olarak bizler, sürekli İslam ümmetini savunan, tarih boyunca Şam'dan Trablus-Şam ve Bey-il Makdis'e kadar haçlı kırıntılarını püskürten bir ordunun en üst komutanı sayılan kahramanların toprakları Kenane-Mısır gibi bir İslam ülkesinin Cumhurbaşkanına çok şaşırdık ki bu ordu, tarih boyunca Hilafet Devleti'nin gölgesinde İslam'a ve Müslümanlara dönük kahramanlıklara ve savunmalara tanık olmuştur... Ayrıca bu Cumhurbaşkanın, "Barışçıl bir geçiş istemesi, akan kanlara seyirci kalması ve demokratik bir rejime, yani Beşar tagutu ve zebanilerinin akıttığı kanları seyreden Amerika'nın yoluna davet etmesi" şeklindeki tutumuna da çok şaşırdık...! Halbuki Mısır Cumhurbaşkanı'nın öncelikli olarak yapması gereken, ahlakî bir görev iddiasıyla Şam topraklarında akıtılan kanlar için ağıt ve gözyaşı dökmek yerine bu bağlantısızlar kürsüsünden Suriye'deki Müslümanları kurtarması için Mısır ordusunu harekete geçireceğini ilan etmesidir. Bundan daha önemlisi ise elini Şam'daki katil rejime her türlü ölümcük araçlar sağlayan ve oradaki Müslümanları istismar eden mücrim Nejad'a uzatmaktan imtina etmesi gerekirdi. Dahası onun, solana girmeden önce Suriye heyetinin kovulmasını talep etmesi ve şebbiha heyetinin kendisini protesto etmesi için salona gelmesini beklememesi gerekirdi!

Açıkça söylemek isteriz ki Cumhurbaşkanı Mursî'nin konuşmasında demokratik devletten bahsetmesi ve onu bize ve ayaklanmamıza yamalamak istemesi, kiralık Arap uydu kanallarının Batı'yı hoşnut etmek için iğrenç demokrasi ile nefret dolu sivilliği yalan ve iftirayla bize yamalamaya çalışmasından daha kötü olup bu devletin, Allah'ın izniyle Şam'da hiçbir karar verme yetkisi olmayacaktır. Bilakis hayır ve bereket dolu Şam'da, kerim Resul [Aleyhi's Salatu ve's Selam] ile halifeleri Ebi Bekir, Ömer, Osman ve Ali [Radıyallahu Anhum]'un Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'ten başkasının kurulması doğru olmayacaktır. Nitekim Resul Aleyhi's Salatu ve's Selam konuşmasında halifelerine, yegane model olarak kendi devletlerine uyulmadıkça bunun doğru olmayacağını söylemiştir ki buda; Allahuteala'nın izniyle nusret Şam'ında kurulmasına karar verdiğimiz Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'tir. Evet, Şam'da Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla olan bir yönetimin kurulmaması gerekmektedir. Buda Allahuteala'nın şu kavline:

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine ant olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Seni hakem kılıp içlerinden de bir sıkıntı duymaksızın verdiğin hükme tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar." [en-Nîsa 65]

Ve Resul [Sallallahu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem]'in şu kavline icabet edilmesinden dolayıdır:

عقر دار الخلافة بالشام "Hilafet Dârı'nın merkezi Şam olacaktır."

Bizler bu hususta şunu ifade etmek isteriz ki; yönetimde tedriciliği reddettiğimizi vurgularız. Çünkü bu, tedricilik adı altında İslam ile küfrün ve hak ile batılın arasını karıştırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla "tedricilik" aslında, İslam'ın hakim olmasından asla razı olmayacak olan Batı ile küfür ehlinin kollarına "yuvarlanmaktır." Bizler ise, sadece ukab râyesi altındaki Mısır ve Şam'ın değil bilakis bir gün üzerinde Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in livasının da dalgalandığı bütün İslam topraklarının dahil olduğu Hilafet Devleti'ni beklemekteyiz. Nitekim Aleyhi's Salatu ve's Selam, şöyle buyurmaktadır:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَلا يَتْرُكُ اللَّهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلا وَبَرٍ إِلا أَدْخَلَهُ اللَّهُ هَذَا الدِّينَ، بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ، عِزًّا يُعِزُّ اللَّهُ بِهِ الْإِسْلامَ، وَذُلا يُذِلُّ اللَّهُ بِهِ الْكُفْرَ "Muhakkak ki bu iş, (İslam) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah'ın bu işte aziz edeceği İslam'dır. Allah'ın bu işte zelil edeceği küfürdür." [Ahmed tahriç etti]

Devamını oku...

Konferans Şanlıurfa: Suriye Halkı Ne İstiyor? Biz ne Yapmalıyız? (video)

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Köklü Değişim Dergisi’nin Türkiye genelinde başlattığı ‘Suriye Halkı Ne İstiyor? Biz ne Yapmalıyız?’ konulu konferans serisinin Şanlıurfa ayağı gerçekleştirildi. Yoğun katılımın gözlendiği etkinlikte katılımcılar ‘Eş Şa’b yurid Hilafe İslamiyye’‘Lailaheillallah ve’l Hilafe va’dullah’ gibi Arapça sloganlar attılar. İnternetten canlı olarak verilen konferans, Mustafa Küçük’ün sunumu ve Remzi Özoruç’un Kur’an tilavetiyle başladı. Köklü Değişim yazarlarından Cevher Kara,   ‘Suriye Halkı Ne İstiyor? Biz Ne Yapmalıyız?’ konulu bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmadan sonra Suriye’de gelinen noktayı anlatan bir sinevizyon gösterisi gerçekleşti. Salih Yaşar’ın ayakta yaptığı duayla etkinlik sona erdi.

 

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ürdün Rejimi, Cürümünde Beşar'ın Ortağıdır!

Ürdün rejiminin, Şam halkından olan kardeşlerimizin üzerindeki komplosunun boyutunu ifşa eden bir adımı da bu rejim ile fasit zümresinin, tüm yaradılış ve dine aykırı bir şekildeki utanç verici bir eylemde bulunmaları olmuştur. Zira onun sahte kahramanları, (Esad) rejiminin zulmünden kaçıp iltica eden masum birçok akraba ve kardeşimizin Ürdün halkımızdan olan akrabalarının ve kardeşlerinin arasına yerleşme taleplerine binaen, kanunlara muhalefet ettikleri gerekçesiyle dahası bir de övünerek onları sınır dışı etmişlerdir! Şayet bu iddia edilen doğruysa, sana yazıklar olsun ey Ürdün rejimi! Bombardıman ve yıkım altında yaşayan Müslümanların evlatlarından olan felaketzedelerden senin yanında kalmayı tercih edenlerin kamplarını, tutuklama, gözaltı ve pasif cinayet kamplarına çevirmen ise sen daha da kötü bir şeydir.

Ey Ürdün'deki Müslümanlar!

Nebiniz ve sevgili peygamberiniz Muhammed [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ، وَلاَ يُسْلِمُهُ "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu (düşmana) teslim etmez. "

Ürdün rejimi, sizlere zulmetmesinin ötesinde Şam halkından olan kardeşlerinizi de zulmetmiş ve onları ölüme ve helaka teslim etmiştir. Bu iğrenç fiili ise; Batı'nın çizdiği ve Şam ülkesi ile Müslümanların ülkelerini ayırdığı sınırları kutsadığını vurgulayarak Sykes-Picot Anlaşması'nın 94. yıldönümünde Batı'ya bir hediye olarak sunmuştur. Ey güç ve görüş sahipleri, ya sizler ne yapıyorsunuz? Kıyamet gününde Rabbinize ne diyecek ve işlediğiniz hangi özrü beyan edeceksiniz?!

Ey Allah'ım! Bizler ve Ürdün Müslümanları, bu rejim ile kuyruklarının yaptıkları ve yapmakta olduklarından dolayı Sana sığınıyoruz!

Ey Şam'daki halkımız! Sizler çok iyi biliyorsunuz ki Ürdün rejimi, sadece kendisini ve helak olmuş zümresini temsil etmektedir. O halde Ürdün halkı için hayırdan başka bir şey düşünmeyin. Zira onlar, sizin aileniz ve kardeşlerinizdir. Nitekim onlar da sizlerin imtihan edildiği gibi fasit rejimle imtihan edilmektedirler. Dolayısıyla bizler, sizlerin mübarek ayaklanmasını bütün tagutların ve diktatörlerin devrilmesinin başlangıcı kılması için Allah'a dua ediyoruz.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ

"İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır." [er-Rûm 4]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Avustralya Hükümeti, Baskıcı Esad Politikasını Destekleyen Bir Tutum Benimsemektedir

Federal polis, 30.08.2012 Perşembe günü, toplumla bağlantılı ekibi yoluyla "Suriye'deki Çatışma Bağlamında Avustralya Hükümetinin Yönergeleri" başlığı altında Avustralya hükümetinin Suriye'deki durum hakkındaki tutumunu açıklayan bir bildiri yayınlamıştır. Nitekim bildiride şunlar açıklanmıştır: "Avustralya hükümetinin Suriye'ye karşı dayattığı yaptırımlar, Avustralya vatandaşlarının savaşa katılmaları için Suriye'ye gitmelerini yasaklamanın yanı sıra savaşçıların finanse edilmelerini veya eğitilmelerini veya orada savaşmak için mobilize edilmelerini yasaklamaktır. Aynı şekilde silah temin edilmesini veya Suriye'de çatışan herhangi bir tarafın silahlanmalarının finanse edilmesini de yasaklamaktır." Aynı şekilde bildiri, şunu da iddia etmiştir: "Esad rejiminin işledikleri, Avustralya vatandaşlarının Esad hükümeti ile savaşmak için Suriye'ye geri dönmelerinin bir gerekçesi olamaz."

Avustralya hükümetinin benimsediği bu tutuma bir tepki olarak Hizb-ut Tahrir, aşağıdaki hususları vurgular:

Birincisi: Çatışama taraflarına yasağın dayatılması, Suriye rejiminin takip ettiği baskıya destek vermek anlamına gelmektedir. Zira Esad'ın, masum erkeklere, kadınlara ve çocuklara karşı katliamlar işlemeyi sürdürmek için hala bütün ihtiyaçlarını Silahlı Kuvvetleri'nden karşılayan donanımlı bir ordusu varken bu vahşî baskıya karşı çıkanlar ise direnme gereksinimlerinden yoksun bırakılmaya terkedilmektedirler. Dolayısıyla çatışmayı sınırlamak bahanesiyle tarafsız bir tutum sergilemeye teşvik etmek, sadece tagutların yaklaşımına destek vermeye yol açtığından dolayı kınanması gereken bir bahanedir.

İkincisi: Batılı ülkeler ile birlikte uluslar arası kuruluşlar ve bölge ülkeleri de hala silahsız ve masum Suriye halkına karşı işlenen korkunç katliamlara seyirci kalan bir tutumu tercih etmişlerdir. Aha işte Avustralya hükümeti de Müslümanlardan, güvenli bir yerden Suriye'deki Müslümanlara karşı rast gele  işlenen katliamları izleyen bu çevrelere katılmalarını istemektedir. Kendisi ile bencil ve ahlakî olmayan yöntemine tabi olanları koruması için bu "nasihat", hükümete geri iade edilir. Ayrıca onun, Suriye'nin işlerine  müdahalede bulunmasının doğru olmadığını da anlaması gerekir.

Üçüncüsü: Bu tutum, Avustralya politika yapıcılarının açık ikiyüzlülüğünü göstermektedir. Zira diğer ülkelerde savaşmak ve buraları kapsamlı bir şekilde yıkmak amacıyla kuvvetler, tanklar ve füzeler gönderilmesini kendilerine mubah sayarlarken insanların, tagutî rejimler tarafından baskıya maruz kalanlara yardımda bulunmalarını caiz görmemektedirler. Dolayısıyla Müslümanlara yönelik ikircikli tutumlar, tamamen saçmalıktır. Zira bir Avustralya vatandaşı, 2006 yılında Güney Lübnan'da "İsrail'in" yanında savaştığı sırada Dışişleri Bakanı'nın onun fedakarlıklarına övgüler yağdırdığını görmüştük. Ancak bir Müslüman, mazlum Suriye halkını savunmak için savaştığında Avustralya hükümeti ona, tarafsızlığın erdemleri hakkında nasihatler etmeye kalkışmaktadır!

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika Vilayeti 14/09/2012 tarihli Cuma günü Darussalam, Zincebar ve Tanzanya'da Rasul (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e hakaret eden Amerikan filmine karşı  protesto gösterileri yaptılar.

  • Kategori Doğu Afrika
  •   |  

Şüphesizki Batı İslam'ın yüce değerlerini fikri yönden alt edemeyeceğini anlamış ve çamur atma, karalama ve alay etme yollarına başvurmuştur. Elbetteki bu ve buna benzer hücumlar müslümanların sadece İmanlarını artırır. Batılı ülkelerdeki gayri-muslimlerin ise İslam’a olan özlemlerini ve meraklarını artırarak İslam’a girmelerine sebeb olur.

Allah (Subhânehu ve Teala)’nın şu sözü ne kadar da doğrudur:

يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
”.....Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, kafirler istemeselerde şüphesizki Allah nurunu tamamlayacaktır.”

 

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Şevket Kerimov'un Özbekistan Firavunu Tarafından Öldürülmesine Karşı Bir Gösteri Düzenlemiştir Özbekistan Tagutunun, Hilafet Devleti'nin Kurulmasını Önlemesi İmkansızdır

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, hizbin üyesi Şevket Kerimov'un Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov tarafından öldürülmesine karşı İslamabad'taki Özbekistan Diplomatik Misyonu önünde bir gösteri düzenlemiştir. Nitekim göstericiler, üzerinde şöyle yazılı pankartlar taşımışlardır: "Ey Kerimov, Özbekistan'daki Muhlis Müslümanlara Dönük Tutuklamalar, İşkenceler ve Katliamlar Kesinlikle Hilafet'in Kurumasını Önleyemeyecek Bilakis Senin Sonunu Hızlandıracaktır" ve "Yargıyı Kullanarak Müslümanları Katletmeyi Durdurun." Zira Kerimov rejimi, Hizb-ut Tahrir üyesi Şevket Kerimov'u 1999 yılında hapse mahkum etmiş, 2002 yılında da Kerimov'un talimatları doğrultusunda bu bulaşıcı ve ölümcül hastalığa yakalansın diye tüberküloz hastalığı olan mahkumların arasına konulmuş ve nihayet sonunda da Şevket, kendisine isabet eden hastalık sonucunda bu yılki Ramazan'ın 27. gecesinden vefat ederek şehit olmuştur. Nitekim göstericiler, Şevket'in öldürülmesine ve Kerimov'un ona yönelik işkencesine karşı sloganlar atmışlardır.

Göstericiler, Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti'nden Özbekistan Diplomatik Misyonu'na Özbekistan tagutuna yönelik bir mektup teslim etmişlerdir. Nitekim mektupta, Özbekistan Firavunu'nun hizbin şebabına dönük zulmünün kınanması, ondan, baskı ve zulme rağmen şu an halklarının öfkesiyle karşı karşıya kalan Arap yöneticilerinin başlarına gelenlerden ve hala da gelmekte olanlardan ibret almasının talep edilmesi ve kendisinin de aynı akıbetle karşı karşıya kalacağı geçmiştir. Ayrıca mektupta, Kerimov'un iki on yıl boyunca Hilafet'i kurmak için mücadele eden hizbin şebâbına dönük baskısına rağmen bu mücadelenin Şevket'in şehit edilmesinin ardından bile aynı istek ve arzuyla devam ettiği, Hilafet'in çok yakında kurulacağı, baskıcı iktidarını devrileceği, onun boynundan kavrayacağı ve Allah'ın izniyle onu, geriye kalan yöneticilerden ibret almak isteyenler için ibret yapacağı vurgulanmıştır.

Göstericiler, "Ümmetin Gücü, Hilafet'tir" sloganları atarak barışçık bir şekilde ayrılmışlardır.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti'nden, Özbekistan Tagutuna Açık Bir Mektup

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun!

Bu mektubu size, Pakistan'daki Özbekistan Diplomatik Misyonu aracılığı ile gönderiyoruz.

Özbekistan, İslamî bir belde olup onun Müslüman halkı bize, en güçlü sevgi, şefkat ve İslam bağlarıyla bağlıdırlar. Nitekim atalarımız, bu Doğulu ümmetin İslam'ı ayağa kaldırdığındaki şafağına tanık olmuşlardır. Zira onlar, İslam sayesinde kafirlere karşı zaferler üzerine zaferler kazanan atlılarımız oldukları gibi aralarında bu ümmetin doğurduğu hadis-i şerif alimlerinden biri olan İmam Buhari'nin olduğu Buhara şehrinin fenerleri olan bilimin ve ilmin fenerlerini ortaya çıkarmışlardır. Şimdi de Müslümanlar, bu Horasan topraklarında Hilafet'i geri getirmek için sabırla mücadele eden Özbekistan'ın kahraman halkına tanıklık etmektedirler.

Bundan dolayı bizler, binlerce cürümlerden sadece bir tanesi olan Hilafet için çalışanlara karşı işlediğin en son cürmünü kınarız. Ayrıca bizler, Hizb-ut Tahrir şebâbından olan kardeşimiz Şevket Kerimov'un senin cezaevinde olmasını da kınarız. Zira sen onu, bu bulaşıcı ve ölümcül hastalığa yakalansın diye 2002 yılında kasıtlı olarak tüberküloz hastalığı olan mahkumların arasına koydun. Bu arada bizler, kardeşin şehadetini kabul etmesi için Allah'a dua ediyoruz. Zira kendisi, bu Ramazan ayının 27. gecesi olan (Kadir Gecesi'nde) şehit olmuştur. Bundan dolayı bizler, onun kanının laneti senin ve ona zulmedenlerin üzerine olması için Aziz ve Cabbar olan Allah'a dua ediyoruz. Çok iyi bil ki kerim Resulümüz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle dedi:

إِنَّ اللَّهَ قَالَ مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ "Allah, şöyle buyurmuştur: Kim benim dostuma düşmanlık ederse, kuşkusuz ona savaş ilan ederim." [Buhari rivayet etti]

Sana, şunu vurgularız; kendilerinden Hizb-ut Tahrir'e karşı işlediğin cürümlerini aldığın Rusya ve Amerika'nın olduğu güçler, Hilafet Devleti'nin yakında kurulacak olmasından dolayı korkmaktadırlar. Zira onun alametleri, ister Suriye isterse de diğer yerlerde olsun açık bir şekilde görülmeye başlamıştır. Yine sana, dünyanın en büyük yedinci Silahlı Kuvvetleri'ne sahip ülkesi olan Pakistan'dan şunu da vurgularız: Hilafet, ister senin evinin eşiği olan burada isterse de buradan önce başka herhangi bir yerde kurulsun kesinlikle sana gelecek, boğazından kavrayacak ve seni ibret almak isteyenler için bir ibret yapacağız. Dahası sana, şunu da vurgularız; gerek dilinle gerekse de günahkar ellerinle gösterdiğin bütün çabalar, sadece ahirette sana ve sana destek verenlere isabet edecek olan şiddetli azaba neden olacak eziyetlerden ibarettir. Dolayısıyla sana ve efendilerine rağmen İslam'ın nuru, Allah'ın izniyle çok yakında dünyanın dört bir tarafını aydınlatacaktır.

يُرِيدُونَ لِيُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ "Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Velev kafirler kerih görseler de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır." [es-Saff 8]

Şayet sen, değişim rüzgarının sana dokunmayacağını sanıyorsan vehme kapılıyorsun. Zira senin mücrim Firavun akranların da kendilerinin yeryüzünde kalacaklarını ve Allah'tan başka ilahlar olduklarını zannediyorlardı. Ancak Allah'ın taktiri onlara öyle bir geliverdi ki ya kaçtılar, ya hapse girdiler ya lağım borularında öldüler yada elleri yüzleri dağıldığı gibi onlardan bir kısmı da çok yakında görecek oldukları akıbetlerini beklemektedirler.

Ey Moskova ve Washington köpekleri bizi iyi dinleyin! Bizleri, evlerinizin eşiğinde görmeden önce ittika edin!

إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا

"Kesinlikle Allah emrine galiptir. Allah, her şey için bir kader koymuştur." [et-Talâk 3]

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER