Perşembe, 02 Ramazan 1447 | 2026/02/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hilafet Devleti'nde, Elektronik ve Yazılı Medya Organları Siyaseti

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde, Hilafet Devleti'nin medya organları üzerindeki denetim keyfiyetini belirleyecek olmasının yanı sıra canlı bir hale getirmek, sömürgecilerin planlarını ifşa etmede ve yöneticileri muhasebe etmede tam bir rol oynamasına imkan vermek ve asil İslam risaletini dünya çapında taşımak için destekleyecek olduğu elektronik ve yazılı medya organları siyasetini açıklayan ana hatlar sunmuştur.

Birincisi: Bilgi çağından faydalanmak.

Mevcut çağ, "bilgi çağı" olarak adlandırılmaktadır. Çünkü siyaset, ekonomi ve benzerlerini kontrol eden ana lokomotif, bilgidir. Bu yüzden özellikle [yazılı ve elektronik] medya organları, insanlar için genel görüşlerin oluşmasına imkan veren bilgilerin elde edilmesinde ana rol oynamaktadırlar. Aynı zamanda özel medya organları, güvenlik meseleleri ile ilgili yöneltici ilkeler ile sömürgeci planları ifşa etmek gibi bazı hususlarda devlete bağlı olacaktır.

Bundan dolayı Hilafet Devleti, medya organlarına yardım etmeli ve insanların işlerinin gözetilmesinde ve İslam davetinin yeryüzünün dört bir tarafına yayılmasında yardımcı bir rol oynaması için onu güçlü bir şekilde desteklemelidir. Çünkü bunlar, devlete ve İslam davetine ilişkin önemli meseleler hakkındaki bilgilerdir. Nitekim medya organları, Yargı Cihazı ve Ümmet Meclisi'nin olduğu diğer cihazlar gibi Hilafet Devleti'nin cihazlarından bağımsız bir cihaz olarak doğrudan Halife'ye bağlı olacaktır.

İkincisi: Şuandaki medya organları ve siyasî düşünceleri:

a-Şuandakine gelince; sömürgeci planları ifşa etmek ve yöneticileri muhasebe etmek yerine Pakistan liderliğindeki hainler, mâli baskı uygulamak ve medya kurumlarını kredilerden veya bağışlardan yoksun bırakmanın yanı sıra onları hükümetin propagandalarından yoksun bırakmak yoluyla Batılı planları uygulayıp desteklemeleri ve kendi hıyanetlerini gizlemeleri için özel medya organlarına baskı uygulamaktadırlar. Ayrıca bu hainler, özel medya organları sahiplerinin yanı sıra bu medya organlarında çalışan gazetecileri tehdit edip korkutmak için güvenlik birimlerinin personellerinden bir ordu konuşlandırmıştır. Hatta dürüst ve açık olan medyacıların geneli, bakış açılarını gizlemeye, sunmuş oldukları görüntüleri sulandırmaya veya gönüllü sürgüne başvurmaya zorlanmaktadırlar. Devlet medyasına gelince; hainler onu, ülkedeki Amerikan çıkarlarını garantilemek amacıyla kendilerinin borazanları olarak kullanmaktadırlar. Nitekim bunun sonucunda zamanın geçmesiyle birlikte devlet medya organları ile özel medya organları insanlar nezdindeki güvenilirliklerini kaybetmektedirler. Hatta insanların haber edinimleri ve görüşlerini oluşturmaları, sosyal medya organlarıyla sınırlı kalmaktadır.

b-Değerlerin yayınlanmasıyla ilgili olana gelince; nitekim hainler, toplumun Batı'dan ithal edilmiş fasit maddî değerlerle boğulması, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın emirlerinin çiğnenmesine teşvik edilmesi, cinsler arasında gayri meşru ilişkilerin kurulması ve iffet elbisesinin çıkarılması için medyayı uygun bir araç olarak görmektedirler ve tüm bunları da özgürlük adına yapmaktadırlar! Dahası Müşerref döneminden bu yana toplumu bozan medya organlarının ahlakî düzeyi, muhafazakar medya organlarının dışlanmaya ve boykota maruz kalmaları derecesine kadar ulaşmıştır.

Üçüncüsü: Güç temelinde sistematik bir medya organının inşasındaki şerî yönler:

a-Hilafet, İslam'ın tüm dünyada egemen olmasına dönük yapılacak çalışmada yaşamsal bir rol oynamaları için özel ve devlet medya organlarını denetleyip destekleyecektir. Dolayısıyla medya organlarının ana rolü, İslam'ı güçlü ve dikkat çekici bir şekilde dünyaya tanıtmak ve inceleyip araştırmasının ardından halkları İslam'a girmeye ikna etmek olacaktır. Ayrıca İslam ülkelerini Hilafet râyesinin altına dahil etme sürecini kolaylaştırmada medyanın önemli bir rolü olacaktır.

Bunun yanı sıra (devlet ve özel) medya organları, insanların işlerinin beyyinat üzere olması için yaşamın  çeşitli yönlerine ilişkin İslamî kültürün sunumuyla ilgilenecektir. Ayrıca medya organları, insanları istismar eden ve onları zilletin ve aşağılanmanın içerisinde boğan sömürgeci devletlerin planlarını ifşa etmenin yanı sıra dünyayı yok eden, gelişmiş ülkeler üzerindeki egemenliğini garantilemek için çatışmaları destekleyen ve buralarda iç savaşı alevlendiren ülkelerin ilke ve politikalarını ifşa etmek için de çalışacaktır.

Uluslararasına gelince; medya organları, tüm insanlığa uygun fikrî bir liderlik olması ve beşerî rejimler tarafından zulme uğrayan insanlığın yoluna ışık tutacak bir meşale olması itibarıyla İslamî Devletin hakikatini açıklayacaktır.

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ "Rabbinin yoluna, hikmet ve güzel öğüt ile davet et ve onlarla en güzel şekilde cedelleş." [en-Nahl 125]

Hizb-ut Tahrir'in, her alanda İslam ile yönetebilecek geniş bir hazırlığı ve deneyimi olduğu gibi Hizb-ut Tahrir'in, medya organlarını denetlemeye ve onun işlerini idare etmeye ehil kılacak net bir vizyonu da bulunmaktadır. Ayrıca şuan onun, ister İslamî olsun ister İslamî olmasın dünya çapında yayın yapan geniş ve küresel bir Medya Bürosu ağı da bulunmaktadır. Zira bu medya büroları, hizbin faaliyetleri ve çeşitli konulardaki bakış açıları hakkında bilgiler sağlamaktadır. Ayrıca bu bürolar, medyasal ve kültürel çok geniş üsluplar üretip benimseyerek fotoğraf, dergi ve gazete kasetleri yayınladığı gibi birçok web siteleri ve birçok şeyler kurmasının yanı sıra bu bürolar, Raşidî Hilafet Devleti'nin kurulmasının ardından da aynı ivmeyle çalışmaya devam edeceklerdir.

Hizb-ut Tahrir, Anayasa Mukaddimesi'nde 103 sayılı maddeyi benimsemiştir: "Medya Organı; dahilde, kötülüğü uzaklaştıran ve güzelliği barizleştiren kaynaşmış ve güçlü bir İslamî toplum inşa etmek için, hariçte ise İslam'ın azametini ve adlini, ordusunun kuvvetini, beşerî nizamın fesadını, zulmünü ve ordularının vehnini gösterir bir şekilde İslam'ı barışta ve savaşta öne çıkarmak ve İslam'ın ve Müslümanların maslahatına hizmet etmek üzere, devletin medya siyasetini belirleyip infaz etmekten mesul olan bir dairedir."

Ayrıca "Hilafet Devleti'nin Cihazları" kitabında şöyle geçmektedir: "Hilafet Devleti kurulduğunda, şerî hükümlere göre devletin medya siyasetinin genel hatlarını beyan eden bir kanun yayınlanacaktır. Devlet, bunun gereğince, İslam'ın ve Müslümanların maslahatına ve Allah'ın ipine sımsıkı sarılan, kendisinden ve içerisinden hayır yayılan, fasid ve mufsid fikirlere yer olmayan, sapık ve saptırıcı kültürleri barındırmayan birbirine kenetlenmiş güçlü bir İslâmî toplumun, pisliklerini atan ve güzelliklerini parıldatan, alemlerin Rabbi olan Allah'ı hamd ile tesbih eden bir İslâmî toplumun inşasına hizmet eder."

Hizb-ut Tahrir'in emiri -olmasının yanı sıra Hizb-ut Tahrir / Ürdün Resmî Sözcülüğü de dahil on yıllar boyunca hizbin içerisinde birçok sorumluluklar yapan- celil alim Atâ İbn-u Halil Ebu Raşta'nın [Allah onu korusun] elinde, Allah'ın izniyle Müslümanların Halifesi olarak medya organlarının çalışmasıyla ilgili çeşitli medya organları üzerinde verimli denetleme imkanı verecek özel bir bilgi bulunmaktadır.

b-Hilafet Devleti, özel medya organlarını geniş ölçüde destekleyip yönlendireceği gibi medya organlarını, haberler ve çeşitli belgesel filimler sunmak ve mevcut gündemlere ilişkin şerî hükümler ortaya koymakla sınırlandıracaktır. Ayrıca bilgilerin yayılması yoluyla kuruluşların ve medya organlarının şerî hükümlerle ve içtimaî sistemle sınırlı kalmaları sağlanacaktır.

Özel medya organları ve vakıası açısından olana gelince; kendisi ve diğer ticarî şirketler gibi bankacılık hizmetleri ve devletin Beyt-il Mâli'nden kredi imkanları elde etmeye uygun ticarî bir kurumdur. Malumdur ki televizyon ve gazete stüdyoları inşa etmek gibi bazı medya işleri, büyük harcamaları gerektirmektedir. Bundan dolayı medya organlarının, bağış veya faizsiz krediler şeklindeki yardımlara ihtiyacı olacaktır.

Devlet kurumları veya kamu mülkiyetleri kurumları tarafından yayınlanan herhangi bir açıklama, özel ayrımcılık veya kayırma veya kayırmacılık yapmayan medya organlarına verilir. Dolayısıyla-acil durumlar dışında- medyanın performansındaki kolaylığı ve rahatlığı sağlamak için kamu hizmet iletileri için devletin tahsis edeceği bir alan veya zaman belirlenecek ve devlet, elektronik medyanın yayını için frekanslar tahsisi düzenleyeceği gibi yayınlanan isimlerin tekrar edilmemesi için de basılı yayınlar düzenleyecektir. Nitekim tüm bu işler, medya organlarının idaresinin merkezî olmasını gerektirmektedir.

Hizb-ut Tahrir, Anayasa Mukaddimesi'nde 104 sayılı maddeyi benimsemiştir: "Sahipleri devlet tâbiyeti taşıyan medya araçlarının ruhsata ihtiyacı yoktur. Yalnızca kurulan medya aracını, medya dairesine bildiren bir "bilgilendirme ve haberdar etme" iletisi yollamaları gereklidir. Medya aracının sahibi ve yönetmeni, yayınladıkları her medya yayınından mesul olurlar ve tebâ fertlerinden herhangi biri gibi şerî bir muhalefetten dolayı muhasebe edilirler."

c-Güvenlik meseleleriyle ilgili olana gelince; Medyanın üzerine düşen, askerî konular ve onunla ilgili olanlar, askerî harekat haberleri, savaşların gidişatı ve askerî sanayiler gibi devleti çok yakından ilgilendiren konular hakkında olmak üzere Halife tarafından yayınlanan bilgileri, hiçbir değişiklik yapmaksızın yayınlamakla sınırlı kalmasıdır.

 

Not: Kur'an-il Kerim ve Nebevî sünnetten 103. ve 104. maddeler hakkındaki tüm şerî delillere muttali olmak için Hizb-ut Tahrir'in Anayasa Mukaddimesi'ne başvurulması rica olunur.

Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'ndeki ilgili maddelere muttali olmak için de aşağıdaki internet bağlantısına girilmesi rica olunur: http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Dördüncüsü: Ümmetin hak ettiği medya siyaseti.

a-Medya organlarına, İslam'ın ve hakikatin yayılmasında Ümmetin kullanmış olduğu en önemli araçlardan biri olarak itibar edilir. Bu sayede insanlar, fasit sömürgeci ülkelerin hasarı ve zararı hususunda uyarılmış olacaktır.

b-Özel medya organlarının yanı sıra devlet medya organları yönlendirilip destelenerek bunların, Hilafet Devleti'nin lider bir devlet olarak inşasında önemli bir rol oynamaları sağlanacaktır. Zira medya organlarına, dünya bilgileri için en güvenilir kaynak olarak itibar edilecektir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet'in Gölgesindeki Medya Organları Siyasetini Yayınlamıştır Hilafet'in Medya Organları, Dünyada Gerçeğin Sesi Olacaktır

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Hilafet Devleti'nde, Hilafet Devleti'nin medya organları üzerindeki denetim keyfiyetini belirleyecek olmasının yanı sıra canlı bir hale getirmek, sömürgecilerin planlarını ifşa etmede ve yöneticileri muhasebe etmede tam bir rol oynamasına imkan vermek ve asil İslam risaletini dünya çapında taşımak için destekleyecek olduğu elektronik ve yazılı medya organları siyasetini açıklayan ana hatlar sunmuştur.

Mevcut çağ, "bilgi çağı" olarak adlandırılmaktadır. Çünkü siyaset, ekonomi ve benzerlerini kontrol eden ana lokomotif, bilgidir. Bu yüzden özellikle [yazılı ve elektronik] medya organları, insanlar için genel görüşlerin oluşmasına imkan veren bilgilerin elde edilmesinde ana rol oynamaktadırlar. Aynı zamanda özel medya organları, güvenlik meseleleri ile ilgili yöneltici ilkeler ile sömürgeci planları ifşa etmek gibi bazı hususlarda devlete bağlı olacaktır. Bundan dolayı Hilafet Devleti, medya organlarına yardım etmeli ve insanların işlerinin gözetilmesinde ve İslam davetinin yeryüzünün dört bir tarafına yayılmasında yardımcı bir rol oynaması için onu güçlü bir şekilde desteklemelidir. Çünkü bunlar, devlete ve İslam davetine ilişkin önemli meseleler hakkındaki bilgilerdir. Nitekim medya organları, Yargı Cihazı ve Ümmet Meclisi'nin olduğu diğer cihazlar gibi Hilafet Devleti'nin cihazlarından bağımsız bir cihaz olarak doğrudan Halife'ye bağlı olacaktır.

Bundan dolayı Hilafet'te medyanın rolü, Hilafet Devleti'nin lider bir devlet olarak inşasında önemli bir rol oynamasıdır. Zira medya organlarına, dünya bilgileri için en güvenilir kaynak olarak itibar edilecektir.

Not: Hilafet Devleti'ndeki elektronik ve yazılı medya organlarının siyaseti ile Hilafet Devleti'nin Anayasa Mukaddimesi'ndeki ilgili maddelere muttali olmak için aşağıdaki internet bağlantısına girilmesi rica olunur:

http://htmediapak.page.tl/policy-matters.htm

Devamını oku...

Filistin: Yönetimin Hizbin Gençlerini Yahudilere Teslim Etmesi Hususunda Basın Toplantısı

  • Kategori Filistin
  •   |  

Basın konferansı:

Hizb-ut Tahrir Filistin, 25 destekçisinin işgalci Yahudi varlığına teslim edilmelerinin delillerini sunuyor.

21 Cumadilahir 1434 H., elmuvafık 01 Mayıs 2013 M. Çarşamba günü sabahleyin Hizb-ut Tahrir Filistin çeşitli basın mensupları ve kuruluşlarının yer aldığı, Ramallah Vatan lil-enba salonunda bir basın konferansı düzenlemiştir. Konferansta Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu üyelerinden Doktor Mahir El Caberi ve Mühendis Bahir Salih konuşma yapmışlar ve akabinde basın mensupları tarafından yöneltilen soruları cevaplamışlardır.

Hizb, konferansta destekçilerinin İşgal güçlerine teslim edilmesi operasyonuna dair sesli ve görüntülü videoyla, bizzat operasyonda tutuklanan kişiyi şahit olarak ortaya koymuştur. Diğer taraftan Medya Bürosu üyelerinden üstad ebu Ala Ebu Salih Skype ile konferansa katılarak kendisinin ve diğer tutukluların dün yani 30 Nisan 2013 tarihinde kefaletle Tulkerim mahkemesi tarafından serbest bırakıldıklarını, fakat kimlik kartının yetkililer tarafından müsadere edilmesinden dolayı bizatihi konferansa katılamadığı beyanatını vermiştir.

Hizb-ut Tahrir Filistin Medya Bürosu


 

Devamını oku...

Soru-Cevap

Soru: Güney Kore "Yonhap" Haber Ajansı 21.04.2013 günü, Güney Kore Genel Kurmay Başkanı General Jung Seung-Jo ile Amerikalı meslektaşı General Martin Dempsey'den her birinin, Kuzey Kore'nin tehditlerine devam etmesinin vahim sonuçlara neden olacağı uyarısında bulunduklarını bildirmiştir. Yine aynı gün söz konusu ajans, bu iki hükümetin üst düzey kaynaklarının Güney Kore ordusunun, "scud" füzeleri taşıyan iki mobil füze fırlatma rampasının Kuzey Kore'nin Doğusuna konuşlandığını gözlemlediğini açıkladıklarını bildirmiştir. Kuzey Kore, orta menzilli "Musudan" özel füze rampası da dahil 7 mobil füze fırlatma rampalarını Doğu kıyısına konuşlandırmakla birlikte bölgedeki füze sayısını 9 füzeye ulaştıracak şekilde iki ek rampa daha konuşlandırmıştır...

Bunun öncesinde de Reuters 18.04.2013 günü, Kuzey Kore'nin, diyalog kurmayı istemeleri halinde Amerika'nın nükleer ve füze denemelerinin Kore Yarımadası'na hakim olan savaş sözünün haftalar içerisinde sona ereceğinin muhtemel göstergesi olabileceği nedeniyle kendisine dayatmış olduğu yaptırımların iptal edilmesi de dahil Amerika ile Güney Kore'ye bir dizi şartlar sunduğunu nakletmişti.

Ayrıca ülkedeki üst düzey askerî bir varlık olan Kuzey Kore Ulusal Savunma Komisyonu'nun, içerisinde Kore Yarımadası'nı, Amerika'nın Pyongyang'un Washington'u bölgeye ittiğini söylediği nükleer silahlarını çektiği zaman başlayacak olan nükleer silahlardan hali bir bölge yapacağından bahsettiği bir beyan yayınladığını da eklemiştir...

Açıktır ki gerek sıcak savaş açıklamalarının gerekse diyalog açıklamalarının tırmandığı bir sırada işler hangi yöne doğru ilerlemektedir acaba? Sonra Rusya ve Çin'in tutumlarının gerçeği nedir? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap: Bu meselenin anlaşılması, sadece en son yapılan açıklamalara binaen değil ancak meselenin başlangıcının gözden geçirilmesiyle mümkündür. Zira bu krizler, önce gözden geçireceğimiz bunun ardından da son gelişmeler ile devletlerin tutumları üzerinde duracağımız birçok aşamalardan geçmiştir:

1-Bu krizler, daha dün doğmamıştır. Bilakis Kuzey Kore'nin gerçekleştirdiği her bir nükleer deneme sırasında tekrarlanan ve tırmanan bir durumdur. Nitekim 2006 yılındaki ilk denemede tırmandığı gibi aynı şekilde ilkinden daha büyük olan 2009 yılındaki ikinci deneme sırasında da tırmanmıştır. Hatta o vakit, yani 25.05.2009 yılında bunun, 1953 yılında Kuzey Kore ile Amerika arasında imzalanmış olan anlaşmayla bir bağlantısının olmadığı açıklanmıştır. Şuan ise 12.02.2013 günü başarılı üçüncü bir nükleer deneme gerçekleştirmiş ve aynı şekilde 30.03.2013 günü bu denemenin de bu anlaşmayla bir bağlantısı olmadığını, dahası bunun bir savaş durumunda olduğunu açıklamıştır. Nitekim füzelerini, Japonya ile Amerika'nın 1521 yılından beri kendisini işgal etmiş olan İspanya'nın Amerika karşısındaki yenilgisinin ardından 1898 yılından bu yana Pasifik'te egemen olduğu Guam Adası'ndaki üsleri yönünde bulunan Doğu kıyılarına doğru kaydırmaya başlamıştır. Hatta Amerika, 1950 yılında sayıları 180 bin küsura ulaşan sakinlerinin bu topraklara ilhak olduğunu, onları kendi sakinlerinin bir parçası saydığını, burada içerisinde yaklaşık altı (6) bin askerin bulunduğu deniz ve hava askerî üsler kurduğunu açıklamıştır. Dolayısıyla burası, onun açısından önemlidir. Çünkü burası, Pasifik yönündeki toprakları için bir savunma hattı mesabesindedir.

2-Bu kez yeni olan şey, Amerika'nın Kuzey Kore'nin yakınlarında yapmış olduğu 19.02.2013 gününden başlayarak bu ayın sonuna, yani 30.04.2013 gününe kadar devam eden büyük manevralarla Kuzey Kore'yi kışkırtması olmuştur. Nitekim bunlar, Amerika'nın Güvenlik Konseyi'nde harekete geçirdiği yaptırımlarla çakışan ve Batı'nın, özellikle de Amerika'nın 12.02.2013 günü Kuzey Kore'yi üçüncü bir deneme yapması için harekete geçirmesinin ardından 07.03.2013 günü Rusya ile Çin'in kabul ettiği eşi görülmemiş büyük manevralardır. Bu manevralar, Kuzey Kore'yi sıcağı sıcağına kışkırtmak için oluşturulmuş olup yapısı itibarıyla olağandışı manevralardır. Zira Amerika, Kuzey Kore ve diğerlerini korkutmak için bir güç gösterisi olarak bu manevraların içerisine B-52 ve aynı şekilde nükleer bombalar taşıyabilen B-2 gelişmiş askerî uçak türlerini, hayalet uçaklarını ve füze sistemi taşıyan savaş gemisini de girdirmiştir.

3-Yaptırımlar ve manevralar, Amerika'nın bölgede benimsediği karışıklık, aldatma, baskı ve tehdit üsluplarının devam etmesi içindir. Amerika'nın Kuzey Kore'ye karşı uyguladığı karışıklık ve aldatmaya gelince; Mesela Kuzey Kore, geçen yıl 29.02.2012'de nükleer programlarının askıya alınmasını kabul etmiş ve müfettişlerin geri dönmesine izin vermiştir. Bunun üzerine Amerika, Kuzey için 240 bin ton yardım göndermiştir. Dolayısıyla bu, lideri Kim Jong-İl'in ölümünden ve yönetime oğlu Kim Jong-Un'un gelmesinin ardından ilk test süreci olmuştur. Nitekim Amerika'nın yaptığı yardımları durdurmaya dönük atlatma ve aldatma sürecinde, Kuzey'in liderlerini bu yardımları kendi tekellerine almakla ve halkı bu yardımlardan mahrum bırakmakla tehdit etmiştir. Bunu ise yardım için yalvardıklarını ve yetkililerinin bu yardımları çaldıklarını açığa çıkarmak yoluyla Kuzey Kore'nin aşağılandığı bir süreçte gerçekleştirmiştir. Amerika'nın takip etmiş olduğu meydan okuma, baskı ve tehdit üsluplarına gelince; geçen yıl, 2020 yılına kadarki olası tehlikelere karşı deniz kuvvetlerinin %60'nı nakletmek yoluyla bu bölgedeki kuvvetinin güçlendirilmesiyle ilgili Asya/Pasifik'teki yeni bir stratejisini açıklamıştır.

Amerika'nın tüm bu üslupları, Amerika'nın Kuzey Kore riskini defetmek gerekçesiyle bölgedeki Çin ve Rusya'nın yakınlarında bulunan üslerini genişletmek için aldığı gerekçeleri mukabilinde sıcak davranışlar sergileyen Kuzey Kore'yi kışkırtmak içindir. Zira Amerika için önemli olan birinci derecede Çin olup bir sonraki derecede ise Rusya'dır... Yoksa Kuzey Kore değildir. Çünkü Amerikan varlığının Çin yakınlarına kadar genişlemesi, Çin'in, ondan daha hafif bir şekilde de Rusya'nın tepkisiyle karşılacaktır. Şayet Amerika için ortada, özellikle istismar edebileceği bir gerekçe olursa, askeri varlığını genişletebilecek, dahası gürültü patırtı olmaksızın füze kalkanı dikebilecektir.

4-Bu olanlara gelince; bu kışkırtmalar, Kuzey Kore'yi etkilemiş ve onu, Amerika ile komşusu Güney Kore ve Japonya'ya karşı sıcak tırmanışa itmiştir. Nitekim 09.03.2013 günü Kuzey Kore resmî ajansı, "Kore Yarımadası, ateşli-nükleer bir savaş eğilimindedir" şeklinde bir açıklama yayınladığında bölgesinde bir kez daha savaşın patlak vereceğine işaret etmiştir. Ayrıca bu ajans, 03.04.2013 günü Kuzey Kore ordusunun, "Amerika'nın tehditleri, daha küçük boyutlu, daha hafif ölçekli ve daha çok çeşitli olan nükleer silahları yok edeceğini " söylediği şeklinde bir haber yayınlamıştır. Dolayısıyla o, yani ordu, "Amerika'nın, gelişmiş ve çeşitli nükleer silahları kullanma olasılığını içeren bir vurma eğilimini onayladığını elde etmiştir." Zira kendisi ile Amerika arasında 1953 yılından bu yana imzalanmış olan anlaşmanın iptal edildiğini açıklamıştır.

Sonra Kuzey Kore, azami ölçüde tırmandırmaya çalışmakta ve Rusya, İngiltere ve benzerlerinden, ülkedeki Büyükelçiliklerini tahliye etmelerini talep ettiği gibi yabancılardan da olaylar tırmandığında Güney Kore'yi boşaltmalarını talep etmesinin yanı sıra orta menzilli füzelerini iki fırlatma rampalarına yerleştirmiş ve Japonya ile Pasifik'teki Amerikan üslerini tehdit eden bir adım attığını göstermek için de bu iki rampayı Doğu kıyısına gizlemiştir. Dolayısıyla o, Amerika'nın kendisine dayatmış olduğu manevralara ve yaptırımlara cevap vermektedir. Nitekim Güney şirketlerinin Kuzey işçilerini çalıştırdığı ve geçen yıl yaklaşık yarım milyar dolar gelirin elde edildiği Kaesong Sanayi Kompleksi'ndeki sanayi bölgesini kapatmıştır. Zira burası, Kuzeyi çevreleme operasyonu için Amerika'nın motivasyonuyla Güney Kore'nin Kuzeyde kurmuş olduğu bir bölgedir. Dolayısıyla iki Kore arasındaki sanayi bölgesi, 1998 yılında başlayan bir plana göre 2004 yılının sonlarında çalışmaya başlamış, buraya 123 Güney Kore şirketi dahil olmuş ve yaklaşık 54 bin Kuzey Koreli işçi çalıştırmıştır. Nitekim Kuzey Kore 02.04.2013 günü, Amerika ve Güzey Kore ile bu gerginliğin ardından uranyum zenginleştirme tesisi ve 5 megavatlık reaktör de dahil 2007 yılından beri durdurulmuş olan Yongbyon nükleer tesisindeki bütün işletmelerin yeniden onarılıp faaliyete geçeceğini açıklayarak Amerika ve dünyaya, ulaşmış olduğu duruma göre kendisinin nükleer bir devlet haline geldiğini ve elinde kendisini savunacak ve kendi dışındakileri tehdit edecek balistik füzelerin olduğunu kabul ettirmek istemektedir.

5-Bunun akabinde Amerika, Kuzey Kore'ye dönük bu ateşli açıklamaların sonucundaki bu sıcak gerginliği istismar etmiştir. Bu istismarı ise hedeflemiş olduğu şeyler için gerçekleştirmiştir ki bu da; Rusya veya Çin ile bir çatışma olmaksızın acilen bir füze kalkanı konuşlandırmaktır. Bu yüzden Amerika, bölgedeki varlığını genişletecek ve Kerry'nin 12.04.2013 günü Güney Kore'yi ziyareti sırasında söylediği gibi kendisi ile birlikte müttefiklerini savunuyormuş gibi gösterecek şekilde Amerika için gerekçeler oluşturmak amacıyla Kuzey Kore'yi ayartmaktadır.

Kuzey Kore'nin, sahip olduğu orta menzilli füzelerle Amerikan üslerini vuracağı şeklindeki tehditlerinin ardından New York Times'ın 04.04.2013 günkü yayınına göre Amerika, "orta menzilli füzelere karşı bu adada füze kalkanı kuracağını, aynı şekilde Pasifik sularına anti-balistik füze savaş gemileri konuşlandıracağını ve füze kalkanının 2015 yılında konuşlandırılmasının planlandığını" açıklamıştır. Ve gazete şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Bir savunma sisteminin acil bir şekilde konuşlandırılması kararı, Washington'un Kuzey Kore'nin herhangi bir askerî eylem veya yeni bir füze denemesi yapmasını caydırmak için Kuzey Kore kışkırtmalarından sadece birkaç sonra atmış olduğu bir dizi adımlar çerçevesinde gelmiştir..." Yine şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Guam'a bir füze savunma sisteminin konuşlanması, bu savaş gemilerinin Kuzey Kore kıyılarına en yakın yerlere konulmasını  açığa çıkaracaktır." Bu da Çin'in yakınına konuşlanacağı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu da Amerika'nın, bölgede füze kalkanı konuşlandırmayı hızlandırmak için Kuzey Kore'yi kışkırtmaktan faydalandığını ve bu hedefini gerçekleştirmek için de bu yolla Kuzey Kore'ye tuzak kurduğunu göstermektedir. Ayrıca Japonya, Kuzey Kore'n in füzelerine karşı başkentin kalbine patriot füzeleri dikeceğini ve Amerika'nın önemli üsleri bulunan Okinawa Adası'na füze sistemi dikilmesine izin vereceğini açıklamıştır. Zaten Japonların, Amerikalıların oradan çıkmaları çağrısında bulundukları, şuan Amerikalıların Kuzey Kore'nin tehditleri bahanesiyle varlıklarını güçlendirdikleri ve hiç kimsenin de onlara itiraz etmediği bilinmektedir.

Filipinler de bu füze sisteminin dikilmesi için hazırlıklar yaptığını ve topraklarındaki Amerikan varlığını güçlendirdiğini açıklamakla birlikte Filipinlerdeki halkın istediği, ülkedeki Amerikan varlığının son bulmasıdır.

6-Amerika, Amerikan askerî varlığını genişletmek ve füze kalkanı konuşlandırmak için bir gerekçe olması amacıyla Kuzey Kore'deki tırmanmayı istismar etmeyi başarınca, Demokrat Parti'nin her zamanki politikasına geri dönmüştür ki bu politika da; Amerikan yöntemiyle olan diyalog sayesinde Kuzey Kore'yi çevrelemektir. Yani sanki bu, Amerikan-Kuzey Kore meselesi değilmiş gibi, dahası Kuzey Kore'nin davranışlarından sorumlu olmaları için diğer bölge ülkelerini, özellikle de Çin'i  buna dahil olmuş gibi göstermek... Dolayısıyla bu takip edilen husus, yani altılı görüşmeler, meseleyi sadece Amerika'ya değil diğer beş ülkeye de karşı olan bir meseleymiş gibi göstermektedir...

Kayda değerdir ki Bill Clinton'dan bu yana Amerika'daki demokrat yönetimin Kuzey Kore'ye karşı politikası, çevreleme politikası kapsamında onunla müzakereye başvurmaktır. Zira 1994 yılında Kuzey Kore ile ilk anlaşmayı imzalamayı başarmış ancak Amerika, Cumhuriyetçiler, özellikle de oğul Bush'un ilk döneminde aldatmada bulunarak Kuzey Kore'yi şer ekseninde olan devletlerden saymıştır. Ayrıca Kuzey Kore, 2009 yılında ilk Obama yönetiminin başlamasıyla birlikte benzer bir nükleer denemede bulunmuş ve bunun anlaşmayla bir ilgisi olmadığını açıklamış ancak bu yönetim, Kuzey Kore'nin kışkırtılması şeklinde bir yanıt vermemiş, bilakis müzakerelerin yeniden başlaması çağrısında bulunmuş ve Güney Kore'nin Kuzey ile yakınlaşma çalışmasını sürdürmesine izin vermiştir. Bundan dolayı demokrat yönetimler, Kuzey Kore ile müzakerede bulunmaya ve çevreleme politikasını uygulamaya temayül etmektedirler. Hem de şuan durumların farklı olmasına rağmen. Zira müzakerelere girmeden önce önemli stratejik hedeflerini gerçekleştirmek ve çevreleme sürecini yürütmek için bu son olayı kullanmak istemektedir. Çünkü ya bu, planlamış olduğu ve Kore Yarımadası'nın yakınlarına bir füze kalkanı dikileceğini açıklamasından bu yana da planladığı hedeflerini gerçekleştikten sonra başlayacak olursa.

Hakeza açıklamalar, başka bir yöne kaydırılmıştır ki ancak birtakım şartlar ile... Bu ise sadece meseleyi  sulandırmak ve Kuzey Kore'nin uluslararası yükümlülüklere saygı duymasını sağlamak için altılı görüşmeler adına meselenin bir kısır döngü içerisinde dönmesini sağlayan bir Amerikan oyunudur. [AFP / 09.042013] Nitekim Pentagon'un ikinci adamı Ash Carter, şöyle demiştir: "Amerika, Çin, Rusya, Güney Kore ve Japonya ile çok yakın temas halindedir." Ve şöyle demiştir: "Çin, Kuzey Kore'deki provokasyonun durmasını etkilemek için büyük bir rol oynayacağına inanmaktadır." Ve şuna vurgu yapmıştır: "Çin'in Kuzey Kore üzerindeki nüfuzu diğer taraflardan daha fazladır." Ayrıca Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry, Çin'e gitmeden önce Güney Kore'de şöyle demiştir: "Amerika, Kuzey Kore'nin bir nükleer güç olmasını asla kabul etmeyecektir." Ve şöyle demiştir: "Washington, yeniden müzakerelere başlamaya hazırlanmaktadır ancak sadece Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma yönünde hareket etmesi durumunda." Ve şöyle demiştir: "Pekin'in üzerine düşen, nükleer programından vazgeçmeye sevketmek için Kuzey Kore'ye karşı sert bir tutum almasıdır." [Reuters / 12.04.2013] Hakeza Amerika, Kuzey Kore meselesini, sadece bir Amerikan meselesi değil, özellikle Çin olmak üzere bölge ülkelerinin meselesi yapmak istemektedir.

7-Çin'in tutumuna gelince; bu defa o, daha öncekinden farklıdır. Zira Kuzey Kore'nin adımlarına destek vermemektedir. Nitekim Çin'in Yeni Devlet Başkanı Xi Jinping, şöyle demiştir: "Hiçbir ülke, Asya'yı kaosun içine itme hakkına sahip değildir." Ve şöyle demiştir: "Hiçbir kimsenin, bencilliği nedeniyle bölgeyi dünyada olmayan bir kaosun içine sürüklemesine izin verilemez." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Bizim yapmamız gereken, her ne kadar ortada hassas konular ve geleneksel ve geleneksel olmayan güvenlik tehditleri olsa da yeni zorluklarla karşı karşıya kalan Asya'daki istikrarı sağlamak amacıyla büyük zorlukların üstesinden gelmek için istişareyi hareketlendirmektir." [Şark-ul Avsat / 07.04.2013] Bunun yanı sıra Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, şöyle demiştir: "Diyalog krizinin çözülmesi zorunludur." [Aynı kaynak] Nitekim Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hong Ley, şöyle bir açıklamada bulunmuştur: "Kuzey Kore nükleer meselesi için en uygun çözüm, tüm tarafların sorunluluğu üstlenmesidir." [Reuters / 08.04.2013] Ayrıca Çin, Kuzey Kore'nin en son yapmış olduğu nükleer denemesinin ardından Güvenlik Konseyi'nin Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların ağırlaştırılmasıyla ilgili kararını desteklemiştir. Bu da Çin'in, dostu olan Kuzey Kore'den vazgeçtiği anlamına gelmektedir. Ancak Çin, Kuzey Kore'nin çalışmalarında kendisinin zarar gördüğünü ve bundan da rahatsızlık duyduğunu göstermektedir. Çünkü o, Amerika'nın bölgedeki varlığını güçlendirmekte ve tüm bölgeye füze kalkanı dikmesi için Amerika'ya bahaneler sunmaktadır. Bu ise ona ve füzelerine karşı olduğu gibi onun bölgesine egemen olma noktasındaki planlarını başarısız kılmak içindir.

Çin, Pyongyang'ın nükleer reaktörleri yeniden başlatacağına dair açıklama yapmasından dolayı üzgün olduğunu açıklamıştır. Nitekim Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, bu açıklamanın üzüntüyü büyük oranda artıran başka bir gelişme olduğunu ve Güvenlik Konseyi'nin kararları için açık bir ihlal oluşturduğunu söylemiştir. Zira bu nükleer reaktörler, Kuzey Kore'nin nükleer programları için gerekli olan plütonyum üretimi için tek kaynak sayılmaktadır. Dolayısıyla tercihler, Kuzey'in elinde 4 veya 8 nükleer bomba üretmeye yetecek kadar plütonyum stokunun olduğunu göstermektedir.

8-Rusya'nın tutumuna gelince; Amerika ile birlikte yürümekte olup Kuzey Kore'nin davranışlarından hoşnut değildir. Zira Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alexander Ukashević, şöyle demiştir: "Bizler, Pyongyang'ın mevcut zamandaki kışkırtıcı ve saldırgan yaklaşımını reddetmekle ilgili hususlarda onlarla dayanışmaktayız." Ancak aynı zamanda o, şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Siyasî ve diplomatik çabalardan vazgeçmemeliyiz. Çünkü Kuzeydoğu Asya'daki kargaşalar, her ülke için tehlike oluşturabilir." [Reuters / 09.04.2013] Nitekim iki ay önce gerçekleştirilen üçüncü nükleer denemenin ardından Güvenlik Konseyi'nin Kuzey Kore üzerindeki yaptırımları ağırlaştırmasını onaylamıştır. Dolayısıyla Rusya, Amerika'nın Kuzey Kore'ye dönük düşmanca tutumuna ve Amerika'nın gelişmiş silahları da dahil ederek Güney Kore ile birlikte yaptığı manevralar sayesindeki kışkırtmasına karşı ciddi bir tutum sergilememiştir. Yani bunları, ne dikkate almış ne de reddetmiştir. Buna rağmen bunun, bölge üzerinde bir tehlike oluşturduğu, bölgedeki herkesi korkutmak için Amerika'nın varlığını güçlendirmeyi hedeflediği ve dünya üzerindeki Amerikan hegemonyasını reddettiği bilinmektedir. Zira bu, bizzat Rusya'nın kendisine karşı olan bir eğilimdir. Şöyle ki; bu bölgede onun herhangi bir varlığının olmasına izin vermemektedir. Dolayısıyla bu davranış, Rusya'nın uluslararası siyasî performansının zayıfladığını ve onu, uluslararası çıkarları olan, birinci devlet olmak için rekabet etmek üzere çalışan veya bu pozisyondan hareket etmek üzere çalışan büyük bir devletin layık olmadığı bir seviyeye düşürdüğünü göstermektedir.

9-Hakeza Amerika'nın, Kuzey Kore yakınlarındaki büyük manevralarla ve yaptırımlarla Kuzey Kore'yi kışkırtmayı başardığı, bunun da Kuzey Kore'yi nükleer tehditleri ve savaş atmosferlerini yükseltmeye ittiği ve bunun da bölgedeki varlığını genişletmek ve füze kalkanı konuşlandırmak amacıyla Amerika için bir gerekçe ortaya çıkardığı söylenebilir.

Ancak gücüyle mağrurlanan Amerika'nın kibri, hedeflerini kolaylıkla açığa çıkarmaya sevketmektedir. Bu da Çin'e, Amerika'nın siyasî oyunlarını ve bölgedeki yayılmacı maksatlarını anlama imkanı vermektedir. Tüm bunlar da füze kalkanının dikilmesine ve Çin muhalefetinin yeniden bir sarmalın içerisine girmesine neden olacaktır.

 

Devamını oku...

Şam "Neronu", İnsanları, Ağaçları ve Taşları Yakmayı, Yıkmayı ve Katletmeyi Tırmandırmaktadır O halde Yaşlılara, Dullara, Yetimlere ve Zarar Görenlere Yardım Edecek Olan Müslümanların Orduları Neredeler Hani?!

  • Kategori Hizb
  •   |  

Şam tagutu katliamları tırmandırmakta ve Şam tagutu ve "Neron'unun" emriyle bütün her şeyi gelişigüzel bir şekilde yakıp yıkan uçaklar, füzeler, bombalar ve ölümcül kimyasal maddeler ile bir biri ardına katliamlar yapılmaktadır... Dolayısıyla yaşlılar, kadınlar, çocuklar, dullar ve yetimler, kalpleri olduğu halde anlamayan, kulakları olduğu halde işitmeyen, gözleri olduğu halde görmeyen yöneticilerinin emriyle kışlalarında kıllarını dahi kımıldatmaksızın duran Müslümanların ordularından yardım isteyip nusret talep etmektedirler. Zira gözler kör olmaz, ancak göğüslerdeki kalpler kör olur!

Tagut, kafirlerden, münafıklardan, şerlilerden ve fücurlardan oluşan insanları, Ebu Davud'un Ebi ed-Derda'dan tahriç ettiği Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in, إِنَّ فُسْطَاطَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَ الْمَلْحَمَةِ بِالْغُوطَةِ، إِلَى جَانِبِ مَدِينَةٍ يُقَالُ لَهَا: دِمَشْقُ، مِنْ خَيْرِ مَدَائِنِ الشَّامِ "Guta'daki katliam günü, Müslümanların sığınağı, Şam şehirlerinin en hayırlısı olan Dımeşk denilen şehrin yakınındadır" şeklinde buyurduğu kavlini Müslümanların üzerine uygulamak için Guta ve Dımeşk'in kırsalına karşı bir araya toplamıştır. Nitekim tüm bu insanlar, kendisine halef olacak alternatif bir ajan ortaya çıkarıncaya kadar katliama ve zulme devam etmesi için şu anki ajanı Şam tagutuna yeşil ışık yakan Amerika'nın emriyle bir araya gelmişlerdir. Çünkü Amerika, alternatif bir ajan olgunlaştırmadan önce Şam Neronu'nun yerinden edilmesinden veya helak olmasından, ardından da İslam'ın yönetime ulaşıp Şam'ın yeniden Dâr-ul İslam'ın merkezi olmasından korkmaktadır. Zira böylece, sömürgeci kafirlerin başları ve Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanet eden ajanları şok olacaklardır.

Ey Uzak-Yakın İslam Ülkelerindeki Ordular:

Allahu Teâlâ, وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ "Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerine borçtur." [el-Enfâl 72] şeklinde buyurduğu halde siz neredesiniz? Müslim'in Ebi Hureyra'dan tahriç ettiği hadiste Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem], الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ "Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz" şeklinde buyurduğu halde siz neredesiniz? Yerlerinden edilen, hurumatları çiğnenen, kanları akıtılan, evleri yıkılan ve malları mubah kılınan Şam halkını işitip gördüğünüz halde nasıl damarlarınızdaki kanlar kaynamıyor Allah aşkına? Sizin içinizde, Kuteybe'nin yemini, Mutasım'ın coşkusu ve Salahaddin'in kurtarıcılığı yok mudur?

Sanki meydana gelenler, dünyanın öbür ucunda meydana geliyor da sizin ile onun arasında hiçbir ilişki yokmuş ve sanki Şam Dâr-ul İslam'ın merkezi değilmiş gibi nasıl kışlalarınızda durabiliyorsunuz Allah aşkına?! Yöneticilerinizden sizler için bir emrin çıkmaması, sizin yerlerinizde oturmanızın bir gerekçesi olamaz. Zira yaratıcıya isyanda yaratılana itaat yoktur. Vallahi Allah, kardeşlerinize nusret verecektir. Allah, Allah, yöneticilerinize karşı hakkın yanında yer alın. O halde onlar, yarın sizlerden uzaklaşmadan önce bugün imkanınız varken siz onlardan uzaklaşın. Zira yarın, onlardan uzaklaşmaya güç yetiremeyeceksiniz.

إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلأَسْبَابُ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّا كَذٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ "İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır. (Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten de çıkamazlar." [Bakara 166 167]

Ey Tagutun Ordusundaki Askerler:

Nasıl oluyor da kardeşlerinizin ve halkınızın üzerlerine lav mermilerinizi atabiliyorsunuz? Sizler askerliğe, halkınızı korumak ve düşmanlarınızı öldürmek için girmediniz mi? O halde Golan'ı işgal eden Yahudilere karşı susturduğunuz silahlarınızı, nasıl oluyor da yaşlılardan, kadınlardan ve çocuklardan oluşan halkınıza karşı harekete geçirebiliyorsunuz? Sizin içinizde, tüfeklerini taguta ve mücrim kuyruklarına karşı çevirecek ve ülkesine, halkına ve mazlumlara yardım edecek aklı başında bir adam yok mu? Sizlerin tagutun yanında yer alması, alnınızdan silinmeyecek kara bir leke olduğu gibi dünya hayatında rezillik ve ahirette de her ne zaman sönse alevlendirilecek olan bir ateş olacaktır. İşte o zaman tagut ve zebanilerinin size bir faydası olmayacaktır. Bilakis o vakit pişman olacaksınız, birbirinize lanet edeceksiniz ve hepinizin azabı bir kat daha artacaktır.

كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لأُولاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِنْ لا تَعْلَمُونَ "Her ümmet girdikçe kardeşlerine lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!" diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir." [Âraf 38]

Ey Sadık Ayaklanmacılar:

Dininizi, ırzınızı, malınızı ve nefsinizi savunun. Zira nusret ve şehadet bundadır. Aynen Salavâtullahi ve Selâmuhu Aleyh'in buyurduğu gibi. Zira Ebu Davud, Saîd İbn-u Zeyd'den Nebi [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أَهْلِهِ، أَوْ دُونَ دَمِهِ، أَوْ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ "Malı uğrunda öldürülen şehittir, ailesi uğrunda öldürülen şehittir, kanı ve dini uğrunda öldürülen şehittir."

Dolayısıyla kafirlerin, münafıkların, şerlilerin ve fücurların bir araya gelmesi sizleri korkutmasın. Zira Allah, el-Kavî'dir,  el-Aziz'dir ve haklarını, dinlerini, ailelerini ve ırzlarını savunan mazlumlarla birliktedir.

وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنتَصِرُونَ "Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar." [Şûrâ 39]

Dolayısıyla kanları akıtılanlar ve fedakarlıklar gösterenler bizzat sizlersiniz. İşte Hizb-ut Tahrir sizlere, Hilafet'in dışındaki bir sistemi ve Allah'ın şeriatının egemenliğinden başka bir egemenliği kabul etmemenizi nasihat etmektedir. Ardından da sizlere, zeki kanlarınızın yaratıcınızın katındaki hayrını ve fedakarlıklarınızın Allah katındaki derecelerinizi yükselttiğini hatırlatırız.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir, muktedirdir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yûsuf 21]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, İdeolojisi İslam Olan Siyasî Bir Parti Olup İslam Ümmeti Onun Dokusu, Şam'daki Şebâbı İslam Ümmetinin Ayaklanmasının Temel Bir Parçası ve Sizin Laik Projenizi Başarısız Kılmak ve Şam Topraklarında Hilafet Devleti'ni

21.04.2013 günü Londra Şark-ul Avsat Gazetesi'nde "Suriye Ayaklanmasının Kara Kedileri" başlıklı yayınlanan makalede Profesör Feyaz Sara şunları yazmıştır: "...Bu dönüşümde en tehlikeli olan, varlıkları sınırlı olan veya ayaklanmadan önce görülmeyen Hizb-ut Tahrir gibi siyasal İslam cemaatlerinin giderek büyümesidir... Şüphesiz şiddetin başlaması ve tırmanması, dini ve mezhepsel aşırıcıların yükselişiyle bağlantılıdır. Net bir ifadeyle bunlar, bir yandan toplum düzeyindeki diğer taraftan da elit, özellikle de siyasî elit düzeyindeki fikrî ve siyasî bozulmayı temsil etmektedirler." Sonra şöyle demiştir: "Bu, dini doğaya sahip olan sloganların yükselmesiyle çakışmaktadır. Dolayısıyla mezhepsel sloganlar, ayaklanma sloganlarının genel ruhuyla kesinlikle uyumlu değildir. Belki de bu sloganların en bariz olanları İslamî Devlet sloganı ile Hilafet Devleti'nin geri dönmesi gibi sloganlardır. Devletin İslamlaşması üzerinde çalışmakla ilgili olarak bu iki sloganın, açıklığı ve hoşgörüsüyle tanınan Suriyelilerin diniyle hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla bu, Suriye devletinin geçen yüzyılın otuzlarının ortalarında kurulduğundan bu yana Suriye toplumu için fikrî hareket yüzeyine çıkmamış olan bir mesele olup geçmişteki herhangi bir süreçte de İslamcılarla... Tahrirlilerle sınırlı elit konuşmalar geçmemiştir."

Profesör Sara gibi laiklerin konuşmalarını, makalelerini ve röportajlarını takip eden bir kimse, onların fikrî iflaslarını ve siyasî vakumlarını tamamen fark eder. Ayrıca onlar, Suriye'nin geleceğine dair herhangi bir siyasî projeye de sahip olmadıkları gibi içerisinde çeşitli ırkları, eğilimleri ve farklı yönelimleri ve mezhepleri barındıran bir ülkeyi yönetmeye dönük herhangi bir vizyon da taşımamaktadırlar. Zira onlar, kendilerine verilen güçten dolayı saptırmada çok ileri gitmişlerdir. Şimdi biz burada, sen kimsin? Nereden geldin? Ve sen neredeydin ey Profesör Sara? Sorularını sormak istemiyoruz. Nitekim bizler, sadece iki yıldır tutuklanıp evlerimize dönmüyoruz. Bilakis şebâbımız tutuklanıyorlar ve geri de dönmüyorlar! Şayet el-Cezira, el-Arabiyye, bu ikisine bağlı araçlar ve Batı'nın boynuzları, seni meşhur edip sana ayaklanma adına konuşma hakkı vermemiş olsalardı, evet bu olmamış olsaydı seni bir kişi dahi tanımayacak ve atalarını yüzyıllarca İslam ve Hilafet ile koruyan bir ülke için ne konuştuğunun bile farkına varmadan İslam Nizamına ve onun davet taşıyıcılarına saldırmak için yaptığın saçma sapan konuşmanı da bilmeyecekti. Halbuki radikal fikir, aşırıcı ve mezhepçi olarak niteleyerek kötülediğin Hilafet, size karşı merhamet sahibi olup sizleri, senin şuan Fransa'da ve aşiretinin de kasap Beşar'ın rejiminde olduğun gibi ikinci vatandaş statüsünde değil birinci vatandaş statüsünde sayacaktır!

Asırlar ve zamanlar boyunca sizleri defalarca savunan Hilafet'in ve siteminin erdemleri hakkında konuşurken senin önce kendine ve ailene karşı dürüst olman lazım Ey profesör Sara! Zira Osmanlı Devleti, en kötü siyasî durumlarında bile mallarınızı ve ırzlarınızı korumuştur. Ayrıca Şam valisinin, Nasranileri kurtarmak, onların ırzlarını korumak ve onların herhangi bir eziyete maruz kalmalarını önlemek için harekete geçtiği olayları biliyorsundur herhalde. Şayet sen gerçekten dürüst olsaydın, Avrupa'nın Nasranilik adına sizleri nasıl tuzağa düşürdüğünden, İslam Nizamı'na yönelik yaptığınız darbeye karşı hiçbir şey vermeksizin ve tazminat ödemeksiniz sizleri nasıl bir binek olarak kullandığından ve gölgesi altındaki siz ve atalarınızın yaşam gücüne nasıl hakaret ettiğinden bahsederdin.

Sana ve Şam ayaklanmasına karşı olan tüm sırtlanlara ve parazitlere, İslam'ın Şam'ında mütekamil bir kalkınma sağlayacak benzersiz tek sistemden başkası olmayacağını vurgularız ki bu da; Allahu Teâlâ'nın izniyle Nübüvvet Minhacı Üzere İslamî Hilafet Sistemi'dir. Allah'ın izniyle kurulacak olan devlet, Hizb-ut Tahrir'in metodu ve benimsemesi sayesinde hakkı gerçekleştirecek, adaleti sağlayacak ve İslamî olmayan bir devlete karşı senin gibilerin kalplerini açacak olan Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidî Hilafet Devleti olacaktır. Gerçekten sen insaflı olmuş olsaydın, başarısız olmuş komünizmini ve boş laikliğini terk eder ve Suriye'de Hilafet'e davet edenlerden olurdun. Çünkü gayrimüslimleri koruyacak olan sadece Hilafet olduğu gibi kalkınmak, yeniden yapılanmak ve Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın ve diğer facir laik kapitalist Batılı ülkelerin hegemonyasından kurtulmak için tek umut İslamî Hilafet'tir. Nitekim Allahu Teâlâ, şöyle buyurmuştur:

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ "Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah Semî'dir ve Alîm'dir." [Bakara 256]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Evet, Dünyadaki Krizlerin En Önemlisi Suriye Krizidir Ey El-İbrahimî! Çünkü Bu Kriz, Allah'ın İzniyle Raşidî Hilafet Devleti'nin Kurulmasıyla Sonuçlanacaktır

El-Ahdar el-İbrahimî 19.04.2012 Cuma günü, Uluslararası Güvenlik Konseyi'ne Suriye'deki çatışmayı durdurmak için tutumunu birleştirme çağrısında bulunarak dünyadaki en önemli krizin Suriye krizi olduğunu açıklamıştır. Nitekim bu açıklama, Amerikan yönetimindeki birçok yetkililerin, silahların aşırıcıların ellerine geçmesinden korktukları için Şam ayaklanmacılarının silahlandırılmasının sonuçları noktasında uyarıda bulundukları açıklamalarıyla eş zamanlı yapılmıştır. Ayrıca Wall Street Journal Gazetesi raporunda, Obama yönetimindeki üst düzey yetkililer son haftalarda Suriye ayaklanmasına yönelik değişik bir vizyonla bazı milletvekili ve müttefiklerini şaşırttıklarını ortaya çıkarmıştır ki o vizyon şöyledir: Şuan kesinlikle askerî bir yardım yapılmasını istememeleri, çünkü bir üst düzey yetkilinin söylediğine göre "iyilerin ve seçkinlerin" listenin başında veya ön planda olmadıklarına inanmalarıdır. Ayrıca rapor yetkililerin, aşırıcıların nüfuz etmelerini frenlemek ve Devlet Başkanı Esed'in yönetimden ayrılmaya ikna edilmesiyle birlikte Batılı hükümetlerin liderliğe getirmeyi ümit ettikleri ılımlı ayaklanmacıları güçlendirmek amacıyla vakit kazanmak için meselenin hassas bir manevrayı gerektirdiği şeklindeki sözlerini aktarmıştır. Nitekim John Kerry, Amerikan Senatosu'nun önünde şöyle demiştir: "Kaosun artmasına neden olmadığımızdan emin olmak için dikkatli bir şekilde ilerlemeye çalışıyoruz." Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Paraları ele geçiren ve savaşa katılan aşırıcılar, kesinlikle bir tehdit oluşturmaktadırlar. Bu yüzden bizim yapmamız gereken, mümkün oldukça onları uzaklaştırmaya çalışmaktır."

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle'nin, "Suriyeli muhaliflerin, kendilerini terörist ve aşırıcı güçlerden uzaklaştırmaları gerektiğine" vurgu yaptığı bir sırada daha önce Avrupa Birliği'nin Suriye'ye dayattığı silah ambargosunun kaldırılması çağrısında bulunarak tek güvenli uygulamanın muhalefetin çıkarı için askerî terazinin kefesinin tercih edilmesini vurgulayan Fransa, şartların silahların teslimi için "uygun olmadığına" itibar ederek geri dönüş yapmıştır. Hatta Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonuna Üye Temsilcilerin önünde şöyle bir uyarıda bulunmuştur: "Şayet durumun devam etmesine izin verirsek, Suriye, bölgesel düzeydeki yansımaları bölünmelere neden olacak riskli bir parçalanmayla karşı karşıya kalacaktır. Zira Suriye krizi, yerel bir sorun olarak geri dönmeyecektir. Tabii bu, daha henüz başlamamış olan Suriye'nin bölüneceğini varsayarsak olacaktır. Dolayısıyla böyle bir durum altında militanlar başarılı olacaklardır." Ve şöyle bir uyarıda bulunmuştur: "Şayet el-Kaide yanlısı militan örgütler güç dengesinin ortasında yer alma imkanı bulurlarsa, istikrarsızlık riskleri Ürdün, Lübnan ve Türkiye'ye kadar uzanacaktır. Aynı şekilde Arap-İsrail çatışması yönüne uzanacak sonuçları da düşünmeliyiz."

Yahudi varlığının Başbakanı Benyamin Natenyahu, yapmış olduğu açıklamasında "Suriye'de bulunan silahların" ayaklanmacıların eline geçebileceği ve "uçaksavar silahların, kimyasal silahların ve diğer silahların, çok riskli olup oyunun kurallarını değiştirebileceği" uyarısında bulunmuştur. Ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Onlar, şartları değiştirecekleri gibi Orta Doğu'daki güç dengesini de değiştireceklerdir... Aynı zamanda küresel düzeyde terörist bir tehlike de oluşturabilirler."

Basiretli bir gözlemcinin şu soruyu sorma hakkı vardır: Tüm bu tutumların arasını bağlayan bağ nedir acaba? Daha önce Tunus, Mısır, Libya ve Yemen'de gerçekleşen Arap Baharı ayaklanmaları hakkında neden hiçbir şey işitmiyoruz?? Suriye ayaklanmasını onlardan ayıran şey nedir??

Buna cevap şudur: Batı, daha önceki ayaklanmaları çevrelemede, onların dalgalarını dindirmede ve onların gidişatlarını kontrol etmede başarılı olmuştur. Ancak o, şu ana kadar Batılı ülkelere bağlı blokları kırmada ve Batı'nın çıkarları için bir tehlike oluşturmayacak şekilde yeni bir "ayaklanma" sözleşmesi formüle etmede başarısız olmasının yanı sıra Batı dünya sisteminin trajedilerini dağıtmaya dönük dünya halklarının arzuladığı hadaratsal bir örneklik sunamamıştır.

Şayet Batılı liderler, Suriye'deki ayaklanmanın dizginlerini tutması ve kendi çıkarlarına hizmet eden Esed rejiminin ardından sürecin formülasyonunu sağlaması için kendisine ait bir "Karzai" ortaya çıkarma imkanı bulabilselerdi, daha önce Scud füzelerine ihtiyacı olan Neron'un dışında tarihin bir benzerine şahit olmadığı iki yıldır süren kanlı bir zulme gerek kalmayacaktı. Hatta Stalin bile Rusya'nın şehirlerini tahrip etmek için halkının başlarının üstüne füzeler kullanmamıştır...

Ancak onların, bir kısmını aktardığımız açıklamaları, Şam ayaklanmasının başarıya ulaşacağından ve Arap Baharı ayaklanmalarına karşı başarısız olmaktan korktukları gerçeğini ifşa etmektedir: Dikkat edin bu, Batılı ülkelere bağlı blokları kıracak, Ümmeti sömürgecilerden kurtaracak, [لا إله إلا الله محمد رسول الله] tevhid râyesini yükseltecek ve dünyanın gıpta edeceği bir İslam toplumu inşa edecek olan Hilafet Devleti'nin kurulmasıdır. Bu, Aziz olan Allah'a hiçte zor değildir.

Son olarak bizler tüm bu insanlara, Allah'ın izniyle Hilafet'in kurulacağını ve tüm Şam topraklarının Allah'ın izniyle çok yakında kurulacak olan Hilafet Devleti'nin sultanının altında olacağını vurgularız.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ey Müslümanlar! Müslümanların Kanları Dökülürken Yöneticileriniz Neredeler Hani? Dünyanın Harekete Geçmesi İçin Bostan'daki "Faziletli Cedide Artuz'da" Bir Katliamın Meydana Gelmesi mi Gerekiyordu? Hilafet Devleti'nin Yokluğunda İs

İran ve Lübnan Hizbullah'ından gelen ve Avrupa'nın ve uydularının gözleri ve kulakları önünde ve Obama'nın ve dış odakların lütfu ve Amerika'nın savunması sayesinde kendileri için Süveyş Kanalı ile Türkiye ve Irak semaları üzerinden Rusya ve İran türü silahlar taşınan ölüm mangaları bugün, İslam ve Müslümanların tarihinde azim bir şehir olmasının yanı sıra asırlar boyunca Haçlıların gözünde büyük bir güç olan azim şehrin etrafındaki güvenli sivillere karşı soğukkanlılıkla korkunç bir katliam gerçekleştirdiler ki bu şehir, Emevi Hilafet'i ile Raşid Halife Ömer İbn-u Abdulazizli Dâr-ul Hilafet'e başkentlik yapmış olan Dımeşk'tir. Zira Arap dünyasının yalancı yöneticilerinin orduları özellikle Arap Yarımadası'nda konuşlananlar karılar gibi korunurken dünyadaki şer güçleri, bu günlerde nadiren siyasî ve askerî karar merkezlerinde görülen onurluları ve şereflileri utandıracak korkunç bir katliam gerçekleştirdiler.

Bugün Dımeşk ve kırsalının semalarında Müslüman kadınların, "Vaaa Mutasımâ, Vaaa Haliftâ, bizleri  kurtarın ey Müslümanlar, bizleri kurtarın ey Müslümanların orduları, Beşar rejiminin köpekleri etlerimizi parçalamakta, bizleri bombalamakta, bizleri yok etmekte, bizleri sürgün etmekte, ardından bize karşı insanî olmayan hayvanî kinlerini sakatlayarak ve yakarak doyurmaktadırlar çığlıkları yükselmektedir!"

Allah, Allah, siz ey Müslümanlar, ya siz ey görüp işittiği halde aldırış etmeyenler! Allah, Allah, ya siz ey rejimin ordusundaki subaylar! Şayet aranızda hala şerefli kimseler varsa, o halde katliamlarda ve İslam'a ve Müslümanlara kindarlıkta Haçlıları, Cengiz Han'ı ve Hulagü'yü bile geçen bu tür katillerin ailenizi ve topraklarınızı kirletmesine nasıl razı olabilirsiniz? O halde İslam'ın koruyucusu ve merkezi olan Şam'da İslam'ı ve Müslümanları yok etmek için dünyanın dört bir tarafından gelen mücrimler tarafından ırzlarınızın çiğnenmesine, çocuklarınızın doğranmasına ve erkeklerin yakılmasına karşı nasıl sessiz kalabilirsiniz?

Yazıklar olsun size! Irzlarınıza ve kanlarınıza karşı korkuyor musunuz yoksa? Halbuki Resulünüz sizleri, şayet Şam halkı fesada uğrarsa sizde artık hayır kalmaz şeklinde uyarmadı mı? Yoksa Rabbinizi unutup dininizi terk mi ettiniz? Buna rıza gösterenlerin ve Rabbinden yüz çevirenlerin vah haline, vah haline!

أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلا قَلِيلٌ "Yoksa ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının menfaati, ahiretin yanında çok azdan başkası değildir." [Tevbe 38]

Nitekim "faziletli Cedide Artuz'daki" halkımız, atı günden fazladır efsanevî bir kararlılık göstermişlerdir. Zira Allah onlarla beraberdir ve çok az bir donamıma sahip oldukları halde çok güzel bir iş çıkarmışlardır. Dolayısıyla artık ellerinde yardım isteyenlerin çığlıklarına karşılık verecek mühimmatları ve cevap verecek kimsenin kalmadığını fark ettiklerinden dolayı insan kurtlarına karşılık vermişler ve tüm güçleriyle savunmuşlardır! Zira rejimin zebanileri, ırzlarını savunan insanların etlerini parçalamak için müdahale etmişler ve Müslümanların düşmanı Rusya'nın silahlarıyla yaşlıların, kadınların ve çocukların üzerine saldırmışlardır... Bunun üzerine cami imamını öldürmüşler, ailesine işkence etmişler ve hepsini yakmışlardır. Oysa belki Mutasım gibi bir yardım eden ortaya çıkar diye tüm bunlar ve yardım çığlıkları gökleri çınlatmıştır ancak maalesef çağrıda bulunanlarda bir hayat yok...!

Ey Müslümanlar:

Doğru ve güvenilir tanıklıklar, Şam ayaklanmasının içerisinden geçtiği durumun ciddiyeti ortaya çıkınca, savaşan ayaklanmacıları bitirmek, onların güçlerini parçalamak ve Beşar'dan daha çok Obama'nın uykularını kaçıran Dımeşk savaşına son vermek için Amerika-Rusya ve İran kendi aralarında komplo kurmuşlardır.

Bundan dolayı ey insanlar her zaman şunu söyledik ve söylemeye de devam ediyoruz; Ümmetin, sizleri koruyacak olan Hilafet Devleti'nden ve sizleri kurtarmak için gelecek, düşman gemilerini denizlerinden geçmesine, uçaklarını semalarında uçmasına ve sonra da Müslüman erkek ve kadınları katletmelerine terk etmeyecek olan bir Halife'den başka bir umudu kalmamıştır! Yoksa artık Hizb-ut Tahrir'in etrafında toplanmanızın, onunla birlikte İslam râyesini kaldırmanızın ve içerisinde izzeti, güveni ve güvenliği bulacağınız İslamî Hilafet'i kurması için ona biat etmenizin zamanı gelmedi mi?


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Suriye Vilayeti
Medya Bürosu Başkanı
Mühendis: Hişam el-Baba

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER