Cumartesi, 26 Şaban 1447 | 2026/02/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- Faşist Sri Lankalı "Bodo Bala Sena" Örgütü, Sri Lanka Hükümetinin Zımnî Onayıyla Cilbabın [Pardesünün] Yasaklanmasına Dönük Bir Kampanya İlan Etmiştir

Irkçı hareket ve dinci faşist olarak kötü bir nam kazanan ve Sri Lanka'da Sinhale Budistlerinin üstünlüğünü gerçekleştirmek için çalışan ırkçı "Bodo Bala Sena" Örgütü [BBS], 17 Mart 2013'de toplu yürüyüşler şeklinde Müslüman kadınların elbiselerine [pardesülerine] karşı bir kampanyanın başlayacağını ilan etmiştir. Nitekim bu hareket, geçmiş zamanlarda da cilbablara dil uzatmış, aşağılık yorumlarda bulunmuş ve Müslüman kadınların giysilerine saldırmış olmasının yanı sıra genel olarak da İslamofobiyi kışkırtmıştır. Bu da saldırganlığa, öfkenin körüklenmesine ve Müslümanlara yönelik saldırıların şiddetlenmesine yol açmıştır. Nitekim bazı kentlerde, hareketin bazı destekçileri sokaklarda Müslüman kadınları durdurarak onlara cilbablarını çıkarmalarını emretmişlerdir. Mesela Dickwella kentindeki üç Müslüman genç kız şerî elbiselerinden dolayı saldırıya maruz kalmışlardır. Ayrıca "Bodo Bala Sena" Örgütü, Sinhale Budistlerinin Müslümanlarla ticareti kesmeleri çağrısında bulunduğu gibi Sri Lanka'da ürünlere helal sertifika verilmesini önlemek için büyük ölçekli bir kampanyayı idare etmiştir. Dolayısıyla "Bodo Bala Sena" Örgütü, Mahinda Rajapasca başkanlığındaki taifeci-Sinhaleci bir fikre sahip olan Sri Lanka hükümetinin desteğini almaktadır. Zira örgüte, İslam'a düşman ırkçı kampanyasını sürdürmesi ve ırkçı konuşmasını aleni bir şekilde yayması için tam bir özgürlük sağlamıştır. Çünkü hükümet, bu İslam düşmanlığı aktivitelerini kınama ya da azaltmada başarısız olmuştu. Ayrıca Savunma Bakanı Gotabhaya Rajapaksa, 9 Mart Budist liderliğinin akademik açılışında Bodo Bala Sena'nın onur konuğu olmuştur. Nitekim Savunma Bakanı, "mevcut zamandaki önemini fark etmesinin ardından" bu olaya katılmaya karar verdiğini açıklamış ve şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Önemli ulusal göreve katılan kimselerin Budist din adamlarından şüphe duymasına ya da korkmasına gerek yoktur."

Rajapaksa rejimi, ateşli bir şekilde bu "önemli ulusal görev için" belli ki amacı Müslüman kadınları damgalamak ve Sri Lanka'daki Müslüman toplumu marjinalleştirmek olan "Bodo Bala Sena" Örgütünü desteklemek yoluyla rejimin inancının ve hedefinin, bu faşist örgütün benimsemiş olduğu yıkıcı ırkçı ilkeleri takip etmek olduğunu kanıtlamıştır. Görünen o ki rejim, halkın desteğini korumak için ırkçılığı istismar etmeye ve azınlıklar hedefini kabul edilebilir standartlar haline getiren Burma gibi diktatör ülkelerin politikasını sürdürmeye kararlıdır. Dolayısıyla Sri Lanka'daki Müslüman kadınlar, ırkçılığa dayalı mevcut kindar politikanın kurbanlarıdırlar. Zira toplumlarda anlaşmazlığı, bölünmeyi ve çatışmayı eken ve azınlıkları kolay bir hedef haline getiren zehirli milliyetçi mefhumunun ipi bizzat bu politikadır. Bundan dolayı Hilafet Sistemi'nin gölgesindeki azınlıklar çözümü, Sri Lanka'daki mevcut ırkçı hükümet ile milliyetçiliğe dayalı diğer ülkelerin gölgesindeki kötü muamele ile tamamen çelişmektedir. Dolayısıyla Hilafet, inançları, onuru, hayatı ve mülkiyetleri korumak için ırkına veya cinsiyetine veya dinine bakmaksızın tebasındaki her bir ferdin haklarını sağlamak zorundadır.

Hizb-ut Tahrir kadınları, Bodo Bala Sena Örgütü ile Rajapaksa rejimine şu şekilde seslenir: Sri Lanka'daki Müslüman kadınlara ve İslamî inançlarına yönelik bu saldırıyı, dünyadaki hiçbir kimsenin bilmeyeceğini sanmayınız. Çünkü bizler, sizlerin ırkçılığını medya organları yoluyla geniş ölçüde ifşa edeceğiz, bacılarımızın karşı karşıya kaldığı zulüm tüm dünyaya ifşa olacak ve bu sayede dünyadaki aklı başındaki her bir kişi sizleri zalimler listesine koyacaktır. Evet, Sri Lanka'daki Müslümanlar azınlıktadır ancak onlar, sayıları bir buçuk milyar olmasının yanı sıra sizlerin dinci faşizminize asla sessiz kalmayacak olan güçlü bir ümmete mensupturlar! Dünya Müslümanlarını birleştirecek olan İslamî Hilafet Allah'ın izniyle çok yakında geri dönünce, Müslümanlara zulmetmeye kalkışan herkese sert bir şekilde muamele edecektir.

Sri Lanka'daki Azize Bacılarımız!

Sizleri, dininizden ve Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya itaat etmekten vazgeçmeniz için sizlere kullanılan bu baskıcı üsluplardan dolayı parçalanmamaya davet ediyoruz. Dolayısıyla dininiz ve İslamî elbiseniz üzerinde sabit kalınız. Zira Allahu [Subhânehu ve Teâlâ] ve tüm İslam ümmeti sizinle beraberdir. Emin olunuz ki sizler için bir barınak ve sığınak sağlayacak olan Hilafet Allah'ın izniyle çok yakında geri dönecektir. O halde sizlere ve İslamî kıyafetinize yönelik tüm saldırılara karşı tepkiniz, kendisini putlarıyla tehdit edenlere karşı İbrahim [Aleyhi's Selam]'ın şöyle diyerek verdiği tepkisi şeklinde olsun:

وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالأَمْنِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ "Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır?" [En'am 81]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

Gassan Hito'nun Geçici Hükümeti; Amerika'nın Yönetimi Elinde Tutmak İçin Suriye'deki Ayaklanmaya Dönük Komplo Halkalarından Bir Halka, İçerideki İslamcı Ayaklanmacıları Vurmaya Dönük Bir Fitne Projesi ve Kasap Beşar İçin Bir Kurtarma Gemisidir

  • Kategori Suriye
  •   |  

Hito'nun seçilmesinin dışarıdan destekli aceleci bir çaba olduğunu söyleyenleri protesto etmek için oylamadan önce bazılarının oturumdan çekilmelerine yol açan "Ulusal Koalisyon'un" üyeleri arasındaki ihtilafların ortasında bu koalisyonun genel kurulu, 18-19.03.2013 günleri arasında İstanbul'daki lüks Retaj Royal Otel'de toplanmış ve Suriye asıllı Amerikan Gassan Hito geçici hükümetin başkanı seçilmiştir. Nitekim bunun, içerideki "kurtarılmış bölgeleri" idare edeceği ve silahlı örgütlerin veya sosyal veya dini veya askeri figürlerin idare etmesi imkansız olan bu bölgelerdeki büyük idarî boşluğu dolduracağı ilan edilmiştir. Nitekim Amerika, onun seçilmesini memnuniyetle karşılamış ve Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland onun hakkında gazetecilere şöyle bir ifadede bulunmuştur: "Amerikalı yetkililer, Gassan Hito'yu tanımakta ve ona saygı duymaktadırlar." Ve onu överek şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Suriye halkına düşkün olan bu şahıs, Teksas'taki çok başarılı olan bir hayatı terk ederek kendi vatandaşlarına insanî yardımda bulunmak için çalışmaya gitmiştir." Nitekim Amerikan "New York Times" Gazetesi onu, "Suriye ayaklanmasının geçici hükümetinin başkanı olarak seçilen bir Amerikan vatandaşıdır" şeklinde nitelendirmiştir. Şimdi doğrudan, Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry'in daha bir hafta önce, yani 13.03.2013'de yapmış olduğu açıklamasını aktarıyoruz: "Esad ile muhalefetin, Cenevre'de konulan çalışma çerçevesine binaen geçici bir hükümet oluşturmak için diyalog masasına geldiğini görmek istiyoruz." Ve şöyle demişti: "Aynı şekilde Suriye Muhalefeti'nin, işbirliği için masaya gelmesi kaçınılmazdır ve bizler de bunun için çalışıyoruz ve çalışmaya da devem edeceğiz." Zira bu Hito, Amerika'nın görevini yerine getirmek için bir Amerikan seçimidir. Dolayısıyla bu seçimin, bir taraftan Amerika'nın hesabına asrın kasabı Beşar Esed ile diyalog için bir hazırlık adımı diğer taraftan ise Batı ülkelerinin kendisinden korktukları ayaklanmayı soğurma ve ayaklanmanın İslamî yönüne kürtaj yaptırmak için olduğu kabul edilebilir. Bu yüzden Batılı ülkeler, bu hükümetin önceliklerinin ayaklanmaya darbe indirip ortadan kaldırmak olduğu gibi ayaklanma üzerinde Ulusal Koalisyon'un üyelerinden olan bu parazitlere yardım elini uzatmanın temel şartı olarak değerlendirmektedirler. Bu alanda Hito, Batılı projeyi kabul eden unsurlarla ortak çalışacak, medya olarak onun pazarlaması yapılacak ve aşırıcılık ve terörizm gerekçesiyle İslamî eğilime sahip olan ayaklanmacılara darbe vurmak için çalışacaktır. Bundan dolayı bu hükümet, içeride bir fitne projesi olup o, uluslararasının Suriye'deki mübarek ayaklanmaya yönelik komplo halkalarından bir halka ve Beşar ile onun cellatları olan suç takımı için bir kurtarma gemisidir. Burada kayda değerdir ki bu seçim, kasabın kendisi için beklenen ret durumunu hapsederek insanları meşgul etmek ve aynı zamanda insanları bu seçimi kabul etmeye mecbur bırakmak için masumlara karşı kimyasal silah kullanmasıyla örtüşmektedir. Bunu ise bu gibi cürümlerle onlara baskı uygulamak için yapmaktadır. Nitekim bu silah durumunun, Suriye'deki sahih İslam hareketinin karşısında önerilen hükümeti desteklemek için uluslararası müdahaleye bir gerekçe olması çokta uzak değildir.

Ey Şam-Suriye'deki Sabırlı Mümin Müslümanlar!

Hakeza tam bir alçaklık ve aşağılık bir şekilde Ahmed Muaz el-Hatib liderliğindeki Ulusal Koalisyon, şehitlerin kanlarına hıyanet ettiği gibi ölülerden önce canlılara hıyanet etmekte ve tüm bunlardan önce Allah'a, Resulüne, Dinine ve müminlere hıyanet etmektedir. Nitekim kısa bir geçmişi olmasına rağmen bu Koalisyon ile başkanının hıyanet tutumları çoğalmıştır. Dolayısıyla hangi gözlemci halk bunun gibilere itimat eder bilemiyoruz. Zira onlar, insanlar tarafından seçilmedikleri gibi onların mefhumlarını taşımamaktalar ve onların arzularını da temsil etmemekteler, dahası onlar istihbarat koridorlarında ve Büyükelçilik kulislerinde imal edilmekteler ve onların geneli ise 11 yıl boyunca Teksas'daki Amerikan İletişim Teknolojisi "İnovar" Şirketi'nde İcra Müdürü olan ancak Kasım ayında, bizzat kendisinin açıkladığı üzere "Suriye ayaklanmasına katılmak için" aniden görevini terk ettiği ifade edilen bu Hito gibi karanlık  kişilerdir. Aynı şekilde onların geneli, laik kimselerdir. Zira aynı şekilde onun hakkında ifade edildiği üzere kendisi Amerika'daki "Özgür Suriye İttifakı'nın" kurucularından olmakla birlikte 2011 yılından bu yana da başkan yardımcılığı görevini üstlenmiş olup bu Birliğin amacı ise "Özgürlüğü, adaleti, sivil özgürlükleri ve kanunun saygınlığı hususunda Suriye halkının arzularını desteklemektir." Hatta her kim onun Ahmed Muaz el-Hatib gibi İslamî olduğunu söylüyor ya da onun sözde bazı İslamî cemaatler gibi bu seçimin arkasında durduğu söyleniyor ise bunların İslam'ı, Müslümanları rejimin küfür üzere ve Batı'nın elinde kalmaya devam etmesine ve sadece şahısların değiştirilmesine alıştıran Batı tarzı İslam'dır. Dolayısıyla burada gördüklerimizi, İslam'dan diğerlerinden daha ok korkar hale gelen Mısır ve Tunus'un her birinde de görmekteyiz.

Ey Dâr-ul İslam'ın Merkezi Şam Topraklarındaki Ayaklanmacılar!

Önce Ulusal Konseyin, ardından Ulusal Koalisyon'un ve şimdi de geçici hükümetin oluşturulması sizden tamamen uzak olup Batı, onlar aracılığıyla Beşar rejiminden çok az farklı olacak olan çözümleri dayatmak amacıyla habis dolambaçlı yollarla onları sizlere dayatmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla onlar, sizleri temsil etmemekteler, bilakis onları ortaya çıkaranları temsil ettikleri gibi dahası sizlerin üzerine düşen onları tamamen reddetmektir. Zira onlar, Sykes-Picot bayraklarını kaldırmaktalar ve Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesini kaldırmayı da reddetmektedirler. Dolayısıyla onlar, Laik sivil bir devletin kurulmasını istedikleri gibi şariatın kurulmasını emrettiği İslamî Hilafet Devleti'nin kurulmasını da reddetmektedirler. İşte onlar, İslam haram kıldığı halde kafir Kapitalist Batılı ülkelerden yardım dilenmektedirler. Dolayısıyla tüm Müslümanların yapmaları gereken onlara karşı tek yumruk olmalarıdır. Ancak çok şaşırtıcı olan Suriye'deki Müslümanların, aralarındaki bu parazitlerin soyut varlıklarını kabul etmesinin yanı sıra onları dinlemesidir. Müslümanlar çok iyi bilsinler ki onlarla muamelede bulunmayı kabul etmek demek, Amerika'yı Suriye'de etkin kılmak, Müslümanların ayaklanmalarının ortadan kalkmasında Amerika'ya yardım etmek ve Amerika'nın içeride fitne tohumu ekmesine imkan vermek anlamına gelmektedir... Yine Müslümanlar çok iyi bilsinler ki şüphesiz Allahu Subhânehu, Semî'dir ve Alîm'dir ve amellerin her zerresinden dolayı hesaba çekecek ve ya cennet ya da cehennem olacaktır... Dolayısıyla şayet sizler kurtuluş istiyorsanız, sizler için sizlere yönelik uluslararası komploya karşıt düzeyde olacak olan Raşidî Hilafet Devleti'ni kurmaktan başka bir kurtuluş yoktur. Şayet sizler nusret istiyorsanız, sizler için bundan başka bir nusret yoktur. Şayet sizler izzet istiyorsanız, sizler için İslam'dan ve Raşidî Hilafet Devleti'ndan başka bir izzet yoktur. Hakeza sizlerin önceliği, Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ve kerim sahabesi [Radıyallahu Anhum Ecmaîn] olmalıdır. O halde Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın emrettiği gibi onları örnek alınız. Nitekim Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا "Andolsun ki Resulullah'ta sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için gerçekten en güzel örnek vardır." [elAhzâb 21]

Ve İbrahim ve onunla birlikte olanlar hakkında şöyle buyurmuştur:

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ "İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek olan Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." [Mumtehine 4]

Dolayısıyla Resulünüz ve onun atası efendimiz İbrahim ile onlarla birlikte olanların davet ettiği şey, işte budur. Peki gerçekten bizler onlarla birlikte miyiz?

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Gerçek Bir Laiklik Yöntemi; Çin, 330 Milyon Kürtaja Ekonomik Çıkarlar Adını Gerekçe Göstermektedir

El-Cezira Kanalı, Çin Post Gazetesi ve diğer haber ajansları 16 Mart 2013'de, Çin Sağlık Bakanlığı'nın resmen yayınladığı beyanatlara yer verdiler ki beyanatta şöyle geçmektedir; Çin'de, nüfuz sayısını azaltmak amacıyla 40 yıldır uygulanan doğum kontrol programlarından dolayı 330 milyondan fazla kürtajın ve yaklaşık 200 milyon da kısırlık vakıasının olduğu ortaya çıkmıştır. Bu beyanatlar, Çin'de acımızca uygulanan "bir çocuk politikasının" neden olduğu ve ailenin boyutunu sınırlamak amacıyla kadınlara karşı birçok şiddet eylemlerinin yanı sıra doğurganlık hususundaki temel haklarının ihlal edilmesine yol açan toplumsal düşüklüğün muazzam bir ölçüde olduğunu teyit etmektedir. Nitekim geçen dört on yıl boyunca milyonlarca kız çocuğu terkedilmiş ya da Çin'in köy ve kasabalarında öldürülmüşlerdir. Dolayısıyla Çin, kadınların kaçırılması, kliniklere sokulmaları, ardında da dokuz aylık olsa bile çocuklarının düşürülmesi gibi hükümetin vahşî bir şekilde bir çocuk politikasını uygulamasındaki vahşî boyutu ortaya çıkaran hikayelerin yayıldığı son bir yıl boyunca bir utanç hissetmektedir.

Kürtaj vakıasındaki bu devasa rakam, hükümetin gözlerini kör eden zalim ekonomik çıkarları nedeniyle insanlığını kaybettiğini yansıtmaktadır. Zira Çin, malî bir yük ve ekonomik bir engel olarak gördüğü halkının gelecekteki nesli olacak olan çocuklarını hafife almaktadır. Dolayısıyla politikasının bir bütün olarak birey ve toplum üzerindeki etki boyutunu göz ardı ederek tüm sorunlara ekonomik açılardan bakan Kapitalist ideoloji Çin hükümetini kör etmiştir. Zira Kapitalizm, ekonomik çıkarları insanî değerlerin ve ekonomik büyümeyi de aile ve çocukların hayatının önüne koyan bir ideolojidir. Bu da Çin hükümetinin, Kapitalist ideolojinin sunduğu hatalı bir çözüme başvurmasına yol açmaktadır ki bu ise fakirliği engelleyecek olan doğum kontrolü şekildeki hatalı teoridir. Dolayısıyla bu da henüz doğmamış olan milyonlarca çocuğun ölümüne yol açmaktadır. Kapitalizm, mevcut gelirlerin tüm insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olmadığı şeklindeki hatalı bir fikir taşımaktadır. Bu hakikate rağmen dünya çapında nüfuz kontrolü programlarını gözetleyen Birleşmiş Milletler, Dünya Gıda Programı Şubesi'nde bugün, herkesin sağlıklı bir yaşam elde etmesi için yeterli gıdanın olduğunu kabul etmektedir.

Kapitalizmin aksine İslam sorunları, rolü Kapitalizmin çözümlerini belirlemek olan ekonomik sıkıntı şeklindeki bakış açısı yerine insanlık için en iyi olan bakış açısına göre çözmektedir. Zira İslam, doğum kontrolü bakışını ve politikasını reddettiği gibi aynı şekilde Kapitalizmin ekonomik çıkarlar için annelerin doğal doğurganlık arzularını bastırmak yoluyla aile boyutunu sınırlayan maddî görüşünü de reddetmektedir. İşte bunun yerine İslam, naslarında hükmün Allahu [Subhânehu ve Teâlâ] katından olduğu ve O'nun, dünyadaki bütün insanlara yetecek kadar doğal kaynaklar yaratan bir Rezzak olduğu vurgusu sabit olduğu için fakirlikten korkmaksızın üremeye ve çoğalmaya teşvik etmektedir. Dolayısıyla Müslümanın zihniyetini besleyen bu eşsiz inanç, çocukların çokluğunu ailenin malî kaynakları için bir yük olarak değil aile için bir nimet olarak görmektedir.

Ayrıca İslamî Ekonomik Sistem, tebanın tüm fertlerinin temel ihtiyaçlarının tam bir doyumla doyumunu garantilemek, onlardan her birinin lüks ihtiyaçlarını sağlamak ve onların yaşam standartlarını iyileştirmek için servetin toplumda etkin bir şekilde dağıtılmasına dayalıdır. Bu ise ancak sahih İslam siyaseti sayesinde hem kendileri hem de toplumları için gençleri güçlü ve aktif bir hale getirmek amacıyla tam bir gençlik potansiyeline sahip olan İslamî Hilafet Devleti'nin gölgesinde gerçekleşebilir. Zira ekonomiyi refaha entegre etmek ve bağlamakla birlikte tebası için ekonomik adaleti ve eşitliği sağlayacak olan bizzat Hilafet'tir. Ayrıca Hilafet, utanç verici, zararlı ve baskıcı doğum kontrol mefhumunu da reddetmektedir. Zira o, serveti birkaç elitin tekeline almak yerine bütün bireylerin ihtiyaçlarına karşılamak ve kârlara, servet yönetimine ve ekonomik sisteme odaklanmak yerine insana önem vermek için Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın bizim için şeriat kıldığı bir sistemdir. أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً "Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?" [Lokman 20]


Dr. Nesrin Nevaz
Hizb-ut Tahrir
Merkezî Medya Bürosu Üyesi

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir'in Resmî Sözcüsünün Kaçırılması Meselesi Navit Butt'un Ailesinden, Pakistan Askerî ve Siyasî Liderlikleri İle Bunların Gizli Birimlerine Açık Bir Mektup

Askerî Ve Siyasî Liderlikler İle Bunların Gizli Birimlerine;

Eşim Navit Butt'un, size bağlı mahzenlerde kanunsuz bir şekilde tutulmasının üzerinden dokuz aydan fazla zaman geçti. Sizler, benim eşimin bir gün olsun herhangi bir cürüm işlemediğini çok iyi bildiğiniz gibi aynı şekilde onun bir "terörist" olmamasının yanı sıra bir gün olsun ülkeye düşman herhangi bir aktivitesinin olmadığını, bilakis tek çalışmasının kâğıt, kalem ve başkalarına hayrı ulaştırmak için konuştuğu dili olduğunu da çok iyi biliyorsunuz. O halde bu bir "suç" mu ki onu kaçırdınız? Sizler, İslam adıyla ortaya çıkmış bir İslam ülkesinde İslam'ı tatbik etmek için yapılan bir çalışmayı suç mu sayıyorsunuz?! Dolayısıyla bu, bir vatandaşın yasal prosedürler uygulamaksızın kaçırılmasını, bulunduğu yerin ailesinden gizli tutulmasını ve mahkeme önünde yemin eden yalancı şahitler getirilerek onun sizler tarafından tutulduğunu inkar etmenizi gerektirecek bir suç mu?!

Ey Askerî ve Siyesî Liderlikler ile Bunların Gizli Birimleri!

Koltuklarınızı korumaya yönelik hırsınız için Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'yı ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i seven bu kişilere baskı yaptığınız yetmez mi artık? Sizler Müslüman değil misiniz? Sanki sizler, kıyamet gününde Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın önünde hesaba çekilmeyecek isiniz? Yoksa tüm cürümlerinizi bağışladığına dair Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'dan ahit mi aldınız? Neden masum bir adamı tutuklayarak günaha giriyorsunuz? Sizlerin eşleri ve çocukları yok mu? Sizler, Resul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu kavlini tedebbür etmiyor musunuz?

المسلم من سلم المسلمون من لسانه ويده "Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir."

Yoksa masum Müslümanları kaçırmanızın, dolayısıyla eşlerine ve çocuklarına eziyet vermenizin, size ve ailenize huzur ve güven verdiğine mi inanıyorsunuz? Bilakis mazlumların dualarındaki lanetleri, sizleri paramparça edecektir. Zira Resulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in buyurduğu gibi onların duaları geri çevrilmez:

ثَلَاثَةٌ لَا تُرَدُّ دَعْوَتُهُمْ الصَّائِمُ حَتَّى يُفْطِرَ وَالْإِمَامُ الْعَادِلُ وَدَعْوَةُ الْمَظْلُومِ يَرْفَعُهَا اللَّهُ فَوْقَ الْغَمَامِ وَيَفْتَحُ لَهَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ وَيَقُولُ الرَّبُّ وَعِزَّتِي لَأَنْصُرَنَّكِ وَلَوْ بَعْدَ حِينٍ "Üç kişi var ki duaları geri çevrilmez: iftar edinceye kadar oruçlunun, adil İmamın [Halife'nin] ve mazlumun duası. Allah, mazlum kimsenin duasını bulutların üzerine kaldırır ve göklerin kapısını ona açar ve Rab ona şöyle der: Bir süre sonra bile olsa izzetim hakkı için sana mutlaka yardım edeceğim." [Buhari rivayet etti]

Ve şöyle buyurduğu gibi:

وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ "Mazlumun duasından korkun. Zira onunla Allah arasından bir perde yoktur." [Buhari rivayet etti]

Dolayısıyla çok iyi biliniz ki; bizim  gibi masum vatandaşların ailelerinin bir çoğu sizin için sabah akşam dua etmektedirler. Yoksa ahiret azabından korkmuyor musunuz? Ya da bu dünyadaki cezadan kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Şayet bu şekilde zannediyorsanız, zannınız sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Zira çok iyi biliniz ki sizler, Batılı efendilerinizin emirlerine uyarak eşim Navit Butt'u kaçırma nedeniniz olan Hilafet'in kurulmasını asla engelleyemeyeceksiniz. Bilakis Hilafet, başınızın üzerindeki ince kılıçtan daha yakındır ve gerçekten çok yakında bizzat gözlerinizle onun kurulduğuna şahit olacaksınız.

Aynı şekilde şunu da unutmayın; şayet eşimi serbest bırakmaz iseniz, eşimi yasal olmayan bir şekilde kaçırmanız nedeniyle Hilafet Devleti'nin mahkemesinde size karşı açılan dava, öncelikli davalardan olacaktır. O halde Allah benim için sizden intikam alıncaya kadar boğazınıza sımsıkı sarılacağım ahiretten önce bu dünyadaki bu cürümünüzden dolayı karşılaşacağınız cezaya hazırlıklı olunuz!

Ey Askerî ve Siyesî Liderlikler ile Bunların Gizli Birimleri!

Hala önünüzde biraz zaman varken bu günahkar eylemeleri terk edin ve bu günahlardan kurtulun! O halde eşimi serbest bırakın, tagutların değil de mazlumların yanında yer aldığınız gibi İslam'ın, ümmetin, Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'nın ve Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in yanında yer almaya bağlı kalın, Hilafet'e davet edenlerin yanında durun ve Amerika ve İngiltere'nin casusları ile sömürgeci İslam düşmanlarını tutuklayın. Nitekim kendinizi ve ailenizi yaptıklarınızın lanetinden kurtarmanız için hala önünüzde biraz zaman var!

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلاَّ أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ  الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ  إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ "Onlardan sırf Azîz-ul Hamîd olan Allah'a iman etmelerinden dolayı intikam aldılar. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisine aittir ve Allah her şeye şahittir. Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yanma cezası vardır." [el-Burûc 8-9-10]

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Resmî Sözcüsü Navit Butt'un eşi.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir'in, Hilafet'e Davet Etmeye Dönük Konuşma Ve Anlatım Kampanyası Tüm Hızıyla Devam Etmektedir "Halk Raşidî Hilafet İstiyor"

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti'nin, Hilafet'e davet etmeye dönük kampanyası konuşmalar ve anlatımlar yoluyla tüm hızıyla devam etmektedir. Zira kampanya, 2013 yılının Ocak ayında Pakistan'ın nüfusu yoğun olan kentleri ile en hassas kamu alanlarında başlamış ve insanları mevcut fasit sistemi kaldırıp atmaya ve Pakistan'da İslamî Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan muhlis bir hizbi kucaklamaya davet eden konuşmalara insanların tepkileri, olumlu ve teşvik edici olmuştur.

Konuşmacılar, insanları yaklaşan seçimler noktasında uyarmışlar ve bu seçimlerin, eski yüzlerin yanına bazı yeni yüzlerin getirilmesinden öte bir şey olmadığını vurgulamışlardır. Dolayısıyla insanların yaşamış oldukları sefaletin ve aşağılanmanın gerçek nedeni, şu an tatbik edilen demokratik kapitalist sistem olup bu sistem kalmaya devam ettiği sürece bu sefalet de devam edecektir. Nitekim diktatörlükte de durum aynıdır. Ayrıca fesat, sefalet ve aşağılanmalar bizzat demokrasi tarafından üretilmektedir. Aynen diktatörlükte olduğu gibi. Zira demokraside egemenlik halka ait olup neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen de bizzat halktır ve egemenlik Allahu [Subhânehu ve Teâlâ]'ya ait değildir. Bu da demokratik sistemde sadece seçilmişler olarak bilinen bireylerin şahsî çıkarlarına hizmet etmek içindir. Zira onlar, kendi çıkarlarına hizmet eden yasalar çıkarabilmektedirler. Dolayısıyla her hangi fasit bir kişi, üye olabilmek için seçimlerde milyonlarca Rupi "yatırım" yapmaktadır. Çünkü yapmış olduğu bu "yatırım", daha büyük bir maddî menfaat olarak kendisine geri dönecektir. Dolayısıyla demokratik sistemdeki seçimler, halkın maslahatlarını gözetmek için değildir. Bilakis o, gerek fasit unsurların işlerini gerekse onların yönetimde olmalarını isteyen sömürgecilerin işlerini gözetmenin pratik yoludur.

Ayrıca konuşmacılar insanlara, sefaleti, fesadı ve aşağılanmayı üzerimizden kaldıracak olanın sadece Hilafet olduğunu, Hilafet içerisinde yöneticilerin yasalar çıkaramayacağını, bilakis diğer tüm tebaalar gibi Allah'ın hükümlerine boyun bükeceklerini, Hilafet'in gölgesinde yönetime geldiklerinde valilerin şahsî servetlerinin sayılacağını ve -şayet hasıl olursa- servetin artması durumunda valilik dönemleri sona erdiğinde bunun yönetimleri dönemlerinde kazandıklarından alınacağını vurguladılar.

İslam, elektrik, doğalgaz, dizel, gazyağı ve benzin eksikliği acılarını üzerimizden kaldıracaktır. Çünkü Hilafet Sistemi'nde, yakıtları ve enerjiyi kapsayan kamu mülkiyetlerinin özelleştirilmesi ya da devletleştirilmesi caiz değildir, bilakis bu mülkiyetlerin sahipleri bizzat insanlardır ve devletin rolü, sadece insanların bunlardan faydalanmalarını sağlamak ve bunu idare etmektedir. Binaenaleyh Hilafet, bu kamu mülkiyetlerini özel maslahatları için istismar edemeyecek, bilakis tüm toplumun bunlardan faydalanmasını sağlayacaktır.

Ayrıca Hilafet, mevcut sistemin altında insanları felce uğratan vergi rahatsızlığı noktasında bizlere yardımcı olacağı gibi bizleri dış borçların yükünden muaf tutacaktır. İşte o zaman Hilafet, ülkede büyük kaynaklara yatırım yapılması için insanların önünü açık tutacaktır. Zira İslam'da, devletin finansman kaynaklarına ve aynı şekilde geçici vergilerin konulmasının caiz olduğu ve herhangi bir şekilde fakirlere vergilerin konulmadığı şartlara karar veren bizzat şeriattır. Dolayısıyla İslam'ın, doğalgaz, petrol, bakır ve altın gibi kamu mallarının gelirleri, öşür ve harac gibi toprak gelirleri ve zekat yoluyla ticarî kaynaklardan elde edilen gelirler de dahil gelirlerin tahsilinde yegane bir sistemi vardır ve tüm bunlar, şeri hükümlere göre hak sahiplerine harcanacaktır.

Dış siyaset açısından olana gelince; Hilafet, yabancıların Müslümanlar üzerindeki hegemonyasını kesecektir. Çünkü Hilafet, fiili muharip halinde olan kafir ülkelerle olan ilişkileri kesecek, onların Büyükelçiliklerini, onlara bağlı askerî üsleri ve özel askerî kuruluşların konutlarını kapatacaktır. Ayrıca silah ve mallarda kafirlere itimat etmek yerine onların askerî ve siyasî yetkilileri ile ilişki kurulması yasaklanacaktır. Çünkü Hilafet, tüm İslam ülkelerini tek bir devlet altında birleştirmek için çalışacağı gibi kendilerine İslamî davetin taşınmasını kolaylaştırmak için muharip olmayan ülkelerle ilişki kuracak ve muharip olan ülkeleri de izole etmek  için çalışacaktır. Nitekim bunlar, Hizb-ut Tahrir'in Allah'ın izniyle Hilafet'in kurulduğu ilk andan itibaren tatbik etmek için hazırlamış olduğu bazı örmeklerden ibarettir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir, Ketta, Karaçi ve Pakistan'ın Muhtelif Kentlerinde Amerika ile Demokrasisinin Neden Olduğu Cinayetleri Ve Güvensizliği Protesto Etmek İçin Ülkenin Dört Bir Tarafında Gösteriler Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Ketta ve Pakistan'ın muhtelif bölgelerinde meydana gelen cinayetleri ve bombalamaları protesto etmek için birçok gösteriler düzenledi. Nitekim göstericiler, üzerinde şunların yazılı olduğu pankartlar taşıdılar: "Bombalamaların, Güvensizliğin ve İstikrarsızlığın Nedeni Amerika ve Demokratik Sistemdir", "Güvensizliğin ve Kaosun Yaygınlaşmasının Nedeni Raymond Davis Gibi Amerikalı Teröristlerdir" ve "Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Keyâni'yi, Zerdâri'yi ve Onların Amerikalı Efendilerini Kaldırıp Atın ve Hemen Hilafet Devleti'ni Kurun."

Gösteriler, Ketta, Karaçi ve ülkenin muhtelif bölgelerinde meydana gelen cinayetleri kınamak için düzenlendi. Nitekim göstericikler, vahşî cinayetlerin sorumluluğunu Amerika'ya yüklemişler ve özellikle de Zerdâri ve Keyâni'nin liderlik ettiği hainler tarafından korunan "Raymond Davis Şebekesi" gibi olan teröristleri belirtmişlerdir. Zira ülkenin tüm bölgelerindeki bombalamaları ve cinayetleri denetleyen bizzat bu Amerikalı teröristlerdir. Ayrıca insanların denetleme noktalarında durdurulduğu bir sırada Amerikalı teröristlerin siyah camlı ve sahte plaka taşıyan suv tipi otomobilleri bu yöneticilerin emriyle durdurulmaksızın bu noktalardan geçip gitmektedirler. Yine ülke halkının otomobilleri didik didik aranırken bu yöneticiler, Pakistanlı bir yetkilinin değil kontrol etmek dokunmasına bile izin verilmeyen mühürlü konteynerler içerisinde suç makineleri girdirmeleri amacıyla Amerikalılar için düzenlemeler yapmaktadırlar. Ayrıca bu yöneticiler, acil tıbbî ve diğer durumlar için kendisine acil ihtiyaç olmasına rağmen insanların telefon iletişimlerini keserlerken Amerikalı teröristler, ülkede cinayetler ve kaos düzenlemek için uydu telefonlarıyla başkentimizin sokaklarında ve hassas askeri üslerde dolaşmaya devam etmektedirler.

Göstericiler, mevcut çatışmanın İslam ülkelerini işgal eden ve buralarda ulusalcı, milliyetçi ve mezhepçi naralar gibi İslam ile ilgisi olmayan naraları körükleyen Batı imalatı olduğunu vurguladılar. Halbuki İslam, milliyetçiliği, ırkçılığı ve mezhepçiliği şiddetle kınamakta, tüm insanlara Adem [Aleyhi's Selam]'ın evlatları ve Müslümanlara da diğer insanların dışında tek bir ümmet olarak itibar etmektedir. Yine göstericiler Silahlı Kuvvetler içerisindeki muhlis subaylara, kendilerinin Müslümanların evlatları olduklarını, yüzyıllarca bu bölgede İslamî yönetimin mirasçıları olduklarını, tüm bunların da Allahu [Subhânehu ve Teâlâ], Resulü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] ve müminlerin yolunda olduğunu hatırlattılar ve İslam ile hükmedecek, ülke ve insanları kurtaracak ve İslam Ümmetini birleştirecek olan Hilafet Devleti'ni kurmak için otoritenin muhlis bir hizbe teslim edilmesi için çalışmak amacıyla plan yapmalarını talep ettiler.

Sonunda göstericiler, Hilafet'in kurulmasına dair sloganlar atarak barışçıl bir şekilde dağıldılar.

Not: Hizb-ut Tahrir'in bu konu hakkındaki tutumuna tam bir şekilde ulaşmak için aşağıdaki web bağlantısına erişilmesi rica olunur:

http://pk.tl/17Xf

Devamını oku...

Özür Değil Savaş Gerek, Tazminat Değil Kısas Gerek!

  • Kategori Türkiye
  •   |  

İkinci başkanlık döneminin ilk yurtdışı ziyaretini Yahudi varlığına düzenleyen ve "İsrail'le ittifakımız ebedi" diyen Obama, Türkiye Cumhuriyeti'nin 3 senede yapamadığını, tek bir günde yapmış, Yahudi varlığı Başbakanı Netenyahu'ya Mavi Marmara olayından ötürü Türkiye'den özür dilemeyi ve hayatını kaybedenlerin yakınlarına tazminat ödemeyi kabul ettirmiştir. Hükümet yetkilileri ve medya bunu bir çırpıda, "büyük başarı", "tarihi özür" ve "diplomatik zafer" olarak ilan etmişlerdir. Bu nasıl bir diplomatik başarıdır ki kuru bir özür bile 3 sene sonra gelmiş, o da Amerika'nın baskısıyla gerçekleşmiştir? Oysa Hükümet, Mavi Marmara olayından sonra büyükelçisini çekmekten ve birkaç tatbikatı iptal etmekten başka ne yapmıştır ki? Tam aksine bu olaydan sonra, ilişkiler normal seyrinde sürmüş, Ekonomi Bakanı'nın da itiraf ettiği gibi, Türkiye "İsrail"e karşı hiçbir ekonomik yaptırım uygulamamış, hatta dış ticaret hacmi rekor seviyeye çıkmıştır. Üstelik bu özür vesilesiyle Netenyahu ile telefonda görüşen Başbakan Erdoğan "Bölgenin barış ve istikrarı için hayati stratejik öneme sahip olarak gördüğü ilişkilerin son dönemde bozulmuş olmasının üzüntü verici olduğunu ifade etmiştir."

Şimdi dikkat edilmesi gereken, bu kuru özür ve 3 kuruşluk tazminatın mahiyeti değil, bunun gündeme geldiği zamanlamadır. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun belirttiği gibi, bu adımın temeli, Türkiye ile "İsrail"in ABD'nin hayati müttefikleri olduğunu söyleyen John Kerry'nin son ziyareti sırasında hazırlanmış, Obama tarafından da dünyaya duyurulmuştur. Dolayısıyla mesele, diplomatik başarıdan ziyade Amerika'nın hayati çıkarlarıdır.

O halde nedir bu Amerika'nın hayati çıkarları? Hiç kuşkusuz bunların başında, 3. yılına giren Suriye'deki durum gelmektedir. Netenyahu ile birlikte Erdoğan'ı aradığında Obama, Türkiye ile "İsrail" ilişkilerinin eski haline dönmesinin, hem "bölgedeki son durum", hem de "Washington için" büyük önem taşıdığını söylemiştir. Çünkü Amerika, nice yetenekli uşaklarını piyasaya sürdüğü ve bu uğurda milyarlarca dolar harcadığı halde, Suriye'yi bir türlü istediği kıvama getirememiştir. Dışarıdan empoze etmeye çalıştığı çözümler, Suriye halkı tarafından bir türlü kabul görmeyince, ajanı Beşşar Esed'e daha fazla mühlet vermiş ve acımasız katliamlarını artırması için yeşil ışık yakmıştır. Suriye'deki devrimi çalmak, başarısızlığa uğratmak ve bilhassa İslami bir devlete dönüşmesini engellemek için her tür dostuyla birlikte seferber olmuş, siyasi, ekonomik, askeri ve diplomatik tüm araçlarını devreye sokmuştur. İşte böylesine kritik bir zamanda, Amerika'nın Ortadoğu'daki en hayati iki müttefikinin "küs" olması, Amerika'dan da öte bir bütün olarak Batı dünyası ve Kapitalist ideolojinin geleceği açısından ölümcül sonuçlar doğurabilecek bir risktir. Obama'nın Yahudi varlığını ziyaret eden 5. ABD başkanı olması da bu ziyaretin ne kadar kritik olduğunu göstermektedir. "İsrail"den hemen sonra Ürdün'e gidiyor olması ise ziyaretinin odak noktasını Suriye'nin teşkil ettiğinin apaçık bir alametidir.

Ey Müslümanlar! Yahudi varlığının bu özrü, yanı başındaki Suriye'den gelebilecek İslam tehlikesinden duyduğu şiddetli korkunun bir sonucudur. Daha birkaç hafta önce BM oturumunda konuşan Yahudi Cumhurbaşkanı, adeta tutuşmuşçasına "Derhal Suriye'ye müdahale edin!" diye çağrıda bulunuyordu. O nedenle bu özür aslında sahte bir özürdür. Gerçek olsa ne fark eder? Çünkü Yahudi varlığı, yalnızca Mavi Marmara gemisindeki 9 kardeşimizi katletmekle kalmamış, kurulduğu günden beri on binlerce Müslümanı katletmiş, hapsetmiş, evlerini başlarına yıkmıştır. Hepsinden önemlisi, Müslümanların mukaddes topraklarını işgal etmiş, Mescid-i Aksa'nın altını oymaya başlamıştır. Kudüs'ün Müslümanlar nazarındaki değeri dikkate alındığında, "İsrail" zulmünün, işgalinin ve sınır tanımazlığının, başka herhangi bir zalimle karşılaştırılamayacak kadar feci olduğu açıktır. Rabbimizin bildirdiği gibi, zillet ve meskenetle damgalanmış Yahudilerin sözlerini hep bozmaları bir yana, layık oldukları karşılık bu değildir. Hak ettikleri karşılık özür dilemeleri değil, Müslümanların mukaddes topraklarını gasp eden işgalci ve gayri-meşru bir varlık olmasından dolayı, onunla savaşmaktır. Katledilen kardeşlerimizin hakkı ise tazminat değil, Rabbimizin emri olan kısastır. Çünkü hiçbir Müslümanın kanının bedeli kuru bir özür ve 3 kuruşluk tazminat olamaz. Allah da bundan asla razı olmaz.

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER