Cuma, 03 Ramazan 1447 | 2026/02/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Ürdün Hükümetinin, Hizb-ut Tahrir Şebâbatının Suriye Kadınlarını Desteklemeye Dönük Sempozyum Düzenlemesini Engellemesi, Ürdün Rejiminin de Esed Rejiminin Ortağı Olduğunu Göstermektedir!

İslam dünyasının yöneticileri ile rejimlerinin eylem ve davranışları, ihanetin son haddine kadar ulaşmıştır! Nitekim Ürdün rejimi, 27 Nisan 2013 Cumartesi günü Hizb-ut Tahrir şebâbatının, "Şam Özgürlerini Koruyacak Olan Hilafet'i Kurmak İçin Acele Edin" başlığı altında Suriye özgürlerini ve çocuklarını desteklemeye dönük sempozyum düzenlemesini engellemiştir.

Konferansın düzenlenmesinin engellenmesiyle ilgili bu aşağılık davranış Ürdün rejimini, mücrim Suriye rejiminin Şam'daki halkımıza karşı işlediği cürümlerde suç ortağı ve işbirlikçi olduğu konumuna düşürmektedir. Zira gücünü, halkımızın Suriye'deki mücrim Beşar'ın mubah kıldığı kanlarının dökülmesini önlemek ve özgürlerimizin gece gündüz çiğnenen ırzlarını ve onurlarını savunmak için tagut Esed ile savaşmak için yönlendirmek yerine Abdullah, bu güçlerini aralarında nenelerin, hamile ve çocuk emziren kadınların da olduğu yüzlerce kadını ve çocukları terörize edip korkutmak için yönlendirmiştir.

Ürdün liderliği, kadınların Suriye'deki bacılarına yönelik desteklerini ifade etmelerini engellediği bu aşağılık davranışıyla kafir Baas rejiminin Şam'daki iffetli kızlarımıza karşı işlemiş olduğu iğrenç cürümleri kabul eden bir liderlik olduğunu ifşa ettiği gibi artık Ürdün liderliğinin mücrim Beşar rejiminin safında yer aldığı noktasında hiçbir şüpheye de mahal bırakmamaktadır. Bundan dolayı Esed rejimi ile Abdullah rejimi, dahası bu Ümmete hıyanet etmek için bir araya gelen ve tertemiz iffeti kadınlardan intikam almaya susamış İslam dünyasındaki tüm rejimler arasında herhangi bir farkın olduğuna dair en ufak bir kayıt yoktur!

Aşağılık, ödlek, kalpsiz ve insanlığını kaybetmiş Ürdün rejimi, Suriye kadınlarından vazgeçtiği ve onların hayatlarını savunmak için hiçbir askerini harekete geçirmeyerek onları kaçınılmaz akıbetleri için Beşar'ın eline terk ettiğinde Suriye kadınlarına ihanet etmekle yetinmemiş ve yine Suriye kadınları kendisine iltica edip yardım istediği zaman yaşam için mücadele etmeleri amacıyla onları ez-Zaateri ölüm kamplarına koyduğunda da onlara ihanet etmekle yetinmemiş, evet rejim Şam özgürlerine dönük tüm bu hıyanetlerle yetinmemiş bilakis o, bu üst düzey sempozyumu engelleyerek kara sahifelerine başka bir ihanet daha eklemiştir. Dikkat edin o, Suriye'deki kardeşlerinin ve bacılarının doğranmasını reddeden ve muhlis ayaklanmacıların bu baskıcı laik diktatörlüğü İslamî yönetimle değiştirmek için girdiği bu saf savaşı destekleyen kimseleri susturmak için hazırlık yapmaktadır.

Ürdün ve diğer İslam dünyasındaki yöneticiler, Suriye'deki sadık ayaklamanın başarıya ulaşmasını engellemek amacıyla Batı'nın kendileri için çizdiği şeylere göre yürümektedirler. Bunu da Şam'da Hilafet'in kurulmasını engellemeyi hedefleyen Batı'nın planlarını desteklemek için yapmaktadırlar. Zira uzak yakın herkes, Hilafet'in yeniden kurulmasının Batı'nın İslam dünyası üzerindeki hegemonyasının sona ermesi ve bu Ümmetin kızlarına acı, yoksulluk ve hurumatların çiğnenmesinden başka bir şey getirmeyen ülkedeki Batının kukla ajanlarının ortadan kalkması anlamına geldiğini bilmektedir...

Ürdün rejimi, bu olayı engellemelerinin kendilerini güven içerisinde yaşamaya sevkedeceğini sanmaktadır. Zira onlara körlük isabet etmiştir! فَإِنَّهَا لا تَعْمَى الأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُور "Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur." [Hac 46] Bilakis bunun aksine bu davranışlar rejimin düşmesini hızlandıracak ve Müslüman kadının şerefi ve onurunu hiçe sayan beşerî rejimlerin yerine Hilafet Sistemi'nin kurulmasının Müslümanlar için önemli bir ihtiyaç olduğunu ortaya çıkaracaktır. Nitekim kadının hak etmiş olduğu yüksek konumunu ve onurunu geri iade edecek olan bu İslamî Sistem'dir. Şayet onlar bu hareketin, Hizb-ut Tahrir'in kadınları ile Ürdün'deki muhlise kadınları susturacağını ve onların İslamî Hilafet Devleti'ni kurmaya dönük çalışmaya devam etmelerini engelleyeceğini sanıyorlarsa aldanıyorlardır! Çünkü onların bu hareketleri, bizim İslamî Hilafet Devleti'ni kurmaya dönük kararlılığımızı daha da artırmıştır.

Hizb-ut Tahrir kadınları, -sizin bize karşı olan bu saldırgan davranışlarınıza hiç aldırış etmeyerek- korkmaksızın cesur bir şekilde Suriye'deki bacılarını desteklemek ve bu konferansı engellemenizi kınamak amacıyla kuvvetlerinizin önündeki protestoda yer almışlar ve "Özgürlük, Özgürlüğü Savunur" şeklinde sloganlar atarak ve kendilerini koruyup savunacak olan Hilafet'in acil bir şekilde kurulmasına dönük propagandalar yaparak Ümmetlerinden vazgeçmeyi ve İslamî vaciplerini terk etmeyi reddetmişlerdir. Dolayısıyla bizler de açıkça ve cesur bir şekilde kamuoyuna ve medya organlarına dönük bu bayağı hareketlerinizi ifşa edeceğiz ve Allah'ın izniyle bu eylemler de sizin devrilmenizi ve yönetiminizin sona ermesini hızlandıracaktır.

Ey Müslümanlar! Ey Güç ve Kuvvet Ehli! Ey İslamî Ordular İçerisindeki Evlatlarımız!

Hepinizi, bu yöneticilerin kökünü kazımaya davet ediyoruz. Zira onlar, bu Ümmetin bedenindeki bir kanser ve onun harap olmasının kaynağıdır. Bu yüzden sizleri, Hilafet'i yeniden kurmak ve Müslümanların Halifesi olması amacıyla celil alim, büyük düşünür ve uzman siyasetçi Hizb-ut Tahrir'in emiri Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'ya biat etmek için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeye davet ediyoruz. Zira bu Ümmetin kızlarını koruyup gözetecek ve onların kanlarını ve şereflerini savunmak için hiç tereddüt etmeksizin veya gecikmeksizin Hilafet'in ordularını harekete geçirecek olan odur. Bu ise ancak fikrinde, fiilinde ve ihsasında İslam'ın somutlaştığı bir yönetici yoluyla olacaktır!

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الأَشْهَادُ "Şüphesiz resullerimize ve iman edenlere, hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için) kalkacakları günde nusret veririz." [Mumin/Ğâfir 51]


Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'dan Pakistan Halkına Bir Mesaj

Elhamdulillah, Ve's Salatu Ve's Selamu Alâ Resulillehi ve Âlihi Sahbihî Vve Men Velâhu Ve Ba'd,

İslam ve Müslümanlar için ilk kurulduğu günden bu yana güzel ve temiz bir ülke olan Pakistan halkına;

Onun alimlerine, aydınlarına, siyasetçilerine, bunlardan sadık, dininde ve imanında muhlis olanlara...

Pakistan yöneticilerine, özellikle de ülke ve insanları Amerika, casusları ve istihbaratları için mubah kılan Zerdâri ve kuyruklarına...

Orduyu Afganistan'da Amerika'ya hizmet etmeye boyun büktüren ve orduyu Hindistan cephesinden Kabileler ve Belucistan cephesine sürükleyen Keyâni ve zümresine...

Kendisi için hazırlanılan ve 11 Mayısta yapılması için hazırlık yapılan seçimleri denetleyecek olan komisyona...

 

Bu açık beyanı, tüm onlara ve şunlara yöneltiyoruz; ben biliyorum ki Zerdâri, Keyâni ve çetelerinin kalpleri vardır ama anlamazlar, kulakları vardır ama işitmezler ve gözleri vardır ama görmezler. Buna rağmen Pakistan'da hakkı işiten, gözleri yaşlarla dolan, söz dinleyen ve sözün en güzeline tâbi olanlar vardır. İşte bizim hedeflediğimiz kimseler de onlardır. Ama şunlara gelince; Rabbinize özür beyan edin. Umulur ki onlar da ittika ederler:

Birincisi: Ey güzel ve temiz bir ülke olan Pakistan halkı: Ey Muhammed İbn-u el-Kasım'ın torunları ve ilk Müslümanların fethinde onunla birlikte cihad eden nesil! Allah'ın kitabını ve Resulü [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'in sünnetini sırtının arkasına atan, şerî hükümleri yerine getirmeyen ve ülkeyi Amerika ve müttefikleri için mubah kılan zalim ve vahşî bir hükümetten nasıl hoşnut olabilirsiniz?! Zira onlar, ekini ve nesli ifsat etmekteler... İnsanları uçaklarla öldürmekteler, patlayıcılar ekmekteler ve fitne yaymaktadırlar. Ayrıca Keşmir ve Keşmir dışındaki İslam toraklarını işgal eden müşrik Hindulara direnen bir cepheyi alıp Kabileler, Belucistan ve Afganistan'daki diğer bölgelerde bulunan kardeşlerinizle savaşması için transfer eden bir hükümetten nasıl hoşnut olabilirsiniz?! Yine sadık ve muhlis kardeşlerinizi alenen sokaklardan, okullardan ve mescitlerden kaçıran sonra da Allahu Subhânehu'dan, Resulü [SallAlahu Aleyhi ve Sellem]'den ve müminlerden hiç utanmadan kaçırdıklarını inkar eden bir hükümetten nasıl hoşnut olabilirsiniz?! Nitekim onlar, Rabbimiz Allahu Subhânehu dediklerinden dolayı Hizb-ut Tahrir şebâbından bir çoğunu kaçırmışlar ve kaçırdıkları insanlara yaptıkları gibi onları da bir ay, dahası bir aydan daha fazla bir zaman ağır işkence altında tutmuşlar. Aynen şuan hizbin Resmî Sözcüsü'ne ve onun ardından kaçırdıklarına yaptıkları gibi. Belki sizler de gücünüz yettiği halde bir şey yapıyorsunuz diyebilirsiniz? Haydi o zaman çabalarınızı hizbe ilhak ediniz ki Subhânehu'nun izniyle Rabbiniz sizleri rahmetiyle kuşatsın. Zira hizib, Allah'ın izniyle bu zalim yönetim değişine ve hak sahibini bulana kadar hiç bıkmadan ve usanmadan şerî hükümlere göre amel etmeye devam edecektir. O halde hareketinde hizib ile birlikte olunuz ve hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmayınız. Zira güzel akıbet muttakilerindir...

Allah'tan korkan alimlere! Allah'ın hükümlerinin askıya alındığını görmüyor musunuz? Amerika'nın istihbaratları, uçakları ve patlayıcılarıyla birlikte ülkenin dört bir tarafını dolaştığını ve tüm bunları da iktidar tabakası ve kuyruklarıyla gizli anlaşma yaparak gerçekleştirdiğini görmüyor musunuz? Ümmetin servetlerinin yağmalandığını ve yolsuzluğun devletin belkemiğini ve kurumlarını kemirdiğini görmüyor musunuz? Allah'a ve Allah'ın şeriatını tatbik etmek için Hilafet'i kurmaya davet edenlerin kampanyasını ve Hizb-ut Tahrir'in Resmî Sözcüsü Navit Butt gibi bunların sizin yanı başınızdan kaçırılıp ağır işkence araçlarıyla işkence çektiklerini görüp işitmiyor musunuz? Nitekim Navit Butt, alenen kaçırılıp rejimin zebanileri onu bir yıldan daha fazladır bu güne kadar işkence altında tutmuyor mu? Tüm bunları görmüyor musunuz Allah aşkına? Bunları reddetmek sizin vacibiniz değil mi? Şayet diyorsanız ki bir devlet değiliz ki onu elimizle değiştirelim, o halde dilinizle reddetmediğinize dair deliliniz nedir? Hangi cihadın daha faziletli olduğu sorulduğunda SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğu gibi hak sözü söylemek cihadın en üstünü değil midir? Nitekim SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurmuştur: كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِر "Zalim sultanın yanında hak sözü söylemektir." [Nesai tahric etti] O halde neden susuyor ve konuşmuyorsunuz?

Aydınlara ve siyasetçilere... ve onların içerisinden muhlis ve doğru olanlara gelince; bugün, sizin gününüzdür. Zira Amerika, rejimi kontrol edip istediği şekilde yönlendirdiği gibi ekonomisinin bozulmasına da o liderlik etmektedir. Çünkü ekonomiyi, İMF ve Dünya Bankası rehin almıştır. Bu da insanların acı çekip yorgun düşmelerine ve omuzlarındaki ağır vergilere neden olmaktadır... Aynı şekilde ülkedeki güvenliğin çökmesine ve sakinleri arasında fitnenin yayılmasına da Amerika liderlik etmektedir. Oysa sizler Karaçi'nin, Hinduların zulmünden kendisine hicret edenleri kucaklamaktan ve ilk Muhacir ve Ensarlar gibi onlarla birlikte yaşamaktan dolayı güven ve itminan içerisinde olduğuna tanık olmaktasınız. Yine sizler, bazen komplo planları ve bazen de bombalama uygulamalarıyla onların aralarında nasıl fitnenin tırmandırıldığına da tanık olmaktasınız... Sonra rejimin, Keşmir'i sattığına, onu unutulmaya yüz tutulur hale getirdiğine ve onun Müslümanların topraklarını işgal eden Hindulara karşı olan cephesini Kabileler, Belucistan ve diğer bölgelere transfer ettiğine de tanık olmaktasınız... Amerikan casuslarının, toprakların dört bir tarafında dolaşıp durduklarına, hava sahasının Amerika'nın insansız uçaklarına izin verildiğine ve hesapsız veya gözetimsiz bir şekilde bombalayıp katlettiğine de tanık olmaktasınız! O halde çok korkunç bir münkere karşı nasıl susabiliyorsunuz? Yoksa musibetin, sadece zalim, hain ve fasit yöneticilere mi isabet edeceğini sanıyorsunuz? Bilakis musibet, hem zalime hem de onun zulmü karşısında sessiz kalanlara da isabet edecektir...

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ "Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmaz. Bilin ki Allah'ın azabı çetindir." [el-Enfâl 25]

Ve Salavâtullahi ve Selâmuhû Aleyh, şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ لا يُعَذِّبُ الْعَامَّةَ بِعَمَلِ الْخَاصَّةِ، حَتَّى يَرَوْا الْمُنْكَرَ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، وَهُمْ قَادِرُونَ عَلَى أَنْ يُنْكِرُوهُ فَلَا يُنْكِرُوهُ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ، عَذَّبَ اللَّهُ الْخَاصَّةَ وَالْعَامَّةَ "Muhakkak ki Allah, özelin (belirli kimselerin) yaptıklarından ötürü geneli (insanların genelini) cezalandırmaz. Tâ ki onlar, kendi aralarında münkeri görürler ve onu reddetmeye muktedir oldukları halde onu reddetmezler. Ne zaman ki böyle yaparlar, o zaman Allah hem özeli hem de geneli cezalandırır." [Ahmed tahric etti]

İkincisi: Zerdâri, casusları ve kuyruklarının olduğu iktidar tabakasına; akıllı bir kişi, başkasından ders çıkarandır. Sen, sömürgeci kafirlerle birlikte ülkelerine karşı komplo kuran, fitne fesat saçan, malları batıl yolla yiyen ve Rabbimiz Allah'tır dedikleri için inanları kaçıran tüm hainleri gördüğün gibi... onların sonlarının çok kötü olacağını ve hatta kendilerine hizmet etme rolleri sona erdiğinde sömürgeci efendilerinin onları yolun bir kenarına fırlatıp atacaklarını da biliyorsun!

İstedikleri şekilde fesat çıkarsınlar diye nasıl Amerika ve casuslarının topraklara girmelerine izin verilir? Yine istedikleri gibi ve istedikleri yeri bombalansınlar diye nasıl Amerika ve casuslarına hava yollarını kullanmalarına izin verilir?... Bizler, Amerika'nın sana emredip nehyettiğini ve senin de onun istediğine karşı koyamadığını biliyoruz. Ancak hainler bazen şöyle diyorlar; hayır, senin bir ölçek tufanında yüzdüğün halde konuşmaman dayanılmaz oldu artık!

Amerika ile müttefiklerine dönük bu korkunç köleliğe rağmen sen, Hizb-ut Tahrir şebâbına karşı zorbalık yapıyor ve onları kaçırıp vahşî araçlarla işkence etmeleri için casuslarını ve zebanilerini konuşlandırıyorsun! Yoksa sen onların arkasında ailesinin ve adamların olmadığını mı sanıyorsun? Ya da sen, kötü akıbete ve sonuca karşı kendini güvende mi hissediyorsun? Ya da onlarla birlikte hiçbir kimsenin olmadığını mı sanıyorsun? Veya onların, yardım ve desteği kaybettiklerini mi sanıyorsun? Ama senin tüm zanların boşa çıkacaktır. Zira Allah, Resulü ve müminler onlarla birliktedir... ve Hizb-ut Tahrir onların ailesidir... Eğer Hizb-ut Tahrir bugün, misilleme olarak maddî eylemlerde bulunmuyorsa bu ne korkaklığından ne de ödlekliğindendir. Bilakis o, davet aşamasında şeriatın buna izin vermediğine inanmaktadır. Ancak hizib, Allahu Subhânehu'nun vaadi ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesi olan Hilafet'i kurmak için adımlarını hızlandırmıştır. İşte o zaman sen ve zebanilerinden seni takip edenler hak etmiş olduğunuz ağır bir cezaya çarptırılacaksınız...

وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ "Zulmedenler, nasıl bir yıkılış ile yıkıldıklarını çok yakında bileceklerdir." [eş-Şu'arâ 227]

Şayet sen, bu dünyanın cezasından kaçsan da çocukların saçlarının beyazladığı o günde Allahu Teâlâ'nın şu kavlini fark edeceksin:

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ * مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاءٌ "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah, onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor. (O gün) zihinleri bomboş olarak, kendilerine bile dönüp bakamaz durumda ve gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar." [İbrâhîm 42-43]

Üçüncüsü: Keyâni ve çetesine gelince; o, kötülükte, şerde, zulümde ve fücurda Zerdâri'nin de ötesine geçmiştir. Zira ülkenin büyük bir bölümünü Amerika için yasal hale getirmek, Amerikan insansız uçaklarının Müslümanları çok şiddetli ve tehlikeli bir şekilde bombalamasını sağlamak, ordunun ana cephesini müşrik Hindularla olan sınırdan Kabileler, Belucistan ve Afganistan'daki diğer bölgelere transfer etmek onun rolüdür. İşte bu en aşağılık ve utanç verici rol, onun rolüdür. Ayrıca onun Allah'ın ve insanların nefret ettiği en büyük rolü, Hizb-ut Tahrir şebâbının kaçırılmasını sağlamak, onları gizlemek ve onlara işkence etmektir. Yine Amerika ile Afganistan'daki müttefiklerine, lojistik, ilaç, gıda ve su tedarik etmek rolü de diğer hainlerin ötesine geçen bir hainin rolüdür... Aynı şekilde Karaçi ve diğer yerlerdeki patlamalar sayesinde fitne saçmak için Amerikan casuslarıyla gizli anlaşma yapma rolü de onun en büyük rollerinden biridir. Halbuki o, şayet bu trajedileri ve musibetleri durdurmak ve bu patlamalar ile insansız uçakların bombalamalarını engellemek istese elinde bunu yapmaya yeterli askerî bir güç bulunmaktadır... Ancak o, dinini unuttuğu gibi ordu içerisine girdiğinde Amerikan casuslarına izin vermeye değil her saldırıya karşı ülkeyi koruyacağına dair yeminini de unutmuştur!

Keyâni ve çetesi, Allahu Subhânehu ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i seven cesur ve muhlis tüm subayların tutuklanmasında Amerika ile müttefiklerinin ön hattıdırlar. Aynen subay Ali'ye, kardeşlerine ve diğer muhlis subaylara yapıldığı gibi. Herhalde Keyâni ve onun arkasındakiler, bu şekilde Müslümanları katletmeye ve sömürgeci kafirleri hoşnut etmeye dönük planları için ordunun sadakatini sağlayabileceklerini sanmaktadırlar...  Ama Keyâni, Pakistan ordusunun tamamının, Allah yolunda savaşmak için silah taşıyan Müslüman bir ordu olduğunu ya görmemekte ya da görmezden gelmektedir. Her ne kadar bu ordu, belli bir zamandır susuyor olsa da her zaman susmayacaktır. Özellikle de askerlere giydiğini giydiren ve taşıdığı silahı taşıttıran Keyâni'nin hıyaneti, hiçbir açıklama ve şerh yapmaya gerek kalmayacak şekilde ortaya çıktığı zaman... Dolayısıyla bu ordunun uyanışı, Keyâni ve çetesini şaşkına çevirecek, Allah'ın izniyle onlara hiç hesap etmedikleri yerden gelecek ve hainler hak ettikleri cezaya nail olacaklardır.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir, muktedirdir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler! [Yûsuf 21]

Dördüncüsü: Seçim komisyonuna; Sizler Müslümanlarsınız ve kanun koyucunun da Allahu Subhânehu olduğunu biliyorsunuz. O halde Allah'ın dışında kanun yapacak bir meclis üretmek için nasıl olurda seçimleri idare edebilirsiniz? Allah'ın dışında helal ve haram kılan seçimleri nasıl idare edebilirsiniz? Seçimleri perde arkasından idare edenlerin Zerdâri, Keyâni, kuyrukları ve çeteleri olduğunu bildiğiniz halde nasıl olurda seçimleri idare edebilirsiniz? Siyasî ve askerî liderliklerin çıkarlarına, doğal olarak da bu ikisinin çıkarlarının üstünde Amerika'nın çıkarına hizmet edecek olan beşerî kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için nasıl olur da seçimleri idare edebilirsiniz? Nitekim seçimler bir vekalettir, şerî olmayan bir konunun vekaleti ise caiz değildir. O halde nasıl olurda şerî olmayan seçimler için hazırlık yapar ve insanlardan ona katılmalarını talep edebilirsiniz? Allah'ın dışında helal ve haram kılacak bir yasama meclisini oluşturmanın çok büyük bir günah olduğunu bilmiyor musunuz? Nitekim Taberâni Kebir'de Adiyy İbn-u Hâtim'in şöyle dediğini tahric etmiştir... Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in yanına gittiğimde o, Bera [Tevbe] suresinden şu ayeti okuyordu: اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ "(Yahudiler) hahamlarını, (Nasraniler de) rahiplerini, Allah'tan başka rabler edindiler." [et-Tevbe 31] Tam oradan ayrılacakken dedim ki: Biz, onlara ibadet etmiyorduk ki. Resulullah da şöyle buyurdu: أَلَيْسَ يُحَرِّمُونَ مَا أَحَلَّ اللهُ فَتُحَرِّمُونَهُ، ويُحِلُّونَ مَا حَرَّمَ اللهُ فَتَسْتَحِلُّونَهُ؟ "Onlar, Allah'ın helal kıldıklarını haram kılıyor, sizde bunları haram kılıyor ve Allah'ın haram kıldıklarını helal kılıyor, sizde bunları helal kılmıyor musunuz?" Dedim ki: Evet. O da dedi ki: فَتِلْكَ عِبَادَتُهُمْ "İşte onlara ibadet böyledir."

Ey seçim komisyonu: Bugün Pakistan'da talep edilen, Allah'ın dışında kanun yapacak ve Allah'ın hakkında bir sultan indirmediği kanunları onaylayacak bir meclis üretmek için seçimlerin yapılması değildir... Bilakis talep edilen, Raşidî Hilafet'in kurulması ve sadece şerî hükümleri ikame edecek raşid ve adil bir Halife'ye biat edilmesidir... Ayrıca talep edilen, Pakistan'ın Hilafet Devleti'nin önemli bir parçası olmasa da Hilafet Devleti'nin çekirdeği olmasıdır... Yine talep edilen, Pakistan'ın dininin, ordusunun ve nükleer silahının gücünü hakkı ve adaleti ikame edecek bir güç olarak artırması... Müşriklerin işgal etmiş olduğu İslam topraklarından Keşmir'i ve Keşmir dışındakileri kurtarması... Sadece deniz ve hava yolu olarak değil, bilakis Müslümanların topraklarından bir toprak parçası olarak Doğu Pakistan "Bangladeş" ile birlikte bünyesine geri döndürmesi... Ordunun, Pakistan ile Afganistan'daki Müslümanların karşısında olmak yerine bu iki ordunun sahih bir bakış açısıyla Amerika ile müttefiklerinin karşısında tek bir silah olması, dolayısıyla bu sömürgeci kafir devletlerin horlanmış ve aşağılanmış bir şekilde yuvalarına geri çekilmesi... Ardından Allahu Subhânehu ile Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in müjdesinin gerçekleşmesidir. Böylece Pakistan, Hilafet'in merkezi veya Hilafet Devleti'nin bir parçası olacak, yeniden yeryüzüne Hilafet'in nuru doğacak, yeryüzü hazinelerini dışarı çıkaracak, gökyüzü bereketlerini indirecek ve Allah, mümin kavmin göğsüne şifa verecektir...

Son olarak Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar da bunları dinleri aldatmış dediler. Zaten bunların, daha önceki taraftarları da bu şekilde söylemişlerdi. Ancak bizler de Subhânehu'nun şu şekilde buyurduğu gibi söylüyoruz:

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَؤُلاء دِينُهُمْ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَإِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ "O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a tevekkül ederse, bilsin ki Allah Aziz'dir ve Hakîm'dir." [Enfal 49]

Dolayısıyla kesinlikle Allah, Aziz'dir ve Hakîm'dir.

En son olarak da ben sizlere; uzak ama Allah'ın izniyle yakın olan bir yerden bu beyanla sesleniyor ve Allahu Subhânehu'dan bizleri, Hilafet'in ilan edildiği, bir Halife'ye biat edildiği, insanların sokaklarda, evlerinin çatılarında, minarelerinde ve mescitlerinde sevinçli ve neşeli bir şekilde tekbir getirdikleri gibi... askerlerin de İslam'ın nurunu koruyan, fetihler yapan ve dünyanın dört bir tarafına hayrı yayan Müslüman bir ordu olarak asli işlerine geri dönerek sevinçli ve neşeli bir şekilde tekbir getirdikleri tek bir noktada bir araya getirmesini temenni ediyorum.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Ve's Selamu Aleykum ve Rahmetullahi Veberakatuh

 

Kardeşiniz
Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta
Hizb-ut Tahrir'in Emiri

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Erdoğan!  Banyas Halkının Mektubu Sana Ulaştığında Niçin Sustun? Nasıl Bu Kadar Değişebiliyorsun?

Suriye'de 2011 yılında Tartus'a bağlı Banyas kasabası, rejim milisleri tarafından kuşatılmış ve nerdeyse tüm erkekler meydana toplanıp ağır işkencelere tabi tutulmuşlardı. Müslüman gençlerin çoğu tutuklanmış, bazıları şehid edilmişti. Katil Suriye rejimi ve hayvandan daha aşağılık cani şebbiha çeteleri, üç gün önce Banyas kasabasına  yeniden saldırdılar ve çoluk çocuk demeden, genç yaşlı, kadın erken yüzlerce Müslüman kardeşimizi katlettiler. Evleri yaktılar ve kasabayı talan ederek  çekip gittiler.

Erdoğan dün Müslüman Türkiye halkının gözlerinin içine baka baka yalan söyleyerek Banyas katliamı hakkında şu konuşmayı yaptı: "Banyas'ta çocukların feryadı aşrı inletirken biz susan dilsiz şeytan olmayacağız. Ey Beşşar Esad! vallahi bunun hesabını vereceksin. Başkalarına göstermediğin cesareti ağzında emzik olan kundaktaki bebelere göstermenin bedelini çok ama çok ağır ödeyeceksin. Yaşananlar tahammül sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Uluslararası camia Suriye konusunda hala beklenen adımları atmamıştır. Katledilen masumların vebali bu gayri meşru rejime destek verenlerinde üzerindedir. Kendisini Müslüman olarak gören hiç kimse hiç bir devlet böyle bir vahşetin arkasında duramaz."

Şimdi biz soruyoruz. Ey Başbakan! 12 Nisan günü rejim askerleri ve şebbiha çeteleri Banyas'a yakın köylere saldırıp halkı öldürünce Banyas halkını temsilen kasabanın ileri gelenleri sana bir mektup yazmışlardı. Ve Müslümanların acısına ortak olursunuz, sıkıntılarına çare bulursunuz ümidi ile sizden yardım beklemişlerdi. Peki siz ne yaptınız? Kör olup sağır kesildiniz ve sustunuz. Şimdi ise mikrofonların başında sizi alkışlayacak taraftarlarınız karşısında şov yapıyorsunuz ve "biz susan dilsiz şeytan olmayacağız" diyerek Müslümanlara karşı yalanlarınıza bir yalan daha ekliyorsunuz.

Ey Erdoğan! Siz Türkiye Devleti olarak Suriye Kıyamı başladığı günden bugüne uluslararası camianın peşine takılıp katil rejimin ömrünü uzatmadınız mı? Siz Suriye'de ABD ve Batının istediği Demokratik Suriye'nin inşa edilmesi için toplantılara ev sahipliği yapmadınız mı? Rejimin sütunlarını korumak için Suriye'de demokrasinin yerleşmesini desteklediğinizi söylemediniz mi? Peki şimdi nasılda peşine takıldığınız uluslararası camiaya suçu atıp kendinizi temize çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Unutmayın ki Suriye'de katledilen her bir çocuk, iffeti lekelenen her bir kadın ve gözleri kan ağlayan her bir babanın vebali sizinde üzerinizdedir. Çünkü siz iki yıldır Suriye kıyamına destek verdiğinizi söylediğiniz halde aslında ABD ve Uluslararası camia ile birlikte hareket ederek katil Baas rejimini desteklediniz. Nasılda bu kadar değişebiliyorsunuz?

((لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ))

"Yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz" [Saff: 2]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Yemen'deki Kaçırmaların Arkasında Duranlar Batılı Ülkeler Olup Bu Bir İran-Suudi Arabistan Çatışması Değil Bir Amerikan-İngiliz Çatışmasıdır

Yemen'de çıkarılan Ahbar el-Yevm Gazetesi 15.04.2013 Pazartesi günkü 2987. sayısında ve Mareb Bars da 16.04.2013 Salı günkü 108. sayısında, İngiliz Financal Times raporundan alıntılar yayınlamışlar ve burada birbiri ardına şunları söylemişlerdir: "-Analistlerin lisanıyla- rapor, Yemen'deki kaçırma operasyonlarının sadece stratejik öneme sahip bir ülkede dış güçler tarafından kullanılan araçlardan biri olduğuna dikkat çekmiştir. Zira buradaki huzursuzluklar, bölgede siyasî bir değişlik oluşturmak için büyük bir fırsat sağmaktadır.) Ve (İngiliz Financal Times Gazetesi, Yemen'deki çatışmanın sürmesi, İran, Suudi Arabistan, diğer Körfez ülkeleri ve Batılı ülkeler arasındaki çatışmayı açık bir tiyatro mesabesinde kıldığını söylemiş ve gazete, dün kendi web sitesinde yayınlanan analitik bir makalede şöyle demiştir: "Yemen'deki bu çatışma, Suriye'de alevlenen savaşın yankılarından gelmektedir. Böylece Yemen tamamen, Amerika, Avrupa, Suudi Arabistan, İran ve hatta sırf Yemen'deki nüfuzunu güçlendirmek için çalışan Katar gibi tüm dış etkileri üzerine çekmiştir.")

Burada kayda değerdir ki yabancı ve diğer yerel diplomatik kişileri kaçırma operasyonları, Yemen'deki çatışmadan dolayı Batılı ülkeler tarafından kullanılan tek araçlardan değildir. Bilakis bu günlerde tekrarlanan petrol boru hatları ile elektrik kulelerinin bombalanması ve diğer bir dizi siyasî eylemler ve kirli araçlar da buna dahildir.

Kendi planlarını uygulamak için Yemen'deki kaçırmaları gerçekleştirenler Batılı ülkeler olsa da bizler, Yemen'in evlatlarından onlara destek verenleri, ülkelerindeki bu yabancı planlara hizmet etmek için bu eylemleri üstlenenleri ve buradaki yabancı müdahaleleri caydırmaya güç yetiremeyen, dahası Batılı ülkelerin müdahalede bulunması için Yemen'in kapılarını ardına kadar açan ve açmaya devam eden, onların eylemlerini görmezden gelen, kaçırma eyleminde bulunanları yaptıklarından dolayı cezalandırmak yerine onlara kamu hazinesi ve diğerlerinden milyonlarca riyal bağışta bulunan iktidar rejimini suçluyoruz!

Suudi Arabistan'ın Yemen'deki rolü, yeni bir şey değildir. Zira o, "Saatler çaldığı sürece ben İngiltere ile beraberim" şeklindeki sözün sahibi olan Abdulaziz İbn-u Abdurrahman Âli Suud'un günlerinden bu yana İngiliz politikasının çıkarları ve Amerika'nın Arap Yarımadası'nı elde etmeye dönük planlarının karşısında durmak için hareket etmektedir. Ayrıca Körfez'deki iktidar rejimleri de onunla birlikte hareket etmektedir.

İran'ın Yemen'deki rolü eski-yenidir. Ancak o, Şah Muhammed Rıza Pehlevî günlerinde İngilizlerin safından artık kendisinin Kuzey Yemen Saada'da bulunan Husilerle ve el-Beyda'da bulunan Güney Yemen Hareketi ile birlikte olduğunu gizleme imkanı bulamadığı İslam Cumhuriyeti günlerinde Amerikalıların safına geçmiştir!

Batılı ülkeler, Yemen üzerindeki egemenliklerini devam ettirmeye ve beş on yıldan bu yana egemenliği altında bulunan Yemen üzerindeki kontrolünü kesin olarak söküp atmaya yol açacak olan kapitalist iktidar rejimi ve fikirleriyle bir bağlantısı olmayan diğer farklılıklarla birlikte mevcut rejimi değiştirmemeye çok ama çok hırslıdırlar. Dolayısıyla çatışma mesele, "Yemen'e göz diken yeni sömürgeci" Amerikalılar ile "bugüne kadar Yemen'de kalmaya devam eden" İngilizler arasında bir gizlilik içerisinde gerçekleşmeye devam ederken aleni olarak bu çatışma meselesi, bir sadaka olduğu veya Yemen halkının kara gözlerine hasret kaldıkları veya aslı kendi paraları olduğu için değil bilakis "zalim anlaşmalar yoluyla yarısını kendi şirketlerinin aldığı petrol paraları ile uygulayıcılar hesabına kendi bankalarına yatırılan paralardan basit olmayan bir kısmı gibi" sömürme imkanı buldukları, sonra da onlardan yeniden yardımlar, hibeler ve krediler şeklinde almaya gittiğimiz bizim servetlerimizden milyarlarca dolar ile desteklenen siyasî bir çözüm bulmakla ilgili olduğu şeklinde gösterilmektedir!

Yemen'deki çatışmada Batılı ülkelerin araçlarına gelince; partilerden, kuruluşlardan, cemaatlerden ve aşiret liderlerinden oluşan yerel siyasî çevrelerin yanı sıra kendilerini Batılı efendilerine sadık bir hizmetçi olarak adayan bölgesel ülkelerdir.

İslam'daki dışişlerinin gözetilmesi kapsamında devletin üzerine düşen, İslam ülkelerine girmeleri için Batılı Büyükelçilere ve diplomatlara eman vermektir. "Bu eman, İslam ülkelerinin Büyükelçileri için geçerli değildir. Zira onlar tebâdan oldukları gibi içişleri kapsamına girmektedirler." Nitekim bu eman gereğince devletin, Batılı Büyükelçilere ve diplomatları koruması ve onların kendisi için gelmiş oldukları diplomatik işlerini aşmalarını engellemesi gerekmektedir. Ayrıca devletin üzerine düşen, İslam ülkelerine yönelik Batılı müdahalelerin kökünü kazımak ve partiler ile cemaatlerin onlarla ilişki kurmalarını engellemektir. Çünkü bu, devletin işlerinden olup partilerin ve cemaatlerin bunu yapması caiz değildir. Bu, bizimle fiili muharip hükmünde olmayan Batılı ülkeler açısındandı. Fiili muharip olan ülkelere gelince; bu ülkelerle kesinlikle diplomatik bir ilişki kurulmayacaktır.

İçişleri kapsamında devletin üzerine düşen, İslam ülkelerinin güvenliğini korumakla, insanların kaçırmalara maruz kalmamalarıyla, petrol, elektrik ve benzeri tesisler gibi tahribata maruz kalan tesis ve kuruluşları korumakla sorumlu olmaktır.

Her ne kadar Yemen'deki iktidar rejiminde bulunan politikacılar bunu yapmasalar da onların, derhal Yemen üzerindeki kapitalist yönetim ile fikirlerinin tatbik edilmesini durdurmaktan başka çareleri yoktur. Çünkü Yemen halkı Müslümandırlar. Dolayısıyla onlar, üzerlerine İslam'ın tatbik edilmesini kabul etmekteler ve İslam'ın fikirlerinden ve hükümlerinden razı olmaktadırlar. Çünkü devlet, insanların kendisiyle yöneltildikleri tüm mikyasları, mefhumları ve kanaatleri tatbik eden uygulayıcı bir varlıktır.

Yemen'deki iktidar rejiminde bulunan politikacıların yapması gereken bir kenara çekilip Hilafet Devleti'ni kurması, halkı üzerine İslam'ı tatbik etmesi ve diğer İslam ülkelerini ona dahil etmesi için yönetimi Hizb-ut Tahrir'e teslim etmeleridir.


Dr. Muhammed Et-Taşî
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Bürosu Başkanı
Yemen Vilâyeti

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Sel Taşkınları Olayları ile Diğer felaketlerin Sorumlusu Kim Acaba?

Ülkeye yağan şiddetli yağışlar, şu ana kadar 36 kişinin hayatını kaybetmesine yol açarken çoğu da evlerinin su altında kalmasının ardından evsiz barksız terkedilmişlerdir. Ayrıca aynı şekilde sel taşkınları bir çok köprülerin yıkılmasının ardından ulaşımı da kesintiye uğratmıştır. Bundan dolayı Hizb-ut Tahrir / Doğu Afrika, tüm ülke halkına, özellikle de onlardan Müslüman olanlara, zarar gören kişilere çeşitli yardım araçları bağışında bulunmaları için yardım çağrısında bulunmuştur. Zira İslam'ın tavsiye ettiği şey işte budur. Nitekim Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmaktadır:

من فرج عن مسلم كربة من كرب الدنيا فرج الله عنه كربة من كرب يوم القيامة "Her kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir."

Bu sel taşkınları açık bir şekilde, ülkedeki alt yapı sistemlerinin başarısızlığını ortaya koymuştur. Her ne kadar sel taşkınlarının yolları yıkabileceği doğru olsa da aynı şekilde ülkedeki yolların genelinin kalıcı bir şekilde inşa edilmediği de doğrudur. Dolayısıyla bu durumla, sadece mevsim yağışları sırasında değil ancak aynı şekilde kurak mevsim sırasında da karşılanmaktadır. Bundan daha da kötüsü bazı yollar yol şebekelerine bile sahip değilken hükümet, yeniden yapılanma ve iyileştirme için oldukça yüksek vergiler dayatmaktadır. Maalesef! Yolsuzluk nedeniyle günlük olarak yollara, hiçbir şeyi engelleyemeyen yamalama operasyonları yapılmaktadır. Dahası sırf hafif yağmurların düşmesiyle bile bu yollar, geçilmez nehirlere dönüşmektedir!

Genellikle bu tür felaketler meydana geldiğinde sorunlu kapitalist fikrin ve kamu maslahatlarına öncelik vermeyen iktidar rejimlerinin gerçek doğası ortaya çıkmaktadır. Sel taşkınları nedeniyle evlerinin yıkılmasının ardından binlerce insanın soğuk havayla karşı karşıya kalırken parlamento üyelerinin, senatörlerin ve otellerdeki valilerin yönetim işleri ile hükümeti muhasebe etme yöntemini tartıştıklarını gerekçe göstermeleri ne kadar acı verici değil mi? Halbuki herhangi bir tartışma veya vatandaşla istişare yapılmaksızın milletvekillerinin maaşları kaç defa artırılmıştır! Hayret! Halbuki onlar, kamuoyunun oylarını kazanmak için son seçim kampanyaları sırasında helikopterlerle ülkeyi dolaşmışlardı. Ancak şuan onlar, insanların boğulduğu bir sırada televizyon kanallarında avurtlarını şişirmektedirler! Kapitalistler ile liderlerinin, hayattaki değerlerinin ve yoksulların hayatını göz ardı etmelerinin gerçek resmi işte budur.

Hizb-ut Tahrir, bir ideoloji ve hayat sistemi olan İslam'a davet eden siyasî bir parti olup hükümetin tebâsının maslahatlarıyla ilgilenmesi halinde durumun bu kadar kötü bir aşamaya ulaşmayacağına inanmaktadır. Zira hükümet, bu felaketlere karşı erken tedbirler almalıdır. Hatta insan, doğal olarak bu tür felaket olaylarını engellemeye güç yetiremese de ancak Allahu Teâlâ onlara, meydana gelen felaketleri hafifletmenin bir aracı olarak özel icraatlar koymak yoluyla önleyici tedbirler almalarını emretmiştir. Ancak geçmiş zamanlarda ülkenin birçok kesimlerinde şiddetli yağışlar meydana geldiği hava durumlarına rağmen hiçbir şey yapılmamıştır. Zira hükümet, bu bildirimleri göz ardı ederek bunlara karşı hiçbir icraatta bulunmamıştır! İslam'a gelince; bir ideoloji ve kapsamlı bir yaşam biçimi olması itibarıyla kamu işlerinin gözetim sorumluluğunu belirlemiş ve onu, bireylerin veya özel kuruluşların değil hükümetin sorumluluğuna vermiştir. Sonra İslamî Devlet, Yani Hilafet, yolların inşasını ve ulaşım araçlarının sağlanmasını garantilemektedir. Su taşkınları ve depremler gibi felaketler açısından olana gelince; İslamî Devlet, zarar gören tebâsı için Beyt-il Mâl'den para kullanacaktır. Bu, bir devletin tebâsına karşı olan sorumluluğudur, yoksa onun bir ihsanı değildir. Bir olay meydana geldiğinde Müslümanların Beyt-il Mâli'nde yeterli para bulunmamasına gelince; devlet, bu durumu çözmek için Müslümanlardan zengin olanlara bir defaya mahsus vergi koyar. Dolayısıyla dinine veya rengine veya bölgesine bakmaksızın Hilafet Devleti'nin tebâsını gözetme metodu işte budur. Çünkü o, İslam'ın hükümlerini gerçek anlamda tatbik edecektir.


Şaban Muallim
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Medya Temsilcisi
Doğu Afrika

Devamını oku...

Afganistan Hükümetinin Dairelerindeki Rüşvet, Demokratik Sistemin Bir Ürünüdür

  • Kategori Afganistan
  •   |  

Afganistan hükümeti ile Batılı sömürgeciler tarafından açık bir şekilde bilinen Afganistan hükümeti dairelerinde yaygınlaşan rüşvet meselesi Devlet Başkanı Karzai'yi, Amerika'ya gitmek üzere ayrılan Afganistan eski Merkez Bankası Başkanı hakkında şöyle bir yorumda bulunmaya sevketmiştir: "Çifte vatandaşlık hakkına sahip olan personeller, istedikleri şeyi yapmaktalar, ardından da Washington, Paris ve diğer yabancı ülkelere yolculuk etmek için ayrılmaktadırlar."

Birleşmiş Milletleri'nin yeni raporu, Afganistan'daki idarî yolsuzluğun büyük oranda yükseldiğini gösterdiği gibi bu rapora göre Afganlılar, 2012 yılında 3.9 milyar Amerikan doları rüşvet vermişlerdir. Bu da rüşvetin, 2009 yılına göre  yaklaşık %40 oranında artış gösterdiğini göstermektedir. Nitekim 2011 yılında Afganistan, en çok yolsuzluk yapan ülkeler listesinde Somali, Kuzey Kore ve Myanmar'ın ardından dünyada dördüncü sırada yer almıştır. Ayrıca 2012 yılı listesinde Afganistan'ın, bu üç ülkeyi geride bıraktığı yayınlanmıştır.

Maslahatlarını gerçekleştirmek için Afganlılar, günlük hayatlarında rüşvet vermek zorunda bırakılmaktadır. Zira devlet kurumlarına rüşvet olarak gelirlerinin bir kısmını vermeye zorlanmaktadırlar. Hatta onlar, vergiler kısıtlandığında bu defa da elektrik faturaları, belediye hizmetleri ve benzerleri üzerinden rüşvet vermektedirler. Halbuki fasit Afganistan hükümeti, yolsuzlukla ve rüşvetle mücadele etmek adında kurumlar da inşa etmiş ancak bu kurumlar, yolsuzluğa ve rüşvete ortak olarak yolsuzluğun daha da büyümesine neden olmuşlardır.

Ey Afganistan Müslümanları!

Neden Afganistan, birkaç yıl içerisinde dünyanın en çok yolsuzluk yapan bir ülkesi haline gelmiştir?

Afganistan'daki yolsuzluğun ve rüşvetin kökü, fikrî ve siyasî olup Afganistan'da mevcut zamandaki yolsuzluğa göz atan bir kimse, yolsuzluğun ve rüşvetin mevcut siyasî rejimin kurulmasının ardından hızla yayıldığını görür. Zira Afganistan'ın işgal edilmesinin ardından Batılı sömürgeciler, Afgan halkının üzerine demokratik sistemi dayatmışlar ve bunun üzerine bireyler ve Afgan toplumunun çeşitli kesimleri arasında yolsuzluğu üreten laik değerler yaygınlaşmıştır ki laiklik ve demokrasi ile birlikte gelen bu değerlerden biri de menfaatin amellerin ölçüsü kılınmasıdır. Dolayısıyla bu değerlere göre amellerin en iyisi daha çok menfaat gerçekleştiren şey olduğu gibi en çok başarılı insansa daha çok menfaatler elde eden kimsedir. Dolayısıyla da bunun sonucunda Afganistan hükümeti personelleri, (çok azı hariç) Afgan kurumlarının her düzeyindeki yolsuzluğa ortak olmuşlardır. Zira kapitalist ideolojisinin ve onun demokratik sisteminin doğrudan bir sonucu olarak amellerin ölçüsü haline gelen gelirden daha fazla miktarda elde etmek için rekabet etmektedirler.

Afganistan işgalinin ardından meydana gelen yolsuzluğun ikinci nedeni, Afgan para biriminin karşılığı olmayan Amerikan dolarına endekslenmesi olmuştur. Zira Amerikalılar, yıllık olarak herhangi bir nakdî para karşılığı olmayan milyarlarca dolar basmaktadırlar. Dolayısıyla bu da piyasada dolar fazlalığına, enflasyona ve doların değerinin düşmesine yol açmaktadır. Çünkü Afgan para birimi dolara endeksli olup her ne zaman doların değeri düşse onun da değeri düşmektedir. Bunun sonucunda Afganistan hükümetinin personellerinin almış olduğu düşük ücret masraflarını karşılamaya yetmemekte ve daha fazla maddî gelir elde etmeye çağıran bu genel atmosfer de hükümet personellerini rüşvet almaya teşvik etmektedir.

Ayrıca medya organları, işgal güçlerinin 2014 yılında çekileceği ve Afganistan'ın çekilmenin ardından da yoksulluk ve sefaletin acısını çekeceği hakkında doğru olmayan senaryonun propagandasını yapmaktadırlar. Bunun nedeni ise insanları, uluslararası güçlerin çekilmesinin ardından gelecek olan kara günler için servet toplamak amacıyla tüm çabalarını kullanmaya sevketmektir. Dolayısıyla bu da savaşın paramparça ettiği ülkede rüşvet uygulamalarını artırmaktadır.

Afganistan, demokratikleşmenin kendisini yolsuzluğa sevkettiği tek örnek değildir. Zira aynı şekilde Irak'ta, üzerine demokratik sistemin dayatılmasının ardından en çok yolsuzluğun olduğu ülkelerden biri haline gelmiştir.

Ey Afganistan Müslümanları!

Yolsuzluğun ve rüşvetin kökleri, fikrî ve siyasî meselelere dönmektedir. Bundan dolayı bunun çözümünün de fikrî ve siyasî olması gerekir. Nitekim Allah bizlere, fikirlerimizi ve amellerimizi İslam üzerine bina etmemizi vacip kılmıştır. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmuştur:

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا "Hayır! Rabbine ant olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Seni hakem kılıp içlerinden de bir sıkıntı duymaksızın verdiğin hükme tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar." [en-Nîsa 65]

Dolayısıyla İslam, rüşveti hara kılmış ve onu alanı da vereni de lanetlemiştir. Nitekim Tirmizî'de, Abdullah İbn-u Amr'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

لعن رسول الله صلى الله عليه وسلم الراشي والمرتشي "Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], rüşvet verene de alana da lanet etti."

Ayrıca el-Müstedrak'de, Sevban'dan Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

لعن الله الراشي والمرتشي والرائش الذي يمشي بينهما "Allah, rüşvet verene, rüşvet alana ve ikisi arasında gidip gelene (yani rüşvete yardım edene) lanet etti."

Bizim üzerimize düşen, bize kapitalist ideolojiden gelen iğrenç maddî fikirleri reddetmektir. Bu da ancak kafir demokratik kapitalist ideolojiye karşı olan fikrî ve siyasî bir mücadeleye kucak açmamız, onun değerlerini kökünden söküp atmamız ve bunları İslamî değerlerle değiştirmemizle mümkün olacaktır.

Ey Afganistan Müslümanları!

Hizb-ut Tahrir / Afganistan sizlere, yolsuzluğa ve rüşvete dönük köklü ve sahih bir çözüm sunmaktadır. Zira İslam tatbik edilip Hilafet kurulmadıkça bu ikisini yok etmek imkansızdır. Çünkü İslam hükümlerini sahih bir şekilde tatbik edecek ve Allah'ın haram kıldıklarından olması vasfıyla rüşveti yasaklayacak olan sadece Hilafet'tir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir / Afganistan sizleri, fasit Batılı değerlere karşı olan çatışmasını ve yolsuzluğun kökünün kazınması amacıyla İslamî Hilafet'i kurmak için olan çalışmasını destekleye davet etmektedir. Zira bizim, dünya ve ahiretteki kurtuluşumuzu gerçekleştirecek olan sadece budur.

Devamını oku...

Filistin Medya Bürosu: Cenin'de Mescid-i Sağir'de Hizb'in Faaliyetleri

  • Kategori Filistin
  •   |  

Yönetimin, mescidi Hizb-ut Tahrir'li gençler için muhasara altına alması neticesinde kalabalık bir topluluk gençlerin onurlu duruşlarını takdir amacıyla mescidin kapısında toplandı, yönetim ise onlara tutuklamayla karşılık verdi

Hizb-ut Tahrir Filistin Medya Bürosu üyesi Doktor Musab ebu Argûb‘un bildirdiğine göre; 24 Cumadilahir 1434 H., elmuvafık 4 Mayıs 2013 M. Cumartesi öğle namazına müteakiben, Hizbin düzenleyeceği 'Arap Barış girişimi' projesini protesto gösterisini engel amacıyla yönetimin mescidi muhasara ettiğini, zira hizb kendi medya sayfasında basına yönelik bir açıklama yaparak böyle bir girişimde bulunacağını duyurduğunu belirtmiştir.

Argub ayrıca; gençlerin, kalabalık dağıldıktan sonra mescidden orada bulunanların sevgi gösterileriyle dışarı çıktıklarını ve orada bulunanlar aynı zamanda yönetimi zorbalığından ve siyasi dayatmalarından dolayı yuhaladıklarını bildirmiştir.

Daha sonra yönetim aralarında Üstad Abdurrahman Ezzeyud'unda bulunduğu bir çok hizibli genci ve Şeyh velid ebu Halidi iş yerinde tutuklamışlardır.

Hizibli gençlerden biri de kalabalığa hitaben Filistin'in yok olmasının yegane sorumlularının yöneticiler olduğunu, Arap barış girişiminin ise mübarek toprakları Yahudi varlığını koruma amaçlı peşkeş çekmekten başka bir şey olmadığını ilan etmiştir.

Ayrıca hizibli genç; Filistin'in Haraç arazisi olduğunu, bütün Müslümanlara vakfedildiğini, üzerinde hiç kimsenin tasarruf hakkı yada arazinin bir kısmından vazgeçme hakkına sahip olmadığını belirtmiş ve Filistin'in sorunlarının çözülmesinin özgürleşmesiyle mümkün olacağını, bunun da yolunun Müslüman orduların harekete geçmesine bağlı olduğunu belirtmiştir.

Diğer taraftan konuşmacı Arap devrimlerinin ümmetin Filistin'e olan gerçek duygularını ortaya çıkardığını ve bütün ümmetin özlemle Mübarek toprakları özgürleştirmek için Filistin'e doğru yürümeyi arzuladıklarını ve bunun günden güne daha gerçekçi hal aldığını belirtmiştir.

Son olarak da Doktor Mus'ab yönetimin zorbalıkları ve siyasi dayatmalarıyla asla hizbin siyasi çalışma azmini kıramayacağını, bilakis bu tür girişimlerin hizbin çalışmalarına ısrarla devam etmesine vesile olacağını ve Firavunsal akıllara kafa tutarak amellerini sürdüreceğini ilan etmiştir

Hizb-ut Tahrir Filistin Medya Bürosu


Daha fazla fotoğraf için tıklayınız...

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Uluslararası Para Fonu [İMF], Pakistan Bütçesini Hazırlamaktadır O halde Demokrasiyi Kaldırıp Atın ve Bağımsız Bir Ekonomi Elde Etmek İçin Hilafet'i İkame Edin

Pakistan hükümetinin altı üyesinden oluşan bir heyetin, 17-22 Nisan aralığında Amerika'yı ziyaret etmesi planlanmıştır. Zira heyete, İMF ile Amerika Hazine Bakanlığı üst düzey yetkililerinden Pakistan bütçesiyle ilgili emir ve talimatlar alacak olan Finansal ve Ekonomik İşler Sorumluları, Pakistan Merkez Bankası Müdürü, Dış Finansman Genel Sekreteri ve Federal Gelirler Kurumu Başkanı da dahil edilmiştir. Hakeza -11 Mayıs 2013'de yüzlerde yapılan değişiklikler görmezden gelinerek- demokrasi, Pakistan bütçesinin sömürgeciler tarafından konulmasını sağlamasının yanı sıra -Pakistan ister demokrasi isterse diktatörlük ile yönetilsin- her yıl olduğu üzere iyi niyet belgeleri imzalanacak, sonra Amerika, Pakistan bütçesini onaylayacak ve böylece de şeklî seçimlerin ardından felce uğramış ekonomi üzerinde değerlendirme yapılacaktır.

Bundan dolayı İMF ile onun ekonomiyi tahrip etmede ortağı olan Dünya Bankası, vergiler ve toplam gelirlerin büyük bir kısmını kapsayan ithal mal tüketimini dayatmak yoluyla Pakistan'ı sıkıştırmaktadırlar. Nitekim hükümet 2011-2012 yılları arasında, sadece gelir vergilerinden 730.000 milyon Rupi'den fazla gelir elde etmiştir ki (bu, 2002 yılındaki toplam gelirlerden daha fazladır.) Dolayısıyla işçiler, güçlükle çalışarak elde ettikleri ücretleri yiyip bitiren vergilerin artırılması sayesinde hayatlarında büyük zorluklarla karşı karşıya bırakılmaktadırlar.

Nitekim Pakistan hükümeti, 2011-2012 yılları arasında genel satış vergilerinden yaklaşık 852.030 milyon Rupi elde etmiş ve hükümetin 2012-2013 yılları arasında satış vergilerinden elde ettiği gelirleri %9'dan %43'e ulaşacak şekilde kat be kat artmıştır. Dolayısıyla şua hükümet, 2012-2013 yılı bütçesini 914.000'den 107.650.5 milyon Rupi'ye ulaşacak şekilde artırmayı hedeflemektedir.

İnsanları, ilaç ve gıda malzemeleri ile tarım ve sanayi ürünlerini satın alamaz hale getiren, insanların gücünü sınırlı ekonomiye katkıda bulunmaya sevkeden ve insanların teme ihtiyaçlarını karşılamalarını zor bir durum haline getiren işte bu vergilerdir.

Otoriteye kimin geldiğinin ve yönetimin kime teslim edildiğinin göz ardı edilmesiyle durum, fasit beşerî demokratik sistemin altında daha kötü bir şekilde artacaktır. Zira demokrasi, insanların işlerinin ihmal edilmesi üzerine tasarlanmıştır. Dolayısıyla bu başarısızlığı üreten bizzat demokrasi olduğu gibi fasit yöneticilerin iktidarın peşinde koşmalarının ve seçim programlarında vergilerin daha da artırılmasına çağrıda bulunmalarının nedeni de bizzat demokrasidir.

Hizb-ut Tahrir'in bu günlerde yapmış olduğu kampanya, sırf demokratik liderlerin seçilmelerini boykot etme açıcından çok ama çok önemlidir. Çünkü kampanya, demokrasiyi kaldırıp atmaya, onun varlığını ortadan kaldırmaya ve celil alim ve başarılı siyasetçi Şeyh Ata İbn-u Halil Ebu Raşta'nın liderliği altındaki Raşidî Hilafet Devleti'ni kurmaya davet etmektedir.

Sadece Hilafet Devleti'nin gölgesinde, gerçek manada seçilmiş yöneticiler ve temsilciler olacaktır. Sadece Hilafet Devleti'nin gölgesinde Ümmet ekonomik egemenliğine geri dönecektir. Zira İslam, gelir ve satış vergilerine devlet gelirlerini sağlamanın bir aracı olarak itimat etmeyecektir. Dolayısıyla gelirlerin sağlanması, devletin gerçek üretimine veya insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasının ardından birikmiş servete bağlı olacaktır. Hatta Hilafet Devleti vergiler koyduğunda bu, hem sıkı koşullar altında olacak hem de insanların servetlerinin fazlası için olacaktır. Dolayısıyla temel ihtiyaçlarını karşılamaya gücü yetmeyen yoksul ve daha az gelirli insanlar sıkıştırılmayacaktır. Ayrıca devletin, enerji kaynakları ve makine ve altyapı sektörü gibi kendine ait şirketlerden ve kamuya ait sektörlerden elde ettiği gelirleri çok büyük olacaktır. Şöyle ki; Hilafet Devleti'nin gölgesinde sanayi gelişecek ve o vergiler içerisinde boğulmayacaktır.

Hilafet Devleti'nin gölgesinde, şirketlerin üretime yoğunlaşmalarına izin verileceği gibi tarımsal girdilerin üzerine asla vergiler dayatılmayacak, bilakis toprak üretimi üzerinden harac ve öşür elde edilecektir. Dolayısıyla tarım üretimleri, aşırı vergiler nedeniyle yavaşlamaksızın daha da artacaktır.

Artık insanlık için sefaletten ve acıdan başka bir şeye neden olmayan demokrasiyi kaldırıp atmanın zamanı geldiği gibi Allah'ın indirdikleriyle hükmedecek ve Raşid Halifeler döneminde olduğu gibi bu Ümmetin refahını ve güvenliğini yeniden iade edecek olan Hilafet Devleti'ni kurmanın zamanı da gelmiştir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER