Pazartesi, 03 Zilkâde 1447 | 2026/04/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ey Müslümanlar Topluluğu! Allah’tan Korkun, Allah’tan Korkun! Allah Sizi İslam’la Hidayete Erdirmişken, Sizi Onunla Onurlandırmışken, Onunla Cahiliye Düzenini Ortadan Kaldırmışken ve Kalplerinizi Onunla Birleştirmişken Hâlâ Cahiliye Davası mı Güdüyor

Bu sarsıcı sözler; Yahudilerden Şâs bin Kays’ın, Ensar’dan Evs ve Hazreç kabileleri arasında kabile asabiyetini körüklemek için Yahudi bir genci kullanması ve neredeyse aralarında bir savaş çıkaracak noktaya gelmesi üzerine Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği sözlerdir. Bu nasihat bugün bizim hâlimize de tam olarak uymaktadır. 26 Şubat’ı 27 Şubat’a bağlayan gece Afganistan’daki Taliban güçleri, Pakistan’a ait bazı sınır noktalarına saldırı düzenledi. Bu saldırının, Pakistan hava kuvvetlerinin Pakistan Talibanı’na ait olduğu iddia edilen hedeflere yönelik hava saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirildiği bildirildi. Medyada yer alan haberlere göre bu hava saldırılarında kadınlar ve çocuklar hayatını kaybetti. Pakistan Afganistan’ı söz konusu örgüt unsurlarına barınma imkânı sağlamak ve onların sınırı geçmelerine göz yummakla suçlarken Afganistan bu suçlamaları reddetmektedir. Her iki taraf da sanki Filistin’i gasp eden Yahudilere karşı bir cihat meydanındaymışçasına yüzlerce Müslümanın öldürülmesinden bahsediyor! Halbuki Gazze’de katliamların sürdüğü bir dönemde her iki ülkenin orduları da kışlalarında çakılı kalmış, Müslümanları savunmak için ne bir cesaret ne de bir çaba göstermişlerdir. Fakat iş birbirleriyle savaşmaya gelince nedense aslan kesilmektedirler!

Oysa İslam’da bir Müslümanın bir diğer Müslümanla savaşması çok tehlikeli ve büyük bir cürümdür; zira Müslümanın kanı Müslüman kardeşine haramdır. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem Kurban Bayramı günü yaptığı hutbede şöyle buyurmuştur:

إنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا“Böylesi kutsal bir beldede ve böylesi kutsal bir ayda bu gününüzün kutsallığı gibi mallarınızı kanlarınız ve onurlarınız da birbirinize karşı kutsaldır.” [Buhari] Ahnef b. Kays’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا، فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ». قال: يا رسول الله، هذا القاتل فما بال المقتول؟ قال: «إِنَّهُ كَانَ حَرِيصاً عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ “İki Müslüman kılıçlarıyla karşılaşırsa ölen de öldüren de Cehennemdedir.” Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de Yâ Rasûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de “Çünkü o, arkadaşını öldürmek istiyordu” buyurdu.” [Buhari] Allah Subhânehu ve Teâlâ Kuran’ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُتَعَمِّداً فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içerisinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap eder ve lanet eder. Onun için büyük bir azap da hazırlamıştır.” [Nisa 93] Bütün bu naslar, Müslümanların birbirleriyle savaşmasının haram olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, özellikle milliyetçilik veya kabilecilik gibi duygularla körüklenen İslami gruplar arasındaki savaşlar, her ne şart altında olursa olsun derhal durdurulmalıdır; zira bu çok daha büyük bir haramdır.

Maalesef bugün her iki taraf da milliyetçi, kabilevi ve coğrafi (ulus-devlet) saiklerle savaşmaktadır. Bu asabiyetler İslam’ın vahdetiyle taban tabana zıttır. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَاتَلَ تَحْتَ رَايَةٍ عِمِّيَّةٍ، يَدْعُو إِلَى عَصَبِيَّةٍ، أَوْ يَغْضَبُ لِعَصَبِيَّةٍ، فَقِتْلَتُهُ جَاهِلِيَّةٌ“Kim de körükörüne çekilmiş cahillik bayrağı altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür.” [İbn Mace] Bugün bu çatışmada taraflardan hiçbiri şer’î hükümlere bağlı kalmamaktadır. Pakistan ordusuna yönelik gayrinizami saldırılar Şeriat’tan olmadığı gibi, bir isyan yoluyla Müslümanların askeri gücünün zayıflatılmasının da şer’an hiçbir mazereti yoktur. Öte yandan Amerika’nın baskısıyla Afganistan’daki Taliban yönetimine uygulanan politikalar da şer’an haramdır. Mültecilerin zorla gönderilmesi, sınırların kapatılması ve kabile bölgelerinde yürütülen operasyonlar sonucu binlerce masumun hayatını kaybetmesi kabul edilemez. Dolayısıyla her iki tarafın da İslam’ın hükümlerine geri dönmesi farzdır.

Bu savaş Müslümanların saygınlıklarını çiğnemekte ve kâfirlerin bizi seyretmesine sebep olmaktadır. Pakistan ve Afganistan ordularının İran güçlerine ve Gazze’deki mücahitlere yardım etmek için seferber edilmesi gerekirken, birbirleriyle savaştıkları ve her bir tarafın diğerini öldürmekle övündüğü görülüyor! Bu meselenin çözümü Pakistan-Afganistan sınır hattında değil; ancak İslamabad ve Kabil’in tek bir Hilafet çatısı altında birleşmesiyle mümkündür. Zira Hilafet tıpkı Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ve ondan sonraki Raşit Halifelerin Arap ve Acemi tek bir ümmet çatısı altında birleştirdiği gibi, milliyetçi ve kabileci asabiyetleri silip atacaktır. Eğer mevcut durum böyle devam ederse, yirmi beş yıldır süren bu problem önümüzdeki onlarca yıl boyunca da devam edecektir. Şüphesiz ki Hizb-ut Tahrir, daima bu şer’i çözüme davet etmektedir ve bu trajediyi sona erdirecek yegâne çözüm de budur.

Devamını oku...

İzole Olmuş Amerika’yı Yenmek İçin Müslüman Ordularına Altın Bir Fırsat

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İzole Olmuş Amerika’yı Yenmek İçin Müslüman Ordularına Altın Bir Fırsat

Trump'ın İran'a karşı savaşına yönelik şiddetli dahili ve uluslararası muhalefetin ortasında, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth 2 Mart 2026'da bir basın toplantısı düzenledi. Konuşması, İran ordusunun geniş çaplı müdahalesinden sadece 48 saat sonra Trump'ın karşı karşıya kaldığı krizin derinliğini ortaya koymuştur. Bu, İran ordusunun Müslüman ülkelerinin güçlü ordularından sadece biri olmasına, milliyetçi ve mezhepçi liderliğinin doğasından dolayı zayıflamış olmasına ve İran içindeki ve dışındaki halk desteğinin sınırlı olmasına rağmen böyledir. Peki Hilafet döneminde olduğu gibi tüm Müslüman orduları, ırkların ve mezheplerin farklılıklarına bakmaksızın Müslümanları birleştiren Raşid bir imamın liderliği altında seferber edilseydi, Trump'ın hali nice olurdu acaba?

Bu nedenle tırmanan siyasi fırtınaya yanıt olarak Hegseth, konuşmasına Trump'ın dayandığı aşırıcı beyaz evanjelik tabanı kışkırtarak başlamıştır. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in düşmanlarına karşı zafer kazanacağına dair müjdelerine karşı çıkarak Haçlıların İslam'a karşı birikmiş kinlerini körüklemiştir. Zira şöyle demiştir: “İran gibi İslam Peygamberinin yanılgılarına inanan rejimlerin nükleer silahlara sahip olmasına izin veremeyiz.”

Allah onun habis dilini koparsın! Zira Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdeleri vehimlerden ibaret değildir. Nitekim bu müjdeler, ister İran'ın fethinde, isterse Hegseth ve Herkül'ün dedesinin şehri olan Konstantiniyye'nin fethinde olsun yüzyıllar boyunca düşmanlarını yenmeleri için Müslüman ordularına ilham kaynağı olmuştur. Pakistan, Türkiye, Mısır, Bangladeş ve Endonezya'daki diğer Müslüman ordularının içindeki güç ve kuvvet ehli, ABD Savaş Bakanı'nın habis açıklamasına özellikle dikkat etmelidirler. Zira Haçlı Amerika, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i samimi olarak sevenlerin, nükleer ya da konvansiyonel olsun güçlü askeri kapasitelere sahip olmalarını kabul etmiyor. Ey Müslüman orduların subayları! Trump'ın Müslüman ülkeleri için öngördüğü vizyonun, Haçlılar, Yahudiler ve Hindular için güçlü ordular ama Müslümanlar için ise zayıf ordular olduğunu görmüyor musunuz? Sizler Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevgilisi değiller misiniz ki bu küstahlığa aldırış etmiyor ve kâfirlerin dişlerini kırmıyorsunuz?

Trump'ın destek tabanından geriye kalanları kışkırttıktan sonra Hegseth, Afganistan ve Irak'taki savaşlarında açgözlü yönetici sınıfın aptallıkları yüzünden ahlaki, askeri ve ekonomik olarak tükenmiş olan Amerikan kamuoyunu yatıştırmaya çalışmıştır. Zira şöyle demiştir: “Medya organlarına ve bağıran siyasi sola: savaşlar sonsuz değildir, artık yeter. Bu Irak değil, bitmeyen bir savaş değil. Ben her iki savaşta da oradaydım. Bizim nesil daha iyi bilir, bu başkan da öyle. Nitekim o, son 20 yıldaki milletler inşa savaşlarını ahmakça olarak nitelendirdi ve haklı da. Bu, önceki savaşların tam tersidir.”

Ancak Hegseth, ABD ordusunun önceki başarısızlıklarının nedenlerinin bugün de hala geçerli olduğunu ya unutmuş ya da unutmuş gibi görünüyor. Gelişmiş silahlara sahip olmasına rağmen, ancak bu maddi güç, askerlerinin korkaklığı nedeniyle heder olmaktadır. Amerikan askerleri psikolojik rahatsızlıkların acısını çekmekte olup onların çoğu, mütevazı silahlarla donanmış olan ama ya zafer ya da şehit olma arzusunu taşıyan az sayıdaki Müslümanlarla karşılaştıklarında intihar etmeyi tercih etmektedirler. Dahası son yirmi yılda ABD ordusu, Müslümanlara karşı kayda değer tek bir zafer elde edememiş, ve bunun yerine, siyasi hedeflerini Müslümanların başındaki yöneticilerin ihanetleri yoluyla gerçekleştirmek zorunda kalmıştır.

Sonra da Hegseth, Avrupa'nın büyük güçleri ve bölgesel güçlerin desteğini alamamış olmaktan duyduğu hayal kırıklığını gizleyemeyerek siyasi bir hata yapmıştır. Zira şöyle demiştir: “İsrail'in de net görevleri var ve bunun için minnettarız; başından beri söylediğimiz gibi; yetenekli ortaklar, iyi ortaklardır. Başından beri söylediğimiz gibi güç kullanımı konusunda ellerini ovuşturup endişeye kapılan, tereddüt eden ve mırın kırın eden pek çok geleneksel müttefikimizin aksine.”

Dolayısıyla bugünün Amerika'sı, artık Irak savaşında Batı ülkeleri koalisyonunu seferber eden Baba Bush'un Amerika'sı olmadığı gibi Irak ve Afganistan'da çöküp Amerika'yı terk eden kırılgan koalisyonları bir araya getiren Oğul Bush'un Amerika'sı da değildir. Aksine Trump'ın Amerika'sı; çökmeye mahkum, hasta ve içeriden ve dışarıdan kuşatılmış ve aynı zamanda diğer büyük güçlerin kurumlarından kibirli bir şekilde çekilen bir Amerika'dır! Öyleyse nasıl olur da Müslümanlar arasında hâlâ “Amerika'nın müttefiki olmasaydık, bu dünyada izole edilip kaybedenlerden olurduk” diyen bir subay olabilir ki? Allah Celle Celaluhu bizim için dünyayı geniş kılmışken, biz nasıl kendimiz için dünyayı daraltabiliriz? Nasıl, ey Allah'ın kulları, nasıl?!

Ey İslam ümmeti ve ordular: İran'ın yöneticilerini, ordularımızın yapması gerekeni yapmasını engellemek için bir gerekçe olarak kullanmayalım. Zira Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibi İran'ın yöneticileri de, rollerinin sona ermesine kadar Batı'ya sadık kalmışlardır. M. 3 Mart 1924, H. 28 Receb 1342'de Hilafet yıkılmasından bu yana durumun gerçekliği işte budur. Bugüne gelince; artık dini iktidara taşımanın, ümmet için Halife kılmanın ve ümmetin kalkanını geri getirmenin zamanı gelmiştir. Artık Raşid bir İmamın, İslam dünyasını istikrarsızlaştıran Amerikan askeri üslerine, özellikle de bölgedeki en büyük üssü olan Yahudi varlığına saldırmak için tüm Müslüman orduları seferber etmesinin zamanı gelmiştir. Artık orduların gerçek savaş akidesine, yani iman, tevekkül ve Allah yolunda cihad akidesine geri dönmelerinin zamanı da gelmiştir.

Ey Müslüman orduların subayları: Artık Haçlılar hoşlanmasa da Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdelerini gerçekleştirmek için çalışan yeni nesil askeri liderlerin zamanı gelmiştir. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.” Peki aranızdan Hilafeti kurmak için kim nusret verecek? Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَتُقَاتِلُنَّ الْيَهُودَ فَلَتَقْتُلُنَّهُمْYahudilerle savaşacaksınız ve onları alabildiğine öldüreceksiniz.” Aranızdan, Mescid-i Aksa'yı kurtarmak amacıyla ümmetin ordularına komutanlık etmek üzere kim öne çıkacak? Şöyle rivayet edilmiştir: بَيْنَمَا نَحْنُ حَوْلَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم  نَكْتُبُ، إِذْ سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَيُّ الْمَدِينَتَيْنِ تُفْتَحُ أَوَّلًا: قُسْطَنْطِينِيَّةُ أَوْ رُومِيَّةُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلًا، يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَBiz Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanında yazıyorken O’na şöyle soruldu: Bu iki şehirden hangisi önce fethedilecek: Kostantaniyye mi yoksa Roma mı? Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: “Evvelâ Hirakl’in şehri, yani Kostantiniyye fethedilecektir.” Aranızdan Roma İslam'ın otoritesi altına girene kadar Avrupa'daki fetihlere kim liderlik edecek? Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا Gerçekten Allah bana yeri topladı da, onun doğusunu batısını gördüm. Hiç şüphe yok ki, ümmetim bana toplanan yerlerin mülküne ulaşacaktır.” Aranızdan ümmetin egemenliğini dünyanın dört bir yanına yayacak bir orduyu kim inşa edecek?

İşte Hizb-ut Tahrir sizin aranızda, sizin içinizde ve sizinle birliktedir; haydi o zaman bu mübarek ayda, yani Ramazan ayında, müminler için büyük zaferlerin, kafirler için ise büyük yenilgilerin yaşandığı bu ayda onun nusret talebine icabet edin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

İslam, Kapitalizmin Ateşinden ve Onun Kötülüklerinden İnsanlık İçin Rahmet ve Kurtuluştur.

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İslam, Kapitalizmin Ateşinden ve Onun Kötülüklerinden İnsanlık İçin Rahmet ve Kurtuluştur.

Allah Subhanehu ve Teala, alemler için rahmet olarak Efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam risaletini göndermiştir. وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ Biz seni ancak âlemlere rahmet olsun diye gönderdik.” [Enbiya 107] Bu da insanları karanlıklardan nura kavuşturmak, insanlığın hayatında bir değişim meydana getirmek, insanlığın karşılaştıkları sorunlara çözümler ve çareler sunmak ve İslam'ın hükümleri ve yasaları aracılığıyla insanlık için adaleti, güvenliği ve onurlu bir yaşamı sağlamak içindir. Ribi' bin Amir Radıyallahu Anh, Rüstem ile yaptığı konuşmada bunu birkaç özlü sözle özetlemiştir; zira şöyle demiştir: “Allah bizleri, insanları kula ibadet etmekten kulun Rabbine ibadet etmeye döndürmek ve dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine ve dünyanın darlığından dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturmak için gönderdi; kim bizden bunu kabul ederse biz de onu kabul ederiz, kim kabul etmezse ondan cizye alırız, şayet reddederse Allah bize zafer verinceye kadar onunla savaşırız.”

Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gönderildiği topluma baktığımızda, onun cahili bir toplum olduğunu, halkının Allah'a şirk koştuğunu, kendi elleriyle tahtadan, taştan ve hatta hurmadan oydukları putlara ve heykellere taptıklarını, kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüklerini, tartıda hile yaptıklarını, faizle muamele ettiklerini, aralarında zina ve ahlaksızlıkların yaygınlaştığını, aralarındaki güçlülerin zayıfları ezdiklerini, aralarında asabiyet, kabilecilik ve taifecilik naralarının da yaygınlaştığını, hiçbir önemi olmayan, aksine sadece iğrenç kabilecilik yüzünden birbirlerinin kanlarının döküp kendi aralarında savaştıklarını görürüz. Örneğin kırk yıl boyunca bir inek için savaştıkları gibi onlardan (uygar olanlar) da çoğu zaman o dönemdeki büyük güçlerin önemsediği çıkarlar için savaşmışlardır. O vakit Irak’taki
Lahmiler Perslere, Şam’daki Gassaniler ise Romalılara tabiydi; dolayısıyla Romalılar Perslerden veya Persler Romalılardan rahatsız olduklarında, Gassaniler ve Lahmiler birbirleriyle savaşıyorlar, dolayısıyla parçalanıyorlar ama onları birleştirecek hiçbir şey olmadığı gibi işledikleri birçok kötülükleri de hiç kimse engellemiyordu.

Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İslam akidesi ve hükümleri aracılığıyla birkaç yıl içinde hem bireysel hem de toplumsal düzeyde insanların hayatlarında niteliksel bir değişim meydana getirmeyi başarmıştır; nitekim Cafer ibn Ebu Talib, Necaşi’nin "Bu din nedir?" sorusuna şöyle cevap vermiştir: “Biz cahiliye karanlıkları içinde yüzen bir kavimdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, günah işlerdik. Akrabalarla ilişkiyi keser, komşulara kötü davranırdık. Aramızda güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Allah bize aramızdan soyunu, doğruluğunu, güvenirliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderinceye kadar bu şekilde yaşamaya devam ettik. Allah’ın elçisi, bizi Allah’ı birlemeye, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın O’nun dışında ibadet ettiğimiz putları ve taşları terk etmeye davet etti. Bize doğru söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabaları ziyaret etmeyi, komşulara iyi davranmayı; haramlardan sakınmayı ve insanları öldürmemeyi emretti. Bize kötü ve günah fiiller işlemeyi, kötü söz söylemeyi, yetimlerin malını yemeyi, iffetli kadına iftira etmeyi yasakladı. Allah’a ibadet etmeyi ve O’na herhangi bir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi ve oruç tutmayı emretti. Onu tasdik ettik, ona inandık ve Allah’tan getirdiği mesajlar doğrultusunda ona uyduk. Böylece sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal kabul ettik.” Böylece İslam Arapları, koyun çobanlarından milletlerin efendisine dönüştürmüş ve onların arasından, dava sahipleri ve hayır ve adalet risaletini dünyaya taşıyacak ve bu yolda eziyet ve işkencelere tahammül edecek kişiler çıkarmıştır. 

İslam davetinin etkisi sadece Araplarla veya Arap Yarımadası ile sınırlı kalmamıştır; zira İslam daveti evrensel bir davettir; çünkü Allah, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bu daveti tüm insanlara iletmesi için göndermiştir; nitekim Rabbimiz Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراًBiz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” [Sebe 28] Nitekim İslam yayılmış, farklı cins, ırk ve renkten insanlar akın akın İslam'a girmiş, ardından Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de İslam Devleti'ni kurmasıyla İslam'ın hükümleri sahada pratik olarak tatbik edilmiş, devletin tebaasından olan Müslümanlar ve gayrimüslimler onurlu bir hayat yaşamışlar, yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanmış, o dönemin en güçlü iki imparatorluğu olan Pers ve Roma yok olmuş, Müslümanlar tarihin akışını değiştirene kadar fetihlerine devam etmişler ve İslam yayılmıştır; dolayısıyla Hilafet Devleti'nin yıkılmasına kadar durum bu şekilde kalmaya devam etmiştir.

Sonra Hilafet Devleti yıkılmış, İslam'ın hükümleri hayat sahasında artık uygulanmaz bir hale gelmiş, zulüm tüm dünyaya yeniden hakim olmuş, sadece Müslümanlar değil tüm insanlık, dini hayattan ayıran kapitalist sistem ve onun yozlaşmış ve ifsat edici medeniyetinin altında sıkıntılı ve zorlu bir hayat yaşamışlardır; zira kapitalist sistem, sömürgeciliğe, halkların kanlarını emmeye, onların servetlerini çalmaya ve onları yoksulluk, açlık ve hastalık içinde bırakmaya dayalı bir sistem olduğu gibi kâr ve maddeyi her şeyden daha değerli olarak gören ve altındaki her şeyi, hatta Allah'ın şerefli kıldığı insanı bile alınıp satılabilir bir hale getiren bir ideolojidir! Oysa Allah insanın nefsini, malını ve ırzını koruyan hükümler koymuş ve bir Müslüman saldırıya uğradığında ordusunu seferber edecek devlet aracılığıyla bu hükümlerin uygulanmasını sağlamıştır. Zira İslam'da siyaset, işlerin gözetilmesi olup İslam Devleti de gözetici bir devlettir; yani İslam Devleti, kapitalist devletler ve koltuklarını insanların geçim kaynaklarını yağmalamak, talan etmek ve çalmak için bir araç olarak kullanan ülkemizdeki yöneticilerden onların tabiilerinin yaptıkları gibi vergi toplayan bir devlet değildir; ülkemizdeki bu yöneticilerin, başlarında Amerika olmak üzere sömürgeci efendilerinin çıkarlarını ve projelerini uyguladıkları sürece iktidarda kalabileceklerini de unutmamak gerekir. Sosyal (içtimai) yöne gelince; Batı medeniyetinin bireylere içgüdülerini istedikleri gibi tatmin etme özgürlüğü vermesinden bu yana meydana gelen ahlaki çürüme ve yozlaşmadan bahsetmeye bile gerek yoktur. Nitekim bu durum, haram olan ilişkilerin yayılmasına, eşcinselliğin yasallaştırılmasına ve fıtrata aykırılığın saygı duyulması gereken bir özgürlük haline gelmesine yol açmıştır!Epstein'ın adasıyla ilgili sızdırılan belgeler, bilgiler ve tanıklıklar, belki de Batı medeniyetinin yozlaşmasını ve bunun altında ezilen insanlığın sefaletini özetlemektedir; zira dünya, yozlaşmış pislikler tarafından yönetilmekte ve Batı medeniyeti ve özgürlükleri, başkalarından önce kendi halkına yıkım getirmektedir.

Bugün insanlığın, kendisini kapitalist medeniyetten kurtaracak birine ihtiyacı olduğu gibi yine insanlığın, kendisini sömürgecilikten ve orman kanunlarından kurtaracak, güvenli ve onurlu bir yaşam sağlayacak birine ihtiyacı vardır. Bunu yapmaya muktedir olan ise sadece İslam ve onun hükümleri olup bu hükümleri de hayat sahasında pratik olarak uygulayacak olmasının yanı sıra insanlığı güvenli bir limana götürmeye muktedir olan da sadece Hilafet Devleti'dir.

Bu nedenle Müslümanların görevi, İslam risaletini taşıma konusunda rollerini yerine getirmeleri ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için ciddiyetle çalışmalarıdır; zira dünyayı kapitalizmin kötülüklerinden ve onun altındaki sıkıntı ve sefaletten kurtaracak olan Hilafet Devleti'dir. Bakın azimlerimizi bilemek, Allah ile olan ahdimizi yenilemek, O'nun şeriatını uygulamak için çalışmak ve bu kerim ayda indirilen Kitabı'nı da, Müslümanlar için bir anayasa ve yaşam biçimi olarak tatbik konumuna ve tüm insanlar için ise bir can simidi haline getirmek için Ramazan ayı en büyük fırsatlardan biridir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra

Devamını oku...

Müslümanlar, Diğer İnsanlar Dışında Tek Bir Ümmettir

Haber-Yorum

Müslümanlar, Diğer İnsanlar Dışında Tek Bir Ümmettir

Haber:

İran'ın, savaşın sona erdirilmesi konusunda Washington'a yönelik dolaylı mesajları; henüz müzakereler yok. (Lübnan en-Nehar Gazetesi, 4 Mart 2026)

Yorum:

CNN'e göre Lübnan en-Nehar gazetesi, İran istihbarat teşkilatlarının ABD'ye dolaylı mesajlar ileterek savaşı sona erdirmek için görüşmelere başlamaya yönelik olası bir hazırlığı ifade ettiğini yayınlamıştır. Gazeteye göre, bu mesajlar üçüncü bir ülke aracılığıyla ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'na (CIA) iletildi, ancak bu durum henüz savaşı sona erdirme veya net bir müzakere süreci başlatma mekanizması hakkında ciddi tartışmalara yol açmamıştır.

Kayda değerdir ki iki milyarlık bir ümmet, İran'ı, Trump ve onun yeryüzünde fitne ve fesat saçan ve herhangi bir caydırıcı olmaksızın uçakları ve füzeleriyle İslam ülkelerinde arbedeler çıkaran üvey evladı Yahudi varlığına karşı tek başına bırakmıştır. Bilakis İslam ümmetinin, Siyonist-Amerikan saldırganlığını sadece İran'a değil, hepsine yönelik bir saldırganlık olarak görmesi gerekir; çünkü İran ile diğer İslam ülkeleri arasındaki fikhi farklılıklar, Amerika ve gaspçı varlığın İslam ülkelerine yönelik saldırısı karşısında hareketsiz kalmayı haklı çıkarmaz; zira dinin zaruretlerinden birinin de, bir Müslümanın, Müslüman kardeşine yardım etmesinin vacip olduğu bilinmektedir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُSizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir.” [Enfal 72]Burada İran'daki Müslümanlara yardım etmekten bahsetmek, İslam ümmetinin davalarına yardım etmeyi terk eden İran rejimine yardım etmek anlamında değildir; zira Amerikan füzeleri ve Yahudi uçakları orada Müslümanları öldürmekte ve İslam ülkelerini yok etmektedir. Bu yüzden onlara yardım etmeyi terk etme durumu caiz değildir; tıpkı Filistin, Sudan ve diğer İslam ülkelerindeki halkımızı desteklemeyi terk etmenin caiz olmaması gibi.

Fıkhi ihtilaflar konusuna gelince; kurulduğunda İslam Devleti ve Müslümanların Halifesi, bu sorunları çözecek ve ihtilafı ortadan kaldıracaktır ama şu anda İran'daki Müslümanları desteklemekten daha önemli bir şey yoktur. Eğer İran'a komşu olan Müslümanların başındaki yöneticiler, kafir Batı'ya olan bağlılık ve ajanlıklarından kurtulmuş olsalardı, bu çok kolay olurdu; zira ne Amerika ne de Yahudi varlığı, bu ülkelerin yöneticilerinin işbirliği olmadan bu ülkelerin hava sahasına veya sularına giremezdi ama bu yöneticiler, saldırı karşısında destek almak için ümmetlerine başvurmak yerine, tahtlarını korumak için kafir Batı'dan yardım istiyorlar. Örneğin Körfez devletçikleri, kendilerini korumak için Avrupa Birliği ülkeleriyle bir toplantı düzenlenmesi çağrısında bulunmuşlardır!

Sonuç olarak İslam ümmeti, özellikle de aralarındaki nüfuz sahibi olanların üzerlerine düşen, yöneticilerinin İslam ümmetinin sorunlarına karşı birbiri ardına olan eylemsizliği ortaya çıktıktan sonra, İran'daki Müslümanlara yardım etmek ve onları vahşi saldırılar karşısında yalnız bırakmamak için rejimlere baskı yapmak amacıyla kamuoyunu harekete geçirmeleridir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz El-Hamid – Yemen

Devamını oku...

Kardeşlerinden Yana Taraf Olan Biri, Onlarla Birlikte Sömürgeci ve Gaspçı Ülkelere Karşı Savaş Açar Ey Erdoğan!

Haber-Yorum

Kardeşlerinden Yana Taraf Olan Biri, Onlarla Birlikte Sömürgeci ve Gaspçı Ülkelere Karşı Savaş Açar Ey Erdoğan!

Haber:

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz. Türkiye olarak sulh ve sükunun tarafındayız. Huzurun ve istikrarın, dayanışmanın ve işbirliğin tarafındayız. Evrensel değerler, adalet ve kalkınmanın tarafındayız.” (2026.03.04 Haber7)

Yorum:

Erdoğan’ın yukarıdaki ifadeleri, hakikatten uzak, sömürgeci kâfirlerin lügatinden devşirilmiş, genel olarak Ümmetin, özel olarak ise İran halkının dertlerine derman olmaktan uzak acizane bir söylemdir, İslam ümmetinin celladı olan Batılı sömürgeci güçlerin dayattığı ulus-devlet mantığı ve anlayışının tipik bir tezahürüdür ve zehirli bir dildir. Zira Erdoğan’ın, zorba Amerika ve ucube Yahudi varlığının saldırdığı İranlıları ve Lübnanlıları tek bir vücudun azaları gibi görüp kendisine yapılmış bir saldırı olarak kabul etmemesi, sömürgeci kâfir Sykes-Picot’un çizdiği suni sınırları derinliklerine kadar kabul edip özümsediği anlamına gelir. Çünkü bir Müslümanı diğerinden “sınır” ve “pasaport” ile ayıran, ardından ona bir yabancıymış gibi komşu diyen bir anlayış, Ümmetin birliğini parçalayan laik kapitalist ideolojinin bir ürünüdür. Hakiki bir İslami liderlik, sınırların ötesini komşu değil, kendi toprağı ve oradaki Müslümanı da kendi canı olarak görür. Dolayısıyla ona yapılan saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak kabul edip gasıp saldırgana yanıt vermek ve onu tarihin derinliklerine gömmek için ordularını ve tüm imkanlarını seferber eder.

İslam’a göre Müslümanlar coğrafi olarak komşu değil, akidevi olarak tek bir vücuttur. Müslüman ülkeleri arasındaki sınırlar, ümmeti parçalamak için çizilmiş Sykes-Picot mirası habis çizgilerdir. Yahudi varlığının Filistin ve Gazze’de katliam ve soykırım yapmasına ses çıkarılmamasını, Amerika ve Yahudilerin İran’a düzenlemekte oldukları barbar ve acımasız saldırılara sessiz kalmamızı ve ölü sessizliğine bürünmemizi sağlayan işte bu habis sınırlardır. Bir Müslüman için Suriye, Irak veya Filistin ve İran bir dış mesele veya komşu meselesi değil, bizzat evin içi meselesidir.

Madem tarafsız değilseniz ey Erdoğan! Gazze’de soykırım işlenirken, Doğu Türkistan’da zulüm arşa çıkarken, Myanmar’da Müslümanlar yerlerinden yurtlarından edilirken, Suriye’de Müslümanlar şebbihalar tarafından kıyım kıyım doğranırken neredeydiniz? Şu an İran ve Lübnan bombalanırken ordular neden hala kışlalarında bekletilmektedir? Peygamber ocağı kabul edilen bu devasa ordulara, Peygamberin ümmetini ve topraklarını mı yoksa Erdoğan ve benzeri Ruveybida ajan yöneticilerin koltuk ve tahtlarını korumak için mi yıllardır milyarlarca dolar harcanmaktadır?

O yüzden Erdoğan’ın “Tarafsız değiliz” iddiası, içi boş bir hamasetten ibarettir. Zira İslam hukukunda ve siyasetinde tarafsız olmamak; kınama mesajları yayınlamak veya insani yardım kolileri göndermek değildir. Kaldı ki Müslümanlara veya İran dahil olmak üzere bir Müslüman ülkesine kafirler tarafından bir saldırı düzenlendiğinde tarafsız kalınamaz. Aksine orduları harekete geçirip o kâfirlerin bölgedeki nüfuzunu kökten kazıması ve başta Filistin olmak üzere işgal altındaki toprakları kurtarması kendisini Müslüman gören her yöneticinin en öncelikli görevidir. Tarafsız olmadığını söyleyip sömürgeci kurumların (BM, NATO vb.) çizdiği sınırlar içinde kalmak ümmeti kandırmaktan, “Evrensel değerler, adalet ve kalkınma” gibi ifadelerden de dem vurmak, Batı’nın kokuşmuş kapitalist sistemini ve laiklik dayatmasını şirin gösterme çabasından başka bir şey değildir ve Batı’nın demokrasi ve hürriyet ambalajlı zehrini Müslümanlara enjekte etmek demektir. Müslümanların katledildiği, topraklarının işgal edildiği, ülkelerine saldırı düzenlendiği ve mukaddesatlarının çiğnendiği bir dönemde sükunetten bahsetmek; Evrensel değerler ve adaletten dem vurmak, zalime yol vermek, mazluma ise “ölürken sessiz ol” demektir.

Bu söylemler, Ümmetin duygularını uyuşturmaya yönelik diplomatik bir afyondur. Müslümanların ihtiyacı olan şey; laik demokratik sistemin “sulh ve sükûn” masalları değil, kâfirlerin kökünü kazıyan, Müslümanlar arasındaki yapay sınırları ortadan kaldıran, işgal altındaki toprakları kurtaran, Müslüman ülkelere saldıran sömürgeci kafir ve gaspçı varlıktan intikam alan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’tir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ercan Tekinbaş

Devamını oku...

Savaşları Alevlendiriyorlar, Sonra Da Çocuklar İçin Ağlıyorlar!

Haber-Yorum

Savaşları Alevlendiriyorlar, Sonra Da Çocuklar İçin Ağlıyorlar!
Tıpkı Birini Öldürüp Sonra Da Onun Cenazesine Katılan Kimse Gibi

Haber:

3/3/2026 Salı günü, Melania Trump, Orta Doğu'da ABD ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırılarının gölgesinde askeri olarak gerginliğe tanık olunan bir zamanda, çatışma bölgelerindeki çocukları korumanın yollarını tartışmak üzere New York'ta BM Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık etti. Melania konuşmasında, zorlu koşullar altında toplantıya başkanlık ettiğini vurguladı, Washington'un dünya çapındaki çocukların yanında olduğunu belirtti ve barışın teşvik edilmesi, çocukların eğitim ve modern teknolojiye erişim haklarının korunması çağrısında bulundu. Ayrıca bilginin yayılmasının, karşılıklı anlayış ve çeşitliliğe saygı temelinde sürdürülebilir barışın inşasına katkıda bulunduğunu ifade ederek çocukları yapay zeka teknolojileriyle buluşturmanın bilginin artırılması ve eğitim ufkunun genişletilmesi açısından önemini vurguladı. (Russia Today)

Yorum:

Amerika ve Yahudilerin İran'daki bir kız ilkokulunu hedef alan ve 165 öğrencinin ölümüne neden olan saldırısından birkaç gün sonra, Melania Trump çatışma bölgelerindeki çocukları korumak için alınabilecek önlemleri tartışmak üzere bir toplantı düzenledi. Oysa bu çatışmalar ve savaşlar, çıkarlarını elde etmek, kontrolünü dayatmak ve halkların kaynaklarını ve servetini yağmalamak için başlarında kötü ve suçlu Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere sömürgeciler tarafından alevlendirilmektedir. Böylece masumların kanları dökülmekte, ülkeler yok edilmekte ve insanlar evlerinden edilmektedir. Tıpkı Sudan, Gazze, Suriye, Yemen, Lübnan ve İran'ın durumda olduğu gibi ki liste uzayıp gitmektedir. Sonra da dünyanın dört bir yanındaki çocukların yanında olduklarını iddia ediyorlar yani onlar bizzat birini öldürüp sonra da cenazesine katılan kimse gibidirler!

Sömürgecilerin doğrudan ya da ajanları yoluyla vekaletle yürüttüğü savaşlar, özellikle Müslüman ülkelerde çocukların acı çekmesine neden olmaktadır. Bu savaşlarda çocuklar zincirin en zayıf halkası olup onların masumiyetleri ve yaşlarının küçük olması onları aklamaz; zira onların arasından öldürülen ve yaralananlar olduğu gibi açlık, yoksulluk, yoksunluk ve ilaç eksikliği yaşamalarının aynı sıra yetim ve kayıp durumu yaşamışlar, evlerinden edilmişler ve eğitimden mahrum kalmışlardır. Dahası çoğu zaman, ailelerini geçindirmek için çalışmak zorunda kalmışlardır. Böylece küçük bedenlerine yetişkinlerin yükünü ve sorumluluklarını yüklemişlerdir.

Batılı ülkelerin uyguladığı çifte standartlar net bir şekilde ortaya çıktığı gibi çocuk hakları, insan hakları ve çatışmalarda ve savaşlarda masumların korunması ile ilgili sloganların bir yalan olduğu da açığa çıkmıştır; zira bunlar, acıktıklarında yedikleri hurma putundan ve İslam'ın hükümlerine saldırmak istediklerinde kullandıkları bir karttan başka bir şey değildir. Bu da Müslümanların evlatlarını dinlerinden ve kimliklerinden koparmak ve onların aralarında yozlaşma ve ahlaksızlığı yaymak içindir. Bu yüzden Batılı ülkeler, yöneticilerden oluşan ajanlarına CEDAW ve Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi ilgili uluslararası anlaşmaları imzalamalarını emrediyorlar ve bunlara uymak için yasalar çıkarmalarını ve okul müfredatlarını değiştirmelerini talep ediyorlar, bunu da şartlı finansman ve yardım almalarıyla ilişkilendiriyorlar; ama  mesele Müslüman ülkelerde çocuklara karşı işlenen zulüm ve suçlarla ilgili olduğunda, ya seyirci kalıp kabir sessizliğine bürünüyorlar, ya da çoğu zaman suçlulara ortaklık yapıyorlar; Gazze'deki soykırım savaşı bunun en iyi kanıtıdır.

Çocukların ve tüm insanlığın kapitalist sistem ve onunla hükmeden sömürgeci devletlerin gölgesinde güvenlik, emniyet ve onurlu bir yaşam sürmesinin mümkün olmadığı şüphe götürmez bir gerçektir. Belki de Epstein Adası skandalları ve orada çocuklara ve reşit olmayanlara karşı işlenen zulümler, suçlar ve saldırılar bu konuda söylenmesi gerekenlerin çoğunu özetlemektedir. Bu yüzden tüm insanlık için, İkinci Raşidi Hilafetin gölgesinde İslam'ın hükümlerini uygulamaktan başka bir kurtuluş yoktur; Allah'tan bize, Hilafetin bir an önce kurulmasını bahşetmesini diliyoruz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra

Devamını oku...

Pakistan Müslümanları Öldürüyor ve Yahudiler ve Haçlıların Komşusuna Yönelik Saldırılarına Göz Yumuyor

Haber-Yorum

Pakistan Müslümanları Öldürüyor ve Yahudiler ve Haçlıların Komşusuna Yönelik Saldırılarına Göz Yumuyor

Haber:

1 Mart 2026'da El Cezire kanalı, Pakistan'da kalabalıkların ABD konsolosluğuna baskın düzenlemeye çalışmasının ve güvenlik güçlerinin de onları dağıtmak için ateş açmasının akabinde en az dokuz kişinin öldüğünü bildirdi. Bir hastanenin yetkilisi, çatışmanın ardından “En az dokuz cesedin Karaçi Sivil Hastanesine götürüldüğünü” söyledi.

Yorum:

Pakistan'ın generalleri, Müslümanların egemenliklerinin ve ulusal güvenliklerinin koruyucuları olduğuna inanmasını istiyorlar ama eylemleri, Washington’ın liderlik ettiği bölgesel düzene hizmet etmek için Müslümanlara karşı baskı uygulayan bir rejim ortaya koyuyor. Zira İran liderinin suikastı ve Amerika'nın savaştaki rolüne öfkelenen insanlar Karaçi sokaklarına döküldüğünde, devlet kurşunlarla karşılık vermiştir. Pakistan kendi halkını korumamış, aksine topraklarındaki Amerikan kalesinin çevresini korumuş ve bunu da Pakistan elitlerini iktidarda tutan imparatorluğu protesto eden Müslümanları öldürerek yapmıştır.

Birkaç gün önce Pakistan ordusu Afganistan'a hava saldırıları düzenlemiş ve Afgan yetkililer de aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca sivilin öldürüldüğünü bildirmiştir. Yani Pakistan, Müslüman ülkelerine sınır ötesi şiddet yayabiliyor ancak Amerika’nın İran'a karşı savaşı tırmandırdığında, Pakistan rejimi Amerika ile yüzleşme konusunda kör ve sağır sağır kesilirken içerideki Müslümanların öfkesini bastırmada oldukça ustadır.  

Bu körlük bir tesadüf değildir. Pakistan'ın jeopolitik yapısı, İslam beldesini yönetilebilir birimlere bölmek için tasarlanmış bir sömürgeci ürünü niteliğindedir. Nitekim İngiltere, 1893 yılında, kontrolü altındaki Hindistan'ı Afganistan'dan ayırmak için sömürgeci sınırlar olarak Durand Hattı'nı dayatmıştır. Ayrıca Pakistan ile İran'ı ayıran Goldsmid Hattı (1870-1872) ise, sömürge sınırlarını ve tampon bölgeleri güvence altına almayı hedefleyen ve İngilizlerin liderliğinde yürütülen bir sınır belirleme süreci mesabesinde olmuştur. Bu sınırlar Müslümanlara hizmet etmek için değil, aksine İngiltere'ye hizmet etmek için çizilmiş olup İslam onlara birleşmelerini emretmesine rağmen hala Müslüman halkları siyasi olarak parçalanmış halde tutan bir bölünme yapısı oluşturmaya devam edilmektedir.

Karaçi'deki protestocuların öldürülmesini ve Durand Hattı'nın ötesindeki bombalamaları meşrulaştırmak için milliyetçi eğilimi kullanan aynı devlet, Amerika'nın bölgenin ana damarları üzerindeki nüfuzunu temel alan Amerikan güvenlik coğrafyasına dayanmaktadır. ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı, operasyon bölgelerini Umman Körfezi ve kuzey Arap Denizi olarak tanımlamış olup bu sular Pakistan kıyılarının açıklarında yer almakta ve Amerikan silahlarının menzili içindedir.   Pakistan ordusu liderliği televizyon ekranlarında övünebilir ancak bölgeyi deniz ve hava gücü, askeri üsler ve ajan rejimlerle çevreleyen Amerika'nın saldırgan ve terör makinesi karşısında aciz kalmıştır. Peki neden? Çünkü Pakistan'ın yönetici sınıfı para, silah, diplomatik koruma ve iç güvenlik elde etmek için bu sisteme güvenmektedir.

Bu nedenle rejim öfkesini aşağıya doğru yöneltiyor: Yani Afganlara, göstericilere, generalleri ve politikacıları yerinde tutan istikrarı tehdit eden herkese yöneltiyor; bu ise Allah'ın şu kavline aykırıdır: مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْMuhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” [Fetih 29]

İslam ülkelerinde durum ne yazık ki böyledir; zira onların yöneticileri sadece Müslümanlara karşı cesurdurlar ama kafirlere karşı korkaktırlar; böylece Müslümanlar, kuralları dışarıda yazılan satranç tahtasında hareket eden piyonlar haline gelmişlerdir.

Ciddi bir İslam siyasetinin şu gerçeği kabul etmesi gerekir: Sömürgeci sınırları, milliyetçi efsaneleri ve Amerika ile güvenlik ortaklıkları, İslam'dan çok kapitalizmi tercih eden yönetici bir sınıf ortaya çıkarmıştır. Çözüm, egemenliği ihlal eden yapılara ev sahipliği yaparken egemenlik hakkında başka bir konuşma yapmak değildir, aksine çözüm, yeniden İslam esasına dayalı siyasi bir birlik inşa etmektir; bu ise Müslümanların kanını kutsal sayan, Batı'nın zorba elinde bir araç olmayı reddeden ve sömürgeci Batılı güçler tarafından çizilen aşağılık sınırlara son veren tek bir otoritedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdullah Rubin

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER