Pazartesi, 23 Recep 1447 | 2026/01/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Söylemlerin Aldatmacası ile Gerçeği Ortaya Çıkarmak Arasında!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Söylemlerin Aldatmacası ile Gerçeği Ortaya Çıkarmak Arasında!

Birini destekleyen herkes kötü niyetli olmadığı gibi bir lideri savunan herkes de onun hatalarına ortak değildir; zira birçok insan güzel görünüşe ve söylemin gücüne aldanıyor ve kasıtsız olarak da yanılgıya düşüyorlar. Ancak sorun hüsnü zanla başlamıyor, aksine karineleri takip etmesinin ardından iyi niyette ısrar etmek ve kişileri, tartışılmayan veya gözden geçirilmeyen kutsal konulara dönüştürmekle başlıyor.

Ahmed Şara'ya bakış açısı, duygusal açıdan veya bir "sembole" duyulan psikolojik ihtiyaçtan değil, aksine ideolojik, yol ve sonuçlar açısından olması gerekir. Zira adamlar, etkileyici söylemi veya geçici bir aşamayla değil, birikmiş tutumlarıyla tanınırlar. Nitekim yakın ve uzak tarih bize, en tehlikeli sapma türünün, usulden vazgeçmek, normal ve inkar edilemez bir mesele haline gelene kadar kendisine zaruret ve gerçeklik (vakıacılık) elbisesi giydiren tedrici-aşamalı sapma olduğunu öğretmiştir.

Gözlemcinin ilk dikkatini çeken şey, bazılarının iddia ettiği gibi fıkhi gereklilik açısından değil, çatışmanın kendisinin yeniden tanımlanması sonucu ortaya çıkan siyasi ve askeri söylemdeki belirgin değişimdir. Öncelikler değişip düşman ile dost, ümmetin akidevi ve siyasi çatışmasının sabiteleriyle değil de uluslararası gerçekliğin baskılarıyla uyumlu olarak yeniden çizildiğinde, o zaman bu değişimin, "maslahat/çıkar" için genel bir çağrıyla haklı gösterilmesi mümkün değildir; çünkü İslam terazisinde maslahat, hüküm inşa edemez, aksine maslahat hükmün ışığında anlaşılır.

Dahası mesele hakkındaki en tehlikeli şey, mazur görülebilecek tek bir hata değildir, aksine tek bir yöne doğru ilerleyen dönüşümler silsilesidir: Sertleşmesi gereken yerlerde söylemi yumuşatmak, birleştirilmesi gereken yerde söylemi sertleştirmek ve şerî hükümlerin ve ümmetin uzun vadeli maslahatlarının dayattığı şeylere değil de uluslararası aktif güçlerin dayattığı şeylere sürekli uyum sağlamak gibi. Bu yol, dengeli bir içtihat değildir; aksine ezici gerçekliğin mantığına aşamalı/tedrici olarak boyun eğmektir ki böylece gerçeklik/vakıa, ideolojisinin sınırını belirleyen şey olsun, aksi değil.

Burada "şartlar zor" veya "aşama bunu dayatıyor" şeklindeki bir argüman doğru değildir; çünkü bu gerekçe, tarih boyunca en büyük sapmaları haklı çıkarmak için kullanılan aynı gerekçedir. Eğer şartların değişmesi, usulün değişmesi için bir gerekçe olsaydı, ümmet için sabit bir usul kalmayacağı gibi sebat etmenin bir anlamı ve fedakarlığın da bir kıymeti kalmazdı.

Hâlâ bunu savunanlara gelince; onlardan çoğu gerçeklikleri savunmaktan ziyade zihinlerinde oluşturdukları bir imajı ve yıkılmasından korktukları bir umudu savunuyorlar. Tehlike işte burada yatıyor; zira savunma, gerçeği araştırmaktan hatayı kabul etme korkusuna dönüşüyor. Bu, anlaşılabilir insani bir durumdur; ancak bununla kanlar ve kaderler hakkında hüküm vermek caiz değildir. 

Adil olan mizan, insanlardan bir beyyine olmaksızın tekfir etmeyi veya ihanetle suçlamayı talep etmez; ancak aynı zamanda aklın askıya alınmasını reddetmenin yanı sıra “hassasiyet” veya “aşama” gerekçesiyle eleştirinin askıya alınmasını reddetmeyi talep eder. Dolayısıyla sorgulanmayan veya muhasebe edilmeyen bir liderlik, başlangıçtaki söylemi ne olursa olsun zulmün bir tohumudur.

Açıkça belirtilmesi gereken gerçek şudur: Bugün Ahmed Şara tarafından aldatılan kişi, şayet gerçekliklerin/vakıaların cahili ise suçlanmaz; ancak kendisine göstergeler ve karineler sunulduğu halde bunları görmezden gelmeyi tercih ediyorsa suçlanır; çünkü beyandan sonra ısrar etmek iyi niyet değildir, aksine basiretin askıya alınmasıdır.

Şerî ve ahlaki vacip, her kişiyi değişmeyen tek bir terazide tartmayı gerektirir: Peki ideoloji için ne sundu? Onda neyi değiştirdi? İnsanları nereye yönlendiriyor? Koordinasyon kurduğu kişiler kim? Ne pahasına bu tavizler veriliyor? Eğer cevaplar mutmainlik vermekten çok endişeye yol açıyorsa, o zaman sessizlik bir hikmet değil, aksine kasıtsız bir suç ortaklığıdır.

Sonuç olarak aldatılmaktan vazgeçmek bir yenilgi değil, aksine bir cesarettir. Hatayı kabul etmek bir yıkım değil, aksine bir kurtuluştur. İmajın kaybolması korkusuyla yanlış yolu haklı çıkarmaya devam etmek, bireysel bir aldanmayı kitlesel bir felakete dönüştürmenin en kısa yoludur. Hak adamlarla bilinmez, ancak adamlar Hakla/gerçekle bilinirler; dolayısıyla her kim gerçeğe muhalefet ederse, sözleri ne kadar yüce olursa olsun, tüm süslerini kaybeder.

Ümmetin, aşamanın doğasını ve tüm sorunlarının köklü çözümünün ne olduğunu anlaması ve bilmesi gerekir; bu da İslam ile yönetecek, ümmeti birleştirecek ve İslam’ı dünyaya yayacak Halifenin olduğu bir yöneticinin yokluğudur. O halde gelin bu azim olan farz için çalışalım.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem El-Râcihi – Yemen

Devamını oku...

Yeni Suriye Parası, “Susamış Kimsenin Issız Çöllerde Görüp Su Zannettiği Serap Gibidir!”

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Yeni Suriye Parası, “Susamış Kimsenin Issız Çöllerde Görüp Su Zannettiği Serap Gibidir!”

Haber:

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Pazartesi günü yaptığı resmi açıklamada, yeni Suriye para biriminin ayrıntılarını açıkladı ve bunu, parasal istikrarı güçlendirmeyi, Suriye ekonomisine olan güveni pekiştirmeyi ve sürdürülebilir ekonomik toparlanma sürecini desteklemeyi amaçlayan ulusal ekonomik strateji kapsamında önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Yeni para birimi tasarımının, Suriye’nin doğası ve coğrafyasıyla bağlantılı sembolizme dayanan ve kişilerin kutsallaştırılmasından uzak birleştirici ulusal bir kimliği yansıttığını belirterek, bu adımı, değişim sürecinde sorumlu bir finansal kültüre bağlı kalınması ve piyasaya zarar veren spekülatif uygulamaların önlenmesi şartıyla yeni bir güven ve ekonomik büyüme aşamasının başlangıcı olarak nitelendirdi. (El Cezire Net)

Yorum:

Yeni Suriye için yeni para biriminin çıkarılması, benzer dünyadaki boş bir döngüden başka bir şey değildir ve İslam'ın düşmanlarının eklemleri tarafından kontrol edilen küresel kapitalist sistemin başkanlık ettiği ekonomik bir sistemin benimsenmesidir. Dolayısıyla o, mülkiyetleri belirlemekte ve kendi politikasına göre faizli krediler almaktadır. Faize dayalı ekonomik sistemden herhangi bir iyilik uman, helak olmuştur; zira bunu, Allahu Teala aziz Kitabı’nda zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ * فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِEy iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın.Bunu yapmazsanız Allah ve resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin.” [Bakara 278-279]

Allah ile savaşmaya dayalı bir sistem, ekonominin korunmasını, gözetilmesi ve büyümesini garanti altına alabilecek mi?!Yeni Suriye hükümeti, çevresindeki ekonomik sistemlerin, Allah katından olmayan ekonomik sistemi kabul etmeleri nedeniyle nasıl yoksulluğun ve sıkıntılı yaşamın içinde boğulduklarını görmedi mi?!

İslam akidesinden kaynaklanan ekonomik sisteme dayanmayan para birimlerinin çıkarılması, Müslümanların, kalkınmak ve gasp edilmiş otoritelerini geri kazanarak egemenliklerini gerçekleştirmek için harekete geçmesini engelleyen ağlar kurarak kafir Batı'ya olan bağımlılığı pekiştirmektedir; bu nedenle Suriye'deki Müslümanların, “Bu Allah içindir, bu Allah içindir” uğruna sokaklara çıktıklarını unutmamaları ve İslami ekonomik sistemi insanların mali işlemlerinin temeli haline getiren ve bunları yaratıcısına bağlayan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetten başkasına razı olmamaları gerekir; böylece aralarında adalet gerçekleşecek ve iyilik tüm topraklarına yayılacaktır.

Her türlü krizden kurtulmanın tek yolu İslami ekonomik sistemdir; bu nedenle yeni yönetimin, aslın bir dalı olan bu ekonomik sistemi benimseyip uygulaması gerekir; burada asıl olan, geçici çözümler sunmak yerine krizlerin ortaya çıkmasını kökünden engelleyeme dayanan Hilafet Nizamıdır; bu nizam, mülkiyeti, devlet ve bireylerle sınırlamak yerine kamu mülkiyeti de dahil olmak üzere üç mülkiyete ayırmıştır; para biriminin güçlü ve sağlam bir temele bağlanması onu, Dolar ve yabancı para birimlerine bağlamak yerine altın ve gümüş gibi sabit bir temelle desteklenir bir hale getirecektir.de enflasyonun ne aç bırakan ne de doyuran önlemlere yetinen, dolayısıyla ekini ve nesli yok eden insan yapımı sistemlerin yaptığı gibi değil de enflasyonun temel nedenini ortadan kaldıracaktır.

İşte sizleri buna ve bundan başkasına razı olmamaya davet ediyoruz ey Şam’daki Müslümanlar. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?!” [Bakara 61]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Abdurrahman

Devamını oku...

Ebu Ubeyde'nin Maskesi, Korkak Yöneticilerin Ayıplarını İfşa Etmiştir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ebu Ubeyde'nin Maskesi, Korkak Yöneticilerin Ayıplarını İfşa Etmiştir

Haber:

Kassam Tugayları'nın yeni askeri sözcüsü Ebu Ubeyde'nin lisanı üzerinden, gaspçı varlığın katilleri tarafından haince bir suikastta eşi, iki kızı ve oğluyla birlikte şehit edilen eski askeri sözcü Ebu Ubeyde Huzeyfe El-Kahlut'un şehit olduğu bildirildi.

Yorum:

Bizler, Ebu Ubeyde'nin Allah katında şehit olduğunu umuyor ve ailesine, Gazze'deki halkımıza ve tüm İslam ümmetine en derin taziyelerimizi sunuyoruz. Sadece sesini duyduğumuz o adam, gaspçı Yahudileri tedirgin etmiş, onların mutant varlıklarını sarsmış, ümmette cihat ateşini alevlendirmiş ve samimiyetin bir örneği olmuştur; bizler onun arzuladığı şehitliğe nail olduğunu umuyor ve onun ayrılışından dolayı üzülüyoruz ama o, Allah katında diridir ve rızıklandırılmaktadır. وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٞ وَلَٰكِن لَّا تَشْعُرُونAllah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” [Bakara 154] Ancak bizler, İslam ümmetinin onun konuşmalarında yer alan mesajı anlamadığı, şehit ile cihada katılan kardeşlerinin yolunu açtığı doğru ve ciddi hareketi gerçekleştiremediği ve oklarını, henüz daha gaspçı düşmana ve yakın ya da uzak Allah'ın düşmanlarından onu dost edinenlere yöneltmediğinden dolayı üzgünüz!

Evet, ümmet, konumunu yükseltmek ve düşmanlarından kurtulmak için çalışan muhlis kişilerle el ele vermiştir ama bu, gösteri, boykot, şehitlere üzülmek veya Gazze'de barınak, yiyecek ve ilaç bulamayan Gazze halkından geriye kalanların durumuna hayıflanarak olmamalıdır.

Son iki yıl boyunca, bu vahşi savaşın ortasında birçok hususa tanık olduk; şimdi belki ümmet kendisinden talep edilen görevi anlar diye bunların bazılarını zikredeceğiz:

- Ümmetin Allah yolunda cihada ve mücahitlere olan sevgisi ve onları yüceltip fedakarlıklarını takdir etmesi.

- Ümmetin düşmanların ve onun avenelerinin prangalarından kurtulma özlemi.

- Arap’ı ve Arap olmayanıyla ümmet arasındaki duygu birliği, olayları takip etmeleri ve mücahitlerin haberlerini takip etmeye yönelik istekleri.

- Olayların, yöneticilerin ve onların istihbarat, güvenlik ve jandarma cihazlarından oluşan avenelerinin komplolarını ve onların hepsinin gaspçı düşman lehine yaptığı gizli işbirliklerini ifşa etmesi.

- Liderlerin, politikacıların, milletvekillerinin ve ileri gelenlerin cafcaflı söylemlerinin, kanları ve canlarıyla düşmanla doğrudan karşı karşıya gelen grubu aldatamaması.

- Uluslararası kuruluşların, uluslararası forumların, insani kuruluşların, hatta Uluslararası Adalet Divanı'nın sahteliğinin ümmet için açığa çıkması.

- Batı'nın özgürlük, halkların mücadelesi, insan hakları ve benzeri cafcaflı sloganlarının, dahası anayasalarının zayıflığının ve insan yapımı kanunlarının mugalatalarının açığa çıkması.

- Komplolar kuran, entrikalar çeviren ve ihanet eden gerçek düşmanın kim olduğunun ümmet arasında açık bir hale gelmesi.

- Batı'nın bir bütün olarak güvenilemez olduğunun ve Doğu'nun bir bütün olarak bizim hakkımızda hiçbir ahit ve anlaşma gözetmediğinin ümmet için açığa çıkması.

- Allah'a ve O'nun şeriatına dönmekten ve Allah'ın vaadinin gerçekleşmesi ve açık bir zafer hazırlaması için ümmetin tek bir sancak altında birleşmesinde başka kurtuluşun olmadığının ümmet için açığa çıkması.

Bu nedenle bize zafer yolunu göstermek için yüzündeki maskesi çıkarılan maskeli adamın intikamını almak için sizleri çalışmaya davet ediyoruz; bu ise ancak Allah’ın kelimesini yüceltmek, O’nun dinini yaymak, mazlumlardan zulmü uzaklaştırmak, zincire vurulmuşların zincirlerini kırmak ve ülkeyi ve insanları kurtarmak için Allah yolunda cihad etmekle gerçekleşebilir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ * تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَEy iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasulü’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” [Saf 10-11]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
M. Yusuf Seleme

Devamını oku...

Sahte Tanımalar, Meşruiyetin Çöküşü ve Allah’ın İndirdikleriyle Hükmetmenin Şerî Yolu

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Sahte Tanımalar, Meşruiyetin Çöküşü ve Allah’ın İndirdikleriyle Hükmetmenin Şerî Yolu

Haber:

Diplomasinin ötesine geçen önemli bir adım olarak Yahudi Başbakan Netanyahu'nun Somaliland'ı bağımsız egemen bir devlet olarak tanıması, özellikle kendi varlığı ile Husi grubu arasındaki tırmanan çatışma ve Kızıldeniz'deki artan gerilim gölgesinde zamanlaması ve sonuçları hakkında geniş çaplı soruları gündeme getirmiştir.

Bu düzeyde türünün ilki olan bu tanıma, Şarkul Avsat'a konuşan analistler tarafından, Husilere yönelik doğrudan bir baskı mesajı ve boyunlarına takılan diplomatik bir ilmek olarak görülmüş ve dünyadaki en hassas deniz koridorlarından birinin yakınındaki nüfuz haritalarını yeniden çizme girişimi olarak değerlendirilmiş ve bunun sonuçları hakkında, yeni güvenlik ve askeri düzenlemeler konusunda uyarıda bulunanlar  ile “bu adımın açık bir çatışmaya dönüşme olasılığını küçümseyenler” arasında çelişkili değerlendirmeler yapılmıştır.

Mısır, Somali, Türkiye ve Cibuti gibi bölgesel ülkeler, bu tanıma adımına şiddetle karşı çıktılar ve bunu Somali'nin birliğine yönelik bir tehdit olarak gördüler. (Sky News Arabia)

Yorum:

Her yerdeki Müslümanların, hakka olan bilinç ve karalılıklarına sımsıkı sarılmaları ve ümmetin çıkarlarını değil de uluslararası çıkarları arzulayan ajan rejimlerin tanıma belgelerine aldanmamaları gerekir. Müminlerin, hak ehlini zayıflık veya önyargı ile suçlamaları caiz değildir; zira müminler, Allah'ın şeriatıyla hükmetme ve ümmetin Allah'ın şeriatını doğru bir şekilde anlaması çağrısında bulunurlarken, Batı'nın rızasını arayan yöneticiler, normalleşme, bağımlılık ve sömürgecinin çıkarlarına boyun eğmekten hiç çekinmiyorlar, dahası hak ehline ve hakka davet edenlerle savaşıyorlar. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَOnlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” [Maide 50]

Bunu açıklığa kavuşturmak için diyoruz ki:

Birincisi: Uluslararası tanımalar meşru değildir

Uluslararası tanımalar diye adlandırılan şey, İslam mizanında şerî bir ölçü değildir; aksine çıkarlara göre verilen ve bu çıkarlar değiştiğinde geri alınan sömürgeci siyasi bir araçtır.

İslam'da meşruiyet, büyük güçlerin rızasından veya İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra galip gelenlerin kurduğu kurumlardan değil, Allah'ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetiyle hükmedilmesine biat etmekten alınır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَKesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” [Maide 50]Alimler, otoritenin bu temelin dışında kurulması veya şeriatın devre dışı bırakılması durumunda, tüm dünya tarafından tanınsa bile otoritenin meşruiyetinin düşeceğine karar vermişlerdir.

İkincisi: Normalleşme ve ümmetin bölünmesi aynı projenin iki yüzüdür

İşgalci varlıkları tanımak, ayrılıkçı varlıkları desteklemek veya bölgeyi barış ve normalleşme yollarına sokmak, evet bunların hepsi, ümmetin birliğini parçalamayı, siyasi ve ekonomik bağımlılığı sürdürmeyi ve birleşik bir İslami varlığın kurulmasını engellemeyi amaçlayan tek bir projenin halkalarıdır.

Bu da işlevsel rejimlerin neden tanıma ve destekle ödüllendirildiğini, İslam'a dayalı bağımsız bir yönetim kurma fikriyle neden savaşıldığını açıklamaktadır.

Üçüncüsü: Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek, bir tercih değil, farzdır.

Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek, bir slogan, vaaz veya bir seçim programı değil, kesin bir farzdır.Nitekim Allah, duruma ve gerçekliği göre Kendi hükmünü devre dışı bırakan küfrün, zulmün ve fıskın vasıflarının arasını birleştirmiştir; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir." [Maide 44] وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir." [Maide 45] وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْفَاسِقُونَ "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir." [Maide 47]

Şeriatla hükmetmenin ümmet düzeyinde gerçekleşmesi, ancak şeriatı kısmen veya ertelenmiş bir şekilde değil, bir bütün olarak uygulayacak bir otoriteyle olabilir.

Dördüncüsü: Yönetimi ikame etmenin yolu Nebevi metottur

İslam, değişimin yolunu belirsiz bırakmamıştır; zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, devleti kurmak için açık bir yol benimsemiştir ki o da şudur:

- İslam’ın tamamına yönelik fikri ve siyasi bir bilinç taşımak.

- Yönetim konusunda ödün vermeden, cahiliye rejimleriyle fikri çatışma ve siyasi mücadele yapmak.

- Güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmek.

- İslam'ı tedrici veya yamalı çözümlerle değil, tek seferde uygulayan tek bir devlet kurmak.

Beşincisi: Gerçek şerî çözüm

Yüzlerin değişmesi, bağımlılık şartlarının iyileştirilmesi veya tanımalar için yalvarmak çözüm değildir; aksine çözüm, ümmetin, Allah'ın indirdikleriyle yöneten, ümmeti birleştiren ve Batı'ya bağımlılığı sona erdiren İslam Devleti kurmak için nebevi yol üzerinde yürüyen Kitap ve sünnete dayalı bilinçli samimi bir kitlenin taşıdığı açık şerî siyasi bir projenin etrafında birleşmesidir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَمَن يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انفِصَامَ لَهَاO halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.” [Bakara 256]

Bugün dünyanın acısını çektiği sosyal, siyasi, ekonomik ve akidevi sorunlar, cüziyat veya yamalarla çözülemez; aksine Allah'ın şeriatıyla yönetecek, Allah'ın emirlerini uygulayacak ve ümmetin izzetini ve insanlığa hak ve adaletle liderlik etme rolünü geri kazandıracak Müslümanları birleştiren bir varlığın kurulmasıyla çözülebilir; böylece Allah Subhanehu'nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu müjdesi gerçekleşecektir: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Baha El- Hüseynî – Irak

Devamını oku...

Yeni Bir Soğuk Hava Dalgası ve Gazze Halkının Giderek Kötüleşen Trajedisine Dair Uyarılar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yeni Bir Soğuk Hava Dalgası ve Gazze Halkının Giderek Kötüleşen Trajedisine Dair Uyarılar
Yüzüstü Bırakanların Duygularını Kim Uyandıracak?!

Haber:

Gazze Şeridi'nde Pazar günü soğuk hava dalgası nedeniyle bir çocuk ve bir genç kız hayatını kaybederken, yağmur suları ve şiddetli fırtınalar, yerinden edilmiş insanların binlerce çadırının sular altında kalmasına ve uçmalarına neden oldu.

Pazar sabahı Filistin Haber Ajansı, Meteoroloji Dairesi'nin Filistinlilere, ülkenin gök gürültülü fırtınalar ve 20 ila 50 milimetre arasında değişen yağışlarla birlikte yeni soğuk hava dalgasının etkisine gireceği ve bunun da yerinden edilmiş kişilerin çadırlarına zarar verebileceği ve tamamen söküp atabileceği konusunda uyarıda bulunduğunu aktardı.

Yorum:

Sivil savunmadan yapılan açıklamaya göre, Gazze'de bu Aralık ayında başlayan soğuk hava dalgasının etkisiyle 4'ü çocuk olmak üzere 17 Filistinli hayatını kaybetmiş ve işgal tarafından evleri yıkılan yerinden edilmiş kişilerin barınak merkezlerinin yaklaşık %90'ı sular altında kalmıştır. Ayrıca Gazze'deki Hükümet Medya Ofisi'nden alınan verilere gör fırtınalar, çadırlarda ve asgari düzeyde bile koruma sağlamayan ilkel barınak merkezlerinde yaşayan çeyrek milyondan fazla yerinden edilmiş kişilerin zarar görmesine yol açmıştır. Aynı şekilde soykırım ayları boyunca Yahudilerin bombalamaları sonucu zarar gören çok sayıda konut binası yağmur ve rüzgar nedeniyle çökmüştür.

Bununla bağlantılı olarak, Cumartesi akşamından beri Gazze Şeridi'ni vuran yağmur ve şiddetli rüzgarlar, yerinden edilmiş Filistinlilere ait binlerce çadırın uçmasına ve Şeridin çeşitli bölgelerinde de sular altında kalmasına neden olmuştur. Ayrıca Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus şehrinin sahilinde kurulan yüzlerce çadır da yükselen deniz dalgaları nedeniyle sular altında kalmıştır. Yine Pazartesi günü başlayacak dördüncü soğuk hava dalgasıyla birlikte bu trajik koşulların daha da kötüleşmesi beklenmektedir!

Gazze halkına yardım etmek için kıllarını dahi kıpırdatmayan ey ordular!

Bu sert dondurucu soğukta analarınızın, sadece ıslak giysilerle örtünmüş halde açık havada geceleyerek sürekli acı çekmesine razı mı olacaksınız?! Daha birkaç aylık ciğer pareleriniz olan bebekleriniz için buna razı olur muydunuz; Vallahi uzun bir süre katlanamayacaklardır?!  Peki miskin küçük çocuklar ve mazlum yaşlılar için buna razı mı olacaksınız?! Onların damarlarındaki kanı donup soğuktan ve açlıktan ölene kadar öylece durup izleyecek misin?!

Vallahi ben, kardeşlerini destekleme gücüne sahip olup da yüzüstü bırakarak onlara yardım etmemelerine hayret ediyorum! Peki bu gaflet içinde olanların duygularını kim uyandıracak?! أَرَضِيْتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌDünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır.” [Tevbe 38]

Eğer tövbe edip üzerinizdeki bu ihmalkarlığı atmazsanız, Vallahi alışverişinizi kaybedeceksiniz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Minnetullah Tahir – Tunus

Devamını oku...

Uluslararası Sözleşmeler ve İnsani Sloganlar, Sömürgeci Ülkelerin Çıkarlarının Gerçekleşmesi Söz Konusu Olduğunda Etkisiz Kalıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Uluslararası Sözleşmeler ve İnsani Sloganlar, Sömürgeci Ülkelerin Çıkarlarının Gerçekleşmesi Söz Konusu Olduğunda Etkisiz Kalıyor

Haber:

Sudanlı doktorlar: Hızlı Destek Güçleri milisleri, akrabalarının Sudan ordusuna mensup olduğu bahanesiyle Batı Kordofan eyaletindeki Babanusa şehrinden sınır dışı ettikleri 73 kadın ve 29 kızı El-Mucled şehrinde gözaltına aldı.

Yorum:

Sudan'daki trajik durum, hem modern hem de eski tarihte eşi benzeri görülmemiş bir durumdur; zira binlerce insan ölmüş, milyonlarcası yerinden edilip yıkım ve tahribat yaşamış ve namusları ihlal edilmiştir...

Bütün bunlar ve daha fazlasının sebebi, Sudan'da hiç kimsenin hiçbir çıkarının olmadığı bu savaştır; zira bu, kâfirler tarafından planlanan ve onlardan emir alan ajanlar tarafından uygulanan günahkâr bir eylemdir.Amerika'nın gayesini gerçekleştirmek için, ordu komutanları ve hızlı destek güçlerinin, tüm kirli suç araçlarını ve yöntemlerini kullanarak çerçeve anlaşması projesini uzaklaşmasını sağlamak için garanti altına aldığı bu savaşın uzatılması gerekiyordu.

Kadınların ve çocukların gözaltına alınması, uluslararası hukuku ve silahlı çatışmalar sırasında sivillerin hedef alınmasını veya baskı aracı olarak kullanılmasını yasaklayan tüm sözleşmeleri açıkça ihlal etmesine rağmen, ancak bu sahte sözleşmeler ve yalancı insani sloganların, sömürgeci ülkelerin çıkarlarını gerçekleştirmekle ilgili olduğunda hiçbir etkisi veya faktörü olmamaktadır.

Batı'nın şüpheli hedefleri uğruna trajediler ve savaşlarla dolu Sudan ve diğer Müslüman ülkelerin halklarının çektiği acılar, ancak Müslümanların otoritesini yeniden tesis edecek ve alemlerin Rabbinin şeriatıyla hükmedecek bir devletle sona erecektir;böylece tüm krizler sona erecek, adalet tesis edilecek, devletin ve ümmetin şerî hakları açıklanacak, her hak sahibi hakkı olan hakkını alacak, böylece de ülke korunacak, insanların hakları gözetilecek, kan dökülmesi önlenecek ve mallar ve onurlar muhafaza edilecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Rana Mustafa

Devamını oku...

Subaylar ve Kurmaylar, Ümmetin Ordularının Sömürgecinin Ajanları Olan Yöneticilerin Elinde Bir Piyon Olarak Kalmasını Daha Ne Zamana Kadar Kabul Edecekler?!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Subaylar ve Kurmaylar, Ümmetin Ordularının Sömürgecinin Ajanları Olan Yöneticilerin Elinde Bir Piyon Olarak Kalmasını Daha Ne Zamana Kadar Kabul Edecekler?!

Haber:

Ürdün televizyonu Cumartesi günü, Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin dün gece Suriye'deki IŞİD hedeflerine yönelik ABD saldırılarına katıldığını bildirdi.Ürdün televizyonu, "Ürdün'ün katılımı, terörizmle mücadele çerçevesinde gerçekleşmiştir..." dedi. (El Cezire Net, 20/12/2025)

Yorum:

Her zamanki gibi Müslümanların başındaki yöneticiler, Amerika kendilerine emir verdiğinde veya Müslüman ülkelere karşı savaşlarında habis projelerini gerçekleştirmeleri için çağrıda bulunduğunda koşar adımlarla cevap verirlerken Müslümanların ve Gazze, Doğu Şeria'nın kardeşi Batı Şeria'da ve ona en yakın ülkedeki zayıflarının çağrılarına cevap vermeye gelince geride durup kabir sessizliğine bürünüyorlar.

Gazze ve Batı Şeria iki yıldan uzun bir süredir lime lime doğranıp Yahudi varlığı, Amerika ile işbirliği içinde, tüm bölgede fesat saçıp Lübnan, Suriye, Yemen ve İran'ı vurduğu halde Ürdün rejimi bunu bölgenin güvenliği için bir tehdit veya istikrarının bozulması olarak görmemiştir!

Amerikan güçlerinin Suriye'de gerçekleştirdiği saldırılar ve bu saldırıları gerçekleştirmek için benimsediği bahaneler, şüpheli bir zamanda gelmiştir; zira bu saldırılar, Amerika'nın yeni Suriye liderliğiyle birlikte muhalifleri, Müslümanları ve mücahitleri tasfiye edip takip etmek için işbirliğine başlamasından ve yeni Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın Amerika ve projeleriyle işbirliğine devam etmesi için zemin hazırlamasından sonra gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Amerika bunu, Müslümanların güvenliğini bozmaya ve ülkeleri ve siyasi kararları üzerinde hegemonyalarını dayatmaya devam etmek için “terörle mücadele” bahanesini yeniden canlandırmak için bir gerekçe olarak kullanmıştır.

Ey Müslüman ordular içindeki subaylar ve kurmaylar; adamları, teçhizatı ve onları kurmak ve eğitmek için gösterilen çabalarla birlikte bu ordular, sizin boyunlarınızdaki bir emanettir; bu nedenle sizin, onları Amerika'nın dilediği gibi manipüle edip harekete geçirebileceği kartlar haline getirmeniz caiz değildir! Hain yöneticiler kâfirleri kendilerine dost edinip onların hedeflerini kendi hedefleri, onların çıkarlarını kendi çıkarları olarak kabul ederek Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu hadisini sırtlarının arkasına atmışlardır: الْمُؤْمِنُونَ تَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ، وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ، وَيَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ. أَلَا لَا يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ، وَلَا ذُو عَهْدٍ بِعَهْدِهِ. مَنْ أَحْدَثَ حَدَثاً فَعَلَى نَفْسِهِ، أَوْ آوَى مُحْدِثاً فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَMüminlerin kanları birbirine eşittir. Onlar kendi dışındakilere (düşmanlarına) karşı tek bir el gibidir, onlardan en aşağı durumda olanı bile zimmetlerinin peşinde koşarlar. Dikkat edin! Kafire karşı bir mümin öldürülmez. Kafirlerden zimmi ve müste’men (eman verilen) gibi Müslümanlarla anlaşması olan kimseler de öldürülmez. Kim bidat çıkarırsa o kendisine eder kim de bir bidat çıkaranı himaye ederse Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun.” Ayrıca Allahu Teala’nın şu kavlini de hiçe saydılar: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَEy iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim ki, onları dost edinirse; o da, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.” [Maide 51]

Allah bu yöneticiler kahretsin! Zira ümmetin ordularını, düşmanlarıyla savaşmak, ülkelerini ve mukaddesatları kurtarmak ve halklarını desteklemek için harekete geçirmek yerine, tahtlarını korumak ve Amerika'nın ve bölgedeki ve dünyadaki Yahudilerin projelerine hizmet etmek için harekete geçiriyorlar.

Sömürgecinin ajanları olan yöneticilerin elindeki piyonlar olarak kalmaya daha ne zamana kadar devam edeceksiniz ey subaylar ve kurmaylar?!

Ümmetin kalkınmasının ve onun izzetinin, özgürlüğünün ve onurunun yeniden kazanılmasının yolu, öncelikle tiran yöneticilerin tahtlarından geçer; bu yüzden onlardan kurtulmadığımız sürece, ümmetin ordularının kendi çıkarlarını veya ülkesinin çıkarlarını savunduğunu görmeyeceğiz; aksine onlar, sömürgecinin ve onun iradesinin rehinesi olarak kalmaya devam edeceklerdir. O halde kendinizi, davalarınızı ve dininizi, zilletin, aşağılanmanın ve bağımlılığın sebebi olan yöneticilerinizden kurtarmak için acele edin ey subaylar!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman

Devamını oku...

“İşte Senin, Sabredemediğin Şeylerin İçyüzü Budur” [Kehf 82]

  • Kategori Makaleler
  •   |  

مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً

“İşte Senin, Sabredemediğin Şeylerin İçyüzü Budur” [Kehf 82]

Karanlık ve ağır bir gece, uzun ve zorlu bir yolculuk, henüz gerçekleşmemiş bir umudu bekleyen gözler ve sonu gelmeyen sorular; peki neden? Daha ne zamana kadar dayanılmaz olana sabretmek ya da anlaşılamaz olan şeyleri içselleştirmek zorunda kalacağız?

Kafamızın karışık olmasından dolayı bizi kınayamazsınız; çünkü dünyamız fitnelerle dolu, dengeler altüst olmuş ve açıklanamayan olaylara ve mantıkla izah edilmeyen sahnelere tanık oluyoruz; zira Gazze halkının evleri bombalanmakta, aileleri defnedilmekte, mahalleleri terke zorlanmalarından dolayı artık yıpranmış durumda ve yağmurdan parçalanmış çadırlarda yaşamaktadırlar. Çocukları donmakta, aç ve hasta; bu yüzden neden onların yüzüstü bırakıldıklarını soruyoruz? Suriye halkına gelince; değerli kanların döküldüğü ve geride yaslı kadınların ve yetimlerin evsiz kaldığı devrimin ardından, bugün onların aşama veya gerçekçilik adına ilkelerinden ödün verdiklerini, Batı'ya bağlılıklarını terennüm edip durduklarını, bunun halklarının hayatta kalması ve refahları için tek çözüm olarak sunduklarını görüyoruz; bu yüzden şu cevabı olmayan soru yağmuruna tutulmamız hiç de şaşırtıcı değildir: Kanlar, siyasi pazarlarda mı satıldı? Hak sözün sahipleri hapislerdeyken katiller neden serbestler? Bireysel yaşam düzeyinde bile, insanlar neden eziliyor, ihanete uğruyor veya haklarından mahrum bırakılıyor?

O kadar sonu gelmeyen fikirler ve sorular var ki; sonra Kehf suresindeki şu ayet üzerinde düşündüm: مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً "İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” [Kehf 82]

Bu ifadenin ağırlığını hissettim; zira sanki bu ifade, insan hayatının derin bir sırrına, acılarına rağmen öğrenmemiz ve kasvetine rağmen kucaklamamız gereken sabır sırrına açılan bir pencere gibidir.

Peki sabredemediğimiz bu şey nedir?

Bu ayet, aklının kaderin hikmetini kuşatmaya muktedir olduğunu düşünen, sonra hikmetin; şeylerin görünüşünde değil, aksine sabrın derinliklerinden ve dünyevi hesaplamalarla ölçülemeyecek bir teslimiyetten yudumlandığını keşfeden kimse üzerindeki etkisi ne kadar da güçlüdür.

Günümüz gerçekliğinde kaç sahne, salih kulun Musa Aleyhisselam ile olan sahnelerine benziyor?

Gemiyi hasara uğrattığında (deldiğinde) bunun bir zulüm olduğunu düşünmüştü, ama aslında bir kurtuluştu!

Çocuk öldürüldüğünde, bunun bir acımasızlık olduğunu düşünmüştü ama aslında bir merhametti!

O zalim kavmin topraklarında duvarlar inşa ettiğinde, bunun boşuna olduğunu düşünmüştü ama bu bir emanetti!

Bugün bizler, sanki hepsini görüyormuşuz gibi kaderler hakkında hüküm veriyoruz ve her perdenin arkasında, görmeyle değil basiretle ölçülebilecek ilahi bir planın olduğunu unutuyoruz; zira kaç hüzünden seni kurtarmıştır ve kaç kayboluştan seni korumuştur!

مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً "İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” [Kehf 82] Bu sizin bir acziyetiniz değildir, aksine başınızı durumlara doğru değil, semaya doğru kaldırmayı öğrenmeniz için bir derstir. Yorumuna sabretmeye tahammül edemediğimiz için kaç durumu çabucak reddetmişizdir? Halk tarafından benimsenip kan dökülmesine yol açan ve o an kahramanlığın ve kurtuluşun başlangıcı gibi görünen ama daha sonra önceki rejimin güçlenmesi ve fitneye açılan geniş bir kapı olduğu ortaya çıkan kaç siyasi sahne veya devrimci karar olmuştur? Bizim için Suriye bir örnektir.

مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً "İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” [Kehf 82] Bu sadece eski bir hikâyeden ibaret değildir, aksine yaşadığımız gerçekliğin bir aynasıdır; zira bizden hesaplamaların kutsal sayıldığı bir zamanda imanlı olmamız istenirken, etrafımızdaki her şey zıt ve çelişkili göründüğü bir zamanda bizim sebat etmemiz beklenmektedir; o halde sabırlı olup ihmalkarlık veya aşırılık göstermeden Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in öğretilerine bağlı mı kalacağız? Yoksa aceleciliğin tuzağına düşüp pusulamızı kaybederek, batmadan önce gemiye ya da hazinesi ortaya çıkmadan önce duvara itiraz eden biri gibi mi olacağız?

Bugün kayıp olarak gördüğümüz bazı durumların aslında gecikmiş bir zafer olabileceğini ve Gazze'den ders çıkarmamız gerektiğini anlamamız gerekir.

Bu makale lüks bir fikir ya da gerçeklikten çekilmeye yönelik bir davet değildir, aksine göğsü daralan, aklı yorulan ve yolu ağır gelen kimse için bir mesajdır.

Hakkın ve Hilafetin kurulmasına davet yolu, uzak ve zorlu görünse de, bunu şu ayet açıklıyor: مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْراً "İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” [Kehf 82] Şayet sabredersek, kurtuluşa ve iktidara giden yol aynıdır.

İşte hikaye burada başladığı gibi gerçek iman da burada başlıyor; zira bugün sabredemediğimiz şey, yarınki kurtuluşunun bir sırrı olabilir.

Ey sıkıntı üzerine ağır gelen ve beklemekten dolayı göğsü daralan kişi, ulul azm peygamberlerinin sabrettikleri gibi sen de sabret ve gerçeklik sana karanlık gibi görünse de sakın umutsuzluğa kapılma. Zira peygamberler bile sınandıktan sonra hikmeti keşfetmişlerdir. Nitekim Efendimiz Musa bile görüşme sona erene kadar salih kulun fiillerini anlamamıştı. Zira bütün bunlar iman için bir imtihan ve yakin için bir sınavdı; bu yüzden sebat et ve sabredenlerden ol. Çünkü her sıkıntıda bir hikmet, her acıda bir mesaj ve her gecikmede görünmeyen bir lütuf vardır.

Bugün sabretmeye katlanamadığımız şeyler, bir gün Allah'a olan inancımızın derinliğinin ve yardımın, dünyevi hesaplamalardan veya zayıf ittifaklardan değil, sadece Allah katından olduğuna güvenimizin kanıtı olacaktır.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَاDe ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır.” [Tevbe 51] Peki Allahu Teala’nın kavlinden kastedileni anladık mı: Allah’ın yazdığı “bizim için” olup “bizim aleyhimize” değildir; bu da rahmete, hayra ve fazilete, yani bize isabet eden şeylerin, eziyet ve zarar gibi görünse de sonunda bizim lehimize olacağına delalet etmektedir. Yani Allah’ın “bizim için” yazdığı şeyde, dünyada ve ahirette bizim için bir hayır ve maslahat vardır demektir. Keşke Allah’ın planına güvenip sabretmeye tahammül edemediğimiz şeylere sabredebilsek.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER