Cumartesi, 26 Ramadan 1442 | 2021/05/08
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Devrimin Onuncu Yıldönümünde 8: Sisi’nin Çarpık İktidarını Pekiştirmenin Yolu; “Terörizmle Savaş” Sloganı

بسم الله الرحمن الرحيم

Devrimin Onuncu Yıldönümünde

(8)

Sisi’nin Çarpık İktidarını Pekiştirmenin Yolu; “Terörizmle Savaş” Sloganı

Mursi rejiminin, 03/07/2013 tarihinde sıkı bir tertiple devrilmesinin ardından Sisi, 24/07/2013 tarihinde potansiyel terörizmle mücadele için halktan yetki talebinde bulundu. Nitekim bu yetkiye dayanarak 14/08/2013 tarihinde Rabiatu’l Adeviye ve En-Nahda oturma eylemlerini vahşi bir şekilde dağıtmasına ve yüzlerce hatta binlerce barışçıl protestocuyu öldürmesine rağmen yurtiçi ve yurtdışından bu katliamı kınamaya yönelik çok cılız bir tepkinin gelmesi; Sisi’nin iktidara erişmesinin ve büyük Batı desteğiyle buradaki varlığını devam ettirmesinin yolunun, Batı’nın terörizme karşı savaş bahanesiyle İslam’a karşı savaşta kullanacağı bir sopa olarak kendisini Batıya sunmak olduğunu anlamasını sağladı. O zamandan beri rejimin medyasında terörizm ve teröristlerle ilgili konuşmalar durmadı ve bu kelime, darbe hükümetinin ve onu destekleyen politikacıların en sık kullandığı sözlerden biri haline geldi. Sonra da devrimci hareketler için kör bir tıpa olan program sunucularının ve medyacıların dillerindeki bir sahne sloganı oldu.

25/12/2013 tarihinde Biblavi hükümeti, ülkenin kuzeyindeki Dakahlia Valiliği Güvenlik Müdürlüğü binasına düzenlenen bombalı saldırıda 16 kişinin öldürülmesinden bir gün sonra Müslüman Kardeşleri terörist bir grup olarak ilan etti. Nitekim bu açıklama, grubun bu bombalama ile bağlantılı olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamasına ve sözde “Ensar Beytu’l Makdis” grubunun sorumluluğu üstlenmesine rağmen yapıldı.

Dr. Hazim Biblavi bunu bombalamadan kısa bir süre sonra Bakanlar Kurulu sözcüsü aracılığıyla duyurdu, böylece grubu yasal terörist bir grup kabul ederek olayı istismar etme niyetini doğrulamış oldu. Nitekim Mısır İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tugay Hani Abdul Latif, 26/12/2013 tarihli basın açıklamasında, Müslüman Kardeşleri “terörist” bir grup olarak tanımlamanın, onun için yürüyüşe öncülük edenlerin (kadın olsa bile) infazını kapsayacağını söyledi. Ayrıca ona bağlı herhangi bir yürüyüşe katılanların beş yıl hapis cezasına çarptırılacağını da vurguladı. Dolayısıyla Müslüman Kardeşlerin terörist bir grup olarak ilan edilmesi, darbe otoritesine karşı çıkan herkesi terörize etme girişimi olup tüm İslami akımla mücadele etme ve onu terörizm suçlamalarıyla damgalama niyetinin kasıtlı olarak uygulanmasıdır.

Bu terimin Mısır’daki olaylarla birlikte yeniden ortaya çıkması, bu terimi tekrarlamaktan başka bir fırsat bırakmayan ve ister silahlı eylemi benimseyenler olsun isterse de demokratik sürece katılmayı kabul etmek de dahil barışçıl yolların peşinde koşanlar olsun, İslami proje sahiplerini onunla damgalayarak dünyayı korkutmaya ve dehşete düşürmeye çalışan Mübarek rejimini yeniden türetmiştir. Hatta Mübarek, iktidarı boyunca dünyaya “terörizme karşı savaş” için uluslararası bir konferans düzenleme çağrısını tekrarlayıp durmuştu. Terimin Mısır sahnesine bu kadar yoğun bir şekilde geri dönmesi, tıpkı Mübarek’in yaptığı gibi Sisi’nin de tüm İslami eğilimi kışkırtma ve İslam için çalışanlara karşı bir sindirme durumu ortaya çıkarma girişimidir. Aynen Amerika’nın 11 Eylül olaylarından sonra yaptığı gibi. Zira “terörizme karşı savaş” sloganını yükselterek, bunu Afganistan ve Irak’ın işgali ve buna karşı çıkan herkesi öldürmek için bir gerekçe haline getirdi ve yolculuğu sırasında “Yemen ve Pakistan teröristleri” olarak adlandırılanların binmelerine izin vermedi. Yine Sisi, bu sloganın arkasına saklanarak, özellikle dayatılan ve yürürlüğe konulan olağanüstü hal kanunu ışığında hiçbir gözetim ve hesap verme zorunluluğu olmaksızın öldürmek, yakmak, tutuklamak ve müsadere etmek istiyordu.

Mübarek rejiminin mirasçılarının yürüttüğü uygulamalarda dikkat çekici olan şey, bunların darbeci medyanın borazanlarının attığı devrimci sloganlar altında yürütülmesidir. Zira sabah akşam uyguladıkları halde Mısır’da “terörizme yer olmadığını” iddia ediyorlar, “hukukun üstünlüğüne evet” diyorlar, tüm davranışlarında ise bunun ötesine geçiyorlar, “tüm Mısırlılar için bir anayasa” çağrısı yapıyorlar ama onlardan bir kısmını hapishanelere koyuyorlar, “30 Haziran devrimi” olarak isimlendirilen şeyi ve benzerlerini düzenleyenleri tanımayanlara bir yer yokken bir de “dışlanmamayı” talep ediyorlar… 

Sisi’nin kontrol ettiği Mısır medyası hala aynı aldatıcı “terörizm” adı altında İslam’ı kışkırtmaya devam ediyor. Böylece istihbarat servislerinin yönettiği bir medya haline geldi. Zira darbenin ilk anından bu yana darbecilere yönelik kışkırtma kokusunu alan tüm medya kanalları kapandı. Ardından da tüm sesli, yazılı ve görsel medya kanalları kontrol altına alındı. Dolayısıyla rejimin istedikleri dışındaki şeyler söylenmemeye başlandı ve yüzde yüz kesin olsa bile rejimin arzusu dışında herhangi bir haber veya bilgi yazan ve yayımlayan herkese yalan haber yayma suçlaması atılır oldu. Böylece de “sosyal medya”, güvenlik servisleri tarafından gözetilir oldu.     

Sisi, rejiminin “terörizme karşı savaş” sloganını yükseltmeye başladı ve değişim ve dönüşüme uzanan müfredatının yanı sıra izleyicilerin zihinlerini İslam ve davet taşıyıcıları hakkında olumsuz bakış açısıyla doldurmaya çalışan filimler ve diziler aracılığıyla politikasında temel bir ilke olarak “terörizmin” kaynaklarını kurutma politikası yöntemini benimsedi. Bu arada medya ise sabah akşam Sisi’yi övmektedir.

Vakıflar Bakanlığı da camilere kısıtlamalar getirdi ve mümkün olduğunca onları boğdu, dahası Fetih, Rabia ve Tevhid camileri olmak üzere bazılarını kapattı, imamları ve vaizleri de sıkıştırmaya başladı. Ayrıca Bakanlık, imamlar için hutbeler yazmaya ve Haremeyn ülkesinde olduğu gibi bunu yapmaya mecbur bırakmaya başvurdu. Nitekim seksen metreden az açısı olan yerlerde Cuma namazının yasaklandığına dair Bakanlık kararını işittik. Bu ise feshedilmiş Mübarek döneminde bile olmayan bir emsaldi! Ayrıca Vakıflar Bakanı Dr. Muhammed Muhtar da vaizlerin sadece El-Ezher mezunu olması gerektiğine dair bir kararname çıkardı. Yine İslami akımlara mensup öğretmenler, öğrencilerle doğrudan iletişimi olmayan idari görevlere aktarıldı. Nitekim Mübarek’in teröre karşı savaşı günlerinde öğrenci hareketini takip etmede önemli bir rolü olan darbecilerin üniversite muhafızlarını üniversiteye geri döndürememelerinden dolayı darbeciler sözde yargı denetimi başlattı veya harekete geçirdi. Ayrıca mevcut rejimin baskı uygulamasına, zulmetmesine ve onlarda korku ve panik havası oluşturmasına imkan tanıyan olağanüstü hal kanunu çıkarması, özellikle olağanüstü hal çanlarının çalması ve “terörizme” karşı kutsal bir savaştan bahsedilmesiyle birlikte devletin ayakta kalmasına ve rejimi düşmekten korumasına yardımcı oldu. 

Terör korkusunun ve onun arkasında duranların sahte maskesini ortaya çıkarmanın yolu uzun ve zor olacaktır. Çünkü ümmetin evlatlarının birçoğu, uzun sakallara, kısa kıyafetlere, eğik kaşlara ve koyu yüzlere sahip siyasal İslam akidesi taşıyan insanlardan oluşanların düşüncesinin arkasında sürüklenmektedir. Nitekim yerel ve uluslararası medya, sanki onlar için bir zorunluluk haline gelmiş gibi İslamcılar hakkındaki bu klişeyi sürdürmeyi başardı. Dolayısıyla birçok kişinin bilmesi gereken şey, tüm bunların İslam ve İslam davetini taşıyanlarla mücadele içerisine giren uluslararası güçler tarafından tasarlandığı ve planlandığıdır. Nitekim planları uygulayanlar tüm dünya güçlerinin tam desteğini alırken, bu güçler ise dünyanın her yerinde insan haklarını savunduklarını ve adaletsizlikle mücadele ettiklerini iddia etmektedirler. Amerika ve dünyadaki diğer kafir ülkeler tarafından uygulanan bu lanet olası iğrenç politika; terörü ortaya çıkarmakta, sonra da yüzsüz bir şekilde onunla savaştığını iddia etmektedir. Zira onun hayatta kalmasının ve terörle mücadele ettiğini iddia eden baskıcı diktatör rejimleri korumayı savunmasının gerekçesi budur. Nitekim rejim ve Mısır’daki efendileri, onları korkutup sindirmek ve “terörizmle savaşan” ve Mısır’ın Suriye gibi olmasını engelleyen rejimi övmelerini sağlamak için “Sisi olmasaydı Mısır Suriye’ye, Libya’ya veya Yemen’e dönüşürdü” şeklindeki bu cümleyi insanların kulaklarına tekrarlayıp durdular! Yani bu, bir korkutma ve gözdağıdır; İslamcılar iktidara gelirse kasvetli bir gelecek hakkında korku salmak ve mevcut otoritenin muhalifleri öldürmek veya bastırmak için yaptığı her şeye karşı çıkan veya eleştiren her sese gözdağı vermektir. Peki terörizmi uygulayan ve üretenler mi başarılı olacak yoksa kendisi için kurban verdiği, zulme uğradığı, tutuklandığı ve işkence gördüğü halde İslam’ı iktidara getirmek için çalıştığı davasına inanan sadık biri olmaya devam edenler mi başarılı olacak göreceğiz? 

Darbecilerin dayattığı bu kötü vakıa ve İslam’ı tatbik konumuna getirmek isteyen herkesi bu ülkenin hayrını istemeyen bir terörist olarak gösterme girişimi, şüphesiz kurulmasını engelleyemeyeceğini bildiği halde Kenane topraklarında Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet’i kurarak köklü bir değişimin gerçekleşmesini geciktirmeye çalışan sömürgeci kafirin bir engelinden ibarettir. Ama bekleyen için yarın çok yakındır ve zalimler, nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında öğreneceklerdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hamid Abdulaziz

Birinci bölüm | İkinci bölüm | Üçüncü bölüm | Dördüncü bölüm | Beşinci bölüm | Altıncı bölüm |
Yedinci bölüm | Sekizinci bölüm | Dokuzuncu bölüm | Onuncu bölüm

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER