Salı, 04 Zilkâde 1447 | 2026/04/21
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yöneticiler, Aslen Sahip Olmadıkları Bir Egemenliğin İhlal Edilmesini Kınıyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yöneticiler, Aslen Sahip Olmadıkları Bir Egemenliğin İhlal Edilmesini Kınıyorlar

Haber:

Cumartesi günü birçok Arap ülkesi, bölgedeki bir dizi ülkeyi hedef alan İran saldırılarını kınadılar ve bunları bir saldırganlık ve güvenlik ve egemenliklerinin ihlali olarak nitelendirdiler; bu arada Yahudiler ve Amerika'nın İran'a yönelik saldırılarını sürdürdükleri bir zamanda Tahran askeri yanıtına devam edeceğini açıkladı.Birçok ülke resmi açıklamalar ve kınamalar yayınlarken, bu ülkelerin bazılarının topraklarında bulunan ABD askeri üsleri İran'ın saldırılarına maruz kaldı. (TRT Arabic)

Yorum:

Bu rejimlerin küstahlığı ve kibri şaşırtıcı boyutlara ulaşmıştır. İran'ın ülkelerindeki Amerikan üslerine saldırısını kınayan bu yöneticiler, bu üslerin utanç verici varlığını gizlemeye bile çalışmıyorlar, çünkü bu üsler olmasaydı Amerika'nın saldırı ve işgalleri gerçekleştiremeyeceğini çok iyi biliyorlar. Sanki bu üsler Amerika'nın sevgi yaymak, şeker ve çiçek dağıtmak için kullandığı insani yardım merkezleriymiş gibi davranıyorlar!

Bu yöneticiler, Müslüman ülkeleri, isteyerek ve gönüllü olarak Amerika'ya teslim etmişlerdir ki böylece Amerika bu ülkelerde üsler kurarak askeri güçlerini buraya getirebilsin ve onlarca yıl boyunca terörist operasyonlarını başlatabilsin;zira üslerden, Irak'a savaş açılmış, Somali yerle bir edilmiş, Afganistan işgal edilmiş, Irak işgal edilmiş ve Irak, Suriye ve Yemen terörle mücadele bahanesiyle saldırıya uğramıştır; yine bu üslerden,  Gazze'yi yok etmek ve Lübnan'ı yıkmak için Yahudi varlığına silahlar tedarik edilmiştir.

Bu yöneticilerin, “egemenlik hakkı” ve “güvenlik ve stratejik gereklilik” olarak gördükleri anlaşmalarla bu üslerin kurulmasını kabul ederek egemenliklerinden vazgeçmiş olmaları ironik bir durumdur; bununda ötesinde onlar, güvenliklerine hizmet ettikleri bahanesiyle bu üslerin kurulması ve idaresinin masraflarını da kendileri karşılamaktadırlar; hatta saldırıya uğrasalar bile, bu egemenliğin ihlalini kınayarak ve inkar ederek çığlık atmaya başlamaktadırlar; hangi egemenlikten bahsediyorlarsa?!

Peki onların arasından, Amerika'nın bu üsleri Müslüman ülkelere saldırmak ve Müslümanları öldürmek için kullanmasını engelleme gücüne sahip biri var mı acaba? Veya bunu yaptığı için Amerika'yı kınamaya ve suçlamaya cesaret edebilecek biri var mı acaba? Ya da Amerika ve Yahudi varlığının İran'a saldırmasını engelleyecek biri var mı acaba?

İşte buradaki sorun İran rejimi veya ona yönelik tutumla ilgili değildir; aksine baştan sona bu üslerin varlığıyla ilgilidir; hatta Amerikan ve Batı güçlerinin hareketleri ve denizleri, boğazları, hava sahasını, havaalanlarını ve hava üslerini kullanmalarıyla da ilgilidir; işte tüm bunlar, yöneticilerin ihmalkarlığı, ihanetleri ve Batı ve Amerika'ya ajanlıklarının bir sonucu olmasının yanı sıra Amerika'nın ülkemizde üsler kurup rahat bir şekilde geçerek ülkelerimizi birer birer işgal etmesine izin vermeye dayalı tutumlarının da bir sonucudur.

Şu anda acı kadehten içen İran rejimi, bu konuda masum değildir; zira Afganistan ve Irak'ın işgaline sessiz kalmış, hatta işgale yardım etmiştir; ayrıca Amerika'nın bu ülkeleri işgal etmesine alan açarak ve Müslüman ülkelerdeki Amerikan üslerinin varlığı konusunda sessiz kalarak, Amerika'nın hizmetlerinden dolayı kendisine ödül vereceğini ve lehine aracılık edeceğini düşünerek kendini kandırmıştır.

Bu yöneticiler, ihanetleriyle ümmetten tamamen kopmuşlardır; zira onlar, kendi ülkelerindeki Amerikan üslerine yapılan saldırıları kınamakla meşgul oldukları, silahlarını Yahudi varlığının güvenliğini savunmak için kullandıkları ve Yahudi varlığına saldırmayı amaçlayan her füzeyi veya insansız hava aracını vurmaya arzuladıkları bir zamanda Müslüman ülkelerdeki insanlar sokaklara dökülüp Amerikan üslerine yapılan saldırıdan dolayı seviniyorlar ve Amerika'nın bizi öldürmesine izin veren ve kendilerini Yahudi varlığını korumak için kalkan yapan rejimleri lanetliyorlar; çünkü ümmet, sorunun İran rejimiyle değil, Amerika'nın ülkemizi işgal etmesiyle, gücümüzün yok edilmesiyle ve Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sını gasp eden Yahudi varlığının savunulmasıyla ilgili olduğunu biliyor; bakın işte ümmetin, bu rejimleri kökünden söküp atarak Amerika ve onun buluntu çocuğu varlığına karşı tavır alması sadece zaman meselesidir. وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيباًNe zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!” [İsra 51]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi

Devamını oku...

Eğer Yöneticilerimiz Bu Denli İkiyüzlü Olmasaydı, Hamaney'in Suikastı Bir Başka Pearl Harbor Mesabesinde Olacaktı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Eğer Yöneticilerimiz Bu Denli İkiyüzlü Olmasaydı, Hamaney'in Suikastı Bir Başka Pearl Harbor Mesabesinde Olacaktı

Haber:

1 Mart 2026'da İran devlet medyası, ABD ve Yahudi varlığı tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen ilk saldırılarda, Tahran'daki komuta merkezlerini hedef alan saldırıların ardından Ali Hamaney'in öldüğünü doğruladı.

Yorum:

Hamaney suikastı, ABD önderliğindeki bir savaşın başlangıcında, düşmancıl eylemler ilan edilmeden önce ve ABD ile barış görüşmeleri devam ederken gerçekleştirilen bir liderlik suikastı olarak nitelendirildi.Japonya, Amerika'nın deniz üssüne önceden uyarıda bulunmadan saldırdığında, Amerika bunu düşmanca olarak damgalamış ve barbarca bir saldırı olarak nitelendirmişti: “Dün, 7 Aralık 1941 – tarihe utanç verici bir leke olarak kalacak olan bir tarihtir; zira Amerika Birleşik Devletleri, Japonya İmparatorluğu'nun deniz ve hava kuvvetleri tarafından ani ve kasıtlı bir saldırıya uğramıştır.” Dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, 8 Aralık 1941'de Kongre'ye yaptığı konuşmada, müzakereler sürerken ve önceden uyarıda bulunmadan saldırı düzenleyen Japonya'yı açıkça kınamıştı: “Nitekim Amerika bu ülkeyle barış içindeydi ve Japonya'nın talebi üzerine, Pasifik'te barışı korumak amacıyla hükümeti ve imparatoruyla görüşmelerini sürdürüyordu.” Amerika'nın II. Dünya Savaşı'na girmesine yol açan Pearl Harbour saldırısına yönelik halkın öfkesi, 1907 tarihli Üçüncü Lahey Sözleşmesi'nin 1. maddesine dayanmaktadır: “Önceden ve açıkça uyarı yapılmadan düşmancıl eylemlerin başlatılması doğru değildir.”Üçüncü Lahey Sözleşmesi, Amerika'nın açıkça ihlal ettiği yeni savaş kuralları ile geçersiz hale getirilmiştir.

Amerika, en büyük haydut bir devlet ve uluslararası terörizmin sponsorudur. Bu da İslam beldelerine yönelik uzun süredir devam eden parça parça saldırılar kapsamında gerçekleşmiştir; bu ise bir ülkeyi izole etmek, ona yaptırımlar uygulamak, onu bombalamak, kurumlarını yok etmek, sonra bir sonraki ülkeye geçmek ve her kampanyayı kendi başına ahlaki acil bir durum olarak tasvir etmek içindir. Sonuç güvenlik değildir, aksine egemenliğin şartlı olduğu ve direnişin suç sayıldığı bir hegemonya için tasarlanmış bölgesel bir sistemdir.

Bununla birlikte Amerika'nın ikiyüzlülüğü, İran'ın misilleme saldırılarını egemenliklerinin ihlali olarak kınamak için acele eden Arap ülkelerinin aşağılayıcı ikiyüzlülüğüyle karşılaştırılamaz bile; zira bu ülkeler bizzat savaşın altyapısına ev sahipliği yaparken, kınamalar içi boş bir söylemden ibarettir.Nitekim 28 Şubat 2026 tarihli resmi bir açıklamada BAE, İran'ın “ulusal egemenliği açıkça ihlal etmesini ve uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal etmesini” kınamış ve “karşılık verme hakkının” olduğunu vurgulamıştı.Ayrıca Suudi Arabistan da İran'ın açık saldırganlığını ve birçok Körfez ülkesinin egemenliğini açıkça ihlal etmesini kınamıştır. Ürdün ise Arap ülkelerinin birliği hakkında konuşmuştur!

İşte size onların görmezden geldikleri gerçek: Amerikan kuvvetlerinin bölgede konuşlandırılması, Arap ülkelerinde derinlemesine kök salmış üsler, hava koridorları, lojistik merkezleri ve istihbarat ortaklıklarına bağlıdır. Dolayısıyla bu yöneticiler kendilerini egemenliğin koruyucuları olarak nitelendirirken, kendi egemenliklerinden vazgeçerek başkalarının egemenliğine de sansür uygulamaktadırlar. Bu yöneticiler İran'ın kendi topraklarına saldırmasını kınıyorlar ama kendi topraklarının Müslüman ülkeleri hedef alan kâfir güçler için ileri operasyon üssü haline gelmesine de izin veriyorlar!

Aramızdaki ikiyüzlüler ve düşmanlarımız tamamen ittifak halindedirler. Nitekim bu açık bir şekilde nitelendirilmiştir: Zira Abdullah İbn Amr Radıyallahu Anh, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقاً خَالِصاً وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَDört özellik vardır ki, kimde bunlar bulunursa o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu özelliklerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, anlaşma yaptığında hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz, tartıştığında haddi aşar (haksızlık eder).” [Sahih-i Buhari ve Müslim]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdullah Rubin

Devamını oku...

Tâğût Trump ve Beslemesi Yahudi Varlığı İran’a Vahşi Bir Saldırı Başlattı

  • Kategori Hizb
  •   |  

Tâğût Trump ve Beslemesi Yahudi Varlığı İran’a Vahşi Bir Saldırı Başlattı

Amerika ve Yahudi varlığı, bugün Cumartesi günü İran’a karşı geniş çaplı ortak bir saldırı başlattı. Başkent Tahran’ın yanı sıra Kum, İsfahan, Kirmanşah ve Kereç gibi pek çok şehirde patlama sesleri duyuldu... “ABD Başkanı Donald Trump İran’a saldırının başladığını duyurdu ve “Az önce İran’da geniş çaplı askeri operasyonlara başladık” dedi... İsrail Kanal 12 televizyonu, “İsrail’in” İran hükümetine ait onlarca hedefi vurduğunu bildirdi...” (28.02.2026 El Cezire) Trump, Amerika ve ordusunun dünyanın en sert ve en güçlü ordusu olduğu, İran’ın nükleer silahlara ve füzelere sahip olmasına asla izin vermeyeceği yönündeki küstahça açıklamalarını sürdürdü. Beslemesi Netanyahu da efendisi Trump’ın izinden giderek benzer açıklamalarda bulundu... İran cephesinde ise (İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin meşru müdafaa hakkı kapsamında tüm savunma ve askeri kapasitesini kullanacağını söyledi... (28.02.2026 El Cezire) İran, Yahudi varlığına ve Körfez’deki Amerikan üslerine füze saldırıları gerçekleştirdi.

Böylece Yahudi varlığına ve Amerika’ya ait uçaklar; karadan, denizden ve havadan İran’daki askeri üslere ve hükümet merkezlerine saldırı düzenledi. Bu saldırılar çoğunlukla başkent Tahran’a, hükümet binalarına, Mürşid’in (Dini Lider) ve Cumhurbaşkanı’nın ofislerine yoğunlaştı... İlk açıklamalarda operasyonların dört günden on güne kadar sürebileceği, hatta İran’ın nükleer ve füze kapasitesi tamamen tasfiye edilinceye kadar açık uçlu saldırılara dönüşebileceği ifade edildi... “İsrailli kaynaklar, saldırıların ilk aşamasının dört gün sürebileceğine işaret ederek, bunun geçen yaz, Temmuz 2025’te başlatılan 12 günlük savaşın bir devamı niteliğinde olduğunu belirttiler. Amerikalı bir kaynak ise CBS News’e verdiği demeçte, mevcut Amerikan askeri harekatının yaklaşık 10 gün sürebileceğini söyledi...” (28.02.2026 El Arabiya)

Ey Müslümanlar! İran’a yönelik bu vahşi saldırı, İran’ın uzun süre Amerikan uydusu bir devlet dönemde gerçekleştirilmektedir... İran, Irak savaşında, Afganistan’da ve bölgenin birçok yerinde Amerika’nın hizmetinde olmuş, ona büyük hizmetler sunmuştur. Amerika o dönemde füze ve nükleer silah meselesini asla gündeme getirmemiş, hatta Obama 2015 yılında Avrupa devletlerinin de katılımıyla İran’ın %3,67 oranında nükleer zenginleştirme yapmasına izin veren bir anlaşma imzalamış ve İran, o yıllarda tıpkı Türkiye gibi Amerikan uydusu bir devlet olarak hareket etmeye devam etmiştir... Ancak tâğût Trump geldiğinde ise İran’ın, ABD’nin söylediklerini söyleyen ve her istediğini harfiyen yapan ajan bir tabi devlet olmasını istemiştir. İlk başta Muskat’ta beş tur süren aldatmaca dolu müzakereler yürütmüş, sonra da Trump ve Yahudi varlığının “On İki Gün Saldırıları” olarak bilinen saldırıları gerçekleşmiştir. Nitekim olaylar tam da böyle gelişmiştir. “Trump o dönemde İran’a ait 3 nükleer tesisin vurulduğunu duyurarak Amerikan saldırısının başarılı olduğunu vurgulamıştır. Trump, Fordo, Natanz ve İsfahan bölgelerinin hedef alındığını açıklayarak İran’ı barış yapmaya ve savaşı bitirmeye çağırmıştır. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Amerikan saldırısının İran’ın nükleer emellerini yok ettiğini belirtmiştir...” (22.06.2025 BBC)

Ancak bu saldırılar, İran’ı uydu bir devletten ajan tabi bir devlete dönüştürmeye muvaffak olamamıştır. Tam tersine cılız da olsa bile uydu devlet olmaktan kurtulmak gerektiğini söyleyen sesler yükselmeye başlamıştır... Bunun üzerine Amerika, yine aynı konulara yani İran’ın füze ve nükleer silahsızlanmasına odaklanarak yeniden müzakere manevrasına geri dönmüştür. İlk seferinde beş tur müzakereden sonra saldıran Amerika, bu kez üç tur müzakerenin ardından saldırıya geçmiştir!

Ey Müslümanlar! İslam ülkelerindeki yöneticiler, kâfirlere sadakat göstermenin ne denli tehlikeli olduğunu ve bunun dünyada zillet, ahirette ise elim verici bir azap olduğunu asla fark edememişlerdir.

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ للهِ جَمِيعاً “Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” [Nisa 139] Bu yöneticiler kâfir devletlerin öncelikle kendi çıkarlarını önemsediklerini ve gece gündüz İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık beslediklerini zerre kadar idrak edemiyorlar. Kâfir devletler, eğer uydusu veya ajanı olan bir devlete karşı biraz olsun rıza gösteriyorlarsa bu onun iyiliğini istedikleri için değildir; aksine şerri gizleyip iyiliği açığa vurdukları içindir. İster onun yörüngesinde dönsünler isterse de onun ajanları olsunlar, şayet bu yöneticiler çıkarları onların yok olmasını gerektirdiğinde Amerika’nın onlara zerre kadar değer vermeyeceğini anlasalardı, tarihteki olaylardan ders alırlardı. Zira tarih, kullanım süresi dolunca efendileri tarafından çöpe atılan uşaklarla doludur... Eğer bu yöneticiler akletselerdi, kâfirleri çekirdek gibi tükürüp atarlardı, ancak onlar sağır, dilsiz ve kördürler; artık geri dönemezler... Sömürgeci kâfirlere olan sadakatleri öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, İslam beldelerinden birine saldırıldığında diğerleri onun yardımına koşmak için kılını bile kıpırdatmamaktadır. İçlerinden en mutedili ve aklı başında olanı ise, tıpkı İran’a yapılan bu saldırıda olduğu gibi, sadece ölü ve yaralıları saymakla yetinmektedir!

Ey Müslümanlar! Şüphesiz sizin izzetiniz, Raşidi Hilafet Devletinin geri dönüşünde saklıdır. Halkına asla yalan söylemeyen bir lider olan Hizb-ut Tahrir, ihlasla ve samimiyetle kendisini İslami hayatı yeniden başlatmaya ve Raşidi Hilafet’i kurmaya adamıştır. O, gerçekten de halkına yalan söylemeyen bir liderdir; O, kokusu tertemiz olan ve bu temizliğe tahammül edemeyenlerin uzak durduğu bir partidir... Biz onun ve onunla birlikte çalışan tüm gençlerin böyle olduğunu düşünüyoruz; onların ciddi, çalışkan, ihlaslı olduklarını, Allah’ın izniyle dünyaya baktıklarından katbekat fazlasıyla ahirete baktıklarını, Allah’ın vaadini ve Rasûlü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmek için Allah’ın rahmetini umarak gecelerini gündüzlerine kattıklarını biliyoruz. Kuşkusuz bu, Allah’a hiç de zor değildir.

İşte ümmeti kurtaracak, izzetini geri verecek ve düşmanların ona saldırmadan önce bin kez düşünmesini sağlayacak olan şey budur. Bu da ancak Hilafetinin yeniden geri dönmesiyle ve yeryüzünün onun hayrı ve adaletiyle aydınlanmasıyla mümkündür. Hilafet, geçmişte Kayserlerin ve Kisraların kibrini nasıl yerle bir ettiyse, bugün de tâğût Trump ve benzeri sömürgeci kâfirlerin kibrini öylece yok edecektir.

Yahudi varlığına gelince; o, dikkate alınmayacak kadar değersizdir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ Yahudiler hakkında söyle buyurmuştur:

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ “Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Ali İmran 111] Yahudi varlığı, kendi başına asla ayakta duramaz, çünkü savaş ehli değildir, Aziz ve Kaviyy olan Allah’ın buyurduğu gibi ancak insanların ipi sayesinde ayakta kalabiliyor:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ “Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur” [Ali İmran 112] Allah’ın ipini kesip atmışlardır. Geriye yalnızca Amerika, Avrupa ve Müslüman ülkelerdeki hain ve ajan yöneticilerin ipi kalmıştır. Bu yöneticiler, Yahudilerin acımasız saldırganlığı karşısında parmaklarını bile kıpırdatmamaktadır... Dolayısıyla asıl sorun, bugün İslam beldelerinde kurulu olan devletlerdir. Çünkü bu devletlerin yöneticileri, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı olan sömürgeci kâfirleri dost edinmişlerdir... İşte Müslümanların musibeti, yöneticileridir; onlar, sömürgeci kâfirleri dost edinmektedirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı dost edinmek, O’nun hükümlerini ikame etmek, O’nun yolunda cihat etmek, Rasûlünü örnek almak, İslam ve Müslümanlar ile izzet bulmak, küfür ve kafirleri zelil kılmak yerine; sömürgeci kâfirleri dost edinmekte, onların emirlerine göre hareket edip nehiylerine göre durmaktadırlar.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

 

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 03/03/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 03/03/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Sayın Mahmut Kar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

- ABD - İran Savaşı
- 3 Mart 1924'ün Üzerinden 102 Yıl Geçti

H. 14 Ramazan 1447 - M. 3 Mart 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

Devamını oku...

İran'a Karşı Ortak Amerikan-Yahudi Saldırısı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran'a Karşı Ortak Amerikan-Yahudi Saldırısı

ABD Başkanı Trump, Truth Social platformunda yayınladığı bir videoda, Ortadoğu'daki güçlerinin İran'da büyük çaplı askeri operasyonlar başlattığını açıkladı.Bu saldırının gerekçelerini sıralamış ve bunun İran'dan kaynaklanan yakın tehditleri, onun Amerika'ya, dışarıdaki kuvvetlerine ve dünyadaki müttefiklerine yönelik doğrudan tehditlerini ve  Amerika'ya ölüm sloganları atmak, 1979'da Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde yaşanan rehine krizi, 1983'te Beyrut'taki Deniz Piyadeleri karargahının bombalanması ve 2000'de Aden limanında USS Cole gemisine yapılan saldırı gibi 47 ​​yıl boyunca Amerika'ya karşı yaptığı eylemleri ortadan kaldırmak yoluyla Amerikan halkını savunmak için olduğunu söylemiştir. Hedefinin İran'ın nükleer silah elde etmesini ve Avrupa'yı ve belki de Amerikan topraklarını tehdit eden uzun menzilli füzeler geliştirmesini engellemek olduğunu belirterek, İran halkına iktidarı ele geçirme çağrısında bulunmuştur.

Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu da ortak saldırıyı ilan ederek, hedefin İran'ın nükleer silah üretmesini engellemek ve rejimini devirmek olduğunu açıklamıştır.

İran, bu saldırganlığa karşılık olarak Yahudi varlığına füze saldırıları düzenlemeye ve Körfez ülkelerindeki Amerikan hedeflerine füzeler fırlatmaya başlamıştır.

Geçtiğimiz ay Amerika ve İran arasında üç tur görüşme yapılmış olup bunların sonuncusu 26/02/2026'da gerçekleşmiş ve iki taraf arasında ilerlemenin kaydedildiği ve bir tur daha görüşme yapılacağı yönündeki açıklamalar dışında herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı. Nitekim bu açıklamaların yanıltmak ve bu saldırıyı başlatmak amacıyla yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Amerika geçen yıl da aynı şeyi yapmıştı; zira İran'ı yanıltarak Yahudi varlığına 13-24/6/2025 tarihleri arasında İran'a saldırı düzenleme talimatı vermiş ve bu da Amerika'nın İran'ın nükleer reaktörlerine saldırmasıyla sonuçlanmıştı.

Amerika'nın bir aydır bölgedeki kuvvetlerini seferber ettiği ve saldırıya hazır olduğunu açıkladığı bilinmektedir; zira Amerika, müzakerelerde hedeflerine ulaşamazsa, yani İran nükleer programından, %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumdan yaklaşık 400 kg uranyumu teslim etmekten ve 3.000 km menzilli füzeler geliştirme programını durdurmaktan vazgeçmezse saldırıya geçecekti.

Ancak son müzakere turunun üzerinden bir gün bile geçmeden bu saldırı duyurulmuş ve ilk olarak Tahran'daki cumhurbaşkanlığı konutu hedef alınmıştır; bu da saldırının rejimi devirmeyi veya liderlerini öldürmeyi ve onların yerlerine başkalarını geçirmeyi hedeflediğini teyit etmektedir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın iyi olduğunu duyurması da bunu doğrulamaktadır.

Haçlı Amerika ve bölgedeki suç üssü olan Yahudi varlığının bu saldırıyı gerçekleştirmeleri, gelecekte kendi nüfuzlarını tehdit edebilecek herhangi bir gücün ortaya çıkmasını önlemek için Ortadoğu bölgesindeki kontrollerini sıkılaştırma hedefleri doğrultusunda gerçekleşmiştir.Aynı şekilde Netanyahu'nun da açıkladığı gibi Yahudilerin “Büyük İsrail”i kurmak için bölgeyi kontrol etme hedefleri de vardır.

Bu saldırganlık sadece İran için değil, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve bölgedeki tüm ülkeler, özellikle de gelecekte Amerikan nüfuzunu ve Yahudi varlığını tehdit etme potansiyeline sahip ülkeler için de bir tehdit oluşturmaktadır.

5/12/2025 tarihli en son ABD'nin strateji müzekkeresi, Orta Doğu'nun ABD için öneminden ve “yarım asırdır ABD politikasının ön saflarında yer aldığından” bahsetmektedir; bunun hedefi ise, “bölgeyi, petrol ve gazın yanı sıra nükleer enerji, yapay zeka ve savunma teknolojisi gibi sektörlerde uluslararası yatırımların kaynağı ve hedefi haline getirmek ve tedarik zincirlerini güvence altına almak”tır.Müzekkerenin hedeflerinden biri de “bölgedeki aşırıcılıkla mücadele etmektir”; bu da İslam'a ve Müslümanların sömürgeci Batı'nın fikri, askeri, siyasi ve ekonomik tüm biçimlerinden kurtulma çabalarına ve Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin temsil ettiği İslami yönetimi kurmak için çalışmaya karşı savaş açmak içindir.Ayrıca “Amerika'nın İbrahim Anlaşmalarını genişletme konusunda da açık bir çıkarı vardır”; bu da bölgedeki tüm ülkelerin Filistin'i gasp eden Yahudi varlığını tanımalarını ve onunla ilişkilerini normalleştirmelerini sağlamak içindir. Zira Mısır, Ürdün, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi birçok ülke onunla ilişkileri normalleştirmiştir.Çünkü Yahudi varlığına odaklanmak, Amerikan politikasında en öncelikli konudur ki böylece Filistin’i Müslümanların elinden çekip alabilsin ve bölgede ümmetin herhangi bir hareketi karşısında kullanabileceği istikrarlı bir üs kurulabilsin.

İran rejiminin sorumluları, olaylara bu açıdan bakmadılar; zira onların bakış açıları dar ve sınırlıydı; bu yüzden ümmetin çıkarlarını pahasına rejimlerini ve bölgedeki nüfuzlarını güçlendirmeye odaklanmışlardır; bu nedenle bazı liderlerinin de itiraf ettiği gibi, Amerika'nın yörüngesinde hareket ettiler ve Afganistan ve Irak'ta Amerika'ya yardım ettiler. Ayrıca Suriye'de de Amerika'ya yardım ettiler ve Amerikan ajanı Beşar Esad rejimini, Suriye halkını aldatmak, devrimin Şam'da İslam yönetimini yeniden kurma hedeflerine düşük yaptırmak ve Yahudi varlığına teslim olmak için Ahmed Şara gibi bir alternatif gelene kadar muhafaza ettiler.Nitekim Amerika bir alternatif bulmuş ve artık İran'a ihtiyacı kalmamıştır; dahası İran'ı bir uydu devleti değil, tabi devlet haline getirmek istediğini ortaya koymuş ve bu yüzden de İran rejimini devirmeyi hedeflediğini açıklamıştır.

Büyük Şeytan olarak nitelendirdikleri Amerika ile işbirliği yaparak, bu Şeytan'ın dahili ve bölgesel hedeflerini sonsuza kadar gerçekleştirmelerine izin vereceği yanılgısına düştürler. Eğer bu bölgelerde Amerika'ya yardım etmemiş olsalardı, Amerika buralarda nüfuzunu güçlendiremez, dolayısıyla bölgeyi kontrol edemezdi. Şimdi ise sıra onlara gelmiştir.

Amerika, Yahudi varlığı ve tüm Batı ülkeleri, karşılaştıkları her türlü tehdidi ortadan kaldırarak bölgeyi sonsuza kadar kontrol altında tutmayı hedeflemektedirler.Dahası onlar, İslam'ı ortadan kaldırmayı hedeflemektedirler.1924 yılında İslam'ın devletini yıktıktan ve topraklarını işgal ederek kendilerine bağlı rejimler olarak yaklaşık 57 parçaya böldükten sonra, bu rejimler, onların emirlerini uyguladılar, İslam'a aykırı anayasalarına dayandılar ve onların İslam'ın iktidara dönüşüne karşı savaşan, İslam'ın fikirleriyle mücadele eden ve Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmaya çalışan politikalarını uyguladılar.

Bizler, İran'ın rejiminin yozlaşmış olmasına rağmen onun bizim ülkelerimizden biri olduğu için İran’ın başına gelenden dolayı sevinmiyoruz ve ona yönelik yapılan saldırganlığa da karşıyız; çünkü bu saldırganlık tüm ümmete karşı bir saldırganlıktır; tıpkı Amerika'nın Afganistan ve Irak'a karşı saldırganlığının tüm ümmete karşı bir saldırganlık olması gibi.Ancak bizler, Müslümanların başındaki tüm yöneticileri aynı akıbet konusunda uyarıyoruz.Belki de bir sonraki hedef, özellikle Afganistan'da Amerika'nın istediği şeyleri uygulayan ve bu vahşi düşmandan ve onun ülkelerini vurmakla tehdit eden vahşi kolu Yahudi varlığından kurtulacaklarını zanneden Pakistan olacaktır.

Bu yöneticiler bir ders almadıkları gibi akıllarını başlarına alıp Amerika, Batı ve Yahudilere olan dostluklarından vazgeçmemektedirler; bu yüzden ümmetin kıskanç evlatları için geriye kalan tek seçenek, kardeşleriyle birlikte çalışarak bu yöneticileri ve rejimlerini devirmek ve onların kafir efendilerini bölgeden silip süpürmektir. Zira İslam ümmetinin evlatlarının kardeşleri, Kerim Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği gibi Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için çalışmaktadırlar; çünkü ümmeti kalkındırmak, onu birleştirmek, onu her bir bölgeden saldırmaya devam eden düşmanlarından kurtarmak ve onu dünyanın birinci devleti haline getirerek hayrı dünyanın dört bir tarafına yaymak için tek yol Hilafettir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur

Devamını oku...

Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları | Birinci Bölüm | Daru’l Erkam: Devlet Kurulmadan Önce Bir Ümmet Nasıl İnşa Edilir?

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları

Birinci Bölüm

Daru’l Erkam: Devlet Kurulmadan Önce Bir Ümmet Nasıl İnşa Edilir?

Daru'l Erkam (Erkam'ın evi), Mekke'deki bir sokakta bulunan küçük bir evden ibaret olmadığı gibi siret sezonlarında ziyaret edip sonra savuşup gittiğimiz yüzeysel bir ayrıntı da değildir. Aksine Daru'l Erkam, bir inşa merkezi, derin bir hazırlık merhalesi ve tarihin çehresini değiştiren bir nesli şekillendiren gerçek bir laboratuvardı. Dolayısıyla Daru'l Erkam'ın rolünü iyi anlayan kimse, büyük dönüşümlerin nasıl başladığını ve günümüz gerçekliğinde birçok girişimlerin neden tökezlediğini de iyi anlayacaktır.

Mekke'de güç dengesi tamamen bozulmuştu.Kureyş para, kabile, silah ve itibara sahipti. Müslümanlar ise siyasi korumaya sahip olmayan ve işkence ve zulüm gören mazlum bir azınlıktı. Böyle bir gerçeklikte, uzlaşmalar, tavizler veya mevcut yapının içinde tedrici-aşamalı entegrasyon gibi hızlı çözümler dayatılabilirdi. Ama olanlar tamamen farklıydı. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kavmini hoşnut etmeye veya gerçekliğe boyun eğmeye başvurmamış ve merhalelerinin ötesine atlamamıştır; aksine dakik bir plana bağlı kalmıştır ki o da; daveti taşıyan adamların yanı sıra kılıç taşımadan önce fikri taşıyacak devlet adamları inşa etmek ve devletin omuzlarında kurulacağı bir cemaat inşa etmekti.

Daru'l Erkam'ın seçilmesi, gelişigüzel olmamıştır. Zira Erkam ibn Ebu Erkam Radıyallahu Anh genç biriydi ve evi de şüphe uyandırmıyordu; zira Beni Haşim ile husumet içinde olan Beni Mahzum kabilesine mensuptu ve bu da oranın takip edilmesi olasılığını azaltıyordu. Bu seçim, derin bir bilinci ortaya koymaktadır. Zira ilk merhalede davet, sadece ruhani bir vaazdan ibaret olmamış, aksine adımlar hesap edilerek atılmış düzenli bir çalışma olmuştur.

O evde eğitim, sadece sırf ahlaki bir eğitim olmadığı gibi gerçeklikten kaçıp ruhani bir uzlete çekilmek de değildi. Bilakis ideolojiyi pekiştiren ve beşeri otoritenin tamamından tam bir kurtuluş olarak akideyi düşüncenin temeli yapan akidevi bir oluşum olduğu gibi, cahiliye ile olan çatışmanın doğasını tanımlayan ve İslam'ın sadece mevcut sisteme eklemlenen bir ritüel değil, aksine temelde farklı bir proje olduğunu ortaya koyan siyasi bir oluşumdu. Bu merhalede nazil olan Kur'an, fikirleri inşa ediyor ve bu fikirleri mefhumlar olarak formüle ediyor ve bunları ölçülere ve kanaatlere dönüştürüyordu: İnsan kim? Ubudiyetin anlamı nedir? Yasa koyma yetkisi kime aittir? Adalet nedir? Dolayısıyla o evde, sadece bireysel tavsiyeler değil, yeni bir yaşam tarzı için gerçek bir fikir ve hayata yönelik tam bir vizyon formüle ediliyordu.

Daru'l Erkam'dan mezun olan bu nesil, Ebu Talib'in vadisinde sabreden, Medine'ye hicret eden, Bedir'de kılıç kuşanan ve Medine'de devleti yöneten aynı nesildir. Bu, zayıflıktan yönetime ani bir geçiş şeklinde olmamıştır, aksine uzun bir hazırlığın sonucunda olmuştur. Bu nedenle eziyetin şiddetine rağmen Mekke'de savaşmaya izin verilmemiştir; çünkü düzenli siyasi bir varlık olmadan savaşmak, semeresiz kan dökülmesi anlamına gelecekti. İşte o zaman kan heder olacak ve güç dengesi de değişmeyecekti. Bu yüzden öncelikle net bir fikre bağlı bilinçli bir cemaat oluşturmak, ardından bu projeyi kabul edecek ve koruyacak bir toprak aramak gerekiyordu; tıpkı İkinci Akabe biatında olduğu gibi.

Gerçekliğimize dönersek, acı verici bir paradoksun olduğunu göreceğiz. Zira bazıları gençleri, net bir vizyon veya birleştirici bir proje olmaksızın kontrolsüz bir patlamaya doğru itmektedir; bu da öfkeyi, hızla sona eren veya sahiplerine karşı istismar edilen izole bir eyleme dönüştürmektedir. Bazıları da kamu işleri veya yönetim ve adalet meselelerine hiç önem vermeden İslam'ı, izole olmuş bireysel bir dine ve namaza, oruca ve kişisel ahlaka indirgemektedirler.

Daru'l Erkam açıkça şunu söylüyor: İnşa olmadan değişim olmaz. Yönü belirleyecek egemen bir akide olmadan da inşa olmaz. İnsanların hayatını düzenleyen bir proje içermediği sürece de hiçbir egemen akide hayatta kalmaya devem edemez. Değişim, cahiliyeyi süslemeye çalışarak ona entegre olmak olmadığı gibi bir anda alevlenip sonra da sönüp giden duygusal bir devrim de değildir. Bilakis bu, fikir ve mefhumları düzeltmekle ve vahye dayalı siyasi bir bilinç inşa etmekle başlayıp, projesine inanan, çatışmanın doğasını idrak eden ve sloganlara aldanmayan bir kitle oluşturmakla devam eden uzun soluklu bir çalışmadır.

Siyasi parçalanma, ekonomik bağımlılık ve iç çatışmalar gibi bugünkü krizlerimize baktığımızda, bunların çoğunun, çağdaş bilincimizde Daru'l Erkam'ın merhalesinin yokluğundan kaynaklandığını görürüz. Dolayısıyla hızlı sonuçlar isteriz, iktidar hakkında araştırma yaparız ve değişimin, hamasi söylemler veya geçici ittifaklarla satın alınabileceğini sanırız. Ancak sünnetler değişmez. Zira Medine'de devleti taşıyan nesil, Mekke'deki ışıklarından uzak küçük bir evde, vahiy alarak ve nefsini bu temele göre yeniden şekillendirerek oluşmuştur.

İşte Ramazan bu anlamı yeniden canlandırıyor. Zira bu ay, içsel inşanın olduğu, önceliklerin yeniden düzenlendiği ve ruhun saf bir akideyle beslendiği bir aydır. Ancak aynı zamanda bu ayın, değişim hakkındaki mefhumumuzu gözden geçirdiğimiz bir bilinç ayı da olması gerekir. İşlevsiz sistemler içinde yamalı çözümler mi arayacağız? Yoksa fikir ve insandan başlayan gerçek bir yeniden yapılanma üzerinde mi düşüneceğiz?

Daru'l Erkam gerçeklikten bir kaçış değildi, aksine onunla yüzleşmek için bir hazırlıktı. Yani çatışmadan bir kaçış değil, çatışmayı derinlemesine anlamaktı. Bunu idrak eden kimse, kalkınmanın öfke anında değil, aksine ilk başta birçok kişinin ilgi duymayacağı ancak bir gelecek inşa edecek sakin ve derin bir tesis etme merhalesinde doğduğunu anlayacaktır.

Böylece Mekke'deki küçük bir ev ile daha sonra değişen dünya arasında şu kaide tecelli etmiştir: Fikirler adamların göğüslerinde inşa edildiğinde, devletlere dönüşür, tarihin haritasını yeniden çizer ve insanların hayatında bir devlet ortaya çıkarır; Allah'tan, bize, bizim ellerimizle Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti bahşetmesini diliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu

DİĞER BÖLÜMLER
SONRAKİ BÖLÜM >>
Devamını oku...

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Al-i İmran 28]

Haber-Yorum

لَّا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur.” [Al-i İmran 28]

Haber:

İran'ın Hormozgan eyaletindeki Minab şehrinin savcısı, Amerikan-Yahudi güçlerinin düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının 148'e, yaralıların sayısının ise 95'e yükseldiğini açıkladı.

İran haber ajansı Tesnim, Hormozgan eyaletinin vali yardımcısının, İran'ın güneybatısındaki Minab şehrinde bulunan bir kız ilkokuluna saldırı düzenlendiğini ve Hormozgan eyaletinin, birçok İran deniz üssüne ev sahipliği yaptığını söylediğini bildirdi.Olay, Körfez Kıyısı yakınlarındaki Minab bölgesinde meydana geldi. Raporlara göre, saldırı sırasında okulda yaklaşık 170 öğrenci bulunuyordu. (RT, 01/03/2026)

Yorum:

İran, Afganistan, Irak ve Suriye'deki savaşlarında ABD'ye yardım etmesine ve ABD'nin yörüngesinde dönen bir ülke olmasına rağmen ABD’nin, İran'ın üslerinin bulunduğu bir eyaletteki ilkokulda onlarca kız öğrencinin ölümüne neden olan bir saldırı düzenlemesi, Amerika'nın sadece kendi çıkarlarını önemseyen ve sömürgeci hırslarını ve çıkarlarını gerçekleştiren, çizen ve planlayanların ve kendi bayrağı altından yürüyenlerin ve emirlerine itaat edenlerin dışında dostu olmayan bir ülke olduğunu ortaya koymaktadır.

Amerika, İran ile ilişkilerinde, kendi yörüngesinde dönen bir ülke olmaktan çıkarıp onu bir ajan devlet haline getirmeye çalıştı ancak, Fordo, Natanz ve İsfahan'daki nükleer tesislerini hedef alan saldırılara rağmen bunu başaramamıştır.Bakın işte Amerika yine aynı formülü uygulayarak kız öğrencilerin okulunu, hatta ondan önce İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'i vurarak, kendisine karşı çıkan ve isteklerine uymayan herkesi tereddüt etmeden bir kenara atacağını ve hiçbir pişmanlık duymadan onlardan vazgeçeceğini teyit etmektedir.

İnsan haklarını savunduğunu iddia eden ve özgürlük sloganları atan bu ülke, masumların kanını mubah kılmakta, çocukları ve kadınları öldürmekte, onları gözetmemekte ve masum siviller ile askeri savaşçılar arasında hiçbir ayrım yapmamaktadır.

Kız öğrenciler şehit oldular; çünkü onların tek suçları, yöneticilerinin ülkeyi Amerika'nın abasına büründürdüğü bir ülkede yaşamaktı; bu yüzden ülke, nerede olursa olsun Amerika'nın yörüngesinde dönmektedir; oysa onlar, Allah’ın bize dost edinmemizi ve üzerimizde otorite vermemizi nehyettiği kâfirlerdir. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًاEy iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” [Nisa 144]

Amerika, Yahudi varlığı ve genel olarak Batı, Müslümanlara eziyet etmek, onları öldürmek ve yok etmek için bir araya gelmiş tek bir millettir.Bu yüzden İslam'ı ve Müslümanları ortadan kaldırmak, dünyayı yozlaşmış kapitalist medeniyetlerinin emirlerine göre kontrol etmek ve yönetmek için çok çalışıyorlar; oysa bu medeniyet her gün daha da açığa çıkmaktadır; zira onun kusurları ve kokuşmuşluğunun yanı sıra en son olarak da Epstein skandalı ortaya çıkmıştır

Amerika ve Batılı müttefiklerinin liderlik ettiği savaş, kendi hegemonyalarını dayatmaya, İslam'a ve Müslümanlara boyun eğdirip onları aşağılamaya çatıştıkları bir medeniyet savaşıdır.Bu yüzden bu dini kıskanan herkesin, İslam ümmetinin, onları bir araya getiren, birleştiren ve bu savaşa liderlik eden bir devlet olması için çalışması gerekir; böylece küfür ehlinin İslam’a zarar vermesi zorlaşacak ve saldırmadan önce binlerce kez hesap yapacaklardır. Tarih, insanlığın bildiği en büyük ve en asil bir devlet olmasının yanı sıra insanlar arasında hayrı, merhameti ve barış yayan ve Müslümanların gölgesinde izzet ve onura tanık olduğu devletlerinin altındaki Müslümanların şanları, kahramanlıkları ve zaferleriyle doludur.كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız. Eğer Ehli Kitap’da (Yahudiler ve Hıristiyanlar) iman etseydi kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler vardır, fakat çoğu fasıktır.” [Al-i İmran 110] 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zinet es-Sâmit

Devamını oku...

Onun Yok Olacağı Kesin; Ancak Rejimlerle Değil Ümmetle Yapılan Bir Savaşta

Haber-Yorum

Onun Yok Olacağı Kesin; Ancak Rejimlerle Değil Ümmetle Yapılan Bir Savaşta

Haber:

El Cezire kanalı, Yahudi varlığının Savaş Bakanı'nın şu açıklamalarını aktardı: Varlığını yok etmekle tehdit edenlere dokunulmazlık yoktur ve varlığı, bekasını tehdit edenlerin varlığını izin vermeyecektir.

Yorum:

Bu buluntu sapığın açıklamasından, İran rejiminden ya da iki gün önce kendi varlığındaki baş suçlunun aşırı Şii ekseni olarak adlandırdığı şeyden veya aşırı Sünni ekseni olarak adlandırdığı şeyden bahsettiği anlaşılıyor; ancak o ve onun gibilerin söylemek istemediği gerçek şu ki; onun varlığını tehdit eden ve onu tamamen yok etmek isteyen, dahası bölgedeki tüm Batı varlığını ortadan kaldırmak isteyen varlık, mevcut herhangi bir rejimin başını çektiği bir eksen ya da rejimlerin araçlarından bir araç değildir, aksine Doğu Asya'dan Batı Afrika'ya kadar uzanan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetidir.

İslam ümmetini tehdit eden bu buluntu adam, Amerika ve Batı'nın onun ipini kesmesi veya Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimlerden oluşan ve onu koruyan demir kubbenin çökmesi halinde, kendi varlığının bir saat bile ayakta kalamayacağını göz ardı ediyor.

Sapkınlar ve onların arkasındaki Amerika, bugün yürüttükleri şeyin savaş olduğuna dair kendilerini kandırıyorlar veya kandırmak istiyorlar; ama gerçekte bu, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti tarafından hepsine karşı açılacak gerçek savaşı geciktirmek için yaptıkları girişimlerden başka bir şey değildir; zira ümmetin bu savaşında Gazze'yi tekellerine alamayacaklar, Lübnan ve Suriye'de istedikleri gibi gezip dolaşamayacaklar, varlıkları İran'ın askeri gücüne saldırmak için kendilerine uygun zamanı seçemeyecek, savaşın zamanı, doğası ve alanı Yahudi varlığı veya Amerika tarafından seçilemeyecek, aksine tüm bunları kendisine yardım ve iktidar vaat edilen ümmet belirleyecektir. Ayrıca bu savaşın başında, tek endişesi iktidarda kalmak, misyonu sömürgeciye hizmet etmek ve görevi de Yahudi varlığını korumak olan yöneticiler olmayacak, aksine bu savaşın başında, Allah'ı razı etmek ve dünyanın ve ahiretin izzetini kazanmak için en değerli şeylerini feda edecek liderler olacaktır. Bu ise Allah’ın izniyle çok yakındır. فَعَسَى اللَّهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَىٰ مَا أَسَرُّوا فِي أَنفُسِهِمْ نَادِمِينَUmulur ki Allah müminlere katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” [Maide 52]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER